Türkiye, Görülmemiş Sıcaklarla Kavrulacak

Almanya merkezli Max Planck Ensititüsü ve Kıbrıs Enstitüsü’nün ortak araştırmasına göre, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da hava sıcaklığı yakın zamanda benzeri görülmemiş bir şekilde artacak.

Max Planck Ensititüsü’nün bilim dergisi Reviews of Geophysics’de yayımlanan rapora göre; Türkiye dahil bölgedeki ülkelerin gelecek yıllarda sıcak hava dalgaları, kuraklık, toz fırtınaları, aşırı yağış gibi krizler yaşayacağına dikkat çekildi.

Araştırmada, gereken önlemler derhal alınmazsa Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’nun çok ciddi bir iklim krizinin etkisi altına gireceği belirtildi. Bölgenin “iklim değişikliğinin merkezi” olarak tanımlandığı raporda, bölgede sıcaklık artış hızının küresel ortalamanın neredeyse iki katı olduğu vurgulandı.

Su ve gıda krizi yaşanacak

Bu yüzyılın sonuna kadar bölgede sıcaklıkların 5 dereceye kadar artacağı, özellikle yaz aylarında benzeri görülmemiş kavurucu sıcaklar yaşanacağı tahmin ediliyor.

Rapora göre yağış miktarının da azalmasıyla bölge çok ciddi bir su ve gıda krizi yaşayacak, tüm ekonomik sektörler krizden etkilenecek.

Tarım alanları yok olmanın eşiğinde

Bölgede yaşayan 400 milyon kişi çok yıkıcı etkilerle karşı karşıya kalacak. Su seviyelerinin yükselmesiyle birçok yerde kıyı bölgeler ve tarım alanları yok olmanın eşiğine gelecek.

Raporda, iklim krizinin vuracağı ülkeler arasında Türkiye’nin yanı sıra Yunanistan, Katar, Suriye ve Suudi Arabistan da yer aldı. Ayrıca siyasi krizlerin ve çatışmaların yaşandığı bölgede ülkelerin iklim kriziyle mücadele için bir araya gelmesinin zor olduğu da kaydedildi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Algler, İklim Krizini Çözebilir Mi?

Algler, sera gazları ve küresel iklim krizi ile ilişkili atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonunu azaltma stratejisinin bir parçası olarak kullanılabilir. Algleri bu kadar özel yapan şey, küresel iklim krizini ve alglerin küresel ısınmanın etkileriyle mücadeleye yardımcı olmada oynayabileceği rolü.

Haber Merkezi / Algler, çoğunlukla sulu ortamlarda bulunan plat benzeri özelliklere sahip fotosentetik organizmalardır.

Pigmentasyon türüne ve besin rezervlerine göre sınıflandırılan yedi tür alg vardır: Yeşil algler (Chlorophyta), euglenoidler (Euglenophyta), altın-kahverengi algler ve diatomlar (Chrysophyta), ateş algleri (Pyrrophyta), kırmızı algler (Rhodophyta), sarı -yeşil algler (Xanthophyta) ve kahverengi algler (Paeophyta).

Algler, dünyadaki oksijenin büyük bir miktarını (yaklaşık yarısı olduğu düşünülür) üretmektedir. Bu mucizevi bir durumdur. Dünya genelindeki bitki popülasyonu bunun sadece 1/10’e ulaşmaktadır.

Alglerin ana bileşimi karbonhidratlar, lipidler, proteinler, lutein, astaksantin ve fukoksantin gibi karotenoidler ve nükleik asitler içerir.  Spesifik bileşim alg türüne bağlıdır ve ayrıca geliştirme yönteminden de etkilenmektedir.

Alglerin büyüyebilmesi için karbon tutması, bu organizmaları sera gazlarının ve iklim değişikliğinin önemli bir nedeni olan karbonun azaltılmasında paha biçilmez bir varlık haline getiriyor.

İklim değişikliği sorunu

İklim değişikliği, atmosferindeki sera gazlarındaki artış nedeniyle zaman içinde ortalama sıcaklık ve hava düzenlerinde meydana gelen değişiklikleri ifade eder.

Sanayileşme, okyanus asitlenmesi, toprak erozyonu ve ormansızlaşmanın yanı sıra sera gazı emisyonlarının tümü iklim değişikliği sürecinde yer almaktadır. CO2 seviyelerindeki eş zamanlı artış, ısınma potansiyelinin yarısından fazlasını oluşturur.

Atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonunun azaltılması iklim krizi için bir önemli bir çözümdür. Bu çözüm, fiziksel ve biyolojik olarak ikiye ayrılmaktadır.

Biyolojik açıdan, bitkiler ve algler tarafından gerçekleştirilen CO2 sekestrasyonunu içeren fotosentez, açık ara en çevre dostu ve sürdürülebilir çözümdür. Bu süreç, ağaçlandırma, okyanus gübrelemesi ve mikroalg ekimi gibi  iyileştirmelerle desteklenmektedir.

Mavi karbon

Mavi Karbon, okyanus ve kıyı ekosistemleri tarafından tutulan karbonu ifade eder. Mavi karbon; tuz bataklıkları, deniz otu çayırları veya mangrov ormanları ve tüm dünyadaki okyanusları içeren kıyı ekosistemleri tarafından tutulan karbondur.

Mavi karbon habitatları, karbon yakalamada karasal ormanlardan bile daha etkilidir. Bu nedenle, bu ortamlar, atmosferik karbondioksitin azaltılmasına yardımcı olmak için doğal ve yapay karbon bataklıkları arayışında kilit alanlar halindedir ve dünyanın her yerinde bulunmaktadırlar.

Bu ekosistemler, atmosferde mevcut olan karbon dioksitten tuttukları büyük karbon rezervlerini yakalar ve daha sonra karbonu çökeltilerde biriktirirler.

Biyoenerji rezervi mi?

Algler aynı zamanda sürdürülebilir enerji kaynağıdır. Biyoenerji, biyolojik kaynaklardan elde edilen malzemelerden sağlanan yenilenebilir enerjidir. Biyokütle, güneş ışığını kimyasal enerji şeklinde depolayan herhangi bir organik malzemedir.

Paylaşın

Muson Yağmurlarının Vurduğu Pakistan İçin Uluslararası Dayanışma Çağrısı

14 Haziran’dan bu yana Pakistan’da etkili olan muson yağmurları  441’i çocuk olmak üzere 1265 kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu. 33,4 milyon kişi de yağmurlar sonrası oluşan sellerden etkilendi.

Bianet’te yer alan habere göre, sel nedeniyle Sindh eyaletinin Sehvan Şerif kentinde evlerini terk etmek zorunda kalan yurttaşlar güvenli bölgelere geçti. Sağlık yetkilileri, şiddetli selin milyonlarca insanı yerinden etmesinin ardından büyük çaplı salgın hastalıklar konusunda uyardı.

Aylardır süren şiddetli yağışların insanları mahsur bırakması ve temiz suya erişiminin kısıtlanmasıyla ishal ve sıtma vakalarında artış olduğu bildirildi.

4 Eylül’de The Guardian’a konuşan Pakistan İklim Değişikliği Bakanı Sherry Rehman, birincil kirleticilerin birinci dünya ülkeleri olduğunu, ancak faturayı yoksulların ödediğini söyledi.

Rehman zengin ülkelerin, küresel ısıtmanın yükünü çeken gelişmekte olan ülkelere tazminat ödemesi gerektiğinin altını çizdi.

Çevrimiçi buluşma çağrısı

Pakistan’daki iklim felaketine dair İklim Adaleti Hareketi oluşumu 9 Eylül’de tüm dünyada etkili olmasını planladıkları kitlesel bir eyleme hazırlanıyor.

Hazırlıklar kapsamında bugün (5 Eylül) Türkiye saatiyle 16.00’da çevrimiçi bir bilgilendirme toplantısı düzenlenecek.

İklim Adaleti Hareketi’nin, eylem çağrısında şu ifadelere yer verildi:

“Pakistan’ın üçte biri sular altında kaldı, binlerce kişi öldü, evler yıkıldı ve topraklar yok oldu. Pakistan iklim krizinden en az sorumlu olan ülkelerden biri, ancak en çok acıyı o çekiyor.

“Fosil yakıt endüstrisi ve onu destekleyen kapitalist sistem, krizin doğrudan sorumlusu. Bu sistemi yıkmalı, uluslararası dayanışmayla sorumlularını şimdi durdurmalıyız!

Pakistan için iklim tazminatları

“Yüzyıllardır sömürgeleştirilen ve sömüren ülkelerin ve iklim yıkımından çıkar sağlayan şirketlerin, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Pakistan’ın borçlarını silmesiyle başlayarak tazminat ödeme ve sorumluluk alma zamanı geldi.

“Her yerde insanları fosil yakıt altyapısına veya finans kuruluşlarına karşı doğrudan eylemlerde bulunmaya veya 9 Eylül’de sokaklarda kitlesel bir gösteri düzenlemeye çağırıyoruz.

“Bugün sahada neler olduğunu dinleyeceğiz. Eylem günü için siyasi çerçeveyi ve talepleri anlayacağız, halihazırda neler planlandığını öğreneceğiz ve tüm soruları ele alacağız.

“Fridays For Future Balochistan’dan Yusuf Baluch, Ammar Ali Jan ve Dr Alia Haider ve Pakistan’dan diğer aktivistler ile birlikte olacağız.”

Paylaşın

İklim Krizi Bal Arılarının Ömrünü Kısaltıyor

Kahverengi ve kırmızımsı renkte bir parazit türü olan varroa akarı, arılarda aynı adı taşıyan bir hastalığa neden oluyor. Türkiye’de arıcılığı tehdit eden hastalıklar arasında yer alan varroa, arıların sağlığını etkilediği gibi arıcılık sektörüne de büyük zarar veriyor.

Arılarda verim düşüklüğüne ve sektörde ekonomik zararlara neden olan varroa hastalığı, son olarak 2022 Haziranı’nda Avustralya’da çok sayıda kolonide tespit edildi. Hastalık nedeniyle ülkede biyogüvenlik önlemleri alındı.

Varroa akarlarının arılar üzerindeki etkisi hakkında Anadolu Ajansı’na konuşan Dr. Öğretim Üyesi Devrim Oskay, dünya üzerinde arı koloni varlığı ve genetik çeşitlilik açısından Türkiye’nin önemli bir kaynak olduğunu belirtti.

Türkiye’de görülmesi

Dünya genelinde 30 bal arısı ırkı bulunduğu ve bunların beşinin Türkiye’de yaşadığını söyleyen Oskay, “Ülkemiz yaklaşık sekiz milyon bal arısı kolonisine ev sahipliği yapıyor. Dünyada koloni başına düşen bal verimi ortalaması 24 kilogram. Bal arısı koloni varlığı ve genetik çeşitlilik bakımından ülkemiz dünyada ön sıralardayken, koloni başına ortalama 15 kilogram bal verimi nedeniyle alt sıralara düşüyoruz,” dedi.

Olumsuz iklim koşulları, hastalık ve zararlılar nedeniyle Türkiye’de yaklaşık her yıl yüzde 10-40 koloni kaybı yaşandığını ifade eden Oskay, varroanın ilk olarak 1963’te Avrupa’daki bal arılarında tespit edildiğini, Türkiye’de ise 1970’li yılların başından itibaren görüldüğünü söyledi.

Hastalıkla mücadele

Varroanın, bugün dünyanın her ülkesinde bal arılarını tehdit ettiğini aktaran Oskay şöyle devam etti:

“Varroa akarları yetişkin bal arıları üzerinde beslenip yaşayabildikleri gibi gelişmekte olan kuluçkadaki larva ve pupalar üzerinde beslenip çoğalarak bal arılarının zayıf düşmesine, yaşam sürelerinin azalmasına, arı kolonisinde deforme kanat gibi virüslerin yayılmasına ve belli bir süre sonra kolonilerin çökmesine neden olabiliyor. Bugün varroa, dünyada arıcılık sektörünün en büyük problemi olarak görülüyor.”

Hastalıkla mücadelede karantina veya koloni imhasına başvurulamayacağını söyleyen Oskay, “Varroa ile mücadelede doğa dostu telli dip tahtası, pudra şekeri, organik asitler, aromatik, tıbbi bitki özleri ve yağları, kuluçkaya yüksek sıcaklık uygulaması, ıslah ve bunun gibi uygulamalar sentetik kimyasal kalıntı sorununun çözümü olarak görülüyor,” dedi.

Varroa nedir?

Kahverengi ve kırmızımsı renkteki bir parazit türü olan varroa akarı, arılarda aynı adı taşıyan bir hastalığa yol açıyor. Varroa, dünya arıcılık sisteminin en önemli problemleri arasında görülüyor.

Araştırmalar, iklim krizinin bal arısı kolonileri üzerinde stres yarattığını ve buna bağlı olarak da varroa akarının etkisini yükselttiğini ortaya koyuyor.

İklim krizine bağlı olarak bitki türlerinin yok olması, bitkilerin nektar ve polen salgılamalarının azalması, bal arılarının açlıkla veya yetersiz beslenmeyle karşı karşıya kalabileceğini gösteriyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Su Felaketleri Küresel Ekonomiyi Trilyonlarca Dolar Zarara Uğratabilir

Giderek kötüleşen kuraklık, şiddetli yağış, fırtına ve sel gibi suyla bağlantılı felaketlerin maddi ve manevi zararları olduğu tartışmasız. Ancak bugün açıklanan bir rapor, gelişmiş ekonomilerde yaşanan bu tür felaketlerin küresel ekonomiye olan etkisini gözler önüne serdi.

Rapora göre, dünyanın gelişmiş ülkelerinde suyun neden olduğu felaketlerin küresel ekonomiye olan zararı 2050’de 5,6 trilyon dolara ulaşacak.

“Aquanomics” başlıklı bir rapor, Avustralya merkezli mühendislik ve çevre danışma şirketi GHD tarafından hazırlandı. Şirket suyun bir toplumun deneyimleyebileceği “en yıkıcı güç” olduğunu belirterek azının da çoğunun da tehlikeli olduğunun altını çizdi.

Çin ve Güney Kore sellerle mücadele ederken, aşırı yağış Hindistan’ın temiz su ve elektrik tedarikini engelledi. Son 500 yılın en kurak zamanlarını yaşayan Avrupa kıtasında çiftçiler ürün yetiştirmekte zorlanıyor. Pakistan ise henüz taze olan sel felaketinin yaralarını gelen yardımlarla sarmayı umuyor.

Dünyanın dört bir yanında toplulukların artan iklim olaylarının etkisini şimdiden hissettiğine dikkat çekilen raporda, bu toplulukların korunması için harekete geçmenin önemi vurgulandı.

Sadece 2021’de dünya genelinde 100 milyon insanın sel, fırtına ve kuraklıktan etkilendiği bildirilen raporda, su sektörünün değişime öncülük etme fırsatına sahip olunduğu belirtilerek, daha fazla yatırımın, inovasyonun ve entegre su yönetiminin gerektiği kaydedildi.

Rapor yedi ülkeyi kapsıyor

Yedi ülkedeki su risklerini değerlendiren rapor Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Çin, Kanada, Filipinler, Birleşik Arap Emirlikleri ve Avustralya’yı kapsıyor. Küresel sigorta verilerini ve olağanüstü olayların farklı sektörleri nasıl etkileyebileceğine dair bilimsel çalışmaları kullanarak hazırlanan raporda ülkelerin derhal karşı karşıya kaldığı kayıpların yanı sıra, küresel ekonomiye verdiği zararlara ilişkin de tahmin yürütüldü.

Buna göre dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’de 2050 yılı itibarıyla toplam 3,7 trilyon dolar kayıp yaşanabilir ve gayri safi yurt içi hasılası(GSYİH) o tarihe kadar her yıl yüzde 0,5 küçülebilir. Filipinler için GSYİH’de kayıp oranı yüzde 0,7, Çin ve Kanada için yüzde 0,2, İngiltere ve Birleşik Arap Emirlikleri içinse yüzde 0,1 olarak gerçekleşebilir.

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin ise yüzyıl ortasında yaklaşık 1,1 trilyon dolar kümülatif kayıpla karşı karşıya kalabilir.

Hangi sektörler an ağır etkilenebilir?

Değerlendirmede ele alınan beş büyük sektörden küresel ekonomi için en hayati olan üretim ve dağıtım, bu felaketlerden en kötü etkilenen sektör de olabilir. Rapor, su kıtlığının üretimi aksatırken, fırtına ve sellerin altyapı ve envanteri tahrip edebileceğine dikkat çekiyor ve bunun maliyetinin 4,2 trilyon doları bulabileceğini belirtiyor.

Tarım sektörü ise kuraklık ve aşırı yağıştan en ağır şekilde etkilenebilecek bir diğer sektör. Rapora göre, bu felaketlerin yol açabileceği kayıpların 2050’de 332 milyar doları bulması olası. Suyla ilgili felaketlerden etkilenebilecek diğer sektörler de perakende sektörü, bankacılık ve enerji olarak sıralanıyor.

Bu yıl Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda küresel uzman grupları su ekonomisini araştıracak yeni bir komisyon kurduklarını açıkladı. Komisyon, su yönetimi konusunda karar vericilere faydalı tavsiyeler sunabilmeyi amaçlıyor.

Komisyonun eş başkanı Tharman Shanmugaratnam Reuters haber ajansına verdiği bilgide suyun yönetiminin, iklimin beraber değerlendirilerek “dönüştürülmesi” gerektiğinin altını çizdi ve “Bunu yapmanın maliyeti önemsiz değil, aksine aşırı hava koşullarının yol açabileceği yıkımın maliyeti yanında cüce kalır açıklamasında bulunmuştu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Avrupa’nın Yarısı Kuraklık Tehdidi Altında

Avrupa Kuraklık Gözlem Dairesi’nin hazırladığı ilgili rapora göre, 10 Ağustos itibarıyla kıtanın yüzde 47’lik bölümü kuraklık tehlikesi altında. Avrupa’nın yüzde 17’lik kısmında ise söz konusu tehdidin çok ağır ve endişe verici boyutta olduğu bildirildi.

Uzmanlar tarafından hazırlanan bir rapor Avrupa’nın nerede ise yarısının kuraklık tehdidi alında olduğunu ortaya koydu. Avrupa Kuraklık Gözlem Dairesi’nin hazırladığı ilgili rapora göre, 10 Ağustos itibarıyla kıtanın yüzde 47’lik bölümü kuraklık tehlikesi altında. Avrupa’nın yüzde 17’lik kısmında ise söz konusu tehdidin çok ağır ve endişe verici boyutta olduğu bildirildi.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’na bağlı bir kurum olan Kuraklık Gözlem Dairesi, yaşanan kuraklığın tarımda pek çok ürünün hasadını son derece olumsuz etkilediğini; bunların içinde de en fazla etkilenenlerin mısır, soya fasulyesi ve ayçiçeği olduğunu aktardı.

Dairenin Pazartesi günü kamuoyu ile paylaştığı raporda, Avrupa’nın pek çok bölgesini sene başından bu yana etkisi altına alan kuraklığın, Ağustos ayı başından itibaren daha da ağırlaştığı ve kötüleştiği bildirildi. Buna sebep olarak, yağısların azalması ve Mayıs ayından bu yana yaşanan sıcak hava dalgaları gösteriliyor. Kuraklık nedeniyle ayrıca bir yandan nehirler kururken, diğer yandan enerji santrallerinde de aksaklıklar yaşandığı raporda yer aldı.

Kuraklıktan etkilenen Avrupa ülkeleri

Avrupa Kuraklık Gözlem Dairesi’nin raporuna göre, kuraklık tehlikesinin en fazla arttığı Avrupa ülkeleri, İtalya, İspanya, Portekiz, Fransa, Almanya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Romanya, Macaristan, Sırbistan’ın kuzeyi, Ukrayna, Moldova, İrlanda ve Birleşik Krallık. 2022 yılının henüz bahar aylarında kuraklık tehlikesi yaşayan İtalya’nın kuzeyi, Fransa’nın güneydoğusu ve Macaristan ile Romanya’daki bazı bölgelerde durumun daha da kritik bir hale geldiği söz konusu raporda vurgulanırken, özellikle Akdeniz’in batısında hava sıcaklığının Kasım ayına kadar mevsim normallerinin üzerinde seyredeceği öngörüsünde bulunuldu.

Son günlerde görülen yağışların Avrupa’nın bazı bölgelerindeki kuraklığı bir nebze azaltmış olabileceği de belirtilirken, bazı bölgelerde ise bu yağışlarla birlikte gelen fırtınaların, yağışların olumlu etkisini azaltan zararlara ve kayıplara yol açtığı bildirildi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Çin, Kuraklıkla Başa Çıkmak İçin ‘Bulut Tohumlamaya’ Başladı

Çin, iki aydan fazla süredir tarım ve hayvancılığı tehdit eden, bazı bölgelerde elektrik üretiminde kesintilere sebep olan şiddetli kuraklık ve rekor kıran sıcak hava dalgasıyla baş etmeye çalışıyor.

Ülkenin orta ve güneybatı bölgelerinde yağışları artırmak amacıyla bulut tohumlama yapılıyor.

Çin Ulusal İklim Merkezi’ne göre, 64 gün süren bu dönem ülkede 1961’den bu yana yaşanan en uzun sıcak hava dalgası olarak kaydedildi.

Asya’nın en uzunu olan Yangtze Nehri’nin su seviyesi rekor derecede azaldı.

Ülkenin bazı bölgelerine normalin yarısından daha az yağış düştü.

Yetkililer, hidroelektrik rezervlerinin yarı yarıya azaldığını söylüyor.

Bu durum enerji şirketlerini de baskı altında bıraktı.

Yerel basın, kuraklıktan etkilenen Yangtze Nehri çevresindeki illerde, yağmursuzlukla mücadele etmek için bulut tohumlama operasyonlarına yöneldiğini bildiriyor. Yani bulutlardan düşen yağış miktarını artırmak için havaya çeşitli kimyasal maddeler yayacak roketler fırlatılıyor.

Elektrik sıkıntısı

Siçuan eyaleti ve komşu illerdeki sıcaklıklar 40 santigrat dereceyi aştı.

Reuters’ın yerel gazete Sichuan Daily’den aktardığına göre, eyaletteki devlet dairelerinden klimalarını 26 derecenin altında tutmaları ve çalışanlardan mümkünse asansör yerine merdiven kullanmaları istendi.

Milyonlarca bölge sakini de elektrik kesintilerine maruz kalıyor.

Yerel basında çıkan haberlere göre, eyalette bulunan yaklaşık 5,4 milyon kişinin yaşadığı Dazhou şehrinde elektrik kesintileri üç saat kadar sürebiliyor.

Ayrıca eyaletteki fabrikalar, güç kaynaklarını evlere yönlendirmek için alınan acil durum önlemlerinin bir parçası olarak, üretimi kesmek veya işi durdurmak zorunda kalıyor.

Siçuan havzası ve orta Çin’in büyük bölümlerinde yüksek sıcaklıkların 26 Ağustos’a kadar devam edeceği öngörülüyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

İklim Değişikliği Bulaşıcı Hastalıkları Körüklüyor

Bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkıp yayılmasının en önemli nedenlerinden biri de insan kaynaklı iklim değişikliği. Bu sonuç, “Nature” adlı bilim dergisinde yayınlanan Hawaii Üniversitesi’nin bir çalışmasında tespit edildi.

Hawaii Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Profesörü ve araştırmanın baş yazarı Camillo Mora, araştırmanın sonucunu “Sera gazı emisyonlarının sağlık için bu kadar büyük bir tehdit olduğunu görmek gerçekten ürkütücü” şeklinde özetledi.

Araştırmacılar 800’ün üzerinde bilimsel araştırmayı inceleyerek bulaşıcı hastalıkların yüzde 58’inin iklim değişikliği nedeniyle daha da vahim hale geldiğini tespit etti. Üç binden fazla bireysel vakada bu yönde bir bağlantı kanıtlandı. Araştırmaya göre, incelenen 375 hastalıktan 160’ı sıcaklık, 121’i sel, 71’i fırtına, 81’i kuraklık ve 43’ü de ısınan denizler nedeniyle daha olumsuz bir seyretti.

Kuraklık ve fırtınalar nedeniyle su kirliliği

İklim değişikliği ve hastalıklar arasındaki bağlantılar oldukça farklı etkenler içeriyor. Örneğin kuraklıkların tetiklediği su ve gıda kıtlığı, vahşi hayvanların yerleşim alanlarına yaklaşmasına neden olabiliyor. Bu durum, insanların, hayvanlar veya parazitler tarafından bulaştırılan bir hastalığa yakalanma riskini artırıyor.

Kuraklık aynı zamanda insanların kirli su içmek zorunda kalabileceği anlamına da geliyor. Bu durum ishalli hastalıklara veya koleraya yol açabiliyor.

Fırtınalar, şiddetli yağmurlar ve seller yollara, elektrik hatlarına veya kanalizasyon sistemlerine zarar vermenin yanı sıra temiz içme suyu tedarikini de aksatabiliyor. Bu tür durumların hepatit A ve E, rotavirüs ve tifo salgınlarına neden olduğu biliniyor.

Bir başka nokta da bağışıklık sisteminin, örneğin kuraklık veya sıcak hava dalgalarının yol açtığı yetersiz beslenme nedeniyle zayıflaması ve hastalıklara karşı daha duyarlı hale gelmesi. Aynı şekilde yine aşırı hava koşullarının neden olduğu stres de hayvanların yanı sıra insanların bağışıklık sistemini zayıflatabiliyor.

Bilim insanları, toplamda iklim değişikliğinin hastalıkların ortaya çıkmasını teşvik edebileceği 1000’den fazla farklı yol tespit etti.

Egzotik hastalık taşıyıcıları Avrupa’da

Yüksek sıcaklıklar sadece patojenlerin yayılmasını veya enfeksiyon riskini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda “vektörler” olarak adlandırılan taşıyıcıların yayılmasını da kolaylaştırıyor. Bunlar, örneğin sıcak bölgelerde kolay üreyen sivrisinekler veya keneler olabiliyor. Küresel ısınma nedeniyle artık daha önce görülmedikleri bölgelerde de yaşayabiliyorlar.

Çalışmada, iklim değişikliği nedeniyle artış gösteren 100’den fazla vektör kaynaklı hastalık tespit edildi.

Hamburg’daki Bernhard Nocht Tropikal Tıp Enstitüsü’nden (BNITM) Dr. Renke Lühken DW’ye yaptığı açıklamada, “Almanya’da ve Avrupa’da iklim değişikliğiyle bağlantılı hastalık vakalarının patojenler üzerindeki etkisini daha şimdiden gözlemliyoruz” diyor.

Lühken, uzmanların özellikle Asya kaplan sivrisineğinin yayılmasından endişe duyduklarını söylüyor ve ekliyor: “Bu virüs şu anda Avrupa’nın büyük bir bölümünde görülüyor ve özellikle Akdeniz bölgesindeki chikungunya virüsü ve dang humması salgınlarını tetikliyor.”

Zika virüsü ve dang humması yüksek ateş, deri döküntüsü, şiddetli baş ağrısı, kemik ve uzuv ağrılarına neden oluyor. ABD’deki Georgia Üniversitesi’nden araştırmacılar 2020 yılında yaptıkları bir bilimsel çalışmada, 2050 yılına kadar 1,3 milyardan fazla insanın, zika virüsünün yayılabileceği bölgelerde yaşayacağı uyarısında bulunmuştu. Ayrıca 700 milyondan fazla kişi, çeşitli bulaşıcı hastalıkların daha kolay yayılmasını mümkün kılan aşırı sıcak bölgelerde yaşayacak.

BNITM’den Dr. Lühken, “Bu endişe verici bir durum. Zira söz konusu patojenlerden sadece birkaçı için onaylanmış aşılar mevcut” diyor.

Sera gazı emisyonları azaltılmalı

Tüm bulaşıcı hastalıkların yüzde 17’si vektörler tarafından bulaştırılıyor. Her yıl yaklaşık 700 milyon insan sivrisinek kaynaklı bir hastalığa yakalanıyor ve bir milyondan fazlası hayatını kaybediyor.

Nature dergisinde yayınlanan bilimsel çalışmanın araştırmacılarına göre, iklim değişikliği nedeniyle artan hastalık yayılımını önlemek ya da buna uyum sağlamak zor, hatta neredeyse imkânsız. Zira patojenler ve bulaşma yolları oldukça fazla. Bu nedenle sera gazı emisyonlarını azaltmak için daha “agresif eylemler” gerekiyor.

(Kaynak: Deutsche Welle)

Paylaşın

Yüksek Sıcaklıklar Kertenkelelerin ‘Yaşlı’ Doğmasına Yol Açıyor

Yüksek sıcaklıklar bazı hayvan popülasyonlarında kaosa neden oluyor… İklim krizi nedeniyle bazı kertenkelelerin halihazırda yaşlı doğduğu, bir araştırmada ortaya kondu.

Independent Türkçe’de yer alan habere göre, bilim insanları, Fransa’nın hızla ısınan güneyindeki sürüngenlerin halihazırda zarar görmüş ve yaşlanmış DNA’larla doğduklarını, bu durumun hayatta kalma şanslarını etkileyebileceğini söylüyor.

Yüksek sıcaklıklar yangınların ormanlık alanları tahrip etmesine ve kıyı şeritlerinin aşırı ısınmasına neden olarak farklı hayvanlar için yerinden olma ve hatta ölüm gibi tahrip edici zincirleme etkilere yol açıyor.

Fakat doğuran, diğer adıyla bayağı kertenkele, tür sayısını ciddi şekilde azaltabilecek farklı bir sorunla karşı karşıya.

Fransa’daki araştırma enstitüsü Ifremer’den biyolog Andreaz Dupoue, ekibiyle birlikte ülkenin Massif Central dağlarında çalışarak kertenkelelerin genetik materyalini 10 yıl boyunca listeledi.

Kertenkelelerin kromozomlarının uçlarında bulunan ve DNA’nın geri kalanının yıpranmasını önleyen telomer adlı kapakları ölçtüler. Bu kapaklar kertenkele yaşlandıkça bozulmaya başlar ve nihayetinde uygun koruma sağlayamayacak hale gelir.

Artan sıcaklıklar telomerlerin erken zayıflamasına neden olabilir, dolayısıyla artık DNA’yı koruyamazlar.

İncelenen 10 kertenkele popülasyonundan biri, çalışma sürerken yok oldu.

Washington Post’a konuşan Dupoue, “Aslında epey üzücüydü” dedi ve ekledi:

“Bu gerçekten de çok hızlı gelişen bir şey.

Bir kez bu olaylar döngüsüne girdiğinizde, geri dönmek hayli zordur. Bu bir kısır döngü haline gelebilir.”

Fransa yılın üçüncü sıcak hava dalgasıyla boğuşurken ülkede sıcaklıklar 40 santigrat dereceye dayandı.

Çarşamba günü Toulouse kenti yakınlarında termometrelerin 40 santigrat dereceyi göstermesi beklenirken, Fransa’nın orta ve güney kesimlerinde 38 santigrat derecelik yüksek sıcaklıkların görüleceği tahmin ediliyordu. Toplamda yaklaşık 27 bölge için sıcaklar nedeniyle “turuncu” hava durumu uyarısı yapıldı.

Paris’teki yetkililer bölge sakinlerini “son derece dikkatli” olmaları ve mümkün olduğunca güneşte kalmamaları konusunda uyardı.

Paylaşın

Somali’yi Kuraklık Vurdu: Bir Milyon Kişi Evini Terk Etti

Doğu Afrika ülkesi Somali, son on yılın en kötü kuraklığı ile karşı karşıya. Birleşmiş Milletler (BM) ve Norveç Mülteci Konseyi (NRC), Somali’de kuraklık yüzünden 2021 yılı ocak ayından bu yana yaklaşık 1 milyon kişinin evini terk etmek zorunda kaldığını bildirdi.

Somali’de sadece, bu yıl içinde ülke içinde evini terk etmek zorunda kalanların sayısı ise 750 bine ulaştı. Gelecek aylarda bu ülkede açlık tehlikesi yaşayanların sayısının ise 7 milyona ulaşması bekleniyor.

NRC Somali Temsilcisi Muhammed Abdi, evini terk etmek zorunda kalanların sayısının bir milyona ulaşmasını “alarm verici işaret” olarak yorumlayarak, “Şu anda bütün ülkede kıtlık çekiliyor. Gittikçe daha fazla ailenin köylerinde su ve yiyecek olmadığı için her şeyden vazgeçmek zorunda kaldığını görüyoruz. Çok geç olmadan bu ülkeye mali yardımı artırmak için acil bir plana ihtiyaç var” dedi.

2021 ve 2022’de son 40 yılın en kurak dönemini yaşayan Somali’de küresel ısınma ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte artan gıda fiyatları, açlık sorununu daha fazla körüklüyor.

Dünya Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) geçen hafta yaptığı açıklamada, ülkedeki 8 bölgede eylül ayından bu yana kıtlık yaşandığı uyarasında bulundu.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Somali Temsilcisi Magatte Guisse, haziran ayında yaptığı açıklamada Somali, Kenya ve Etiyopya’da kuraklık yüzünden evlerini terk ekmek zorunda kalan 1.5 milyon kişi için acilen 42,6 milyon dolara ihtiyaç olduğunu bildirmişti.

Somali’de ülkenin neredeyse yüzde 90’ını kapsayan kuraklığın 4.5 milyon kişinin hayatını etkilediği düşünülüyor. En büyük nehir olan Juba Nehri’nin ise neredeyse tamamen kurumuş durumda olduğuna dikkat çekiliyor.

Kırsal bölgelerde köyler ve kasabalar terk ediliyor. Köylüler, hızla artan su ve gıda fiyatları yüzünden kentlere göç etmeye başlıyor.

Çok sayıda insan normal şartlarda gelir kaynakları olan hayvanlarıyla birlikte yola çıkıyor ama hayvanların birçoğu yolda ölüyor. Köylerde ise hareket edecek durumda olmayan yaşlılar yağmuru bekliyor veya gençlerin su getirmesini umuyor.

Kuraklık sadece Somali’yi değil, Afrika Boynuzu’nun tamamını ve kıtanın geri kalanının birçok bölgesini etkiliyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), Afrika’da insanların yaklaşık yüzde 25’inin gıda güvenliği krizi yaşadığını bildiriyor.

Uzmanlar ise krizin Rusya-Ukrayna savaşı yüzünden gölgelendiğini, tüm desteğin Ukrayna’ya yöneldiği ve Afrikalıların unutulduğunu söylüyor.

Afrika’da çalışan insani yardım kuruluşları, bölgedeki destek faaliyetlerinin çok ciddi bir finansman krizinden etkilendiğini ve gerekli bütçenin yalnızca yüzde 3’üne ulaşabildiklerini ifade ediyor.

Kuraklık, çok sayıda ailenin bölünmesine neden oluyor. Erkekler kentsel alanlarda iş ararken kadınlar ve çocuklar yardım bulunan bölgelere yöneliyor.

İnsani yardım kuruluşları bu bölgelere yardım göndermek için çalışmalarına devam ediyor, ancak yeterli maddi desteğe ulaşamadıkları durumda önümüzdeki haftalarda devam edemeyeceklerini söylüyor.

Paylaşın