‘NATO Üyeliği Krizi’nde Konu İsveç Değil Türkiye – ABD Meselesi

İsveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü kıdemli uzmanı Bitte Hammargren, NATO’daki genişleme krizinin Türkiye ile İsveç arasında değil, daha üst düzeyde Türkiye ile ABD arasında bir mesele olduğuna inandığını söyledi.

Türkiye ve güvenlik politikaları konularındaki araştırmalarıyla tanınan, aynı zamanda gazeteci olan Bitte Hammargren, krizin aşılması için ABD’nin atacağı adımların etkili olabileceğini belirterek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın beklentilerinden birinin de “Beyaz Saray’a davet edilmek” olduğu görüşünü dile getirdi.

ABD Başkanı Joe Biden’ın, Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğine yönelik sert itirazlarına rağmen iki ülke liderlerini Beyaz Saray’da ağırlamış olmasının “Erdoğan’a verilmiş çok önemli ve güçlü bir mesaj” olduğunu belirten Hammargren, Erdoğan’ın “terör yuvası” suçlamasının İsveç’te nasıl yankı bulduğunu, Türkiye’nin YPG’nin terör örgütü olarak tanınması, iadeler, yaptırımların kaldırılması gibi taleplerinin başarı şansını DW Türkçe‘ye değerlendirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliklerine onay vermeyeceklerini duyurması, NATO’da “tarihi” olarak nitelendirilen genişleme stratejisini alt üst etmiş görünüyor. Peki İsveç’te, Erdoğan’ın “tam bir terör yuvası” olarak gerekçelendirdiği itirazı nasıl yankı buldu? Öngörülen bir hamle miydi, yoksa sürpriz mi oldu?

Bitte Hammargren: Bizim gibi, Türkiye’yi yakından takip edenler için Türkiye’nin bu hamlesi çok da sürpriz olmadı. Çünkü Türkiye’nin, meseleleri sert müzakere süreçlerine sürüklemesine çok sık tanıklık ettik. Ama Türkiye’yi çok da yakından takip etmeyenler için kötü bir sürpriz oldu diyebiliriz. Ankara’nın, ittifakın güvenliği ve savunması için hayati öneme sahip, özellikle de Avrupa’nın kuzeyi ve doğusu için büyük bir önem taşıyan NATO genişlemesini bloke etmesini, beklemiyorlardı. Çünkü İsveçliler, Türkiye’nin AB üyeliğine çok güçlü destek vermişlerdi…

Resmi açıklamalardan anlayabildiğimiz kadarıyla Türk tarafının başlıca üç beklentisi var. Bunlar, PKK’nın Suriye’deki uzantısı YPG’ye desteğin kesilmesi, Türkiye’de hakkında “terör” suçlaması bulunan 21 kişinin İsveç tarafından iadesi ve silah satışlarına uygulanan kısıtlamaların kaldırılması. İsveç, Ankara’nın bu beklentilerine yanıt verecek adımlar atar mı?

Öncelikle “terör yuvası” suçlaması ile başlayalım. İsveç, diğer AB üyesi ülkeler gibi PKK’yı terör örgütü olarak tanıyor. İsveç iltica kanunlarını, aralarında Kürt olanların da bulunduğu pek çok Türk vatandaşına uyguladı. Bunlar arasında PKK sempatizanlarının olduğu da doğrudur. Ancak meselenin daha iyi anlaşılabilmesi için şunları gözardı etmemek gerekiyor: İsveç kanunlarında sırf ‘terör örgütü üyeliği’ diye bir suç bulunmamakta. Hükümet bu konuda bir yasa değişikliği önermeyi denedi ama bu öneri, anayasal konularda uzmanlaşmış hukukçular tarafından geri çevrildi. Terör saldırısının planlandığı, desteklendiği ya da gerçekleştirildiğinin hukuken ispatlanabilir olması gerekiyor. Ayrıca İsveç’teki gösterilerde PKK bayraklarının açıldığı, bu yolla da teröre destek verildiği iddiası da gündeme getiriliyor. Ancak bu da ifade özgürlüğünün kapsamının çok geniş olduğu İsveç’te bir suç teşkil etmiyor. Yakın tarihin gösterdiği gibi, bugünün küresel dünyasında, İsveç’in kendi ülkesindeki geniş ifade özgürlüğünü dışarıya anlatması artık çok zorlaşıyor.

Peki, Ankara’nın iade talepleri ve silah satışlarına uygulanan yaptırımların kaldırılması şeklindeki diğer iki beklentisinin karşılanması mümkün mü?

İade talepleri ile ilgili listeyi görmedim ama söylenen bu listede bulunan 21 kişi arasında aynı zamanda İsveç vatandaşı olanların, sürekli oturum hakkı bulunanların da olduğu. Ayrıca Türkiye’deki basında bu listede yer aldığı iddia edilen bir kişi, 2015’te hayatını kaybetti. İsveç bir mahkeme kararı olmadıkça, ne kendi vatandaşlarını ne de sürekli oturum hakkı olanları iade edebilir. Silah satışlarına uygulanan kısıtlamaların kaldırılması da kolay görünmüyor. Bu kısıtlamalar 2019’da, dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın askerlerini çekmesi ve Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine tek taraflı askeri operasyonunu başlatması sonrasında uygulanmaya başlandı. Ve bu kısıtlamaları uygulayan tek ülke de İsveç değil. İsveç dışında, Almanya ve Hollanda gibi pek çok AB ve NATO üyesi ülke de Türkiye’ye savunma sanayi ihracatına kısıtlama uygulamaya başlamıştı. İsveç’in sadece Türkiye’nin baskısı sonucunda bu yaptırımları kaldırabileceğine ihtimal vermiyorum. Çünkü silah satışlarını ince eleyip sık dokuyan bir hükümet ajansı var ve onlar bu yaptırımları uyguluyor. Ayrıca ben asıl meselenin tek başına İsveç olduğu görüşünde değilim. Bu konunun çözümü, meselelerin daha üst bir seviyede, ABD ile ele alınmasıyla mümkün. Çünkü İsveç’in, barut, patlayıcı, yazılım gibi Türkiye’ye sattığı savunma ürünleri, ABD ve diğer ülkelere kıyasla çok cüzi şeyler… Bence kamuoyu üzerinden İsveç’e yüklenen Türkiye’nin asıl hedefi, bu yolla ABD gibi diğer ülkelerin uyguladıkları yaptırımları kaldırmalarını sağlamak…

Sizce ABD’nin Türkiye’ye CAATSA yaptırımlarını kaldırması, en azından yeni F-16 satışına ve mevcut olanlarının modernizasyonuna yeşil ışık yakması mümkün mü?

Bu son derece zor görünüyor. Çünkü ABD yaptırımları, Kongre kararına dayanıyor. Gayet tabii ki Rus S-400’leri satın aldığı için F-35 programından çıkartılan Türkiye’nin şu anda F-16’lara ihtiyaç duyduğunu, hava savunmasını güçlendirmek zorunda olduğunu anlıyoruz. Ama dikkat çekmek istediğim, meselenin İsveç-Türkiye meselesi olmadığı, konunun daha üst seviyelerde, ABD düzeyinde ele alınması gerektiği. Kim bilir, belki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Beyaz Saray’a davet edilmesi, açılım sağlayacak bir yöntem olabilir…

Sizce Erdoğan Biden’dan bunu mu istiyor? Türkiye’nin blokajı nedeniyle çıkmaza giren genişleme düğümünü ABD mi çözer?

Beyaz Saray’a davet, Erdoğan’ın beklentilerinden sadece biri. Bu hafta bildiğiniz üzere Yunanistan Başbakanı Miçotakis Beyaz Saray’da ağırlandı,  yabancı liderler için büyük bir onur olarak görülen kongre konuşmasını da yaptı, Türkiye’ye F-16’ların verilmemesi gerektiğini savundu… Gayet tabii ki Erdoğan’ın Beyaz Saray’dan bir davete ihtiyacı var. Gerçi ABD Başkanı Biden bugüne kadar ona karşı soğuk bir tavır takındı ama İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği, ittifak için hayati öneme sahip. Bu nedenle düğümün çözümlenmesinde, ABD’nin ne yapacağı büyük önem taşıyor.

ABD Başkanı Biden’ın, Erdoğan’ın “evet diyemeyiz” açıklaması üzerine Fin ve İsveçli liderlerle Beyaz Saray’da görüşmesi ve ittifaka üyeliklerine çok güçlü destek açıklaması aynı zamanda Türkiye’ye verilmiş bir mesaj mıydı?

Gayet tabii ki. Bu Erdoğan’a verilmiş çok güçlü bir mesajdı. Üstelik Biden kendisi özellikle hiç Türkiye’den söz etmedi, bu işi Finlandiya ve İsveç liderlerine bıraktı. Biden aslında bu yolla Türkiye ile ilgili hayal kırıklığını da göstermiş oldu. Çünkü evet Türkiye’nin güvenlik endişeleri var ama Türkiye aynı zamanda çok önemli bir ittifakın üyesi. Ve bu ittifakın da şimdi çok büyük güvenlik endişeleri var. İttifak üyeleri de, böyle kritik dönemlerde bunu gözardı etmemeli.

Avrupa’nın kuzeyinde, Baltık Denizinde, Arktik bölgesinde, savunma yetkinliğinin güçlendirilmesi İttifak için ve gayet tabii ki Türkiye için de devasa bir öneme sahip… Şimdi sakin, aklı selim ve sabırlı hareket edilmesi gerekiyor.

Bu arada İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde Twitter’da yaptığı paylaşımda, ülkesinin PKK’ya ilişkin tutumu ile ilgili “çok yaygın bir dezenformasyon”u gidermek istediğine dikkat çekerek, “Olof Palme hükümeti, daha 1984 yılında, Türkiye’den hemen sonra PKK’yı terör örgütü olarak tanıyan ilk ülke oldu” hatırlatması yaptı ve ülkesinin bu tutumunda bir değişiklik olmadığının altını çizdi… İsveç, PKK’yı terör örgütü olarak tanıyor ama aynı zamanda Kürt meselesinin İsveç iç politikasını da ilgilendiren bir boyutu olduğu belirtiliyor. Bunu açar mısınız?

Evet, İsveç PKK’yı terör örgütü olarak tanıyor. İsveç, aynı zamanda Türkiye’den, askeri darbelerden sonra, aralarında Yaşar Kemal gibi çok ünlü muhalifleri de ağırlamış olan bir ülke. Gelenler arasında Kürtler de yer aldı, yıllar içinde İsveç vatandaşı oldular, İsveçli Kürtler oldular, çok sayıda Kürt kökenli İsveçli var artık. Siyasi partilerdeler, parlamentodalar, hükümet kuruluşlarında, şirketlerde görev alıyorlar, artık kamu hayatının bir parçası oldular. Bu nedenle konu İsveç iç politikasının da bir boyutunu oluşturuyor. Bu nedenle AKP’nin ilk yıllarında Kürt meselesinde çok ilerici adımlar atması, burada da alkışlanmış, çözüm sürecinin başlaması, gelecekle ilgili çok umutlu olunmasına yol açmıştı…

Ama çözüm süreci sonlandırıldı. Üstelik mesele Suriye’deki gelişmelerle birlikte çok farklı bir boyuta evrildi. ABD başta olmak üzere, tüm Batılı ülkeler için büyük bir çelişki oluşturan konu da Suriye’nin kuzeyinde ABD’li yetkililer dahil hemen hemen herkesin  PKK’nın Suriye uzantısı olduğunu kabul ettiği YPG’nin IŞİD ile mücadelede “önemli müttefik” olarak görülmeye başlanması, bir terör örgütüne karşı bir diğer terör örgütünün araçsallaştırılması…Türkiye de bunu, ulusal güvenliğine tehdit olarak gördüğünü söylüyor. Türk uzmanlar, NATO genişlemesine blokajıyla birlikte aslında Türkiye’nin Batılı müttefiklerini bu konuyla ilgili “büyük bir yüzleşmeye” zorladığını söylüyorlar. Bu görüşlere katılıyor musunuz?

Eski ABD Başkanı Obama’nın IŞİD ile mücadelede YPG ile iş birliğine gitme kararından bu yana bunun Türkiye ile NATO müttefikleri arasında büyüyen bir gerilime yol açtığı doğru. Tabii ki hükümetler YPG’nin PKK’nın uzantısı olduğunu, ideolojik olarak da benzeştiğini biliyor. Ama anladığım kadarıyla YPG’nin bir terör örgütü olarak sınıflandırılmasının istenmemesi üç nedene dayanıyor.

Nedir bu nedenler?

Birincisi, IŞİD’in yenilgiye uğratılmasında rol oynadılar ve o dönem müttefiklerinde Türkiye’nin IŞİD ile mücadelede yeterli kararlılığı sergilemediği görüşü hakimdi. İkinci önemli neden de YPG’nin, binlerce IŞİD tutsağının tutulduğu kampları koruyor olması. Bu da aslında Türkiye dahil bölge için, Avrupa hükümetleri için hayati bir güvenlik meselesi. Batı, YPG’den desteğini çekerse onlar da yönlerini değiştirecek ve büyük bir ihtimalle de Esad rejimine yaklaşacaklar. Tutsaklar Esad rejiminin eline geçerse ne olur? Geçmiş bize neler olabileceğini gösterdi. İç savaş başladığında cihatçıları hapislerden çıkaran Esad rejimi değil miydi? Ayrıca 2003 yılında ABD Irak’ı işgal ettiğinde Suriye, Amerikalılara karşı savaşmak için cihatçılara alan tanımadı mı? Daha sonra bunlar Irak’ta El Kaide’ye ve IŞİD’e dönüşmedi mi? Ayırca Esad rejiminin korkunç insan hakları ihlallerini de unutmamak lazım. Dolayısıyla kampların Esad rejiminin eline geçmesi bir opsiyon değil. YPG’nin terör örgütü olarak tanınmaması için öne sürülen bir diğer argüman da, bunun aslında ne Türkiye ne de bölgede meselenin çözüme kavuşmasını sağlamış olması. PKK sorunu, ilk terör saldırılarına başladığı 80’lerden beri var…

YPG’nin terör örgütü olarak ilan edilmesinin Türkiye’nin güvenlik sorununa bir çözüm olmadığını mı söylüyorsunuz?

Çok korkunç trajediler yaşandı ve bir noktada bu soruna siyasi bir çözüm gerekecek. Erdoğan, kendisi denedi. Özal da denemişti… Bir daha denenir mi? Seçimleri beklemek gerekecek. Ama sonuç itibarıyla Kürt meselesi Türkiye için bir güvenlik sorunudur. Bugüne kadar askeri yöntemin tek başına bunu sağlamadığı ortada. Ve bir noktada bu sorunu geride bırakmak üzere bir çıkış stratejisi izlemesi gerekecek.

Paylaşın

İsveç Ve Finlandiya: Türkiye’nin Endişelerini Gidermeye Hazırız

ABD Başkanı Joe Biden, Beyaz Saray’da Finlandiya ve İsveç liderleriyle düzenlediği ortak basın toplantısında, Washington’ın iki ülkenin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyeliğini kuvvetle desteklediğini söyledi.

Biden, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’nun tüm şartlarını karşıladığını belirtti. Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, Türkiye’nin vetosu bağlamında “NATO müttefiki olarak Türkiye’nin güvenliğine bağlı olacağız. Terörizmi çok ciddiye alıyoruz. Terörü her şekilde lanetliyoruz. Türkiye’nin tüm endişelerini açık ve yapıcı şekilde görüşmeye ve gidermeye hazırız” dedi.

Beyaz Saray’da İsveç Başbakanı Magdalena Andersson ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö ile bir araya gelen ABD Başkanı Joe Biden ortak basın toplantısında “Bugün, dünya tarihindeki en güçlü savunma ittifakına katılmak için, iki büyük demokrasinin son derece yetenekli iki ortağının başvuruları konusunda ABD’nin güçlü desteğini sunmaktan gurur duyuyorum” dedi.

“Finlandiya ve İsveç NATO’yu güçlendirecek”

Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılmasının NATO’yu güçlendireceğini belirten Biden, “Kuzey Avrupa’da iki yeni NATO üyesine sahip olmak ittifakın güvenliğini artıracak” ifadelerini kullanarak, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik talebinde bulunma kararıyla NATO daha da güçlendi, daha da birleşti” dedi.

Biden, Finlandiya ve İsveç’in ittifaka katılma başvurularıyla ilgili olarak, “NATO’ya katılan yeni üyeler hiçbir ulus için bir tehdit değildir. NATO’nun amacı hiçbir zaman saldırganlık olmamıştır. Amacı savunmadır” dedi.

Niinisto: Türkiye’nin tüm endişelerini görüşmeye hazırız

Finlandiya Cumhurbaşkanı ise yaptığı konuşmada, Finlandiya’nın güçlü bir NATO müttefiki olacağına dair söz vererek, “Birlikte Kuzey Atlantik organizasyonuna katılmaya çalışarak tarihi bir adım atıyoruz. Güvenliğimizi ciddiye alıyoruz ve yeteneklerimizi sürekli geliştirmeye yönelik yatırım yapıyoruz. NATO’nun gerektirdiği her sorumluluğu yerine getirmeye hazırız” dedi.

ABD’nin yanı sıra tüm NATO müttefiklerinden güçlü destek almayı umduğunu söyleyen Niinistö, “Türkiye yakın zamanda üyelik başvurumuzla ilgili endişelerini dile getirdi. Bugün bu endişelere değinmek istiyorum.” dedi.

“Finlandiya, Türkiye ile her zaman gururlu ve iyi ikili ilişkilere sahip olmuştur. NATO müttefikleri olarak, Türkiye’nin güvenliğimizi taahhüt edeceği gibi, biz de Türkiye’nin güvenliğini taahhüt edeceğiz. Terörü ciddiye alıyoruz. Terörün her türlüsünü kınıyoruz ve onunla aktif olarak mücadele ediyoruz. Türkiye’nin üyeliğimizle ilgili tüm endişelerini açık ve yapıcı bir şekilde görüşmeye açığız. Bu görüşmeler zaten gerçekleşti ve önümüzdeki günlerde devam edecek.”

Andersson: Yeni bir yol seçtik

İsveç Başbakanı Andersson da “Rusya’nın Ukrayna’ya gerçekleştirdiği saldırı bizim için her şeyi değiştiren bir an oldu.” dedi.

“Bugün, Ukrayna’nın durumu bize Avrupa tarihinin en karanlık günlerini hatırlatıyor” diyen İsveç Başbakanı 200 yıllık askeri tarafsızlığın ardından bir dönüm noktasında olduklarını söyledi: “İsveç yeni bir yol seçti. İsveç ve Finlandiya, NATO’ya katılmak için taleplerini sundu.”

Andersson İsveç’in “NATO ile tüm görevler dahil olmak üzere kapsamlı bir askeri işbirliği geleneği” olduğuna değindi. “Şu anda savunma harcamalarımızı artırıyoruz. Türkiye dahil tüm NATO üyesi ülkelerle farklı düzeylerdeki sorunları çözmek için diyalog halindeyiz” dedi.

Hollanda Başbakanı Rutte: Bir yol bulunacak

Almanya Başbakanı Olaf Scholz’la Hollanda’nın Lahey kentinde bir araya gelen Hollanda Başbakanı Mark Rutte, basın toplantısında Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini veto edeceğine ilişkin bir soruya, “Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasındaki görüşmeler neticesinde olumlu bir yol bulunacağını umuyorum” cevabını verdi.

Hollanda Başbakanı Mark Rutte ile Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Lahey’de Rusya saldırıları altında yıkıma uğrayan Ukrayna’nın yeniden inşası için bir araya geldiklerini açıkladılar.

Paylaşın

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’den ‘Türkiye’ açıklaması

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile başkent Kopenhag’da bir araya geldi; ikili, görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği başvuruları ve Türkiye’nin itirazlarına da değinen Stoltenberg, “NATO’da anlaşmazlık olması yeni değil, sorunlar çözülür. Türk yetkililerle diyalog halindeyiz” dedi.

Türkiye için “önemli bir müttefik” ifadesini kullanan Stoltenberg, NATO’nun böyle bir müttefikinin “güvenlik endişelerini dile getirdiğinde bu konuda harekete geçmesi ve endişelerini gidermesi gerektiğini” söyledi:

“Tüm müttefiklerin güvenlik endişeleri dikkate alınmalıdır. İsveç ve Finlandiya’nın NATO katılmaları konusunda ortak bir karara kısa sürede varacağımıza inanıyorum.

“Türkiye’nin ifade ettiği endişeleri ele alıyoruz. Türkiye gibi önemli bir müttefik güvenlik endişelerini gündeme getirdiğinde bunu halletmenin tek yolu ortak bir zemin bulmak için oturup konuşmak.”

Stoltenberg, NATO’nun 30 müttefiki arasında bazen farklılıklar olabildiğini ancak bunların konuşularak aşılabileceğini belirtti.

Stoltenberg, iki ülkenin NATO’ya katılmaları durumunda Avrupa Birliği (AB) nüfusunun yüzde 96’sının NATO içinde olacağını belirterek, NATO ve AB’nin Batı Balkanlar, Ukrayna, siber güvenlik gibi konularda her zamankinden daha yakın iş birliği içinde olduğunu kaydetti:

“AB’nin savunma çabalarını memnuniyetle karşılıyorum. Doğru yönde yapılırsa bunlar hem NATO’yu hem de AB’yi güçlendirecektir.”

Tüm üyelerin onayı gerekiyor

Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla birlikte NATO’ya üyelik başvurusu yapıp yapmayacakları merak konusu olan Finlandiya ve İsveç, “süreci el ele yürütmeye” karar vererek 18 Mayıs’ta NATO üyeliğine başvurdu.

30 üyeli Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) genişlemesiyle ilgili kararların üyelerin oybirliğiyle alınması gerekiyor.

Fakat Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili ilk defa 13 Mayıs’ta bir açıklama yaparak İsveç ve Finlandiya’nın muhtemel NATO üyelik başvurusu konusunda “olumlu bir düşünce içinde” olmadıklarını açıklamış, iki ülke için “terör örgütlerinin adeta misafirhanesi gibi” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Erdoğan’ın İsveç’e NATO Tepkisi Seçime Hazırlık

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyeliğine karşı çıkarak ittifakı krize sürüklediğine ilişkin yorumlar İngiltere basınında yer aldı.

The Guardian’ın diplomasi editörü Patrick Wintour imzalı yazıda, Erdoğan’ın İsveç’e PKK üyelerinin iadesinin reddedilmesine yönelik tepkilerle seçim hazırlığı yaptığı ve milliyetçi oyları artırmayı hedeflediği yorumu yapıldı.

Yazıda, “Erdoğan İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini veto etme tehditlerini iki katına çıkardı. Her iki ülkenin de kendisini ikna etmesi için Ankara’ya heyetler göndermesinin anlamsız olduğunu söyledi. 10 talep sunarak İsveç’e şantaj yaptığı iddialarını güçlendirdi. Erdoğan’ın karşı çıkışının NATO’yu aylarca düğümleyebileceğinden kimsenin şüphesi yok” denildi.

İsveç’in Türkiye’nin tepkileri karşısında “yanlış anlaşılmaları gidermek konusunda iyimserlik içinde olduğu ancak verilen tepkilerle Erdoğan’ın bu konudaki ciddiyetine şüpheyle yaklaştığı” belirtilen yazıda, İskandinav ülkelerinin Türkiye’nin taleplerine “boyun eğmesinin zor olacağı” ifade edildi. Türkiye “terör” gerekçesiyle Finlandiya’dan 12, İsveç’ten 21 kişinin iade edilmesini istiyor.

‘Erdoğan uç noktalarda yaşıyor’

Habere göre, İngiliz savunma ve güvenlik düşünce kuruluşu Royal United Services Institute (RUSI) direktör yardımcısı Jonathan Eyal, “Her iki ülke de kendi iç iltica sistemlerini basitçe parçalayamaz” dedi.

Türkiye’nin sürgündeki PKK üyeleriyle ilgili taleplerine aşina olunduğu, Erdoğan’ın halihazırda paramparça bir ekonomi ve partisine desteğin giderek azalmasıyla uğraştığını belirten Eyal, Erdoğan’ın Türkiye’de milliyetçi oyları artırmaya çalıştığı ve “uç noktalarda hareket ettiği ve uçlarda yaşadığı” görüşü verdi.

Yazıda, Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in olası Ankara ziyareti ve ABD’den F-35 satın alma talebinin uygulanması için “ikili oyun” oynadığı analizine de yer verildi.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

NATO Hangi Amaçla Kuruldu, Devletler Neden NATO’da Yer Almak İstiyor?

“North Atlantic Treaty Organization” Türkçesi “Kuzey Atlantik Paktı Teşkilatı” bildiğimiz ismiyle NATO. İkinci Dünya Savaşının ardından 12 ile ülke kurulan bugün 30 ülkenin içinde yer aldığı NATO sınırlarını gün geçtikçe genişletiyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Finlandiya ve İsveç resmen NATO’ya üyelik başvurusu yaptı. İki ülke, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası ittifaka katılma kararı aldı.

Peki, NATO neden kuruldu, amacı nedir, nasıl finanse ediliyor, devletler neden NATO’da yer almak istiyor?

“Halklara Karşı Bir Örgütlenme NATO” kitabının yazarı Semih Hiçyılmaz Bianet’ten Ruken Tuncel’e anlattı.

NATO neden kuruldu: NATO, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1949’da ABD, Kanada, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi ülkelerin içinde olduğu 12 ülke tarafından Sovyetlere karşı kuruldu.

İkinci dünya savaşından sonra güçlenen yeni emperyalist güçler “birimize saldırı hepimize saldırıdır” diyerek, Sovyetlere, dünyada yükselen sosyalist mücadeleye ve işçi sınıfına karşı örgütlenmeye gitti. Amaçları dünya çapında sosyalizmin kazandığı prestijin önünü kesmekti.

NATO nasıl finanse ediliyor: Her ülkeden ciddi bir kaynaklar aktarılıyor. Ülkeler sömürdükleri ülkelerden elde ettikleri gelirlerin önemli bir kısmını NATO aktarıyor.

NATO’da yer almak ülkeler için neden önemli: Kapitalist bir yol seçen bir devlet kendini daha güçlü hissetmek için NATO yer almak istiyor. Esas amaç da, pazar paylaşımda yer almak. Bugün Fillandiya bugün pratik tartışmalarda Rusya tehdidine karşı gerekçeler öne sürülüyor. Bugün Ukrayna, Rusya, ABD, NATO ülkeleri arasında bir pazar paylaşımı var. Fillandiya ve İsveç de tıpkı diğer ülkeler gibi bu Pazar paylaşımının içinde olmak istiyor.

NATO denildiğinde neden akla savaş geliyor: Çünkü NATO emperyalist bir savaş örgütü, saldırı amacıyla kurulmuş bir örgüt. Bunun dışında başka bir amacı yok silahlı bir savaş örgütü, kurulduğu günden bugüne kadar NATO’yu nerede gördüysek savaş var, kan var. Gittiği hiçbir yerde halklara zulümden başka bir şey getirmedi.

Türkiye NATO’ya ne zaman katıldı?

Türkiye, NATO üyeliğine resmen ilk başvuruyu 11 Mayıs 1950’de yaptı. Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yapılan bu başvurudan herhangi bir sonuç alınamadı. Seçimlerin ardından ise NATO’ya girme çabaları, iktidarı kazanan Demokrat Parti tarafından yürütüldü. Bu doğrultuda 1950 yılında Kore Savaşı’na asker gönderen Türkiye, 1952’de Yunanistan ile birlikte NATO üyeliğine resmen kabul edildi.

NATO operasyonları

NATO, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte ortaya çıkan yeni uluslararası atmosferde kendine yeni sorumluluklar atfederek, proaktif bir rol üstlendi.

90’lı yılların başında bazı askeri operasyonlar gerçekleştirdi. Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrasında yürütülen “Operasyon Anchor Guard” bu operasyonların ilkiydi.

Bir diğer operasyonu ise; El-Kaide’nin 11 Eylül 2001’de ABD’deki ikiz kulelere saldırısının ardından  Ekim 2001’de başlatılan Etkin Çaba Harekâtı (Operation Active Endeavour) oldu. Bu harekât, “teröre karşı” düzenlenen ve Antlaşmanın 5. maddesinin öngördüğü kolektif savunma prensibine dayanan ilk operasyon olarak biliniyor. Etkin Çaba Harekâtı ile birlikte ittifak tarihinde ilk kez Washington Antlaşması’nın 5. maddesi işletildi.

2004 yılından itibaren NATO üyesi olmayan ülkelerin de içinde yer aldığı harekât, Ekim 2016’da resmi olarak sonlandırılana kadar devam etti.

2000’lerde Afganistan ve Afrika Burnu gibi farklı yerlerde de operasyonlar düzenleyen NATO, bu operasyonları beşinci maddenin ortaya koyduğu “kolektif savunma” ilkesine dayandırmak yerine, kriz yönetimi başlığı altında yürüttü.

2014’de düzenlenen Galler Zirvesi’nde ise kolektif savunma prensibi yeniden ön plana çıkarak bu tarihte ortaya konan “Hazırlık Eylem Planı’nın temelini oluşturdu.

Resmi web sitesinde yer aldığı bilgiye göre; NATO, Akdeniz ve Kosova’da hâlâ aktif olarak bulunuyor.

Akdeniz’de “deniz güvenliği” adına varlığını korumaya devam eden ve Türkiye’de Patriot füzeleri ve Havadan Erken İhbar ve Kontrol uçakları konuşlandıran NATO, Rusya’nın 2014’te Ukrayna’ya düzenlediği askeri operasyonlardan itibaren hava-sahası önlemlerini artırdığını belirtiyor.

NATO Antlaşma Metni

Madde 1 – Taraflar, BM Yasası’nda ortaya konduğu üzere, karışmış olabilecekleri herhangi bir uluslararası anlaşmazlığı, uluslararası barış ve güvenlik ve adaleti tehlikeye sokmadan barışçıl yollarla çözmeyi ve uluslararası ilişkilerinde BM’in amaçlarına aykırı olacak şekilde güç kullanımı ya da tehdidinden sakınmayı taahhüt etmektedirler.

Madde 2 – Taraflar, özgür kurumlarını güçlendirerek, bu kurumların üzerine kurulu olduğu ilkelerin daha iyi anlaşılmasını sağlayarak ve istikrar ile refah koşullarını geliştirerek barışçıl ve dostça uluslararası ilişkilerin daha da geliştirilmesine katkı yapacaklardır. Uluslararası ekonomi politikalarında çatışmayı ortadan kaldırmaya yönelecekler ve taraflardan herhangi biri ya da hepsi ile ekonomik işbirliğini teşvik edeceklerdir.

Madde 3 – Bu Antlaşma’nın amaçlarına daha etkin biçimde ulaşabilmek için Taraflar, tek tek ve ortaklaşa olarak, sürekli ve etkin öz-yardım ve karşılıklı yardımlarla, silahlı bir saldırıya karşı bireysel ve toplu direnme kapasitelerini koruyacaklar ve geliştireceklerdir.

Madde 4 – Taraflardan herhangi biri, Taraflardan birinin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı ya da güvenliğinin tehdit edildiğini düşündüğü zaman, tüm Taraflar birlikte danışmalarda bulunacaklardır.

Madde 5 – Taraflar, Kuzey Amerika’da veya Avrupa’da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldın olursa BM Yasası’nın 51. Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan Taraf ya da Taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır. Böylesi herhangi bir saldın ve bunun sonucu olarak alınan bütün önlemler derhal Güvenlik Konseyi’ne bildirilecektir. Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumak için gerekli önlemleri aldığı zaman, bu önlemlere son verilecektir.

Madde 6 – Madde 5 açısından, Taraflardan bir ya da daha çoğuna karşı silahlı saldın, aşağıdakileri de kapsar: – Tarafların Avrupa ya da Kuzey Amerika’daki topraklarına, Fransa’nın Cezayir Bölgesine (**), Türkiye topraklarına veya Taraflardan herhangi birinin egemenliği altında olan ve Yengeç Dönencesi’nin kuzeyinde yer alan adalara yapılan silahlı saldırı; – Bu topraklarda ya da bu toprakların üzerindeki hava sahasında bulunan, ya da Antlaşma’nın yürürlüğe girdiği tarihte Taraflardan herhangi birinin işgal kuvvetlerinin üslenmiş bulunduğu herhangi bir Avrupa toprağında veya Akdeniz’de, ya da Yengeç Dönencesi’nin kuzeyindeki Kuzey Atlantik bölgesinde bulunan Tarafların herhangi birine ait kuvvetlere, gemilere, ya da uçaklara yapılan silahlı saldın.

Madde 7 – Antlaşma, BM üyesi olan Tarafların BM Yasası uyarınca sahip oldukları hak ve yükümlülüklerini veya Güvenlik Konseyi’nin uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması konusundaki temel sorumluluğunu herhangi bir şekilde etkilemez ve etkilediği şeklinde yorumlanamaz.

Madde 8 – Her bir Taraf, kendisi ile diğer Taraflar ya da üçüncü bir devlet arasında şu an yürürlükte olan uluslararası sözleşmelerin, bu Antlaşma’nın hükümleri ile çelişmediğini beyan eder ve Antlaşma ile çelişen uluslararası sözleşmelere girmemeyi taahhüt eder.

Madde 9 – Taraflar, bu Antlaşma’nın uygulanması ile ilgili konulan ele almak üzere hepsinin temsil edileceği bir Konsey oluştururlar. Konsey, herhangi bir zamanda acil olarak toplanabilecek şekilde düzenlenecektir. Konsey, gerekli gördüğü ikincil organları oluşturacaktır. Özellikle Madde 3 ve Madde 5’in uygulanmasına ilişkin önlemleri önerecek bir savunma komitesi derhal oluşturulacaktır.

Madde 10 – Taraflar, bu Antlaşma’nın ilkelerini geliştirebilecek ve Kuzey Atlantik Bölgesinin güvenliğine katkı yapacak durumda olan herhangi bir Avrupa devletini bu Antlaşma’ya katılmaya oy birliği ile davet edebilirler. Davet edilen Devlet katılım belgesini Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti’ne vererek bu Antlaşma’ya taraf olabilir. Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti aldığı her bir katılma belgesinden tüm Tarafları haberdar edecektir.

Madde 11 – Bu Antlaşma Taraflarca kendi anayasal süreçleri uyarınca onaylanacak ve hükümleri uygulanacaktır. Onay belgeleri en kısa zamanda Amerika Birleşik Devletleri Hükümetine teslim edilecek, bu Hükümet de aldığı her belgeden tüm Tarafları haberdar edecektir. Antlaşma, Belçika, Kanada, Fransa, Lüksemburg, Hollanda, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri dahil olmak üzere imzacıların çoğunluğu tarafından onaylanır onaylanmaz, onaylayan Devletler arasında yürürlüğe girecektir; diğer Devletler açısından ise onaylarının verildiği tarihte yürürlüğe girecektir. (***)

Madde 12 – Antlaşma 10 yıl boyunca yürürlükte kaldıktan sonra, ya da daha sonra herhangi bir tarihte, Taraflar, içlerinden herhangi birinden talep geldiği takdirde, Kuzey Atlantik Bölgesinde barış ve güvenliği etkileyen faktörleri ve BM Yasası uyarınca uluslararası barış ve güvenliği korumak amacıyla yapılan evrensel ve bölgesel düzenlemeleri göz önüne alarak, Antlaşmanın gözden geçirilmesi amacıyla görüşmelerde bulunacaklardır.

Madde 13 – Antlaşma 20 yıl boyunca yürürlükte kaldıktan sonra herhangi bir Taraf, ayrılma bildirimini Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti’ne vermesinden bir yıl sonra Taraf olmaktan çıkabilir. ABD Hükümeti aldığı her ayrılma bildiriminden tüm Tarafları haberdar edecektir.

Madde 14 – İngilizce ve Fransızca metinleri aynı derecede otantik olan bu Antlaşma, Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti’nin arşivlerinde saklanacaktır. Onaylı kopyalar, bu hükümet tarafından imzacı diğer hükümetlere iletilecektir.

* Yunanistan ve Türkiye’nin katılımı üzerine Kuzey Atlantik Antlaşması Protokolü’nün 2. Maddesi doğrultusunda değiştirilmiş haliyle.

** 16 Ocak 1963 tarihinde Konsey, Fransa’nın Cezayir Bölgesi söz konusu olduğunda, bu Antlaşmanın ilgili hükümlerinin 3 Temmuz 1962 tarihinden itibaren uygulanamaz hale geldiğini kaydetti.

*** Antlaşma, bütün imzacı devletlerin onaylan verildikten sonra 24 Ağustos 1949’da yürürlüğe girdi.

Paylaşın

Türkiye, Finlandiya Ve İsveç’in NATO Üyeliği İçin Ne Talep Ediyor?

Rusya’nın 24 Şubat’tan beri Ukrayna’yı işgal etmesiyle birlikte İskandinav ülkeleri Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya yaklaşması, ittifak içerisinde dikkat çekici bir gerilime sebep oldu.

Geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliklerine sıcak bakmadığını açıklayarak bu iki ülkenin NATO’ya girmesini engelleyebileceklerinin sinyalini vermesi batı dünyasında şok etkisi yarattı.

Hafta sonu Berlin’de yapılan zirvede taraflar görüşürken, bu hafta da Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsveç terör örgütlerinin kuluçka merkezi. Teröristler onların parlamentosunda konuşuyor. Pazartesi geleceklermiş bizi ikna etmeye geleceklerse gelmesinler. Kusura bakmasınlar, yorulmasınlar. Türkiye’ye yaptırım uygulayanların bu süreç içerisinde NATO’ya girmelerine biz ‘evet’ demeyiz. NATO teröristlerin temsilcilerinin yoğunlaştığı bir yer olur” demişti.

Konuyla ilgili görüşmeler ve başvuru süreçleri devam ederken ABD’nin önde gelen medya kuruluşlarından Bloomberg, üst düzey 3 Türk yetkili ile görüştü. Konunun hassas olması ve konuşma yetkileri olmadığı için isimlerini açıklamayan üç Türk yetkili, Ankara’nın NATO’dan ve İsveç ve Finlandiya’dan taleplerini sıraladı.

PKK ve uzantıları

Bloomberg’e konuşan kaynaklar, Türkiye’nin PKK ve uzantıları YPG/PYD’ye karşı aday adayı ülkelerin daha çok harekete geçmesi gerektiğini söyledi. NATO içinde de bu konunun gerilim yarattığı bilinirken Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’dan sadece PKK’yı değil, PKK’nın uzantılarını da terör örgütü olarak tanınmasını istediği kaydedildi.

Yetkililer, “PKK’nın terör örgütü olarak tanınması yetmez. Kuzey ülkeleri ülkelerinde aktif olan PKK sempatizanlarına daha çok müdahale etmeli” yorumunu yaptı.

Silah ambargosu

Üst düzey yetkililer, Türkiye, İsveç ve Finlandiya ile birlikte bazı AB üyesi ülkelerin uyguladığı silah ambargosunun kaldırılmasının talep ettiğini de söyledi. Türkiye’nin 2019’da Suriye’de terör örgütlerine karşı düzenlediği askeri operasyon sonrasında bazı ülkeler silah satışını durdurmuştu.

Yetkililer, bu ülkelerden alınan silahın büyük boyutta olmadığına dikkat çekerken, “Büyük savunma sistemleri satın almayı planlamıyoruz fakat prensipte Ankara, silah anlaşmalarını engelleyen daha fazla ülkenin NATO’da olmasını istemiyor” dedi. Bir süre önce Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da yaptığı açıklamada silah kısıtlamalarının NATO ruhuna uymadığını söylemişti.

Eski hatalar

1980’lerde Yunanistan’ın NATO’ya dönüşüne Türkiye’nin izin vermesini bir hata olarak yorumlayan yetkililer Atina ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin Türkiye’nin AB üyeliğini engellediğini de hatırlattı.

Yetkililer, “Bu hatalardan ders çıkararak, Türkiye öncelikle bu iki ülkenin terör örgütleriyle ilgili duruşunu değiştirmesini istiyor” dedi.

Diğer talepler

Öte yandan Türk yetkililer, bu taleplerin yanı sıra başka taleplerin de gündemde olduğuna dikkat çekti. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 satın aldıktan sonra satışı durdurulan F-35’leri almak istediği belirtilirken, F-16 ve kitler de satın almak istediği kaydedildi.

Ankara’nın ayrıca S-400’ler sebebiyle ABD’nin uyguladığı yaptırımların da kaldırılmasını istediği belirtildi.

2023 seçimlerine hazırlık mı?

Türk yetkililer Erdoğan’ın bu iki ülkenin üyeliğini engellemesinin Erdoğan’ın Putin ile yakınlığıyla bağı olmadığını söyledi.

Yetkililer ayrıca, Erdoğan’ın NATO çıkışının gelecek yıl yapılacak seçimlere bir hazırlık olmadığını da dile getirdi. Yetkililer, “Türkiye, kendi ulusal çıkarlarına uyumlu bir dış siyaset izliyor” dedi.

(Kaynak: Bloomberg)

Paylaşın

Finlandiya Ve İsveç NATO Üyeliği İçin Resmi Başvuru Yaptı

Finlandiya ve İsveç resmen NATO’ya üyelik başvurusu yaptı. İki ülke, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası ittifaka katılma kararı almıştı. Bir ülkenin NATO’ya katılabilmesi için oy birliği, yani mevcut 30 üye ülkenin tümünün onayı gerekiyor.

Finlandiya ve İsveç’in NATO daimi temsilcileri büyükelçiler Klaus Korhonen ve Axel Wernhoff, ülkelerinin üyelik başvurularını ittifakın Brüksel’deki merkezinde NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’e iletti.

Jens Stoltenberg, iki ülkenin kararını memnuniyetle karşıladıklarını söyledi. Stoltenberg, NATO üyelerinin çabuk karar almakta kararlı olduklarını, Finlandiya ve İsveç’in üyeliğine diğer müttefiklerden güçlü destek geldiğini söyledi.

Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya ne zaman üye olabilecekleri henüz bilinmiyor. Reuters haber ajansına konuşan diplomatlar, NATO üyesi 30 ülkenin parlamentolarının iki ülkenin üyeliklerini onaylamasının bir yıl sürebileceğini söyledi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Finlandiya ve İsveç’in kararıyla ilgili olarak, “Bizim için doğrudan tehdit teşkil etmiyor. Ancak NATO’nun askeri altyapısının bu ülkeleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi halinde, kesinlikle buna yanıt veririz” şeklinde konuşmuştu.

Biden iki ülkenin liderlerini Beyaz Saray’da ağırlayacak

ABD Başkanı Joe Biden, Finlandiya ve İsveç’in liderlerini yarın Beyaz Saray’da ağırlayacak.

Beyaz Saray Sözcüsü Karine Jean-Pierre, Biden’ın, Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto ve İsveç Başbakanı Magdalena Andersson ile bir araya geleceğini söyledi.

Sözcü Jean-Pierre, “Görüşmede bir dizi küresel sorun ve Ukrayna’ya desteğimize ilgili yakın ortaklığımızın yanı sıra NATO’ya üyelik başvuruları ve Avrupa’nın güvenliği de ele alınacak” dedi.

Jean-Pierre, Biden yönetiminin NATO’nun İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğiyle ilgili uzlaşmaya varılacağından emin olduğunu da ekledi.

ABD’den Cuma günü yapılan açıklamada, Washington’ın “Türkiye’nin pozisyonunu netleştirmeye çalıştığı” belirtilmişti.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz da dün yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğini destekleyeceğinden emin olduğunu söylemişti.

Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun bugün ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ile yapacağı görüşmenin gündem maddeleri arasında.

Erdoğan: NATO’ya girmelerine biz ‘Evet’ demeyiz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Pazartesi günü Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’le düzenlediği ortak basın toplantısında bir soru üzerine, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği konusunda “NATO’ya girmelerine biz ‘Evet’ demeyiz” demişti.

Erdoğan, “Her iki ülkenin de terör örgütlerine karşı açık, net bir tavrı söz konusu değil” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan, İsveç ve Finlandiya’nın üst düzey diplomatlarının Türkiye’de yapacakları görüşmelerle ilgili olarak ise şu yorumu yapmıştı:

“İsveç, terör örgütlerinin kuluçka merkezi. PKK yanlısı teröristler var parlamentolarında. Biz bunların neyine güveneceğiz? Türkiye’ye geleceklermiş. Bizi ikna etmeye mi gelecekler? Kusura bakmasınlar, hiç yorulmasınlar.”

İsveç Başbakanı Magdalena Andersson “Türkiye’yle iletişim kurmayı deniyoruz ve Türkiye’ye gitmeye hazırız” demiş; Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto ise Erdoğan ile bir ay önce telefonda konuştuğunu ve Türkiye’nin NATO üyeliği başvurularına destek vereceğinden emin olduğunu söylemişti.

Paylaşın

Türkiye, NATO’ya Üye Olmak İsteyen Finlandiya Ve İsveç’ten Ne İstiyor?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Finlandiya ve İsveç’in NATO üyelikleriyle ilgili ‘olumlu bir görüşe sahip olmadıklarını’ açıklaması dünyada ‘şaşkınlıkla’ karşılandı. Ankara, İskandinav ülkelerinin Atlantik Konseyi’ne üye olmalarını açıkça veto etme tehdidinde bulunmasa da bu durum, Türkiye ile Batı arasında yeni bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor.

NATO komitelerinde kararlar oybirliği ile alınıyor. Bu nedenle Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üye olabilmeleri için tüm üye ülkelerin onayı gerekiyor.

Finlandiya ve İsveç yetkilileri ile Türk mevkidaşları, bu konudaki ilk teması cumartesi günü Berlin’deki gayri resmi NATO toplantısında gerçekleştirdi. İki taraf arasındaki müzakereler önümüzdeki günlerde detaylı şekilde ele alınacak.

Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Paul Levin, Türkiye’nin istediği F-16 savaş uçaklarını almak ya da resmi olmayan silah ambargosunun kaldırılması için mevcut durumu bir fırsat olarak gördüğünü söylüyor.

Benzer görüşü dile getiren Ekonomi ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi Direktörü (EDAM) Sinan Ülgen de, Türkiye’nin silah ambargosunun kaldırılması talebinin meşru olduğunu söylüyor.

Ülgen, “Bir NATO ülkesi olup aynı ittifak içinde bir başka müttefiğe silah ambargosu uygulamak çok savunulabilir bir tutum değil” dedi.

Türkiye’nin son çıkışının sadece İsveç’le sınırlı olmadığını düşünen Paul Levin, “Türkiye, Rusya’dan S-400 savunma sistemleri aldıktan sonra F-35 programından çıkarıldı ve Türkiye’ye yönelik diğer NATO ülkelerinin de resmi olmayan silah ambargosu var. Türkiye de bunu (Finlandiya ve İsveç’in NATO üyelik süreci) bir koz olarak kullanmak istiyor olabilir.” görüşünü dile getirdi.

Finlandiya ve İsveç PKK’ya destek mi veriyor?

Finlandiya Güvenlik ve İstihbarat Servisi’ne (SUPO) göre, PKK’nın Finlandiya’da teşkil ettiği tehdit unsuru ‘düşük’ düzeyde. İstihbarat Servisi’nin yayımladığı bir raporda PKK için şu ifadelere yer veriliyor:

“Finlandiya’da PKK daha çok maddi destek toplama faaliyetlerine yoğunlaşmış durumda. Bu aşırı sol grubun aktiviteleri, çoğunlukla aşırı sağ kampına karşı şiddet içermeyen bir karşıtlık ve Kürtlerin faaliyetleriyle işbirliği üzerine kurulu. Finlandiya’da bu aşırı sol kesimde şiddete destek minimum seviyede ve faliyetleri genel olarak daha çok Finlandiya dışında”

Finlandiya ve İsveç’in PKK’ya bakışında bir benzerlik söz konusu ancak EDAM Direktörü Sinan Ülgen’e göre burada asıl sorun İsveç.

Ülgen, Türkiye’nin, AB’nin de terör örgütü olarak gördüğü PKK’ya yönelik İsveç’in daha faal olmasını isteyeceğini belirtiyor ve ekliyor:

“İsveç’in YPG’ye silah ve finansman yardımını durdurması da istenecektir. Çünkü Türkiye YPG’yi PKK’nın kontrolünde olan bir örgüt olarak görüyor. Ve bu örgütle İsveç makamlarının görüşmemesini isteyecektir. Onlarla birlikte fotoğraf vererek onlara bir kamusal destek sağlanmasına yönelik politikalarını gözden geçirmesini isteyecektir. Bütün bunlar terörle mücadele kapsamına giren konular.”

“İsveç, PKK konusunda Türkiye ile aynı görüşü paylaşmıyor”

PKK ile ilgili rahatsızlığın “Türk hükümetinin gerçek kaygısı olduğuna inandıracak nedenler olduğunu” söyleyen Paul Levin, “Çünkü Türkiye’de PKK tehdidi, ana güvenlik kaygısı olarak algılanıyor.” diyor.

Levin ayrıca, Türkiye ile İsveç arasında yaşanan görüş ayrılığını da, İsveç’in PKK konusunda Türkiye ile aynı görüşü paylaşmamasına bağlıyor.

İsveç’in Türkiye dışında PKK’yı terör örgütü olarak kabul eden ilk ülkelerden biri olduğunu vurgulayan Paul Levin, “1980lerde İsveç’te bazı suikastler yaşandı ve bu olaylar, PKK’nin tehlikeli bir örgüt olarak algılanmasına neden oldu ve bu hala bu şekilde algılanıyor. PKK hala terör örgütü olarak sınıflandırılmış durumda ve özgürce hareket etmesine izin verilmiyor.” dedi.

İsveç’te aynı zamanda büyük bir Kürt diasporası olduğunu kaydeden Levin, söz konusu diasporanın PKK tarafından domine edilmediğini söylüyor. İsveç’in siyasi baskıdan kaçanlar için önemli bir sığınma merkezi olduğunu dile getiren Levin, Stockholm hükümetinin, ülkedeki azınlıkların özgürlüğünü NATO üyeliği ile değişmeyeceği mesajını veriyor.

Sinan Ülgen, Türkiye bakımından mevcut durumun artık temel özgürlükler meselesinin ötesinde olduğuna dikkat çekiyor:

“Burada İsveç’in kendi anayasası siyasi kültürü itibariyle temel hak ve özgürlüklere çok dğer verdiği açık. Türkiye’nin talepleri bu özgürlüklerin kısıtlanması olmayacaktır.  Bütün bunlar terörle mücadele kapsamına giren konular. Bu artık temel özgürlükler meselesi olması ötesinde bir durum teşkil ediyor Türkiye bakımından”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg: Türkiye’nin Güvenlik Endişeleri Giderilmeli

Finlandiya’nın ardından İsveç de NATO’ya üyelik başvurusu yapacağını açıkladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Her iki ülkenin de terör örgütlerine karşı açık, net bir tavrı söz konusu değil” dedi. Jens Stoltenberg açıklama sonrası Çavuşoğlu ile telefon görüşmesi yaptı.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Stoltenberg, görüşmede Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine başvurma kararlarının ele alındığını belirtti, “Türkiye değerli bir müttefik ve güvenlik endişeleri giderilmeli.” ifadesini kullandı.

Stoltenberg, “böyle tarihi bir zamanda” birlikte olunması gerektiğini de açıklamasına ekledi.

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un ziyaretinin ardından ortak basın açıklaması yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir soru üzerine, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği konusunda “NATO’ya girmelerine biz ‘Evet’ demeyiz” demişti.

“Her iki ülkenin de terör örgütlerine karşı açık, net bir tavrı söz konusu değil. Bu süreç içerisinde bu terör örgütlerine biz karşıyız deseler bile, teslim etmeleri gereken bazı teröristleri teslim etmeyeceklerine dair açıklamaları var.”

“İsveç, terör örgütlerinin kuluçka merkezi. PKK yanlısı teröristler var parlamentolarında. Biz bunların neyine güveneceğiz?”

“Türkiye’ye geleceklermiş. Bizi ikna etmeye mi gelecekler? Kusura bakmasınlar, hiç yorulmasınlar.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen hafta da bu iki ülkenin NATO üyeliği konusunda “Olumlu bir düşünce içinde değiliz” açıklaması üzerine, İsveç Savunma Bakanı Peter Hultqvist, görüşmeler yapmak üzere Türkiye’ye bir heyet göndereceğini açıklamıştı.

İsveç Devlet Televizyonu SVT’ye konuşan Hultqvist, “(Sorunun) ne olduğunu ve nasıl çözülebileceğini anlamak üzere görüşmeler yapmak için Türkiye’ye diplomatlardan oluşan bir heyet göndereceğiz” demişti.

Erdoğan, Türkiye’nin savunma sanayine yönelik yaptırımlara da değinerek “Türkiye’ye yaptırım uygulayan ülkelerin, bir güvenlik örgütü olan NATO’ya girmelerine biz ‘evet’ demeyiz. Bir sokulduğumuz yerden bir daha sokulamayız, kusura bakmasınlar.” dedi.

Türkiye’nin 2019’da Suriye’de Fırat Nehri’nin doğusunda başlattığı (Barış Pınarı Harekatı) operasyonun ardından, İsveç ve Finlandiya da dahil bazı Batılı ülkeler Ankara’ya silah satışını kısmen veya tamamen durdurmuştu.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini de Rusya da tepki gösteriyor

Pazar günü Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, resmi olarak NATO üyeliğine başvuracaklarını açıkladı.

İsveç Başbakanı Magdalena Andersson da, Pazartesi günü hükümetinin NATO üyeliği için resmi başvuruda bulunma kararı aldığını açıkladı.

Andersson, “İsveç ve İsveç halkı için en iyi şey NATO’ya katılmaktır” ifadesini kullandı, ancak ülkesinin topraklarında kalıcı NATO üsleri veya nükleer silahlar istemediğini söyledi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişiminin en önemli sonuçlarından biri de askeri olarak tarafsız statüde olan bu iki İskandinav ülkesinin olası bir Rus saldırısına karşı NATO’ya katılmayı gündemlerine alması oldu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise ülkesinin Finlandiya ve İsveç ile herhangi bir sorunu olmadığını, bu ülkelerin NATO’ya katılmalarının kendi başına Rusya’ya doğrudan bir tehdit olmayacağını söyledi.

Vladimir Putin, askeri altyapının genişletilmesi halinde ise Rusya’nın tepki göstereceği uyarısında bulundu.

Putin, NATO’nun Rusya’nın güvenliğini tehdit edecek şekilde ABD tarafından yapay olarak genişletildiğini söylüyor.

Pazar günü Berlin’de yapılan NATO dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Finlandiyalı mevkidaşı Sauli Niinistö ile telefonda görüşen Putin, “Finlandiya’nın tarafsızlığını kaybetmesinin hata olacağını” söylemiş, ancak alınacak tutumla ilgili detay vermemişti.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı’ndan ise aynı gün, NATO birliklerinin ve silahlarının nereye konuşlandırılacağı ve kapsamına bağlı olarak savunma önlemleri alınacağı açıklaması gelmişti.

Çavuşoğlu ABD’ye gidiyor

Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki, Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Cuma günü gerçekleştirdiği basın toplantısında, Washington’ın “Türkiye’nin pozisyonunu netleştirmeye çalıştığını” söyledi.

Bu açıklamalarla aynı günlerde Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal da Washington’daydı. Önal, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’la görüştü. ABD tarafından yapılan açıklamada Türkiye ile ABD’nin “stratejik ilişkisinin ve birçok alandaki işbirliğinin önemine vurgu yapıldığı” belirtildi.

Sherman’ın Önal’a Türkiye’nin Ukrayna’ya verdiği destek için teşekkür ettiği de belirtilen açıklamada, “Rusya’nın Ukrayna saldırısı karşısında NATO müttefiklerinin birlikteliğine olan ihtiyacın konuşulduğu” bilgisine yer verildi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Çarşamba günü ABD’li mevkidaşı Antony Blinken’la “Türkiye-ABD Stratejik Mekanizması” kapsamında görüşmesi planlanıyor. Bu görüşmede Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine yaklaşımının da masaya yatırılması bekleniyor. İki bakan, cumartesi günü Berlin’de yapılan NATO dışişleri bakanları toplantısında bu konuyu görüşmüştü.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, İsveç Ve Finlandiya’nın Üyeliğini Engellemeyecek

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, NATO Dışişleri Bakanları’nın Almanya’nın başkenti Berlin’deki toplantısında Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği ve Türkiye’nin konuya ilişkin yaklaşımı hakkında konuştu. 

Stoltenberg, “Türkiye’nin dile getirdiği endişeler üzerine üyelik konusunda nasıl hareket edeceğimize ilişkin bir anlaşmaya varacağımıza eminim” dedi. Stoltenberg, “Türkiye’nin niyeti Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliklerini engellemek değil. Bunu açık açık söylediler” ifadesini kullandı.

Blinken: Fikir birliğine varacağımızdan eminim

Stoltenberg’in ardından ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Blinken, “Türkiye, Finlandiya ve İsveç konusunda devam eden bir görüşme var. Sonuç şu ki, NATO’ya üyelik süreci söz konusu olduğunda, fikir birliğine varacağımızdan eminim” dedi.

Blinken, “Dışişleri bakanıyla (Mevlüt Çavuşoğlu) ya da NATO oturumlarında yaptığımız özel konuşmayı açığa vurmak istemiyorum, ancak şu kadarını söyleyebilirim: Neredeyse her kesimden çok güçlü bir desteğin (İsveç, Finlandiya için) katıldığını duydum” açıklamasında bulundu.

‘Yaptırımları sürdüreceğiz’

Öte yandan Blinken, tüm NATO üyelerinin “gerekli olduğu sürece” Rusya karşıtı yaptırımları yürürlükte tutmaya kararlı olduklarını söyledi.

“İttifakın her üyesi bu savaşı mümkün olan en kısa sürede sona erdirmek istiyor. Ukrayna’ya yönelik güvenlik yardımımızı, yaptırımlarımızı ve Rusya üzerindeki diplomatik baskımızı gerektiği kadar sürdürmeye açıkça kararlıyız” diye konuşan Blinken, ülkesinin ve NATO müttefiklerinin “Ukrayna’ya savaş alanında ve müzakere masasında mümkün olduğunca güçlü destek vermeye odaklandıklarını” da sözlerine ekledi.

Erdoğan’dan iki ülkeye ‘teröre destek’ suçlaması

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine olumlu bakmadıklarını söylemişti.

Erdoğan, “”Gelişmeleri takip ediyoruz ama olumlu bir düşünce içinde değiliz. Çünkü bizden önceki yönetimler daha önce Yunanistan ile ilgili bir yanlış yaptılar. Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı NATO’yu da arkasına alarak takındığı tavrı biliyorsunuz. Bu konuda ikinci bir yanlışı Türkiye olarak işlemek istemiyoruz.” dedi.

İskandinav ülkelerinin terör örgütleri için misafirhane hale geldiğini ileri süren Erdoğan, PKK, DHKP-C’nin buralarda yuvalandığını belirterek bu ülkelerde örgüt üyelerinin parlamentoya milletvekili olarak girdiğini ifade etti ve “Bu noktada bizim olumlu bakmamız mümkün değil” dedi.

Paylaşın