Epidural Lizis nedir, nasıl yapılır? Detayları

Epidural Lizis; Bel veya boyun fıtığı ameliyatları sonrası ameliyat bölgesindeki sinirlerin çevresinde oluşan yapışıklıklar şiddetli ağrıya neden olabilir. Bu yapışıklıların oluşması cerrahın hatasına bağlı olmayıp tamamen hastanın bünyesi ile ilgilidir. Bu durumda omurga kanalına gitar teli inceliğinde özel bir sonda yerleştirilerek 2-3 gün süreyle özel ilaçların verilerek oluşan yapışıklıkların ortadan kaldırılmasına çalışılır.

Epidural (beyin ve omurilik zarının dışı) bölgede çeşitli nedenlerle oluşan lezyonlar ağrı nedeni olarak karşımıza çıkabilmektedir. Epidural bölgedeki lezyonların oluşma sebepleri arasında; cerrahi operasyon sonrası bu bölgeye kanama olması ve iyileşme sürecinde yara dokusu haline gelmesi, diskte ortaya çıkan yırtık sonrası disk içeriğinin bu bölgeye sızması, bel fıtığı ameliyatı sonrası disk yırtılması, omurga gövde kırığı sayılabilir.

Fakat en sık sebep cerrahi işlem sonrası yara dokusu oluşumudur. Oluşan yara dokusu sinir kökleri üzerinde bası yaparak veya uyarıya sebep olarak kalıcı ağrı oluşumuna sebep olur.

Epidural lezyonların MR (manyetik rezonanas) veya BT (bilgisayarlı tomografi) gibi klasik yöntemlerle tanınması oldukça güçtür. Epidurogram (epidural aralığa radyoopak madde vererek görüntüleme) ve epidurografi (epidural aralığın görüntülenmesi işlemi) epidural lezyonu en iyi şekilde ortaya koyabilir.

Epidural lezyona bağlı ağrıyı gidermek için bir iğne aracılığıyla epidural aralığa yapılan tek seferlik enjeksiyonlarda, enjekte edilen sıvının en az direnç ile karşılaştığı yolu izlediği ve lezyonun içine ulaşmadığı görülmüş ve lezyonun giderilebilmesi için bir kateter yardımıyla lezyonun içine girilmesi ve bu şekilde ilaç uygulanması tercih edilir olmuştur.

Epidural lizis (erime) nasıl yapılır?

Ağrıya sebep olan epidural lezyonun içine kateter yerleştirerek lezyonun tam içine hipertonik tuz çözeltisi verip lezyon ve yapışıklıkların ortadan kaldırılması işlemidir. Epidural lezyonun oluştuğu bölgeye göre kaudal (kuyruk sokumu), servikal (boyun) ve torakal (sırt) epidural lizis yöntemleri uygulanır.

Hasta yüzüstü pozisyonda yatırılır. Bel bölgesinin düzleştirilmesi amacıyla karın altına yastık destek konulur.İşlemin yapılacağı bölgenin temizliği sağlanır ve steril olarak silinip hazırlanır. Skopi (X ışınları kullanarak görüntüleme sağlayan cihaz) kontrolü ile girişimin yapılacağı bölge görüntülenir(Şekil-1). Epidural kateter takıldıktan sonra hasta 3 gün hastanede yatırılarak, her gün 30 dk.’lık seanslar halinde ilaç pompası yardımıyla hipertonik tuz çözeltisi lezyonun içine uygulanır(Şekil-2). Hastanede kalış süresi boyunca damar yolundan, taburcu edildikten sonra da ağız yoluyla 5 gün süre ile kullanılan antibiyotik tedavisi, oluşabilecek enfeksiyon riskini ortadan kaldırır.

Kimlere epidural lizis yapılabilir?

Özellikle bel ve sırt ağrıları nedeniyle başarısız cerrahi geçirmiş olan hastalarda, bunun dışında epidural alanda lezyon oluşumuna neden olabilen spinal kolon metastatik kanserleri, disk yırtıkları, omurga kırıkları, faset eklem sendromu gibi patolojilerde epidural lizis yöntemi ağrıyı gidermek ve yapışıklıkları açmak amaçlı kullanılabilir.

Epidural lizisten önce ne yapılmalı?

Epidural lizis işleminde kullanılan hipertonik tuz çözeltisinin yara dokusu bölgesinde ve sinir köklerinde güçlüödem çözücü etkisi vardır. Fakat hipertonik tuz çözeltilerinin epidural alana enjeksiyonu oldukça ağrılıdır ve bu ağrı nadiren 5 dakikadan uzun sürer. Bu nedenle tuz çözeltilerinin epidural alana enjeksiyonundan 30 dakika önce epidural alana 10ml % 0,25’lik bupivakain verilerek oluşabilecek ağrının önüne geçilir. Daha sonra da 10ml hipertonik tuz çözeltisi infüzyon pompası ile epidural alana uygulanır. 3. gün son enjeksiyon tamamlandıktan 10 dakika sonra da kateter çekilir.

Girişim gününde başlayan veya daha öncesinden başlamış olan grip, sinüzit veya benzeri bir enfeksiyonunuz varsa yahut sebebi saptanmamış da olsa yüksek ateşiniz varsa girişimden önce mutlaka doktorunuza bildiriniz.
Aspirin®, Coraspin ®gibi kan sulandırıcı ilaçlar ve gingko biloba içeren Tebokan®, Bilokan® türü ilaçlar 4 gün önceden kesilmeli.

Özel durumlarda kullanılan pıhtılaşma önleyici ilaçlar (Coumadin® , Plavix®) da size bu ilaçları kullanmanızıöneren hekimle görüşüp hekim onayını almanızın ardından en az 1 hafta önceden kesilmeli.

Girişimin 4 saat öncesinden itibaren tamamen aç ve susuz kalmanız; herhangi bir katı-sıvı gıda, su ve çay almamış olmanız gerekmektedir. Eğer devamlı olarak kullanmanız gereken kalp, şeker veya tansiyon ilacı varsa doktorunuzla görüşerek ilaçları nasıl almanız gerektiğini sorunuz. Girişim günü mevcut en son tarihli görüntüleme yöntemi ve filmleri ( MR-EMG-Tomografi) beraberinizde getiriniz.

Müdahalenin yapılacağı bölgede açık yara veya enfeksiyon düşündürecek cilt defektlerinin varlığında doktorunuza danışınız. Mutlaka size eşlik edebilecek bir refakatçi ile geliniz, yalnız gelmeyiniz.

Epidural lizis sonrası ne olur?

Epidural lizis uygulamasından sonra %80 oranında hastaların ağrılarında azalma/kaybolma ve motor işlevlerde belirgin düzelme görülür. Azalan ağrı ve azalmış olan kas gücünün yerine gelmesiyle hastalar fizik tedavi programına alınır. Fakat yaygın yara dokusu oluşumu nedeniyle lezyonların tamamını lizise uğratmak her zaman mümkün olmayabilir. Gerek duyulduğunda işlem tekrar uygulanabilir.

Kimlere epidural lizis yapılmaz?

  • Hastanın yöntemi reddetmesi
  • Pıhtılaşma bozuklukları
  • Vücut sıvı miktarındaki azalma (hipovolemi)
  • Girişim bölgesinde enfeksiyon
  • Sistemik enfeksiyon

Epidural lizis riskleri nelerdir?

Yan etkiler nadir olarak görülmektedir. Ortaya çıkabilme ihtimali olan yan etkiler şu şekilde sıralanabilir;

  • Beyin omurilik zarının altında kalan bölgeye yapılan enjeksiyona bağlı;
    1. Paralizi (kas gücü kaybı)
    2. Barsak-mesane fonksiyonlarında bozulma
  • Enfeksiyon (menenjit, abse..)
  • Kalp ritm bozukluğu
  • Kısmi felç, sfinkter kontrol kaybı
  • Hızlı enjeksiyona bağlı beyin kanaması, görme bozukluğu, baş ağrısı

(Kaynak: algo.com.tr)

Paylaşın

Endometriozis nedir? Belirtileri, Tedavisi

Kesin nedeni halen bilinmeyen Endometriozis, rahim içindeki endometrium denilen dokunun, batın içinde başka dokulara yerleşmesi durumudur. Hastalık her yaş grubundaki kadını etkileyebilmesine rağmen en çok 30’lu ve 40’lı yaşlardaki kadınlarda görülür.

Rahmin içerisinde bir tabaka bulunur ve bu tabaka her adet döneminde dökülerek adet kanamasına neden olur. Bazen bu tabaka, çeşitli nedenlerden dolayı rahmin dışında, örneğin yumurtalıkarda, mesanede, bağırsaklar üzerinde, böbrekte hatta beyin gibi organlarda bile gelişebilir. Bu tip anormal yerleşimlerin niçin olduğu tam açıklanamamıştır. Ancak anatomik bozukluklar, bağışıklık sisteminindeki aksaklıklar veya hormonal faktörler üzerinde durulmaktadır. Nedeni ne olursa olsun, genel olarak bu hastalığa endometriozis tanısı konulur.

Kimlerde daha sık görülür?

Endometriozis infertilite (kısırlık) şikayeti olan kadınların yarısında izlenebileceği gibi çocuk sahibi olmuş kadınların %20’sinde de gözlenmektedir. Daha çok modern hayatın bir rahatsızlığı olarak bilinmektedir. Sosyo ekonomik seviyesi yüksek, şehirli hayatı olan kadınlarda daha fazla izlenebilir. Coğrafi faktörler veya genetik yatkınlık da hastalığın nedenleri arasında olabilmektedir. Endometriozis infertiliteye neden olabileceği gibi çocuğu olmayan genç kadınlarda da izlenmektedir.

Belirtileri;

Endometriozis bazen tamamiyle tesadüfen saptanır, yani şikayet olmadan da gelişebilir. En fazla görülen şikayet, sancılı adet kanamasıdır. Hatta hastalar bu dönemlerden çok korkarlar, ağrıyı dindirebilmek için acil servislere bile başvurdukları olmuştur. Bunun dışında adet düzensizliği, sancılı büyük abdeste çıkma, bazen dışkıda kanama veya idrarda kan görülmesi olabilir.

Akciğerlere yerleştiği zaman kanlı balgam çıkartmaya yol açabilir. Beyine yerleştiği zaman epilepsiye yol açtığını gösteren vaka takdimleri vardır. Endometriozis en sık yumurtalıklara yerleşir ve yumurtalılarda çikolata kisti dediğimiz kitlelere yol açar. Çikolata kisti durumlarında kasık ağrısı, kabızlık veya cinsel ilişki sırasında ağrıya neden olabilir. Bazı durumlarda infertilite şikayeti ile gelen ve hiçbir semptom göstermeyen kadınlarda da saptanabilir.

Endometriozisdeki kasık ağrısı adet dönemleriyle alakalıdır. Sancılar kanama ile başlar ve adet dönemine devam eder, daha sonra kaybolur. Başka bir deyişle ağrılar her ay halinde mesai yaparlar.

Teşhisi;

Endometriozisin kesin tanısı, lezyonu direkt olarak gördüğümüzde koyulabilir. Bu da ancak laparoskopi dediğimiz yöntemle olur. Yani batın içersine endoskopik bir aletle girip rahmin üst kısmı, yumurtalıklar, bağırsaklar ve bunları çevreleyen zarlar direkt gözlemlenerek endometriozis bulguları saptanır. Bazen mum alevi gibi sarı renkte olur, bazen de mürekkep renginde olabilir. Bazı durumlarda yumurtalıklarda çikolata kisti saptanır.

Laporoskopi dışında ultrasonografi, jinekolojik muayne bulguları ve kanda bakılacak Ca 125 adlı hormon seviyesi tanıda yardımcı olur. Zor olgularda manyetik rezonans gibi ileri görüntüleme yöntemlerine başvurulabilir.

Tedavisi;

Endometriozisde iki ana şikayet vardır: Birincisi sancılı adet görme, diğeri ise kısırlıktır.Şikayetin tipine göre tedavi yolu farklı olabilmektedir. Örneğin sadece ağrı şikayeti olan kadınlara ağrı kesiciler, hormonal ilaçlar verilebilir veya daha ağır olgularda cerrahi yöntemler önerilir. İnfertilite şikayeti olanlarda farklı görüşler olmakla beraber cerrahi yöntem ile daha çok laparoskopi tercih edilir, çikolata kistlerinin çıkarılması veya direk yumurtlamayı artıcı tedavi veya tüp bebek önerilir. Hastanın yaşı, evlilik süresi, eşlik eden erkek faktörünün olması hangi tedavi yönteminin seçileceğinde önemli rol oynamaktadırlar.

Unutmamak gerekir ki endometriyozis modern hayat şartlarının neden olduğu bir rahatsızlıktır ve hayat şartlarını düzenlemek, özellikle beslenme alışkanlığında yapılacak değişiklikler hastalığın ilerlemesini engelleyebilir. Çocuk sahibi olan ve artık üretkenlik potansiyellerini düşünmeyen daha ileri yaşlı kadınlarda rahim ile yumurtalıkların alınması kesin tedavi yöntemidir.

Ameliyatı sonrasında gebe kalma oranı nedir?

Endometriozisde operasyon sonrası gebe kalma olasılığı cerrahi tekniğe ve uygulamayı yapan hekimin tecrübesine göre değişmekle birlikte ilk yıl içerisinde %50’ye varan gebe kalma şansı vardır. Ancak özellikle ilerlemiş olgularda sadece cerrahi yeterli olmamakta cerrahi sonrası yumurtlamayı arttırıcı tedavi veya direkt tüp bebek tedavisini önermekteyiz. Endometriozisin nedeni tam anlaşılamadığı için cerrahi sonrası nüksetme olasılığı da 1. yıldan sonra %50’ye varmaktadır. Bu yüzden hastalığın ilerlememesi için ya baskılayıcı tedavi uygulamak gerekir ya da en kısa sürede gebelik için uygun koşulları oluşturmak için tedavi vermek önerilir.

Tedavisinde ilaç kullanılıyor mu?

Yukarıda bahsettiğimiz gibi ilaç tedavisi hastalığın ilerlemesini veya ağrı gibi şikayetlerin azalmasını sağlamak için kullanılmaktadır. İlaç tedavisini kestikten sonra endometriyozise bağlı bulguların tekrarlayacağını göz önüne almak gerekir. İlaç tedavisini daha çok henüz gençlik çağında olan kadınlar için önermekteyiz. Kullanılan ilaçların endometriyozisi tedavi edici özelliği yanında maalesef yan etkileri de olmakta hatta bazen tedaviyi yarıda bırakmaya yol açmaktadır.

Paylaşın

Eliminasyon diyet nedir? Detaylar

Eliminasyon Diyet; adı diyet olarak geçse de aslında temel olarak kilo verdirme amacı taşımaz. Tamamen bağırsaklardaki bağışıklık sistemi cevabını düzenlemek amacıyla potansiyel antijen olarak görülen tüm besinleri kesmek esasına dayanır. Eliminasyon diyeti oldukça sınırlayıcı bir diyettir ve potansiyel sağlık riskleri olabilir!

Alerji uzmanları ve diyetisyenler, insanların iyi tolere edilmeyen yiyecekleri ekarte etmelerine yardımcı olmak için onlarca yıldır elimine diyetleri kullanıyorlar. Yiyecek alerjiniz olduğundan şüpheleniyorsanız, bir eleme diyetine başlamadan önce doktorunuza danışın.

Nasıl uygulanır?

Bir eliminasyon diyeti iki aşamaya ayrılır:

Eleme Aşaması; Eleme aşaması, semptomlarınızı kısa bir süre için, genellikle 2-3 hafta boyunca tetiklediğinden şüphelendiğiniz yiyecekleri çıkarmayı içerir. Vücudunuzun tolere edemeyeceğini düşündüğünüz yiyecekleri ve rahatsız edici semptomlara neden olan meşhur yiyecekleri ortadan kaldırın.

Bu yiyeceklerin bazıları fındık, mısır, soya, süt ürünleri, turunçgiller, kabarık sebzeler, buğday, glüten, yumurta ve deniz ürünleri içeren yiyeceklerdir. Bu aşamada semptomlarınızın gıdalardan mı yoksa başka bir şeyden mi kaynaklandığını belirleyebilirsiniz. Belirtileriniz yiyecekleri 2-3 hafta boyunca çıkardıktan sonra da kalırsa, doktorunuza bildirmek en iyisidir.

Yeniden giriş aşaması; Bir sonraki aşama, yavaş yavaş elimine edilen gıdaları diyetinize geri aldığınız yeniden giriş aşamasıdır. Her yiyecek grubu, semptomlar ararken, 2-3 gün boyunca ayrı ayrı tanıtılmalıdır. İzlenecek bazı belirtiler şunlardır:

  • Döküntüler ve cilt değişiklikleri
  • Eklem ağrısı
  • Baş ağrısı veya migren
  • Yorgunluk
  • Uyku zorluğu
  • Solunumdaki değişiklikler
  • Şişkinlik
  • Mide ağrısı veya krampları
  • Bağırsak alışkanlıklarındaki değişiklikler

Bir yiyecek grubunu tekrar tanıdığınız süre içerisinde herhangi bir belirti yaşamazsanız, yemek yemenin ve bir sonraki yiyecek grubuna geçmenin uygun olduğunu varsayabilirsiniz. Bununla birlikte, yukarıda belirtilenler gibi olumsuz belirtiler yaşarsanız, o zaman başarıyla bir tetikleyici yiyecek tanımladınız ve bunu diyetinizden çıkarmalısınız.

Eliminasyonu da dahil olmak üzere tüm süreç yaklaşık 5-6 hafta sürer. Birçok yiyecek grubunu ortadan kaldırmayı planlıyorsanız, doktorunuzdan veya bir diyetisyenden tavsiye alın. Çok fazla yiyecek grubunun ortadan kaldırılması, beslenme eksikliğine neden olabilir.

Faydaları;

Eliminasyon diyetleri, yandaşlarının geniş bir aralıktaki hastalıklardan sorumlu olduklarına inandıkları, tespit edilmesi güç yiyecek intoleranslarını belirlemede potansiyel olarak yararlıdır. Bunların arasında kabızlık, baş ağrıları, migren, kulak veya sinüs enfeksiyonları, sık soğuk algınlığı, post nazal akıntı, kronik burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı, kronik öksürük, egzama, kurdeşen, akne, astım, kaslarda veya eklemlerde ağrı veya sertlik, kalp çarpıntıları, sindirimsizlik, ağızda, midede veya on iki parmak bağırsağında ülserler, Crohn hastalığı, ishal, mantar enfeksiyonları, ürtiker, ödem, depresyon, anksiyete, hiperaktivite, kilo değişliği ve genelleşmiş yorgunluk bulunur.

Dikkat edilmesi gerekenler;

Tüm terapilerde olduğu gibi eliminasyon diyetini düşünen biri risklerine karşı potansiyel faydaları tartmalıdır. Bazılarına göre karar, reçeteli bir ilacı almaya karar vermekle karşılaştırılabilir ve yalnız uzman bir doktorun gözetiminde yapılmalıdır. Eliminasyon diyetleri ağır besin alerjileri olan kişiler tarafından asla kullanılmamalıdır çünkü şüpheli bir yiyeceğin tekrar alınması astım krizini, anafilaktik şoku veya başka tehlikeli reaksiyonu tahrik edebilir. Genellikle eliminasyon diyeti semptomların yalnız bir veya iki şüpheli yiyecekle ilgili olduğuna inanıldığında yapılacaktır.

Hastalar sıkı bir eliminasyon diyetini yapmanın kolay bir iş olmadığını bilmelidirler. Ambalajlı yiyeceklerin etiketlerini dikkatli bir şekilde okumak aşırı derecede önemlidir çünkü bir çok işlenmiş yiyecek yasak olan monosodyum glutomat, şeker ve diğer maddeleri içerebilir. Eliminasyon diyeti hastaları için restoranlarda, okulda ve arkadaşların evlerinde yemek yemek neredeyse olanaksızdır. Sonuçtaki izolasyon eliminasyon diyetine başlama kararının bir parçası olarak düşünülmelidir. Hastalar ayrıca fazladan planlama, alışveriş ve yiyecek hazırlama için yeterli zamanlarının olup olmadığını da düşünmelidirler.

Eliminasyon diyeti hastaları kısıtlanmış diyetlerinden eksik olan herhangi bir besleyici maddeyi de yerine koyma konusunda dikkatli olmalıdırlar. Örneğin diyetinden süt ürünlerini elimine eden birisi için kalsiyum takviyeleri önerilebilir. Diyet sırasında reçeteli ilaçlara devam edilmelidir. Çok küçük bir çocuğa eliminasyon diyeti uygulatmak çocuğun beslenme ve normal büyümesini tehlikeye sokabilir. Emziren bir anne süt verme süresinde eliminasyon diyeti yaparsa hem kendi sağlığına hem bebeğinin sağlığına zarar verebilir.

Eliminasyon diyetinde ne yenilmez?

En iyi eliminasyon diyetleri en kısıtlayıcı olanlarıdır. Eleme aşamasında ne kadar çok gıda çıkarırsanız, hangi yiyeceklerin rahatsız edici semptomları tetiklediğini keşfetme ihtimaliniz o kadar yüksek olur.

Eliminasyon safhası sırasında sıkça çıkarılan yiyecekler:

  • Turunçgiller; Portakal ve greyfurt gibi turunçgillerden uzak durun
  • Sebze; Domates, biber, patlıcan, beyaz patates ve  kırmızı biberden kaçının
  • Kuruyemiş ve tohumlar; Bütün kuruyemiş ve tohumları eleyin
  • Baklagiller; Fasulye, mercimek, bezelye ve soya bazlı ürünler gibi tüm baklagilleri yok edin
  • Nişastalı yiyecekler; Buğday, arpa, mısır, çavdar, yulaf ve ekmekten kaçının. Ayrıca diğer glüten içeren yiyeceklerden de kaçının
  • Et ve balık; İşlenmiş et, soğuk et, sığır eti, tavuk, domuz, yumurta ve kabuklu deniz hayvanlarından uzak durun
  • Süt ürünleri; Süt, peynir, yoğurt ve dondurma dahil tüm süt ve süt ürünlerini eleyin
  • Yağlar; Tereyağı, margarin, hidrojenlenmiş yağlar, mayonez ve yayılmaları önleyin
  • İçecekler; Alkol, kahve, siyah çay, soda ve diğer kafein kaynaklarından kaçının
  • Baharatlar ve çeşniler; Soslardan ve hardaldan kaçının
  • Şeker ve tatlılar; Şekerden (beyaz ve kahverengi), bal, akçaağaç şurubu, mısır şurubu ve yüksek fruktozlu mısır şurubu, agave şurubu, tatlılar ve çikolatadan kaçının.

Bu listede olmayan diğer yiyeceklerin sizi rahatsız ettiğinden şüpheleniyorsanız, onları da çıkarmanız önemle tavsiye edilir.

Eliminasyon diyetinde ne yiyebilirsiniz?

Bir eliminasyon diyeti çok kısıtlayıcı olsa da, sağlıklı ve lezzetli yemekler yapmak için hala yeterli çeşitlilik vardır.

Tüketebileceğiniz bazı yiyecekler şunlardır:

  • Meyveler; Narenciye hariç, çoğu meyveler
  • Sebzeler; Çoğu sebze, yukardakiler hariç
  • Tahıllar; Pirinç ve karabuğday dahil
  • Et ve balık; Hindi, kuzu, yabani av hayvanları ve somon gibi soğuk su balıkları dahil
  • Süt yerine kullanılanlar; Hindistan cevizi sütü ve şekersiz pirinç sütü dahil
  • Yağlar; Soğuk preslenmiş zeytinyağı, keten tohumu yağı ve hindistan cevizi yağı dahil
  • İçecekler; Su ve bitki çayları
  • Baharatlar, çeşniler ve diğerleri; Karabiber, taze otlar ve baharatlar (kırmızı biber hariç) ve elma sirkesi dahil.

Bu kısıtlayıcı aşamada motive olmak için, yeni tarifler tasarlamayı ve yemeklerinize daha da lezzet katmak için otlar ve baharatlarla tarifler yapmayı deneyin.

 

Paylaşın

EMG (Elektromyografi) nedir, nasıl uygulanır?

EMG (Elektromyografi), kasların, sinirlerin ve sinir köklerinin elektriksel özelliklerinin ölçülmesi yoluyla bu yapıların sağlık durumlarının değerlendirildiği bir muayene yöntemidir. EMG tetkiki iki kısımda yapılır: Sinirlerin incelenmesi, kasların incelenmesi.

Tanıya göre her ikisinin veya yalnızca birinin yapılması gerekebilir. Sinir iletimlerinin ölçümünü doktor veya doktorun belirlediği şekilde bir EMG teknisyeni, kasların incelenmesi işlemi ise sadece doktor tarafından yapılır. İnceleme süresi yapılması düşünülen işlemin kapsamına göre 15 dakika ile 1.5 saat arasındadır.

  • Sinirlerin incelenmesi: Kol, bacak, veya diğer vücut kısımlarında seçilen bazı sinirler, deri üzerine yerleştirilen bir elektrot aracılığı ile elektrik akımı verilerek uyarılır. Elektrik akımı verildiği yerde hoşa gitmeyen fakat dayanılabilir bir his oluşturur. Verilen uyarı ile sinirde ortaya çıkan elektriksel aktiviteler çeşitli şekillerde ölçülür. Bir EMG incelemesi sırasında genellikle böyle 5-10 sinirden ölçüm yapılır.
  • Kasların incelenmesi: İğne şeklinde bir elektrot kol, bacak veya diğer vücut kısımlarında seçilen bir kas içine yerleştirilerek kastaki elektriksel aktiviteler incelenir. Kullanılan elektrot, enjeksiyon iğnelerine benzer boyut ve görünümdedir. Bu elektrotlar tek kullanımlıktır, her hastada yeni bir iğne kullanılır ve bu iğne inceleme bittikten sonra atılır (Teklif EMG’si gibi bazı tetkiklerde elektrotlar tek kullanımlık değildir, mikroptan arındırılarak yeniden kullanılır). Elektrot iğnesinin kas içine yerleştirilmesi sırasında duyulan ağrı kas içine ilaç enjeksiyonu yapılışı sırasında duyulan ağrıya benzer; fakat EMG’de herhangi bir madde enjeksiyonu yapılmadığı için ağrı daha az şiddetlidir. Her bir kasın incelenmesi birkaç dakika sürer. Bu süre içinde iğne kas içinde tutulur. Kas içinde değişik yerlerden kayıt alma amacıyla iğnenin yönü ve yerinin birkaç kez değiştirilmesi gerekebilir. Bu işlemler genellikle ağrısızdır veya katlanılabilir derecede hafif şiddette bir ağrı oluşturur. Bir EMG tetkikinde incelenmesi gereken kas sayısı düşünülen tanıya göre değişir; genellikle 1-10 arası sayıda kas incelenir.

EMG’nin, elektrikle uyarım ve iğne ile inceleme sırasında ortaya çıkan ağrı dışında beklenen bir yan etkisi ve bilinen kalıcı bir zararı yoktur, Ender olarak, incelenen kaslar içinde geçici bir kan birikimi oluşabilir. Çok daha ender olarak bazı derin gövde kaslarının incelenmesi sırasında, komşu doku ve organlarda geçici olumsuz etkiler ortaya çıkabilir. İleri derecede kan pıhtılaşma bozukluğu olan veya kan pıhtılaşmasını engelleyen ilaç kullanan hastalarda zorunlu olmadıkça EMG incelemesi yapılmaz. Bunun dışında her yaş grubunda ve herkese yapılabilir; hastada kalp pili veya beyin pili bulunması EMG yapılmasına engel değildir.

Bire-bir EMG incelemesinin yerine geçen başka bir inceleme yoktur; EMG yaptırmayı istemediğiniz durumda, rahatsızlığınızın tanısına yardımcı olacak bazı bilgilerde eksiklik olabilir. Ancak, rahatsızlığın niteliğine bağlı olarak bazı durumlarda, EMG incelemesi ile elde edilmesi beklenen bilgi, kısmen diğer bazı inceleme yöntemleri ile de elde edilebilir.

Hangi durumlarda elektromyografi (EMG) tetkikine baş vurulur?

  • Ellerde ayaklarda uyuşmalar ağrı yanma
  • Kollarda bacaklarda uyuşma ve kuvvet azlıkları
  • Şeker hastalığında uyuşma
  • Diyaliz hastalarında uyuşmalar
  • Kaslarda erime ve seyrimeler
  • Kaslarda aşırı kasılma
  • Kas ağrıları
  • Zaman zaman olan kuvvetsizlik atakları
  • Özellikle günün ilerleyen saatlerinde olan kuvvet azalmaları göz kapağı düşmeleri
  • Yüz felçleri
  • Belirli kas gruplarında kuvvetsizlik
  • Kaza ve delici kesici silah yaralanmalarına bağlı hareket ve duyu kusurları
  • Enjeksiyonlara bağlı hareket ve duyu kusurları
  • Zehirlenme ve ilaçlara bağlı hareket ve duyu kusurları
Paylaşın

EEG (Elektroensefalografi) nedir, nasıl yapılır?

Beynin elektriksel aktivitesini ölçmek için EEG cihazı ile yapılan EEG (Elektroensefalografi), beyindeki sinir hücreleri tarafından hem uyanıklık, hem de uyku halindeyken üretilen elektriksel faaliyetin kağıt üzerine beyin dalgaları halinde yazdırılmasıdır.

Kalp elektrosuna (EKG) benzetilebilir. Bundan farklı olarak çok daha fazla noktadan ve daha uzun süreli çekim yapılır. EEG beynin yapısal işlevlerinden çok fonksiyonel durumu hakkında bilgi verir.

Yeni doğmuş bebeklerden en son yaşa kadar tüm yaştan hastalara EEG tetkikleri yapılabilinir. EEG tetkiklerinin hiçbir yan etkisi yoktur. EEG sırasında sadece beyin elektriksel aktivitesninin  dalgalar şeklinde kaydı yapılır. Vücuda elektrik verilmez.

EEG çekilmesindeki amaç;

EEG çekiminin temel amacı beyin hücrelerinden çıkan elektrik akımlarının değerlendirilmesidir. EEG ile hangi beyin bölgesinin ne tip bozuk elektrik yaydığının görülmesi ve takip edilmesidir. EEG ile sorunun merkezi beyinden mi yoksa beyin kabuğundan kaynaklandığını görebiliyor. EEG beyin lezyonlarının, tümörlerinin, infarktüslerinin, enfeksiyonlarının, ve epileptik aktivitenin, psikozların , beyin ölümünün ve Beynin elektriksel aktivitesini bozan her türlü hastalığın tanısında kullanılabilir. Epilepsi hastalığının teşhisinde ve tiplerinin belirlenmesinde tedaviye karar verilecek olan inceleme yöntemi EEG’dir.

EEG hangi nedenlerle yapılır?

  • Sara (Epilepsi) hastalığı
  • Bilinç ve algı bozuklukları
  • Unutkanlık, dikkat bozukluğu, bunama
  • Bazı psikiyatrik hastalıklar
  • Uyku bozuklukları
  • Koma, beyin ölümü
  • Santral sinir sistemi iltihabı

EEG nasıl çekilir?

  • Beynin elektriksel faaliyeti, hastanın saçlı derisi üzerine yerleştirilen küçük metal elektrotlar aracılığıyla EEG aletine iletilir ve veriler ortalama 20 dakika süreyle bilgisayara kaydedilir
  • Çekim sırasında hastaya elektrik verilmesi söz konusu değildir ve hasta herhangi bir ağrı duymaz
  • Parazitsiz, kaliteli bir kayıt alabilmek için hasta çekim sırasında aksi istenmedikçe gözlerini kapalı, çene ve boyun kaslarını gevşek tutmalı, olabildiğince hareketsiz durmalıdır
  • Çekimin 3 dakikasında hastadan derin nefes alıp vermesi, çekimin 10 dakikasında ise aralıklı olarak verilen ışık kaynağına bakması istenir

EEG süresi ne olmalı?

Beyin elektrik dalgaları uykuda, uyanıklıkta ve uyanıklıktan uykuya geçiş dönemlerinde farklılıklar gösterir. Belli dönemlerde hastalıklara ait bulgular daha bariz görülür veya hiç görülmez. Dolayısıyla ideal bir EEG incelemesinde bütün bu dönemlerin görülmesi hedeflenmelidir. İdeal olarak bir saatlik uyku ve uyanıklığın gözleneceği bir kayıt tercih edilir. Daha uzun,3 saatlik,  gece boyu veya 24 saatlik kayıtlar da kullanılabilir .

  • Normal EEG (Rutin EEG) : 20- 30 dakika arasında sürer
  • Uyku-Uyanıklık EEG: Ortalama 1 saat sürer (20 Dakika uyanık, 40-60 dakika uyku halinde)
  • Bazı durumlarda  3 saatlik, tüm gece veya 24 saatlik EEG çekilebilinir

Bebek ve çocuklarda EEG;

  • Küçük yaştaki çocuklarda (genel olarak 5 yaşından küçüklerde)  kayıt sırasında hareketlilik,  istenen talimatlara uyum gösterememeleri ve uyku ile beyindeki anormal elektriksel aktivitenin daha net ortaya çıkması nedeniyle uyku sırasında EEG kaydı tercih edilir
  • Kayıt süresi olabildiğince uzun tutulmaya çalışılır (mümkün ise en az 1 saat).Yeterli uyku kaydından sonra uyandırılır, uyanık dönemde de EEG kaydına devam edilmeye çalışılır
  • Çocuklarda ve çok küçük yaştaki bebeklerde uykuda EEG kayıtları çok daha değerlidir ve bu nedenle bir EEG incelemesi mümkün ise en az 1 saat uyku EEG kaydı içermelidir
  • Uyku sırasında beyinin biyoelektrik aktivitesi tamamen değişir. Uykunun farklı dönemleri vardır bu dönemlere özgü EEG değişiklikleri saptanır
  • Uyku  beyindeki anormal elektriksel aktivitenin ortaya çıkmasına yardımcı olur
  • Hastanın bu uyku EEG çekim öncesi  uykusuz kalması, çekim esnasında uyumasını kolaylaştıracağı ve anormal beyin dalgalarının ortaya çıkma olasılığını arttıracağı için yararlıdır
Paylaşın

Elektrik yanıklarında ilkyardım nedir, nasıl yapılır?

Bireyin yaşam faaliyetinin tehlikeye düştüğü bir durumda, sağlık görevlilerinin olay yerine varıp, müdahalede bulunacağı zaman aralığında yaralı veya yaralıların hayatlarının kurtarılması veya durumlarının kötüye gitmesini önlemek amacıyla, olay yerindeki mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulamaların tümüne ilk yardım denir.

İlk yardımcı; İlk yardım tanımında belirtilen amaç doğrultusunda hasta veya yaralıya tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç gereçlerle, ilaçsız uygulamaları yapan eğitim almış kişi ya da kişilerdir.

Elektrik akımı insan vücuduna ancak devreyi tamamlayabileceği bir çıkış bulduğunda girer ve buna elektrik çarpılması denir. Elektrik akımının havada ilerlemesi sonucu ise elektrik arkı oluşur. Elektriksel arkın vücuda temas etmesi sonucu yanık oluşur ve oluşan ışınlar geçici körlüğe neden olabilir. Geçici körlükte kazalı panik halindedir ve görme yetisini tamamen kaybettiğini sanır. Bu durumda kazalı sakinleştirilir, körlüğün geçici olduğu anlatılır ve gözleri uygun bir şekilde ışık geçirmeyen bir malzeme ile kapatılır. Elektrik arkı kazalarında çoğu kez vücuttan akım geçmez, yanık I. ve II. derece cilt yanığı olarak oluşur.

I.ve II. derece cilt yanıklarında ilk yardım

I. Derece Yanık; Deride kızarıklık, ağrı, yanık bölgede ödem vardır. Yaklaşık 48 saatte iyileşir.

II. Derece Yanık; Deride içi su dolu kabarcıklar (bül) vardır. Ağrılıdır. Derinin kendini yenilemesi ile kendi kendine iyileşir.

Elektrik arkı nedeniyle oluşan 1. ve 2. derece yanıklarda ilk yardım basamakları:

  • Yaralının bulunduğu ortamdaki elektrik arkı tehlikesi ortadan kaldırılır.
  • Yaralının ABC’si değerlendirilir. (Hava yolu açıklığının değerlendirilmesi, solunumun değerlendirilmesi, dolaşımın değerlendirilmesi). Solunum yolunun etkilenip etkilenmediği kontrol edilir.
  • Yanık bölge en az 20 dakika oda sıcaklığındaki su altında tutulur (yanık yüzeyi büyükse ısı kaybı çok olacağından önerilmez). Ödem oluşabileceği düşünülerek yüzük, bilezik, saat gibi eşyalar çıkarılır.
  • Yanmış alandaki deriler kaldırılmadan giysiler çıkarılır. Takılan yerler varsa giysi kesilir. Temizliğe dikkat edilir. Su toplamış yerler patlatılmaz.Yanık üzerine ilaç ya da yanık merhemi gibi maddeler de sürülmez. Yanık üzeri temiz ve nemli bir bezle örtülür veya streç film ile kaplanır. Yanık bölgeler (parmaklar vb.) birlikte bandaj yapılmaz.
  • Yanık geniş ve sağlık kuruluşu uzak ise, yaralının kusması yoksa, bilinçliyse ağızdan sıvı (1 litre su -1 çay kaşığı karbonat – 1 çay kaşığı tuz karışımı veya maden suyu) verilerek sıvı kaybı önlenir.
  • Tıbbi yardım istenir (112).

Elektrik vücuda girince toprağa doğru direnci en düşük yapıları tercih eder. Direnci en düşük yapı merkezi sinir sistemi ve uzantısıdır. (Beyin-Omurilik) Direnci en düşük ikinci yapı içinde kan ve idrar gibi sıvı bulunan dolaşım ve boşaltım sistemidir. Elektrik vücuda girer ve çıkarsa yani devre tamamlanırsa, etki iki şekilde olur.

  • Direkt elektriksel etki,
  • Elektriksel etkinin ısı enerjisine dönüşmesi ile oluşan etki.

1 – Direkt elektriksel etki

Vücuda giren elektrik akımı, merkezi ve periferik sinir sistemi, kalp ve solunum kasları üzerinden kendini gösterir. Çok güçlü kasılmalar, solunumun durması veya bozulması ve ventrikül fibrilasyonu bu nedenledir. Solunum durması ve ventrikül fibrilasyonu yaşamla bağdaşmaz. Temel yaşam desteği (yapay solunum ve dış kalp masajı) yapılmazsa kazalı kaybedilir. Kalp üzerinden geçen elektrik, kalbin elektriksel aktivitesini bozar ve kalp kası normal kasılmasını yapamaz, titreşmeye başlar, kan pompalama işlevini yapamaz. Kan pompalanmaz ise başta beyin olmak üzere hayati organlara kan ve oksijen gidemez. Beyin hücrelerinden başlayarak 3-5 dk içinde ölüm başlar. Elektrik kazalarındaki ani ölümlerden genellikle ventrikül fibrilasyonu sorumludur.

Bu durumu tersine çevirmek için defibrilatör kullanmak gerekir ve bu işlem ne kadar çabuk gerçekleşirse o kadar etkili olur. Defibrilatör 112 ambulanslarında vardır. Onun için kazalının bilinci kapalı ise 112 derhal aranır. Bir an önce gelsin, bir an önce (10 dk içinde gelmesi arzu edilir) defibrile edilsin. Bir kural olarak bütün elektrik kazalarında 112 çağrılmalı ve 112 gelene kadar kazalının efor harcaması engellenmelidir. Kazalı hastaneye ulaştığında hemen monitöre bağlanır ve kalp atışları 48 saate kadar izlenir. Baş ucunda bir de defibratör kullanıma hazır bekler. Kaza anında oluşmayan fibrilasyonun sonradan oluşma olasılığı vardır. Onun için kazalıyı kıpırdatılmaz (kalbin yükünü arttırmamak için) ve diğer araçlar yerine mutlaka acil servis araçları ile taşınır.

Direkt elektriksel etki kazalarında ilk yardım basamakları:

  • Önce olay yerini değerlendirilir ve olay yeri güvenli hale getirilir. Kendimizi ve varsa etraftakileri ikincil kazalardan koruyacak önlemler alınır.
  • Kazalının bilinci kontrol edilir. Bilinç yoksa derhal 112 aranır. Bilinç varsa 4. adıma geçilir.
  • Bilinci kapalı kazalı sert zemine sırt üstü yatırılır. Solunum yolu açıklığı sağlanır. Soluk alıp almadığına bakılır. Soluk alıyorsa Koma Pozisyonuna getirilir. Soluk almıyorsa 112 gelene kadar veya yaşamsal bir bulgu oluşana kadar Temel Yaşam Desteği (yapay solunum ve dış kalp basısını bir arada uygulamak) yapılır.
  • Bilinci açık kazalıya kendinizi tanıttıktan sonra, adı sorulur. Bir şikayeti olup olmadığı öğrenilir ve kendisinden kıpırdamaması istenir. Kronik bir hastalığı, sürekli kullandığı bir ilaç olup olmadığını, alerjisi olup olmadığını vb. öğrenilir. Kazalı yalnız bırakılmaz, sürekli moral verilir, solunumunun ve dolaşımının normal olup olmadığını gözleyerek çağırdığınız 112’nin gelmesini beklenir ve kazalı gelen ekibe teslim edilir. Kazalıdan alınan bilgiler ekibe aktarılır.

Elektrik akımının vücuda girmesiyle, elektriksel etkinin ısı enerjisine dönüşmesi sonucu kişide yanıklar oluşabilir. Böyle bir durumda kişinin hava yolu açıklığı, solunum ve dolaşımı değerlendirilmelidir. Çoklu travması olan olguda “yanığı unutun” prensibi geçerlidir ve hayati tehlike arz eden yaralanma öncelikle yönetilmelidir. Tüm elektrik yanıkları hastaneden tedavi gerektiren ciddi yaralanmalardır.

Elektrik yanıklarında ilk yardım basamakları;

  • Yaralıya dokunmadan önce elektrik akımı kesilir. Akımı kesme imkanı yoksa tahta çubuk ya da ip gibi bir cisimle elektrik teması kesilir.
  • Yaralının ABC’si değerlendirilir. (Hava yolu açıklığının değerlendirilmesi, solunumun değerlendirilmesi, dolaşımın değerlendirilmesi)
  • Yaralıya kesinlikle su ile müdahale edilmez.
  • Yaralı hareket ettirilmez
  • Hasar gören bölgenin üzeri temiz bir bezle örtülür.
  • Tıbbi yardım istenir.(112)

(Kaynak: isguvenligi.net)

Paylaşın

Ödem (edema) nedir? Tedavisi

Pek çok nedene bağlı oluşan ve vücudun hemen hemen her yerinde gelişen Ödem (Edema), başta ciltte olmak üzere vücudun farklı dokularında sıvı birikmesi sonucu gelişen şişlik durumuna denir.

Farklı bir tanımla Ödem, deri ve diğer dokularda, hücreler arası mesafede, normalde bulunması gerekenden daha fazla sıvı bulunmasıdır.

Normal insandaki vücut sıvıları çeşitli güçlerin etkisi ile belirli alanlarda bulunurlar. Bu alanların başlıcaları; kan damarları, hücreler, hücreler arası mesafe, beyin omurilik mesafesi, karın boşluğu, akciğer, kalp zarı, eklem içi gibi alanlardır.

Ödem neden olur? 

​​​​Ödem, vücudunuzdaki küçük kan damarlarının (kılcal damarlar) sıvı sızdırması nedeniyle oluşur. Sızan sıvı, damar çevresindeki. dokularda birikir ve şişmeye neden olur. Kalp, karaciğer ve böbrek hastalıklarında ortaya çıkan ödem, vücuttaki fazla sıvıyı tutan tuzun atılamamasından kaynaklanır. Hafif ödem vakaları şunlardan kaynaklanabilir:

  • Çok uzun süre aynı pozisyonda oturmak veya yatmak
  • Çok fazla tuzlu yiyecek yemek
  • Adet öncesi hormonal değişim
  • Hamilelik

Ödem ayrıca bazı ilaçların yan etkisi olarak ortaya çıkabilir. Bu ilaçlardan bazıları:

  • Yüksek tansiyon ilaçları
  • Nonsteroidal antiinflamatuar ilaçlar
  • Steroidler
  • Östrojenler
  • Tiazolidinedionlar adı verilen bir grup diyabet ilacı

Ödeme neden olan hastalıklar;

  • Kalp yetmezliği
  • Böbrek yetmezliği, böbreklerden idrar ile aşırı protein kaçağı (nefrotik sendrom)
  • Karaciğer yetmezliği (siroz gibi)
  • Tiroid bezinin az çalışması (hipotiroidi)
  • İlaçlar (bazı tansiyon, şeker, kemoterapi ilaçları, ağrı kesiciler gibi)
  • Bacak toplar damarlarında pıhtı oluşması (venöz tromboz) veya varis varlığı
  • Lenfödem (enfeksiyon, tümör, cerrahi nedenli)
  • Bacak cildinde enfeksiyon (sellülit gibi)

Ayrıca tuz tüketiminin fazla olması, obezite, uzun süre ayaklar sarkık durumda hareketsiz oturmak (uzun seyahatler, uzun süre hareketsiz ayakta veya oturarak çalışmak gibi), gebelik ve kadınlarda menstruasyon (regl) dönemi öncesi ve sırasında ödem gelişebilmektedir.

Kimlerde görülür, kimler risk altında?

Az hareket eden, obez, diyabetik, tuzlu ve karbohidrattan zengin beslenen, depresif, gergin ruh hali ve mizaca sahip kimselerde ve menopoz dönemine yakın olan kadınlarda gerek dolaşımın yavaşlaması, vücuttaki yağ kitlesinin su tutması ve hormonal değişiklikler ve bilinmeyen diğer mekanizmalar ile ödem gelişme riski daha fazladır.

Ayrıca kalp, böbrek ve karaciğer yetmezliğinde, bacaklarda dolaşım bozukluğu (venöz tromboz, varis, lenfödem gibi), bazı şeker (diabetes mellitus), tansiyon yüksekliği (hipertansiyon) veya antiromatizmal ağrı kesici ilaçları kullanan kimselerde ödem gelişebilmektedir.

Belirtileri;

Ödemin bulunduğu yere göre belirtiler de değişebilmektedir.

  • Akciğer veya kalp zarında sıvı toplanması durumunda nefes darlığı
  • Karın içinde sıvı birikimi olursa karında şişlik, hazımsızlık
  • Ciltte gerilme ve parlaklık artışı
  • Bacak cildinde enfeksiyona bağlı (sellülit gibi) ciltte kızarıklık, ağrı
  • El, yüz ve bacaklarda o bölgede şişme ve hareketlerde zorlanma

Ayrıca üzerine parmakla bastırıldığında basılan yerde geçici süre ile çukur oluşması görülebilir.

Ödem nasıl anlaşılır? 

Ödeme neyin neden olabileceğini anlamak için, doktor öncelikle hastanın şikâyetleri ve tıbbi geçmişi hakkında sorular sorar. Daha sonra fizik muayene yaparak altta yatan nedeni saptamaya çalışır. Genellikle öykü ve fizik muayene tanı için yeterlidir. Bazı durumlarda kesin tanı için röntgen filmi, ultrason muayenesi, manyetik rezonans görüntüleme, kan testleri veya idrar analizi gibi görüntüleme yöntemleri ve kan testleri gerekli olabilir.

​Tedavisi;

Hafif ödem genellikle kendi kendine geçer. Etkilenen uzvun kalp seviyesinden yukarıda tutulması ile süreci hızlandırmak mümkündür. Daha şiddetli ödem varlığında ise diüretik adı verilen ve vücudun idrar yoluyla vücutta biriken aşırı sıvıyı atmasına yardımcı olan ilaçlarla tedavi edilebilir. Fakat bu ilaçlar yan etkilere neden olabileceği için hastanın genel sağlık durumu göz önüne alınarak kullanılır. Bu ilaçlar kısa vadeli çözüm sunar. Kalıcı tedavi için ödeme neden olan faktörün belirlenip ortadan kaldırılması gerekir. Örneğin ilaç kullanımı nedeniyle ödem gelişmişse bunların kesilerek başka ilaçların başlanması gerekebilir.

Ödemenin azalması ve tekrar etmemesi için doktora danışarak evde bazı uygulamalar yapılabilir. Bu uygulamalardan bazıları;

  • Ödemden etkilenen bacak ya da kol kaslarının hareket ettirilmesi ve kullanılması fazla sıvının kalbe doğru geri pompalanmasına yardımcı olabilir
  • Vücudun şişmiş kısmını, günde birkaç kez kalp seviyesinin üzerinde tutmak yardımcı olabilir. Bazı durumlarda etkilenen vücut kısmının uyku sırasında  yükseltilmesi bir seçenek olabilir
  • Etkilenen bölgeye sert fakat ağrılı olmayan bir basınç kullanarak kalbe doğru masaj uygulamak  fazla sıvının hareket etmesine yardımcı olabilir
  • Uzuvlarda gelişen ödemin tedavisinden sonra tekrar sıvı birikimini engellemek için kompresyon çorabı, eldiven ya da kolluk kullanımı fayda sağlayabilir
  • Tuz sıvı tutulumunu artırarak ödemi şiddetlendirebilir. Bu sebeple tuz alımının azaltılması ödemi. kontrol altına almada etkili olabilir

Ödem önlenebilir mi? Öneri…

Tuz ve karbonhidrat tüketimi azaltmak, düzenli egzersiz yapmak, aynı pozisyonda uzun süre hareketsiz kalmamak, ofiste veya uzun seyahatlerde 1-2 saatte bir 35-40 saniye dar alanda yürüyüş veya kol ve bacakları hareket ettirmek, şişmiş alanları ek basınç, yaralanma ve aşırı sıcaklardan korumak önemli.

 

 

Paylaşın

E.K.G nedir, nasıl uygulanır? Çeşitleri

Çoğunlukla göğüs ağrısı şikayetiyle hekime başvuran kişilerin olası kalp krizi riskinin değerlendirilmesi için uygulanan Elektrokardiyografi’yi (E.K.G), vücuda yapıştırılan elektrotlar aracılı­ğı ile grafiksel olarak kalbin elektriksel aktivitesini (kalbin ritmi­ni, frekansını, kalp atışlarının ritmini, yayılmasını ve reaksiyo­nun tekrar yok olması) kaydeden dalga for­mudur.

Farklı bir tanımla; Elektrokardiyografi’yi (EKG); kalp kasının ve ileti ağının çalışmasını incelemek üzere, kalpte meydana gelen elektriksel faaliyetin kaydedilmesiyle elde edilen ileti kayıtları olarak açıklamak mümkün.

EKG, kalbin kulakçık ve karıncıklarının kasıl­ma ve gevşeme evrelerini, kalbin uyarılması ve uyaranın iletil­mesi sırasında ortaya çıkan elektriki aktiviteyi mili metrik kağıt üzerine yaz­dırma temeline dayanan bir muayene yöntemidir.

Kalp sağlığı hakkında pek çok verinin hızla ölçülmesini sağlayan EKG, günümüzde kardiyologlar ve acil hekimleri tarafından sıklıkla kullanılan bir tanı yöntemidir.

Bilinmesi gerekenler;

EKG cihazının kayıt­larına elektrokardiyogram denir.

EKG de her kalp atımı­nın karşılığı olan P,Q,R,S,T,U dalgalarından oluşmuş bir kompleks görülür. Bu dalgalardaki değişik­likler, bu düzenli dalgalardan farklı dalgaların görülmesi, dalgalar arasındaki sürelerdeki değişmeler doktorlara kalp hasta­lığı hakkında ipuçları verir­ler.

P dalgası: Atriyal aktivasyonunun yarattığı elektrik kuvvetleri­ni gösterir ve P dalgasının başlangıcından bitişine dek olan aralı­ğı ölçer.

PR aralığı: Atriyal depolarizasyonun başlangıcın­dan ventriküler depolarizasyonun başlangıcına dek geçen ile­tim zamanını gösterir. P dalgasının başlangı­cından QRS kompleksinin ilk defleksiyonuna ka­dar olan aralıkta en uzun PR ölçülür.

QRS Süresi: Ventriküler aktivas­yonun süresini gösterir.QRS kompleksinin başlangıcından sonuna kadar saniyeyle öl­çülür.

QT Aralığı: Ventriküler sistolün top­lam süresini gösterir.QRS kompleksinin başlan­gıcından T dalgasının sonuna kadar saniye cinsinden ölçülür.

ST Segmenti: Ventriküler depo­larizasyonun bitmesi ile repolarizasyonun(T dalgası) başlaması arasındaki ara­lığı gösterir.

T Dalgası: Ventriküler repolarizasyon tarafından oluş­turulan elektrik kuvvetleri gösterir.

U Dalgası: Tartışmalı ventrikül kasında­ki ardpotansiyeller yada purkinje liflerin repolarizasyonunu göste­rir.

EKG neden çekilir?

Vücuda bağlanan elektrotlar yardımıyla çekilen EKG, hekime kalp hakkında çeşitli bilgiler sağlar. Günümüzde EKG, kardiyoloji uzmanına başvuran hemen her kişiye çekilir. Özellikle kalp krizi şüphesi ile hastaneye başvurulan kişilere uygulanan EKG işlemi, aşağıda sıralanan durumlarda da çekilebilir:

  • Aritmi ya da farklı bir deyişle ritim ve iletim bozukluğu şüphesi varlığında
  • Kalp kapakçıklarında olası problemlerin varlığında
  • Koroner arter olarak tanımlanan kalp damarlarında daralma ya da tıkanma şüphesi olması durumunda
  • İskemi olarak tanımlanan kalbin yeteri kadar kanlanmaması ya da hasarlanması varlığında
  • Hipertrofi olarak adlandırılan kalp kasının durumunun gözlemlenmesi gerektiğinde
  • Kan iyonlarında var olan dengesizliklerin saptanmasında

Kalp sağlığınızın için siz de düzenli olarak kontrollerinizi yaptırmayı ihmal etmeyin.

EKG nasıl çekilir?

Elektrokardiyografi, çoğunlukla göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi, göz kararması ve bayılma gibi şikayetler ile kardiyoloji uzmanına başvuran kişilere çekilir. Herhangi bir riski bulunmayan ve tamamen güvenli bir test yöntemi olan EKG, yalnızca kalbin oluşturduğu elektriksel aktiviteyi kaydeder. Kalp işlevinin değerlendirilmesinde altın standart hâline gelen EKG sayesinde kalp kasının kasılması, ritim ve iletim bozuklukları anlaşılabilir.

Hastanın, özel bir hazırlık yapması gerekmeyen işlem, özel bir odada yapılır. İşlem öncesinde, boyun ve bilekte yer alan takıların çıkarılması önemlidir. Hastanın belden yukarısındaki kıyafetleri çıkarması ya da mümkünse yukarı sıyırması ve muayene masası üzerine sırt üstü yatması istenir. Elektrotların daha iyi yapışması için cilt yüzeyi özel bir solüsyonla temizlendikten sonra elektrotlar, göğüs, bacak ve kol bölgesine yapıştırılır. 2-3 dakikalık çekim boyunca hastanın çok fazla hareket etmemesi ve konuşmaması istenir.

Çekim tamamlandıktan sonra kişi hazırlanırken EKG cihazı tarafından elde edilen veriler grafiğe dönüştürülür ve elektrokardiyogram adı verilen kağıda yazdırılır. Herhangi bir ilaç kullanımı gerektirmeyen işlem sırasında ağrı ve acı hissedilmez. Vücuda herhangi bir zararı bulunmayan EKG çekimi sonrası kişi günlük yaşantısına geri dönebilir. Hekim muayene bulguları ile birlikte EKG sonucunu değerlendirir. Elde edilen verilere göre hekim, ek tetkik isteyebilir ya da tedavi düzenleyebilir. Elektrokardiyografinin ayrıca eforlu EKG, holter EKG gibi farklı türleri de bulunur.

 

Paylaşın

E. Coli (Koli Basili) nedir, nasıl bulaşır? Tedavisi

Tıbbi adı Escherichia Coli olan Koli Basili olarak da bilinen E. Coli genel olarak insan ve hayvanların bağırsaklarında bulunan bir bakteridir. E. Coli, bulaştığı zaman ciddi şekilde hastalanmanıza neden olabilir.

E. Coli çevremizde ve yiyeceklerde de bulunur. E. Coli normalde bağırsaklarınızın içinde yaşamasına karşın bazı tipleri bağırsaklardan kana karışabilir. Bu durum ciddi hastalıklarla sonuçlanabilir. Bakteri genellikle yaz aylarında sık rastlanan E. Coli enfeksiyonuna sebep olabilir. Normal şartlarda insan sağlığı için tehdit oluşturmayan bu bakterinin EHEC (Enterohemorajik E. Coli) grubuna dahil E. Coli 0157:H7 türü hayati tehlikeye sebep olabilir.

E. Coli nasıl bulaşır?

  • Gıdalar ile bulaşma; E. Coli bakterisi sığır ve koyun eti de dahil olmak üzere çeşitli etlerde bulunabilir. Bakteri, kesim sırasında hayvanların mide ve bağırsaklarından etlere bulaşabilir. Hayvan çiftliklerinden gelen mikroplu su, tarlalara erişirse mikrop, tarım ürünlerine de bulaşabilir. Yeşil yapraklı sebzeler özellikle E. Coli riski taşır.
  • Sudan bulaşma; E. Coli bakterisi doğru bir şekilde arıtılmamış suların içilmesiyle kolayca bulaşabilir.
  • Bakteriyi taşıyan kişiyle temas; E. Coli kişisel hijyenin ve ev hijyeninin yeterli olmadığı durumlarda, özellikle de tuvaletlerde kişiden kişiye geçebilir.

Belirtileri; İnsanlar genellikle koli basili mikrobunu aldıktan 3-4 gün sonra hastalanırlar.

  • Şiddetli mide krampları
  • İshal
  • Kanlı ishal
  • Kusma
  • Ateş

Hastalık genellikle 5-7 gün sürer. Ancak Enterohemorajik Escherichia coli (EHEC), Shiga toksin üretir ve şiddetli karın ağrısı, ishal ve kanlı ishale sebep olabilir. Bu ayrıca Hemolitik üremik sendrom (HÜS) denilen bir böbrek yetmezliği durumuna da yol açabilmektedir. Hayati tehlike arz eder. Hemen bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır.

En yaygın sebepleri;

  • Kirli gıdalar
  • Kirli su
  • Temizlik koşullarına uyulmaması
  • Uygun olmayan şartlarda yiyecek saklamak ve pişirmek

Kimler için risklidir;

  • Bağışıklık sistemi zayıf kişiler
  • Yenidoğan bebekler
  • Küçük çocuklar, bebekler ve yaşlılar

Tedavisi;

Sık görülen bir sağlık problemi olmasına rağmen E. Coli enfeksiyonunun günümüzde bir tedavisi yoktur. E. Coli tedavisi sırasında yapılması gereken, hastanın dinlenmesi, vücudun susuz kalmasını ve bitkin düşmesini önlemek için bol bol sıvı tüketmesidir. İshal ilacı alınması önerilmez çünkü bu, vücudun toksinleri atmasını yavaşlatır.

Önlemleri;

  • El yıkamak
  • Yemek hazırlarken temizlik kurallarına dikkat etmek
  • İyi pişmiş et, pastörize süt ve süt ürünleri, iyi yıkanmış sebze tercih etmek
  • Temiz su içmek
  • Havuza girmeden önce ve sonra duş almak, havuzda çocukların su yutmamasını sağlamak
  • Bu bakteri gıdaların 70°C ve üzerinde sıcaklıkta pişirilmesiyle yok edilebilir
  • Tuvaletlerin temiz olması ve giriş çıkışta sabunla el yıkamak önemlidir
Paylaşın

ERCP yöntemi nedir, nasıl uygulanır?

Endoskopik Retrograd Colanjio Pankreotografi kelimelerinin baş harflerini kullanarak kısaltılan ERCP yöntemi safra kanalı, karaciğer, safra kesesi ve pankreasta oluşan hastalıkların tedavisinde uygulanan, endoskopla 12 parmak bağırsağına açılan ağızdan girilerek yapılan tedavi yöntemidir.

Karaciğerin ürettiği safra, safra kanalı ile, pankreasın ürettiği pankreas sıvısı ise pankreas kanalı aracılığıyla oniki parmak barsağında “papilla vateri‘’ olarak adlandırılan noktada birleşip barsak boşluğuna dökülür. Bunun amacı alınan gıdaların bu sıvılarla karıştırılıp sindirilmesidir.

ERCP hangi durumlarda yapılır?

ERCP en sık safra yoluna düşen taşların çıkartılması için kullanılır. Bunun dışında safra yollarının ve pankreas kanalının iyi huylu veya kötü huylu hastalıklarının balon veya stent ile tedavisi, safra kesesi ameliyatları sonrası gelişen safra kaçaklarının tedavisi gibi durumlarda da kullanılabilir.

Nasıl uygulanır?

Öncelikle işlem tüm detayları ile hastaya anlatılıyor ve hastanın rızası alınıyor. Bu aşamada işleme bağlı olası komplikasyonların da hastaya anlatılması çok önemlidir. İşlem için yaklaşık 6 saatlik açlık gereklidir. Safra yollarında tıkanma, iltihap bulunan hastalara işlem öncesi antibiyotik verilir.

Hastanın boğazı anestezik bir sprey ile uyuşturulduktan sonra film çekilebilen bir radyoloji masası üzerine başı sağa dönük şekilde yüzüstü yatırılır. İşleme başlamadan önce damar yoluyla hastaya rahatlatıcı ilaç verilir. Yine işlem sırasında nabız, kan basıcı ve oksijen satürasyonunu takip için hasta monitörle izlenir.

Daha sonra endoskop ağız yoluyla nazikçe ilerletilerek yemek borusu, mide yoluyla incelenecek olan safra yolları ve pankreas kanalının açıldığı bölgeye ulaşılır. Bu bölgenin gözden geçirilmesinden sonra görüntüleme amacıyla bir kateter, endoskop kanalından ilerletilerek safra yolları ve pankreas kanalına nazikçe sokulur ve kontrast madde verilerek film çekilir.

Filmde saptanacak taş, tümöre bağlı darlık vs. gibi durumlarda aynı anda endoskopik tedavi uygulanmaktadır. Bu amaçla sfinkterotom dediğimiz özel kateterlerle safra yollarının oniki parmak barsağına açıldığı delik genişletilir (sfinkterotomi) ve yine bazı özel balon ve basket kateterlerle taşlar çıkarılır veya daralmış bölgeye safra akımını sağlayarak hastanın sarılığını gidermek amacıyla tüp yerleştirilir.

ERCP hangi hastalıkların teşhis ve tedavisinde uygulanır?

Safra yollarında en sık görülen ve yukarıda bahsedilen problemlere yol açabilen hastalık safra taşıdır. Bu taşlar genellikle safra kesesinden gelir veya bazen direk olarak kanallarda oluşabilir. Taş dışında safra yollarına bazı parazitler yerleşerek tıkanma yapabilir.

Daha önce safra kesesi ameliyatı olanlarda bazen safra yollarında daralma olabilir. Özellikle yaşlı hastalarda safra kesesi, safra yolları ve pankreas tümörleri safra yollarını daraltabilir veya tam tıkayabilir. Bazen başka bir bölgedeki tümör karaciğer veya safra bölgesine yayılarak kanallarda tıkanma yapabilir. Bu gibi durumların hepsinde kanalın açılarak safra akışının sağlanması hayati öneme haizdir.

ERCP hem safra yollarını göstererek kanallarda bir hastalık olup olmadığını teşhis eder,  hem de yapılan özel bir endoskopik ameliyatla safra yolları bağırsaklara birleştiği yerden açılarak her türlü kanal hastalığına girişimde bulunulur. Eğer taş veya parazit varsa çıkarılır. Darlık varsa genişletilir veya stent konularak safranın akışı sağlanır. Birçok zaman yapılan işlem hayat kurtarıcıdır.

Tedavideki rolü ve başarı oranı;

ERCP’nin uygulamaya girişiyle özellikle cerrahi sarılığı olan hastalara yaklaşım büyük oranda değişmiştir. Özellikle safra kesesi ameliyatı geçirmiş kişilerde ortaya çıkan safra yolu taşları bu şekilde ameliyatsız olarak tedavi edilmektedir.

Hem safra yolu, hem de safra kesesi ameliyatı geçirecek hastalarda da ameliyat öncesinde safra yolları endoskopik olarak temizlenerek, ameliyatın safra kesesi ile sınırlı kalması, dolayısıyla basitleşmesi ve hastanın kısa sürede taburcu olması sağlanmaktadır. Yine ERCP’nin cerrahiye en önemli katkılarından biri, sarılık ile genellikle ilerlemiş evrede ortaya çıkan bazı kanserlerde hastayı kür sağlayamayacak bir ameliyat gereksiniminden kurtarmasıdır.

Sonuç olarak ERCP, cerrahide minimal invaziv girişimler olarak adlandırdığımız gelişmelerin vazgeçilmez bir parçasıdır. ERCP’nin başarı oranı tanısal girişimlerde yüzde 95’in, tedavi edici girişimlerde de yüzde 90’ın üzerindedir.

Paylaşın