12. Kalkınma Planı TBMM Genel Kurulu’nda Kabul Edildi

12. Kalkınma Planı, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda, Adalet Ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) oyları ile bu gece kabul edildi.

ANKA’nın aktardığına göre; 12. Kalkınma Planı’na göre iktidarın 2023 hedefi olan Türkiye’nin ilk 10 ekonomi arasına girmesi, 2053 yılına kalacak. Planda, Türkiye’nin 2053 yılında ilk 10 ekonomi arasına gireceği belirtilirken, yine 2053 yılında Türkiye’nin insanı gelişmişlik endeksinde de ilk 20 ülke arasında yer alacağı savunuldu.

Planda, 2028 yılında dijital Türk lirasının tedavüle gireceği kaydedilerek, “2028 yılında fiziksel parayla birlikte kullanıma sunulacak olan dijital Türk lirası tüm ekonomik, sosyal ve toplumsal boyutlarıyla geliştirilerek tedavüldeki tek para haline gelecek, finans sektörü, 2053’e giden süreçte teknoloji ihraç eder konumda olacaktır” denildi.

Planda yargı alanında yapılacaklar da açıklandı. “Adalet Hizmetleri” alanında hedeflenen politika ve tedbirler şöyle sıralandı: “Çağın gereklerine uygun, daha özgürlükçü, kapsayıcı ve demokratik bir Anayasa hazırlanacaktır. Anayasada güvence altına alınan temel hak ve özgürlükler güçlendirilecektir. Katılımcı bir hazırlık süreciyle yeni bir ‘Yargı Reformu Stratejisi’ ve ‘İnsan Hakları Eylem Planı’ hazırlanacaktır. İfade özgürlüğünün güçlendirilmesi amacıyla uygulamadaki eksiklerin tespitine yönelik çalışmalar yapılacaktır. Ülkemizde insan hakları alanında çalışan kurumların kurumsal kapasiteleri geliştirilecektir.

BM, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) nezdindeki insan hakları mekanizmaları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile yapıcı işbirliği sürdürülecektir.”

On Birinci Kalkınma Planı’nda “BM, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı nezdindeki insan hakları mekanizmaları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile yapıcı işbirliği sürdürülecek ve alınan kararlarda söz sahibi olmak üzere aktif rol üstlenilecektir” ifadeleri yer almıştı. AİHM kararları ile ilgili olarak yeni planda, “alınan kararlarda söz sahibi olmak üzere aktif rol üstlenilecektir” hedefine yer verilmedi.

“Adalet Hizmetleri” alanında belirlenen diğer bazı politika ve tedbirler ise şöyle: “Uluslararası insan hakları mekanizmalarının gündeminde bulunan veya gündeme getirilmesinde yarar görülen konularda kabul edilecek kararlara ortak sunucu olma yönünde faaliyetler yürütülecektir. Ayrımcılık ve nefretle mücadele güçlendirilecektir. Ayrımcılık ve nefretle mücadele alanında izleme ve denetim mekanizmaları güçlendirilecektir. Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve şeffaflığı güçlendirilecektir.

“Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı”

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı bakımından sorun oluşturan unsurların tespiti için durum analizi yapılacak, bu husustaki iyi uygulama örnekleri ile uluslararası standartlar incelenerek rapor hazırlanacaktır. Hâkim ve savcılara ilişkin disiplin süreci hukuki öngörülebilirlik, hâkimlik teminatı ve hak arama hürriyeti çerçevesinde gözden geçirilecektir. Lekelenmeme hakkının daha etkin korunması için Cumhuriyet savcılarının takdir yetkilerinin genişletilmesine yönelik çalışma yapılacaktır.”

Plana göre tamamlayıcı emeklilik ve sağlık sigortası yaygınlaştırılacak. Planda, sosyal güvenlik alanında yapılması hedeflenen bazı uygulamalar şöyle: “Nüfusun yaşlanmasının sosyal güvenlik sistemi üzerindeki etkilerinin azaltılması için bakım sigortası ve mesleki rehabilitasyon uygulamaları hayata geçirilecektir. Yaşlı bakım hizmetlerinin finansmanı için bakım sigortası kurulacaktır.

Sosyal güvenlik sistemi, emekli refahının artırılması ve kişilere ilave sağlık güvencesi sağlanması amacıyla tamamlayıcı emeklilik ve sağlık sistemleriyle desteklenecektir. Genel Sağlık Sigortası sisteminin sürdürülebilirliğinin güçlendirilmesi, kişilere alternatif bir sağlık güvencesi sağlanması ve sağlık hizmet sunumundaki kapasitenin etkin kullanımı için tamamlayıcı sağlık sigortacılığı teşvik edilecektir.”

Planda öncelikli gelişme alanları arasında gösterilen enerji konusunda yapılacaklar da sıralandı. Planda Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin devreye alınacağı belirtilirken şu ifadelere yer verildi:

“Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) bütün üniteleri ile elektrik üretimine başlayacaktır. Nükleer santral kurulu gücünün artırılmasına yönelik çalışmalara devam edilecektir. Küçük modüler reaktörler, füzyon teknolojileri ve ileri nesil reaktörler gibi yeni teknolojilere yönelik çalışmalar yapılacaktır. Nükleer atıkların güvenli bir şekilde bertarafı için atık tesisi kurulmasına yönelik çalışmalar yürütülecektir.”

Planda eğitim konusunda hayırseverlerin teşvik edilmesi hedefi de yer aldı. Planda bu hedef; “Hayırseverlerden ve özel sektörden gelen desteklerin öncelikle okul öncesi eğitim alanına yönlendirilmesi teşvik edilecektir. Fiziki mekan ihtiyacı olmayan bölgelerde hayırseverlerin yaptıkları finansal katkıların eğitim destekleri, öğretim materyalleri gibi cari harcamalara yönlendirilmesi sağlanacaktır. Üniversitelere yapılacak yardım ve bağışlar teşvik edilecektir” denildi.

Ayrıca planda, öğretim programlarında “milli, manevi, ahlaki” değerlerinin esas alınacağı da “Öğretim programları milli, manevi, ahlaki ve evrensel değerler esas alınarak küresel gelişmelere ve ihtiyaçlara uygun olarak güncellenecek, dijital içeriklerin niteliği ve niceliği geliştirilecektir” diye ifade edildi.

Planda çocuklar için yapılacaklar da sıralanırken, “Yoksulluğun nesiller arası aktarımını azaltmak ve fırsat eşitliğini artırmak üzere çocukların bireysel ihtiyaçlarına yönelik uygulamalar hayata geçirilecektir” denildi. Planda sosyal yardımlara ilişkin yapılacaklar arasında şunlar da yer aldı:

“Sosyal yardım sistemi gözden geçirilecek, iş gücüne katılıma mani olmayacak şekilde bütünleşik bir yapıda, aile odaklı ve fert başına asgari bir geliri garanti edecek şekilde yeniden kurgulanacaktır. Sosyal yardımlar fırsat eşitliği gözetilerek yürütülecektir.”

Planda taşınmazların güncel değerlerini ilgili kurumlarla koordinasyon ile kayıt altına alan bir veri tabanı oluşturulacağı da belirtildi. Planda, “Gayrimenkul değerlemesi için taşınmazların güncel değerlerini ilgili kurumlarla koordinasyon ile kayıt altına alan bir veri tabanı oluşturulacak ve bilgisayar destekli toplu değerleme yöntemlerinin uygulanmasına yönelik çalışmalar yürütülecektir” denildi.

Marmara Bölgesi’nde olası depreme karşı yapıların güçlendirileceğine de planda yer verildi. Planda, İstanbul’a ilişkin “İstanbul başta olmak üzere riskli yapı stokunun dönüşümünün hızlandırılması amacıyla mevzuat düzenlemesi gerçekleştirilecektir” denildi.

Planda, dar ve orta gelirlilere yönelik TOKİ’nin ürettiği konut sayısının 2022 yılında 60 bin 440 olduğu ve bu sayının 2028 yılında 500 bine çıkarılacağı hedefine de yer verildi. Planda, ülkedeki konut sorununa ilişkin yapılacaklardan bazıları ise şöyle ifade edildi

“Özellikle kentlerdeki barınma sorununa sağlıklı çözümler üretilebilmesi için dar gelirlilere, kadınlara, engellilere ve gençlere yönelik toplu konut uygulamaları yürütülecektir. Afetler sonrasında acil barınma ihtiyacını ivedilikle karşılamak için gerçekleştirilen ve imar mevzuatını değiştiren düzenlemeler, sürdürülebilir konut çevresi, uygulamada etkinlik, afetlere karşı risk azaltma ve dirençlilik, eskisinden daha sağlam inşa prensipleri doğrultusunda yeniden gözden geçirilecektir. Kaçak yapı stoku ortaya konulacak ve kaçak yapılaşmayı önleyici tedbirler alınacaktır. Afet konutlarının yapımında afetzedelerin barınma ihtiyacını en kısa zamanda karşılayacak şekilde hak sahipliği, geri ödeme ve finansman yöntemleri ile ilgili mevzuat yeniden ele alınacaktır.”

Planda kamuda işe alımlarda yapılacak uygulamalar da şöyle ifade edildi: “Kamu görevlerine ilk defa atanacaklar için mevcut sınav sistemi mevzuat ve uygulama boyutlarıyla birlikte gözden geçirilerek, sözlü sınavların atamaya konu olan görevin niteliğinin gerekli kıldığı hallerle sınırlı olarak yapılması sağlanacak, sınav kurullarının tarafsızlığının korunması, şeffaflık, adalet ve hakkaniyet ilkelerini güçlendirecek düzenlemeler hayata geçirilecektir.”

Paylaşın

MHP Lideri Bahçeli’den Küfür Eden Celal Adan’a Destek

Partisinin grup toplantısında konuşan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, HEDEP Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık’ın konuşmasının ardından “p.venkler” dediği duyulan MHP’li Meclis Başkanvekili Celal Adan’a destek verdi:

Haber Merkezi / MHP Lideri Bahçeli, “İsabetli sözleri bizim sözümüzdür. Sayın Adan sahipsiz değildir yalnız değildir, saldırılar istifa çağrıları ve hakaretler ayaklarımızın altındadır ve hükümsüzdür. Meclis kürsüsüne gelip arkasına aldığı birtakım zırvalarla bize cesaret temsili olanlar aklını başına alsın, akıllarını alırım onların!” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu. Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bugün Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının ilk grup toplantısını gerçekleştirme bahtiyarlığı içerisindeyiz. 3 yıl 2 ay 22 gün süren milli mücadelenin nihai sonucu tam bağımsız Türkiye devletidir. 29 Ekim 1923’e kolay gelinmemiştir. İlk Meclis binasında mekteplerden sıralar getirilmiş odun sobası kurulmuştu.

Dönemin mebusları 25 kişilik odalarla kalıyordu. Meclis tutanakları dilekçe kağıtlarının arkasına yazılıyordu. Türk tarihinin yeni bir eşiğindeyiz. Türk milleti Cumhuriyet’le bütünleşmiştir. Türk ve Türkiye Yüzyılı başlamıştır. Yeni yüzyılda zaman ve mekanda üstünlük Türkiye’ye geçecektir. Türk milleti yeni yüzyıla mührünü vuracaktır.

Demokrasinin en iyi uygulanabileceği sistem Cumhuriyet’tir. Muhalefet cenahında aynı anda demokrasi sorgulaması işitilmiştir. Eğer bu zevata alayına kulak verirseniz buram buram sahte Cumhuriyet sevdası duyarsınız. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hafta sonu yaptığı bir konuşmasında, yine çürük tahtaya çivi çakmanın gayretkeşliğine sürüklenerek demiş ki ‘Görevimiz Cumhuriyet’i, demokrasiyle taçlandırmaktır. İddiasını ispat edecek bir siyaset ve hayat gerçeğinden bahsetmek mümkün değildir.

Cumhuriyet, demokrasi olmadan nasıl ayakta duracaktır? Kılıçdaroğlu söylesin de öğrenelim. Halk egemenliğine dayanan Cumhuriyet’in demokrasiden mahrumiyeti hangi akla ve mantığa sığabilecek bir ifade sefaletidir? Kılıçdaroğlu açıklamalarıyla çelişkiler içinde bocalamıştır. İYİ Parti Genel Başkanı da ülkemizin demokrasi krizinde olduğunu söylemiştir. Kriz Cumhuriyet’te değil, kimlik kaybına uğramış partilerdedir.

Geçtiğimiz hafta TBMM’de haince konuşma yapan tescilli bir bölücüye yüreklice yanıt veren TBMM Başkanvekili Sayın Adan sahipsiz değildir, yalnız değildir. Saldırılar, istifa çağrıları ve hakaretler ayaklarımızın altındadır ve hükümsüzdür. Meclis kürsüsüne gelip arkasına aldığı zırvalarla bize cesaret temsili olan aklını başına alsın, onların aklını alırım. Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde Kürdistan diye bir yer yoktur. Var diyen alçakların doğrudan karşılarında bulacakları kudret büyük Türk milletidir ve onun sevdalısı olan Milliyetçi Hareket Partisi’dir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılında bölücülük ve terör sorunundan çok çektik. Bu kanlı ve hain emperyalist kurgunun badirelerine defalarca katlandık. Artık yeni yüzyıl bölücülüğün kökünü kurutma yüzyılıdır. Terörle mücadele devletin meşru güçlerinin bütün imkanları ile etkili ve amansız bir biçimde yürütülecektir. Başarı ise kesinlikle alınacaktır.”

Paylaşın

Bahçeli’den “24 saat” Açıklaması: Bizde Geri Adım Yoktur

“İsrail saldırıları 24 saat içinde bitmezse Türkiye gereğini yapmalıdır” açıklamasının arkasında olduğunu söyleyen MHP Lideri Bahçeli, “24 saat dolmuştur. Türkiye Cumhuriyeti insanlık nam ve hesabına, barış ve çözüm iklimini yeşertmek, garantörlük mekanizmasını kurmak adına her türlü müdahale ve mücadeleye hazır ve kararlı olmalıdır. Bizde geri adım yoktur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Birleşmiş Milletler etkisizdir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Refah Sınır Kapısı’nda boy göstermekten başka bir şey yapamamıştır. İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan umut yoktur. “Gazze için Kahire Barış Zirvesi”nden bir sonuç çıkmamıştır. İslam ülkeleri atıl ve aciz şekilde Gazze’nin bombalanmasını izlemektedir. O halde Gazze’yi koruma ve kollama misyonu Türk milletinin üzerindedir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’deki grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Bahçeli, konuşmasında Filistin – İsrail savaşına değinerek şunları söyled:

“Bugün Gazze’de yaşanan felaketler bir insanlık suçudur. Kadim devlet aklımız ve irademizle devrede olmazsak, siyasi ve diplomatik temaslarımızı askeri caydırıcılıkla desteklemezsek, günü geldiğinde Gazze’deki dramların bir benzerine, Allah muhafaza ama, Anadolu’da da mahkum olmamız kaçınılmazdır.

Bu düşüncemin muhatapları zeka özürlüsü işbirlikçiler değildir. Bu düşüncemin muhatapları iç ihanet ve işgal cephesinde birleşen ciğeri beş para etmez soysuzlar hiç değildir.

21 Ekim 2023 akşamı sosyal medyadan yaptığım açıklamalar milletine, devletine, insanlık onuruna ve gelecek nesillere duymuş olduğum tartışılmaz sorumluluğun tanımı ve tavzihidir. O günden bugüne destek mesajları kadar haksız eleştiriler de tarafımca takip edilmiştir. Hatırlarsanız dediklerim şuydu:

‘Milliyetçi Hareket Partisi olarak çağrımız şudur: Eğer bugünden itibaren 24 saat içinde ateşkes sağlanamazsa, saldırılar durmazsa, mazlumların üzerine bombalar bırakılmaya ısrarla devam ederse, milletimle açık açık paylaşıyorum ki, Türkiye süratle devreye girmeli, tarihi, insani ve inanç sorumluluğunun gereği her neyse yapmalıdır. Gazze’yi koruma ve kollama misyonunu üstlenmek bize ecdadımızın mirasıdır.’

Bazıları şahsıma yönelik “önden siz buyurun” diye alaycı bir üslupla karalama kampanyasına alet oldular. Hiç merak buyurmasınlar, bizim anlayış ve anılarımızda kimin arkadan geleceğine bakmadan önden gider şehit Önkuzular.

Devletim istesin, milletim destek versin, şartlar da öyle gerektirsin, şayet Gazze’deki çocuklara kol kanat germek, füzeye karşı sapan taşıyla insanlık mevziisine girmek için yola revan olmazsam namerdim.

Bu vatanın çocuklarını ateşe atmak istiyormuşuz. Gazze’yi ecdad mirası olarak göremezmişiz. Ne işimiz varmış Gazze’de. İsrail-Filistin çatışması bizim meselemiz de değilmiş. Bu ifade sahiplerinin hepsi birden vicdanen ve kalben yanmış ve küle dönmüş bir avuç çapulcudur.

Gazze’deki toplu katliamı ve soykırıma varan İsrail şiddetini idrak etmek için Filistinli olmaya gerek yoktur, birilerinin iddia ettiği gibi Arap olmaya gerek yoktur, hatta Müslüman olmaya da gerek yoktur, sadece insan olmak, insani değerleri savunmak kafidir.

Hastaneler bombalanıyor. Okullar, camiler, kiliseler vuruluyor. Ey vicdansız dünya, çocuklar Kelime-i Şehadet getirerek can veriyor. Ey suskun insanlık, hayatta kalan Filistinli çocuklar sırayla kefenlenmiş cansız bedenler arasında anne ve babalarını ağlayarak arıyor ve araştırıyor.

Mazlumların ahı yüreklerimizi yakıyor. ABD-İsrail işbirliğiyle hazırlanmış planlar Gazze’nin yutulmasına hizmet ediyor. Gazzelilerin Sina Yarımadası’na, Batı Şeria’da yaşayanların da Ürdün’e sürülmesi için hazırlık yapılıyor. Bugün Filistin, yarın tüm bölge ve nihayet Türkiye’nin kuşatılması amaçlanıyor. Zulüm karşısında tarafsızlık namussuzluktur.

Biz çok şükür namussuz değiliz, tarafız, haklının, masumun, insan onurunun, tarih ve inanç bağlarımız olan kardeşlerimizin tarafıyız. 24 saat dolmuştur. Türkiye Cumhuriyeti insanlık nam ve hesabına, barış ve çözüm iklimini yeşertmek, garantörlük mekanizmasını kurmak adına her türlü müdahale ve mücadeleye hazır ve kararlı olmalıdır. Bizde geri adım yoktur.

Birleşmiş Milletler etkisizdir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Refah Sınır Kapısı’nda boy göstermekten başka bir şey yapamamıştır. İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan umut yoktur. “Gazze için Kahire Barış Zirvesi”nden bir sonuç çıkmamıştır. İslam ülkeleri atıl ve aciz şekilde Gazze’nin bombalanmasını izlemektedir. O halde Gazze’yi koruma ve kollama misyonu Türk milletinin üzerindedir.

Ya kalıcı barış ortamı sağlanarak iki devletli çözüm için taraflar masaya oturur ya da Gazze’nin imhasına Türkiye Cumhuriyeti her ihtimali dikkate alarak tepkisini üst düzeyde, en seri ve sert şekilde gösterir. Bizim tavrımız, tutumumuz ve duruşumuz budur.

Gazze’ye gitmek gerekirse de, hiç kimse meraklanmasın, Mescid-i Aksa’nın manevi ihtişamıyla, Allah’ın inayetiyle aranılan ve beklenilen her yerde şafak sökmeden olmasını da gayet iyi biliriz. Çocuklar ölmesin, bebekler ölmesin, kadınlar ölmesin, zalimler mahvolsun, caniler kahrolsun; huzur, barış ve istikrar derhal ve önşartsız çatışma bölgesine hakim olsun.”

Paylaşın

GP Lideri Davutoğlu: Bahçeli’nin İfadelerini Destekliyorum

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Gazze’ye müdahale” çağrısına bir destekte Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’ndan geldi.

Haber Merkezi / GP Lideri Davutoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Günlerdir algı yönetimi ve provokatif çıkışlar ile Gazze’de yaşanan katliamı perdelemeye çalışanlara rağmen, bu insanlık suçuna dur demek adına atılan her adımı ve yapılan her çağrıyı desteklediğimiz gibi; Sayın Devlet Bahçeli’nin Gazze ve Filistinli kardeşlerimiz için dile getirdiği ifadeleri de takdirle karşılıyor, destekliyorum” ifadelerini kullandı.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, İsrail’in Filistin’in Gazze Şeridi’ndeki katliamlarına tepki göstererek şu ifadeleri kullanmıştı:

“Eğer 24 saat içinde ateşkes sağlanamazsa, mazlumların üzerine bombalar bırakılmaya ısrarla devam ederse, Türkiye süratle devreye girmeli, tarihi, insani ve inanç sorumluluğunun gereği her neyse yapmalıdır.

Gazze’yi koruma ve kollama misyonunu üstlenmek bize ecdadımızın mirasıdır. Türkiye Cumhuriyeti, Gazze’yi yüzü gülen çocukların şehri, kardeşlerimizin huzur ve güven içinde yaşayacağı bir İslam beldesi yapmaya hazırdır, muktedirdir.”

4 bin 385 can kaybı

Hamas’ın silahlı kanadı Kassam Tugaylarının Aksa Tufanı operasyonuyla başlattığı ve giderek şiddetlenen Filistin İsrail savaşının 15. gününde yaşamını yitiren Filistinli sayısının 4 bin 385’e çıktığı açıklandı.

Filistinli sağlık yetkilileri, 15. günde devam savaşta ölü ve yaralı sayısına ilişkin son verileri paylaştı. Buna göre İsrail bombardımanı altında bulunan Gazze’de 4 bin 385 Filistinli öldürüldü.

Ağır bombardımanda can verenlerin bin 756’sının çocuk ve 967’sinin kadın olduğu belirtildi. İsrail saldırılarında 13 bin 561 Filistinli de yaralandı. Öte yandan saldırılarda bin 400 İsrailli hayatını kaybederken, 205 kişi de Gazze’ye kaçırıldı.

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan Bahçeli’nin “Gazze’ye Müdahale” Çağrısına Destek

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Gazze’ye müdahale” çağrısına, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’ndan destek geldi.

Haber Merkezi / SP Lideri Temel Karamollaoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Sayın Devlet Bahçeli’ye Filistin konusunda gösterdiği hassasiyetten dolayı teşekkür ediyorum. Tarihimizin, inancımızın ve insanlığımızın gereği olan çağrısını destekliyorum” ifadelerini kullandı.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, İsrail’in Filistin’in Gazze Şeridi’ndeki katliamlarına tepki göstererek şu ifadeleri kullanmıştı:

“Eğer 24 saat içinde ateşkes sağlanamazsa, mazlumların üzerine bombalar bırakılmaya ısrarla devam ederse, Türkiye süratle devreye girmeli, tarihi, insani ve inanç sorumluluğunun gereği her neyse yapmalıdır.

Gazze’yi koruma ve kollama misyonunu üstlenmek bize ecdadımızın mirasıdır. Türkiye Cumhuriyeti, Gazze’yi yüzü gülen çocukların şehri, kardeşlerimizin huzur ve güven içinde yaşayacağı bir İslam beldesi yapmaya hazırdır, muktedirdir.”

4 bin 385 can kaybı

Hamas’ın silahlı kanadı Kassam Tugaylarının Aksa Tufanı operasyonuyla başlattığı ve giderek şiddetlenen Filistin İsrail savaşının 15. gününde yaşamını yitiren Filistinli sayısının 4 bin 385’e çıktığı açıklandı.

Filistinli sağlık yetkilileri, 15. günde devam savaşta ölü ve yaralı sayısına ilişkin son verileri paylaştı. Buna göre İsrail bombardımanı altında bulunan Gazze’de 4 bin 385 Filistinli öldürüldü.

Ağır bombardımanda can verenlerin bin 756’sının çocuk ve 967’sinin kadın olduğu belirtildi. İsrail saldırılarında 13 bin 561 Filistinli de yaralandı. Öte yandan saldırılarda bin 400 İsrailli hayatını kaybederken, 205 kişi de Gazze’ye kaçırıldı.

Paylaşın

Bahçeli, Kılıçdaroğlu’nu Hedef Aldı: Yerimiz Türkiye Yüzyılı’dır

Partisinin TBMM’deki grup konuşmasında CHP lideri Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerde bulunan MHP Lideri Bahçeli, “CHP tarihi bir imtihanla karşı karşıyadır. Kılıçdaroğlu, terörden rahatsızsa hodri meydan diyorum çıksınlar nerede durduklarını açıklasınlar” dedi ve ekledi:

Şehit ile cani melanet ile millet arasında seçim yapmakta tercih zorluğu çekenler tezkereye itiraza hazırlananlar Türkiye’nin karşı cephesidir. Kılıçdaroğlu’nun görüşülecek tezkereye hayır demesi halinde milletvekili arkadaşlarıyla beraber bayrağa vatana ve şehitlere alenen ihanet edeceklerini akıllarından çıkarmamaları tavsiyemdir. Bizim yerimiz milletimizin tertemiz vicdanıdır. Yerimiz Türkiye Yüzyılı’dır.”

Bahçeli, konuşmasının devamında, “CHP Genel Başkanı’nın milli damarı çatlamıştır. Kılıçdaroğlu’nun TBMM’yi karalama niyeti gayri milliliktir. Kılıçdaroğlu ‘Şu Meclis’e Gazi Meclis demiyorum. Bu Meclis saraydan talimatla milletvekillerini el kaldırıp indirdiği bir Meclis’tir.’ demiştir. Bu zatı uyarmıştım önce Milli Mücadele yıllarını hatırlatmak isterim demiştim. Sayın Kılıçdaroğlu anlaşılan ne söylesek bana mısın demiyorsun.

Senin gazi hanende vatanseverlik yoktur. TBMM’nin gaziliğini sen kabul etsen ne yazar etmesen ne yazar? Gazi Meclis senin gibilerine rağmen kurulmuştur. ‘TBMM gazi değildir.’ diyen Kılıçdaroğlu’nun Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gazilik unvanını tartışmaya açması zannederim yakındır. Sayın Kılıçdaroğlu’nun karın ağrısı esasen Atatürk’tür ve miras bıraktığı kutlu eserleridir. Kılıçdaroğlu’nun aklını başına devşirmesini temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

İsrail Filistin arasındaki krize sağ duyu ile yaklaşmak, bir an evvel ara bulucuları devreye sokmak uluslararası toplumun acil gündemi olmalıdır. Hamas’ın saldırı hazırlığından İsrail’in niçin haber alamadığını, siyasi kurgunun bulunup bulunmadığını, Netanyahu’nun oyunu olup olmadığını tartışan işin özünde Filistin davasını anlamayan zihniyetlerdir.

Geçmişte İsrail’in saldırılarına ses etmeyenlerin İsrail holiganı kesildi. İnsanlık dışı manzaralardan rahatsızız. İsrail yıllarca Filistinli kardeşlerimize zulmetti. Vicdansızca saldırmıştır. Dünyanın gözü önünde tarifi olmayan insanlık suçları işlendi. Uluslararası hukuk çiğnenmiştir. BM’nin 67 tarihli kararı İsrail’in 1967 Haziran ayında işgal ettiği topraklardan çekilmesini öngörmüştür ancak İsrail buna yanaşmamıştır.

Bizim bu sorunlara, 7 Ekim’li tarihli ortama bakışımız nettir. İlk olarak ateşkes ortamı oluşmalı. Hükümetin dengeli duruşu takdire şayandır. Sayın cumhurbaşkanımızın atacağı adımlar desteklenmelidir. BM acilen devreye girmeli. Daha fazla can kaybı yaşanmaması için uluslararası toplum devreye girmeli. Çatışmaların bölgesel nitelik kazanmadan taraflar arasında barış görüşmeleri inşa edilmeli. ABD’nin AB’nin ve bazı bölge ülkeleri gibi yangına körükle gitmek yerine şiddeti yatıştıran, barışa davet eden girişim başlatılmalıdır.

Beyaz Saray’ın tahriklerine kapılarak barış ve çözüm çabalarının sabote edilmesi kimseye yararı dokunmayacaktır. 67 sınırları dahilinde başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devleti ertelenemez zorunluluktur. Hak yerini bulmadan, ikazla belirtiliyorum ki sıkılı yumruklar açılmayacaktır. Mescidi Aksa ilk kıblemizdir, Müslümanların şerefidir. Tarihi ve manevi statüsü her türlü tartışmaya kapalıdır. İnanç ve insan hakları teyit edilmelidir. Biz huzur bir insan onuru olarak telakki ediyoruz. Yeni dünya savaşı ihtimali artıyor. Barış görüşmelerinin ortamı süratle inşa edilmeli.

İnsanlık mirasını kirleten siyasi temelli cepheleşmelerin sonu uçuruma gitmektedir. Daha yaşanabilir, daha hakkaniyetli, daha özgür, hak ve sorumlulukla bir dünya mimarisi için kenetlenmenin fırsat olduğu kanaatindeyiz. Bunalımlı bu dönemde huzur ikliminin tecellisi için önerilerimiz vardır.

Bir bir yanda kendi kültürümüzün diğer yanda kadim kültürlerin değerlerini hatırlayıp idrak etmeli. Ahlaki tutarlılıktan, sorumluluk kültüründen milli ve manevi müktesebatımızdan sapma göstermemeli huzuru önce kendi iç medeniyetimizde aramalıyız. Ahlaklı anlamlı hayat seferinde insani yol kazalarını sabır, şükür, iman ve muhabbet gücü ile kaldırmalıyız. Yılmadan ilerleyiş halinde olmalıyız. Her milletin kendine özgü var oluş serüveni vardır. Ciddiyet ile bakarsak herkesin ayrı hikayesi olduğuna şahit oluruz.

Kendimizle yakın, uzak çevremizle uzlaşmalı, Böyle bir huzur bilinciyle kendimizle, yakın muhitimizle, uzak çevremizle uzlaşmalı, bu süreci takviye ve tahkim etmek için insanlık haysiyetine, insanlık değerlerine sahip çıkan, bunun gereğini yapan kim varsa beraberce barış, kucaklaşma ve kardeşlik kuşağının sınır hatlarını çizmeliyiz. Allah’ın adı ile bütün varlığı sevgi ile bilmeliyiz. Hırsların getireceği sadece huzursuzluk, karanlık projelerdir. Birlik ve beraberlik, dayanışma değerlerini en yükseğe taşıyarak vicdani sorumluluk olarak hayatımıza aktarma becerisini göstermeliyiz. İnsan insana yar olmalıdır.

Yaratılanı yaratandan dolayı sevmedikçe, her bir gönül bahçesini güllerle donatmadıkça kardeşlik tezahür etmeyecektir. Adam gibi adam olmadıkça içi ve dışı bir Müslüman olarak yaşamadıkça huzur bize hep Kaf dağının arkasından seslenecektir.

Yüzüncü yıl dönümüne yaklaştığımız cumhuriyetimiz kimsesizlerin kimsesidir. Kurtuluşun beşeri kaynağı Türk milletidir. Millet tektir, adı da Türk milletidir. Devlet tektir, ebedi ünvanı Türkiye Cumhuriyeti’dir. Vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes bizim öz kardeşimizdir. Türkiye Cumhuriyeti toplum huzuru içinde insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Türkiye devleti ülkesi ve milleti ile bir bütündür. Bölücü faaliyetler devlete, vatana, şerefli tarihimize ihanettir. Terör örgütleri arasında taraf tutmak, teröristleri silahlandırıp sahaya sürmek bir terör yöntemidir. İnsanlığa kastetmektedir. İnsanlığa doğrultuş kalleş bir silahtır.

“ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde ne işi vardır?”

İnsansız hava aracımızın düşürülmesini kınıyorum. SİHA’mız iddialarına göre meşru müdafaa için düşürülmüştür deniyor. ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde ne işi vardır. ABD’ninki meşru müdafaadır da Türkiye’nin yaptığı nedir. Ayak oyunlarına lüzum yoktur. ABD, insansız hava aracımıza resmen ateş açmıştır.

ABD’nin aynısını 2 Ekim 92’de Ege’de de yapmış, muhrip gemimize yapıp 5 vatan evladımızın şehadetine neden olmuştur. Çuval hadisesini de asla unutmuş değiliz. İnsansız hava aracımıza saldıran ABD’nin terörle mücadelede yanımızda olduğunu söylemeleri kurnazca bir taktiktir.

Sosyal medyadan Türkiye’nin Suriye’deki operasyonuna karşıyız açıklaması ve sonra silinmesi örtülü bir tehdit olarak görülmelidir. Haklı mücadelemizden dönmeyeceğiz. Teröristlerle tüfek çatanları tarih bir gün yargılayacaktır. Irak ve Suriye tezkeresine de sonuna kadar destek olup evet oyu kullanacağız. Sınır ötesi operasyonun arkasındayız.

“Yerimiz Türkiye Yüzyılı’dır”

CHP tarihi bir imtihan ile karşı karşıyadır. Kılıçdaroğlu terörden rahatsız ise çıkıp nerede durduklarını açıklasınlar. Kılıçdaroğlu’nun hayır demesi halinde vekil arkadaşları ile bayrağa ve şehitlere ihanet edeceklerini akıllarından çıkarmamalarını tavsiyemdir. Bizim yerimiz milletimizin tertemiz vicdanıdır. Yerimiz Türkiye Yüzyılı’dır.

Silahlı kuvvetlerimiz gidebildikleri yere kadar gidip mıntıka temizliği ile terörden arındırmalıdır. Duamız güvenlik güçlerimiz ile beraberdir. Cumhuriyetin yüzüncü yılında terör urunu söküp atacağız. Devletimiz başarılı olacaktır.

CHP genel başkanının milli damarı çatlayıp kurumuştur. TBMM’nin karalaması gayri milliliktir. Meclis’i gazi Meclis’i olarak görmüyorum, demiştir. Ne tuhaf akıl tutulmasıdır. İzana davet etmek isterim bu zatı. Kılıçdaroğlu’nun parti içi değişmeler ve parti içi tartışmalarla iyice şuur kaybına uğradığı anlaşılmaktadır. TBMM Gazi bir meclistir. Ne söylesek duymuyorsun. Gaziliği idrak edecek vatanseverlik yoktur sende. Gazi Meclis senin gibilere rağmen kurulmuştur.

Gazi Meclis ya istiklal ya ölüm parolası ile kurulmuş ve düşmana dünyayı dar etmiştir. Kılıçdaroğlu’nun Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gaziliğini de tartışmaya açması yakındır. Kimliği çalınmış, mankurt bir zihniyeti tanımlamak buradan bakınca pek mümkün değildir. Kılıçdaroğlu’nun kim olduğunu millet söyleyecektir.”

Paylaşın

Erdoğan Ve Bahçeli’nin Beştepe’deki Sürpriz Görüşmesinde Ne Konuşuldu?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP Lideri Bahçeli dün, Beştepe’de sürpriz bir görüşme gerçekleştirdi. Yaklaşık 45 dakika süren görüşmede, Meclis’in açılmasıyla beraber İsveç’in NATO üyeliği ve İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere büyükşehirlerde nasıl adayların çıkarılması gerektiği konusunda liderler fikir alışverişinde bulundu.

Erdoğan ve Bahçeli’nin, Meclis’in yeni döneminde sivil anayasayı yapma konusunda Cumhur İttifakı’nın kararlı olduğu görüşmede bir kez daha vurguladı. Görüşmede yeni dönemde Meclis gündemine gelecek kanun tekliflerini de masaya yatıran Erdoğan ve Bahçeli ayrıca, enflasyonun düşmesi için alınan ve alınması planlanan tedbirler başta olmak üzere ekonomik gelişmelerle ilgili de değerlendirmelerde bulundu.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi dün, Beştepe’de sürpriz bir görüşme gerçekleştirdi.

Görüşmede, TBMM’nin 1 Ekim’de başlayacak yeni yasama yılı ile ilgili değerlendirmelerin yapıldığı ve “yerel seçimlerde AKP ile MHP arasında yürütülecek işbirliği” gibi başlıkların ele alındığı belirtilirken iki liderin “TBMM’nin yeni yasama yılında iki partinin en önemli başlıklarından birinin yeni anayasa olacağını değerlendirdiği” kaydedildi. Yeni anayasa çalışmalarıyla ilgili Cumhur İttifakı, tüm partilerin kapısını çalacak.

Cumhuriyet’te yer alan Selda Güneysu imzalı habere göre, yeni anayasayı “TBMM’den 400 milletvekilinin evet oyu ile geçirmeyi” hedefleyen Cumhur İttifakı kanadında, “Muhalefet çok parçalı yapıya büründü. CHP’nin yeni anayasaya destek vermemesi kamuoyunda ‘vesayetçi bir anayasayı savundukları’ algısını oluşturur. En baştan bu yana kapımız herkese açık diyoruz. Eğer masaya oturmazlarsa, bu durumu halka anlatamazlar.

Zaten kendi aralarında yaşadıkları bölünmüşlük ortada. Teklifin en kötü ihtimalle, 360 milletvekilinin evet oyuyla, referanduma gideceğini düşünüyoruz. Teklifin referanduma gitmesi halinde de halka ‘Biz kapıyı açtık, onlar ise açık olan kapıdan girmek istemediler, en çok şikâyet ettikleri 82 Anayasası’nı, yani darbe anayasasını savundular deriz” görüşü hakim.

Erdoğan ile MHP lideri Bahçeli’nin görüşmesinde İsveç’in NATO üyeliği konusunda atılacak adımların da gündeme geldiği ileri sürülüyor. Bahçeli, “terör örgütlerine destek verdiği” gerekçesiyle “İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili şerh düştüğü” biliniyor. MHP kanadı, İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili “teröre verilen destekten vazgeçilmesi” şartı bulunuyor. TBMM’nin yeni yasama yılında İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili sürecin de ana gündem maddelerinden biri olacağı değerlendiriliyor.

Görüşmenin bir diğer başlığı ise “yerel seçimlerdeki işbirliği” oldu. Heyetler, AKP’nin 7 Ekim’deki olağanüstü kurultayı sonrasında bir araya gelecek. İki liderin öncelikli hedefinin de CHP’li 11 büyükşehir belediye başkanlıklarını kazanmak olduğu biliniyor.

Paylaşın

MHP’li Semih Yalçın İYİ Parti’yi Hedef Aldı: Şark Kurnazlığı

İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in İzmir adayını açıklamasını değerlendiren MHP’li Semih Yalçın, “CHP’nin güçlü olduğu ve desteğe ihtiyaç duymayacağı İzmir’de, İP’in belediye başkanı adayı açıklaması, hem halkı hem de zillet ortaklarını aldatmaya dönük basit bir şark kurnazlığıdır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “CHP kuyruklarının “iş birliği” etmekten kastları, daha dolaysız bir deyişle pazarlık kapılarını ardına kadar açık tutmaktır. Çünkü meselenin arkasında ince çıkar hesapları, ballı belediye pastasından pay kapma planları vardır.”

Yalçın açıklamasının devamında, “Hepsi de pekâlâ bilmektedir ki zillet bağlaşıkları birbirine sıkı sıkıya tutunmadan hiçbir metropol kentte, hiçbir büyük şehirde belediye başkanlığı kazanılması mümkün değildir” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, yazılı bir açıklama yaptı. Semih Yalçın, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“CHP çığırtkanı muhalif TV kanallarının sahip ve sorumluları; gördükleri iktidar rüyasından zillet ittifakının seçimlerde uğradığı hezimete rağmen uyanamamıştır. Bu yüzden CHP yandaşı kanallar hâlâ aynı beyin yakan nakaratları sayıklamakta, bıkıp usanmadan aynı karamsar zillet şarkılarını yırlamaktadır.

Aslında bu olgunun psikolojik sebeplerinin başında, malum TV kanalarının beslenme kaynaklarını yitirme korkusu gelmektedir.

Bugüne kadar hayatiyetlerini fonlanıp yemlenerek sürdüren bu tufeyli kanalların, hâlâ seçimlerin galibi MHP ve Cumhur İttifakıyla uğraşmaktan vazgeçmemeleri de mecburi bir üç maymun yayıncılığıdır.

Zillet yandaşı felaket tellalları; hep bir ağızdan toplumsal barışı baltalayan, toplumu gelecek ve geçim endişesine sevk eden, Türkiye’nin ilerleme ve kazanımlarını yok sayan yayınlarını ısrarla sürdürmektedir.

Türkiye’nin gerek içeride gerekse dışarıda sahip olduğu, eriştiği her şey ve sağladığı her kazanım; kör bir inat uğruna, sığ bir politika anlayışıyla ret ve inkâr edilmektedir. Her gün sabahtan akşama, akşamdan sabaha iktidara ve Cumhur İttifakına atıp tutulmaktadır.

Ekonomi başta olmak üzere hemen her konuda karanlık ve karamsar tablolar çizilerek halk arasında panik ve ümitsizlik körüklenmektedir. Borazan kanalların hâlâ bodoslama destek verdiği CHP ise kendi derdine düşmüş vaziyettedir.

CHP kurmayları ve sözcüleri, fiilen dağılmış görünen zillet ittifakı üyeleriyle “İP’leri” koparmamak için çatışmacı siyasetten uzak durma telaşındadır. CHP, 2024 Mart’ındaki Yerel Seçimler sırasında desteklerini yeniden kazanmak için zillet ittifakının üyeleriyle gerginlik çıkarmama, kavgaya tutuşmama derdindedir.

CHP; ayrıca seçim mağlubiyetinin başmimarı Kemal Kılıçdaroğlu’nu tavşan genel başkan adaylarının arkasına saklayarak güçlendirme ve kurultaydan galip çıkarma stratejisini firesiz, kayıpsız uygulama çabasındadır. Sayın Kılıçdaroğlu’nun, 2024 Mart’ında bir seçim tokadı daha yemeden sahne-i siyaseti terk etmeyeceği şimdiden belli olmuştur.

İP başta olmak üzere zillet ittifakının bileşenleriyse gelecekteki pazarlık masasında ellerini güçlü tutmak için seçim mağlubiyetinin bütün suçunu umarsızca, fütursuzca CHP’ye yüklemektedir. CHP dışındakiler; ağır siyasi yenilginin vebalini üzerlerine almadıkları gibi, “İttifak sisteminden vazgeçtik.” diye kamuoyunun gözünü boyama, cambaza baktırma cinliğini de elden bırakmamaktadır.

Mesela CHP’nin güçlü olduğu ve desteğe ihtiyaç duymayacağı İzmir’de, İP’in belediye başkanı adayı açıklaması, hem halkı hem de zillet ortaklarını aldatmaya dönük basit bir şark kurnazlığıdır. CHP kuyruklarının “iş birliği” etmekten kastları, daha dolaysız bir deyişle pazarlık kapılarını ardına kadar açık tutmaktır.

Çünkü meselenin arkasında ince çıkar hesapları, ballı belediye pastasından pay kapma planları vardır. Hepsi de pekâlâ bilmektedir ki zillet bağlaşıkları birbirine sıkı sıkıya tutunmadan hiçbir metropol kentte, hiçbir büyük şehirde belediye başkanlığı kazanılması mümkün değildir.

MHP olarak; genişçe tasrih ettiğimiz bu acınası siyasi muhalefet manzarası karşısında, CHP ve zillet ittifakı yandaşı TV kanallarının sahipleriyle yayın sorumlularına birkaç soru sorma gereği duymaktayız.

Bu televizyon kanalları çalışanlarına, işin bütün yükünü çeken medya emekçilerine sağlıklı ve hak ettikleri şekilde ücret ödemesi yapabilmekte midir?
Çalışanların net ve brüt maaşları ne kadardır, en azından onların günlük ihtiyaçlarını karşılayacak seviyede ve yeterlilikte midir?
Söz konusu CHP yandaşı kanallar devlete vergilerini muntazaman ödemekte midir?

Alınan destekleme fonları kimlere, nerelere ve nasıl harcanmıştır?
Yandaş kanalların sahipleri ve fondaşları başta Kahramanmaraş merkezli depremin vurduğu 11 ilde yaşananlar olmak üzere sosyal felaketler karşısında ne gibi rol oynamıştır?
Bahse konu TV kanallarının sorumlu ve yetkilileri 6 Şubat’tan sonra 11 ilimizi içine alan deprem bölgesine herhangi bir yardım ve destekte bulunmuşlar mıdır?
Bu soruların, muhataplarınca kamuoyu önünde, bütün açıklığı ve ayrıntılarıyla cevaplanması samimi beklentimizdir.

Halkın da bu sorulara dürüstçe(!) verilecek cevapları en kısa sürede duymak isteyeceğine şüphe yoktur.”

Paylaşın

Bahçeli’den “Avrupa Birliği” Yorumu: Bizim İçin Bitmiştir

Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporuna tepki gösteren MHP Lideri Bahçeli, Brüksel oradaysa Ankara buradadır. Katılım sürecine artık kim katılıyorsa katılsın, hepsi onun olsun. Türkiye’ye 3. sınıf ülke muamelesi yapılması milli gururumuzu defalarca incitmiştir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye bir yol ayrımına, bir karar vermenin eşiğine gelmiştir. Gerçekten Türkiye vaktidir, vakit Brüksel macerasına son verme vaktidir. AB madem bizi istemiyor, bizim için AB bitmiştir. AB ile doğmadık. AB olmasa da yolda kalmayız. 60 yıl kaybettik bir 60 yıl daha kaybedemeyiz. NATO’ya da mahkum değiliz. Türkiye Cumhuriyeti tam bağımsızdır.”

CHP’ye yönelik eleştirilerde bulunan Bahçeli,  “CHP’nin 100 yıl önceki CHP’yele en ufak benzerliği kalmamıştır. Bölücüler baş tacı yapılmıştır. CHP demek kutuplaşma demektir. Şimdi birbirlerine düşmüş durumdalar. Allah bu ülkeyi zillet ittifakından korumuştur. Yine birbirlerinin kapılarına yüz sürmeleri bir siyaset gerçekliğidir. Milletimiz önce 14 Mayıs’ta sonra 28 Mayıs’ta zillete evet dememiştir. Cani gönülden inanıyorum ki 31 Mart 2024 tarihinde de kabul etmeyecektir” dedi.

Bahçeli eleştirilerine şöyle devam etti: Unutulmamalıdır ki bir kere zillete düşen kurtulamaz. Kılıçdaroğlu’nun Gazi Meclisi karalaması, terörle iş birliği yapması işin özünde bir zillettir. Türkiye Cumhuriyeti muhteşem mücadeleyle kurulmuştur. Elde yok avuç da yoktu. Askerlerimizin ayağına giyeceği doğru düzgün ayakkabısı yoktu…  Bizim verilecek bir karış toprağımız yoktur. 16 Eylül 2023 tarihinde tespit edilen terör hedefleri isabetle etkisiz edilmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının ardından açıklamalarda bulundu. “17 Mart’ta 14. Olağan Kurultayımızı yapacağız” diyen Bahçeli’nin açıklamasından öne çıkan bölümler şöyle:

“‘2024’e Doğru, Diyar Diyar Anadolu’ temasıyla 31 Mart 2024 tarihine heves ve heyecanla hazırlanıyoruz. Başarının dışında ikinci bir seçeneğe her zaman olduğu gibi yine kapalıyız. Merkezi yönetimle yerel yönetimler arasındaki arızi kopukluğun giderilmesini, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin sunduğu imkan ve fırsatlarla bütünleşmiş tek yürek bir Türkiye’yi hedefliyoruz.

14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 tarihlerinde tezahür ve tekamül etmiş millet iradesinin aynısıyla 31 Mart 2024 tarihinde yerel yönetimlere yansımasını ve zillet tortularının kazınmasını, yerel yönetimlere düşen gölgenin kaldırılmasını amaçlıyoruz. Türkiye’nin zaman kaybetmeye, oyalanmaya, hızla akan hayat ve hadiselerin gerisinde kalmaya tahammülü yoktur.

II.Dünya Savaşı’ndan hemen sonra teşekkül eden sözde kurallara dayanan uluslararası sistem sarsıntı geçirip yeni bir dünya mimarisi için siyasi, ekonomik ve jeopolitik denklemler kuruluyorken; Türkiye oyun kurucu vasfıyla, aktif ve çok boyutlu politikalarıyla, siyasi ve askeri caydırıcılık kabiliyetiyle bu şartlar altında ben de varım diyerek varlığını ibra ve ifşa etmektedir.

Adaletli, güvenli, eşit paylaşıma dayanan, nimet-külfet dengesinin küresel ölçekte kurulduğu ve dahası huzura kavuşmuş bir dünya tablosunun sadece hayalden ibaret olmadığını düşünüyoruz. Bu düşüncemizde de ısrarlı ve istikrarlıyız. Milliyetçi Hareket Partisi olarak ne yaptığımızı biliyoruz, nereye ulaşacağımızın bilincindeyiz.

Aynı zamanda 17 Mart 2024 tarihinde bir şölen havasında yapmayı kararlaştırdığımız 14’ncü Olağan Büyük Kurultayımızla düğümlenecek demokratik süreçte, il ve ilçe kongrelerimizi disiplin, demokratik olgunluk, sağduyu, sükûnet, kardeşlik ve yüksek bir katılım eşliğinde gerçekleştiriyoruz.

Cumhuriyet’in yeni yüzyılını omuzlayacak kadrolarımızla ve Cumhur İttifakı olarak yepyeni projelerimizle gücümüze güç katacağımıza inanıyoruz. Bugün yaptığımız ortak toplantıda; Mahalli İdareler Seçimleriyle işleyen kongre takvimimiz değerlendirilmiş, aynı şekilde anayasa değişikliği gündemiyle beraber iç ve dış konu başlıkları detaylarıyla ele alınmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi, başında sonunda, önünde arkasında milletin olmadığı hiçbir ilişki ve irtibat ağının; hiçbir fikri, siyasi tez ya da önermenin içinde bugüne kadar olmamış, bundan sonra da olması düşünülemeyecektir.

Siyasetteki maksadımız evvelemirde gökkubbede hoş bir seda bırakmaktır. Muradımız Türkiye’ye ve Türk milletine layıkıyla hizmet etmektir. Bundan mülhem hizmet edenin himmet göreceğini de gayet iyi bilmekteyiz. Kaldı ki Türk kültür ve medeniyetini ayakta tutan tılsımın bu olduğunun farkındayız.

Sanal ve sahte gündemleri elimizin tersiyle iterek, tuzakları birer birer bozarak, korkulukları teker teker yıkarak önümüze bakıyoruz, ufkumuza çekilen perdeleri yırtıp atıyoruz. Rıza kazanarak, maşeri vicdanda saklı duran cevherleri gün yüzüne çıkararak; dahası solmuş yüzlere canlılık, sinmiş yüreklere sıcaklık, soğumuş diyaloglara akıcılık katarak haklı ve tarihi mücadelemizi diri tutmanın çabasındayız.

Daha adil, daha insani, daha merhametli, daha güvenli, daha huzurlu, daha mutlu, daha onurlu bir dünyanın özlemini çekiyoruz. Birleşmiş Milletler 78’nci Genel Kurulu’nda bu özlemin müştereken seslendirilmesini, son tahlilde siyasi, diplomatik, pratik ve eylemsel sonuçlarının küresel vicdanı rahatlatmasını arzuluyoruz.

Sınır aşan göç sorunundan ekonomik ve ticari cepheleşmelere, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan Asya-Pasifik hattındaki güç mücadelelerine, İslamafobi salgınından ırkçı ve şovenizm hastalığına, devlet dışı aktörlerin yaygınlığından terörizmin değişik varyantlarına, demokrasi dışı eğilimlerin kökleşmesinden çapını ve çeperini genişleten çatışmalara varıncaya kadar risk ve tehditler dünya genelinde artmıştır.

Bunun yanı sıra Türkiye’nin toplumsal dokusunu tahrip edip sığınmacılar üzerinden sipariş edilmiş bir kavga ortamı imal ederek sert ve şiddet içeren bir iç gerilim ortamı yaratmak isteyenler de gemi azıya almışlardır.

Dış tahriklerle ülkemizin hassasiyetleriyle oynamayı siyaset zannedenler haddi aşmanın eşiğindedir. Bu gelişmelere rağmen adalet ve hakkaniyeti, eşitlik ve hürriyeti, huzur ve emniyeti bir insan hakkı gören, bunun da fevkinde Allah’ın bir lütfu ve ihsanı kabul eden bir inançla dünyayı Türkçe okumanın gayretindeyiz.

Ülkemizde ve dünyada huzur istiyoruz. Pergelin sabit ayağını Ankara’ya koyuyor, hareketli ayağıyla da muhtelif zaman dilimlerinde ve 360 derecelik bir açıyla dünyayı tarıyor ve takip ediyoruz. Bunu yapmaya da zorunlu olduğumuzu biliyoruz.

Çünkü biz Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresini fikir ve siyaset hayatımızın mihveri olarak gören, gördüğüne de ulaşmak için canını dişine takan Türk ve Türkiye sevdalısı cesur yürekleriz. Çünkü biz İ’la-yi Kelimetullah’ın taviz ve teslimiyet kabul etmeyen sancaktarlarıyız.

Göz kamaştıran bir medeniyetin mirasçıları olarak inzivaya çekilmeye, dünyadan kendimizi soyutlamaya, tamamıyla içimize kıvrılıp bölgesel ve küresel vizyonumuzu kapatmaya hakkımızın olmadığı inancındayız.

Büyük ülküleri tıpkı damarlarındaki kan gibi kafasında ve kalbinde dolaştıran bir milletin dünyadaki gelişmeleri yedek kulübesinden veya dikiz aynasından izlemeye kalkması bir bakıma varlığını inkar etmek demektir.

Takdir edersiniz ki inkar bir vebaldir, varacağı yer de ihanet ile imhanın karanlık çukurudur. Tarihini tanımayan ve tarih şuuru taşımayan milletler hafıza ve idraklerini, daha kötüsü de istikbal iradelerini kaybetmeye her daim mahkûmdur.

Böylesi bir mahkûmiyete sürüklenen toplum ya da milletlerin acıklı ve parçalanmış halleri tarihin yıkık harabelerinde ziyadesiyle mevcuttur. İtidal ve ihtiyatıyla, asalet ve ahlakıyla, hamiyet ve hükümran vasfıyla temayüz etmiş Türk milleti dini, milli ve insani hasletlerinden dolayı uyduluğu tarih boyunca topyekûn reddetmiştir.

Bununla birlikte beşeriyete yeni ve parlak ufuklar açmayı da başarmıştır. Bu başarıyı sürdürülebilir bir momentle daha da taçlandırmak Türk ve Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaşmakla mümkündür. Dünden bugüne hadiselerin akış zincirinin iç içe geçmiş halkalarının dirayet ve dikkatle analizini yaptığımızda muhtemel tehlikelerin içyüzünü teşhis ve tespit etmemiz kuşkusuz mukadderdir.

Siyasi çalışmalarımızda en başta özen gösterdiğimiz husus; bütüncül zaman telakkisini esas alarak Türkiye’mizin karşı karşıya olduğu risk ve tehlikeleri, stratejik avantaj ve kazanımları fikri müktesebatımız ve siyasi tecrübemizle değerlendirmek, ilkesel duruşumuzla çelişmeyen politikalar üretmektir.

Esas olan zamanın yükünü taşımak değil, yükü zamana taşıtacak irade ve fikri kudreti gösterebilmektir. Merkez Yönetim Kurulumuzla Merkez Disiplin Kurulumuzun bugünkü ortak toplantısında ülkemizi meşgul eden mahut ve mutat sorun alanları, bölgesel ve küresel gelişmeler bu stratejik akılla görüşülmüş, konuşulmuş ve paylaşılmıştır. Türkiye’nin her meselesi bizim de meselemizdir.

Türk milliyetçiliğinin milletimize ve ülkemize doğrudan temas eden her meseleyle ilgili de söyleyeceği sözü, göstereceği refleksi, hazırlayıp kamuoyunun takdir ve tensibine sunacağı çözüm reçeteleri vardır, kaldı ki muhtevalı ve muazzez nitelikli müşahhas sonuçlar vicdan sahibi her insanımızın malumudur.

Ne Türkiye gündeminin ne de dünyadaki gelişmelerin arkasından yorgun ve yılgın şekilde koşacak kadar aciz ve çaresiz değiliz, bugüne kadar da olmadık. Her an yenilenerek, her zaman tetikte ve uyanık durarak hadiseleri omurgasından yakalıyor, gündemin bir adım ilerisinde bulunuyoruz.

Siyasetimizi halkın somut sorunlarına, günlük, geçimlik ve gelecek bazlı gerçeklerine göre yapıyoruz. Bizim sırça köşklerle işimiz olmaz, olmayacaktır. Birileri gibi fildişi kulelerinde sefa sürmemiz, keyif çatmamız, çıkar hesabı yapmamız, günü kurtarmaya tevessül etmemiz, kulislerin oyuncağı olmamız akıl karı olmadığı gibi mümkün de değildir.

9 Eylül 2023 tarihinde Fas’ta meydan gelen deprem ile 10 Eylül 2023 tarihinden buyana Libya’yı etkisi altına alan, özellikle bu ülkenin doğu kıyılarında ağır felaketlere neden olan Daniel Kasırgasından dolayı hayatlarını kaybedenlere Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor, yaralılara şifalar diliyor, bu iki dost ve kardeş ülkeye taziyelerimi iletiyorum.

Türkiye, doğal afetlerin pençesinde kıvranan Fas ve Libya’ya her türlü insani yardımı sevk ederek kanayan yaraların sarılmasına destek vermiştir. Tıpkı tahıl koridorunun tekrar açılmasında gösterilen duyarlılıkta şahit olunduğu gibi, nerede bir mazlum ve zorda kalan varsa Türkiye oradadır.

Ümit ve temennim, binlerce insanın hayatına mal olan, büyük bir yıkıma yol açan doğal afetlerin sebebiyet verdiği acıların, dramların ve kayıpların bir nebze de olsa telafi edilmesi, felaketlerin derin izinin silinmesidir. Türkiye gerek depremin gerekse de sel ve su taşkınlarının pek çok defa feci badirelerine muhatap olmuştur.

6 Şubat 2023 tarihinde asrın felaketi olarak tanımlanan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerde rahmetle andığımız ve sayıları 50 bini aşan vatandaşımız ebediyete irtihal etmiştir. Hakikaten de yaşadığımız afetin vahim sonuçları ortaya çıkmış, 11 ilimizi her yönden tesir altına almıştır.

Çok şükür geride kalan yaklaşık 7,5 aylık zaman diliminde devlet tüm gücüyle deprem bölgesine nüfuz etmiş, nihayet depremzede vatandaşlarımızın aç ve açıkta kalmaması sağlanmıştır. Memnuniyetle ifade etmek isterim ki, depreme dayanıklı konutların inşası hızla devam etmekte, güvenli konutların hak sahiplerine kısa süre içinde teslimi konusunda takdir ve tebrik edilecek bir gayret sergilenmektedir.

Görmeyen, göremeyen, görse bile çekemeyenler yok saysa da, Türkiye Cumhuriyeti her alanda yükseliş kulvarındadır. Fenalıkların ve felaketlerin cesameti ne kadar fazla olursa olsun hepsini birden aşacak ve üstesinden gelecek akıl, azim, dayanışma ve iman milletimizde Allah’a çok şükür etkin ve egemendir. Bir zamanlar alnındaki güneş söndü zannedilen Türkiye, bugün elinde dev bir meşale ile hamd olsun ayaktadır.

“Bu Meclis Gazi Meclis değildir” diyen CHP Genel Başkanına önce Milli Mücadele yıllarını hatırlatır, sonra da izan ve insafa davet etmek isterim. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevi itibarına kara çalan ve 103 yıllık mehabetine hakaret eden Kılıçdaroğlu’nun parti içi çekişmeler, yavan ve yapay değişim çalkantıları nedeniyle iyice şuur kaybına uğradığı, oto kontrolünü kaybettiği, ağzından çıkanları kulaklarının duymadığı anlaşılmaktadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi gazi bir Meclis’tir. Aksini iddia eden Kılıçdaroğlu gafil ve art niyetlidir. Meclisimiz 15 Temmuz gecesi tepesinden atılan bombalar altında bu şerefli unvana ikinci kez layık olmuştur. Kılıçdaroğlu’nun aşırı hırsı ve anormal ihtirası aklının önündedir. Bu zat akıl tutulmasına hapsolmuşken, makulden ve milli değerlerden de tamamen uzaklaşmıştır.

CHP’nin il ve ilçe kongrelerinde havada uçuşan sandalyeler, her gün bir yenisine şahit olduğumuz şiddet sahneleri, demokrasiyi zehirleyen ve despotizmi çağrıştıran ilkel manzaralar Kılıçdaroğlu ve yönetiminin maskesini düşürmüştür.

CHP’yi demokrasiyle eşitleyen ve özdeşleştiren bozuk zihniyet sahipleri elbette fahiş bir yanlış ve yanılgının içindedir. Bunların demokrasi anlayışı Türkiye düşmanlarının kabaran iştahını doyurmaya, dayatmaları sineye çekmeye, iç barış ve huzur iklimini bozucu faaliyetleri diri tutmaya hizmet etmektedir.

CHP’nin demokrasi mantığıyla PKK-FETÖ’nün demokrasi retoriği üst üste örtüşmektedir. Bugünkü CHP’nin, 100 yıl önceki CHP’yle en küçük bağı, en ufak benzerliği kalmamıştır. Bugünkü CHP’de mandacılar köprübaşını tutmuş, bölücüler baş tacı yapılmıştır. CHP demek kavga, kargaşa, karışıklık, karanlık ve kutuplaşma demektir. CHP değişirse Türkiye değişir demek sadece hamaset, sadece hezeyandır.

14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 tarihlerinde Türkiye bu kötürüm siyasetin ve ittifak ortaklarının eline düşmüş olsaydı, Allah muhafaza, korkunç gelişmelerin birbirini takip etmesi kaçınılmaz hale gelirdi. Şimdi birbirlerini yiyorlar. Şimdi birbirlerine düşmüş vaziyetteler. Şimdi birbirlerine demedik laf bırakmıyorlar.

Gerçekten de Allah bu milleti, bu ülkeyi zillet ittifakından korumuştur. Parsa kapmak amacıyla ve seri pazarlıklarla kurulan parçalı bir ittifakın paldır küldür, palas pandıras sona ermesi beklenen bir son ve sonuçtur. Fakat bu geçicidir, yine birbirlerinin kapılarına yüz sürmeleri bir siyaset gerçeğidir.

İttifakın bittiği ifade edilse bile yeni bir masa hazırlığının pazarlık süreci alttan alta ilerletilmektedir. Merhum düşünürümüz Ziya Gökalp diyordu ki: “İnsanda akıl, irade, mefkûre varken zilleti kabul etmez, edemez.”

Bu kapsamda Türk milleti zilleti önce 14 Mayıs’ta, sonra 28 Mayıs’ta kabul etmemiştir. Canı gönülden inanıyorum ki, 31 Mart 2024 tarihinde de asla kabul etmeyecektir. Mahalli İdareler Seçimlerine kimin hangi şartlar altında gireceği, 81 ilde hangi partilerin seçime kendi adaylarıyla katılıp katılmayacağı bizim meselemiz değildir. Böylesi bir merakımız yoktur.

Biz Cumhur İttifakı’nın şaşmaz ahlakına, sağlam doğasına, zamanlar üstü siyasi misyonuna ve ülkeye karşılıksız hizmet aşkının derin manasına bakıyor, buna uygun hareket ediyoruz. Unutulmamalıdır ki, bir kere zillete düşen bir daha belini doğrultamaz, milletin yanında yerini alamaz.

Merhum Cemil Meriç, Tevfik Fikret’in meşhur çocuğundan hareketle demişti ki; “Haluk bir cins isimdir, tarihten kaçanların ismi.”

Bu çarpıcı tarifle köküne ve kimliğine yabancılaşan Türk aydınını Haluk’un travmatik ve çarpık hayatıyla simgeleştirmiştir. Esasen Türk siyasetinde de Haluk sendromu nüksetmiştir. Zillet ittifakı bu sendromun bugünkü haliyle siyasi bünyesidir. Kimliksiz bir muhalefet alternatif olmaktan bütünüyle çıkmıştır.

Fikir olmayınca, erdem olmayınca, vizyon olmayınca, Türkiye sevgisi kalmayınca şüphesiz çetecilik ve komitacılık eğilimleri öne geçmektedir. Şu andaki muhalefet demokrasi ve milli güvenlik için mihrak bir sorundur. Türk milleti bunun idrakindedir, 31 Mart 2024’te de gereğini yapacak, münafık ve müflis siyasetçileri tasfiye edecektir.

Az evvel dile getirdiğim üzere, Kılıçdaroğlu’nun Gazi Meclis’i karalaması, terörle işbirliği yapması, tavşan adayıyla değişim taleplerini kurnazca göğüslemeye çalışması işin özünde bir zillettir. 100’ncü yıldönümüne ulaştığımız Türkiye Cumhuriyeti muhteşem bir mücadele ruhuyla kurulmuştur.

Misal olarak, Sakarya Savaşı devam ediyorken sebze ve meyve yüzü görmeyen kahraman neferlerimiz, çiğ kabakları tuzlayıp salatalık niyetine yemişlerdi. Elde yok avuçta yoktu. Üstte yok başta yoktu. Askerlerimizin ayağına giyecek doğru dürüst postalları bile yoktu. Ne var ki imkansızlığın ızdırabı istiklal aşkıyla örselenmişti. Yokluğun ve yoksulluğun baskısı vatan ve millet sevdasının kuvvetiyle kaldırılmıştı.

Sömürgecilerin vahşet hesapları Türk milletinin bağımsızlık onuruna can pahasına sarılmasıyla kırılmıştı. Bugün aynı cesaret, aynı metanet, aynı feragat, aynı fedakarlık, aynı kararlılık terörle mücadelede gösterilmektedir. Çünkü bizim verilecek bir karış toprağımız yoktur.

Çünkü bizim pazarlık konusu yapılacak ne istiklalimiz ne de istikbalimiz söz konusudur. 16 Eylül 2023 tarihinde, Irak’ın kuzeyindeki Hakurk ve Pençe-Kilit Operasyonu bölgelerinde tespit edilen terör hedefleri isabetle imha edilmiştir. Terörist neredeyse Türkiye’nin meşru hedefi orasıdır.

Artık hiçbir yer, hiçbir in, hiçbir mağara, hiçbir sığınak ve barınak bölücü terör örgütü için güvenli değildir. Çoğulcu ihanetin kökü kazınacaktır. Cumhuriyet’in 100’ncü yıldönümünde terör musibeti millet ve ülke gündeminden ayıklanıp inşallah çıkarılacaktır. Terörle mücadelenin başarı çıtası yükseldikçe terör seviciler çılgına dönmektedir.

Varsın onlar çılgına dönsünler, hatta kudurup ortalığa düşsünler, terör örgütü, karanlık destekçileri, kartlaşmış ve katranlaşmış figüranları için son yaklaşmış, hesap günü için şafak sökmüştür. Bu mutlak akıbetten kaçış ve kurtuluş asla yoktur. Hiçbir Türk ve Türkiye düşmanı için müsamaha olamayacaktır.

Bilhassa PKK/YPG’nin işbirlikçi kitlesinden olan potansiyel bir terörist, üstelik CHP milletvekili, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne iftira atmıştır. Günlerdir sabırla ve dişimi sıkarak gelişmeleri takip ettim. Kim ne söyledi veya ne söyleyecek ona baktım. Günü ve saati geldiğinde konuşmak, tarafımızı ve tavrımızı göstermek için beklemeye koyuldum. İşte o gün bugündür.

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne saldıran bu alçak ve aşağılık sözde milletvekilinin ağzı düşman ağzıdır, aidiyeti kandil mağaralarıdır. Vatandaşlarımızı helikopterden atan, köyleri yakan asker Türk askeri değildir. Böyle bir hadise de vuku bulmamıştır. Bu dil terör dili, bölücü örgüt ezberi, husumet ve hıyanet tebliğidir.

Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin kendi partisinde bulunan bu satılmış PKK’lıya lazım gelen cezayı vermekten imtina etmesi, basit ve caydırıcı olmaktan uzak tutumu adı konulmamış bir ağız ve akıl birliğine delalettir. Yükte hafif, pahada ağır ne kadar rezalet ararsanız CHP yönetiminde bulmanız kaçınılmazdır.

Türk milletinin medarı iftiharı Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bühtanla sataşmak ve saldırmak şerefini kaybetmiş vatansızların, kimliğini iki paralık etmiş bayraksızların harcıdır. Ne vatansızların ne de bayraksızların Türkiye Büyük Millet Meclis’inde yeri yoktur. PKK’ya sözcülük yapan bir suçluya hazineden maaş verilmesi skandaldır, günahtır, alan için de haramdır.

Hukuk ve demokrasinin kuralları eksiksiz işletilerek bu çürümüşün milletvekilliği düşürülmeli, mahkeme yolu ardına kadar açılmalıdır. Tahammül sınırlarını gerdikçe geren, sabır taşını çatladıkça çatlatan bölücülerden Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni arındırmak tarihe, millete, şehitlere, gazilere vefa borcudur.

Bakınız HDP’yle ilgili açılan kapatma davası hala sürüncemededir. Bu durum haksızlıktır, hukuksuzluktur, Türk milletine saygısızlıktır. Anayasa Mahkemesi’nin yolu yol değildir, tarafı adaletin ve milli varlığın yanı hiç değildir. Mevcut haliyle Anayasa Mahkemesi’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarını gözetmek yerine HDP’nin ve bölücülüğün değirmenine ısrarla su taşıdığı ayan beyan ortadadır.

Terörizmin kilit taşı, siyasi damarı, ikmal merkezi, terörist devşirme mekaniğinin ana arteri HDP’nin ve devamı niteliğindeki Yeşil Sol Parti’nin bir gün bile faaliyet içinde olması zillettir, rezalettir. Sormak lazımdır ki, Anayasa Mahkemesi neyi bekliyor? Nasıl bir delil istiyor? Hükmü açıklamak için daha neyin olmasını planlıyor?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açtığı davada, hazırladığı iddianamede eksik bırakılan ne vardır da Anayasa Mahkemesi bunca zamandır hukuki süreci ağırdan almaktadır? Böylesi bir kepazeliği hukukun üstünlüğüyle, hukuk devleti ilkesiyle açıklamak mümkün müdür?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da, yetki ve sorumluluklarını güçlendirerek Türkiye Cumhuriyeti Başsavcılığı adıyla yeni baştan kurumsal organizasyonun yapılması beklentimiz ve görüşümüzdür. Türkiye’de üstünlerin hukuku bitmiştir.

Türkiye’de terör hukuku hiçbir zaman geçerli olmamıştır. Şayet bir hukukçu kendi siperine gömülürse, önyargıları ve ideolojik dürtüleri öne çıkarsa orada adaletin tesis ve tecellisi biliniz ki imkansızdır. Biz adalet istiyoruz, üstelik hemen istiyoruz. Biz şehitlerimizin hakkını müdafaa ediyoruz. Biz gazilerimizin sesine kulak veriyoruz. Anayasa Mahkemesi’nin görevini derhal yapmasını bekliyoruz.

Dağda tepesine bindiğimiz canilerin, yurt içinde ve yurt dışında önümüze katıp kovaladığımız teröristlerin Anayasa Mahkemesi’ne sığınmasına, arka kapıdan içeri girmelerine göz yummayacağız. Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyeceğiz.

Gündüz şapkalı, gece külahlı olanlarla Anayasa Mahkemesi’nin aynı çizgiye sürüklenmesi hukuk onuruna ve demokrasi namusuna sürülmüş kara bir lekedir, bu leke muhakkak temizlenecektir. Feriştahı gelse duruşumuzdan taviz vermeyeceğiz, hiçbir zaman da boyun eğmeyeceğiz.

Ardışık ve çok yönlü süreçlerin zorlu tarih patikasında mesafe aldığı bir dönemden geçiyoruz. 9-10 Eylül 2023 tarihlerinde Yeni Delhi’de yapılan G-20 Zirvesi’nden sonra yayımlanan Liderler Bildirgesi’nde; günümüzün savaş çağı olmaması vurgulansa da, bunun sadece bir temenniden ibaret kaldığı malumlarınızdır.

Sebepler değişmeden sonuçlar üzerinde konuşmak ve kafa yormak faydasızdır. G-20 Sonuç Bildirgesi’nde iyi niyet mesajı veren ülkelerin ve bu ülkelerin liderlerinin dünyanın bugünkü hazin ve alacakaranlık manzarasından doğrudan sorumlu oldukları tartışmasızdır.

Dünyadaki hiçbir gelişme zirve bildirilerinde yer bulan iyimser ve yapıcı söz ve vaatlerle bağdaşmamaktadır. Afrika Birliği’nin G-20’nin daimi üye statüsü alması müspet bir gelişme olsa da, diğer alanlarda ve sorun başlıklarında anlamlı, doyurucu ve kayda değer pek bir ilerleme sağlandığından bahsetmek zordur.

Türkiye, bu zirvede en iyi şekilde temsil edilmiştir. En başta Kılıçdaroğlu olmak üzere, ülkemizin itibarının ve egemenlik haklarının başı dik bir şekilde temsilinden rahatsız olanların önce hangi çevrelerin tesir ve telkini altında olduklarını gözden geçirmeleri tutarlı bir davranış olacaktır.

Diğer yandan, ABD’nin Ermenistan ile ortak tatbikatı,  Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinde gayrimeşru Ermeni güçlerinin kontrolündeki topraklarda meydan okur gibi seçimlerin yapılması bölge barış ve huzuruna kast etmektir. Aynı zamanda Ermenistan Birleşmiş Milletler Konseyi kararları ile AGİT ilkelerini ihlal etmektedir.

Karabağ Türk’tür, Türk’ün yurdudur, Can Azerbaycan’ın ayrılmaz, ayrılamaz, koparılamaz vatan toprağıdır. Ermenistan aklını başına almalı, ateşle oynamaktan vazgeçmelidir. Barış görüşmelerini sekteye uğratacak, istikrar arayışlarını boşa çıkaracak her provokasyonun ağır sonuçlarına Erivan yönetimi yeri ve zamanı geldiğinde tekrar katlanmak durumunda kalacaktır.

Türkiye’nin, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü ve egemenlik haklarını tehdit eden zora dayalı kanun ve kural dışı muamele ve müdahalelere direnmesi iki devlet, tek millet onurunun bir icabıdır. Soydaşlarımız yalnız değildir.

Karabağ karanlığa çekilemeyecektir. Azatlık Türk’ün ve Türk yurtlarının ezeli ve ebedi kaderidir. Ülkemiz öngörüsü ve manevra kabiliyeti yüksek bir dış politika icra etmektedir. Köklü diplomasi geleneğine sahip olan Türkiye, dış politikasında coğrafi konumu, tarih zenginliği, güçlü kurumları, kadim millet varlığı, ahlaki ve manevi müktesebatı başta olmak üzere birçok yerli ve milli unsurdan beslenmektedir.

Türkiye gözardı edilecek, mesela planlanan Hindistan-Ortadoğu ve Avrupa ekonomi koridorunda ihmal edilecek bir ülke değildir. Türkiye kıtaların kesişme noktasındadır. Kutup yıldızı gibi parlayan Türk Kuşağı hem bölgemize hem de dünyaya barış, huzur ve istikrar vaat etmektedir.

Artık sahada ve masada sözü geçen, sözü dinlenen, ne diyeceği merak uyandıran bir Türkiye gerçeği vardır ve gün geçtikçe bu yalın gerçek kökleşmektedir. Ancak Avrupa Birliği’yle ilişkilerimiz bugüne kadar bir türlü istikrar kazanamamış, karşılıklı hak ve çıkarlara saygı esasına dayalı bir seyir izleyememiştir.

Ankara Antlaşması’nın imzalandığı 12 Eylül 1963 yılından bu tarafa, yani tam 60 yıldır bir aldatma ve oyalama süreci devamlı canlılığını korumuştur. Bu tek yanlı, peşin hükümlü, dışlayıcı, dayatmacı, hakkaniyetten uzak, ötekileştiren, ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye yarayan, irademizi ve milli haysiyetimizi zedeleyen Avrupa Birliği süreci artık taşınması ve tahammülü imkansız hale gelen zelil bir hamuleye dönüşmüştür.

13 Eylül 2023 tarihinde Avrupa Parlamentosu’nda kabul edilen Türkiye Raporu’nda, “Mevcut şartlarda Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin yeniden başlatılmayacağı” belirtilmiştir. Brüksel oradaysa Ankara buradır.

Katılım sürecine artık kim katlıyorsa katılsın, hepsi onların olsun, sabah akşam katılım çetelesi tutsunlar, katılımlarını da, müzakerelerini de bastırsınlar başlarına, kıstırsınlar dişlerine, biz Türkiye Cumhuriyeti’yiz, biz Türk milletiyiz.

Sözünü ettiğim raporda, Türkiye ile tam üyelik yerine stratejik ortaklık önerisi de gündeme getirilmiştir. Akıllarınca bizi avutarak bağımlılığın yörüngesinde tutmayı istiyorlar. Ankara’da bulamadığımızı Brüksel’in kapı önlerinde arayalım istiyorlar. Hatırlanacağı üzere, 3 Ekim 2005 tarihinde Lüksemburg’da yapılan Konferans ile Türkiye resmen Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerine başlamıştı.

Yine aynı gün Türkiye için Müzakere Çerçeve Belgesi yayımlanmıştı. Böylece, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki gelgitli ilişki, çok önemli bir dönüm noktasını aşarak yepyeni bir sürece girmişti. Katılım müzakerelerinde şu ana kadar 16 fasıl müzakerelere açılmış, bir tanesi de geçici olarak kapatılmıştı.

Bazı üye ülkelerin siyasi blokajları ve Kıbrıs sorunu müzakere sürecini rehin almıştı. 2006-2010 yılları arasında 13 fasıl müzakereye açılmışken, açılmayan fasılların büyük bir bölümü üye ülkelerin siyasi dirençlerine takıldığı için, 2010-2013 döneminde yalnızca 1 fasıl müzakereye açılabilmişti.

Hatta 17 Mayıs 2012 tarihinde Türkiye ve Avrupa Komisyonu arasında pozitif gündem başlatılmış, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri açısından bazı önemli konulardaki işbirliği mekanizmalarının güçlendirilmesi hedeflenmişti. 15 Temmuz 2016 tarihindeki FETÖ darbe girişimi sonrasında AB’nin Türkiye’ye karşı sergilediği dayanışma eksikliği, terörle mücadelemize şaşı ve soğuk bakışı ilişikleri olumsuz etkilemişti.

Ne yapılırsa yapılsın, Türkiye-AB arasındaki güven bunalımı, Brüksel merkezli sübjektif yargılar aşılamamıştır. Türkiye’ye üçüncü sınıf ülke muamelesi yapılması, her seferinde açılmayan, açılsa da bir türlü kapanmayan fasıllarla müzakerelerin yıpratıcı ve yorucu seyri milli gururumuzu defalarca incitmiştir.

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında karşılıklı güvenin yeni baştan inşası için düzenlenen 26 Mart 2018 tarihli Varna Zirvesi’nden de bir sonuç alınmamıştır. Avrupa Birliği, Rumların ve Yunan tezlerinin ambargosu altında Türkiye’nin tarihi haklarından ve egemenlik çıkarlarından vazgeçmesi için sürekli yeni engeller çıkarmıştır.

Türkiye’nin tarihine, milli ve manevi değerlerine sırt dönmesini, yani varlığını kesin olarak reddetmesini projelendirenler, müzakere havucuyla tek yanlı bağımlılığı sürekli hale getirmek için uğraşmışlardır. Yalnızca Rum ve Yunan komplosu değil, geri planda ABD’nin, Almanya’nın ve Fransa’nın bulunduğu potansiyel blok Türkiye’nin birliğe girişini yapay bahanelerle devamlı kundaklamış ve kösteklemiştir.

2019 yılının ikinci yarısında, Rum yönetiminin ve Yunanistan’ın “Doğu Akdeniz’de ülkemizin ve KKTC’nin meşru hakları hilafına giriştikleri hidrokarbon sondaj faaliyetleri”ne verdiğimiz tepki sonrası AB’nin “Birlik Dayanışması” adı altında ülkemize karşı aldığı kararlar tam bir çifte standart olarak tarihe geçmişti.

Ardından Suriye’nin kuzeyindeki PKK/YPG yuvalanmasına karşı meşru mücadelemize yönelik AB’nin temelsiz suçlamaları üyelik müzakerelerini baltalamıştı. Açıkça söylemek isterim ki, Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi üye olarak kabul etmeye niyeti, böyle bir hedefi, samimi ve dürüst bir çizgisi, tutarlı, objektif ve ahlaki bir bakışı yoktur, hiç de olmamıştır.

Türkiye bir yol ayrımına, tarihin ve milletin çağrısına riayet ederek bir karar vermenin eşiğine gelmiştir. Gerçekten vakit Türkiye vaktidir, vakit Brüksel macerasına son vermenin vaktidir. Egemenliğimizin Brüksel’e, sahte yeryüzü cennetine devri diye bir şey söz konusu olamayacaktır.

Avrupa Birliği madem bizi istemiyor, madem kırk dereden su getiriyor, madem gözünüzün üstünde kaşınız var diyor, o halde biz de onları dünden istemediğimizi, üyelik serüveninin bir an evvel noktalanması hususunda parti görüşümüzü aziz milletimizle paylaşıyoruz.

Avrupa Birliği’nin kirli, kindar ve tarihi hesaplarla ihata edilmiş müzakere defteri açılmamak üzere ister tek taraflı ister iki taraflı olsun mutlaka kapatılmalıdır. Bizim için Avrupa Birliği bitmiştir. AB’yle doğmadık, AB’siz de ölmeyiz. AB’yle var olmadık, AB’siz de yolda kalmayız. 60 yıl kaybettik, bir 60 yıl daha kaybedemeyiz, onun bunun ağzına bakamayız.

Ülkemizi yargılayan, sinirlerimizi geren, milli şerefimize dil uzatan bir birlik yapısının isteseler de artık içinde olamayız, olmamalıyız. Dünya AB’den müteşekkil değildir. Türkiye tarihi referanslarıyla, medeniyet birikimiyle, müstesna kültür hazinesiyle, kardeşlik ve iyi komşuluk hukukuyla çevresinde dost kuşağı oluşturmaya mahir ve muktedirdir.

Avrupa Birliği’nin PKK’yı üye örgüt statüsünde saflarına almasının önünde de bir engel kalmamıştır. Ayrıca NATO’nun da tartışılması, sorguya çekilmesi, gerekirse yeni baştan ittifak hukukunun milli değerler kapsamında ele alınması zorunluluktur. NATO’ya da mahkum olmadığımız herkesçe bilinmelidir.

İsveç’in NATO üyeliğine şu şartlar altında Milliyetçi Hareket Partisi’nin olumlu bakması ise eşyanın tabiatına bütünüyle aykırıdır. Türkiye Cumhuriyeti tam bağımsızdır. Cumhuriyet’in yeni yüzyılında iç ve dış kaynaklı tüm kamburlardan kurtulmak milli gayemizdir. Kimseyi uşak görmeyiz, hiç kimsenin de Türkiye’yi uşak mertebesine çekmesine müsaade etmeyiz.

Bölgesel ve küresel çapta ülkemize saygıyla yaklaşan, karşılıklı hak ve çıkarlara saygı gösteren, kuyu kazmak yerine dostluk ve iyi ilişkilerin kuytusunda buluşmaya hazır olan ülkelerle kucaklaşmak için yeni bir seferberlik süreci başlatmak zorundayız. Bunlardan birisi olan Türk Devletleri Teşkilatı, tarih ile coğrafya kaynaştırmaktadır.

Türk ve İslam toplumları Afrika ve Balkan ülkelerini de içine alacak şekilde yeni bir dünyanın yol haritasını çizebilecektir. AB işine baksın, kandıracak, müzakere çıkmazına sürükleyecek boynu eğik yeni ülkelerin peşine düşsün, bizden de sonuna kadar uzak dursun.

Türkiye Cumhuriyeti’nin, yepyeni bir diriliş ruhuyla darbe anayasasının yerine herkesi kapsayan, geniş katılımlı, demokratik, insan hak ve hürriyetine bağlı, devlet ve toplum hayatının hassasiyetlerini özümseyen, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle uyumlu, milli ilkelerle bütünleşmiş bir anayasayla yeni yüzyıla mühür vuracağına inanıyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi buna hazırdır. Cumhuriyet’in 100’ncü yıldönümünde 100 maddelik anayasa teklifimizle de hazırlıklarımız tamamlanmış, bizatihi Sayın Cumhurbaşkanımızla paylaşılmıştır. Cumhur İttifakı olarak başaracağımızdan kuşku duymuyorum. Türkiye, dünyanın parlayan yıldızıdır.”

Paylaşın

Bahçeli’den Akşener’in Seçim Çağrısına Yanıt: Ciddiye Alınacak Bir Tarafı Yok

İYİ Parti Lideri Akşener’in “yerel seçimlere yalnız girilmesi” çağrısına yanıt veren MHP Lideri Bahçeli, “‘Ayrı ayrı seçime girme’ çağrısının bizim nazarımızda ciddiye alınacak bir tarafı yoktur. Seçime ayrı girmek isteyenlerin elinden tutan, önüne geçen de yoktur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu çağrıyı seslendirenlerin yerel planda iş birliği ve ittifaklara hem açık kapı bırakıp hem de tek başına seçime girmekten bahsetmesi sadece tutarsızlık değil, bununla beraber akıl tutulmasıdır. Pusulasının millet olduğunu iddia eden bir partinin zilletle yollarını tam olarak ayırması, hiçbir tereddüt ve tenakuza düşmeden bunu kamuoyuyla paylaşması ahlaki bir yükümlülüktür.”

Bahçeli, açıklamasının devamında, “Cumhur İttifakı’nın tüm bileşenleri 31 Mart 2024 seçimlerine heves ve heyecan içinde hazırlanacak, ortak akıl ve anlayış içinde iş birliğini sürdürecektir. Yerel yönetimlere düşen zillet gölgesi cumhurun aydınlık siyasetiyle kaldırılacaktır.

Kutlu yürüyüşümüze katılmak, Türk ve Türkiye Yüzyılı hedeflerinin gerçekleşmesine omuz vermek, merkezi yönetimle yerel yönetim arasında sarsılmaz köprü inşa etmek isteyen kim varsa gönlümüz onlara açıktır. Önce ülkem ve milletim anlayışı etrafında kucaklaşanlarla Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni yüzyılının tertemiz sayfaları samimiyet, sevda ve inançla yazılacaktır.” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin açıklama yaptı. Bahçeli, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Türk siyaset ve demokrasi tarihinin en kritik seçimleri 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 tarihlerinde huzur içinde yapılmış, bu kapsamda milli iradenin tecellisiyle yasama-yürütme organları eşanlı ve eşgüdüm halinde tezahür etmiştir. Türk milleti istikrara, aynı şekilde istiklal ve istikbal haklarına sahip çıkma basiret ve dirayetini titizlikle göstermiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yıldönümü Cumhur İttifakı’nın muazzez ve muhterem başarısıyla perçinlenmiş, bunun yanında milletimiz geleceğini Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde görmüş ve bunu da tescillemiştir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi teklifiyle beraber kaç ortaklı olduğu meçhul ve muamma hale gelen “çürük masa” siyaseti çuvallamakla kalmamış, kesif bir hezimete uğramıştır. Türk milleti dayatmalara, kumandalı siyasilere, aynı zamanda sömürgeleşmiş ve teslim bayrağını çekmiş fosil zihniyetlere ruhsat vermemiş, itibar etmemiştir. Anlaşıldığı kadarıyla içine yuvarlandıkları aidiyet ve ahlak kriziyle tıpkı kurumuş bir yaprak gibi sağa sola savrulan muhalefet partileri milli iradenin mesajını idrakten hala mahrumdur.

Siyasi mahcubiyet ve mağlubiyetlerini temelsiz mağruriyetle örtbas etmeye çalışmaları da kilitli ve kifayetsiz bir siyasetin hezeyanından başka bir manaya gelmeyecektir. Cumhuriyet’in yeni yüzyılında yüksek fedakârlık ve yürekli mücadelelerle teşekkülü sağlanmış siyasi istikrarın artarak sürmesi merkezi yönetimle yerel yönetim arasındaki uyum ve dengeye bağlıdır.  Türk milleti 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 tarihlerinde sergilediği kararlı ve tarihi nitelikli demokratik tutumunu, inanıyorum ki 31 Mart 2024’te yapılacak Mahalli İdareler Seçimlerinde de sahneleyecektir. Kaldı ki aksini düşünmek kavga, karanlık, kargaşa ve kutuplaşmaya özlem duymak demektir. Türk ve Türkiye Yüzyılı hedeflerine seri ve selametle vasıl olabilmenin stratejik formülü “Merkezden Yerele Tek Yürek Olmuş Türkiye”nin oluşmasına ve ortaya çıkmasına bağlıdır.

Muhalefet partilerinin denetim ve yönetimde mahvı perişan bir devir ve döneme mahkum olan belediyelerin cumhurun idare ve iradesiyle küllerinden yeniden doğması milli bir sorumluluk, işin özünde bir demokrasi ve vatan görevi olarak karşımızdadır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin takip ve temin edeceği siyasi strateji belli ve bilinmektedir.  Nitekim milletimize vermiş olduğumuz sözün, akan tarih süreci içinde gittikçe devleşen Türkiye’ye gösterdiğimiz desteğin hiç kuşkusuz gerek ve yeter şartı da bu çerçevede aranmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimlerinde Cumhur İttifakı’nın doğasına ve duruşuna müzahir siyasetiyle nasıl mücadele etmişse, aynısıyla 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinde de ilkeli ve iş birliğini esas alan tavrını gösterecektir.

“Ayrı ayrı seçime girme” çağrısının bizim nazarımızda ciddiye alınacak bir tarafı yoktur. Seçime ayrı girmek isteyenlerin elinden tutan, önüne geçen de yoktur. Bu çağrıyı seslendirenlerin yerel planda iş birliği ve ittifaklara hem açık kapı bırakıp hem de tek başına seçime girmekten bahsetmesi sadece tutarsızlık değil, bununla beraber akıl tutulmasıdır. Pusulasının millet olduğunu iddia eden bir partinin zilletle yollarını tam olarak ayırması, hiçbir tereddüt ve tenakuza düşmeden bunu kamuoyuyla paylaşması ahlaki bir yükümlülüktür.

Cumhur İttifakı’nın tüm bileşenleri 31 Mart 2024 seçimlerine heves ve heyecan içinde hazırlanacak, ortak akıl ve anlayış içinde iş birliğini sürdürecektir. Yerel yönetimlere düşen zillet gölgesi cumhurun aydınlık siyasetiyle kaldırılacaktır. Kutlu yürüyüşümüze katılmak, Türk ve Türkiye Yüzyılı hedeflerinin gerçekleşmesine omuz vermek, merkezi yönetimle yerel yönetim arasında sarsılmaz köprü inşa etmek isteyen kim varsa gönlümüz onlara açıktır. Önce ülkem ve milletim anlayışı etrafında kucaklaşanlarla Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni yüzyılının tertemiz sayfaları samimiyet, sevda ve inançla yazılacaktır.”

Paylaşın