HDP’li Semra Güzel’in Dokunulmazlığı İkinci Kez ‘Devamsızlık’tan Kaldırılıyor

Meclis Hazırlık Komisyonu, tutuklu bulunan HDP Milletvekili Semra Güzel’in devamsızlıktan dolayı milletvekilliğinin düşürülmesi yönündeki Başkanlık Divanı kararını uygun buldu. Süreç Karma Komisyon’da görüşülecek. Güzel’in “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 15 yıla kadar hapsi isteniyor.

Haber Merkezi / Halkların Demokratik Partisi (HDP) tutuklu Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel hakkında yasama faaliyetlerine katılmadığı gerekçesiyle dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle oluşturulan Meclis Hazırlık Komisyonu, bugünkü toplantısında tavsiye kararını açıkladı.

Tutuklu Semra Güzel’in ve Komisyon’un HDP’li üyesi İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm’ün sağlık sorunları nedeniyle katılamadıkları toplantıda, komisyonun diğer üyeleri oy birliğiyle Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasını tavsiye kararına vardılar.

Ne olmuştu?

HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in, 2017’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin düzenlediği hava operasyonunda öldürülen PKK’lı Volkan Bora’yla birlikte görüntüleri kamuoyuna yansımış, Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması için fezleke hazırlanıp TBMM’ye gönderilmişti. Güzel’in dokunulmazlığı TBMM Karma Komisyonu’nun ardından Genel Kurul’da da görüşülerek 1 Mart’ta kaldırılmıştı.

HDP’li Güzel’in “devamsızlığı” gerekçesiyle bir kez daha dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle kurulan hazırlık komisyonu ilk toplantısını 22 Ekim’de gerçekleştirmişti. O toplantıya katılarak söz alan HDP Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş, Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması konusunda komisyonun karar vermeyeceğini söylemiş ve eklemişti:

“Semra Güzel vekilimizin vekilliğinin düşürülmesine bu komisyon karar vermeyecek. Semra Güzel’in fotoğraflarını dört yıl dosyada tutup, hiçbir işlem yapmayıp, zamanı kendilerince geldiğinde bir düğmeye basıp kamuoyuna servis eden akıl ve iktidar aslında o gün Semra Güzel ile ilgili linç kampanyası ve saldırı kararını vermiştir. Bu bir sır değil. Aslında Meclis de gayet iyi biliyor, burada bulunan milletvekilleri de gayet iyi biliyor.”

Beştaş “devamsızlık” iddialarına karşı “Semra vekilimiz linç edildi, aylarca Meclis’e gelemedi. Çünkü bütün basın yayın organları, fotoğrafları günlerce işleyerek milletvekilliği yapmasına engel oldu. Hakkında bir yakalama, tutuklama kararı yoktu.” diyerek yanıt vermişti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: 8 Ayda Gelen Kara Para Yabancı Sermayenin 4 Katı

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, uyuşturucu baronları ve kara paraya ilişkin, “Türkiye 2006’da küresel doğrudan yatırımların yüzde 1,4’ünü Türkiye çekiyordu. Bugün bu rakam 0,007’ye düşmüş durumda. İktidar, saray sosyetesi, beşli çetenin güvencesi kirli para. Bu yılın ilk 8 ayında gelen kara para yabancı sermayenin 4 katı. ‘Paranın rengi nedir, dini nedir hiç sormadık. Para paradır’ diyordu. O kadar ki kendi ülkesinden habersiz. MASAK’a baksa kara parayı öğrenir” dedi ve ekledi:

Varlık barışları. Tam 9 kez süresi uzatıldı. Bu ne demek? Kim olursan ol ister çocuk ticareti, kadın ticareti, insan, uyuşturucu ticareti yap, sahtekar ol, nereden kazanmış olursan ol kaynağını sormayacağım demek. Ne getirirsen getir sormayacağım diyor. Pislikle mi kazandın umursamayacağım diyor. Tam 9 kez çıkardıkları bu kanunu değiştirdiler. Bu kirli para nereden gelirse gelsin ‘Başımın üstüne’ dediler. Tam 9 kez bu teklifi yaptılar.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. CHP liderinin konuşmasından satır başları şöyle oldu:

Beni dikkatle dinlemenizi istiyorum. Bir yol ayrımına doğru Türkiye gidiyor. İçinde bulunduğumuz olumsuz tabloyu düzeltmek için birlikte, demokratik kurallar içinde Türkiye’yi dönüştürmek ve çağdaş uygarlığı yakalamak ve onu aşmak azmini yerine getirmek için mücadele ediyoruz. Bu hikaye ‘kupon arazileri satarken bana soracaksınız’ diyen bir kişinin, koskoca ülkeyi uçurumun kenarına sürüklediğinin hikayesidir. Bu malı götürme sanatının hikayesidir. Kamu ihalelerindeki ayak oyunları, kentlerin yağmalanması, israf ve çeteler var.

Bir ülkede iktidar kendi çıkardığı kanunda 191 değişikliği niçin yapar? Kanunda yapılıyor, genelgelerde, tebliğlerde yapılıyor. Bu kanunla uğraşmanın temel sebebi ne? Temel sebebi servet transferini gerçekleştirmek. Milyonlardan alıp bir avuç kişiye vermek. Bu Türkiye’nin geldiği açmazın birinci aşamasıdır. Bunu Robin Hood taktiğiyle yapıyorlar. Yapılan alt gelir gruplarından üst gelir gruplarına servet transferidir. Açıkça söylüyorum hırsıza, yolsuza servet aktarılmıştır. Kupon arazilerle, imara açılan yeşil alanlarla… Bu beylere yetmiyor. Doymadıkları için yetmiyor.

Değişiklikleri yaptılar, servet transferlerin yaptılar, kendi medyalarını oluşturdular. Yalan yere yemin ettiler. İnanç başta olmak üzere halkın duygularını istismar ettiler. İkinci aşamaya başladılar. Merkez Bankası’nın ‘ihtiyat akçesi’ var. O kaynağı bugüne kadar hiçbir iktidar el sürmedi. Her iktidar ihtiyaç akçesini gözü gibi korumayı bildi. Yüzde 20’sini kara gün parası olarak aktarıyor Merkez Bankası. Bunlar bir kanun çıkardı, 78 milyar lirayı aldılar.

2019 yerel seçimlerinden hemen önce. Seçimi finanse etmeleri gerekiyordu. Millet bunlara öyle bir tokat attı ki bugün hâlâ Ankara, İstanbul, Mersin, Adana diyorlar. Bu milletin vicdanına, ahlakına, erdemine güveniyorum. Merkez Bankası’nın parasına el koydukları için Merkez Bankası’nın kasasında bir cent bile yok. Devleti çürütmenin üçüncü aşamasına geçtiler. SWA: ‘Gidip dilenerek para bulmak.’ Merkez Bankası’na borç parayı nasıl bulabilirim diye çalıştılar. Merkez Bankası’nın kasası eksi 58,5 milyar dolar açık veriyor. İş borç üzerine inşa edildi. Bunun üzerinden millete caka satıyorlar.

“8 ayda gelen kara para yabancı sermayenin 4 katı”

Bu da yetmedi. Dördüncü aşama varlık barışları. Çünkü dokuz kez süresi uzadı. Varlık barışları; kim olursan ol ister çocuk, kadın ticareti, uyuşturucu yap ne istersen yap, sahtekar ol, ne getirsen getir sormayacağım diyor. Para nereden gelirse gelsin başımın üstüne dediler. Ben de iki şey söyledim; bir kara para iyi parayı ülkeden kovar, iki kara para sahiplerini de Türkiye’ye getirir dedim. Uyuşturucu baronunu aklarsan ‘ben de Türkiye’ye gideyim’ der.

İyi para çekildi. Gerçek yatırımcı kaçtı. Türkiye 2006’da küresel doğrudan yatırımların yüzde 1,4’ünü Türkiye çekiyordu. Bugün bu rakam 0,007’ye düşmüş durumda. İktidar, saray sosyetesi, beşli çetenin güvencesi kirli para. Bu yılın ilk 8 ayında gelen kara para yabancı sermayenin 4 katı. ‘Paranın rengi nedir, dini nedir hiç sormadık. Para paradır’ diyordu. O kadar ki kendi ülkesinden habersiz. MASAK’a baksa kara parayı öğrenir.

“Haftada 5 bin satıcı yakalanıyor ne demek?”

Varlık barışları. Tam 9 kez süresi uzatıldı. Bu ne demek? Kim olursan ol ister çocuk ticareti, kadın ticareti, insan, uyuşturucu ticareti yap, sahtekar ol, nereden kazanmış olursan ol kaynağını sormayacağım demek. Ne getirirsen getir sormayacağım diyor. Pislikle mi kazandın umursamayacağım diyor. Tam 9 kez çıkardıkları bu kanunu değiştirdiler.

Bu kirli para nereden gelirse gelsin ‘Başımın üstüne’ dediler. Tam 9 kez bu teklifi yaptılar. Bende iki şey söyledim. 1. Kirli para iyi parayı ülkeden kovar. 2. Kara para, sahiplerini de Türkiye’ye getirir dedim. Haklıyım. Uyuşturucuyu serbest bırakırsan, parayı Türkiye’de aklarsan ne diyecek uyuşturucu baronu? ‘Ben de Türkiye’ye gideyim’ diyecek. Paran var mı var, siyasilerle fotoğraf başta fotoroman olmak üzere herkesle çektirebilirsin. Güvencesi var adamın.

Haftada 5 bin satıcı yakalanıyor ne demek? Soylu’nun itirafına teşekkür ederim. Kendileri itiraf ediyorlar ama bana kızıyorlar. Neden? Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar diyorlar. Hiç kimse endişe etmesin Bay Kemal 10’uncu köye gidecek yine de halkın çıkarını sağlayacaktır. Şimdi soruyorum; bu uyuşturucu baronlarının onların maşalarının ülkemizde işi ne? Sokaklarımız bu kadar mı güvensiz? Gençlerimiz bu kadar mı tehlike altında? Sesiniz kesiliyor, itiraf ediyorsunuz.

“Daha neyini ispat edeyim?” 

Sırp çete lideri İstanbul’da yakalandı. 8 yıldır İstanbul’da villada oturuyor beyefendi. Saray, fotoroman ne yapıyorlar? Ağırlıyorlar herhalde. 8 yıldır beyefendi orada. Polis arama, kazı yapıyor. Kaybolan erkekler, kadınlar var. Biz üstlerine gittikleri zaman hareket ediyorlar ama bunlar beceremezler. Parayla teslim alınmışsanız iradeniz teslim alınmış demektir. Bunlar İstanbul’da her türlü pisliğe bulaşıyor. Bana ‘ispat et ispat’ diyorlardı ya. Daha neyini ispat edeyim? 8 yıldır krallar gibi yaşıyor adam İstanbul’da.

Yakasını tut ve götür mahkemeye diyorsanız ona millet karar verecek. İktidara geleceğiz, göreceksiniz. Tek tek yakalarından yapışıp hakim huzuruna çıkaracağız. Bizim fotoroman nerede? Bir insanın gram onuru olsa bir dakika durmaz istifa eder. Böyle insanlar ülkeye en büyük zararı veriyorlar. Hamisi kim? Sarayda oturan zat. El ele verip bu işleri çeviriyorlar. Balkan, Kafkas mafyası Türkiye’de at koşturuyor. Uyuşturucu yüzünden birbirleriyle rekabet ediyorlar. Daha çok kara para demek daha çok uyuşturucu demektir.

Daha çok uyuşturucu ise karnını doyurmaya tavuk döner alamayan gençlerimizin meth denilen zehirlerin pençesine düşmesi demek. Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre 2020 yılında uyuşturucu dosya sayısı 314 bin 466 2021 yılında 422 bin 479’a çıkmış. Bunlar yakalananlar. Geçen hafta Emniyet Genel Müdürlüğü’nün raporunu açıklamıştım. Bu raporları bizim okumadığımızı sanıyorlar. Biz devleti sizden çok daha iyi biliriz. Devletin saygınlığını koruyoruz biz. Devletimizi yüceltiriz. Siz devleti çürüttünüz.

“Ekrem İmamoğlu’nu kimseye yedirmeyiz”

Tuz koktu su çürüdü. Geldiğimiz yer bu nokta. Cumhuriyet’ten intikam almayı da söylemeyi ihmal etmiyorlar. Bir yüzey var yüzeyin altında sığ alanda biriken pislik var. Yozlaşmanın merkezi saraydır. Bu devletin namuslu polisleri, güvenlik güçleri var. Devleti sahipsiz kılmak istiyorlar. Benimle anlaşmayı denediler duvara tosladılar. Kılıçdaroğlu’nun önünde sizin geçemeyeceğiniz duvarlar var. Halkın duvarıdır onlar. İkinci adımı attılar baktılar. Bunlara sesleneyim. Cumhurbaşkanı adayını taşeron sermayedarlar değil altı namuslu lider belirleyecek.

İlk seçimlerde tabloyu ters yüz edeceğiz. Önemli soru sistemdeki çürüklüğü nasıl temizleriz? Bana dava açıyorlar. Polisler canım ciğerim. Onlar Bay Kemal’in ne olduğunu biliyorlar. Onlara robot muamelesi yapanın kim olduğunu biliyorlar. Kimse endişe etmesin. Polislerimizi intihara sürükleyen kirli yapı şimdi İBB Başkanımızı siyasi yasaklı yapmaya çalışıyor. Ekrem İmamoğlu büyük lokmadır. Boğazınıza takılır ve kalır. Biz Ekrem İmamoğlu’nu kimseye yedirmeyiz.

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Sancar’dan İktidara ‘Ziyaret’ Tepkisi

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, AK Parti’nin anayasa değişikliği konusunda HDP’yi ziyaret etmesinin ardından başlayan tartışmalara ilişkin, ” İlk sözüm AKP’ye; önce bir karar verin. Yürütmeyi veya kabineyi Adalet Bakanı mı İçişleri Bakanı mı temsil ediyor?” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Heyetimize görüşme talebine bulunan AKP Adalet Bakanı’nı gönderiyor ertesi gün İçişleri Bakanı hakaret ve tehditlerini daha da yükseltiyor. Karar verin. Bu hükümetin başı veya kalbi Soylu mu, siz misiniz? Eğer İçişleri Bakanı’ysa bu politikaların mimarı ve sahibi zaman neden bize heyet gönderiyorsunuz.”

Konuşmasında kendileri dışındaki muhalefete eleştiri getiren Sancar, “Temel sorunları inkar eden, derinleştiren bir iktidar anlayışı var. Bu iktidar; yalan, talan ve kan üzerine bir siyaset oluşturmuştur. Bu siyaset toplumu bu felaketlere, sürükleyen temel faktördür. Bizim dışımızdaki muhalefete bakıldığında da tablo çok aydınlık görünmüyor. Kalıcı çözümler üretmekte gerekli cesareti ve iradeyi ortaya koyamayan bir muhalefet bloğu ile karşı karşıyayız” dedi.

AK Parti’nin torba yasada yer alan cemevleriyle ilgili düzenlemeye Alevilerin tepki gösterdiğini kaydeden Sancar, Bugün, Alevi canlar, eşit yurttaşlık haklarını haykırmak için Meclis’teydiler. Bu iktidarın oyunları bitmiyor. Alevi sorununu, elektrik, su, beton meselesine indirgeyecek torbalar getiriyor. Alevilerin talepleri bu torbalara sığmaz” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında konuştu. Sancar’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“İktidarıyla muhalefetiyle, bizim dışımızda kalan muhalefetiyle, siyaset eğer çözümün değil sorunun bir parçası haline dönüşüyorsa çıkmazlar büyür, geleceğe dair umut ve güven de yıkılır. Bir toplumun yaşayabileceği en büyük facialardan birincisi budur. Bizi HDP’yi diğer partilerden ayıran temel özellik de tam burada yatıyor. Biz demokratik seçeneklere dayanan, halkı esas alan, çözüm odaklı bir politik mücadele yürütüyoruz.

Baktığımızda tablo çok aydınlık görünmüyor. Kalıcı çözümler üretmekte gerekli iradeyi ortaya koymayan bir muhalefet blokuyla karşı karşıyayız. İşte HDP’nin demokratik siyaseti, çözüm politikaları tam da burada önem kazanıyor, devreye giriyor ve umudun adresi oluyor.

Çözüm vardır, mümkündür ve yakındır.

İktidarın neler yaptığını, yapmak istediğini her vesile ile anlatıyoruz. Ortada faşizmi kurumsallaştırmaya azmetmiş, sömürüyü ekonominin temeline oturtmuş, kutuplaşmayı ilke edinmiş bir anlayış var. En kararlı, tutarlı, samimi mücadeleyi yürüten yine bizleriz. Bu sorunları çözümsüz kılan anlayışları bu ülke taşımak zorunda değil. Bu gidişatı değiştirecek güce sahiptir.

HDP’nin mücadelesi ve öncülüğünü yaptığı siyaset, temel sorunların çözümü için bir güç merkezi yaratacaktır. Her geçen gün bunun örneklerini topluma sunuyoruz. Çözümün güç merkezi olmaya and içtik, bu yolda yürüyüşümüde kararlılıkla devam ediyoruz.

Uzun yıllardır çözüm arayan ülke sorunları, iktidarın inşa etmeye çalıştığı yeni rejimle birlikte daha da büyümüş, çöküş noktasına gelmiştir. Siyasal, toplumsal, ekonomik anlamda yaşanan bu çöküşten kurtulmanın yolu, halk kesimlerinin dahil olduğu demokrasi ittifakıdır. Çoğulcu, ortak ilkelere odaklanmış geniş demokrasi birliktelikleri oluşturulduğunuda, yıllardır ülkelerin başına musallat olan otoriter rejimler çöküyor. Burada da aynısını yapacağız, Latin Amerika’dan esen rüzgarı Avrupa ve Orta Doğu’ya taşıyacak bir merkez yaratacağız. Bu sorumluluğun bilincindeyiz.

Türkiye’yi kuşatmaya çalışan bu tekçi yapıya alternatif olarak yine çoğulcu, tam demokratik katılımı yansıtmayarak, kriz üreten sistemi restorasyonla ayakta tutmak isteyen politikalar var diğer muhalefet partilerinin ürettiği… Bizler büyük demokrasi yürüyüşü ittifakı çalışmalarımızı yürütüyoruz. Gerçek alternatif, sahici seçenek ve hakiki umut inşa ediyoruz. Zaman daralıyor, kimsenin bu sorumluluklardan kaytarma lüksü, birlikte mücadeleden kaçma hakkı yoktur.

Önümüzdeki aylar bu ülkenin yıllarını belirleyecek. HDP, bu konuda demokratik sorumluluğunu yerine getiren, mücadelede tereddüt göstermeyen bir hatta geleceği inşa etme hedefinde. Bunu, büyük demokrasi ittifakı ile taçlandırdığımızda bu ülkede çözüm de aydınlık da yakındır. Bir adımlık mesafededir… Bunu yapmak zorundayız.

Bizler, demokratik Cumhuriyet istiyoruz. Özgür ve eşit bir toplum hedefliyoruz. Gelin, Cumhuriyet’i ve demokrasiyi kopmaz bağlarla birbirine yapıştıralım.

Bütün güçlerin ilk hedefi özgürlükleri yok etmektir ama en başta basın ve düşünce özgürlüğünü kaldırmaktır. Bu iktidar da bunu yapıyor.

Savaş politikaları, kaynakların talanına, canların yitimine sebep oluyor. Bu, bizleri daha fazla acıya sürüklüyor. Militarist yöntemlerden vazgeçilmesi gerekiyor.

Savaş uygulamalarına, nefret diline, ayrıştırma zihniyetine karşı bütünlüklü bir tavır ortaya koymak zorundayız.

Enflasyon almış başını gitmiş, açlık derinleşiyor, İSİG verilerine göre 30 binin üzerinde işçi can verdi. 20 yıl içinde AKP iktidarında en az 800 900 gazeteci tutuklandı. 5 ayda Diyarbakır ve Ankara merkezli özgür basın çalışanlarına yönelik yapılan operasyonda 26 kişi tutuklandı.

Kadınlara şiddet iktidar döneminde katlanarak devam ediyor. Cezaevindeki hukuksuzluklar, tecrit…

Çöküş her alanda çok derin. Ama umutsuzluğa yer yok. Bu kara tabloya bakıp kimse karamsarlığa kapılmasın. Gücümüz var, başaracağız. Biz diyalog ve müzakereyi Kürt sorunu için değil, bütün sorunları çözüm yolu olarak öneriyoruz.

Toplumsal mücadele ve siyasal müzakere, birlikte yürütülmesi gereken değerli iki yöntemdir. Kürt sorunundan Alevi sorununa, tüm alanlardaki meselelere verinceye kadar çözüm için toplumsal mücadeleyi büyütmek, siyasal müzakere kanallarını genişletmek hedefindeyiz.

‘Alevilerin kendini yaşama hakkı vazgeçilmezdir, dokunulmazdır’

Bugün, Alevi canlar, eşit yurttaşlık haklarını haykırmak için Meclis’teydiler. Bu iktidarın oyunları bitmiyor. Alevi sorununu, elektrik, su, beton meselesine indirgeyecek torbalar getiriyor. Alevilerin talepleri bu torbalara sığmaz.

Bütün Alevi canlarının ilk talebi, cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulması ve bunun Anayasal güvence altına alınmasıdır. Alevilik, folklorik ve gösteri nesnesi değildir, kim böyle bakarsa on yılların mücadelesine hakaret etmiş olur. Alevilerin kendini yaşama hakkı vazgeçilmezdir, dokunulmazdır. Hiçbir güç ve iktidar, Alevilerin ve Aleviliğin ne olduğuna, ibadetlerinin ve ibadethanelerinin neresi olduğuna karar veremez.

Eşit yurttaşlık diyorsak, cemevlerinin ibadethane olarak tanınması ve bu statünün güvence altına alınması gerekiyor. Özgürlükçü, laik eğitim talep ediyorlar… Bizler de diyoruz. Din derslerinin Alevilerin çocuklarına zorla okutulmasına karşıyız. AİHM’den AYM’ye kararlar ortada ama bu iktidar bu kararları uygulamak yerine çeşitli oyunlar çevirerek Alevi mücadelesini nasıl bölebiliriz, kendime nasıl bir yandaş Alevi camiası yaratırım diye uğraşıyor. Nafile…

Ortada bir güncel tartışma var HDP ile ilgili yürütülen. Bizim kendimizi uzun uzun anlatmamızı gerek yok. Özgüvenimiz tam, ne yaptığımızı iyi biliyoruz. Bu iktidara karşı mücadeleyi, bu rejimin inşasına karşı direnişi her türlü bedeli göze alarak yürüten bir partiyiz biz. Mücadele nedir, bu iktidarın politikalarına ve kurduğu rejime karşı nasıl bir siyaset yürütülür sorusunun cevabını bulmak isteyenler HDP’nin 7 yılda yaptıklarına baksınlar.

Biz, eşit ve ortak bir geleceği, birlikte yaşamın, demokratik Cumhuriyet düzeninde gerçekleşmesini savunuyoruz. Baştan beri programımızda, kuruluş belgelerimizde bu hedef yer alıyor. Adalet, barış, eşitlik, özgürlük vazgeçilmezimizdir. Demokratik siyasete yönelik hiçbir baskı bizi bu yoldan alıkoyamaz.

Bugün Alevi canların bu çok meşru ve haklı etkinliğine yine polis saldırdı. Celal Fırat Dedemiz, Meclis hastanesine kaldırılmış darbe aldığı için. Alevilerin sorunlarını böyle mi çözeceksiniz? Biz iyi tanıyoruz bu iktidarı.

AK Parti’nin HDP ziyareti

Adalet Bakanlığı’nın başkanlığında AKP heyeti grubumuzu ziyaret etti ve kıyamet koptu. Spekülasyonlar ve senaryolar üretme yarışı başlıyor. Görüşmenin sebebi ve konusu belli. AKP heyeti başörtü konusuyla ilgili Anayasa değişikliği teklifini anlatmak ve destek istemek için bizim partimizi de ziyaret etti. Arkadaşlarımız da kendilerine temel ilkelerimizi hatırlattı ve bu teklifi eş başkanlar aracılığı ile kurullarımıza taşıyacağını belirtti. Bizim ilkelerimiz belli. Biz demokratik işleyişi esas alan bir partiyiz. Bize gelen teklifi kurullarımızla tartışmadan görüş açıklamayız.

Eş başkanların dahi kurul kararı olmadan bir konuda bağlayıcı bir karar açıklaması geleneğimizde yok. Bizler açısından karmaşık bir durum yok. Asıl karmaşa başkalarının kafalarında ve zihniyetlerinde.

İlk sözüm AKP’ye. Önce bir karar versin AKP. Heyetimizle görüşme talebinde bulunan AKP, Adalet Bakanı ve Grup Başkan Vekillerinden oluşan bir heyet gönderiyor. Ertesi gün İçişleri Bakanı bize saldırılarını yükseltiyor. İçişleri Bakanı sizi temsil ediyorsa, bize gelen heyet kimi temsil ediyor. Önce buna karar verin.

Gelelim, AKP heyeti ziyaretinden, bizim AKP ile iş birliğine hazır olduğumuz yorumunu yapanlara… Bu iktidara; kurduğu ve yerleştirmeye çalıştığı rejime karşı en etkili muhalefeti biz yürütmüyor muyuz? Korunaklı sığınaklarda yer kaparak değil, bedel ödeyerek yürütüyoruz bu mücadeleyi… Eski Eş Genel Başkanlarımız, milletvekillerimiz, on binlerce yoldaşımız, belediye başkanlarımız bu mücadeleyi kararlılıkla yürüttükleri için bedel ödüyorlar. Korunaklı alanlara çekilerek, güvenli sığınaklardan HDP’ye ahkam kesecekseniz şu gerçeği görmeye çalışın!

Bu iktidar, bu rejimi yerleştirmek için en büyük engelin biz olduğumuzu biliyordu. O yüzden 4 Kasım operasyonlarını, Kobani kumpas davalarını, kapatma davalarını devreye soktu. Korktuğu güç biziz. Müzakerenin de değerini biliriz. Mücadeleden bağımsız bir şey değildir. Bir görüşmeyi iş birliği diye yorumlayanlara sözüm olacak. Biz mücadelemizden de siyasetimizden de taviz vermiyoruz.

Bu iktidarla gerçek ve yıkıcı iş birliği, bu iktidarın varlığını dayandırdığı temel unsurlara, mesela Kürt sorununda inkarcı zihniyete, güvenlikçi anlayışa ve savaş politikalarına destek olmak değil midir? Bu politikalara destek olanlar, iktidarla gerçek iş birliğinde olan çevreler değil midir? İktidarın asıl destekçileri onun varlığını sürdürmesine yardımcı olanlar, temel konularda onun çizdiği oyun sahasından ayrılmayanlardır.

İktidarla iş birliğinin hangi örneklerini sayayım, savaş tezkerelerini söyledim… HSK üye seçimi Meclis’te yapılıyor, partilere kontenjanlar tanınıyor ve HDP’yi bu tür durumlarda dışlamak için iktidar elinden geleni yapıyor. Peki bizim dışımızdaki diğer partiler ne yaptılar? Gittiler HSK pazarlığına oturdular, 2 sana 1 bana, gerisi iktidara… İş birliği hangisi? İktidarla iş birliği HSK pazarlığına oturup 2 sana 1 banaya razı olup, yargının bu sefaletini meşrulaştıranlar mı, rutin bir ziyareti kabul edip görüşme yapan biz miyiz?

AKP’yi eleştirir görünürken, güya bizi kriminalize ediyorlar. Nasıl olur da terörist dediğin bir parti ile görüşüyorsun diyor… Görüşme, daha fazla üstüne git demek istiyorlar. İktidara böyle yapıyorsanız sizin iktidardan farkınız ne? Muhalefete ve toplumsal kesimlere diyalog ve müzakere çağrıları yapıyoruz.

Siyaseti açık ve şeffaf yapıyoruz. Bu ziyaret üzerinden yaygara koparanlara soruyoruz, niye bu çağrılara cevap vermiyorsunuz? TV’lerde, gazetelerde, sosyal medyada senaryolar üretip ahkam kesenler ve bizi itham etmeye kalkanlar, sizler enerjinizi bizim yapıcı çözüm siyasetimizi değerlendirmeye harcasaydınız, ülke ve toplum bugün bu halde olmazdı.

“Değişimin adresini inşa ediyoruz”

Kapımız herkese açık. Hangi konuda tartışma, öneride bulunmak, öneri almak istiyorsanız kapılarımız açık. Gelin derken yanlış anlama olmasın, işimizi gücümüzü bırakmış sizler gelin diye oturuyor değiliz. Biz yolumuzda yürüyoruz, alternatif yaratıyoruz, demokratik dönüşüm için politikalar geliştiriyoruz, ittifaklarımızı büyütme çalışmalarımız sürüyor. Değişimin adresini inşa ediyoruz. Bekliyor değiliz sadece ama gelin birlikte yapalım diyoruz.

Partimizi hedefine koyan senaryo üreticilerine soruyorum: HDP’ye siyasette biçtiğiniz misyon ve uygun gördüğünüz rol nedir? En çok konuştuğunuz konu seçimler… Seçimlerde izleyeceğimiz stratejiyi ilan ettik, geliştiriyoruz. Siz bizden seçimleri ne yapmamızı bekliyorsunuz? Gelin, açık söyleyin. Kimse ağzının içinde gevelemesin. HDP’den ne istiyorsunuz, ne bekliyorsunuz? HDP’nin sizin nezdinizde misyonu ve rolü nedir? Biz daha ne kadar açık konuşalım?

Bu ülkeye; açık, demokratik, şeffaf siyaseti yerleştireceğiz bedeli ne olursa olsun.

İlkelerimiz, değerlerimiz ve hedeflerimiz belli. Kararlılığımız ortada. Gücümüzü ve meşruluğumuzu bunlardan ve milyonların inançlı ve inatçı desteğinden alıyoruz biz. Yolumuzu belirlerken de demokratik, çoğulcu, katılımcı yöntemler kullanıyoruz. Kendimize güveniyoruz, kimlerin hangi hesaplar peşinde olduğunu görecek birikime sahibiz. Kulağımız tüm toplumun mazlum ve mağdurlarında, adalet ve demokrasi isteyen insanlarındadır. İnanalım, bu yolda yürüdükçe başaracağız, birlikte kazanacağız.”

Paylaşın

Akşener’den ‘Türkiye Yüzyılı’ Programına Eleştiri: Bayat Vaatleri Ambalajlamışlar

İYİ Parti Lideri Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen hafta açıkladığı ‘Türkiye yüzyılı vizyonu’ hakkında, “‘Vizyonsuzluk belgesi’ bize gösteriyor ki gidişatı gören Sayın Erdoğan şimdiden muhalefet partisi liderliğini içselleştirmiş” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / İYİ Parti Lideri Akşener, “20 yıllık bir iktidarın sonunda vizyon diye pazarlanan bir vizyonsuzluk vesikası. Lütfen biriniz sayın Erdoğan’a 20 yıldır iktidarda olduğunu hatırlatsın” diye konuştu ve şöyle devam etti:

“İki hafta önce sansür yasasını Meclis’ten geçiren Bay Kriz, şimdi özgürlük vadediyor. Daha dün mutlu ve huzurlu bir hayat isteyen gençlerimize ‘süfli’ diyen Bay Kriz, şimdi çıkmış ‘Geleceği birlikte inşa edelim’ diyor. Dün kadınlara ‘sürtük’ diyen Bay Kriz, istikbal mücadelesini birlikte verelim diyor. Bay Kriz’in Türkiye’ye verecek hiçbir şeyi kalmadı. Milletimiz bunu görüyor.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Akşener’in konuşmasından satır başları şöyle:

“Bugün öğretmenlerimiz sendikaların aldığı karar doğrultusunda iş bırakma eylemi yapıyor. Keşke böyle bir eyleme gerek olmasaydı, keşke AK Parti öğretmenlerimizin taleplerini dikkate alsaydı. Tüm dertli vatandaşlarımızı görmezden gelen iktidar zor durumdaki öğretmenlerimizi de yok saymayı tercih etti.

Sayın İsmail Koncuk Bey vasıtasıyla öğretmenlerimizin taleplerini içeren kanun teklifimizi verdik. Biz İYİ Parti olarak uzman öğretmenlik, başöğretmenlik gibi sınava dayalı sistemleri doğru bulmuyoruz, İYİ Parti iktidarında 5-15 yıl gibi kıdemleri esas alarak öğretmenlerimizin maaşlarında düzenleme yapacağız.

Tüm öğretmen ve akademisyenlerimizin ek ders göstergelerini yükselterek eğitim çalışanlarımıza her yıl başında 1 net maaş ikramiye vereceğiz. Kıdemi ne olursa olsun her öğretmenimizin maaşında yıllık aylık ücretin net yüzde 50’si oranında iyileştirme yapacağız. Tayin, terfi, yer değiştirme gibi tüm problemlerini sendikalarını da dikkate alarak çözeceğiz.

İktidarımızın ilk haftasında, ilk ayında, ilk yılında neler yapacağımız şimdiden belli. Türkiye öyle bir hızla iyileşecek ki, bugün bu yalanları söyleyenler o kutlu gün geldiğinde utanacak. Çünkü biz devlete ciddiye ve millete hürriyet diyerek dimdik yürüyenleriz. Çünkü biz, güçlü, zengin Türkiye vizyonumuzla gümbür gümbür gelenleriz.

Vizyon demişken, sayın Erdoğan geçen hafta bir vizyon belgesi tanıttı. Vizyon diye yerine getirilmemiş bayat vaatlerini yeniden ambalajlayıp servis etmeyi tercih etmişler. 20 yıllık bir iktidarın sonunda vizyon diye pazarlanan bir vizyonsuzluk vesikası, yazık bu ülkeye.

20 yıl önceki vaatlerini tekrarlayan bir iktidar, bizden başka hiçbir millete nasip olmadı. Buradan çevresindekilere seslenmek istiyorum, biriniz Erdoğan’a 20 yıldır iktidarda olduğunu hatırlatsın.

2023 vizyonunda bahsettiler, açın arşivleri bakın, dediler ki 2023 yılında milli gelirimiz 2 trilyon dolar olacak. Şimdi ne diyorlar, 2023’te milli gelirimiz 867 milyar dolar olacak. Aradaki fark 2.5 kat. 10 yıldır dediler ki Türkiye dünyanın en büyük 10 ekonomisi içinde yer alacak. Bırakın ilk 10’a girmeyi Türkiye, gelişmiş 20 ülke arasından bile çıktı.

Daha dün kadınlara ‘sürtük’ diyen bay kriz, ‘istikbal mücadelesini beraber verelim’ diyor. Bay Kriz’in Türkiye’ye verecek hiçbir şeyi kalmadı. Milletimiz bunu görüyor. Vatandaşımız geçim sıkıntısına çare arıyor. Adalet ve özgürlük istiyor. Bunları veremeyen Bay Kriz’in yeni masallarına da inanmıyor. Erdoğan’a göre ülkemizde hiçbir dert yok. Sanırsın millet parayı koyacak yer yok, ekonomiyi batırmamış, milletimiz son 4 yılda zenginleşmiş.

Sanırsın konuttan otomobile, telefondan gıdaya tüm ürünleri daha ucuza satın alır olmuşuz. Tarihimizde çok çeşitli kutlamalar yaptık ama enflasyonun yüzde 80’i aşmasını, doların 18’i geçmesini ilk defa kutluyoruz.

Gerçekten ibretlik. Hâlâ ah bir seçilsem neler neler yapacağım diyor. 4,5 yıl önce de ‘Bu kardeşinize verin yetkiyi, görün etkiyi’ demişti. Verdik yetkiyi, gördük etkiyi… Yetkiyi verin; dolarla, enflasyonla nasıl mücadele edilir görün demişti. Onu da gördük.

Bundan 3 hafta Türkiye’yi yolsuzluktan biz kurtarırız demişti. Şaka gibi. Ben de ‘gelin, yolsuzlukların üzerine birlikte gidelim’ demiştim.

Biz yasa tekliflerimizi getireceğiz demiştim. Ama millete yolsuzluğu çözeceğim deyip tekliflerimize hayır oyu veren utanmazdır, yüzsüzdür, yalancıdır diye eklemiştim. Sonuç ne oldu? Yolsuzlukları araştırma teklifimize hayır oyu verdiler.

Geçen haftaki vizyonsuzluk belgesi bize gösteriyor ki gidişatı gören Sayın Erdoğan, şimdiden muhalefet partisi liderliğini içselleştirmiş. Utanmasa bir de bizi deneyin bu seçimde diyecek! Sen hiç merak etme, şunun şurasında 7 ay kaldı. O sandık geldiğinde vizyonu da liyakati de projeyi de İYİ Parti iktidarında göreceksin.”

Paylaşın

RTÜK Üyeliği AK Parti’ye Verildi; İYİ Parti Dava Açmaya Hazırlanıyor

9 üyeli Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’ndaki (RTÜK) boş koltuğa AK Parti kontenjanından Mete Hacıarifoğlu seçildi. İYİ Parti ise, TBMM Başkanlığı ve Başkanlık Divanı’nın kararlarıyla kontenjan hakkının AK Parti’ye verilmiş olmasına karşı idari dava açmaya hazırlanıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda bugün yapılan oylamada, AK Parti ve MHP’nin oy çokluğuyla RTÜK üyeliği için AK Parti kontenjanından seçim yapıldı. Bu çerçevede Mete Hacıarifoğlu AK Parti kontenjanından yeni RTÜK üyesi oldu.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu‘nun aktardığına göre, İYİ Parti, ayrıca bugünkü TBMM Genel Kurulu’nda, “Basın ve yayın kuruluşlarının tarafsız ve güvenilir yayın yapabilmeleri için düzenlemeler yapılmasına ve RTÜK’ün siyasi ve taraflı karar vermesinin engellenmesine ilişkin” önergesini gündeme taşıdı.

RTÜK’ün, basın özgürlüğü önünde engel oluşturduğunun tartışıldığı oturumda, İyi Parti Grubu Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, “Siyasi ketenperelerle, siyasi manevralarla ve entrikalarla elde ettiğiniz şey sadece bir RTÜK üyeliğidir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin eğer bu RTÜK üyeliği başını göğe erdirecekse buyurun sizin olsun ama bu RTÜK üyeliği yüzünden bu Meclis’in hoşgörü ortamına zarar verecek ve insicamını da ortadan kaldıracaksınız” tepkisini gösterdi. Ancak İYİ Parti, RTÜK ile ilgili önergesi de, kontenjan hakkı itirazı gibi AK Parti ve MHP’nin oy çokluğuyla reddedildi.

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay da, tartışma sırasında İyi Parti’nin RTÜK üyeliği hakkı gasp edilerek TBMM içinde de demokrasiye zarar verilmiş olduğunu ve bir ayıba imza atıldığını dile getirdi.

RTÜK üyeliği tartışması nasıl gelişti?

Bu süreçte, AK Parti kontenjanından seçilmiş üye Taha Yücel’in istifasıyla boşalmış olan RTÜK üyeliğine 1 Temmuz itibarıyla üye seçimi hakkının İYİ Parti’de olması gerekçesiyle iktidar ile muhalefet arasında tartışma söz konusuydu.

TBMM Başkanlık Divanı ise, 26 Ekim’deki toplantısıyla AK Parti ve MHP’nin oy çokluğuyla boş RTÜK üyeliği için AKP kontenjanından seçim yapılması gerektiğine karar vermişti. AK Parti Grubu, İYİ Parti Grubu’nca yapılan itiraz ve CHP Grubu’nun bu itirazı desteklemesine rağmen RTÜK üyeliği seçiminde kendi kontenjanından seçim yapılmasında ısrarcı oldu.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un, RTÜK üyeliği seçiminde TBMM’deki mevcut sandalye dağılımı yerine 1 Temmuz tarihinde, ancak o günün de öğleden sonrasındaki dağılımı kabul etmesi de tartışmayı büyüttü. İyi Parti, 1 Temmuz itibarıyla RTÜK üyeliği kontenjanı hakkına sahip olduklarını ve bugünkü TBMM sandalye dağılımı itibarıyla da hak sahibi olduklarını bildirdi. CHP Grubu da, Şentop’un “1 Temmuz’daki aritmetik, Aykut Erdoğdu’nun CHP’den istifasıyla değişti” görüşüne karşı, Erdoğdu’nun ıslak imzalı istifasını 5 Temmuz’da TBMM Başkanlığı’na verdiğini açıkladı.

Şentop’un talebiyle AK Parti Grubu, RTÜK üyeliğine seçim yapılması için kanun uyarınca iki kişilik listesinde Mete Hacıarifoğlu yanı sıra “tavşan aday” olarak Batuhan Mumcu’yu göstermişti. İYİ Parti Grubu ise, AK Parti kontenjanından seçim yapılacak olmasına tepki amacıyla Murat İde ve Çiğdem Akdemir’in isimlerini TBMM Başkanlığı’na aday olarak bildirmişti.

Paylaşın

106’sı AK Partili 130 Milletvekili TBMM’de Hiç Konuşmamış

Meclis kayıtlarına göre aktif görevli 570 vekilden 130’ni 2022’de Meclis Genel Kurulu’nda hiç konuşmadı. Konuşmayan 130 vekilden 106’sı AK Partili olurken geriye kalan 24 vekil muhalefet partileri ve bağımsızlardan oluştu.

Türkiye 2023’deki seçimlere hazırlanırken Meclis’te bulunan 130 milletvekili 2022’de genel kurulda hiç konuşmadı. AK Parti’de bu sayı 106’yı bulurken parti genel başkanları hariç tutulduğunda vekillerin yüzde yüzde 22’si konuşmamış oldu.

Meclis’te bugün itibariyle 580 milletvekili var: AK Parti’nin 286, CHP’nin 134, HDP’nin 56, MHP’nin 48, İYİ Parti’nin 37, TİP’in 4, Demokrat Parti ve Memleket Partisi’nin 2, BBP, DEVA, DBP, Saadet Partisi, Yenilik Partisi ve Zafer Partisi’ninse 1. Bunun yanında beş tane de bağımsız vekil bulunuyor.

Temsil edilen 14 siyasi partinin 10’nun genel başkanı da milletvekili olarak görevli. Bu 10 vekil de çıkarıldığında Meclis’te aktif görevli vekil sayısı 570.

Diken’den Altan Sancar’ın Meclis kayıtlarından aktardığına göre aktif görevli 570 vekilden 131’ni 2022’de Meclis Genel Kurulu’nda hiç konuşmadı. Yani yıl biterken yaklaşık yüzde 22’sinin sesi hiç duyulmadı.

Konuşmayan 130 vekilden 106’sı AK Partili olurken geriye kalan 24 vekil muhalefet partileri ve bağımsızlardan oluştu. CHP’nin yedi, HDP’nin beş, MHP’nin yedi, İYİ Parti’nin üç ve Demokrat Parti’nin bir milletvekili hiç konuşmadı. Ayrıca bağımsız iki vekil de konuşmayanlar arasında.

Öte yandan bazı milletvekilleri 2018’deki yemin töreninin ardından bir daha söz almadı.

Paylaşın

CHP Ve HDP’den ‘Cemevleri Düzenlemesi’ne Şerh

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP), Cemevleri düzenlemesini de içeren ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda görüşülecek olan torba kanun teklifine şerh düştü.

AK Parti’nin Meclis’e getirdiği, ‘Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’, TBMM Plan ve Bütçe Komisyon’unda kabul edildi.

Meclis Genel Kurulu’nda önümüzdeki günlerde görüşülmeye başlanacak olan kanun teklifine göre, Cemevlerinin elektrik ve su giderleri kamu bütçesinden karşılanacak. Teklifte yer alan bir diğer düzenleme ile de Cemevlerinin il ve ilçelerde mülki idare amirinin izni alınmak ve imar mevzuatına uygun olmak şartıyla yapılabilmesi öngörülüyor. Komisyonda kabul edilen düzenlemeler arasında 14 Ekim’de Bartın Amasra’da meydana gelen maden faciasında hayatını kaybeden işçilerin yakınlarına yönelik destek paketi de yer aldı.

Genel Kurul’da görüşülecek kanun teklifine CHP ve HDP şerh düştü. CHP, düzenlemenin “yaklaşan seçimler dolayısıyla bir grup seçmeni memnun etmeye yönelik” olduğuna ve “yanlış ekonomik politikalar sonucu ortaya çıkan dengesizlikleri ortadan kaldırmaya dönük palyatif tedbirler içerdiğine” dikkat çekti. HDP ise, söz konusu düzenlemenin Aleviliği, ‘kültür- sanat’ kurumu üzerinden yeniden tanımladığına vurgu yaparak, “Yasa cemevlerine el koyma, kayyım atama yasasıdır” ifadelerine yer verdi.

‘Cemevleri düzenlemesi torba yasadan çıkarılmalı’

Gazete Duvar’dan Müzeyyen Yüce’nin haberine göre, CHP’nin Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Milletvekilleri Bülent Kuşoğlu, Abdüllatif Şener, Kamil Okyay Sındır, Emine Gülizar Emecan, Cavit Arı ve Süleyman Girgin tarafından hazırlanan muhalefet şerhinde Cemevlerine yönelik hazırlanan düzenlemenin yasa teklifinden çıkarılması gerektiği belirtildi.

Teklife göre cemevlerinin aydınlatma giderlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçesinden karşılanması öngörülüyor. Söz konusu düzenleme ile cemevlerinin ‘ibadethane’ sayılmadığına dikkat çekilen şerhte, bu durum iktidarın Alevi inancına yönelik ‘inkarcı’ tutumu olarak değerlendirildi.

Cemevlerini ibadethane olarak tanımlamamak için başvurulan yöntemin sorunlu bulunduğu ifade edilen şerhte, “Kanun teklifi; Alevi inancını ‘Alevi-Bektaşi kültürü’, cemevlerini ‘kültürel tesis’ olarak nitelemekte, açık bir şekilde Alevi inancının din ve vicdan hürriyeti bağlamında korunmasını engellemeye yönelik bir tavır benimsemektedir. Dolaylı olarak inançlarının özünü reddetmeleri beklenen Alevi inancına sahip yurttaşlara büyük bir saygısızlık oluşturmaktadır” denildi.

‘Teklif Alevi yok sayma tavrının devamı’

Torba kanunda yer alan teklif maddelerinin Anayasadaki ‘eşitlik’ ve ‘laiklik’ ilkelerine aykırılık teşkil ettiği kaydedilen CHP şerhinde, “Teklif Alevi inancını yok sayma tavrının devamlılığında yer almaktadır” denilerek şöyle devam edildi.

“Yapılması gereken; kanun teklifindeki cemevlerine ilişkin maddelerin genel muadilleri olarak mevzuatta yer alan hükümlerdeki “mabet”, “ibadethane” gibi kavramların cemevlerine uygulandığını kabul etmektir.”

‘Cemevleri düzenlemesinin torba kanunda gündeme getirilmesi yanlış’

Alevi inancına sahip vatandaşların uzun zamandır beklentisi olan ve toplumun bu kesimini çok yakından ilgilendiren düzenlemenin torba yasa teklifinde gündeme getirilmesinin yanlış olduğu kaydedilen şerhte şu ifadelere yer verildi:

“Cemevine ibadethane statüsü tanınmayan bu maddelerin torba yasa teklifinden çıkartılmasını, konunun taraflar başta olmak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan siyasi partilerden de oluşan ilgili uzman kişilerle beraber yeniden ele alınacağı, yeniden tartışılacağı, yeniden çözüm üretileceği bir çerçeveye getirilmesi gerekmektedir.”

HDP: Meclis’e getirilen yasa teklifleri kaçırılmak istenen teklifler

HDP’nin Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Milletvekilleri Garo Paylan, Rıdvan Turan ve Dirayet Dilan Taşdemir de komisyondan geçen teklife ilişkin muhalefet şerhi düştü.

Meclis’e getirilen yasa tekliflerinin ‘kamuoyundan saklanan, ilgili topluluklarla ortaklaşılmayan, kaçırılarak çıkarılmak istenen kanun teklifleri’ olduğuna vurgu yapan HDP’li Milletvekilleri, “AKP’nin yasa çalışmalarındaki otoriter tavrı, parlamentoya ve faaliyetlerine karşı saygısızlığının en temel göstergelerinden biridir” dedi.

Teklifte yer alan cemevlerine ilişkin düzenlemeyi, “Alevi toplumunun taleplerini suistimal eden darbe ve kayyım yasası” olarak değerlendiren HDP, şerhinde Alevilere dönük inkar, asimilasyon politikasının geçmişten bu güne devam ettiğini kaydetti.

 ‘Anayasal statü ve yasal güvence gerekiyor’

Alevilerin cemevlerine ‘’ibadethanemiz’’ demesine rağmen, iktidarın Aleviliği “kültürel bir aktivite” olarak gördüğü belirtilen şerhte, Alevilerin yasal statü ve eşit yurttaşlık hakkı istediklerine vurgu yapılarak şunlar ifade edildi:

“Alevi inancı ve inançsal değerleri devletin din kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yok sayılmaktadır. Alevi yurttaşlar kendilerine dayatılan sadaka siyasetine itiraz edip, anayasal statü talep ediyor. Alevi Toplumunun yüz yıllardır süren varlık mücadelesi Cumhuriyetle birlikte eşit yurttaşlık mücadelesine dönüşmüştür. Alevi Sorununun çözümü için artık anayasal statü ve yasal güvence gerekiyor. Kalıcı ve demokratik çözüm budur. Aleviler sadaka değil statü istiyor. Cemevlerine farklı tanımlar aramak yerine Cemevinin ibadethane olduğu kabul edilmeli. Bu gerçek anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.”

‘Sermaye Grupları Ödüllendirildi’

Teklifteki düzenlemeye göre, katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi (İFM) Bölgesinde faaliyette bulunan kurumların, yurt dışından elde ettiği kazançları Türkiye’ye getirmesi durumunda kazancın yüzde 50’si kurum kazancından indirilecek.

HDP şerhinde bu durum, sermaye gruplarının ödüllendirilmesi olarak değerlendirilirken, hemen her torba teklifte sermayeye çıkar sağlayan bir maddeye yer verildiğine dikkat çekildi. Şerhte, AKP-MHP ittifakı, yüzde 99’un değil yüzde 1’in çıkarlarına hizmet ettiğini bir kez daha kanıtlamaktadır” denildi.

Paylaşın

HDP’li Paylan’a “TBMM’de Suikast” İddiası: Kaygılarım Artıyor

Mehmet Sinan İnce adlı kişinin 2016 yılında kendisine TBMM’de suikast düzenlenmesi planını açıkladığını belirterek TBMM Başkanlığı’na başvuran HDP’li Paylan, “TBMM’de şahsıma yönelik suikast planı hakkında soruşturma açtınız mı?” ve “Mehmet Sinan İnce adlı şahıs, 2010 yılından bu yana kaç kez, hangi tarihlerde ve ne kadar süreyle TBMM’de bulunmuştur?” diye sordu.

HDP’li Paylan’ın dilekçesine yanıt veren Meclis Başkanlığı, ‘İnce’nin silahla Meclis’e girdiğinin tespit edilmediğini, ziyaret bilgilerinin paylaşılamayacağını, kamera kayıtlarına ise ulaşılamadığını’ belirtti.

HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Alaattin Çakıcı’nın eski avukatlarından Mehmet Sinan İnce’nin 2016 yılında kendisine TBMM’de suikast düzenlenmesi planını açıkladığını belirterek TBMM Başkanlığı’na başvuruda bulundu.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan‘ın aktardığına göre, HDP’li Paylan’ın dilekçesine yanıt veren Meclis Başkanlığı, ‘İnce’nin silahla Meclis’e girdiğinin tespit edilmediğini, ziyaret bilgilerinin paylaşılamayacağını, kamera kayıtlarına ise ulaşılamadığını’ belirtti.

HDP’li Garo Paylan, Mehmet Sinan İnce’nin sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımla, “Sene 2016, TBMM’ye silah sokturtup Garo Paylan’ı vurdurtup azmettireni Alaattin Çakıcı, faili MHP gösterecektin. Bana planı yaptırttın, iş milletvekili danışmanından döndü” dediğini hatırlatarak Meclis Başkanlığı’na başvuruda bulunmuştu. Paylan’ın konuyu Meclis gündemine taşıması ve suç duyurusunda bulunmasının ardından İnce, “Yapacak olsak yapardık. Kahraman yapmak istemedik seni. Yoksa iki defa önümüze düşürdük yürürken seni Meclis’te, şans eseri falan hayatta kaldım diye mağdur edebiyatı yapma” ifadeleriyle tehditlerini sürdürmüştü.

Meclis Başkanlığı Paylan’ın, “TBMM’de şahsıma yönelik suikast planı hakkında soruşturma açtınız mı?” ve “Mehmet Sinan İnce adlı şahıs, 2010 yılından bu yana kaç kez, hangi tarihlerde ve ne kadar süre ile TBMM’de bulunmuştur?” sorularına başvurudan iki ay sonra yanıt verdi.

İlgili yönetmelik maddelerini hatırlatan Meclis Başkanlığı, TBMM’ye görev, ziyaret veya gezi maksadıyla gelen ziyaretçiler ile getirdikleri her türlü eşyaların elle, gözle, araç altı kontrol cihazı, kapı dedektörü, X-RAY metal dedektörü, gerektiğinde bomba dedektör köpeği ve bomba uzmanı ile arandığını söyledi ve yanıtını şöyle sürdürdü:

“Söz konusu güvenlik uygulaması göz önünde bulundurulduğunda TBMM yerleşkesi ve kullanımındaki binalara herhangi bir şekilde silah vb. araçla girilmesi mümkün değildir. Bu bağlamda dilekçeye konu Mehmet Sinan İnce isimli ziyaretçinin de TBMM’ye silahla giriş yaptığına yönelik herhangi bir vaka kayda geçmemiştir.”

‘Kamare kayıtlarına ulaşılamadı’

Öte yandan Meclis Başkanlığı, Meclis’e gelen ziyaretçilerin ziyaretçi takip sistemi ile kayıtlarının yapıldığını yanıtında hatırlattı. Meclis Başkanlığı, Paylan’ı tehdit eden İnce’nin ziyaret bilgilerinin, TBMM Güvenlik Koordinasyon Kurulu’nun, “TBMM’ye gelen ziyaretçilerin ve ziyaret edilen kişilerin bilgilerinin üçüncü kişilere verilmemesine” yönelik kararı gereğince paylaşılamayacağını kaydetti.

TBMM Güvenlik Yönetmeliği’nin 42’nci maddesinin üçüncü fıkrasında “Görüntü kayıtları Bilgi İşlem Başkanlığınca en az bir ay muhafaza edilir” hükmünün yer aldığını belirten Meclis Başkanlığı, İnce’nin Meclis’e girip girmediğinin kamera kayıtlarıyla tespit edilemeyeceğini şu sözlerle ifade etti:

“Dilekçenizde bahsi geçen ziyaretin üzerinden yaklaşık altı yıl geçmiş olduğundan, söz konusu ziyarete ilişkin kamera kayıtlarına ulaşılabilmesi de mümkün olmamıştır.”

Soruşturma açılmamış

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın söz konusu tehdide ilişkin Meclis Genel Sekreterliği’nden bilgi ve belge talebinde bulunduğu belirtilen yanıtta, “Bu kapsamda iddialarla ilgili olabilecek bilgi ve belgeler savcılık makamı ile paylaşıldığından, aynı konu hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ayrı bir soruşturma açılmamış ve suç duyurusunda bulunulması yoluna da gidilmemiştir” denildi.

“Meselenin üzerine ya gidilemiyor ya da gidilmiyor”

İnfaz edileceğine yönelik çok ciddi iddiaların olduğunu, bu iddialar karşısında devlet aygıtının harekete geçmediğini belirten HDP’li Garo Paylan, “Bu da benim şüphelerimi artırıyor. Herhangi bir olayda iki saat içerisinde harekete geçen savcılık iki aydır harekete geçmiyor” dedi. Meclis Başkanlığı’nın başvurusuna verdiği yanıtı değerlendiren Paylan şöyle devam etti:

“Üyesi olduğum Meclis’e çağrı yapıyorum Meclis de harekete geçmiyor. Meclis Başkanlığı’na verdiğim dilekçeye verilen yanıtta, ‘Meclis’e silah girmesi mümkün değildir, kayıtları size veremeyiz’ gibi açıklamalarla karşı karşıya kaldım. Bu da benim bu meselenin üzerine gidilmediğine yönelik şüphelerimi artırıyor. Ya gidilemiyor ya da gidilmiyor. İkisi de çok kötü. ‘Kamera kayıtları yok’ deniyor. Bu imkânsız bir şey, devletin kayıtları hiçbir zaman yok olmaz.”

‘Kaygılarım artıyor’

TBMM’ye girişlerde milletvekillerinin araçlarının aranmadığını, Mehmet Sinan İnce’nin suikasta dair yaptığı paylaşımda, “Milletvekilinin danışmanından döndü” ifadesini kullandığını hatırlatan HDP’li Paylan, “Demek ki bir milletvekiliyle beraber buraya giriyor. Silahı da o şekilde soktuğu ortada. Ama bunun üzerine gidilmiyor” dedi.

“Ben yalnızca Garo Paylan olsam kendi canımla ilgili meseleden kaygı duyarım ama bizler kamusal varlıklarız” ifadelerini kullanan Paylan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bize bakan sosyolojiler var. Hrant Dink cinayeti gibi cinayetler belli siyasi emeller çerçevesinde işlendi. Bu cinayetlerin üzerine gidilmedi. Gidilmediği için de bu yapılar devlet içerisinde varlıklarını sürdürüyorlar. Benimle ilgili bu iddiaların üzerine gidilmemesi bu yapının devlet içinde kol gezdiğini gösteriyor. Bu tip başka provokasyonların da her an yapılabileceğini gösteriyor. Benim amacım yalnızca kişisel bir kaygı değil. Bu yapıların üzerine gidilmesi ve bir daha benzer planları yapamamalarının sağlanması. Ama bunun yapılmadığını gördükçe kaygılarım artıyor.”

Paylaşın

Akşener’den AK Partili Ünal’a: Düşünce Üretemiyorsan O Senin Kapasite Problemin

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal’ı sert sözlerle eleştiren İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Cumhuriyet Bayramı’nı idrak ettiğimiz bu hafta AKP’nin bir grup başkanvekilinin ağzından çıkan ibretlik sözlerle gördük” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu arkadaş her bir cümlesi ayrı bir patolojik vaka olan bir açıklama yaptı. Dedi ki ‘maalesef bir kültür devrimi olarak cumhuriyet bizim lügatımızı, alfabemizi, dilimizi, hasılı bütün düşünme setlerimizi yok etmiştir. Bugün konuştuğumuz Türkçeyle bir düşünce üretemeyiz. Sadece konuşma ihtiyacımızı karşılayabiliriz.

Şu rezalete bakar mısınız? Tarihi fesli meczuplardan öğrenmiş bu sözde entelektüelin hezeyan dolu şu analizine bakar mısınız? Neymiş? Bu fevkalade aydın arkadaşımız çığır açıcı düşüncelerini Türkçe dilinde üretemiyormuş. Sadece konuşabiliyormuş, düşünemiyor, bundan da çok muzdaripmiş. İşte size ‘keşke Yunan kazansaydı’ diyen ucube bir zihniyetin ortaya çıkışı.

Biz ezelden beri Türkçe konuşuyoruz muhterem, yani cumhuriyet ile birlikte bizim dilimiz değişmedi, sadece alfabemiz değişti. Türkçe, Göktürklerden Selçuklu’ya, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar binlerce yıllık kadim tarihimizi birbirine bağlayan harçtır.”

Ünal’ın sözlerinin “cahillikle açıklanamayacağını; art niyetli olduğunu” söyleyen Akşener, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:

“Düşünce üretemiyorsan o senin kapasite problemin. Siz en küçük bir düşünce yetisine sahip oldunuz da Türkçe mi size engel oldu? Cumhuriyetin edebiyata, düşünce dünyamıza, bilime ve eğitime katkılarını; Cumhuriyetin ne büyük bir şahlanış olduğunu; bu aziz milletin oyuyla seçilmiş olan bir vekile, anlatmak zorunda olduğum için gerçekten utanç duyuyorum.

Neymiş? Bu Türkçe ile düşünce üretilmezmiş. Bu sözleri, cahillikle açıklamaya kalkmak, cahillik kavramının içini boşaltmak olur. Bu düpedüz patolojik bir Cumhuriyet nefretine kılıf bulma gayretidir. Ve tepeden tırnağa, art niyetlidir.”

Ne olmuştu?

AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal, Kahramanmaraş Uluslararası 8. Kitap ve Kültür Fuarı’nda yaptığı konuşmada, “Tarihteki en sert kültürel devrim Türkiye’de yaşanmıştır. Mesela Fransız devrimi her şeyi yıkmıştır ama lügate dokunmamıştır. Yine en sert devrimlerden bir tanesi Mao’nun Çin kültür devrimidir. Lügate dokunmamıştır. Ama maalesef bir kültür devrimi olarak Cumhuriyet; bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi hasılı bütün düşünme setlerimizi yok etmiştir” ifadelerini kullanmıştı.

Konuşmanın sosyal medyada gündem olmasının ardından Ünal, “Sözlerim bağlamından koparılıyor. Ben siyasi bir demeç vermek için o açıklamayı yapmış değilim. Bir kitaptan bahsediyoruz, Cemil Meriç’in kitabından” demişti.

MHP lideri Devlet Bahçeli ise grup toplantısında isim vermeden Ünal’a tepki göstermiş ve, “Bizim tarih anlayışımız devrevi, coğrafya algımız dönemsel değildir. Tarih ve coğrafyaya baktığımızda gördüğümüz dağınık parçalardan, birbirinden kopuk paydalardan müteşekkil bir yapı da değildir.

Tarih birdir ve bütündür, adı da Türk tarihidir. Coğrafya birdir ve bellidir, adı da Türk vatanıdır. Türkiye Cumhuriyeti, binlerce yıllık Türk tarihinin ana güzergâhından kategorik bir kopuş, kesif bir ayrılış, keskin bir sapış olarak görülemeyecek, asla gösterilemeyecektir. Yani Cumhuriyet şerefli geçmişimizin bir antitezi değildir” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: 29. Maddeyi AYM’ye Götürüyoruz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, muhalefetin ve basın meslek örgütlerinin ‘Sansür Yasası’ olarak nitelendirdiği ‘Dezenformasyonla Mücadele Yasası’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, açıklamasında, “Sansür yasası kabul edildi. 29. Maddeyi yürütmeyi durdurma talebiyle AYM’ye gideceğiz, ardından da yasanın tamamı ile ilgili AYM’ye gideceğiz” dedi ve ekledi:

“Bu kanun çıksa da çıkmasa da Türkiye bir otoriter yönetimle karşı karşıyadır. Ya Anayasa kararını uygulamıyorum diyor. Daha ne yapacaksınız. Geçmişte AKP ve MHP’ye oy veren kardeşlerime sesleniyorum, dur demeyecek misiniz, adalet istemeyecek misiniz?”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) TBMM’deki grup toplantısı, Bartın’ın Amasra ilçesinde meydana gelen maden patlaması sonucu yaşamını yitiren 41 işçi için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı.

Saygı duruşunun ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“41 kardeşimizi toprağa verdik. 41 evde yangın var. Her birimizin yüreğinde derin acı var. Anne, eş, kardeşler tabutun başında. Hiç kimse bu ölümün ona yakıştığını söylemiyor. Tamamı genç. Yazıktır günahtır. Bir memleket böyle yönetilemez. 20 yıldır ya önlem alacağız diyorlar. 20 yıldır hala önlem mi alacaksın sen. Dünyada maden kazalarında bir numarayız ya. Ya bu ölüm niye bizim karşımıza çıkıyor. Dünyada herkes maden çıkarıyor neden en çok ölüm bizim ülkemizde oluyor.

Müfettiş raporu var görmüyorsun, Sayıştay raporu var görmüyorsun. Soma faciasından sonra komisyon kuruldu. TBMM araştırma komisyonunun 111 önerisi var birisini dahi yapmadılar. Şimdi ben TBMM Başkanlığına açık ve net herkesin önünde sesleniyorum. O araştırma komisyonu göstermelik mi? Değilse o 111 öneriden birisi neden yapılmadı? Sen o koltukta neden oturuyorsun? Senin o koltukta oturmanın temel nedeni TBMM’nin itibarını saygınlığını korumaktır.

Türkiye bir taraftan bu tür acılar yaşarken bir de Meclis’ten sansür yasası geçirdiler. Bu konuda altı aydır mücadele veriyoruz. Bazıları tv’lere çıkıp CHP ne yapıyor Meclis’te diye soruyorlar. CHP parlamentoda demokrasinin bir numaralı aktörüdür. Sansür düzenlemelerine de karşıdır.

Sansür yasası kabul edildi. 29. Maddeyi yürütmeyi durdurma talebiyle AYM’ye gideceğiz, ardından da yasanın tamamı ile ilgili AYM’ye gideceğiz. Bu kanun çıksa da çıkmasa da Türkiye bir otoriter yönetimle karşı karşıyadır. Ya Anayasa kararını uygulamıyorum diyor. Daha ne yapacaksınız. Geçmişte AKP ve MHP’ye oy veren kardeşlerime sesleniyorum, dur demeyecek misiniz, adalet istemeyecek misiniz?”

Paylaşın