Meme rekonstrüksiyonu (onarımı) nedir? Detaylar

Günümüzde plastik cerrahinin en başarılı ameliyatlarından birisi olan Meme Rekonstrüksiyonu (Onarımı), tümör veya başka bir hastalık nedeniyle memenin alınması sonrası yapılan işlemdir. Ülkemizde henüz bu sistem tam oturmadığı ve hastalar tam bilgilendirilmeği için birazda sosyo-ekonomik nedenlerle kanser ameliyatından sonra hastalar memesiz kalarak organ kaybı ve sakat kalma, yarım insan olma gibi psikolojik stresler yaşamaktadır.

Erken meme kanseri tespiti yapılan bir çok kadında artık memenin sadece kanserli kısmını içeren meme bölümü çıkarılarak memeyi büyük oranda korumak mümkün oluyor. Memesi büyük olan bayanlarda memenin rekonstrüksiyonu bu durumdan dolayı gerekmiyor. Kalan meme yeterli meme dokusu sağlıyor. Memesi  çok küçük olan bayanlarda ise bu işlem sonrası memenin yeniden yapılması ihtiyacı doğuyor.

Meme onarımı için uygun adaylar kimlerdir?

Pek çok meme kanseri hastası meme alındıktan hemen sonra meme onarımı için uygundur. Yani meme kanseri tespit edilen hemen hemen tüm hastalar meme alındığı anda hemen meme onarımı için adaydırlar.  Ancak bazı hastalar fazladan bir ameliyat olayı başlangıçta istemeyip yada genel cerrahların tavsiyesi ile beklemeyi ve ikinci bir seansta onarım istemektedir.

Ayrıca sağlık durumu bu ameliyatı kaldıramayacak hastalar, ileri derecede şişmanlığı olanlar,  yüksek tansiyonu olanlar ve sigara içenler sonradan onarım için bekletilebilir. Yine de memesi alınacak olan bu tip hastalar önceden psikolojik olarak  hazırlanıp bu onarımın ilerde de yapılabileceği konusunda bilgilendirilerek geleceğe daha pozitif bakmaları sağlanmalıdır.

Meme onarımı için doğru zamanlama nedir?

Kanser sebebiyle memesi alınan birçok kadına meme onarım operasyonu yapılabilir. Meme onarım operasyonu, meme alınırken (eş zamanlı) veya sonraki süreçte (geç onarım) olarak doktorun uygun gördüğü şekilde gerçekleştirilir.

  • Eş zamanlı meme onarımı; Genellikle erken evrede fark edilen meme kanserinde gerçekleştirilir. Eş zamanlı meme onarımı; meme derisi korunarak memesi alınan hastanın yaşaması muhtemel psikolojik sorunların en aza indirgenmesine yardımcı olur. Eş zamanlı meme onarımı genel cerrahların mastektomi yaptığı sırada, plastik cerrahlarında aynı anda operasyona girerek meme onarımı (rekonstrüksiyon) işlemini yapmasıdır
  • Geç zamanlı meme onarımı; Bazı durumlarda meme onarımı (rekonstrüksiyon) operasyonu için beklemek gerekebilir. Hastaların kanseri kabullenmesi, meme onarımı veya cerrahi başka bir işlem istememesi ya da doktorundan gelen tavsiye üzerine bir süre beklemesi gerekebilir. Geç zamanlı meme onarımı, mastektomi işleminin üzerinden belli bir süre geçtikten sonra (6 ay veya 10 yıl önce gibi) yapılan operasyonlara denir

Meme onarımında gözlenebilecek riskler nelerdir?

Tüm cerrahi operasyonlardan sonra gözlenebilecek; kanama, ödem/sıvı toplanması ya da anestezi sorunları riskleri meme rekonstrüksiyon ameliyatlarından sonra da gözlenebilir. Sigara içenlerde, yara iyileşmesi daha geç olabilir veya iz daha fazla ortaya çıkabilir. Eğer bir protez kullanılacaksa nadiren bir enfeksiyon gelişme riski olabilir. Bu tür durumlarda bazen, protezi çıkarıp aylar sonra tekrar koymak gerekebilmektedir.

Protez kullanımında en sık gözlenebilen sorun kapsül kontraktürüdür. Kapsül kantraktüründe; protezin etrafındaki yara dokusu protezi sıkıştırır bu da meme sertmiş hissini ortaya çıkarır. Kapsül kontraktürü tedavi edilebilmektedir. Meme rekonstrüksiyonun (onarımının) kanserin nüksü (tekrar etmesi) üzerine bir etkisi yoktur. Ayrıca radyoterapi ya da kemoterapiye engel olan bir durum oluşturmaz.

Nasıl Yapılır?

Cerrahi planlama;

Meme kanser tespit edilen hastalar meme alınması ameliyatı yapılmadan onarımı da planlamaya başlayabilirler.  İdeali memeyi alacak olan genel cerrah ile onarımı yapacak olan plastik cerrahın birlikte hareket ederek en iyi strateji ve tekniği belirlemeleridir. Hastanın sağlık durumu incelendikten sonra plastik cerrahlar ne tip bir ameliyat yapılacağını ve hangi tekniğin  daha uygun olacağını ve hedefleri açıklarlar .

Yeniden meme yapılması hastanın görünümünü daha iyi hale getireceği gibi kendine güvenini yeniden kazanmasını sağlayarak mutlu olmaları ve hastalığın tedavisi sırasında morallerinin daha yüksek olması sağlanmış olacaktır. Hasta ameliyat öncesi yapılan çeşitli testlerle ve tahlillerle incelenerek ameliyat engel bir durum olup olmadığı tespit edilir. Eğer gerekiyorsa sigara bıraktırılır ve aspirin gibi kanamayı artırıcı kullandığı bazı ilaçlar kesilir.

Ameliyat;

Meme onarımı birden fazla ameliyatın bir arada yapıldığı bir ameliyattır ve  mutlaka tam teşekküllü bir hastanede yapılması uygundur.  Yapılacak olan ameliyatın tipine göre hastanede 1-3 kadar kalmayı gerektirir. Genel anestezi uygulanır. Yeniden meme onarımı için pek çok cerrahi yöntem bulunmaktadır ve plastik cerrah hasta ile konuşarak hangisinin daha uygun olacağını birlikte kararlaştırır.

  • Cilt genişletme tekniği; En sık kullanılan yöntemdir. Birinci seansta hastanın meme alınan yerde kalan derisi ve kas altına yerleştirilen doku genişletici denilen özel bir balon ile 1-2 ay içinde yavaş yavaş şişirilerek genişletilir. Daha sonra cilt yeterince genişleyince ikinci seansta bu balon çıkarılarak yerine kalıcı silikon jelli veya tuzlu su içeren meme protezi yerleştirilir. Daha sonra da meme ucu yapılır. Bazı hastalar da genişletme gerekmez ve cerrah ilk seansta kalıcı meme protezini yerleştirir
  • Flap tekniği; Bu teknikte meme yapmak için protez yerine hastanın kendi vücudunun diğer bölümlerinden alınan dokuları kullanılır. Örneğin sırt, karın, veya kalçalar gibi. Mesela karının alt kısmından veya sırttan alınan deri yağ  ve kas dokusu göğüs bölgesine  aktarılarak ve yeniden şekillendirilerek yeni meme oluşturulur. Doku alınan yerler kapatılır. Daha sonra meme başı yapımı veya revizyonlar gibi ufak girişimler lokal anestezi ile yapılabilir. Diğer meme de eğer hasta isterse yeni yapılan meme ile uyumlu hale getirilir

Ameliyat sonrası;

Operasyon sonrasında doktor tarafından uygun görülen ilaçlar sayesinde ağrı büyük ölçüde engellenebilir. Operasyon sonrasında 2 veya 5 gün arasında değişen süre boyunca hastanede kalmak gerekebilir. Operasyon sırasında sıvıların birikmemesi için engelleyici olarak meme bölgesine yerleştirilen drenler, operasyon sonrası birkaç gün içerisinde alınırlar. Meme onarımı operasyonu sonrası günlük işlere dönmek, yapılan operasyona bağlı olarak değişebilir.

Doktorun da uygun görmesi durumunda genellikle 2 ila 4 hafta arasında hasta normal yaşantısına geri dönebilir. Protezle ile yapılan meme onarım operasyonlarında ise bu süre otojen dokularla yapılan meme onarımı operasyonuna göre daha kısa sürebilir. Memenin alınması ile memede oluşan duyu kaybı meme onarımı ameliyatlarından sonra tamamen normale dönmez, ancak zamanla bir kısım duyu geri kazanılır.

Operasyon sonrası izlerinin birçoğu zaman içinde azalabilir. Bu süre 1 ile 2 yıl arasında değişiklik gösterse de, izler tamamen kaybolmayacaktır. Yapılan meme onarım operasyonun kalitesi ne kadar yüksek olursa, hastanın izlere daha az aldırış ettiği görülür.

Meme onarımının dezavantajları nelerdir ?

  • Yeni yapılan meme kişinin tam hayalindeki gibi olmayabilir
  • Meme bölgesinde ve doku alımı yapılan bölgelerdeki izler rahatsız edici olabilir
  • Yeni yapılan memenin duyusu eski meme ile aynı olmaz biraz daha farklıdır. Hatta ilk zamanlarda bir miktar duyu azlığı olur
  • Yeni memenin şeklinin daha güzelleştirilmesi, meme başının yapılması gibi ek cerrahi girişimler gerekebilir
  • Bazen vücut dokularının meme yapımı için kullanıldığı hastalarda bu dokuların kaybı olabilir bu da yeni cerrahi girişimlerin yapılmasını gerektirir. Süreç uzayabilir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Mamografi nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Meme kanserinin erken dönem tanısında en etkili görüntüleme yöntemi olan Mamografi, düşük dozda radyasyon kullanılarak çekimi yapılan, kadın meme dokusunun ayrıntılı olarak incelenmesine olanak tanıyan radyolojik bir tanı yöntemidir. 40 yaş ve üstü kadınların, yılda bir mutlaka mamografi çekimi yaptırmasını önermektedir.

Sadece bir kaç dakika süren işlem sayesinde meme kanseri tedavisinin başarısında en önemli etkenlerden biri olan, erken tanı konabilir. Günümüzde bilinen standart mamografi yönteminin yanı sıra başta dijital olmak üzere farklı mamografi teknolojileriyle hizmet veriliyor. Yaygın olarak ise dijital mamografi kullanılıyor.

3 çeşit mamografi vardır:

  • Klasik mamografi
  • Dijital mamografi
  • Tomosentez mamografi

Mamografi neden cekilir?

Radyolojik bir görüntüleme yöntemi olan mamografi, meme kanseri riskine karşı, tarama amacıyla 40 yaş ve üzerindeki tüm kadınların yaptırması önerilen bir sağlık taraması yöntemidir. Dünya çapında her 8 kadından birinin meme kanseri tanısı aldığı ve meme kanserinin kadınlarda görülen en sık kanser türü olduğu göz önünde bulundurulduğunda mamografi, kişinin rutin sağlık taramaları arasında bulundurması ve atlamaması gereken bir tanı yöntemi olarak öne çıkar.

Bu nedenle 40 yaş üzerindeki her kadının, yılda bir kez meme kanseri taramasını gerçekleştirmesi için mamografi çektirmesi önerilir. Mamografi, meme dokusunda hücresel düzeyde olası farklılaşmaların erken tanısında kullanılan radyolojik bir yöntem olmasının yanı sıra memede kitle varlığında da kitlenin boyutu ve türünün incelenmesi amacıyla da kullanılır.

Mamografi nasıl çekilir?

Kişi rutin tarama yaptırmak için ya da memesinde meme kanseri belirtilerinden birini fark etmesi durumunda hekime başvurur. Yapılan fizik muayene sonrasında hekim, ek radyolojik görüntüleme için mamografi çekilmesini ister. Kişi mamografi işlemi sırasında belden yukarısı çıplak bir şekilde ayakta durur. Görüntülemesi yapılacak meme, görüntüleme ünitesi olarak bilinen iki tabaka arasına yerleştirilir.

Meme iki tabaka arasında sıkıştırılır ve X ışını yardımıyla iç dokusunun görüntülenmesi yapılır. İşlem öncesinde ve sırasında mamografi çekimi yapan teknisyen, kişinin nefes almasını ve tutmasını, çekim süresince sabit durmasını hatırlatır. Çok kısa bir süre içinde çekimin tamamlanmasının ardından diğer memeye geçilir ve işlem tekrarlanır. Mamografi ile elde edilen görüntüler teknisyen tarafından incelenir. Eğer çekim sırasında, hareket edilmesine bağlı bulanıklık gibi bir problem varsa işlem tekrar edilir.

Bu yüzden çekim sırasında olabildiğince sabit durmak önemlidir. Mamografi işlemi sırasında meme dokusu, çekim kalitesinin artırılması için iki tabaka arasında bir miktar ezildiği için rahatsızlık hissi duyulması normaldir. Bu işlem aynı zamanda yoğun meme dokusunun ayrılmasına ve olası kitlelerin fark edilmesine olanak tanır. Rahatsızlık hissinin en aza indirilmesi için şu hazırlıklar yapılabilir:

  • Üreme çağı sona ermemiş ya da farklı bir deyişle menopoz dönemine girmemiş kişiler, adet dönemlerinin ilk günlerinde, memeleri daha az duyarlı olduğundan bu dönemde mamografi çektirebilir
  • Mamografi sırasında belden yukarıda kalan kısımdaki tüm kıyafetler çıkarıldığından, rahatlıkla çıkarılabilen kıyafetlerin giyilmesi, toplam işlem süresini kısalttığından tercih edilebilir
  • Meme bölgesine ve meme bölgesine yakın olan koltuk altı bölgesine deodorant, pudra, krem benzeri ürünler, bazı durumlarda mamografi işleminin tekrarlanmasına sebep olan kalsiyum birikintisi görünümüne sebep olduğundan, bu ürünlerin mamografi öncesinde kullanılmaması faydalı olabilir

Mamografinin faydası nedir?

Kendi kendine ya da hekim tarafından yapılan muayenelerde ancak 1,5–2 cm ve daha büyük boyutlu kitleler saptanabilirken, mamografi meme içindeki değişiklikleri 0,5 santimetrenin altındayken dahi tespit edebiliyor. Bu da tanı ve tedavinin 2 yıl önce başlaması anlamına geliyor. Bir meme tümörü doktor ya da hastanın kendisi tarafından yakalandığında ortalama 8-10 yıllık oluyor. Çekimden önce kozmetik malzeme kullanılmaması gerekiyor.

Mamografiye gitmeden önce nelere dikkat etmeli?

Çekim sırasında belden yukarısı çıplak olmalıdır. Bu nedenle iki parçalı kıyafetler tercih edilmelidir. Filmi kötü etkileyeceğinden, koltuk altı deodorantı, talk pudrası ve losyon gibi kozmetik malzemeler kullanılmamalıdır. Aksi takdirde bunlar mamogramda kalsiyum birikintisi olarak değerlendirilebilir. Çekime giderken –eğer varsa- daha önce çekilmiş mamografilerin (yalnızca raporların değil filmlerin de) götürülmesi unutulmamalıdır.

Mamografi ışınının zararı var mıdır?

Mamografinin klasik röntgenden en önemli farkı daha düşük dozda daha yüksek kalitede görüntü verebilmesidir. Tekniğin gelişimine paralel olarak meme incelemesinde maruz kalınan doz giderek azalmaktadır. Dünya literatüründe mamografi nedeni ile kanser olmuş kadın yoktur. Kullanılan X-ray dozu genellikle 30 KVP’dir.

Mamografi ne sıklıkla yapılmalıdır?

Mamografiler tanı ve tarama amaçlı olmak üzere ikiye ayrılır. Tanı amaçlı mamografi yaş göz önüne alınmaksızın memesinde sorun tespit edilen her kadına çekilmelidir. Tarama amaçlı mamografi ise ABD Kanser Derneği ve Radyoloji Birliği’nin önerisi (ülkemizde de bu öneriler kabul görmektedir) doğrultusunda aşağıda sıralanan durumlarda çekilmelidir.

  • Her kadın; 35-40 yaşlarında ilk mamografisini çektirmelidir
  • 40-50 yaşları arasında her iki yılda bir kez çekilmelidir
  • 50 yaş ve üzerinde her yıl bir kez çekilmelidir
  • Eğer ailede meme kanseri hikayesi varsa; ilk kontrol mamografisi yaşı 30, sıklığı her yıl bir kez olmalıdır
  • Yüksek riskli kadınlarda mamografi yeterli değildir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Makrobiyotik diyet nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Makrobiyotik diyet, hafif egzersiz ve davranış değişiklikleri ile doğal ve sakin bir yaşam tarzı elde etme durumudur. Makrobiyotiklerle ilgili sağlık iddialarını hiçbir bilimsel kanıt desteklemese de, birçok kişi ilkelerini takip ederken daha iyi sağlık ve daha iyi olma hali rapor etmektedir.

Bazı insanlar daha sağlıklı bir yaşam için makrobiyotik diyetlere yönelirler. Makrobiyotik beslenme, doğal, organik yiyeceklere odaklanırken, kimyasalların ve yapay besinlerin tamamen ortadan kaldırılmasını savunur. Kimyasa kural, kişisel hijyen ürünlerinin yanı sıra evde kullanılan diğer ürünleri de kapsar.

İzin verilen yiyecek türleri kişiye göre değişir. Ne yediğinizi birkaç faktör belirler:

  • Mevcut sağlık sorunları
  • Cinsiyet
  • Yaş
  • Coğrafi konum

Makrobiyotik diyetten kimler yararlanabilir?

Makrobiyotik beslenme, tamamlayıcı bir terapi olarak kullanıldığında bazı insanlara sağlık yararları sağlayabilir. Makrobiyotik diyet büyük ölçüde vejeteryandır. Hayvansal yağı önemli ölçüde sınırlar. Bu nedenle kalp hastalığı ve yüksek kolesterol ile uğraşan kişiler için faydalı olabilir.

Sebzeler üzerindeki vurgusu, fitoöstrojen bakımından yüksek olmasını sağlar. Bunlar bitkilerde bulunan doğal olarak oluşan kimyasal bileşiklerdir. Fitoöstrojenler, bazı kadınlarda dolaşımdaki östrojen seviyelerini azaltmaya yardımcı olabilir. Bu, meme kanseri riskini azaltabilir.

Makrobiyotik beslenme diyabet sorunu olan insanlar için iyi olabilir. Bunun nedeni, şekerli yiyecekleri ve sodayı diyetten tamamen çıkarmasıdır. Bu diyet aynı zamanda yüksek karbonhidratlı tam tahıllara güçlü bir odaklanma sağlar. Kepekli tahılların kan şekeri üzerinde işlenmiş karbonhidratlardan daha az etkisi olmasına rağmen, bu diyabetli tüm insanlar için tavsiye edilmeyebilir. Ancak, makrobiyotik bir diyetin diyabetli insanlar için standart bir diyetten daha faydalı olduğunu doğrulayan çalışmalar mevcuttur.

Hangi yiyecekler dahildir?

Makrobiyotik beslenme, büyük ölçüde bütün organik tahılların tüketimine dayanır. Tam tahıllar genellikle her bir kişinin günlük besin alımının yaklaşık yüzde 50’sini oluşturur.

  • Bulgur
  • Kara buğday
  • Esmer pirinç
  • Kinoa
  • Yabani pirinç

Tam tahıllı tahıllar, tam tahıllı makarna ve ekmeklere göre tercih edilir. Bununla birlikte, bu tür işlenmiş yiyeceklere küçük miktarlarda izin verilir.

Mevsiminde ve yerel olarak yetiştirilen bazı sebzeler, günlük gıda alımınızın yaklaşık üçte birini oluşturmalıdır. Her gün yiyebileceğiniz sebzeler şunları içerir:

  • Karnıbahar
  • Brokoli
  • Kabak
  • Çin lahanası
  • Soğan
  • Turp
  • Havuç
  • Maydanoz
  • Yeşil lahana

Günlük yiyecek alımınızın geri kalanı şunları içerebilir:

  • Turşu
  • Fasulye
  • Miso gibi soya ürünleri
  • Deniz yosunu gibi deniz sebzeleri
  • Sebze yağı
  • Doğal olarak işlenmiş deniz tuzu gibi doğal baharatlar

Makrobiyotik beslenmede buharlama veya soteleme teknikleri tavsiye edilir. Aşağıdaki malzemelerden yapılan çorba örnek olabilir;

  • Sebzeler
  • Mercimek
  • Deniz yosunu
  • Deniz tuzu
  • Tofu ve miso gibi soya ürünleri

Hangi yiyecekler sınırlandırılmalı veya hangi yiyeceklerden kaçınılmalıdır?

Bazı yiyecekler ara sıra veya haftada birkaç kez yenebilir.

  • Organik ağaç meyvesi ve meyveleri
  • Tohumlar
  • Fındık
  • Salatalıklar
  • Kereviz
  • Marul

Aşağıdaki organik yiyeceklerin çok seyrek olarak veya her ay sadece birkaç kez yenebilir.

  • Balık
  • Deniz ürünleri
  • Mandıra ürünleri
  • Yumurta
  • Kümes hayvanları
  • Et

Kesinlikle yenmeyecek yiyecekler şunları içerir:

  • Patates, biber ve domates gibi bazı sebzeler
  • Kafeinli içecekler
  • Alkollü içecekler
  • Beyaz ekmek ve mağazadan satın alınan kekler ve kurabiyeler gibi işlenmiş gıdalar
  • Yapay içerikli herhangi bir yiyecek
  • Gazlı içecekler, hem diyet hem de normal
  • Şeker ve şeker veya mısır şurubu içeren ürünler
  • Şeker kamışı
  • Vanilya
  • Ananas ve mango gibi tropikal meyveler
  • Sıcak, baharatlı yemek
  • Sarımsak ve kekik gibi baharatlar

Yiyecekleri yalnızca açlığı gidermek için yemelisiniz ve neredeyse sıvılaşana kadar birçok kez çiğnemelisiniz. Sadece susuzluğu gidermek için su veya karahindiba kökü çayı, kahverengi pirinç çayı ve tahıl kahvesi gibi diğer içecekler içmelisiniz.

Makrobiyotik diyetin olumsuz yanları nelerdir?

Potansiyel faydalarına rağmen, makrobiyotik beslenme herkes için doğru değildir. Baharatlı yiyecekleri seviyorsanız veya o ilk fincan kahve ya da ara sıra margarita olmadan yaşayamıyorsanız, makrobiyotik diyeti çok kısıtlayıcı bulabilirsiniz. Ayrıca tuz oranı yüksek yiyecekler açısından da çok ağırdır. Bu genellikle yüksek tansiyon veya böbrek hastalığı olanlar için ideal değildir.

Bazı insanlar için makrobiyotik beslenme vücut yağında çok yüksek bir azalmaya neden olur. Diyet, hayvansal yağ, meyve ve süt ürünleri bakımından düşük olduğundan, çok az şey sağlayabilir:

  • Protein
  • Demir
  • Magnezyum
  • Kalsiyum
  • B-12 dahil vitaminler

Makrobiyotik beslenmeye sıkı sıkıya bağlı olan insanlar, bu besin kaybını desteklemek için multivitaminler aldıklarında genellikle kaşlarını çatarlar. Makrobiyotikler, kalp hastalığı, diyabet veya kanser gibi bir tanı ile ilgilenen herkes için tıbbi bakımın veya geleneksel tedavinin yerini alması önerilmemektedir.

Makrobiyotik diyete nasıl başlanır?

Makrobiyotik diyete başlamadan önce, doktorunuza veya diyetisyeninize danışmanız iyi bir fikirdir. Denemeye karar verirseniz, mutfağınızda buzdolabınız dahil bazı değişiklikler yapmanız gerekebilir.

Yiyeceklerin pişirilme ve hazırlanış şekli ve kullanılan mutfak gereçleri önemlidir. Mikrodalga fırınlarda veya elektrikle yemek pişirmek genellikle tavsiye edilmez. Makrobiyotik pişirme, sakin ve yatıştırıcı bir deneyim anlamına gelir.

  • Ddoğal, işlenmemiş ahşap
  • Paslanmaz çelik
  • Emaye ve seramik kaplar, tavalar ve mutfak aletleri
  • Plastikleri mutfaktan çıkarmalı ve yerine cam veya paslanmaz çelik kullanmalısınız.

Paylaşın

Magnetik Rezonans (RM) nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Vücudun kemikli olmayan kısımlarını veya yumuşak dokularını görüntülemek için kullanılan Magnetik Rezonans (MR), hastalık tespiti, teşhisi ve tedavi takibi için kullanılır. MR en etkileyici ve en zararsız görüntüleme yöntemlerinden biridir. MR sonrasında herhangi bir ağrı ile karşılaşmamak ve görüntüleme sırasında alerjiye neden olacak bir ilaç kullanımı zorunluğunun olmaması EM’ın en önemli avantajlarından biridir. 

Röntgen filmleri ve bilgisayarlı tomografi (BT) taramalarının aksine MR sağlığa zararlı iyonlaştırıcı radyasyon kullanmaz. Taranan alanın boyutuna ve çekilen görüntü sayısına bağlı olarak 15 ila 90 dakika süren ağrısız bir işlemdir.

Emar (MR) Neden Çekilir?

Emar vücudun değişik bölgeleri için değişik amaçlarla uygulanabilir. Migren, baş ağrılarında, nörolojik rahatsızlıklarda, beyin tümöründen şüphelenilen hastalarda, epileptik nöbet geçiren hastalarda, göz, kulak, çene eklemi problemi olan hastalarda, omurga problemi, disk kaymaları ve disk fıtıklarında, omuz, diz gibi eklemler ve bağların değerlendirilmesinde, spor yaralanmalarında, kalp hastalıklarında, göğüs ve karın iç organ rahatsızlıklarında, kemik yapı rahatsızlıklarında MRG değerlendirme yapılabilir.

  • Beyin, göz, iç kulak ve kulak yapıları, hipofiz, çene eklemi, beyin atardamar ve toplardamar sistemleri gibi kafa bölgesine yönelik incelemeler
  • Boyun yapısı, gırtlar, yutak, tükürük bezleri, dil ve çevre yapıları
  • Akciğerler, kalp ve kalple ilişkili büyük damarlar
  • Karın içi organlar, alt karın bölgesi
  • Boyun, sırt ve bel bölgesi omurga patolojileri
  • Omuz, kol, dirsek, el bileği, el, kalça, uyluk, diz, bacak, ayak bileği ve ayak gibi uzuvların ve eklemlerin incelemeleri
  • Tüm vücut anjiografi
  • MR spektroskopi
  • Kranial ve abdominal diffüzyon görüntüleme
  • Perfüzyon MRG
  • MRCP, MR pyelografi ve MR myelografi
  • BOS akım çalışması
  • Kinematik incelemeler
  • Tüm vücut metastaz tarama
  • Dinamik doku ( karaciğer, meme, tümör ) MR
  • Bölgesel MR anjiografik incelemeleri

Emar (MR) nasıl çekilir? 

MR taramasının yapıldığı gün, aksi belirtilmediği sürece kişi her zamanki gibi yiyip içmeye ve rutin ilaçlarını almaya devam edebilir. Bazı durumlarda, tarama işleminden 4 saat öncesine kadar hiçbir şey yiyip içilmesi istenebilir. Bazen görüntüleme öncesi fazla miktarda su içilmesi istenebilir. Tüm bunlar taranan alana göre değişiklik gösterir. MR öncesi dikkat edilmesi gerekenler;

  • Takı ve mücevherler evde bırakılmalı ve bol ve rahat kıyafetler giyilmelidir.
  • Bazen çekimden önce bir elbise veya önlük giyilmesi istenebilir.
  • Önlük giyilmesi gerekmiyorsa, metal fermuar, bağlantı elemanları, düğmeler, balenli sütyen, kemer veya toka içermeyen giysiler tercih edilmelidir.
  • Kapalı alan korkusu olan hastalar işlemden önce doktorlarından hafif bir yatıştırıcı ilaç isteyebilirler. Bu tür hastalara açık MR taraması da önerilebilir, ancak açık emar düşük mıknatıs gücüne sahiptir.

MR çok güçlü bir manyetik alan oluşturduğu için kişinin üzerinde hiçbir metal bulunmamalıdır. Bunlar şunları içerir:

  • Saat
  • Küpe, bilezik, kolye gibi takılar
  • Kulak, meme ucu ve burun halkaları gibi piercingler
  • Protez dişler
  • İşitme cihazları
  • Peruk (Bazı peruklar metal kalıntıları içerir)

Vücudunda kalıcı metal protez bulunan hastalara Emar çekilmesi mümkün değildir. Çünkü manyetik alan vücuttaki metalleri çekerek hastada şiddetli yaralanmalara neden olur.

Bazı MRG taramaları kontrast boya enjeksiyonu yapmayı gerektirir. Bu, bazı dokuların ve kan damarlarının daha net ve daha ayrıntılı görünmesini sağlar. Bazen kullanılan kontrast madde bulantı, deri döküntüsü, baş ağrısı, baş dönmesi gibi yan etkilere neden olur. Bu yan etkiler genellikle hafif ve kısa sürelidir. Kontrast boyanın böbrek hastalığı olan kişilerde doku ve organ hasarına ve böbrekteki hasarın ilerlemesine neden olması da mümkündür. Böbrek hastalığı olan bireylerde. böbreklerin ne kadar iyi çalıştığını ve taramaya devam etmenin güvenli olup olmadığını belirlemek için kan testi yapılabilir. Ayrıca enjeksiyondan önce alerjik reaksiyon öyküsü veya kanama ya da pıhtılaşması sorunları olup olmadığı mutlaka doktora söylenmelidir. MRI taramasından önce hareketsiz bir şekilde duramayan bebeklere ve küçük çocuklara genel anestezik madde verilebilir.

MR aleti her iki ucu açık olan kısa bir silindirdir. Hasta çekim için aletin içindeki hareketli yatağa yatar. Vücudun taranan kısmına bağlı olarak yatış pozisyonu değişir. Bazı durumlarda, taranan vücut parçası üzerine bir çerçeve yerleştirilebilir. Bu çerçeve, tarama sırasında vücut tarafından gönderilen sinyalleri alan alıcılar içerir ve daha iyi kalitede bir görüntü oluşturulmasına yardımcı olur. Tarayıcı tarafından oluşturulan manyetik alan nedeniyle MRI tarayıcısının çalıştırılması için farklı odada bulunan bir bilgisayar kullanılır.

Kaliteli ve bulanık olmayan görüntüler elde edilebilmesi için hastanın çekim süresince hareketsiz yatması istenir. Çekimin yapıldığı bölgeye göre işlem 15 ila 90 dakika sürer.

Manyetik rezonans spektroskopi (MRS) 

MRS beyin veya omurilik yerleşimli şüpheli bir tümörün kimyasal metabolizmasını ölçmek için kullanılan bir testtir. Hidrojen iyonları veya protonlar gibi parçacıkları analiz eder. Proton spektroskopisi daha yaygın olarak kullanılır.

MR anjiyografi 

MR anjiyografi (MRA) kan damarlarını değerlendirmek, anormalliklerini tespit etmek veya aterosklerotik damar hastalığını teşhis etmek için için kullanılan MR görüntüleme yöntemidir. Kontrastlı ya da kontrastsız yapılabilir.

Beyin MR

MR, beyin ve omuriliği görüntülemek için en sık kullanılan yöntemdir. Genellikle şunların teşhisine yardımcı olmak için yapılır:

  • Beyin damarlarındaki anevrizma adı verilen keseleşmeler
  • Göz ve iç kulak hastalıkları
  • Multipl skleroz (MS)
  • Omurilik yaralanmaları
  • İnme
  • Merkezi sinir sistemi tümörleri
  • Travma nedeniyle gelişen beyin hasarı

Fonksiyonel MR

Fonksiyonel Emar (fMR) olarak adlandırılan özel MRG türü, beyin aktivitesini haritalar ve beyinde oluşan metabolik değişiklikleri ölçer. Beynin anatomisini incelemek ve beynin hangi kısımlarının kritik fonksiyonları yerine getirdiğini belirlemek için kullanılabilir.

Bu görüntüleme yönteminde, belirli görevleri yaparken beyinde hangi alanların aktif hale geldiğini görmek için kan akışı kullanılır. Fonksiyonel MR, epilepsi veya tümörler için beyin ameliyatına ihtiyaç duyulduğunda beynin haritalaması için kullanılabilir. Bu, beyin ameliyatı planlanan insanların beyninde bulunan önemli merkezleri, dil ve hareket kontrol alanlarını tespit etmeye yardımcı olur.

İnmenin beyindeki etkileri fMR ile gösterilebilir. Kafa travması veya Alzheimer hastalığı gibi bozukluklardan kaynaklanan hasarı değerlendirmek için de kullanılabilir. Fonksiyonel MR çeşitli hastalıkların tedavi planını hazırlamaya yardımcı olabilir.

Difüzyon MR

Difüzyon emarı, su moleküllerinin rastgele hareketini ölçmeye dayanan bir fonksiyonel MR şeklidir. Özellikle tümörlerin karakterini tespit etmede ve akut beyin iskemisinde faydalıdır.

Perfüzyon MR

Kontrast madde kullanılarak yapılan ve beynin perfüzyonu yani kanlanmasını ölçen bir fonksiyonel MR türüdür.

Kalp ve damar sistemi MR 

Kalp veya kan damarlarınının görüntülenmesi için çekilen MR şunları değerlendirebilir:

  • Kalbin karıncık ve kulakçık olarak adlandırılan odacıklarının büyüklük ve işlevleri
  • Kalp duvarlarının kalınlık ve hareketi
  • Kalp krizinden veya kalp hastalığından kaynaklanan hasarın derecesi
  • Kalpten çıkan ve ana atardamar olan aorttaki anevrizmalar veya diseksiyonlar gibi yapısal problemler
  • Kan damarlarında iltihaplanma veya tıkanma

Meme MR

MR, meme kanserini tespit etmek için, özellikle yoğun meme dokusuna sahip olan veya hastalık riski yüksek olan kadınlarda, ultrason ve mamografiye ilave olarak kullanılabilir. Meme emarının kullanım alanları şunlardır:

  • Meme kanseri için yüksek risk altındaki kadınlarda tarama
  • Meme kanseri teşhisi konduktan sonra kanserin boyutunun belirlenmesi
  • Mamografide görülen, değerlendirilmesi zor anormalliklerin daha ileri değerlendirilmesi
  • Meme kanseri tedavisinden sonraki yıllarda kitlelerin çıkarıldığı alanlarının değerlendirilmesi
  • Cerrahi öncesi kemoterapi alan hastalarda kemoterapi tedavisinin ardından kitle boyutunu değerlendirmek için
  • Memeye takılan implantların durumunu değerlendirmek için

Prostat MR

Prostat emarı öncelikle prostat kanserini değerlendirmek ve kanserin prostatla sınırlı olup olmadığını veya prostat bezinin dışına yayılıp yayılmadığını belirlemek için kullanılır. Bazen aşağıdakiler dahil diğer prostat sorunlarını değerlendirmek için kullanılır:

  • Prostat enfeksiyonu (prostatit) veya apsesi
  • Benign prostat hiperplazisi (BPH) olarak adlandırılan prostat büyümesi
  • Prostatta doğuştan olan anormallikler
  • Prostat cerrahisinden sonra komplikasyonları değerlendirmek

Kas iskelet sistemi MR

Kas ve iskelet sistemi emarı kemik, kas ve eklemlere ait çeşitli rahatsızlıkların değerlendirilmesinde kullanılır. Bu rahatsızlıklardan bazıları şunlardır:

  • Yırtık kıkırdak veya ligamentler gibi travmatik veya tekrarlayan yaralanmaların neden olduğu eklem anormallikleri
  • Omurgada bel ve boyun fıtığı gibi disk anormallikleri
  • Kemik enfeksiyonları
  • Kemik ve yumuşak doku tümörleri
  • Uyuşma, karıncalanma, kuvvet kaybı gibi nörolojik belirtilere neden olan boyun veya bel ağrısı

Tüm vücut MR

Tüm vücut emarı; kanserleri, iltihapları, tıkanıklıkları ve diğer sorunları bulmak için baştan ayağa tüm vücudun MR ile taranmasıdır. İnceleme yaklaşık olarak bir saat sürer ve görüntüler hastaya kontrast madde verilmeden elde edilir. Rutin olarak yapılan bir tarama değildir; fakat herhangi bir belirti vermeyen gizli kanserleri acısız olarak tespit etmek ve kansere bağlı ölümleri önlemek için yararlı olabilir.

MR’ın avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Avantajlar;

  • MR’de radyasyon yoktur, o yüzden radyasyonun yan etkilerine maruz kalınmaz
  • Vücuttaki beyin, kalp, karaciğer, omurilik, kas gibi yumuşak dokular diğer görüntüleme yöntemlerine göre daha detaylı olarak değerlendirilir
  • MR ile organların anatomik yapılarının yanında fonksiyonları da incelenir
  • MR’de kullanılan kontrast maddelerin (yani vücuda damar yolu ile verilen ve hastalıkların daha net olarak değerlendirilmesine olanak tanıyan ilaçların) alerjik yan etkisi riski, röntgen ve bilgisayarlı tomografide kullanılan kontrast maddelerin yan etkisi riskine göre daha azdır
  • MR, kalp ve kardiovasküler sistem hastalıklarının tanısında hızlı, yan etkisiz bir seçenek oluşturmaktadır
  • MR, kanser tanısında çok etkili bir inceleme yöntemidir

Dezavantajlar;

  • Kalp pili, manyetik alana duyarlı metal tıbbi yardımcı araç bulunan kişilere MR işlemi mutlaka gerekmedikçe yapılmamalı ve bu hastalar alternatif görüntü yöntemleri ile değerlendirilmelidir
  • Vücutta fark edilmemiş bir metal cisim, güçlü manyetik alandan etkilenerek hastaya zarar verebilir
  • MR güvenli bir yöntemdir; ancak gebe ve fetus için ne kadar güvenli olduğu konusunda yeteri kadar bilgi olmadığından, gebeliğin ilk 12 haftasında çok gerekmediği sürece kullanılamaz. İkinci ve üçüncü üç aylık dönemde doktorunuz gerekli görürse MR yapılabilir.

MR Güvenliği

Yüksek manyetik alan bulunduğundan, bazı durumlarda MRG yapılması uygun değildir. Aşağıda belirtilen bu durumlardan herhangi birine sahipseniz, bunu çekim öncesi MRG teknikerine bildirmeniz gerekmektedir. Bu durumda MRG çekimi yapılmayabilir veya durumunuza özel teknik kullanılarak yapılabilir.

  • Kalp pili
  • Nörostimulatörler
  • Anevrizma klipsleri
  • Yapay kalp kapakları
  • Damar grefti veya stenti
  • İnsülin pompası gibi ilaç infüzyon seti
  • Kohlear implant (İç kulak protezi)
  • Metalik implant veya protez
  • Bu durumlar dışında kapalı yerde kalma korkunuz (klostrofobi) varsa, metal işlerinde çalıştıysanız , önceden vücudunuza şarapnel ya da kurşun yaralanması olduysa, böbrek hastalığınız varsa, hamileyseniz veya hamilelik şüphesi varsa ve emziriyorsanız bu durumunuzu güvenliğiniz açısından teknikere bildirmelisiniz
  • Daha önceden yaptırdığınız tetkik sırasında gadolinyum içeren MR kontrast maddesine allerjiniz olduysa da belirtmelisiniz.

Bazı hastalarda işlem sırasında kapalı yer korkusu (klostrofobi) gelişebilir. Bu durumda sakinleştirici ilaç uygulaması yararlı olabilir. Metal, şarapnel ve kurşun parçalarının manyetik alan içinde hareket etmesi ve hastaya zarar vermesi ihtimali vardır. Böbrek hastalığı normalde MR tetkikinin yapılmasına engel değildir, ancak kontrast madde verilmesi gerekli olduğunda, kan testleri ile hastanın böbrek fonksiyonunun kontrast maddenin atılımını sağlayacak kadar yeterli olduğundan emin olmak gerekir.

MR’ın gebe ve fetus için ne kadar güvenli olduğu konusunda yeteri kadar bilgi olmadığından, gebeliğin ilk 12 haftasında çok gerekmediği sürece kullanılmaz. İkinci ve üçüncü üç aylık dönemde doktorunuz gerekli görürse MG yapılabilir. Gebe hastalara paramanyetik kontrast madde verilmemelidir.

Emziren kadınlarda kontrastsız MR incelemesi yapılmasında sakınca yoktur. Kontrastlı inceleme yapılmış olan emziren kadınlara, ilaç süt ile bebeğe geçtiği için, incelemeden sonraki 24-48 saat süt vermemeleri istenir.

Dövme ve kalıcı makyaj MR görüntülerini bozabilir. Göz farı gibi makyaj malzemeleri metal parçacıkları içerdiği için işlem günü makyaj yapılmamalıdır. İşlem öncesi MR görüntülerini bozabilecek saç tokası, mücevher, gözlük, işitme cihazı, çıkarılabilir diş protezi gibi tüm objeleri çıkarmanız istenecektir. Anahtar, bozuk para, cüzdan ve kredi kartları da soyunma odasında bırakılmalıdır. Üzerinizde görüntü kalitesini bozacak cisimlerin kalmadığından emin olmak için giysilerinizi çıkarıp önlük giymeniz istenebilir.

MR’dan önce ne yapmanız gerekir?

Genel olarak MR çekimi özel bir hazırlık gerektirmez. Ancak abdomen MR için 6-8 saat açlık sonrası gelmeniz tavsiye edilir. Aksi söylenmediği takdirde devamlı kullandığınız ilaçları almanızda sakınca yoktur. Gelmeden önce yukarıda belirtildiği üzere metal kısımlar içeren giysileri tercih etmemeniz önerilir çünkü bu durumda hastane önlüğü giymeniz istenebilir.

MRG incelemesi ne şekilde yapılacak ve neler hissedeceksiniz?

MR teknisyeni sizi MR odasına aldıktan sonra hareketli bir masaya teknikerin belirttiği şekilde uzanmanız istenecektir. İncelenmesi istenen vücut bölgesi silindir şeklindeki cihazın orta kısmına gelecek şekilde pozisyon verildikten sonra gerekli durumlarda sinyali almak için geliştirilmiş, sargı şeklindeki anten üzerinize yerleştirilebilir. Bu sargı sizi rahatsız etmeyecek şekilde tasarlanmıştır. İnceleme sırasında takırtı tarzında gürültü duyacaksınız. Bu gürültüyü azaltmak için, müzik yayını da verilebilen kulaklıkları takabilirsiniz. Çekim sırasında tekniker konsoldan sizi izler ve herhangi birşey söylediğinizde sizi duyabilir, yani dışarısı ile iletişim sağlanmaktadır. İncelenen vücut bölgesinde bir ısı hissetmeniz normaldir, ancak rahatsız edici boyutta olursa teknikere bildirilmelidir.

Sizden istenen hareketsiz bir şekilde kalmanızdır. Bazı hastalar bunu rahatsız edici bulurlar ancak çekimin tamamlanabilmesi için görüntülerin hiç hareket yok iken alınması şarttır. Bazı özel çekimlerde nefes tutmanız istenebilir. İstenen inceleme türüne göre MR çekimi süresi değişebilir. Yaklaşık olarak ne kadar süreceği çekim öncesinde tahmin edilebilmekle birlikte bu süre hastadan hastaya da değişebilir. Bazı çekimler direkt olarak, bazı çekimler de ihtiyaç duyulduğu anda kontrastlı olarak yapılmaktadır. Bu durumda kolunuzdan açılan damar yolundan gadolinyum içeren kontrast madde verilir ve bu şekilde görüntüler elde edilir.

MR çekiminden sonra ne yapacağım?

Kontrast madde verilmesi halinde su içerek kontrast maddenin vücudunuzdan atılımını kolaylaştırabilirsiniz.

Kontrasta bağlı allerjik reaksiyon son derece nadir görülür. Ancak, deride kızarıklık, kaşıntı, nefes darlığı gibi belirtiler görüldüğü takdirde hemen teknikere bildirmeli, hastaneden çıktıktan sonra bu belirtiler ortaya çıkarsa en yakın hastaneye başvurmanız gerekmektedir.

Klostrofobi nedeniyle sakinleştirici ilaç yapıldıysa araba kullanmamalısınız. Bu durumlar dışında MRG sonrası dikkat etmeniz gereken özel bir durum yoktur, normal aktivitelerinize dönebilirsiniz. Tetkik raporunuz sizin rahatlamanız ve gerekli olduğu hallerde tedavinizin bir an önce yapılması için mümkün olduğunca erken doktorunuza ulaştırılacaktır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Laparoskopi nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Halk arasında kapalı ameliyat olarak bilinen Laparoskopi, leğen kemiği organları ile karın içi organlarının cerrahi tedavisinde, geniş ameliyat kesileri kullanmadan, boyutları 1 cm ve daha küçük 3-5 kesi içinden borucuklar yerleştirme ile yapılan ameliyattır. Açık ameliyat tekniğine alternatif olarak başvurulan laparoskopi, günümüzde ilk tercih edilen yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Laparoskopinin pek çok avantajı bulunmaktadır. Kısa sürmesi, iyileşme süresinin kısa olması, konforlu bir yöntem olması ve risk faktörlerinin minimum düzeyde olması nedenleri ile hem hastalar hem de doktorlar tarafından oldukça sık tercih edilmektedir.

Laparoskopik cerrahi hangi hastalıkları tedavi eder?

Laparoskopik cerrahi, birçok hastalığın teşhis ve tedavisi için tercih edilebilmektedir. Bu yöntem ile en sık yapılan ameliyatlar kist cerrahisi, safra kesesi ameliyatları, apandisitin alınması (apendektomi), miyomların alınması (myomektomi), rahmin alınması (histerektomi), fallop tüplerinin bağlanması (tüp ligasyonu) ve çikolata kisti cerrahisi (endometriozis) olarak geçmektedir.

İç organlar ile ilgili olan rahatsızlıklarda cerrahî müdahale imkânı tanıyan laparoskopi, üroloji, genel cerrahi, gastroenteroloji ile jinekoloji doktorları tarafından kullanılır. Laparoskopik cerrahinin tercih edildiği rahatsızlıklardan başlıcaları şunlardır:

  • Karın ağrılarının araştırılması ve tanısı
  • PID (Pelvik inflamatuar hastalık teşhisi
  • Aşırı ağrı ve kanamanın görüldüğü regl kanamalarında teşhis koyma
  • Yumurtalık kistlerinin tanı ve tedavisi
  • İnfertilite nedenlerinin tespit edilmesi
  • Dış gebelik tedavisi
  • Bazı nedenlerden dolayı yumurtalık, fallop tüpü ve uterusun alınması
  • Apandisit ile ilgili rahatsızlıkların teşhis ve tedavisi
  • Bağırsakların kesilmesini gerektiren hastalıkların tedavi edilmesi
  • İnmemiş testis (skrotal orşiopeksi) teşhis ve tedavisi
  • Mide ülseri tedavisi
  • Obezite cerrahisi
  • Batın bölgesi kistlerinin tedavisi
  • Prostat, kolon, karaciğer, böbrek ve mesane gibi organların bazı parçalarının ya da tamamının çıkarılması
  • Kasık ve karın bölgesinde yer alan fıtıkların tedavisi

Laparoskopik cerrahi güvenli mi?

Aşağıdaki durumlarda laparoskopik cerrahi artık deneysel olmaktan çıkmış gelişimini gerçekleştirmiş ve standart tedavi halini almıştır.

  • Kolelithiazis (safra kesesi taşları)
  • Kolon ve rektum kanserleri ve polipleri
  • Gastroözefageal reflü hastalığı
  • Fıtıklar
  • Apandisit
  • Akalazya
  • İyi huylu mide tümörleri
  • Obezite cerrahisi
  • Sürrenal adenom (böbrek üstü bezlerinden kaynaklanan iyi huylu tümörler)
  • Karın içinden lenf nodu biyopsileri
  • Dalak cerrahisi
  • Donör nefrektomi (böbrek verici ameliyatı)
  • Diyagnostik laparoskopi

Laparoskopik cerrahinin avantajları nelerdir?

Laparoskopik cerrahi, hastaya birçok avantaj sağlayan bir tedavi yöntemidir.

  • Daha az yara ve yara izi
  • Ameliyat sonrası daha az ağrı ve travma
  • Birçok ameliyat için kanama, enfeksiyon gibi daha az yan etki
  • Daha hızlı iyileşme
  • Hastanede daha az kalış
  • Normal yaşantıya daha hızlı dönüş
  • Daha az karın içi yapışıklık
  • Daha az ameliyat fıtığı (insizyonel herni) gelişme ihtimali

Laparoskopi ameliyatı nasıl yapılır?

Laparoskopi ameliyatı öncesinde hasta ameliyat için hazırlanmaktadır. Ameliyathane önlüğü giydirilerek sedyeye yatırılmakta ve genel anestezi uygulaması ile uyutulmaktadır. Bu işlem sonrasında karında uygulama bölgesinde üç adet minimal kesiler açılarak karın içi basınç ile şişirilmekte ve özel olarak geliştirilmiş ışık ve görüntüleme kaynağı ile aydınlatılmaktadır. Böylece karın içi uygulama bölgesi ayrıntılı bir şekilde ameliyat ekibi tarafından görülebilmektedir.

Ameliyat süresi, türüne göre farklı şekilde gerçekleştirilebilmektedir. Ameliyat sonrasında ise açılan kesiler özel yöntemler ile dikilmektedir. Ameliyat günü hasta anestezi etkisini kaybedince sıvı gıdalar ile beslenmeye başlayabilmekte ve tuvalete gidebilecek kadar yürüyebilmektedir.

Ameliyatın türüne göre hastanın ameliyathanede kalma süresi değişiklik gösterse de genellikle 1 ya da 2 gün hastanede kalış süre bulunmaktadır. Rahim içi myomların ve poliplerin çıkarılması, yapışıklıkların giderilmesi, dış gebelik tedavisi ya da rahim alınması ameliyatlarında hastanede kalma süresi genellikle 1 gün olmaktadır. Genellikle açık ameliyatlar sonucunda kısırlık riski oldukça yüksektir ancak bu işlem ile söz konusu risk faktörleri en aza indirilebilmektedir.

Laparoskopi sonrası;

Laparoskopi sonrasında doktorunuz birtakım ağrı kesici ilaç ve antibiyotik içeren ilaçlar kullanmanızı tavsiye edecektir. Ağrı kontrolünün sağlanması ve herhangi bir enfeksiyona karşı vücudun korunması amacı ile söz konusu ilaçların aksatılmadan kullanılması oldukça önemlidir. Ameliyattan sonra 1 ay ağır sporlar uygulanmamalı, ağır kaldırılmamalı ve yoğun fiziksel aktivite gerçekleştirilmemelidir.

Özellikle kısırlık tedavisi için laparoskopik cerrahi uygulanan hastaların tüm stres faktörlerinden uzaklaşması büyük önem taşımaktadır. Ameliyat yaralarının kanaması ya da adet dönemi dışında kanama gerçekleşmesi durumunda ertelemeden doktorunuza başvurunuz. Bununla birlikte yüksek ateş şikayetinde de mutlaka doktorunuza danışınız. Ameliyat izleri birkaç ay içerisinde görünmeyecek şekilde küçülmektedir. Böylece karın bölgesinde herhangi bir estetik kaygıya neden olmamaktadır.

Laporoskopi riskleri nelerdir?

Laparoskopi riskleri aşağıdaki şekilde sıralanabilmektedir;

  • Açık ameliyata oranla çok daha düşük bir ihtimal olsa da kanama ve damar yaralanmaları ile enfeksiyona maruz kalma durumları söz konusu olabilmektedir.
  • Organ yaralanmaları söz konusu olabilmektedir. (Özellikle: mesane, rahim, bağırsak ve idrar yolları)
  • Ameliyat sonrasında kesi yerinin enfeksiyona maruz kalması

Elbette ki laparoskopi çeşitlerine göre farklılık gösterse de risk faktörlerini arttıran birtakım durumlar bulunmaktadır. Bu durumlar ise şu şekilde sıralanabilmektedir;

  • İdeal kilonun üzerinde olma
  • Karın bölgesinde daha önce ameliyat geçirmiş olmak
  • Karın içerisine enfeksiyon olması
  • Kalp ve akciğer hastalıklarının varlığı
  • Alkol ve sigara tüketimi
  • Endometriozis

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Liposuction nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Lipo, lipoplasti veya vücut şekillendirme olarak da adlandırılan Liposuction, vücuttaki fazla yağdan kurtulmak için yapılan estetik cerrahi işlemdir. Kişiler vücutlarının şeklini veya hatlarını iyileştirmek için liposuction yaptırırlar. Genellikle; kalçalar, karın bölgesi, kollar, boyun veya sırt gibi bölgelerdeki fazla yağdan kurtulmak için tercih edilir.

Diyet ve egzersiz yaparak yağlardan kurtulmak isteyen kişiler, bu yağlardan kurtulamadıkları durumda liposuctionı denerler. Liposuction bir kilo verme tedavisi değildir. Ciddi riskleri ve olası komplikasyonları vardır, bu yüzden düşünmeden önce doktorunuzla konuşmanızı öneririz.

Liposuction kimlere yapılabilir?

Her cerrahi operasyonda olduğu gibi bu işlemde de öncelikle bir uzman doktor görüşü gerekmektedir. Liposuction uygulaması bir zayıflama yöntemi değildir, yalnızca bölgesel incelmeyi ve vücut hatlarının daha düzgün hale gelmesini sağlayan bir yöntemdir. Eğer bölgesel dirençli yağlanmalar dışında bir kilo probleminiz varsa öncelikle kontrollü bir diyet ve spor programı uygulayarak kilo fazlanızdan kurtulmanız, bunun ardından diyetle uzaklaşmayan yağ fazlalıkları için bu yönteme başvurmanız daha uygun olacaktır.

Liposuction sistemik bir sağlık problemi bulunmayan, hamile ya da yeni doğum yapmış olmayan herkese uygulanabilen bir yöntemdir. Ancak kalp hastalığı, diyabet vb. sistemik sağlık problemleri olan kişilere uygulama endikasyonu koymadan önce mutlaka bir takım testler uygulanarak risk faktörleri belirlenmeli ve tehlike arz edecek durumlara karşı gerekli önlemler alınmalıdır. Her ne kadar yaş bu uygulamaya bir engel teşkil etmese de deri elastikiyetinin yaşa bağlı kaybından dolayı bazı ileri yaştaki hastalara uygulanamaz.

Liposuction hangi bölgelere uygulanır?

Erkek ve kadın vücut yapılarının birbirinden farklı olması, yağlanma çeşitlerinin de farklı bölgelerde yoğunlaşmasına neden olur. Örneğin, kadınlar sıklıkla basen, göbek, kalça gibi inatçı yağlanma bölgeleri için uygulamayı tercih ederken erkekler daha çok sırt, karın, meme ve belin yan tarafları gibi bölgelerdeki yağlanmaların giderilmesi için çaba gösterir. Teknolojinin tıp ve estetik alanda gösterdiği gelişmeler, uygulamanın da giderek daha fazla alanda yapılabilmesine imkan tanır. Kadınların “tuzluk” bölgesi olarak adlandırdığı kol altı yağlanmaları, liposuction uygulamalarının başarıyla gerçekleştirildiği alanlar arasındadır.

Kilo alımında kolaylıkla yağlanmaya maruz kalan çene altı bölgesi, diyet ve sporla giderilemeyecek en inatçı yağlanma yerlerinden biridir. Liposuction, estetik bir uygulama olması sayesinde sürekli göz önünde bulunan çene altında herhangi bir iz bırakmadan uygulama yapılmasına imkan verir. Bir çeşit liposuction uygulaması olan Lazer lipoliz tekniğinin kullanıldığı vücut bölgeleri arasında, sürekli olarak terleyen koltuk altı bezleri gelir. Kişilerin hayatını büyük ölçüde kolaylaştıran koltuk altı bölgesine lazer lipoliz uygulaması, bu bölgedeki terlemenin önüne geçerek kişiye konforlu bir yaşam deneyimi sunar.

Operasyonun uygulanma aşamaları neler?

Liposuction kesinlikle ameliyathane şartlarında, bir anestezi doktorunun gözetimi altında uygulanmalıdır. Eğer alınacak yağ miktarı az ve alan küçük ise uygulama alanına lokal anestezik ilaçların enjeksiyonu ve damarlardan sedasyon yapılarak girişim uygulanabilir. Yatağında yapılan planlamadan sonra ameliyat masasına alınan hastanın antimikrobik temizliğini takiben, kanamayı ve ağrıyı azaltıcı karışım enjeksiyonu yapılır.

Etki için 10-20 dakika beklenir. Deride açılan 0.5 santimetrelik kesilerden yağ emen küçük kanüller yağlı alana sokularak vakum pompası veya özel enjektörlerle fazla yağlar dışarı alınır. Eğer daha önceden tesbit edilen ve doldurulması planlanan çukur bölgeler varsa özel enjektör ile alınan yağ bu alanları doldurmakta kullanılır. Girişim tamamlanınca, özel baskılayıcı bantlar yapıştırılır ve korse giyilir. Yaklaşık bir hafta bu korse çıkarılmaz. Düzgün bir iyileşme elde etmek için bu gereklidir.

Birinci haftadan sonra korse çıkarılarak masaj ve egzersize başlanır. Ameliyatın ağırlığına göre 1-4 günde işine dönmesine izin verilir. Üçüncü haftadan sonra yorucu aktivitelere başlayabilir. Uygulama alanında oluşan morluklar üç hafta içerisinde kaybolur. Bu süre içinde güneşlenmek zararlıdır. Ayrıca liposuction bölgesinde oluşan ameliyat ödemi (serum birikmesi) buralardan hiç yağ alınmamış izlenimi verebilir.

Bu ödem 4-6 hafta içerisinde gerileyerek tam iyileşme elde edilir. Bizimde tercih ettiğimiz yöntem olan tumescent tekniğinin kullanılması ile 3-4 litreye kadar yağ almada hastaya kan verilmesi gerekli değildir. Bu miktarların üzeride yağ alınacaksa ameliyat öncesi hastadan alınacak bir veya iki ünite kan(ototransfüzyon), girişimin sonunda hastaya geri verilerek başkasına ait kan verilmesi ve bunun getirecegi komplikasyonlar önlenmiş olur.

Liposuction uygulanan bölgede tekrar yağ birikmesi olabilir mi?

Liposuction eğer uygun ve yeterli olarak uygulanmış ise aynı bölgelerde yeniden yağ birikmesi olmaz. Kilo alınsa bile liposuction uygulanan bölgeler diğer alanlarla aynı oranda gelişir. Bu girişimde yağ hücrelerinin ve reseptörlerin sayısı azaltılarak vücudun diğer alanları ile aynı düzeye getirilir.

Liposuctionun riskleri nelerdir?

Uzman bir plastik cerrah tarafından yapılan liposuction ameliyatının risk oranı, diğer kozmetik girişimlerdekinden çok daha azdır. Yüzde 5-15 arası hastada aynı bölgeye tekrar liposuction yapılması gerekebilir. Kanama ve enfeksiyon nadiren görülür.

Hasta bu operasyonu yaptıracağı zaman nelere özen göstermeli, hekimini nasıl seçmelidir?

Liposuction yaptırmaya karar veren bir kişi diğer birçok ameliyatta olduğu gibi, iki hafta öncesinden aspirin ve benzeri antienflamatuar ilaçları almayı bırakmalıİ; sigara içiyorsa bırakmalı en azından ara vermelidir. Sonucun daha kalıcı olabilmesi için diyetle verebileceği kiloyu vermelidir. Böylece düzensizlikler daha belirgin hale gelir. Ameliyat öncesi ve sonrası yapması gerekenler ve sonucun nasıl olacağı hakkında doktoru ile görüştükten sonra, kafasında hiçbir soru işareti kalmadığı zaman kişi ameliyata hazır demektir. Liposuction cerrahi bir girişimdir.

Ameliyathane şartlarında, bu yöntemin doğru bilen ve uygulayan biri tarafından yapılmalıdır. Uzman olmayan kişiler tarafından yapılan liposuctionın doğurduğu kötü neticeler ve hatta sebep oldukları ölüm vakaları, yöntemin yetersiz ve tehlikeli olması gibi yanlış bir inanışa yol açmıştır. Güvenli ve etkili bir yöntem olduğu için ABD’de en fazla uygulanan estetik girişim liposuctiondır.

Lazer lipoliz nedir ve liposuction ile farkları nelerdir?

Lazer lipoliz, diod lazer uygulamasıyla direkt olarak yağ hücrelerinin zarlarının patlatılması yöntemidir. Tıpkı yağ aldırma yöntemlerinde olduğu gibi bölgesel yağ fazlalıklarından kurtulmayı sağlayan bu yöntem aynı zamanda özellikle çene altı ve yüz bölgesi gibi cilt gevşekliği görülebilen bölgelerde bu gevşekliğin giderilmesinde etkin olarak kullanılmaktadır. Bunların yanında terleme problemi olan kişilerde koltuk altına lazer lipoliz uygulanarak aşırı terleme engellenebilmektedir.

Lazer lipoliz ve liposuction arasındaki en temel fark yağ dokularının atılma şeklidir. Liposuction yönteminde yağ dokuları vücuttan kanüller aracılığı ile vakumlanarak atılırken lazer lipoliz yönteminde idrar yoluyla atılmaktadır. Bu sebeple yağ dokusunun idrarla atılamayacak kadar yüksek olduğu durumlarda liposuction uygulaması tercih edilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Lazer epilasyon nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Genellikle ‘kalıcı’ bir epilasyon şekli olarak lanse edilse de, lazer tedavisi yalnızca belirli bir bölgedeki istenmeyen tüylerin sayısını azaltır. İstenmeyen tüyler tamamen ortadan kalkmaz. Tıraş veya ağda gibi tüy kurtulma işlemlerinden çok daha uzun sürer. Lazer epilasyon sonrası tüyler tekrar büyüdüğünde daha açık, daha ince ve sayıları daha az olacaktır.

Doğru cihazlarla ve uzmanlar tarafından yapıldığında son derece etkili ve zararsızdır. Uzmanlar tarafından uygulanacak bölge, cilt tipi ve rengi, kıl yapısı incelenerek ne tür bir cihaz kullanılacağı seçilir ve kişiye yaklaşık olarak tüylerden kaç seansta kurtulacağının bilgisi verilir.

Lazer epilasyon kimlere uygulanır?

Lazer epilasyon 12 yaşından büyük kıl ve cilt yapısı uygun olan herkese uygulanabilir. Bu uygulamaların FDA onayı almış cihazlarla yapılması önemlidir. Lazer epilasyonda sonuç alma seans sayısı kişiden kişiye göre değişiklik gösterebiliyor. Genel olarak 1. Seans ve aralıkları vücut bölgesinde 2 ayda bir 4 -6 seans, yüz bölgesinde ayda bir 6 -12 seans olmak üzere değişir. Lazer epilasyon doğru uygulandığında herhangi bir zararı yoktur. Güvenli ve etkili epilasyon için cilt rengi, kıl rengi kalınlığı ve yoğunluğu dikkate alınmalıdır.

Kimlere lazer epilasyon uygulanamaz?

Lazer epilasyon tamamen beyaz tüylere sahip kişilerde, hamilelerde, sedef hastalığı gibi deri hastalıkları olanlarda, bazı önemli yan etkileri bulunan sivilce ilacı gibi ilaçlar kullananlarda, sistemik izotretinoin kullananlarda, kalp pili olanlarda, ayva tüyü olanlarda ve epilepsi hastalarında önerilmiyor. Bu gibi durumlarda mutlaka bir uzmana danışın.

Vücudun hangi bölgelerine lazer epilasyon yaptırılabilir?

  • Koltuk altı bölgesi lazer epilasyonu; Hem estetik hem de hijyen kaygılarıyla sıklıkla başvurulan koltuk altı lazer epilasyonu, özellikle kadınlar tarafından sıklıkla tercih edilir. Koltuk altı bölgesindeki tüylerin nispeten kalın olması nedeniyle epilasyon, çoğunlukla 4 ila 6 seans aralığında son bulur. Lazer epilasyon sonrasında batık gibi istenmeyen durumlar oluşmaz. Lazer epilasyon sırasında tüyleri etkileyen lazer ışını, cildin altındaki dokulara zarar vermediğinden gövenle uygulanabilir
  • Bikini bölgesi lazer epilasyonu: Bikini bölgesinin dışında kalan tüylerin lazer epilasyon ile yok edilmesi olarak tanımlanabilen bu epilasyon türünde başarı oranı son derece yüksektir. Çoğunlukla 6 seansın ardından kişi ilgili bölgedeki tüylerinden kurtulmuş olur
  • Genital bölgesi lazer epilasyonu; Genital bölgede kalıcı epilasyon tercih edenler tarafından başvurulan genital bölge lazer epilasyonu, bu bölgedeki tüylerin kalın ve koyu renkli olmasına bağlı olarak yaklaşık 4 ila 6 seans sürer. Pubik tüylerinde son derece etkili olan lazer epilasyonun labium bölgesinde etkinliği, pubik bölgeye kıyasla daha düşüktür. Genital bölge lazer epilasyonunda kullanılan lazer ışını, cilt altında yer alan doku ve organlara zarar vermez
  • Bacak bölgesi lazer epilasyonu; Çoğunlukla genetik etkenlerin yol oynadığı bacak bölgesindeki tüylenme, alt bacak başta olmak üzere üst bacakta da görülebilir. Alanın geniş olmasına bağlı olarak nispeten daha uzun süren bacak bölgesi lazer epilasyonu ile kısmi ya da tüm bacak tüyleri yok edilebilir. Bacak bölgesi lazer epilasyon uygulaması genellikle 6 seans sürer
  • Kol bölgesi lazer epilasyonu; Hem kadınlar hem de erkekler tarafından tercih edilen kol bölgesi lazer epilasyonu, kol bölgesinde yer alan tüylerin farklı yapıda olmasına bağlı olarak yaklaşık 10 seans kadar sürebilir. Kolların çoğunlukla açıkta kaldığı yaz aylarında uygulanması önerilmez
  • Göğüs bölgesi lazer epilasyonu; Çoğunlukla erkekler tarafından tercih edilen bu epilasyon türü ile, göğüs bölgesindeki tüylerin tümünün alınması ya da tüylerin seyreltilmesi mümkündür. Bu bölgede diode ya da Alexandrite Lazer türleri kullanılabilir
  • Sırt bölgesi lazer epilasyonu; Sırt bölgesinde bulunan tüyler zaman zaman kıl dönmesine yol açabilir. Hem estetik hem de sağlık kaygılarıyla yaptırılan sırt bölgesi lazer epilasyonu, erkekler tarafından sıklıkla tercih edilir. Kalın ve derin yerleşimli olan sırt tüylerinde melanin miktarı fazladır. Böylece lazer epilasyonun bölgedeki etkinliği de fazladır. Sırt bölgesinde diode lazerlerin kullanımı yaygındır
  • Ense bölgesi lazer epilasyonu; Saç köklerinden sırta doğru olan tüylenme özellikle erkekler tarafından estetik ve hijyen kaygılarından dolayı istenmez. Ense bölgesindeki tüylerin ince olması nedeniyle bu bölgenin tüylerden tamamen temizlenmesi 10 seans kadar sürebilir. Bu bölgede kadınlarda da tüylenme gözlenebilir. Bu bölgede var olan tüylerin çok ince olması durumunda lazer epilasyon etkili olmayabilir
  • Boyun bölgesi lazer epilasyonu; Erkeklerde tıraş bölgesi olarak kabul edilen boyun bölgesinde kıl dönmesi ve sivilcelenme yaygın görülür. Geleneksel yöntemlerle yapılan tıraş sırasında cildin tahriş olması ve zaman zaman kesilmesi söz konusu olabilir. Lazer epilasyon ile bölgedeki tüylerin miktarının azaltılması ya da tamamen yok edilmesi mümkündür
  • Yüz bölgesi lazer epilasyonu; Yüz bölgesinde tüylenme genetik geçişli olabileceği gibi hormonal bozukluktan da kaynaklanabilir. Bu yüzden yüz bölgesinde tüylenme olan kadınlarda öncelikle hormon düzeyine bakılması ve eğer varsa mevcut hastalığın tedavi edilmesi gerekir. Yüzdeki tüylenme genetik ise bu bölgenin epilasyonunda diode lazer kullanılarak bölge tüyleri yok edilebilir
  • Bıyık bölgesi lazer epilasyonu; Bu bölgede yer alan ince tüyler dahi zaman zaman kişinin rahatsız hissetmesine yol açabilir. Bölge tüylerinin ince ve açık renkli olması, bıyık bölgesi lazer epilasyon süresinin uzamasına yol açabilir. Bu bölgenin epilasyonu yaklaşık olarak 10 seans sürer
  • Çene bölgesi lazer epilasyonu; Yüz bölgesindeki tüyler gibi çene bölgesinde yer alan tüylenme de hormonal nedenli olabilir. Bu yüzden öncelikle kişinin sağlık kontrollerini yaptırması önerilir. Çene bölgesinde yaygın tüylenmenin olduğu durumlarda uygulama, 10 seansa kadar çıkabilir

Lazer epilasyonun yan etkileri var mı?

Lazer epilasyonda kullanılan lazer cilt altına ve ter bezlerine zarar vermeden sadece kıl tüylerini hedef aldığı için kullanımı son derece güvenlidir. Ancak uygulama esnasında bir miktar acı hissedilebilir. Diğer epilasyon uygulamalarının yanında acısız sayılabilecek lazer epilasyon uygulamaları sonrasında hafif bir kızarıklık ve ödem oluşabilir. Uzmanınız tarafından uygulanan steroid içerikli kremler bu şikayetleri hızla giderir. Bunun yanında ince krut, veziküllerde hiper ve hipopigmentasyon gibi yan etkiler görülse de bunların tamamı geçici komplikasyonlardır.

Lazer epilasyonun zararları var mı?

Lazer epilasyon yalnızca kıl köküne etki eder. Kıl kökünde bulunan melanin pigmentine lazer ışığı tutularak kökün yakılması hedeflenir. Lazeri diğer yöntemlerden ayıran en önemli özellik, kıl ve kökünün etrafında bulunan dokuya zarar vermemesidir. Bu yüzden işlem sonrasında herhangi bir kısıtlama gerektirmez. Uzmanlar tarafından, uygun cihazlarla uygun atımlar yapıldığından leke ve iz bırakmaz. Özellikle genital bölgeye uygulanan lazerin tehlikeli olduğu söylense de uygulama derinin altına ilerlemediği için bölgeye herhangi bir zarar vermez. Cilt kanseri ile bilinen bir bağlantısı yoktur. Uygulanan diğer bölgelerde de lazer epilasyonun ispatlanmış bir zararı bulunmamaktadır.

Bunlara dikkat!

  • Uygulamadan sonra en az 3 ay güneşten korunun ve 30 veya daha yüksek faktör güneş koruyucusu kullanın. Bölgeyi nemlendirici kremler ile nemli tutun
  • Uygulamadan sonra 24 saat sıcak su değdirmeyin
  • 24 saat içinde ağrı ya da şişme olursa yumuşak beze sarılı buz uygulayın
  • Gerektiğinde ağrı kesici kullanabilirsiniz
  • Uygulamadan sonra 48 saat bölgeyi tıraş etmeyin
  • Bölgede kabuklanma olursa el sürmeyin
  • Ağda tüy dökücü kremler kullanmayın
  • Bölgeye nazik davranın ve kaşımayın. Keseleme gibi tahriş edici işlemlere maruz bırakmayın
  • Ateş ya da iltihap gibi enfeksiyon bulgusu varsa mutlaka işlem yapan kişiyi arayın
  • Yüz epilasyonları sonrasında 24 saat fondöten, allık gibi cildi kapatan ürünler kullanmayın
  • 1-2 aylık aralıklarla ortalama 6-8 seans arasında, yüzde ise 10-12 seans arasında sonuç veren lazer epilasyon, alanın genişliğine bağlı olarak tedavi birkaç dakikadan birkaç saate kadar çıkabiliyor
  • Yeni cihazlarla bu süre 30 dakikaya kadar inebiliyor
  • Uygulama sonrasında 2-3 günde içinde tüyler kendiliğinden dökülmeye başlıyo
  • Lazer epilasyonun uzman hekimler kontrolünde yapılması önemli
  • Güvenli ve etkin şekilde olması için kıl ve cilt tipine göre değerlerin doğru belirlenmesi; cilt rengi, kıl yoğunluğu, kıl rengi ve kalınlığına bakılarak, doğru cihaz ve enerji tespit edilmesi gerekiyor

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Lameze yöntemi nedir? Detaylar

Lamaze yöntemi, 1950’lerin başında Fransız kadın doğum uzmanı Ferdinand Lamaze tarafından geliştirilmiştir ve günümüzün en yaygın doğum programlarından biridir. Bu yöntemi bir dizi ders alarak öğrenebilirsiniz. Bu derslerin amacı, doğuma hazırlanmanıza yardımcı olmak ve hamilelik ve doğum süreci hakkındaki olumsuz önyargıları olumlu duygularla değiştirmektir.

Bu dersler ayrıca doğumla başa çıkma ve ağrı yönetimi becerilerini öğrenmenize yardımcı olacaktır. Katılımcılara ve onların partnerlerine doğum ve doğumdan kaynaklanan rahatsızlığı hafifletmek için gevşeme teknikleri ve nefes alma modelleri öğretilir. Bu beceriler altı ila sekiz hafta boyunca sınıflarda öğretilir. Hamile kadınlar seçtikleri partneri ile katılabilirler.

Birinci sınıf: Üçüncü üç aylık dönem

İlk Lamaze dersiniz, hamileliğin bir parçası olan anatomik, fizyolojik ve duygusal değişikliklere genel bir bakış sağlayacaktır. Üçüncü üç aylık dönemdeki değişikliklere odaklanılacaktır. Birinci sınıftaki ortak konular ve etkinlikler şunları içerir:

Beklentileriniz; Siz ve partneriniz düşüncelerinizi, korkularınızı ve duygularınızı paylaşmanız için teşvik edilirsiniz. Birbirinize güvenmeniz ve birlikte çalışmanız öğretiliyor.

Hamileliğin normal rahatsızlıkları; Size ve eşinize, sırtınızın alt kısmını sürekli iterek bel ağrıları ve ağrıları için karşı baskı sağlamanız öğretiliyor. İkiniz de yaşadığınız herhangi bir rahatsızlığı tartışmanız için teşvik ediliyorsunuz. Eğitmeniniz size farklı çözümler öğretecek.

Emzirmenin faydaları; Emzirmek, doğumdan sonra rahminizin kasılmasına yardımcı olur. Bu kasılmalar ayrıca doğumdan sonra kan kaybını da azaltır. Anne sütü, bebeği çocukluk hastalıklarından korur. Emzirme deneyimi anne-bebek bağını güçlendirir.

Beslenme ihtiyaçları; Sağlıklı bir bebek için ek besleyici kalorilere ihtiyacınız devam ediyor. Beyin hücresi gelişimi, son üç aylık dönemde ve doğumdan sonraki 18 aya kadar gerçekleşir ve bu süre zarfında doğru beslenme çok önemlidir.

Üçüncü üç aylık dönemdeki değişiklikler; Vücudunuz büyüyen bebeğe uyum sağlamak için büyüdükçe, aşağıdaki değişiklikleri yaşamaya başlayabilirsiniz:

  • Enerji eksikliği veya yorgunluk hissedebilirsiniz
  • Kolayca gülebilir veya ağlayabilirsiniz
  • Kan hacminde bir artış olacak
  • Genel bir şişlik fark edebilirsiniz
  • Sık sık idrara çıkmanız gerekebilir

Faaliyetler; Birinci sınıf için aktivite seansı, aşamalı gevşeme, olumlu onaylamalar ve olumlu imgeler içerebilir. Siz ve eşiniz aşamalı gevşeme çalışması yapabilirsiniz. Kademeli gevşeme sırasında, önce ayaklarınızdan başlayarak her vücut parçanızı kasılır ve sonra gevşetirsiniz. Bu süreç, vücudunuzun rahat ve gergin olmadığında nasıl hissettiğini anlamanıza yardımcı olur. Doğum sırasında, rahatsanız rahim ağzınız daha kolay açılır.

Ayrıca, olumsuz düşünceleri olumlu imgelerle değiştirerek olumlu onaylamalar yapacaksınız. Bir örnek, ağrının başladığını hissederken kasılmayı memnuniyetle karşılamaktır. Pozitif imgeler kullanarak kasılma işini de görselleştirebilirsiniz.

İkinci sınıf: Özel yer görüntüleri

İkinci sınıfta şunları tartışacaksınız:

  • Fetal büyüme
  • Fetüs gelişimi
  • Fetal hareket sayımı
  • Bebeklerin uyanma ve uyku döngüleri

Birinci sınıfta keşfettiğiniz doğum ve doğum hakkındaki duyguların tartışacaksınız. Ayrıca doğum sırasında  anatomik ve fizyolojik değişiklikleri de gözden geçireceksiniz. Bazı eğitmenler, katılımcılara doğum filmlerini gösterme zamanı olarak ikinci sınıfı seçerler.

Özel yer görüntüleri; Sınıfın aktivite bölümünde ikinci bir gevşeme dizisi öğretilir. Özel yer görüntülerini kullanmak, kendinizi hoş bir yerde hayal etmeyi ve özel yerin manzaralarına, seslerine ve kokularına odaklanmayı içerir. Bu teknik, kendinizi acıdan uzaklaştırmanıza ve olumlu duygulara odaklanmanıza yardımcı olur.

Üçüncü sınıf: Lamaze teorisi

Muhtemelen üçüncü sınıfta fetal gelişim ve bazı nefes alma teknikleri hakkında daha fazla şey öğreneceksiniz.

Lamaze teorisi; Eğitmeniniz ağrı algısını sunacak ve tartışacaktır. Doğumla ilgili olarak size söylenen veya inandıklarınız şeyleri paylaşmanız teşvik edilebilirsiniz. Doğum sırasında neler olduğu hakkında ayrıntılı bir tartışma, doğum sürecini aydınlatmaya yardımcı olabilir.

Doğumun doğasını daha çok anladıkça, onu normal bir olay olarak görmeye başlayabilirsiniz. Doğuma hazırlık, sizin ve eşinizin bebeğinizin doğumunu olumlu bir şekilde deneyimleme becerisine vücudunuzun daha fazla güvenmesine yardımcı olabilir. Aynı zamanda sizin ve eşinizin bu deneyime daha tam olarak katılmanıza yardımcı olabilir.

Fetüs gelişimi; Üçüncü sınıfın bir diğer odak noktası ise gelişen fetüs ve yeni doğmuş bir bebeğe geçişidir.

  • Gelişmekte olan bebeğiniz nasıl nefes alıyor?
  • Bebeğiniz kaslarını nasıl güçlendiriyor ve çalıştırıyor
  • Bebeğinizin ses duymaya başlaması
  • Bebeğinizin görme yetisini geliştirmeye başlaması

Ayrıca yeni doğmuş bir bebeğin hayatının ilk 30 dakikasında ne kadar uyanık ve reaktif olacağını ve bebek aktifken emzirmeye başlamanın en iyisi olduğunu da tartışacaksınız.

Solunum teknikleri; Ağızdan nefes alma teknikleri, hissettiğiniz ağrıyı azaltmak için nefesinizi modellemenizi öğretir. Her kasılma başladığında, derin veya arındırıcı bir nefes alırsınız. Bu derin nefesi, burundan içeri ve büzülmüş dudaklardan yavaş, derin nefes alma takip eder. Dikkatli nefes almaya odaklanmak dikkatinizi dağıtır ve rahatsızlık duyduğunuzu azaltır.

Başka bir nefes alma rejimi de “hee, hee, hee” seslerini tekrar ederken yavaşça nefes almaktır. Partneriniz size yardımcı olacak, sizinle birlikte nefes alacak ve sizi cesaretlendirecektir. Serviksiniz tamamen açılmadan önce itme dürtüsü hissederseniz, daha hızlı, kısa nefesler vermeniz gerekebilir. Doğum sırasında en yararlı bulduklarınızı bularak, bu nefes alma tekniklerini önceden öğrenmeye ve uygulamaya teşvik edilirsiniz.

Dördüncü sınıf: Aktif emek

Dördüncü sınıfın odak noktası, serviks yaklaşık 4 santimetre (cm) genişlediğinde başlayan aktif doğumdur. Partneriniz, aktif doğum sırasında size destek olacak teknikleri öğrenecek. Ayrıca doğum sırasında kaslarınızı gevşetmeye yardımcı olacak bir strateji olan dokunarak gevşeme hakkında bilgi edineceksiniz.

Aktif emek; Rahim tekrar tekrar kasıldıkça rahim ağzı giderek genişler. Erken doğum sırasında kasılmalar kısadır ve her 20-30 dakikada bir ortaya çıkar. Erken doğum genellikle yavaş ilerler. Serviks yaklaşık 6 cm açıldığında aktif doğum başlar. Kasılmalar birbirine daha yakın ve daha yoğun bir şekilde gerçekleşecektir. Doğum genellikle daha hızlı ilerler. Odaklanmak ve ağrıyla başa çıkmak için yardıma ihtiyacınız olabilir.

Rahim ağzı 6 ila 8 cm genişlediğinden doğum yoğunlaşır. Bu genişleme seviyesine bazen geçiş aşaması denir. Bu süre zarfında siz ve eşiniz doğum sancısı ile başa çıkmak için çok çalışacaksınız. Bir jetli küvet, sallanan sandalye veya doğum topu daha rahat etmenize yardımcı olabilir.

Serviksiniz tamamen açıldığında doğum eyleminin ilk aşaması tamamlanmış olur. Doğumun ikinci aşamasında, bebek doğum kanalına inerken genellikle itme dürtüsü hissedersiniz. Her kasılmada bir nefes almaya ve bebeği aşağı ve kasık kemiğinizin altına itmeye teşvik edilirsiniz. Bebeğin başı vajinal açıklığı esnetip görünür hale geldikçe, odaklanmanıza yardımcı olması için uzanıp bebeğin başına dokunabilirsiniz.

Partnerinizin şunları yapması önerilir:

  • Seninle nefes alması
  • Sana harika bir iş çıkardığını hatırlatması
  • Sırtınıza, uyluklarınıza veya karnınızın alt kısmına mesaj yapması
  • Sana içmen için sıvılar verilmesi
  • Yanında olduğunu hatırlatması

Dokunma rahatlaması; Dokunarak gevşetme, doğum sancılarıyla başa çıkmanıza yardımcı olmak için öğretilecek bir tekniktir. Partneriniz dokundukça her kas grubunu gevşetmek için kendinizi şartlandırmayı öğrenirsiniz. Partneriniz gergin olduğunuzda nasıl göründüğünüzü belirlemeyi ve kasları gevşetmenize yardımcı olmak için gergin bölgeye dokunmayı öğrenir.

Beşinci sınıf: İtme teknikleri

Beşinci sınıfta, doğum sırasında sırt ağrısını hafifletmek için itme teknikleri ve stratejileri öğreneceksiniz. Ayrıca doğum yaptıktan sonraki ilk birkaç haftaya nasıl hazırlanacağınızı da tartışacaksınız.

İtme teknikleri; Bebeğiniz doğum kanalından aşağı doğru ilerlerken, kendinizi istemeden iterken bulabilirsiniz. Bu doğal dürtüye yardımcı olacak çeşitli teknikler vardır. Kasılmanın başlangıcında bir nefes alabilir ve iterken havayı yavaşça serbest bırakabilirsiniz. Bu, açık glottis yöntemi olarak bilinir. Ayrıca derin bir nefes alabilir, nefesi tutabilir ve toplayabildiğiniz tüm güçle aşağı inebilirsiniz.

Geri emek; Bazı kadınlar doğum sancılarının çoğunu sırtlarında hissederler. Elleriniz ve dizleriniz üzerinde pelvik sallanma veya çömelme bu rahatsızlığı hafifletebilir. Sırtın alt kısmında sıcak paket veya buz torbası da yardımcı olabilir. Partnerinizin belinize uyguladığı sert karşı baskı da biraz rahatlık sağlayabilir.

Doğum sonrası başa çıkma; Siz ve eşiniz, kendinizi ve evinizi yeni bir bebeğin gelişine hazırlamanız teşvik edilir. Bu süre zarfında düzeltilmesi kolay, besleyici yiyecekler yardımcı olur. Arkadaşlarınızdan ve ailenizden yardım almayı öğrenmelisiniz. Yeni bir bebeğe ebeveynlik yapma becerilerini öğrenirken mizah anlayışınızı geliştirmeye teşvik edilirsiniz.

Altıncı ve son sınıf, program boyunca kapsanan materyallerin bir incelemesinden oluşacaktır. Son sınıfın önemli bir amacı, doğum sürecinin normal bir süreç olduğunu anlamanıza yardımcı olmaktır.

Lamaze yöntemi, doğuma hazırlanmanıza yardımcı olabilecek sadece bir programdır. Birçok kişi öğrettiği strateji ve teknikleri büyük gün ve sonrasında faydalı buluyor. Küçük bir hazırlık, doğum eylemine olumlu ve ne olacağından emin hissetmenize yardımcı olabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Paylaşın

Kök kanal tedavisi nedir? Detaylar

Çürümüş ya da enfekte olmuş dişi kurtarmak amacıyla yapılan Kök Kanal Tedavisi (Endodonti Tedavisi), pulpadaki damar ve sinirlerin uzaklaştırılması, pulpa boşluğunun dezenfekte edilmesi, kanalların genişletilmesi ve kanalların kanal dolgu malzemesi ile doldurulması aşamalarından oluşuyor.

Kök kanal tedavisini anlamak için dişin yapısı hakkında genel bir bilgiye sahip olmak gerekir. Diş, dıştan içe doğru; mine, dentin ve pulpa olmak üzere 3 ana tabakadan oluşur. Dişin merkezindeki doğal boşluğa da kök kanalı denir. Pulpa kök kanalı içindeki yumuşak dokudur. Bu doku, dişi besleyen kan damarları ve sinirler açısından zengindir.

Eski zamanlarda bir enfeksiyon ya da enflamasyon pulpa tabakasına ilerlediğinde, diş artık kurtarılamaz hale gelip çekilmekteydi. Günümüzdeki son gelişmeler, dişin pulpa tabakasının temizlenip tekrar doldurulmasına olanak sağlamaktadır. Pulpa ve içerisindeki sinirler alınsa da, diş temel işlevini yerine getirir. Bunun nedeni, dişler dişetlerinden çıkıp son halini aldıktan sonra, diş sinirlerinin hayati bir önem taşımamasıdır. Diş sinirlerinin yetişkinlerdeki tek görevi sıcak ve soğuk hissini hissetmek gibi duyusal işlevlerdir.

Bir dişin sinir dokusu veya pulpası hasar gördüğünde, parçalanır ve bakteri burada çoğalmaya başlar. Bakteriler yoğun bir enfeksiyona veya apseye yol açabilir. Apse, diş köklerininin sonunda oluşan irin dolu bir şişliktir. Diş çürükleri tedavi edilmediğinde, kök çevresinde kemik kaybı gibi ciddi durumlara yol açabilir.

Nedenleri;

  • Uyumsuz restorasyonlar, eski dolguların çevresinde oluşan yeni çürükler, derin çürükler veya kaza sonucu dişin sinir ve damar dokusu canlılığını kaybediyor veya enfekte oluyor
  • Hiç çürük olmadan da bazı nedenler diş iltihaplanmasıyla sonuçlanabiliyor. Bunların başında da travmaya maruz kalma geliyor: Şiddetle gelen bir darbe, dişin dolaşımını kesebiliyor ve böylelikle diş beslenemediğinden zamanla canlılığını kaybediyor
  • Diş sıkma/gıcırdatma, yüksek yapılan dolgular ve restorasyonlar da kronik travma nedenleri arasında yer alıyor ve iltihaplanmaya neden olabiliyor
  • Bununla birlikte uzun süre tedavi edilmeyen periodontal (dişeti ve çevresi) hastalıkları da dişin iltihaplanmasında etken faktörler arasında yer alıyor. Bu durumlarda da tedavi olarak kanal tedavisi gündeme geliyor

Belirtileri;

  • Çiğneme veya baskı uygulama durumunda şiddetli diş ağrısı
  • Sıcak veya soğuğa hassasiyet (ağrı)
  • Diş renginin kararması
  • Yakındaki diş etlerinde şişme ve hassasiyet
  • Diş etlerinde kalıcı veya tekrarlayan sivilce benzeri beyaz kabarcıklar

Ağrıyan veya çürüyen her dişe kanal tedavisi yapılmıyor. Tedavi yapılabilmesi için bakterilerden kaynaklı ve hafif ağrı ile sinyal veren ya da hiç ağrı yapmayan bu çürükler sadece dolguyla tedavi edilebiliyor. Diş bu aşamada tedavi edilmezse bakteriler dişin özüne İlerleyerek iltihaplanmaya neden oluyor ve bu durumda kanal tedavisi uygulanması gerekiyor.

Nasıl yapılır ve ne kadar sürer?

  • Lokal anestezi yapılması: diş ve çevre dokuların uyuşturulması
  • Diş çürüğünün temizlenerek kök kanallarının açılması
  • Radyografi (röntgen) çekilerek kanal uzunluğunun tespit edilmesi
  • Kök kanallarının içeriğinin (pulpa dokusunun) çıkarılarak temizlenmesi
  • Çeşitli el aletleri ve döner aletler kullanarak kök kanallarının şekillendirilmesi
  • Kök kanallarının dezenfeksiyonu: mikroorganizmalardan arındırılması
  • Kök kanallarının doldurulması

Kanal tedavisi sonrası dikkat edilmesi gerekenler;

  • Kanal tedavisi ilk seansta bitmezse, tedavi bitinceye kadar ilgili dişi kullanmaktan kaçınılmalıdır
  • Kanal tedavisi tamamen bitse bile işlemden sonra en az iki saat bir şeyler yenip içilmemelidir
  • Bir iki gün boyunca hassasiyet olabileceğinden aşırı sıcak ve soğuk içeceklerden kaçınmak hastaya rahatlık sağlar
  • Ağız sağlığı bakımı söz konusu olduğunda, düzenli aralıklarla yapılan diş fırçalama, diş ipi ve antiseptik bir gargara kullanma gibi genel bakım kurallarının yanında, diş hekimini düzenli aralıklarla ziyaret etmek de önemlidir

Kanal tedavisi başarı oranları ve komplikasyonları;

Kök kanal tedavisi %95’ten fazla başarı oranına sahip bir prosedürdür. Kanal tedavisi görmüş birçok diş ömür boyu kullanılabilir. Bununla beraber, diş hekiminizin bir dişi temizleme ve dolgu konusundaki en iyi çabalarına rağmen, bir kök kanalında yeni enfeksiyonlar ortaya çıkabilir. Bunun olası nedenleri:

  • Bir dişte normal olarak öngörülenden daha fazla kök kanalı bulunması sonucunda bunlardan birinin temizlenmemiş halde kalması
  • Diş kökünde saptanamayan bir çatlak
  • Bakterilerin restorasyonu geçerek dişin iç taraflarına ulaşması ve bölgeyi enfekte etmesi
  • Sızdırmanın engellenmesi için kullanılan malzemenin zamanla parçalanması ve bakterilerin dişin iç kısımlarına tekrar yerleşmesi olarak sıralanabilir

Kök kanal tedavisine alternatifler;

Doğal dişlerinizi kurtarmak, mümkün olan en iyi tedavi seçeneğidir. Doğal dişleriniz, doğru beslenmeyi sağlamak için gereken çok çeşitli gıdaları etkili bir şekilde sindirmenizi sağlar.

Kök kanalı prosedürünün tek alternatifi, çiğneme işlevini eski haline getirmek ve bitişik dişlerin kaymasını önlemek için dişin çıkarılması ve yerine köprü, implant veya çıkarılabilir kısmi takma diş ile değiştirilmesidir. Bu çok daha uzun süren seanslara neden olup hastaya maddi ve manevi açıdan daha fazla yük olur.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Koroner Bypass Ameliyatı nedir, nasıl yapılır?

Koroner Bypass Ameliyatı (CABG (İngilizce Coronary Artery Bypass Grafting)), koroner arterler tıkandığında veya hasar gördüğünde yapılan bir operasyondur. Koroner arterler kalbi besleyen ve ona oksijen taşıyan damarlardır. Ameliyat tüm dünya da ve ülkemizde en sık yapılan kalp ameliyatı tipini oluşturmaktadır.

Bypass ameliyatı bir atardamarın belli bir bölgesinde meydana gelen daralma ya da tıkanma sonucunda bu atardamarın beslediği bölgenin canlılığını korumak için uygulanan cerrahi bir yöntemdir. Atardamarın tıkalı olan bölgesinin ilerisine vücudun başka bir bölgesinden hazırlanan damarlar vasıtasıyla gerçekleştirilir by pass ile atardamarın beslendiği bölgeye yeterli miktarda kan ulaştırılır. Koroner bypass ameliyatı ise kalbi besleyen koroner damar adı verilen atardamarların tıkanması sonucunda yapılan bypass ameliyatlarıdır.

Koroner damarlar neden daralır/tıkanır?

Bu konuda yapılan araştırmalar 5 temel risk faktörünün en önemli sebepler olduğunu ortaya koymaktadır. Bunlar;

  • Ailesel yatkınlık (kişinin anne, baba ya da kardeşinin genç yaşta koroner arter hastası olması)
  • Diyabet (şeker hastalığı)
  • Hipertansiyon
  • Hiperlipidemi (kan yağlarının yüksekliği)
  • Sigara

Bu 5 temel risk faktöründen 3 tanesinin kişide varlığı hasta olma riskini önemli derecede yükseltmektedir. Bunlara ek olarak stres, erkek cinsiyet, hareketsiz yaşam tarzı, erkeklerin 45, kadınlarınsa 55 yaşın üzerinde olması gibi faktörler kişinin koroner damarlarının tıkanmasını kolaylaştırmaktadır.

Koroner Bypass Ameliyatı kimlere uygulanır?

Koroner arter daralmalarında ilaç tedavisi, koroner balon anjiyoplasti ve/veya stent ya da koroner bypass ameliyatı tedavi seçenekleri arasındadır. Hangi tedavi şeklinin seçileceğine, hastalığın durumuna göre kalp cerrahı ve kardiyologtan oluşan ortak konseyce karar verilir.

Koroner Bypass Ameliyatı yapıldığı durumlar:

  • Sol ana koroner arter darlıkları
  • Birden fazla koroner arterde kritik darlık
  • Koroner arter hastalığı nedeniyle kalbin kasılma gücünün bozulması
  • İlaç tedavisine rağmen devam eden göğüs ağrısı

Günümüzde halen koroner arter bypass cerrahisi için hastanın kendi atar veya toplardamarları kullanılmaktadır. Bu konudaki çalışmalara rağmen koroner bypass ameliyatlarında kullanılabilecek yapay bir damar yoktur.

Koroner Bypass Ameliyatı nasıl yapılır?

Koroner bypass ameliyatı kalp durdurulup kalp akciğer makinasına bağlanarak yapılan bypass ameliyatı ya da çalışan kalpte bypass ameliyatı olmak üzere iki şekilde gerçekleştirilebilir. Koroner bypass ameliyatları açık cerrahiyle yapılabileceği gibi gerekli uygunluk şartlarının varlığında minimal invaziv cerrahisiyle yani  göğüs ortadan yarılmadan ve göğüs kemiği kesilmeden koltuk altından, meme altından, meme dış kıvrımından küçük kesilerle gerçekleştirilebilmektedir.

Koroner bypass ameliyatı, ilaç tedavisinden yanıt alınamayan durumlarda ya da tıkanma nedeniyle müdahale edilmesi gereken durumlarda uygulanabilmektedir. Bazı durumlarda balon ya da stent uygulaması yeterli gelmediğinden koroner bypass ameliyatı tercih edilebilmektedir.

Koroner bypass ameliyatında, hastanın göğüs, kol ya da bacak bölgesinden alınan damar tıkalı olan koroner damara köprüleme yapılarak dikilir. Koroner bypass ameliyatlarında, damar sayısına göre giriş yeri değişebilmektedir. Tek damarda bypass yapılacaksa meme altından küçük 7-8 santimlik kesilerle bypass ameliyatı yapılır. Bazen iki damar olduğunda da sol taraftan yine koltuk altından iki damar bypass ameliyatı yapılabilir. Koltuk altından yapılan kalp ameliyatlarında hiçbir kemik ve kas kesilmez.

Kaburgalar arasından kalbe ulaşılır ve gerekli müdahale yapılarak ameliyat sonlandırılır. Eğer ki çalışan kalpte yapılan bypass ameliyatı çoklu damarı kapsıyorsa üç damar ve üzerinde olduğunda göğüs ön kemiği kısmi olarak açılması gerekebilir. Kemik tamamen açılmadığı için, parsiyel yani kısmi açıldığı için hastanın enfeksiyon riski düşük olduğu gibi göğüs kemiği daha çabuk kaynamaktadır.

Koroner Bypass Ameliyatı’ndan sonra dikkat edilmesi gerekenler;

Koroner bypass ameliyatlarından sonraki en önemli konulardan biri, hastaların hekim tarafından tavsiye edildiği şekilde hareket etmeleridir. Hastaların kendilerine belirtilen şekilde ilaçlarını kullanmaları dikkat edilmesi gereken konuların başında gelir.  Ayrıca kalp damar hastalıklarının ortaya çıkmasında önemli rol oynayan sigara tüketilmemeli, kolesterol konusunda beslenmeye dikkat edilmelidir. Hayvansal yağlardan uzak durulmalıdır. Kalp ameliyatı nedeniyle sigarayı bırakan hastaların tekrar sigaraya başlamaması gerekmektedir.

Bununla birlikte uzman hekim tavsiyeleri doğrultusunda düzenli egzersizlere günlük hayatta yer verilmesi gerekmektedir. Ayrıca hasta durumunun ve kalp sağlığının kontrol edilerek takip edildiği düzenli hekim kontrolleri ihmal edilmemelidir. Sağlıklı bir kalbin sağlıklı bir yaşam anlamına geldiği unutulmamalıdır. Genel olarak değerlendirildiğinde; hastaların kalp ve damar sağlığına yönelik önleyici ve koruyucu tedbirler aldıkları bir yaşam tarzına sahip olmalarında fayda bulunmaktadır.

Koroner Bypass Ameliyatının alternatifi var mı?

İlaç tedavisi, balon ve stent girişimleri koroner bypass cerrahisine ancak uygun, seçilmiş olgularda alternatif olabilir. Ancak unutmayınız ki sizin için ameliyat kararı verildiği anda, öncesinde bu alternatifler değerlendirilip, bunların sizin için uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Kafanızda oluşabilecek soruları kardioloğunuz ve cerrahınızla görüşüp, cevap alınız.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın