İklim Krizi, Sıcak Hava Dalgalarını Sıklaştıracak

Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi’ndeki basın toplantısında konuşan Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) Genel Sekreteri Taalas, son haftalarda Avrupa genelinde etkisini gösteren sıcak hava dalgasına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Taalas, dünya genelinde temmuz ayı sonlarına doğru sıcaklıkların normal seviyenin üzerine çıkmasını beklediklerini söyleyerek iklim krizinin etkilerinin bu şekilde en az 2060’a kadar süreceğini belirtti. Taalas, sıcaklıkların asıl olarak insan faaliyetleri nedeniyle arttığını ve gezegenin geleceği için ciddi endişeleri olduğunu söyledi.

Sıcaklığın tarım üzerinde de büyük etkilerin görmeyi beklediklerini söyleyen Taalas, Avrupa’da bir önceki sıcak hava dalgaları sırasında gıda hasadın büyük bir kısmını kaybettiklerini ve Kovid 19 pandemisinin ardından henüz iyileşmeye başlayan turizm sektörünün de artan sıcaklıklardan etkilendiğini belirtti.

Olumsuz etkileri artacak

Taalas ayrıca, mevcut durumda –Ukrayna’daki savaş nedeniyle zaten küresel gıda krizi yaşanması gibi– sıcak hava dalgalarının tarımsal faaliyetler üzerinde daha fazla olumsuz etkileri olacağını da ifade etti.

Taalas, gezegen olarak buzulların erimesiyle ilgili oyunu çoktan kaybettiğimizi ve buzulların erimesinin önümüzdeki yüzlerce, hatta binlerce yıl devam etmesini beklediklerini; fakat sıcak hava dalgasının dünya için bir uyanış çağrısı olması gerektiğini söyledi.

Avrupa genelinde geçen aydan bu yana etkisini gösteren sıcak hava dalgaları nedeniyle İngiltere’de dün (19 Temmuz) “gece en yüksek sıcaklık” görüldü. Sıcak havalar nedeniyle geçen hafta Fransa, İspanya ve Portekiz’de ise en az 360 kişi hayatını kaybetmişti.

Paylaşın

İnsanlık İklim Krizi Nedeniyle ‘Toplu İntiharla’ Karşı Karşıya

Son günlerde Avrupa’yı etkisi altına alan sıcak hava dalgası ve orman yangınları sürüyor. Sıcaklıklar Portekiz’de 47 dereceyi bulurken, İspanya’da 40 dereceyi aştı. Fransa’da süren orman yangınlarıyla 1700 itfaiyeci mücadele ediyor.

Bugün Berlin’de başlayan ve iki gün sürecek Petersberg İklim Diyaloğu Konferansı’na katılan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Dünyanın yarısı sel, kuraklık, aşırı fırtınalar ve orman yangınlarının yaşanabileceği tehlike bölgelerinde bulunuyor. Hiçbir ülkenin bağışıklığı yok ama buna rağmen fosil yakıt bağımlılığımızı desteklemeye devam ediyoruz” dedi.

İngiliz Guardian gazetesinin haberine göre konferansa katılan 40’dan fazla çevre ve iklim değişikliği bakanına hitap eden Guterres, “Ya toplu olarak harekete geçeceğiz ya da toplu olarak intihar edeceğiz. Bu bizim elimizde” diye konuştu.

Kalkınma bakanlarına eleştiri

BM Genel Sekreteri konuşmasında, aralarında Dünya Bankası’nın da bulunduğu, yoksul ülkelere yardım amacıyla, zengin ülkelerin vergi mükelleflerinin fonladığı “çok taraflı kalkınma bankalarına” sert eleştiriler yöneltti.

Guterres, bankaların organizasyonunun iklim kriziyle başa çıkmak için gereken fonları sağlamak anlamında yetersiz olduğunu belirtti. Guterres “Çok taraflı kalkınma bankalarının hissedarları olarak kalkınmış ülkelerin, derhal yenilenebilir enerji ve yenilenibilir enerji miktarını artırmak için yapılan yatırımlardan sonuç talep etmesi gerek. Bu bankaların amaca uygun olmalarını talep etmeleri gerek. Eskimiş iş yapma şablonlarını ve politikalarını değiştirip, daha çok risk almalarını talep etmeleri lazım. Kalkınmakta olan ülkelere, ortaklarına güvenebileceklerini gösterelim” dedi.

COP27’ye hazırlık süreci

Petersberg İklim Diyaloğu Konferansı, geçen yıl İskoçya’nın Glasgow kentinde gerçekleştirilen ve iklim değişikliğine karşı alınacak önlemlerin kararlaştırıldığı COP26’nın ardından ve Kasım’da Mısır’da yapılacak COP27 İklim Zirvesi’ne hazırlık olarak gerçekleştiriliyor.

İki günlük konferans için Berlin’de buluşan bakanlar, aşırı hava olaylarını, yükselen gıda va yakıt fiyatlarını ele alacak. Alman hükümeti tarafından 13 yıldır yapılan konferans, Cop27 öncesinde, başlıca ülkelerin bir uzlaşmaya varabilmesi için son fırsatlardan biri.

Cop27’de uzlaşma şansı, Covid-19 salgınından çıkış ve Ukrayna’nın işgaliyle gıda ve yakıt fiyatlarının hükümetleri enflasyon tehdidi ve geçim kriziyle karşı karşıya bıraktığı son aylarda çok azaldı.

COP26 İklim Değişikliği Konferansı’nda dünya liderleri küresel ortalama sıcaklığı sanayi devrimi öncesine kıyasla 1,5 derecede tutma konusunda uzlaşmıştı. Ancak uzmanlar bu hedefe yönelik verilen taahhütlerin hala yetersiz olduğunu söylüyor.

Tüm katılımcı ülkelerin bu yıl sera gazı salımlarını azaltmak ve “net sıfır emisyona” yönelik yol haritalarını çizecek planlarını açıklaması bekleniyordu.

Ancak Guardian’a konuşan Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans, “Bu yönde ülkelerden herhangi yeni bir plan göremiyoruz” dedi. Timmermans, AB’nin iklim değişikliğiyle mücadeleden sorumlu en üst düzey yetkilisi.

Uzmanlar Kasım’da COP27’ye ev sahipliği yapacak Mısır’ın kendi planlarının da yetersiz olduğunu söylüyor.

Son aylarda dünyanın birçok bölgesinde hava sıcaklıkları rekor kırıyor. Mart’ta Hindistan’da 122 yıllık hava sıcaklığı rekoru kırıldı. Aynı dönemde Antarktika bölgesindeki sıcaklık normalin 40 derece üstünde kaydedilirken Kuzey Kutbu’nda sıcaklık da ortalamanın 30 derece üstüne çıktı. İngiltere de bugün sıcaklığın gün içinde 41 dereceyi bulması bekleniyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, 2022’de Son 50 Yılın En Sıcak 6. Haziran Ayını Yaşadı

Türkiye’de geçtiğimiz haziran ayında ortalama sıcaklıklar 1991 ila 2020 yılları ortalamasının 0,6 derece üzerine çıkarak 22,4 derece olarak kaydedildi. 2022 yılı Haziran ayı 1971’den bu yana en sıcak 6. haziran ayı oldu.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2022 Haziran ayı sıcaklıkları, son 30 yılın ortalamasının üzerinde seyretti. Haziran ayında en düşük sıcaklık 2,5 derece ile Erzurum’da yaşanırken, en yüksek sıcaklık Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde 45,9 derece olarak görüldü.

2022 Haziran ayı bir önceki haziran ayına göre de ortalama 0,6 derece sıcak geçti.

1971 yılından bu yana en sıcak haziran ayı 2019 yılında yaşanmıştı.

2022 Haziran ayında 3 kentte yeni ekstrem sıcaklıklar kaydedildi. Buna göre Yozgat’ta haziran ayında görülen en yüksek sıcaklık değeri 33,4 derece, Şırnak’ta 38,2 derece, Cizre’deyse 45,8 derece oldu.

Yağışlar yüzde 60 arttı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, Türkiye genelinde 2022 Haziran ayında normalden yüzde 60 daha fazla yağış görüldü.

2022 yılı Haziran ayı alansal ortalama yağışı 53,7 mm ile 1991-2020 dönemi ortalaması olan 33,6 mm’nin yüzde 59,8 üzerinde gerçekleşti.

Son haziran ayında en fazla yağış 232,8 mm ile Bartın’da, en düşük yağış ise 0,5 mm ile Mardin’de ölçüldü.

2022 Haziran ayında yağışlarda bir önceki yıla göre de artış görüdü. 2021 yılında haziran ayı ortalama yağışları 37,1 mm olarak ölçülmüştü.

2022’de daha fazla kuvvetli meteorolojik hadise görüldü

2022 Haziran ayında ekstrem meteorolojik olayların sayısı bir önceki yıla göre arttı. 2021 yılı Haziran ayında 159 kuvvetli meteorolojik hadise gerçekleşirken bu sayı 2022 yılı Haziran ayında 206’ye çıktı.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO)  2021 yılı Atlas of Mortality and Economic Losses From Weather, Climate and Water Extremes (Hava, İklim ve Su Extremlerinden Kaynaklanan Ölümler ve Ekonomik Kayıplar Atlası) raporuna göre, dünya genelinde 1970-2019 yılları arasında hava, iklim ve su kaynaklı 11 bin 072 doğal afet meydana geldi.

WMO, afet sayısının küresel olarak son 50 yılda yaklaşık beş kat arttığını bildiriyor.

Türkiye’de ise MGM’ye göre 2021 yılı 1024 ekstrem olayla, en fazla ekstrem meteorolojik afet yaşanan yıl oldu.  Türkiye genelinde ekstrem olay sayısı son 20 yıldır artış gösteriyor.

2021’de en çok yaşanan ekstrem olaylar yüzde 40 ile fırtına/hortum, yüzde 28 ile şiddetli yağış/sel, yüzde 13 ile dolu ve yüzde 7 ile şiddetli kar oldu.

MGM’ye göre, Türkiye’de 2010-2021 yılları arasında toplam 8 bin 274 meteorolojik karakterli afet bildirildi. Hava durumuna ilişkin afetlerin 2018’den itibaren büyük artış gösterdiği belirtiliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Dikkat Çeken Araştırma: Geri Dönüşüm İşe Yaramıyor

İngiltere’de Mayıs ayında çevre örgütlerinin öncülüğünde yapılan “Büyük Plastik Sayımı”ndan çarpıcı sonuçlar çıktı. 100 bin hanenin plastik atıklarının sayıldığı araştırmada ülke genelinde her yıl ortalama 100 milyar parça plastiğin çöpe atıldığı belirlendi.

Araştırmaya katılan hanelerden haftada 66 parça plastik atık çıktı. Araştırmaya öncülük eden çevre kuruluşları Greenpeace ve Everyday Plastic, geri dönüşümün kendi başına bir çözüm olmadığına dikkat çekti. Greenpeace’in plastik aktivisti Chris Thorne, “Bu dudak uçuklatacak miktarda bir atık” dedi.

Thorne, “Bunu geri dönüşümle halledebileceğimiz söylemi sektörün göz boyamasından başka bir şey değil. Her yıl 100 milyar parça plastik atık üretiyoruz. Ve geri dönüşüm devede kulak” diye konuştu.

Plastik atıkların yüzde 45’i ihraç ediliyor

Araştırmaya katılanlardan bir hafta süreyle çöpe attıkları plastik kapların sayısı ve türünü kaydetmeleri istendi. Bunlardan yüzde 83’ünün yiyecek-içecek paketi olduğu belirlendi. En yaygın atıklar sebze ve meyve paketleri.

İngiltere’de resmi istatistikler, plastik atıkların yüzde 45’inin ülke dışına gönderildiğine işaret ediyor. 2021 verilerine göre ülkede haneler yılda 2,5 milyon ton plastik atık üretiyor. Bunun yüzde 44,2’si geri dönüştürülmek üzere ayrıştırılıyor.

Bu atıkların yüzde 55’i İngiltere’de geri dönüştürülüyor. Kalanı ise ihraç ediliyor. En çok plastik Türkiye’ye gönderiliyor. Araştırmanın sonuçlarıyla ilgili rapora göre tüm plastik türlerini ayrıştırmak ve geri dönüştürmek aynı derece kolay değil.

Plastik şişelerin yüzde 61’i, plastik saklama kaplarının yüzde 36’sı ve plastik filmlerin sadece yüzde 8’i geri dönüştürülüyor. Plastik Sayımı’nda çöpe atılan plastiklerin çoğunun geri dönüştürmesi daha zor olan yumuşak plastikler olduğu görüldü.

Recoup adlı kuruluşun verileri referans alınarak yapılan hesaplamaya göre aslında ülkedeki plastik atıkların sadece yüzde 12’si İngiltere’de geri dönüştürülüyor.

Everyday Plastic’in kurucusu Daniel Webb, BBC’ye açıklamasında, “Geri dönüşüm işe yaramıyor. Bunu hepimiz biliyoruz. Eğer gerçekten geri dönüştürdüğümüzü düşünüyorsak böyle devam edelim. Ancak ürettiğimiz miktarı azaltırsak attığımız plastiği azaltırız” dedi.

İngiltere Başbakanı Boris Johnson da Ekim 2021’de bir okulu ziyaretinde çocuklara, “Geri dönüşüm işe yaramıyor. Çözüm bu değil” ifadelerini kullanmıştı.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

‘Devasa’ Ozon Deliği Keşfedildi

Dünya atmosferinin tropik bölge üzerindeki kısmının neredeyse tamamında, var olması beklenmeyen “devasa” bir ozon deliği tespit edildi. Gezegenin ozon tabakasında yıl boyunca var olan bir boşluğa yola açan delik, her yıl ilkbaharda açılan daha meşhur Antarktika ozon deliğinden 7 kat daha büyük.

Kanada’nın Ontario eyaletindeki Waterloo Üniversitesi’nden bilim insanı Profesör Çing-Bin Lu, araştırmasına göre deliğin 30 yıldan uzun süredir mevcut olduğunu ve dünya nüfusunun yarısının etkilenebileceği kadar büyük bir alanı kapladığını söyledi.

Profesör Lu, The Independent’a şunları söyledi: Sadece ilkbaharda görünen Antarktika ozon deliğinin aksine, tropikal ozon deliği 1980’lerden bu yana tüm mevsimlerde ortaya çıkıyor ve kabaca 7 kat daha büyük bir alan kaplıyor.

[Delik] yer seviyesindeki UV radyasyonunda artışlara, buna bağlı cilt kanseriyle katarakt risklerine, tropikal bölgelerde sağlık ve ekosistemler üzerindeki diğer olumsuz etkilere neden olabileceğinden küresel endişeye yol açabilir.

Profesör Lu, “ekvator bölgelerindeki ozon tükenme seviyelerinin orada bulunan büyük popülasyonları çoktan tehlikeye attığını ve bölgelere ulaşan UV radyasyonunun beklenenden çok daha fazla olduğunu gösteren ön raporların” mevcut olduğunu belirtti.

Lu, ozonun tükendiği muazzam alanın keşfinden bahsederken şunları söyledi: Bu büyük tropikal ozon deliğinin daha önce keşfedilmemiş olması kulağa inanılmaz geliyor. Ancak bu keşfin önünde işin doğasından kaynaklanan bazı zorluklar var

Birincisi, ana akım fotokimyasal teoriye göre tropikal bir ozon deliğinin var olması beklenmiyordu. İkincisi, mevsimsel olan ve esasen ilkbaharda ortaya çıkan Antarktik/Arktik ozon deliklerinin aksine, tropikal ozon deliği temelde mevsimler boyunca değişmiyor ve bu nedenle de orijinal gözlem verilerinde görünmüyor.

Araştırma, Antarktika’daki ozon deliğinde olduğu gibi, tropikal ozon deliğinin merkezindeki normal ozon değerinin yaklaşık yüzde 80 oranında tükendiğini ortaya koydu.

Yeni araştırma, ozonun nasıl tükendiğine ilişkin yaygın teorilerdeki farklılıklara da vurgu yapıyor. Geçmişte, kloroflorokarbonların (CFC) varlığı, ozonun tükenmesinin en büyük nedeni olarak kabul ediliyordu. CFC’leri yasaklayan 1987 Montreal Protokolü, kullanımda büyük azalma sağlamıştı.

Ancak küresel yasağa rağmen, en büyük, en derin ve en kalıcı ozon delikleri (Antarktika üzerindeki) 2000’lerin sonunda ve 2020-2021’de halen gözlemleniyordu. Profesör Lu, “Bu, tüm fotokimya-iklim modellerinde beklenmedik bir şeydi” dedi.

Uzaydan gelen kozmik ışınların atmosferdeki ozon miktarını azalttığı, kozmik ışına dayalı elektron reaksiyonu (CRE) olarak bilinen, ozon tükenmesine dair bir başka teori 20 yıl önce ilk kez Profesör Lu ve meslektaşlarınca ileri sürülmüştü.

Profesör Lu, gözlemlenen sonuçlar, hem Antarktika hem de tropikal ozon deliklerinin aynı fiziksel mekanizmadan kaynaklanması gerektiğine ve CRE mekanizmasının gözlemlenen verilerle mükemmel bir uyum sergilediğine güçlü biçimde işaret ediyor.

Şüphesiz ozonu tüketen başlıca gazlar CFC’ler fakat kozmik ışınlar hem kutupsal hem de tropikal ozon deliklerine yol açmada önemli bir tetikleyici rol oynuyor.

Araştırma, AIP Advances adlı bilimsel dergide yayımlandı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Dünya Nüfusunun Dörtte Biri Sel Felaketi Tehlikesi Yaşıyor

Yeni bir araştırma, dünya nüfusunun dörtte birinin ciddi sel felaketi riskiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koydu. Çin ile Hindistan en fazla selden etkilenen bölgeler arasında gösterildi.

Nature Communications (doğa iletişimi) dergisinde yayımlanan araştırmada, özellikle gelir düzeyi düşük ülkelerin sel felaketlerinden daha fazla etkilenmesinin beklendiği uyarasında bulunuldu.

Şiddetli yağış ve fırtınaların yol açtığı su baskınlarının her yıl milyonlarca insanı etkilediği, evlere ve altyapıyı tahrip edip, ekonomilere milyarlarca dolarlık zarar verdiği kaydedilen raporda, iklim değişikliğinin daha fazla aşırı yağışla ve deniz seviyesinin yükselmesine neden olduğu için risklerin de yükseldiği ve buna hedef olacak insan sayısını da arttırdığı uyarısında bulunuldu.

Aşırı yağışla birlikte sel felaketleriyle ilgili bilgilerin toplandığı araştırmada, Dünya Bankası verilerine de atıfta bulunuldu.

Fakir ülkeler daha fazla etkileniyor

Raporda, dünya nüfusunun yüzde 23’ünü teşkil eden yaklaşık 1,81 milyar insanın, yüzyılda bir doğrudan 15 santimetreden fazla su seviyesiyle sellere hedef olduğu vurgulandı.

2020 yılı verilerine atıfta bulunulan raporda, küresel gayri safi yurtiçi hasılanın yaklaşık yüzde 12’sine tekabül eden yaklaşık 9,8 trilyon dolarlık ekonomik faaliyetin şiddetli sele maruz kalan bölgelerde gerçekleştiği tespitinde bulunuldu.

Fakir ve orta gelirli ülkelerin sel felaketlerinden daha fazla etkilendiği kaydedilen raporda, genelde su baskınlarına maruz kalan insanların yaklaşık yüzde 90’ının düşük veya orta gelirli ülkelerde yaşadığı aktarıldı.

Raporda, bölge olarak Asya’nın güney ve doğusundaki ülkelerle Çin ile Hindistan en fazla selden etkilenen bölgeler arasında gösterildi.

Paylaşın

Kutup Ayıları, İklim Krizi Yüzünden Avlanma Yöntemlerini Değiştirdi

Kutup ayıları, iklim krizi tartışmalarında en çok bahsi geçen canlılardan ve aynı zamanda krizin potansiyel ilk kurbanlarından. Türlerinin hayatta kalması büyük ölçüde buzullara bağlı olduğu için iklim krizinin de en eski sembollerinden.

Science dergisinde yayımlanan bir araştırma, Grönland’daki izole bir kutup ayısı popülasyonunun (birkaç yüz kutup ayısı), avlanma pratiklerini iklim krizinin etkilerine uyarlayarak değiştirdiğini ortaya koydu.

Küresel sıcaklık artmaya devam ettikçe, güneydoğu Grönland kutup ayılarının hayatta kalmasını mümkün kılan buzullar, Kuzey Kutbu’nun çoğu bölgesinde hızla azalıyor.

Akıllıca bir hat

Tablonun vehametine rağmen “iyi” hissettiren bir detay var: Grönland’ın güneydoğu kıyılarında yaşayan ve sayıları görece az olan bu kutup ayıları, büyük Grönland buz tabakasından kopan tatlı su buzlarına güvenmek yerine, donmuş deniz suyundan oluşan deniz buzunu platform olarak kullanıyorlar. Ve böylelikle fokları avlamak için akıllıca bir hat izlemiş oluyorlar.

Washington Üniversitesi Uygulamalı Fizik Laboratuvarı’ndan Kutup Bilimcisi Kristin Laidre öncülüğünde yapılan araştırmaya göre ayılar, eriyen buzullara tutunabilmek için daha uzun mesafeler kat etmek zorunda kalıyor.

Daha küçükler

Laidre, araştırma bulgularına dair “Ne yazık ki güneydoğu Grönland ayılarının hayatta kalmasını mümkün kılan buzullar, Kuzey Kutbu’nun çoğunda mevcut değil,” diyor.

Araştırma, bu kutup ayısı grubunun dünya genelinde genetik olarak en izole edilmiş ayı grubu olduğunu ve türün bilinen diğer 19 popülasyonundan farklı olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmada yer alan bilgilere göre bu ayılar, diğer türdeşlerine göre daha küçükler ve daha yavaş çoğalıyorlar. Açlık eşikleri daha yüksek. Her şeyden önemlisi ise hayatta kalabiliyorlar.

Bu farklılıkların genetik adaptasyonlardan mı yoksa sadece kutup ayılarının farklı bir iklim ve habitata verdiği tepkiden mi kaynaklandığı ise henüz bilinmiyor.

Kutup ayıları hakkındaki 10 gerçek

Kutup ayıları aslında beyaz değil; Bu doğru. Kutup ayılarının aslında derileri siyah (burunlarına bakın) ve tüyleri renk pigmentine sahip değil, yani şeffaf. Bu tüyler ışığı yansıtarak beyaz görünmelerini sağlıyor.

Büyük beyaz köpek balığından daha güçlü ısırabilir; 1235 birim olarak ölçülen ısırma kuvvetleriyle kutup ayıları, büyük beyaz köpekbalığı, Bengal kaplanı ve Afrika aslanından daha güçlü bir ısırığa sahiptir.

Atlar kadar hızlı koşabilir; Kutup ayıları saatte 40 kilometre hızla koşabilir. Bu da bir yarış atıyla yarışabilecekleri anlamına geliyor.

Gece görüş gözlükleriyle görülemez; Kalın yağ katmanları ve meşhur kürkleri, kutup ayılarının karlarla kaplı Kuzey Kutbu’nda sıcak ve rahat olmalarını sağlar. Ama aynı zamanda onları gece görüş gözlüklerinden de saklar.

Üç göz kapağı vardır; Evet, bu doğru, tam 3 tane! Üçüncü göz kapağı gözlerine ulaşan UV miktarını azaltır ve böylece onları kar körlüğünden korur.

Su içmezler; Kuzey Kutbu’nda bulunan içilebilir suların çoğunluğu, tahmin edebileceğiniz gibi donmuş durumdadır. Bu bizim için sorun oluşturabilir ama kutup ayıları için asla! Çünkü onların su içmelerine gerek yok, ihtiyaçları olan H2O’yu yağ yakımı sırasında gerçekleşen kimyasal tepkime ile elde edebilirler.

Islanmazlar; Kutup ayılarının kürkleri iki katmanlıdır. Kutup ayıları okyanusta yüzerken, dış katmandaki kürk, iç katmandaki kürkü ıslanmaktan korur.

Dilleri mavidir

Rekortmen bir kutup ayısı 9 gün boyunca yüzdü; Bir kutup ayısı, 9 gün boyunca hiç durmadan 687 km yüzerek, bugüne kadar en uzun süre yüzen kutup ayısı oldu (Bu hiç durmadan 232 saat ediyor)

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Çarpıcı Uyarı: Sıcak Hava Dalgaları Ölümcül Hale Gelecek

Küresel ısınmanın olumsuz sonuçlarına dair uyarılar devam ediyor. Son olarak, Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) ile C40 Kentleri, dünya genelinde sıcak hava dalgalarının daha sık ve ölümcül hale geleceğine dair uyarıda bulundu.

IFRC ve C40 Kentleri’nin birlikte yaptığı yazılı açıklamada, dünyadaki sıcak hava dalgalarının gidişatına dair değerlendirmelere yer verildi.

Açıklamaya göre 2015’ten 2021’e kadar geçen yedi yıla bakıldığında 2021 en sıcak yıl oldu. 2022 ise küresel ısıtmaya dair şimdiden cezalandırıcı bir yıl.

“Felaketin habercisi”

Hindistan, Pakistan, Doğu Asya, Güney Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde canlı yaşamını tehlikeye atan sıcaklıkların yaşandığına dikkat çekilen açıklamada dünyanın daha da ısınacağı belirtildi.

Yükselen sıcaklıkların pek çok hastalığı da beraberinde getirdiği ve binlerce insanın hayatını tehlikeye attığı ifade edilen açıklamada, “Kent sakinleri, kırsal bölgelerde yaşayanlara göre sıcak hava dalgalarından daha çok etkileniyor,” denildi.

5 milyar insan etkilenecek

Açıklamada, sıcak hava dalgalarının artık özellikle kentlerde daha sık, uzun, tehlikeli ve ölümcül olacağı uyarısı yapılarak şu ifadelere yer verildi: “Çünkü kentsel alanlar çevredeki kırsal alanlara göre daha sıcak ve iklim krizi nedeniyle daha fazla ısınıyor. En fazla risk altında olanlar zaten savunmasız durumda olan yaşlılar, izole edilmişler, bebekler, gebe kadınlar, kronik rahatsızlıkları olanlar ve genellikle açık havada çalışan, kliması veya yeterli havalandırması olmayan binalarda yaşayan ve çalışan kent yoksulları.”

IFRC Başkanı Francesco Rocca, Federasyonun Cenevre merkezinde düzenlenen basın toplantısında 5 milyar insanın sıcak hava dalgasının olumsuz etkilerine maruz kalma riski olduğunu belirterek konuşmasına şöyle devam etti: “Sıcak hava dalgaları iklim krizinin yarattığı gizli katillerdir.”

Ölümler önlenebilir

Rocca, sıcak hava dalgalarının büyük çoğunluğunun haftalar öncesinden tahmin edilebilecek yöntemlerin geliştirildiğini vurgulayarak aşırı sıcaklardan kaynaklanan ölümleri önlemek için alınabilecek basit ve düşük maliyetli önlemler olduğunu söyledi.

C40 Şehirleri Direktörü Mark Watts “Sıcak havanın hakim olduğu kentlerin uzun süreli bunaltıcı sıcağa ve soğuk havanın hakim olduğu kentlerin de alışık olmadıkları aşırı sıcaklık seviyelerine hazırlanmaları gerekiyor,” dedi.

Watts sözlerine şöyle devam etti: “Ağımızdaki belediye başkanları, Miami’den Mumbai’ye ve Atina’dan Abidjan’a yeşil alanları artırıyor, soğuk tavan uygulamalarını genişletiyor ve artan sıcaklıklara karşı direnci artırmak için sıcaklık eylemlerine dair iş birliği yapıyor. Ancak iklim krizi kötüleştikçe riskleri azaltmak için çok daha fazla çalışmak gerekiyor.”

Tedbirler

IFRC, 14 Haziran’da ise sıcaklığın yükselme tehlikesi bulunan 50 büyük kentte farkındalık yaratılması için Küresel Sıcaklığa Karşı Tedbir Günü kampanyası başlattı.

Bu kapsamda IFRC, sıcak hava dalgasının tehlikelerini azaltmak üzere C40 Kentleri’nin yetkilileriyle iş birliği içinde çalışacak.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Hava Kirliliği Ömrü İki Yıldan Fazla Kısaltıyor

Yayınlanan yeni bir araştırma, kronik hava kirliliğinin küresel ortalama ömür süresini kişi başına iki yıldan uzun süre kısalttığını ortaya koydu. Araştırma, hava kirliliğinin insan ömrü üzerindeki olumsuz etkisinin sigara kullanımıyla eşdeğer olduğunu, HIV/AIDS ya da terörizmden de daha kötü olduğunu kaydediyor.

Chicago Üniversitesi bünyesindeki Enerji Politikası Enstitüsü’nün son yayınladığı Hava Kalitesi Hayat Endeksi, küresel nüfusun yüzde 97’den fazlasının havadaki kirliliğin kabul edilebilir olarak değerlendirilen seviyenin üzerindeki bölgelerde yaşadığını bildiriyor. Hava Kalitesi Hayat Endeksi’nin belirlenmesinde PM2.5 olarak adlandırılan, havada serbest olarak dolaşan ve akciğerlere zarar veren tehlikeli parçacıkların seviyesinin ölçümü için uydu verileri kullanıldı.

Raporda, küresel PM2.5 seviyesinin Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) tavsiyesi doğrultusunda metreküp başına 5 mikrogram azaltılması durumunda ortalama ömür süresinin 2,2 yıl artacağı kaydedildi.

Rapor, hava kirliliğinin bir kamu sağlığı meselesi olarak ihmal edildiği, meseleye çözüm bulmak için gereken mali fonların hala yetersiz olduğu uyarısında bulundu.

Enerji Politikası Enstitüsü’nün Hava Kalitesi Hayat Endeksi Direktörü Chrisra Hasenkopf, “Hava kirliliğinin etkilerini artık daha iyi anlayabildiğimiz için hükümetlerin bu meseleyi acilen çözülmesi gereken bir öncelik haline getirmesi amacıyla elimiz daha güçleniyor” dedi.

Güney Asya’da yaşayanlar, araştırmaya göre hava kirliliği nedeniyle tahminen ömürlerinden beş yıl kaybediyor. Hindistan, 2013 yılından bu yana dünyada hava kirliliği artışının yüzde 44’ünden sorumlu.

Çin halkıysa WHO standartlarına erişilmesi durumunda rapora göre ortalama 2,6 yıl daha uzun yaşayabilir. Ancak Çin’in PM2.5 miktarını yüzde 40 oranında azaltmak amacıyla hava kirliliğine karşı “savaş açması” üzerine Çinliler, 2013 yılından bu yana yaklaşık 2 yıl daha uzun yaşıyor.

Endeksin hesaplamaları, metreküp başına ilave 10 mikrogram daha fazla PM2.5’e uzun süreli maruz kalmanın ömür süresini yaklaşık 1 yıl kısalttığını ortaya koyan bir önceki araştırmanın sonuçlarını temel alıyor. Bu yılın başında yayınlanan hava kirliliği anketine göre 2021 yılında hiçbir ülke, WHO’nun metreküp başına 5 mikrogramlık standardını tutturmayı başaramadı.

Paylaşın

Türkiye’de İklim Felaketleri Neden Artıyor?

Ankara’da son günlerde yaşanan sel, fırtına ve hortum başkentte hayatı felç ederken dikkatleri yeniden artan iklim felaketlerinin nedenlerine çevirdi.  Türkiye iklim değişikliğinin şiddetli etkilerini ilk kez hissetmiyor. Artan kuraklık, aşırı sıcaklıklar, orman yangınları, seller, dolular…

2021’de Batı Karadeniz, İzmir ve İstanbul da sel felaketlerine sahne olmuş; yine geçen yaz Türkiye’nin güneyinde 124 bin hektarlık orman alanı yangınlar sebebiyle kaybedilmişti. Bu alan yaklaşık 174 bin futbol sahasına denk geliyordu.

Peki Türkiye’de iklim felaketlerinin sıklığının artmasının altında hangi nedenler yatıyor?

Küresel iklim değişikliğinin özellikle Akdeniz havzasında etkilerinden bir tanesi; hava sıcaklıkları artarken hidrolojik döngülerin kuvvetlenmesi ve geçmişe göre sağanak yağışların daha sık görülmesi.

DW Türkçe’den Pelin Ülker’e konuşan Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş’e göre Türkiye de bundan payını alıyor. Ancak bu etkiyi şiddetlendiren bir yapılaşma da söz konusu.

“Yağmur sularının süzülebileceği ortam kalmadı”

Prof. Dr. Murat Türkeş, kentlerin genişlemesi ve betonlaşmanın artmasının iklim değişikliğini hızlandırdığını, Türkiye’de artık yağmur sularının süzülebileceği bir ortam kalmadığını vurguluyor.

Türkeş, “Kentler sadece betonlaşmayı ve büyümeyi dikkate aldı. Şu anda rekor yağış düşmese dahi, bir metrekarede 30 kilogramlık bir yağış bile Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de yağışa bağlı kentsel sellerin ve su baskınlarının oluşmasına yol açıyor” diyor.

Bu yıl düzenlenen Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) sonuçlarına göre iklim değişikliğinden etkilenmeyen tek bir ülke kalmadı. Sıcaklıklar yükselirken yağış buharlaşma rejimi ve orman yangın rejimi değişiyor. Kuraklık sıklık ve uzunlukları artarken ekosistem bozulup biyoçeşitlilik azalıyor. Yer altı su seviyeleri giderek daha derine iniyor.

Yazların kurak geçtiği ve yağışların değişken olduğu Akdeniz iklim bölgesindeki ülkelerde bu etkilerin daha fazla hissedildiğini vurgulayan Türkeş, Türkiye’nin de bu ülkelerden biri olduğuna dikkat çekiyor.

Sıcak hava dalgaları

Türkiye’de sıcaklık rejiminin hızla değiştiğini ve rekor sıcaklıkların arttığını belirten Prof. Türkeş, “Sıcak hava dalgalarının hem gece hem gündüz sıcaklıkları açısından sıklığı, süresi, şiddeti, büyüklüğü çok ciddi derecede artıyor. Kar yağışları azalıyor. Yağsa bile karın yerde kalma süresi azalıyor. Yağış rejiminin değişmesiyle birlikte buharlaşma artıyor, toprak nemi hızla azalıyor” diye konuşuyor.

Türkiye’de buzulların da eridiğine, şu an var olan buzulların neredeyse son 25-30 yılı kaldığına dikkat çeken Türkeş, kuzey yamaçlarda kalan ve 1-1,5 kilometre uzunluğunda olan dağ buzullarında her yıl 5 ila 30 metrelik geri çekilme olduğunu ifade ediyor.

Türkiye orman yangınlarında da Akdeniz’in en riskli ülkeleri arasında kabul ediliyor. Ağaçların ya da çalıların yapılarında yeterli su olmaması, o bölgenin yeterince yağış almaması ve toprağın nemi tutmaması ormanların kuru olmasına yol açıyor. Bu durum yangınların yayılmasında etkili oluyor.

“Otuz yıldır ciddiye alınmadı”

Yaz mevsimi giderek kuraklaşırken, çok kurak dönemler üst üste geldiğinde oluşan fönlü hava tipi de orman yangınlarını artırıyor. 2021’deki orman yangınları bunlardan biri.

2019’dan taşınan sıcak hava dalgalarının 2021’de yaşanan kuraklıkla birleşmesi sonucu Manavgat’tan İzmir’in kuzeyine kadar çok geniş bir alanda yüzlerce yangın çıktığını hatırlatan Türkeş’e göre bütün bunlar, Türkiye’nin iklim değişikliğinden etkilendiğinin göstergesi. Türkeş, son 30 yılda iklim değişikliği sorununun ciddiye alınmamasının ise iklim değişikliğini hızlandırdığını ifade ediyor.

Türkiye’de pek çok hava olayının artık çok kısa sürede oluşabildiğini aktaran Türkeş, son 30 yılda yer altı sularının hızla çekilmesi nedeniyle yüzlerce obruk oluştuğunu belirtiyor.

Normal koşullarda etkili bir yağış için yağışların bir kısmı bitkiler üzerinden buharlaşırken bir kısmının toprak tarafından emilmesi, yer altı ve yer üstü sularına karışması gerekiyor. Toprakta kalan kısım ise oradaki yaşam birliklerini ve ekosistemi destekleyecek su haline geliyor.

“Artık dereler yok, sadece binalar var”

“Bugün artık bu dereler yok, sadece binalar var, bina çatıları var, asfalt yollar var, beton yollar var” diyen Türkeş, genişleyen kentlerin doğal coğrafyayı, doğal akarsu ağını yok ettiğini anlatıyor.

Prof. Türkeş, “Bütün bu beton binalar, asfalt ve çatılar, kilometrelerce karelik bu çatılar hem kentsel ısı adası üretiyor, yani iklim değişikliğini kuvvetlendiriyor hem de suyun hızla çatılardan caddelere ulaşmasına, borular aracılığıyla sele dönüşmesine ve alçak bölgelerde doğal akarsu akışı da olmadığı için su baskınlarına yol açıyor” diye konuşuyor.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Ahmet Kahraman’a göre de iklim krizinin şiddetlenmesinin altında çevre politikalarında doğayı, bilimi ve toplum yararını esas almayan yaklaşım yatıyor.

‘Siyasi iradenin rüyasına göre plan olmaz’

Kahraman, “Hidroloji denen bir bilim vardır. Bu hidroloji de yağış ve akışları inceler. Matematik, istatistik gibi bilimsel yöntemleri vardır, bunları kullanır. Ama siz bunların yerine karar vericilerin, siyasi iradenin hedeflerine, rüyalarına göre plan yaparsanız bunları yaşamaktan kaçınamazsınız” ifadelerini kullanıyor.

Sermayeyi destekleyen kâr ve rant odaklı politikaların iklim felaketlerinin esas nedeni olduğunu söyleyen Kahraman, “Sel felaketleri, hatta hava kirlilikleri, hatta müsilaj dahil karşılaştığımız bütün bu olgular, aslında bu temel sorunun birer sonuçlarıdır” diyor.

Çözüm ne olmalı?

Ahmet Kahraman, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için toplum yararı, halk sağlığı, doğal kaynaklar ve çevrenin korunmasına yönelik politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Yeni iklim koşullarının yarattığı risklere uygun kentsel altyapı oluşturulmasının önemine dikkat çeken Kahraman, aksi halde Ankara’daki sel felaketinin son olmayacağını, daha onlarcasının yaşanacağını ifade ediyor.

Prof. Murat Türkeş’e göre de felaketlerin önüne geçmek için akıllı yeşil kent sistemini hayata geçirerek, betonu azaltıp toprak ve yeşil alanları artıracak, akarsu kanallarını yeniden canlandıracak adımlar atılmalı. Türkeş, altyapı sistemleri hazırlanırken kesinlikle doğa bilimciler, fiziki coğrafyacılar, klimatologlarla birlikte çalışılması gerektiğine vurgu yapıyor.

Paylaşın