Fosfor nedir, ne işe yarar? Detaylar

Vücudun normal işlevini yerine getirebilmesi için gerekli olan  minerallerden biri olan Fosfor, vücutta kalsiyumdan sonra en fazla oranda bulunan temel bir mineral olup doğada kırmızı, beyaz ve siyah olmak üzere üç farklı formda bulunur. Vücutta özellikle kemik ve dişlerin yapısında bulunan bu mineral aynı zamanda hücre içi sıvıda da bulunur.

Fosfor, birçok gıdada doğal olarak bulunur veya katkı maddesi olarak hazır gıdalara eklenir. Vücudun güçlü kemikler ve dişler oluşturmak, doku ve hücreleri onarmak, enerji üretmek, kas ve sinir fonksiyonunu düzenlemek, böbreklerdeki atıkları filtrelemek gibi birçok fonksiyon için fosfora ihtiyacı vardır. Fosforun kandaki seviyeleri çok yüksek veya düşük olduğunda; kalp hastalıkları, eklem ağrıları veya halsizlik gibi problemler gelişebilir. Günlük fosfor ihtiyacımızın çoğunu yiyeceklerden, az miktarını da içme suyundan karşılayabiliriz. Kepekli tahıllar, baklagiller, turunçgiller, kuruyemişler, et, tavuk, balık, yumurta, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve patates fosfordan zengin kaynaklardır.

Faydaları;

Vücutta önemli işlevleri olan minerallerden biridir. Dolayısıyla bu mineral yönünden dengeli ve yeterli beslenme sağlanarak eksikliğinin neden olabileceği anormal vücut işlevlerinden korunulabilir. Peki, bu mineralin vücuda faydası nelerdir:

  • Kemik ve dişlerin yapısında yüksek oranda bulunur, sağlıklı kemik yapısı ve sağlam diş yapısının oluşmasını sağlar. Çocuklarda raşitizm yetişkinlerde ise osteomalasi olarak adlandırılan kemiğe bağlı sağlık sorunlarının da önüne geçer
  • Hücre ve dokuların onarılması, büyümesi ve sağlıklı bir şekilde çoğalmalarında rol oynar
  • Kas ve kemik ağrılarının önüne geçer, enerji üretimi ve depolanmasında rol oynarlar
  • Zihin açıklığı sağlamasının yanı sıra daha dayanıklı ve dirençli bir vücut yapısının oluşmasını da sağlar
  • Vücutta asit baz dengesinin sağlanmasında rol oynar
  • Hücre içi dışı sıvı dengesini sağlamasının yanı sıra enzimlerin yapısına da katılır
  • Özellikle üreme ile ilgili hormonların dengesinin oluşmasını sağlar
  • Böbreklerden atımı kolaylaştırmada rolü olan bu mineral, aynı zamanda sindirime de yardımcı olur
  • Ayrıca vücutta gerçekleşen birçok kimyasal reaksiyonun oluşumuna da yardımcı olur

Hangi besinlerde bulunur?

  • Süt, yoğurt
  • İşlenmiş peynir
  • Yumurta
  • Dondurma, çikolata, kurutulmuş meyve
  • Tam tahıllar, mısır ekmeği, kepekli pirinç
  • Fasulye gibi baklagiller
  • Fındık, badem gibi kuruyemişler
  • Ayçiçeği gibi yağlı tohumlar
  • Pastırma, jambon, sosis gibi işlenmiş etler
  • Karaciğer
  • Kırmızı et, tavuk ve hindi gibi kümes hayvanları, balık ve diğer deniz ürünleri
  • Aromalı sular, gazlı içecekler, enerji içecekleri, soya sütü
  • Patates, sarımsak, brokoli, bezelye, kabak çekirdeği

Düşük fosforlu gıdalar;

  • Badem-pirinç sütü
  • Yabani av hayvanları, tamamen doğal kümes hayvanları
  • Su, katkısız meyve suları
  • Elma, çilek, ayva, üzüm, havuç, salatalık gibi meyve ve sebzeler

Günlük fosfor ihtiyacı;

Vücut için önemli bir temel element olan bu mineralin günlük alınması gereken miktarı her yaşa, cinsiyete ve bireye göre farklılıklar gösterir. Genelde kalsiyum / fosfor oranı 1:1 olacak şekilde diyet düzenlenmelidir.

  • 0-6 aylık bebekler için 100 mg/gün’dür.
  • 7-12 aylık bebeklerde ise 275 mg/gün’dür.
  • 1-8 yaş çocuklarda ise bu oran 460-500 mg/gün’dür.
  • 9-18 yaş için 1250 mg/gün’dir.
  • 19 yaş ve üzeri yetişkinlerde ise 700 mg/gün’dür.
  • 18 yaş altı gebe ve emziklilerde 1250 mg/gün’dür.
  • 19 yaş ve üzeri olan gebe ve emziklilerde ise bu oran 700 mg/gün’dür.

Fosfor eksikliği, nedenleri, belirtileri ve tedavisi;

Fosfor yaygın olarak tüketilen gıdalarda bol miktarda bulunur ve paketlenmiş yiyeceklere sentetik olarak eklenir. Aynı zamanda bağırsaktan iyi emilir, bu nedenle eksikliği nadirdir.

Nedenleri;

  • Alkolizm
  • Hiperkalsemi (kalsiyum yüksekliği)
  • Hiperparatiroidizm (paratiroid hormonu yüksekliği)
  • Diyabet
  • Gıdalardan çok az fosfat alımı
  • Düşük proteinli beslenme
  • D vitamini eksikliği
  • Anoreksiya
  • İnsülin, ACE inhibitörleri, kortikosteroidler, antiasitler, antikonvülzanlar ve diüretiklerin aşırı kullanımı

Belirtileri;

  • Eklem, kas ağrısı
  • Kemiklerde güçsüzlük
  • İştahsızlık
  • Sinirlilik, kaygı
  • Halsizlik
  • Karıncalanma, uyuşma
  • Ciltte matlaşma
  • Odaklanmada zorluk

Tedavisi;

Öncelikle yapılması gereken en önemli şey beslenmeyi düzenlemektir; her türlü vitamin ve mineralden zengin gıdalarla dengeli beslenme şarttır. Alkol tüketimi sınırlandırılmalıdır. Gerekli sağlık kontrolleri yapıldıktan sonra eksikliğe neden olan sorunun tedavisine başlanır. Eksikliğin giderilmesi için hastaya takviye verilir. Daha ileri vakalarda fosfor, elektrolit şeklinde doğrudan vücuda enjekte edilebilir.

Fosfor yüksekliği belirtileri, nedenleri ve tedavisi;

Bu mineral, bazen fazla alınıp plazmada olması gereken oranın daha üzerinde bulunabilir, bu durum hiperfosfatemi olarak adlandırılır. Bu durum:

  • Hormonal dengesizliklere neden olabilir
  • Kemik ve diş hastalıklarına sebep olabilir
  • Sindirim sisteminde bozulmalar
  • Böbrek işlevlerinde bozulmalar
  • Tiroid bezinin işlevinin bozulmasına
  • Damar harabiyetine neden olabilir
  • Yüksek fosfat oranı kanda ve dokularda kalsiyum- fosfat taşı oluşumuna neden olabilir bu da dolayısıyla kalp krizi , inme ve felç dolayısıyla da ölümle sonuçlanabilir

Nedenleri;

  • Kalsiyum ve magnezyum yetersizliği, D vitamini fazlalığı gibi vitamin mineral dengesizlikleri fosfor yüksekliği oluşumuna neden olabilir
  • Ayrıca, D vitamini başlıklı yazımıza göz atabilir, bu vitamin hakkında detaylı bilgi edinebilirsiniz
  • Yüksek keton seviyesi sonucu kanın asidik hale gelmesi durumu olan diyabetik ketoasidoz
  • Böbrek hastalıkları
  • Paratiroit bezlerin normalden az çalışması durumu olan hipoparatiroidizm,
  • Karaciğer hastalıkları
  • İltihaplı hastalıklar
  • Kas dokularının ani yıkımı
  • Kemoterapi hastalarının kullandığı ilaçlar
  • Ve belki de en önemli sebeplerden birisi de beslenme yoluyla bu minerali içeren gıdaların fazla tüketilmesi ya da gereksiz yere takviye (suplemant) tüketimi serum fosfat düzeyinde artışa neden olan durumlardır.

Tedavisi;

  • İlk olarak hiperfosfatemi yani fosfor yüksekliği durumuna sebep olan etmen belirlenir ve buna yönelik bir tedavi yapılır
  • Süt, kuruyemişler, karaciğer gibi bu mineralden zengin gıdalar daha az miktarda tüketilmelidir
  • Nedeni tespit edildikten sonra buna yönelik tedaviye başlanmalıdır ve  gerektiğinde idrar sökücü ilaçlar kullanılabilir
  • Kalsiyum karbonat içeren suplemantlar ya da alüminyum hidroksit içeren  bazı ilaçlar kullanılır

Fosforun zararları ve yan etkileri nelerdir?

  • Fosfat içeren deterjanlarla yıkanan bulaşıklar iyi durulanmadığında mide ve sindirim sorunlarına yol açabilir
  • Atıklardan suya karışan fosfatın temizlenmesi zordur, bu nedenle çevreye büyük zarar verir; yosunları parçalayarak sudaki oksijen miktarını azaltır
  • Organik yiyeceklere fosfat karışması durumunda kanserojen etki doğurur
  • Fosfat içeren temizlik malzemeleri cilde zarar vererek cilt kanserine neden olabilir. Ciltte mantar, egzama, alerji ve kızarıklıklar oluşabilir
  • Fazla fosfor paratiroid hormonu salgısını arttırarak kemik erimesine, kas güçsüzlüğüne, eklem ve kas ağrısına neden olabilir
  • Çok fazla fosfat toksik olabilir; kabızlık, mide bulantısı, kusma ve ishale neden olabilir
  • Fosforun kanda yükselmesi, kas gibi yumuşak dokularda kalsiyumla birleşerek tortu oluşumuna ve dokuların sertleşmesine neden olabilir
  • Fosforu çok yüksek dozlarda almak veya tüketmek D vitamini sentezini ve kalsiyum emilimini bozabilir
Paylaşın

Folik Asit nedir, ne işe yarar? Faydaları

Kan hücrelerinin yapımı ve çoğalması, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde görev alan Folik asit, aynı zamanda pteroylmonoglutamic asit olarak da bilinen B9 vitamininin sentetik bir şeklidir. Her ne kadar birbirinin yerine kullanılsa da folat ve folik asit, B9 vitamininin farklı iki formudur.

Folat besinlerde B9 vitamini doğal olarak bulunur. Folik asit ise sentetik olarak üretilen folat türevidir. İkisi arasında belirgin farklar olmasına rağmen adları sıklıkla birbirlerinin yerine kullanılır. Folat; sebzeler, baklagiller, tahıl gevrekleri, yumurta ve meyve gibi çok çeşitli yiyeceklerde bulunur. Ayrıca birçok yiyecek de sentetik folat veya folik asit ile takviye edilir.

Ne işe yarar?

Folik asit yeni hücrelerin üretilmesi ve bakımı, DNA sentezi, metilasyona doğru RNA sentezi ve DNA’daki değişikliklerin önlenmesi için gereklidir. Bu özelliklerinden dolayı aynı zamanda kanser önleyici vitamin olarak da adlandırılmaktadır. Özellikle, bebeklik ve gebelik gibi sık hücre bölünmesi ve büyümesi yaşanılan dönemlerde oldukça önemlidir.

Folik asit eksikliği, DNA sentezini ve hücre bölünmesini engellemektedir. Bu durum en çok hücre bölünmesi sıklıkları nedeniyle, hematopoietik hücreleri ve neoplazmaları etkilemektedir. RNA transkripsiyonu ve bunu takiben protein sentezi, folat eksikliğinden daha az etkilenir, çünkü mRNA geri dönüştürülebilir ve tekrar kullanılabilirdir. Folit asit eksikliği, hücre bölünmesini sınırlar ve bundan dolayı eritropoez, kırmızı kan hücrelerinin üretimi engellenir ve büyük olgunlaşmamış kırmızı kan hücreleri ile karakterize megaloblastik anemiye yol açar.(3)

Hem yetişkinlerin hem de çocukların vücutları, normal kırmızı ve beyaz kan hücrelerini oluşturmak ve anemiyi önlemek için folik aside ihtiyaç duyar.

Hangi besinlerde bulunur?

Folik asit birçok çeşit gıdada bulunmaktadır. Yiyeceklerin yanı sıra maya da zengin folik asit kaynakları arasında yer alır.

Sebzeler; Koyu yeşil yapraklı sebzelerin çoğu folik asit içerir…

  • Brüksel lahanası
  • Kıvırcık lahana
  • Ispanak
  • Kuşkonmaz
  • Marul
  • Maydanoz
  • Frenk soğanı
  • Kişniş yaprakları
  • Brokoli
  • Kırmızı biber
  • Pancar

Meyveler:

  • Çilek
  • Kayısı
  • Portakal
  • Limon
  • Misket limonu (lime)
  • Greyfurt
  • Muz
  • Kivi
  • Avokado
  • Papaya

Et ürünleri:

  • Kırmızı etlerde karaciğer ve böbrek
  • Yumurta
  • Bazı deniz ürünleri

Faydaları;

Fetüsün düşmesi ve doğumsal anomali gelişim riskini düşürür. Düşük ve nöral tüp defektlerine karşı korunmak için hamilelik sırasında yeterince folik asit alınması önemlidir.

Depresyon riskini azaltır. Yapılan çalışmalarda düşük folat düzeyinin, artan depresyon riski ve antidepresan tedavisine yanıtın zayıflığıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir.

Kalp sağlığının korunmasına yardımcı olur. Folik asit takviyelerinin homosistein seviyesini düşürdüğü bulunmuştur.

Yüksek homosistein seviyeleri artmış kardiyovasküler hastalık riski ile ilişkili olduğundan, bazı araştırmacılar folik asit ve B12’nin kardiyovasküler hastalık riskini azalttığını düşünmektedir.

Bazı kanser türlerinin gelişim riskini düşürür. Bazı epidemiyolojik çalışmalarda düşük düzeyde folat alımı kadınlarda artan meme kanseri riski ile ilişkilendirilmiştir. Çalışma, folat seviyeleri ile kolorektal, akciğer, pankreas, özofageal, mide, servikal ve yumurtalık kanser riski arasında ters bir ilişki olduğunu göstermiştir.

Folik asit eksikliği belirtileri nelerdir?

Folik asit eksikliği anemiye neden olabilir. Anemi, çok az sayıda RBC’ye sahip olan bir durumdur. Anemi, dokuları ihtiyaç duyduğu oksijenden mahrum edebilir. Folik asit özellikle çocuk doğurma çağındaki kadınlar için son derece önemlidir. Hamilelik sırasında folik asit eksikliği bebeğin anomalili doğmasına yol açabilir.

Folik asit besin yoluyla alınabilir. Birçok gıdadan folik asit temin edilebilir. Folik asit, vücudun kırmızı kan hücreleri yaratmasına yardımcı olan bir B vitaminidir. Eğer vücudunuzda yeterli kırmızı kan hücreleri yoksa bu durum anemiye yol açar.

Kırmızı kan hücrelerinin görevi vücudun gerekli tüm bölgelerine oksijen taşımaktır. Anemi olduğunda, kan tüm doku ve organlara yeterince oksijen sağlayamaz. Yeterli oksijen olmaması durumunda ise, vücut olması gerektiği gibi çalışamaz.

Ayrıca düşük miktardaki folik asit seviyeleri de megaloblastik anemiye neden olabilir. Bu durum da, kırmızı kan hücreleri normalden daha büyüktür ve şekil itibariyle yuvarlak değil oval şekilde görülürler. Bu kırmızı kan hücreleri normal kırmızı kan hücreleri kadar uzun yaşarlar.

Folik asitin görülen bazı belirtileri ise aşağıdaki gibidir;

  • Yorgunluk
  • Ağız yaraları
  • Dil şişmesi
  • Büyüme sorunları

Folik asit eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan anemi belirtileri ise:

  • Yorgunluk
  • Zayıflık
  • Aşırı uyku
  • Soluk cilt
  • Nefes darlığı
  • Sinirlilik

Hamilelikte folik asit;

Folik asit ihtiyacı, hamilelik ve emzirme döneminde artar. Bu dönemlerde ihtiyacın besinler yoluyla karşılanması biraz daha zorlaşır. Bu sebeple olası bir eksikliği önlemek için folik asit takviyesi alınması önerilir. Yeterli folik asit alımı hızlı büyümeyi destekler ve fetüste nöral tüp defekti gelişimini önler. Hamile olan her kadının, diyetle alınan folatın yanı sıra günde 400 mikrogram (mcg) folik asit hapı alması önerilir.

Folik asit hapı;

Folik asit desteği; ağızdan tablet ya da kapsül formunda, cilt altı ya da kas içi enjeksiyonları şekilde verilebilir. Fakat genellikle ağız yoluyla alınması tercih edilir. Folik asit hapı sıklıkla;

  • Folat eksikliğine bağlı kansızlık
  • Hamilelikten önce, hamilelik sırasında ve sonrasında diyet gereksinimlerine yardımcı olmak
  • Hamilelik öncesi baba adayına takviye yapmak amacıyla verilir.

Çocuk sahibi olmayı planlayan çiftler, gebelikten önce folat desteği konusunda bilgi almak için mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.

Folik asit eksikliğinin pek çok olumsuz sonucu bulunduğundan kişilerin bu konuda düzenli kontrollerini ve gerekirse tedavilerini ihmal etmemeleri gerekmektedir.

 

Paylaşın

Eliminasyon diyet nedir? Detaylar

Eliminasyon Diyet; adı diyet olarak geçse de aslında temel olarak kilo verdirme amacı taşımaz. Tamamen bağırsaklardaki bağışıklık sistemi cevabını düzenlemek amacıyla potansiyel antijen olarak görülen tüm besinleri kesmek esasına dayanır. Eliminasyon diyeti oldukça sınırlayıcı bir diyettir ve potansiyel sağlık riskleri olabilir!

Alerji uzmanları ve diyetisyenler, insanların iyi tolere edilmeyen yiyecekleri ekarte etmelerine yardımcı olmak için onlarca yıldır elimine diyetleri kullanıyorlar. Yiyecek alerjiniz olduğundan şüpheleniyorsanız, bir eleme diyetine başlamadan önce doktorunuza danışın.

Nasıl uygulanır?

Bir eliminasyon diyeti iki aşamaya ayrılır:

Eleme Aşaması; Eleme aşaması, semptomlarınızı kısa bir süre için, genellikle 2-3 hafta boyunca tetiklediğinden şüphelendiğiniz yiyecekleri çıkarmayı içerir. Vücudunuzun tolere edemeyeceğini düşündüğünüz yiyecekleri ve rahatsız edici semptomlara neden olan meşhur yiyecekleri ortadan kaldırın.

Bu yiyeceklerin bazıları fındık, mısır, soya, süt ürünleri, turunçgiller, kabarık sebzeler, buğday, glüten, yumurta ve deniz ürünleri içeren yiyeceklerdir. Bu aşamada semptomlarınızın gıdalardan mı yoksa başka bir şeyden mi kaynaklandığını belirleyebilirsiniz. Belirtileriniz yiyecekleri 2-3 hafta boyunca çıkardıktan sonra da kalırsa, doktorunuza bildirmek en iyisidir.

Yeniden giriş aşaması; Bir sonraki aşama, yavaş yavaş elimine edilen gıdaları diyetinize geri aldığınız yeniden giriş aşamasıdır. Her yiyecek grubu, semptomlar ararken, 2-3 gün boyunca ayrı ayrı tanıtılmalıdır. İzlenecek bazı belirtiler şunlardır:

  • Döküntüler ve cilt değişiklikleri
  • Eklem ağrısı
  • Baş ağrısı veya migren
  • Yorgunluk
  • Uyku zorluğu
  • Solunumdaki değişiklikler
  • Şişkinlik
  • Mide ağrısı veya krampları
  • Bağırsak alışkanlıklarındaki değişiklikler

Bir yiyecek grubunu tekrar tanıdığınız süre içerisinde herhangi bir belirti yaşamazsanız, yemek yemenin ve bir sonraki yiyecek grubuna geçmenin uygun olduğunu varsayabilirsiniz. Bununla birlikte, yukarıda belirtilenler gibi olumsuz belirtiler yaşarsanız, o zaman başarıyla bir tetikleyici yiyecek tanımladınız ve bunu diyetinizden çıkarmalısınız.

Eliminasyonu da dahil olmak üzere tüm süreç yaklaşık 5-6 hafta sürer. Birçok yiyecek grubunu ortadan kaldırmayı planlıyorsanız, doktorunuzdan veya bir diyetisyenden tavsiye alın. Çok fazla yiyecek grubunun ortadan kaldırılması, beslenme eksikliğine neden olabilir.

Faydaları;

Eliminasyon diyetleri, yandaşlarının geniş bir aralıktaki hastalıklardan sorumlu olduklarına inandıkları, tespit edilmesi güç yiyecek intoleranslarını belirlemede potansiyel olarak yararlıdır. Bunların arasında kabızlık, baş ağrıları, migren, kulak veya sinüs enfeksiyonları, sık soğuk algınlığı, post nazal akıntı, kronik burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı, kronik öksürük, egzama, kurdeşen, akne, astım, kaslarda veya eklemlerde ağrı veya sertlik, kalp çarpıntıları, sindirimsizlik, ağızda, midede veya on iki parmak bağırsağında ülserler, Crohn hastalığı, ishal, mantar enfeksiyonları, ürtiker, ödem, depresyon, anksiyete, hiperaktivite, kilo değişliği ve genelleşmiş yorgunluk bulunur.

Dikkat edilmesi gerekenler;

Tüm terapilerde olduğu gibi eliminasyon diyetini düşünen biri risklerine karşı potansiyel faydaları tartmalıdır. Bazılarına göre karar, reçeteli bir ilacı almaya karar vermekle karşılaştırılabilir ve yalnız uzman bir doktorun gözetiminde yapılmalıdır. Eliminasyon diyetleri ağır besin alerjileri olan kişiler tarafından asla kullanılmamalıdır çünkü şüpheli bir yiyeceğin tekrar alınması astım krizini, anafilaktik şoku veya başka tehlikeli reaksiyonu tahrik edebilir. Genellikle eliminasyon diyeti semptomların yalnız bir veya iki şüpheli yiyecekle ilgili olduğuna inanıldığında yapılacaktır.

Hastalar sıkı bir eliminasyon diyetini yapmanın kolay bir iş olmadığını bilmelidirler. Ambalajlı yiyeceklerin etiketlerini dikkatli bir şekilde okumak aşırı derecede önemlidir çünkü bir çok işlenmiş yiyecek yasak olan monosodyum glutomat, şeker ve diğer maddeleri içerebilir. Eliminasyon diyeti hastaları için restoranlarda, okulda ve arkadaşların evlerinde yemek yemek neredeyse olanaksızdır. Sonuçtaki izolasyon eliminasyon diyetine başlama kararının bir parçası olarak düşünülmelidir. Hastalar ayrıca fazladan planlama, alışveriş ve yiyecek hazırlama için yeterli zamanlarının olup olmadığını da düşünmelidirler.

Eliminasyon diyeti hastaları kısıtlanmış diyetlerinden eksik olan herhangi bir besleyici maddeyi de yerine koyma konusunda dikkatli olmalıdırlar. Örneğin diyetinden süt ürünlerini elimine eden birisi için kalsiyum takviyeleri önerilebilir. Diyet sırasında reçeteli ilaçlara devam edilmelidir. Çok küçük bir çocuğa eliminasyon diyeti uygulatmak çocuğun beslenme ve normal büyümesini tehlikeye sokabilir. Emziren bir anne süt verme süresinde eliminasyon diyeti yaparsa hem kendi sağlığına hem bebeğinin sağlığına zarar verebilir.

Eliminasyon diyetinde ne yenilmez?

En iyi eliminasyon diyetleri en kısıtlayıcı olanlarıdır. Eleme aşamasında ne kadar çok gıda çıkarırsanız, hangi yiyeceklerin rahatsız edici semptomları tetiklediğini keşfetme ihtimaliniz o kadar yüksek olur.

Eliminasyon safhası sırasında sıkça çıkarılan yiyecekler:

  • Turunçgiller; Portakal ve greyfurt gibi turunçgillerden uzak durun
  • Sebze; Domates, biber, patlıcan, beyaz patates ve  kırmızı biberden kaçının
  • Kuruyemiş ve tohumlar; Bütün kuruyemiş ve tohumları eleyin
  • Baklagiller; Fasulye, mercimek, bezelye ve soya bazlı ürünler gibi tüm baklagilleri yok edin
  • Nişastalı yiyecekler; Buğday, arpa, mısır, çavdar, yulaf ve ekmekten kaçının. Ayrıca diğer glüten içeren yiyeceklerden de kaçının
  • Et ve balık; İşlenmiş et, soğuk et, sığır eti, tavuk, domuz, yumurta ve kabuklu deniz hayvanlarından uzak durun
  • Süt ürünleri; Süt, peynir, yoğurt ve dondurma dahil tüm süt ve süt ürünlerini eleyin
  • Yağlar; Tereyağı, margarin, hidrojenlenmiş yağlar, mayonez ve yayılmaları önleyin
  • İçecekler; Alkol, kahve, siyah çay, soda ve diğer kafein kaynaklarından kaçının
  • Baharatlar ve çeşniler; Soslardan ve hardaldan kaçının
  • Şeker ve tatlılar; Şekerden (beyaz ve kahverengi), bal, akçaağaç şurubu, mısır şurubu ve yüksek fruktozlu mısır şurubu, agave şurubu, tatlılar ve çikolatadan kaçının.

Bu listede olmayan diğer yiyeceklerin sizi rahatsız ettiğinden şüpheleniyorsanız, onları da çıkarmanız önemle tavsiye edilir.

Eliminasyon diyetinde ne yiyebilirsiniz?

Bir eliminasyon diyeti çok kısıtlayıcı olsa da, sağlıklı ve lezzetli yemekler yapmak için hala yeterli çeşitlilik vardır.

Tüketebileceğiniz bazı yiyecekler şunlardır:

  • Meyveler; Narenciye hariç, çoğu meyveler
  • Sebzeler; Çoğu sebze, yukardakiler hariç
  • Tahıllar; Pirinç ve karabuğday dahil
  • Et ve balık; Hindi, kuzu, yabani av hayvanları ve somon gibi soğuk su balıkları dahil
  • Süt yerine kullanılanlar; Hindistan cevizi sütü ve şekersiz pirinç sütü dahil
  • Yağlar; Soğuk preslenmiş zeytinyağı, keten tohumu yağı ve hindistan cevizi yağı dahil
  • İçecekler; Su ve bitki çayları
  • Baharatlar, çeşniler ve diğerleri; Karabiber, taze otlar ve baharatlar (kırmızı biber hariç) ve elma sirkesi dahil.

Bu kısıtlayıcı aşamada motive olmak için, yeni tarifler tasarlamayı ve yemeklerinize daha da lezzet katmak için otlar ve baharatlarla tarifler yapmayı deneyin.

 

Paylaşın

EMG (Elektromyografi) nedir, nasıl uygulanır?

EMG (Elektromyografi), kasların, sinirlerin ve sinir köklerinin elektriksel özelliklerinin ölçülmesi yoluyla bu yapıların sağlık durumlarının değerlendirildiği bir muayene yöntemidir. EMG tetkiki iki kısımda yapılır: Sinirlerin incelenmesi, kasların incelenmesi.

Tanıya göre her ikisinin veya yalnızca birinin yapılması gerekebilir. Sinir iletimlerinin ölçümünü doktor veya doktorun belirlediği şekilde bir EMG teknisyeni, kasların incelenmesi işlemi ise sadece doktor tarafından yapılır. İnceleme süresi yapılması düşünülen işlemin kapsamına göre 15 dakika ile 1.5 saat arasındadır.

  • Sinirlerin incelenmesi: Kol, bacak, veya diğer vücut kısımlarında seçilen bazı sinirler, deri üzerine yerleştirilen bir elektrot aracılığı ile elektrik akımı verilerek uyarılır. Elektrik akımı verildiği yerde hoşa gitmeyen fakat dayanılabilir bir his oluşturur. Verilen uyarı ile sinirde ortaya çıkan elektriksel aktiviteler çeşitli şekillerde ölçülür. Bir EMG incelemesi sırasında genellikle böyle 5-10 sinirden ölçüm yapılır.
  • Kasların incelenmesi: İğne şeklinde bir elektrot kol, bacak veya diğer vücut kısımlarında seçilen bir kas içine yerleştirilerek kastaki elektriksel aktiviteler incelenir. Kullanılan elektrot, enjeksiyon iğnelerine benzer boyut ve görünümdedir. Bu elektrotlar tek kullanımlıktır, her hastada yeni bir iğne kullanılır ve bu iğne inceleme bittikten sonra atılır (Teklif EMG’si gibi bazı tetkiklerde elektrotlar tek kullanımlık değildir, mikroptan arındırılarak yeniden kullanılır). Elektrot iğnesinin kas içine yerleştirilmesi sırasında duyulan ağrı kas içine ilaç enjeksiyonu yapılışı sırasında duyulan ağrıya benzer; fakat EMG’de herhangi bir madde enjeksiyonu yapılmadığı için ağrı daha az şiddetlidir. Her bir kasın incelenmesi birkaç dakika sürer. Bu süre içinde iğne kas içinde tutulur. Kas içinde değişik yerlerden kayıt alma amacıyla iğnenin yönü ve yerinin birkaç kez değiştirilmesi gerekebilir. Bu işlemler genellikle ağrısızdır veya katlanılabilir derecede hafif şiddette bir ağrı oluşturur. Bir EMG tetkikinde incelenmesi gereken kas sayısı düşünülen tanıya göre değişir; genellikle 1-10 arası sayıda kas incelenir.

EMG’nin, elektrikle uyarım ve iğne ile inceleme sırasında ortaya çıkan ağrı dışında beklenen bir yan etkisi ve bilinen kalıcı bir zararı yoktur, Ender olarak, incelenen kaslar içinde geçici bir kan birikimi oluşabilir. Çok daha ender olarak bazı derin gövde kaslarının incelenmesi sırasında, komşu doku ve organlarda geçici olumsuz etkiler ortaya çıkabilir. İleri derecede kan pıhtılaşma bozukluğu olan veya kan pıhtılaşmasını engelleyen ilaç kullanan hastalarda zorunlu olmadıkça EMG incelemesi yapılmaz. Bunun dışında her yaş grubunda ve herkese yapılabilir; hastada kalp pili veya beyin pili bulunması EMG yapılmasına engel değildir.

Bire-bir EMG incelemesinin yerine geçen başka bir inceleme yoktur; EMG yaptırmayı istemediğiniz durumda, rahatsızlığınızın tanısına yardımcı olacak bazı bilgilerde eksiklik olabilir. Ancak, rahatsızlığın niteliğine bağlı olarak bazı durumlarda, EMG incelemesi ile elde edilmesi beklenen bilgi, kısmen diğer bazı inceleme yöntemleri ile de elde edilebilir.

Hangi durumlarda elektromyografi (EMG) tetkikine baş vurulur?

  • Ellerde ayaklarda uyuşmalar ağrı yanma
  • Kollarda bacaklarda uyuşma ve kuvvet azlıkları
  • Şeker hastalığında uyuşma
  • Diyaliz hastalarında uyuşmalar
  • Kaslarda erime ve seyrimeler
  • Kaslarda aşırı kasılma
  • Kas ağrıları
  • Zaman zaman olan kuvvetsizlik atakları
  • Özellikle günün ilerleyen saatlerinde olan kuvvet azalmaları göz kapağı düşmeleri
  • Yüz felçleri
  • Belirli kas gruplarında kuvvetsizlik
  • Kaza ve delici kesici silah yaralanmalarına bağlı hareket ve duyu kusurları
  • Enjeksiyonlara bağlı hareket ve duyu kusurları
  • Zehirlenme ve ilaçlara bağlı hareket ve duyu kusurları
Paylaşın

Dermabrazyon nedir, ne işe yarar, nasıl yapılır?

Plastik rekonstrüktif cerrahide çok uzun yıllardan beri uygulanan Dermabrazyon, yani zımpara yöntemi, derideki düzensizliklerin, dikiş izlerinin ve kırışıklıkların azaltılması amacıyla özel bir motora bağlı olarak çalışan zımpara uçlar ile derinin mekanik olarak soyulması işlemidir.

Dermabrazyonda yapılan soyma işlemi derin bir soymadır ve derinin üst tabakasının (epidermis)  tamamı,  alt tabakasının (dermis) ise bir kısmı mekanik olarak soyulmaktadır. Alt tabakanın kalan kısmındaki hücreler vasıtasıyla deride yenilenme gerçekleşir.  Böylece yeni oluşan deri daha pürüzsüz ve homojen renge sahip olur.

Dermabrazyon uygulamaları;

Mikrodermabrazyon Uygulaması; Mikrodermabrazyon, alüminyum oksit mikrokristalleri püskürten yüksek basınçlı cihazlarla cildin üst tabakasının soyulması işlemidir. Bu süreçte derinin altındaki sağlıklı doku aşama aşama ortaya çıkarılır. Böylece çok daha sağlıklı ve canlı bir cilt elde edilir. Birer hafta ara ile yapılması gereken seansların sayısı derinin durumuna göre değişiklik gösterir.

Salabrazyon Uygulaması; Salabrazyon, vücuttaki bir dövmenin çıkarılması amacıyla dövme üzerinde Dermabrazyon uygulanarak bu bölgenin üzerine sofra tuzu bırakılması ve boyanın çıkarılması işlemidir. Bu süreçte tuz bu bölge üzerinde ne kadar uzun süre kalırsa işlem o kadar başarılı olur. Ancak yara izi kalma riski arttığı için işlemin muhakkak bir uzman tarafından yapılması gerekir.

Dermabrazyon öncesi öneriler nelerdir?

  • İşlemden en az 7-10 gün önce sigara kesilmelidir
  • İşlemden 7-10 gün önce aspirin gibi kanı sulandırıcı ilaçlar kesilmelidir. Sürekli ilaç kullananlar kardiyoloji hekimlerine danışmalıdır
  • İsoTretinoin ( A vit) kullanan kişiler, en az 6 ay öncesinde ilaç tedavisini kesmiş olmalıdır
  • İşlem lokal veya bazen genel anestezi altında yapılacağından doktorunuzdan ameliyat öncesi hazırlıkları sorunuz
  • Yüzünde uçuk (herpes simplex enfeksiyonu) öyküsü bulunanlar, günde üçe bölünmüş halde 2400 mg toplam doz asiklovir tedavisine başlamalıdırlar

Dermabrazyon kimlere yapılmamalıdır?

  • Dermabrazyon her yaş gurubunda uygulanabilir
  • Yaşlılarda iyileşme daha zor ve geç olur
  • Koyun tenli kişilerde iz kalma riski daha yüksek olur. Dikkatli olunmalıdır
  • Yüzünde veya işlem uygulanacak bir başka bölgede cilt enfeksiyonu, şüpheli cilt lezyonu, cilt kanseri,uçuk gibi patolojiler olan kişilerde uygulanılmamalıdır
  • Aktif sivilceleri olan kişilerde uygulanmamalıdır
  • İsotretinoin kullananlarda kullanılmamalıdır
  • Güneşe ya da çeşitli maddelere alerjisi olanlarda dikkatli olunmalıdır
  • Yaz aylarında uygulanması genelde tercih edilmemelidir. İstenmeyen izler bırakabili.

Dermabrazyon işlemi nasıl yapılır?

Dermabrazyon, uygulanacak alanın genişliğine bağlı olarak lokal veya genel anestezi altında yapılabilir. Genellikle sadece problemli bölge değil, problemli bölgeyi içeren yüz bölümünün tümüne dermabrazyon uygulanır. Örneğin, alında küçük bir iz için tüm alına dermabrazyon uygulanması gerekir. Bundaki amaç ton farkı oluşmasının önlenmesi ve homojen bir görünüm sağlanmasıdır.  İşlem yaklaşık 1-1.5 saate kadar sürer. Birden fazla seans uygulama gerekebilir.

Uygulama, ucunda elmas veya tel zımpara bulunan taşı hızla çeviren bir motor yardımıyla yapılır. Uygulamadan sonra deride şişlik oluşabilir. Hasta özellikle sert gıdaları çiğnerken ağrı duyabilir. Şişlikler birkaç günle bir hafta arasında geriler. Uygulama alanında kabuklanma olabilir. Erkeklerde, birkaç gün tıraş olunmaz. Yara iyileştikten sonra da ilk günlerde makine ile tıraş tavsiye edilir.

Dermabrazyon sonrası iyileşme nasıl olur?

İşlem sonrasında, işlem uygulanan alanda özel pomadlar içeren nemli bezler bulunur. Oluşan şişlik ve ağrı için çeşitli ilaç ve pomadlar kullanılır. Cilt yenilemesi gerçekleşince, 7-14 gün içinde bu bez kaldırılır ya da kendi düşer. Açığa çıkan tam iyileşmemiş olan cilt daha hassas ve kızarık renkli bir cilttir. Bu kızarıklık 4-6 hafta, bazen daha uzun sürebilir. Yeni cildin oluşması 3 ayı bulabilir. Bu süre içinde ve sonrasında 1 yıla yakın süre güneşten korunmak çok önemlidir. Birkaç seans halinde tedavi tekrarı gerekebilir.

Dermabrazyon sonrası öneriler nelerdir?

  • İşlem sonrası çeşitli ağrı kesici, kaşıntı giderici, nemlendirici ilaç ve pomadlar verilir
  • 2-3 hafta boyunca içki ve sigara kullanılmamalıdır (yara iyileşmesi bozulmaması ve kızarıklığın artmaması için)
  • Yüz bölgesi uygulamalarında erkekler birkaç gün tıraş olmamalı ve takibinde makine kullanmalıdır
  • Güneşten korunma ve güneşten koruyucu krem kullanımı en az 1 yıl boyunca önemlidir.
Paylaşın