DEM Parti’den “Orman Yangınları” Açıklaması: Sorumlusu AKP

Orman yangınlarına ilişkin açıklama yapan DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Halk hep beraber ağlarken, halkın yüreği kavrulurken; ne yazık ki bu ülkenin iktidarı süreci seyretmekle, ya Cumhurbaşkanı Başdanışmanı gibi sosyal medya hesabından dua etmekle ya da olaya kayıtsız kalıp aslında hiçbir şey olmamış gibi kafasını kuma gömmekle meşgul” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında güncel gelişmeleri değerlendirdi. Özellikle orman yangınları ve ihmallere dikkat çeken Koçyiğit, şunları söyledi:

“Ülkenin dört bir yanında başlayan ve gün geçtikçe de yayılan orman yangınlarıyla ilgili açıklama yapacağız. Bununla ilgili partimizin görüş ve düşüncelerini sizlerle paylaşacağız. Sadece ülke değil, gerçek anlamda yüreğimiz de yanıyor; geleceğimiz, toprağımız yanıyor. Bununla beraber milyonlarca canlı da yanıp kül oluyor. Her yangının içimizi dağladığını, her yangında bu ülkede milyonlarca insanın sessiz gözyaşları döktüğünü de biliyoruz. Halk hep beraber ağlarken, halkın yüreği kavrulurken; ne yazık ki bu ülkenin iktidarı süreci seyretmekle, ya Cumhurbaşkanı Başdanışmanı gibi sosyal medya hesabından dua etmekle ya da olaya kayıtsız kalıp aslında hiçbir şey olmamış gibi kafasını kuma gömmekle meşgul.

“Bu yangınların en büyük sorumlusu önlem almayan AKP hükümetidir”

Yıllardır iklim krizinin artan etkilerinden bahsediyoruz. Bu konuda iktidar ve hükümete çağrı yapıyoruz ama ne yazık ki bütün bu çağrılarımızı duymayan, görmezden gelen bir akılla karşı karşıyayız. Ormanlar yanıyor, insanlar yaşamını yitiriyor, börtü böcek yok oluyor. Binlerce insan tahliye adı altında yaşam alanlarından bir nevi sürülüyor, başka bir yere gitmek zorunda bırakılıyor. Ülkenin milyonlarca liralık kaynağı yanıp kül oluyor. Bütün bunlara kader dememizi ve doğal karşılaşmamızı bekleyen bir anlayış, doğru dürüst bir açıklama yapmadan bunları normalleştirmeye çalışıyor. Öncelikle bir kez daha söyleyelim: Bu yangınların sorumluluğunu sadece iklim krizine ve artan hava sıcaklığına yüklemek en büyük haksızlıklardan biridir.

Bu yangınların en büyük sorumlusu önlem almayan AKP hükümetidir, önlem almayan kurumlardır ve bakanlığın bizzat kendisidir. Dün Bursa’da bir su tankerinin devrilmesi sonucu yaşamını yitiren 3 işçiyi, daha önce Seyitgazi’de yaşamını yitiren 5 AKUT gönüllüsünü ve 5 orman işçisini ve geçen yıl Diyarbakır’da meydana gelen yangınlarda yaşamını yitiren 15 insanımızı rahmetle anıyorum. Kendilerine Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum. Halklarımızın başı sağ olsun.

Bu ölümleri başsağlığı dileyerek geçiştirmeyi de kabul etmiyoruz, vicdanımız bunu kabul etmiyor. Bunlar kader değil önlenebilecek ölümlerdir. Ama Türkiye’de ne yazık ki bunlar önlenemediği için, insan yaşamı sudan ucuz olduğu için her gün yeni ölümlerle karşı karşıya kalıyoruz. Bir hafta önce ameliyat olmasına rağmen yangın söndürmeye gönderilen ve bu sırada kalp krizi geçiren işçiden de bahsetmek istiyorum. Bir hafta önce ameliyat olan işçinin dinlenmesi gerekirken orman alanlarına gönderilmesi sağlık ve yaşam hakkının göz göre göre hiçe sayılmasıdır. Bütün bunlara dönüp bakanın olmadığını görüyoruz.

Sadece orman yangınları başladığında değil, geçtiğimiz bütün kış boyunca orman yangınlarına ve gelecek tehlikeye dikkat çekmeye çalıştık. Dilimiz döndüğünce önlem alınması gerektiğini ifade ettik, bu önlemleri de sıraladık. Yangın söndürme uçaklarının sayısının artırılması, her türlü ekipmanın yenilenmesi, özellikle de elektrik nakil hatlarının ve trafoların yenilenmesi ve bakımlarının yapılması gerektiğini ifade ettik. Bu konuda hızlı bir şekilde yol alınması gerektiğini ifade ettik.

Ancak ne yazık ki Türkiye’de her şeyi özelleştiren iktidar ve özele devrettikten sonra sırtını dönüp bakan anlayış, bugün hem yangınların çıkmasının hem de bu yangınların yayılmasının ve can kayıplarının birinci derecede sorumlusudur. Sadece biz yapmadık bu uyarıları, aynı zamanda ilgili kurumlar ve uzmanlar da birçok çağrı yaptı. Bu konuda alınması önemleri tek tek sıraladılar. Ne yazık ki onların da sesi duyulmadı, onların da yaptığı çağrılara hiç kimse kulak vermedi.

Sadece birkaç ille, bir bölgeyle sınırlı bir yangından bahsetmiyoruz. Bu yıl 18 ili kapsayan devasa bir yangından bahsediyoruz. Neredeyse ülkenin en büyük orman habitatları yok olmakla yüz yüze kalmış. Devasa ormanlar günlerce yanıyor. Geçmişte 24 saatte kontrol alınan yangınlar, şimdi günlerce devam ediyor ve kontrol altına alınamıyor. Eş zamanlı çıkan yangınlar işgücü ve ekipmanların bölünmesine neden oluyor ve bu da müdahaleyi zorlaştıran bir etken. Sadece İletişim Başkanlığının verilerine bakacak olursak; 1 Ocak- 6 Temmuz arasında 1351’i ormanlık alan ve 1830’u orman dışı alan olmak üzere toplam 3181 yangın çıktı. Sadece Haziran ve Temmuz 2025’te, yani bir aylık süreçte en az 650 yangın çıktı.

Bu yangınlar binlerce hektar alana tekabül ediyor. 23-24 Temmuz arasında, yani 2 günde 10 bin hektar alan yanmış. Bu 2-3 günde yanan orman alanı en az 15 bin futbol sahasına tekabül ediyor. Bu anlamıyla, burada devasa bir felaketle karşı karşıya olduğumuz ortada. Sıradan bir yangından bahsetmediğimizin, önümüzdeki onlarca yılı etkileyecek devasa bir felaketle karşı karşıya olduğumuzun altını çizmek gerekiyor. Bu yangınlar sadece can kayıplarına, orman örtüsünün yok olmasına, işçilerin yaşamlarını mal olmuyor; aynı zamanda büyük ekonomik kayıplara da neden oluyor. Sadece tek bir ilde yangın söndürme maliyeti, uçak ve helikopter gibi belli başlı kalemlerde bile en az 2-3 milyon arasında.

Sadece bir örnek vereceğim. Ezine’de 4 saatlik yangın söndürme müdahalesi 2 milyon 796 bin lira. Bu ne demek? Aslında zamanında önlem almayanların hem can kayıplarıyla hem ekonomik kayıplarla hem de orman örtüsü kayıplarıyla ülkeyi mahvettiğinin en açık göstergelerinden biri. Sadece Hatay’daki yangınlarda iki günde 1680 kişi, Bursa’da 1765 kişi -ki bu rakamları sürekli güncellemek gerekiyor- tahliye edilmek zorunda kalmış. Yani aslında yaz başından beri on binlerce insanın kendi yaşam alanlarını, evlerini ve yurtlarını terk etmek zorunda kaldıklarını görüyoruz. Bunu hafifsemek, sıradanlaştırmak ve görmezden gelmek asla ama asla kabul edilebilir bir durum değildir.

Yine artan küresel ısınma ve iklim kriziyle beraber geçmiş yıllara göre de orman yangınlarının sayı ve oran olarak arttığını görüyoruz. 2025’in ilk 6 ayında çıkan yangınlar 2024’te çıkan yangın sayısının 3,4 katına tekabül ediyor. Yanan alan miktarı ise tam 25 kat artmış durumda. Son 2 günde 10 bin hektar alanın yanması geçmiş yıllara göre ne kadar büyük bir felaketle karşı karşıya olduğumuzu da gösteriyor. Bu hem ülke ortalamasının geçmiş yıllara göre üstünde bir oran hem de dünya ortalamasının üstünde. Burada en temel sorun tedbirsizlik, önlem almamaktır.

Özellikle elektriğin özelleştirilmesiyle beraber özel şirketlerin bakım onarımı bir maliyet olarak görüp kaçınması, ekipman ve insan gücü eksikliği de en temel sorunlardan. Orman Genel Müdürlüğünün 80 bin olması gereken personel sayısı bugün yarısı kadar, yani 40 bin civarında. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Yine yangın söndürme için kadro sayısı normalde 25 bin olmalıyken, sadece 12 bin personel var ve bunların çoğunun kayıtlı olmadığını görüyoruz. Maliye personel almayın diyor, kemer sıkma politikası uyguluyor.

Ama bu kemer sıkma politikası şu ana kadar 14 insanın yaşamına mal oldu, bu yıl yaşanan yangınlarda milyonlarca doların kaybedilmesine neden oldu. En önemlisi de orman habitatının yok olmasına neden oldu. Umarım Maliye Bakanlığı bugüne kadar yaptığı bu yanlış uygulamayı gözden geçirir. Orman işçisi almanın bir maliyet olmadığını, orman işçisinden tasarrufun bütün geleceğimizi yok edecek bir uygulama olduğunu görür. Buna göre göre bir yaklaşımı ortaya koyar diye umuyoruz.

“İHA-SİHA teknolojisini niye yangınlarla mücadelede kullanmıyorsunuz?”

Bakanın geçen yılki bütçe konuşmasını hatırlayalım. Her şey güllük gülistanlıktı, teknik rakamları sıraladı bize. “Yangınlarda ilk müdahale süresini 11 dakikaya düşürdük” dedi. ‘İHA kullanımında Avrupa’da birinciyiz’ dedi. “Yangın havuzları yaptık, arazöz helikopter sayımız arttı” dedi. Söyledi de söyledi. Günün sonunda ülke yangınlarla baş başa kaldığında, iki gündür Bursa’da olduğu gibi, gece görüşlü helikopter olmadığı için yangına müdahale edilemediğini gördük. Gönüllülerin ve canı pahasına evini korumak isteyen insanların yangının kent merkezine ulaşmasını engellediğini, yeterli arazöz ve personel olmadığını, erken uyarı sistemlerinin işlemediğini, yerel yönetimlerle ortalama bir koordinasyonun bile sağlanmadığını, yerel yönetim ve yerel halkın sürecin paydaşı kılınmadığını gördük.

Orman köylüsünün her geçen gün tasfiye edildiğini ve yaşam alanlarından sürüldüğünü, bu nedenle de geleneksel bilgi birikimi ve yangınları erken görme ve bildirme gibi meselelerin de ortadan kalktığını tek tek görüyoruz. Ama bütün bunlara rağmen Orman Bakanı çıkıp muazzam bir açıklama yaptı. ‘En iyi, hiç maliyetsiz yangın söndürme yolu bu yangının çıkmamasını sağlamaktır’ dedi. Gerçekten hayret, inanılmaz bir şey! Ülke yanıyor ve yarısı kavrulmuş küle dönmüş halde, Orman Bakanı ise en iyi yangın söndürme yolunun yangının çıkmasını engellemek olduğunu söylüyor. O zaman soruyoruz: Niye engellemiyorsunuz? Niye bu ülkedeki İHA-SİHA teknolojisini, erken uyarı sistemini gerçek anlamda orman yangınlarını engellemek için kullanmıyorsunuz? Ama bütün bu sorularımızın da havada kaldığını biliyoruz.

Bu çıkan yasaların sermaye lehine olduğunun, en önemlisi de mevcut mevzuatı sermayenin ve maden şirketlerinin lehine esnetmek için çıkarılan ticari yasalar olduğunun altını çizmek istiyoruz. Onun için buradan bir kez daha şunu ifade etmek gerekiyor: AKP’nin en büyük düşmanlığı doğaya karşıdır, halka karşıdır. Çok açık ve net. Bugün bu ülkede bu kadar çok orman yangını çıkıyorsa, bütün yeşil alanlar imara açılıyorsa, kıyı hattı orada yaşayan halka değil de bazı turizm şirketlerine peşkeş çekiliyorsa, KHK’lerle bu ülkenin bütün zenginlikleri üç beş sermaye şirketine veriliyorsa; bunun sorumlusu sermayeden yana olan iktidarın bizzat kendisidir.

Bu anlamıyla, doğayı korumaya, halkları korumaya, yaşamı korumaya devam edeceğiz. Bir taraftan yangınları konuşuyoruz, bir taraftan da sellerle boğuşuyoruz. İklim krizi tam da böyle bir şey. Öngörülemeyen büyük fırtınalar, büyük yangınlar, büyük sel felaketleri; bunlar tam da içinde bulunduğumuz iklim krizinin sonuçlarını tarif ediyor. Geçmiş yıllarda da dünya kadar sel oldu. Dere yataklarının ıslah edilmesi gerektiğini, dere yataklarının imara açılmaması gerektiğini söylemiştik. İmar planlarının kentin dokusunu ve risk alanlarını gözeterek uzmanlarla birlikte yapılması gerektiğini söylemiştik. Ancak hiçbirini dikkate almadılar, almamaya da devam ediyorlar.

Vekili olduğum Kars’ın Kağızman ilçesinde yağış sonucu sel etkili oldu. 8 köyümüz çok ciddi tahribat yaşadı, evler ve hayvan barınakları çok ciddi zarar gördü. Tek tesellimiz can kaybının olmaması. Fakat artık bu can kayıplarını olmamasının ötesinde, yitip giden diğer canlıların da hesaba katılması gerekiyor. Duranlar, Keşkıran, Yağlıca, Kuruyayla ve Güngendi başta olmak üzere 8 köy zarar gördü. Bu zararı gidermek için yine köylünün seferber olduğunu, köylünün yardımlaşma ve dayanışmayla süreci aşmaya çalıştığını görüyoruz.

Yine AFAD yok, yine devlet yok. Büyük bir devletsizlik kriziyle karşı karşıyayız. Yetkili kurumlar kafasını kuma gömüyor, neredeyse ilk anda görünüyor ama sonrasını takip eden yok. Zarar ziyanı tazmin eden yok. Köylünün, halkın yanında olmak yok. Sadece ve sadece sosyal medyada dua ederek süreci kurtarmaya çalışan bir akılla karşı karşıyayız. Oysaki devletin sorumluluğu önlem almaktır, duayı halkımız zaten ediyor. Yetkili kurumları dua etmeye değil icracı olmaya, görevlerinin gereklerini yerine getirmeye çağırıyoruz.

Bütün bunları ne için yaşıyoruz? Bütün bunların temelinde, kapitalist modernitenin doğayı bir sömürü aracı olarak görme zihniyetinin yattığını görüyoruz. Azami kar peşinde koşan şirketler ve iktidarlar doğayı geri dönüşü olmayan yıkımlarla baş başa bırakıyor. Kapitalizmin doğaya tahakkümü ve saldırısı, kaynakları sonuna kadar sömürme isteği ekosistemde büyük tahribatlara neden oluyor. Bunların sonucunda da buzulların erimesinden canlı popülasyonlarının azalmasına, türlerin yok olmasından sulama düzenlerinin değişmesine ve kuraklığa, canlıların barınma ve beslenme sorunlarından zorunlu göçlere kadar büyük bir küresel krizle karşı karşıya kalıyoruz.

DEM Parti olarak ekolojik ve demokratik paradigmamızla, insanı doğanın efendisi değil bir parçası olarak görüyoruz; ormanın, suyun, doğanın ticarileştirilmesine ve piyasalaştırılmasına karşı, büyük küresel enerji politikalarına karşı mücadele etmeyi temel bir ilke olarak benimsiyoruz. Mücadelemiz iktidarın ve kapitalist modernitenin doğayı, doğal varlıkları ve yaşamı metalaştırarak sömürmesine ve yaşam alanlarını yok etmesine karşı doğanın, insanın, hayvanların ve tüm canlıların yaşam hakkını korumayı esas alıyor.

Bizler özgürlükçü yerel yönetim anlayışımızla, yaşam alanlarının ve doğal varlıkların korunması için halkın söz ve karar sahibi olması gerektiğini düşünüyoruz. Yerel halkı, yerel yönetimi hiçe sayan ve her şeyi Ankara’dan planlamaya çalışan, her şeyi merkezileştirmeye çalışan akıl bugün ülkenin dört bir yanının yanması ve yanan yangınların söndürülmemesi gerçeğiyle bizleri yüz yüze bırakıyor. Bu akla karşı da demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü, doğayı esas alan, doğayı koruyan, yaşam hakkını her bir canlı için koruyan bir anlayışın hızlı bir şekilde yayılması gerekiyor.

Burada topluma büyük bir sorumluluk düşüyor. Toplum güç olursa ve örgütlenirse, yaşamını ve doğasını savunursa, bütün bu felaketlerin önüne geçecek en büyük hattı kurmuş olur. En büyük kurumsallaşmayı kurmuş olur. Sadece devletten bekleyen değil; örgütlenen, sesini duyuran, yaşamını ve doğasını koruyan bir mücadele hattını birlikte örgütlememiz gerekiyor.”

Soru / Cevap

TBMM’de kurulacak olan komisyon için partinizde üyelerin kesinleştiği belirtiliyor. Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meral Danış Beştaş, Saruhan Oluç ve Cengiz Çiçek olduğu belirtiliyor. Bu isimler kesinleşti mi?

“Biz sürecin ‘Terörsüz Türkiye’ şeklinde isimlendirilmesine karşı çıkıyoruz. Kürt sorununun demokratik çözümünü sağlayacaksak artık bu meseleyi terör ve güvenlikçi politikalar üzerinden ifadelendirmek yerine, barışı ve demokratik toplumu esas alan bir nitelendirme daha doğru olur. Komisyon üyelerimiz belirlendi. Biz bunu daha önce belirlemiştik, basına da yansıdı. Ben ve Meral Danış Beştaş, Saruhan Oluç ve Cengiz Çiçek arkadaşlarımızla bu komisyonda çalışacağız. Henüz resmi bildirimi yapmadık, bu hafta içinde yapacağız.”

CHP’nin komisyon aşamasında demokratikleşme talepleri var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

“Bu konuda aynı bakış açısına sahibiz. Aslında son toplantıda hem biz hem CHP hem de genel olarak muhalefet bunu ifade ettik. Bu komisyonun teknik bir komisyona indirgenmemesi gerekiyor. Sadece silah bırakma meselesine özgülenen bir komisyona indirgenmemesi gerekiyor. Kürt sorununun kök nedenleri var. Bu kök nedenler konuşulmadan ve Türkiye demokratikleşmeden en nihayetinde Kürt sorunu da çözülemez. Onun için mutlaka bu komisyonun demokratikleşme perspektifini içermesi ve sorunları kalıcı bir şekilde çözecek yaklaşımla çalışması gerektiğini biz de CHP de ifade ettik. Muhalefetin genel demokrasi konusunda bir mutabakatı olduğunu ifade etmek isterim.”

Paylaşın

“Kobani Davası”nda Gerekçeli Karar Açıklandı: 32 Bin Sayfa

16 Mayıs 2024’te karara bağlanan Kobani Davası’nda gerekçeli karar açıklandı. Karar metni 32 bin sayfayı aşarken, avukatlar, AİHM ve AYM içtihatları doğrultusunda itirazlarını hazırlamaya başladı.

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere çok sayıda siyasetçinin mahkum edildiği Kobani Davası’nda gerekçeli karar, kararın açıklanmasından bir yıl sonra tamamlandı.

Kısa Dalga’nın haberine göre, kararın açıklanmasıyla, bir üst mahkeme olan istinaf makamına başvuru süreci resmen başlamış oldu. Sanık avukatları, kararı bekledikleri bu süreçte, dosyayı üst mahkemeye taşıyarak mahkumiyetlerin bozulması ve müvekkillerinin tahliyesi için itirazda bulunabilecek.

Gerekçeli kararın hacmi dikkat çekiyor: Karar metni 32 bin sayfayı aşıyor. Avukatlar, bu kapsamlı metni inceleyip AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihatları doğrultusunda itirazlarını hazırlamaya başladı.

Kobani Davası kapsamında siyasetçilere verilen cezalar şöyle:

Selahattin Demirtaş: 42 yıl
Figen Yüksekdağ: 32 yıl 9 ay
Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Emine Ayna: 12 yıl
Ahmet Türk: 10 yıl
Ali Ürküt: 13 yıl 4 ay
Alp Altınörs: 18 yıl
Ayla Akat Ata, Aynur Aşan: 9 yıl 9 ay
Mesut Bağcık, Nezir Çakar, Ayşe Yağcı, Meryem Adıbelli: 9 yıl
Bülent Parmaksız: 23 yıl
Günay Kubilay, İsmail Şengül: 20 yıl 6 ay
Nazmi Gür, Pervin Oduncu, Zeki Çelik, Zeynep Karaman: 22 yıl 6 ay
Cihan Erdal, Dilek Yağlı: 16 yıl

Özellikle son infaz düzenlemeleri ve çözüm sürecine dair tartışmalar, dosyada yeni gelişmelere kapı aralayabilir. Bazı kaynaklar, mahkumlara “yatarı kadar ceza” verilerek tahliye ihtimalinin değerlendirildiğini aktarıyor.

Gerekçeli kararın tamamlanmasından sadece bir gün önce Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un DEM Parti heyeti ile görüşme yapması da dikkat çekti. Görüşmede cezaevi sorunlarının ele alındığı açıklanırken kulislerde Kobani Davası’nın gerekçeli kararının yazılması konusunun da gündeme geldiği belirtiliyor.

Paylaşın

Hüda Kaya Hakkında Tahliye Kararı: Barış İstemeye Devam Edeceğim

Hakkında yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliye kararı verilen Hüda Kaya, savunmasında, “28 Şubat’ta idamlarla yargılanırken de şeriatçı olmakla yargılandık. İktidarlar değişti yargılama biçimi değişmedi” dedi ve ekledi:

“O zaman ‘şeriatçı’ olarak yargılanıyorduk bugün ise ‘terörist, bölücü olarak’ yargılanıyoruz. İyilik ve barış istemek iktidarlara göre değişmez. İyilikle, barışla teröristlik bir arada olamaz. Dün alanda, sokakta, kürsüde ne istediysem, bugün tüm tabiat, canlılar, toprak için, insanlar için aynen iyilik, barış ve mutluluk istemeye devam edeceğim.”

6-8 Ekim 2014 tarihindeki protestolar gerekçe gösterilerek eski HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Serpil Kemalbay, Fatma Kurtulan, Pero Dündar ve Garo Paylan hakkında açılan davanın ilk duruşması başladı.

Sincan Cezaevi Kampüsü’nde bulunan Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanan duruşmayı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, milletvekilleri ve Demokratik İslam Kongresi (DİK) üyeleri takip etti.

Tutsak siyasetçi Hüda Kaya, duruşmaya Silivri Kadın Kapalı Cezaevi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı.

Duruşmada, mahkeme iddianamede geçen suçlamaları hatırlattı. Daha sonra söz alan tutsak siyasetçi Hüda Kaya, “Bu iddianame öncekilerin kötü bir kopyası olarak önüme geldi. Baştan sona konuşmalarımda tek bir hakaret içermeyen konuşmalarım nedeniyle yargılanıyorum. Her zaman barış ve eşitlikten yana olan konuşmalarım siyasi bir öç olarak karşıma konuldu. Tek başımıza da kalsak yalana, haksızlığa sarılmayız” dedi.

Yaptığı konuşmaların ve katıldığı tüm etkinliklerin suçlama konusu yapıldığını belirten Kaya, “Adalet mülkün temeli değil de mülk adaletin temeli olunca, egemenlik halkın değil egemenlerin olunca, hukukun üstünlüğü değil üstünlerin hukuku geçerli olunca elbette sanık sandalyesinde olan bizler oluyoruz. Biz mağdur değiliz çünkü çok şükür çalmadık, insanların özgürlüklerini çalmadık, yalan söylemedik, şiddetin her türlüsüne karşı olduk.

Bütün bunlara rağmen savcılığın talep ettiği suçlara karşı ifade vermem hukuksuzca engellendi ve 8 aydır haksız şekilde tutuklu bulunuyorum. Bir milletvekili temsil ettiği insanların açısında, taziyesinde, haksızlığa uğradığında onların sesi olmak için çalışır. Hala görevde olan milletvekilleri de bunun için çalışıyor. Bizleri özgürlüğümüzden alı koyanların verdiği kararların siyasi olduğunu söylüyorum” diyerek, tepki gösterdi.

Kaya, Cizre olaylarında yaralıların kurtarılması için yaptığı yardım çağrısının dosyaya alındığına şaşırdığını söyleyerek, şöyle devam etti: “Şiddet karşıtı ve barış yanlısı bir insanım, buna karşı size vereceğim cevabım zaten dosyanın içindedir. Dinler insanı ve toplumu vicdani ve öz anlamında geliştirmek içindir diyebiliriz.

Onca öğreti ve öncü ve elçilere rağmen toplumlar birçok şeyi yozlaştırıp egemenlik aracı kıldığı gibi egemenler dinleri de baskı, sömürü ve cinsiyetçilik aracı haline getirdi. Yine Meclis’te yaptığım bir konuşma dosyaya konulmuş, kürsü dokunulmazlığı ihlal edilerek anayasaya aykırılık yapılıyor. Asıl bu hukuksuzluğu yapanlar, bunu dosyaya koyanlar hakkında işlem yapılmalıydı. Yaptığım konuşmanın nasıl dosyaya alınıp suç olarak geri döndüğünü anlamak mümkün değil.”

Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü: “İHD’nin İstanbul Şubesi’nde Kobani olaylarına ilişkin bir konuşma yapmışım. Ne demişim,‘Kobani olaylarının ortaya çıkması ve aydınlatılması için önerge verdik ama bu olayların ortaya çıkartılmasını engelleyen AKP-MHP’dir. Derin devlet ve devletin karanlık yüzü olayların ortaya çıkmasını istemeyenlerin kim olduğunu tahmin etmek zor değil’ demişim. Yani ne konuşalım ne diyelim, barış konuşmayalım mı, iyilik konuşmayalım mı hep savaş hep çatışma mı konuşalım?

Ülkenin iyi geleceği olsun diye yaptığımız çırpınışların ödüllendirilmesi gerekirken bunlarla yargılanır hale gelmişiz. Yine 6 Eylül’de Mardin Belediyesine atanan kayyım belediyesi protestolarında zılgıtlar çekilmiş, şarkılar söylenmiş ve burada bir konuşma yapmışım. Bu da dosyada yer alıyor, ‘Hırsızlara boyun eğmeyeceğiz, itaat etmeyeceğiz’ demişim. Hakim bey bunu okurken gülsek mi bilemiyoruz iddianamede defalarca ‘hırsızlıklar’ kelimesi geçiyor. ‘Seçilmişlerin, halkın iradesi üzerine irade tanımıyoruz” diyerek konuşmama devam etmişim.

Süleyman Soylu’ya yine burada ‘sözde içişleri bakanı’ diyerek, ‘insanlar sizin yüzünüzden dinden uzaklaştı, hırsızlıkla yalanı her türlü kötülüğü inançla bütünleştirdiniz, sizin kötülüklerinize teslim olmayacağız. Kim olursa olsun çocukların, ezilenlerin, kadınların yanında olarak hakkın hakikatin yanında olmaya devam edeceğiz. Bu ülke bu halk kötülüğe teslim olmayacak, işte bu kayyım politikaları da kötülüğün sesinin halkların sesini kesmeye çalışmasıdır. Bu kötülük sesine yenilmeyeceğiz. Bu halk size dersinizi verdi vermeye devam edecek’ demişim.

Gerçekten ibretlik alıntılardan bir tanesidir bu. Politik mi, sosyolojik mi hangi açıdan değerlendirilse eksik kalır. Nerede olursam olayım, şiddete karşı, haksızlığa karşı olup, canlıların, insanların özgürlüğünün yanında olduğumu her yerde anlatmışımdır. Tüm bunları yetkililere söylememek onları incitmemek mi gerekiyor? İktidarın gücüyle bizlerde bir yerde yerleşip yurtlanırdık ama çok şükür hiçbirimiz bunu istemedik, buradan yana olmadık. Yine bu seçimlerde halk Mardin’de Ahmet Türk demedi mi her şeye rağmen, halk işte böyle dersini egemenlere verir.

28 Şubat dönemindeki yargılamalara değinen Kaya, bugün aynı sistemin AKP eliyle işletildiğini söyledi. Kaya, “28 Şubat’ta idamlarla yargılanırken de şeriatçı olmakla yargılandık. İktidarlar değişti yargılama biçimi değişmedi. O zaman ‘şeriatçı’ olarak yargılanıyorduk bugün ise ‘terörist, bölücü olarak’ yargılanıyoruz. İyilik ve barış istemek iktidarlara göre değişmez. İyilikle, barışla teröristlik bir arada olamaz. Dün alanda, sokakta, kürsüde ne istediysem, bugün tüm tabiat, canlılar, toprak için, insanlar için aynen iyilik, barış ve mutluluk istemeye devam edeceğim.”

Hakkında beyanlarda bulunan tanık Gül Tanrıverdi’nin Kandil’e gittiğine ilişkin iddialarına yanıt veren Kaya, Kandil’e çözüm sürecinde açık bir biçimde gittiğini ve bu röportajların yayınlandığını belirtti. İkinci gidişinde ise bir heyet eşliğinde gittiğini söyleyen Kaya, tarihleri ve verileriyle birlikte olduğunu söyledi. Gizli tanığın iddia ettiği üzere Halklar ve İnançlar Komisyonu ile gittiğine ilişkin beyanların gerçeği yansıtmadığını dile getiren Kaya, 6 Ekim’de HDP MYK toplantısına ise katılmadığını ve o tarihlerde Muş’ta olduğunu anımsattı.

Kaya’nın beyanları ardından söz alan avukat Zilan Leventoğlu, 2013-15 arasında yaşanan sürece dikkat çekerek, bu süreç üzerinden 11 yıl geçtiğini hatırlattı. Leventoğlu, Bu sürecin içinde yer alan AKP’lilerin ise faaliyetlerinden yargılanmadığını ancak HDP’li siyasetçilerin ise yargılandığını söyledi. Leventoğlu, söz konusu faaliyet ve çalışmaların suç olmadığını ve devletin bilgisi ile yapıldığını paylaştı.

Leventoğlu, müvekkilinin yurt dışında bir konferansa katılmak için havalimanında bulunduğunu ancak havuz medyasının “kaçacaktı” şeklinde haberler servis ettiğini anımsatarak, tepki gösterdi. HTS kayıtlarına değinen Leventoğlu, “Müvekkilin oğlu ile konuşmalarına dahi değinilerek dosyaya konulması ne kadar hakkaniyetli tartışılır. Bir yıl önce başlatılan soruşturmada gizlilik kararı kaldırılmamış, müvekkilin savunma yapması engellenmiştir.

Dosyada ithaf edilen suçlara ilişkin tek bir delil yok. 8 aydır müvekkilimiz hukuksuz bir biçimde tutukludur. Kobani Davası’nda görülen karar duruşmasında müvekkilimize atılı aynı suçlardan siyasetçiler beraat etmiştir. Tutukluluk halinin hiçbir hukuki ve makul bir gerekçesi kalmamıştır. Soruşturmaya yine konu olan son derece demokratik bir çağrı olan 6-8 Ekim çağrısında milletvekilimizin ne imzası vardır, ne toplantıya katılmıştır ne de paylaşım yapmıştır. Buna ilişkin tek bir delil, tanık ve belge yoktur” diye konuştu.

Savunmaların ardından mütalaasını sunan iddia makamı, Kaya’nın tutukluluğunun devamına karar verilmesini talep etti. Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, Kaya’nın ayda bir kez imza atma yükümlülüğü ve yurt dışı çıkış yasağıyla birlikte tahliyesine karar verdi.

Birinci Kobani Davası

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 108 siyasetçinin yargılandığı davanın karar duruşması 16 Mayıs’ta görülmüştü. Ankara 22’inci Ağır Ceza Mahkemesi, 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı davada ceza yağdırmış, Mahkeme Selahattin Demirtaş’a 42 yıl, Figen Yüksekdağ’a 30 yıl 3 ay ceza vermişti. Mahkeme, 24 kişi hakkında toplam 407 yıl 7 ay hapis cezası vermişti.

(Kaynak: MA)

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Kobani Davası Ve 28 Şubat’ Mesajı

28 Şubat’ta ilişkin konuşan Erdoğan, “Milli iradeyi güçlendirme mücadelemizde ülkemizdeki darbe geleneğiyle de hesaplaştık. 12 ve 28 Şubat’ta darbe yapanlar bağımsız Türk mahkemeleri tarafından cezasız kalmadı. 253 vatandaşımızı şehit edenler gün yüzü göremeyecek. Yurt dışına kaçan FETÖ’cülerin de peşini bırakmayacağız. Son FETÖ’cü hain de yargıya hesap verene kadar enselerinde olacağız” dedi.

Kobani davası kararları ilişkinde konuşan Erdoğan, “6-8 Ekim hadisesi de asla bir protesto gösterisi değildir. 37 insanımızın şehit edildiği bir terör kalkışmasıdır. Ülkemizin 35 ilinde masumların kanı akıtılmıştır. Bölücü örgütün katlettiği insanlar arasında Yasin Börü de vardır. Hukuk elbette bunlardan hesap sormak durumundadır. 6-8 Ekim olaylarını kimse mazur gösteremez. 6-8 Ekim olayları devlete isyan girişimidir. İsyan girişiminden 10 yıl sonra geç de olsa hakkın yerini bulduğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 26. Dönem Adli Yargı ve 16. Dönem İdari Yargı Kura Töreni’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından önce çıkanlar şöyle:

“Bugün komşumuz ve kardeş ülke İran’dan üzüntü verici bir haber aldı. Sayın İbrahim Reisi ve yanındaki heyetin helikopter kazasında hayatını kaybettiğini öğrendik. Bu elim kazada yaşadığımız derin teessürü buradan ifade etmek istiyorum. Kaza haberini alır almaz tüm imkanlarımızla arama kurtarma çalışmalarına destek olduk. Arama kurtarma ekiplerimiz de hemen yola çıktılar. Ekiplerimiz helikopterin bulunmasının ardından ülkemize geri döndü. Sayın Reisi ile çok yakın diyalog içinde olduk. Bölge barışı için verdiği samimi çabalara bizzat şahitlik ettik. Şahsım, milletim adına İran halkına başsağlığı diliyorum.

Bugün farklı dönem adli ve idari yargı adaylarımızın bir kısmının kurasını çekeceğiz. 1041 adayımıza şimdiden başarılar diliyorum. Bu genç kardeşlerimizin gittikleri yerlerde inşallah adalet sancağını yücelteceklerine inanıyorum. İktidara geldiğimizde 9 bin 349 olan hakim savcı sayısını 2 buçuk kattan fazla artırarak mahkemelerimin yükünü azalttık. Adalet teşkilatımızın personel sayısı 61 bin iken bugün bu rakam 204 bini buldu. Merdiven altı sistemden bugünkü fiziki koşullara ulaştık. Mahkeme kararlarındaki hataları en aza indirmek için istinaf mahkemelerini kurduk.

Adalet kurumlarının modern ve fonksiyonel olmasına hassasiyet gösterdik. Hukuk sistemine sirayet etmiş vesayet araçlarını tek tek ortadan kaldırdık. Tarihi reformlara imza attık. Güven veren adalet hedefiyle bu alandaki çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz.

“Adalet millet olarak huzurumuzun güvencesidir”

Mağdur ve masum ile zalim ve mücrimi olması gereken yerlere koymanın adı adalettir. Adalet millet olarak huzurumuzun güvencesidir. Hak yerini buldu anlayışı ne kadar güçlenirse toplum da kendini o derece güvende hisseder. Milli iradeyi güçlendirme mücadelemizde ülkemizdeki darbe geleneğiyle de hesaplaştık. 12 Eylül ve 28 Şubat’ta darbe yapanlar bağımsız Türk mahkemeleri tarafından cezasız kalmadı. 15 Temmuz’da 253 vatandaşımızı şehit edenler gün yüzü göremeyecek. Yurt dışına kaçan FETÖ’cülerin de peşini bırakmayacağız. Son FETÖ’cü hain de yargıya hesap verene kadar enselerinde olacağız.

6-8 Ekim hadisesi de asla bir protesto gösterisi değildir. 37 insanımızın şehit edildiği bir terör kalkışmasıdır. Ülkemizin 35 ilinde masumların kanı akıtılmıştır. Bölücü örgütün katlettiği insanlar arasında Yasin Börü de vardır. Hukuk elbette bunlardan hesap sormak durumundadır. 6-8 Ekim olaylarını kimse mazur gösteremez. 6-8 Ekim olayları devlete isyan girişimidir. İsyan girişiminden 10 yıl sonra geç de olsa hakkın yerini bulduğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz.”

Paylaşın

Ali Babacan’dan ‘Kobani Davası’ Mesajı: Siyasi Yumuşama Lafta

108 siyasetçi hakkında açılan Kobani Davası’nda verilen ağır cezalara ilişkin açıklama yapan DEVA Partisi lideri Ali Babacan, “Siyasi yumuşama lafta, göstermelik ziyaretlerde kaldı” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Çakarlı araçlarla tetikçi transferi yapanları yargılayamayan iktidar, hukuksuzca verilen onlarca yıllık cezalarla insanların hayatlarını karartmakta beis görmüyor.”

Babacan, açıklamasının devamında, “İktidar ve ortaklarına bir kez daha hatırlatıyorum. Uymanız gereken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa var. Yargının üzerindeki elinizi çekin; AİHM kararlarını görmezden gelmeyin. Anayasal hakları çiğnemeyin” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Ali Babacan, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan Kobani Davası’nda verilen ağır cezalara ilişkin açıklama yaptı.

Babacan açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Ülkem adına üzgünüm. İktidar, yargıya bir kere daha siyasetin gölgesini düşürerek ülkemizin toplumsal barışını umursamadığını yeniden gösterdi. Siyasi yumuşama lafta, göstermelik ziyaretlerde kaldı.

Çakarlı araçlarla tetikçi transferi yapanları yargılayamayan iktidar, hukuksuzca verilen onlarca yıllık cezalarla insanların hayatlarını karartmakta beis görmüyor. İktidar ve ortaklarına bir kez daha hatırlatıyorum. Uymanız gereken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa var. Yargının üzerindeki elinizi çekin; AİHM kararlarını görmezden gelmeyin. Anayasal hakları çiğnemeyin.”

Kabani Davası

IŞİD’in Kobani’ye dönük saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde gelişen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan davanın karar duruşması görüldü.

Cezaevi önünde ve duruşma salonunun içinde yoğun güvenlik önlemleri alınırken, duruşmaya gelen izleyiciler ayrı bir salona, arasında Hüda-Parlı’ların olduğu müştekiler başka bir salona alındı.

Sanıklar, avukatlar, milletvekilleri, gazeteciler ve yabancı kurumların temsilcileri ise ana duruşma salonunda duruşmayı izledi. Duruşmaya yaklaşık 500 avukat katıldı. DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın arasında bulunduğu DEM Parti milletvekilleri, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi ve Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır’dan oluşan CHP heyeti ile TİP Eş Genel Başkanı Erkan Baş ve EMEP Milletvekili Sevda Karaca da salonda yer aldı.

Duruşmayı açan Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, duruşmaya katılanların isimleri ile sanıklar ve avukatların mahkemeye verdikleri dilekçeleri okudu. Daha sonra avukatlara söz verildi. Davanın avukatlarından DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Başkanı Sevda Çelik Özbingöl, yargılama sırasında tüm ceza yargılaması ilkelerinin açıkça ihlal edildiğini belirterek, “Mahkeme, tüm aşamalarda retçi bir tutum sergiledi. Silahların eşitliği ilkesi, çelişmeli yargılanma ilkesi ihlal edildi. Adil yargılanma hakkı ağır bir şekilde ihlal edildi” dedi. Demokratik siyasi hedef alan bir yargılama yapıldığını belirten Özbingöl, adalete, hakkaniyete ve toplum vicdanına uygun karar verilmesini istedi. Özbingöl, tüm tutuklu siyasetçilerin tahliye edilmesini istedi.

Avukat Özgür Erol, bugün duruşmaya yeni evraklar girdiğini belirterek, “Biz bu evrakları henüz incelemedik. Öncelikle bugün karar kurmayınız. Bugün yalnızca tutuk incelemesi yapın” dedi. Son dönemde Can Atalay, Sinan Ateş, Ayhan Bora Kaplan davaları ile Yargıtay Başkanlığı seçimleri özelinde yaşananları anımsatan Erol, yargı bürokrasisi ve güvenlik bürokrasisi içindeki gelişmelerin kaygı verici olduğunu kaydetti. Erol, bu davanın açılmasında Ankara TEM Şube Müdürlüğü’nün 2018’de savcılığa gönderdiği bilgi notuyla yönlendirdiğini ifade etti.

Mahkeme, duruşmanın başka bir tarihe ertelenmesi talebinin, “dava sürecinde 36 sanık yönünden savunmalarının alındığı, diğer sanıkların ise yargılamanın başından beri kaçak durumunda bulunduğu, davaya gelen belgelerin yoğunlukla kaçak durumunda olan sanıklara yönelik olduğunu ancak söz konusu durumun yargılamanın geldiği aşama itibariyle savunması alınan ve bu sanıklar yönünden yürütülen yargılama neticesinde hüküm verilmesinin engelleyici bir durum olmadığı” gerekçesiyle reddine karar verdi. Mahkeme, tahliye talebinin ise hükümle birlikte değerlendirilmesine oybirliğiyle hükmetti.

Mahkeme başkanı, “Bu vicdani kanaate varırken, dosyadaki deliller incelendi ve böyle bir vicdani kanaate varıldı” diyerek sözlerine başladı. 130 sayfalık karar olduğunu, ancak bunun özetini okuyacağını belirtti. Karar okunmaya başlanınca avukatlar “Bijî berxwedana HDP” sloganları atarak alkışlarla kararı protesto etti. Avukatların salonu terk etmeye başlamasının ardından mahkeme başkanı kararı okumayı durdurdu. Avukatların salondan çıkması beklendi. Mahkeme başkanı, avukatların salonu terk etmesinin ardından kararı alfabetik olarak okumaya devam etti.

Mahkeme kararları şöyle:

Ahmet Türk: “Örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası verildi
Ali Ürküt: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 16 yıl hapse indirildi. Yargılama sürecindeki tutumu gerekçesiyle cezası 13 yıl 4 aya indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Alp Altınörs: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” iddiasıyla 18 yıl hapis cezası verildi. Takdiri indirimi yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Altan Tan: CMK 223’ten beraatine karar verildi.

Ayhan Bilgen: 302’den ve “örgüt üyeliğinden” ayrı ayrı beraatine karar verildi.
Ayla Akat Ata: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 6 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Artırım ve indirimle birlikte 9 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin göz önünde bulundurulmasıyla tahliyesine karar verildi.
Aynur Aşan: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Kaçma şüphesi gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Aysel Tuğluk: “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” iddiasından beraatine karar verildi.

Ayşe Yağcı: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Tutukluluk hali göz önünde bulundurularak tahliyesine karar verildi.
Bülent Parmaksız: 16 yıl ceza verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl ceza verildi. Söz konusu cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı.
Dilek Yağlı: 16 yıl ceza verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl verildi. Cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Emine Ayna: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat, “örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası kararı verildi.

Beyza Üstün: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Figen Yüksekdağ: 19 yıl hapis cezası verilerek, indirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Örgüt üyeliği ve örgüt yönetmek” iddiaları yönünden ceza verilmedi. “Tahrik” iddiasıyla da 4 yıl 6 ay ceza verildi. “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma” gerekçesiyle 2 yıl, “örgüt propagandası”ndan 1 yıl 6 ay ceza aldı. Mehmet Tunç’un cenazesinde yaptığı bir başka konuşma sebebiyle 1 yıl 6 ay, “seçim yasaklarına aykırı hareket” etmekten 3 ay ceza verildi. Wan’da yaptığı bir konuşmadan 1 yıl 6 ay ceza verildi. Toplam 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Tahliye kararı çıkmadı.
Gülfer Akkaya: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirleri kaldırıldı.
Gültan Kışanak: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. “Örgüt üyeliği” iddiası gerekçesiyle 8 yıl ceza verildi. Ceza yarı oranında arttırılarak 12 yıla çıkarıldı. Hakkında tahliye kararı verildi.

Günay Kubilay: 16 yıl hapis cezası ve tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
İsmail Şengül: 16 yıl hapis cezası verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
İbrahim Binici: Beraat kararı verildi.
Meryem Adıbelli: 9 yıl hapis cezası verildi. Hakkında tahliye kararı verildi.

Mesut Bağcık: 9 yıl hapis cezası verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Nazmi Gür: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 hapis cezası verildi.
Pervin Oduncu: Ağırlaştırılmış müebbet cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sebahat Tuncel: “Örgüt üyeliği” iddiasıyla 8 yıl ceza verildi. Ceza 12 yıl çıkarıldı. Tutukluluk süreci göz önünde bulundurularak, tahliye edilmesine karar verildi.

Selahattin Demirtaş: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmaya yardım” iddiasıyla 20 yıl, “suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Newroz etkinliğinde yaptığı konuşma gerekçesiyle 2 yıl 6 ay ceza verildi. Farklı tarihlerdeki açıklamaları gerekçe gösterilerek “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 1 yıl 6 ay, 2 yıl 30 ay, 3 yıl, 1 yıl 6 ay, 1 yıl, 1 yıl 6 ay, 2 yıl ceza verildi. Demirtaş’a verilen toplam ceza 42 yıl oldu. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sibel Akdeniz: Beraat kararı verildi.
Sırrı Süreyya Önder: Hakkındaki tüm iddialardan beraat kararı verildi.
Zeki Çelik: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozma” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Söz konusu ceza “yardımdan” dolayı 18 yıla düşürüldü. Yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verildi. Ayrıca “suçu tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Zeynep Karaman: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet, bu ceza da “yardım” gerekçesiyle 18 yıla indirildi. “Suça tahrik” gerekçesiyle 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Zeynep Ölbeci: “Ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” ve “üyelik” iddialarıyla toplam 12 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.

36 kişi, çeşitli kentlerdeki protestolardaki can kayıplarından sorumlu bulunmayarak beraat etti. Mahkeme, savunmaları alınmayan ve geriye kalan isimlerin dosyası hakkında tefrik kararı verdi. Kobani Davası’nda tutuklu bulunan Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel, Ayla Akat, Ayşe Yağcı ve Meryem Adıbelli hakkında tahliye kararı verilmiş oldu.

Paylaşın

Figen Yüksekdağ: Direne Direne Kazanacağız

Kobani Davası’nda 30 yıl 3 ay hapis cezası verilen eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, karara ilişkin yaptığı açıklamada, “Halklılığımızın bilincine, gücüne ve güvenine sarılıyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Halklarımzıın da bunlara sarılarak özgürlük yolunda kararlılıkla yürüyeceğine inanınyoruz. Kimsenin yüzü düşmesin, yüreği kararmasın. Bugüne kadar yıkamadılar, diz çöktüremediler. Ağır bedellerle, cefalarla beslenen yolumuzdan döndüremediler. Bundan sonra da başaramayacaklar. Direne direni var olduk. Direne direne kazanacağız.”

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Kobani Davası’nda verilen 30 yıl 3 ay hapis cezasına ilişkin sosyal medya hesabından bir mesaj yayınladı. Yüksekdağ, mesajında şu ifadelere yer verdi:

“Koban Davası’nda verilen karar, haklı demokratik mücadelemizde, politik özgürlük hareketimizde bir sonuç edğil, yeni bir başlangıçtır. Rehin tutulduğumuz 8 yıl boyunca halklarımızın, kadınların ve emekçilerin onurunu, özgürlüğünü, adaleti savunduk. Katliamcı, tecavüzcü IŞİD ordusuna ve onun ipini elinde tutanlara, suç ortaklarına karşı toplumsal vicdana, dayanışmaya, büyük insanlığın asil değerlerine sarıldık.

Bu değerlerlerden nasibini almayanlar tarafından yargı işkencesine, zulmüne maruz bırakıldık. Çıkan ağır ceza kararları Türkiye halklarının birlikte yaşama olanaklarına ortak vatan ve demokratik cumhuriyet idealine yönelik bir saldırıdır. Demokratik siyasetin tasfiye operasyonlarına ve halklarımızın ortak yaşamına, geleceğine dönük her hamleyi boşa çıkarmak için direnmeye devam edeceğiz.

Halklılığımızın bilincine, gücüne ve güvenine sarılıyoruz. Halklarımzıın da bunlara sarılarak özgürlük yolunda kararlılıkla yürüyeceğine inanınyoruz. Kimsenin yüzü düşmesin, yüreği kararmasın. Bugüne kadar yıkamadılar, diz çöktüremediler. Ağır bedellerle, cefalarla beslenen yolumuzdan döndüremediler. Bundan sonra da başaramayacaklar. Direne direni var olduk. Direne direne kazanacağız. Selam ve sevgilerle.”

Kabani Davası

IŞİD’in Kobani’ye dönük saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde gelişen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan davanın karar duruşması görüldü.

Cezaevi önünde ve duruşma salonunun içinde yoğun güvenlik önlemleri alınırken, duruşmaya gelen izleyiciler ayrı bir salona, arasında Hüda-Parlı’ların olduğu müştekiler başka bir salona alındı.

Sanıklar, avukatlar, milletvekilleri, gazeteciler ve yabancı kurumların temsilcileri ise ana duruşma salonunda duruşmayı izledi. Duruşmaya yaklaşık 500 avukat katıldı. DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın arasında bulunduğu DEM Parti milletvekilleri, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi ve Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır’dan oluşan CHP heyeti ile TİP Eş Genel Başkanı Erkan Baş ve EMEP Milletvekili Sevda Karaca da salonda yer aldı.

Duruşmayı açan Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, duruşmaya katılanların isimleri ile sanıklar ve avukatların mahkemeye verdikleri dilekçeleri okudu. Daha sonra avukatlara söz verildi. Davanın avukatlarından DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Başkanı Sevda Çelik Özbingöl, yargılama sırasında tüm ceza yargılaması ilkelerinin açıkça ihlal edildiğini belirterek, “Mahkeme, tüm aşamalarda retçi bir tutum sergiledi. Silahların eşitliği ilkesi, çelişmeli yargılanma ilkesi ihlal edildi. Adil yargılanma hakkı ağır bir şekilde ihlal edildi” dedi. Demokratik siyasi hedef alan bir yargılama yapıldığını belirten Özbingöl, adalete, hakkaniyete ve toplum vicdanına uygun karar verilmesini istedi. Özbingöl, tüm tutuklu siyasetçilerin tahliye edilmesini istedi.

Avukat Özgür Erol, bugün duruşmaya yeni evraklar girdiğini belirterek, “Biz bu evrakları henüz incelemedik. Öncelikle bugün karar kurmayınız. Bugün yalnızca tutuk incelemesi yapın” dedi. Son dönemde Can Atalay, Sinan Ateş, Ayhan Bora Kaplan davaları ile Yargıtay Başkanlığı seçimleri özelinde yaşananları anımsatan Erol, yargı bürokrasisi ve güvenlik bürokrasisi içindeki gelişmelerin kaygı verici olduğunu kaydetti. Erol, bu davanın açılmasında Ankara TEM Şube Müdürlüğü’nün 2018’de savcılığa gönderdiği bilgi notuyla yönlendirdiğini ifade etti.

Mahkeme, duruşmanın başka bir tarihe ertelenmesi talebinin, “dava sürecinde 36 sanık yönünden savunmalarının alındığı, diğer sanıkların ise yargılamanın başından beri kaçak durumunda bulunduğu, davaya gelen belgelerin yoğunlukla kaçak durumunda olan sanıklara yönelik olduğunu ancak söz konusu durumun yargılamanın geldiği aşama itibariyle savunması alınan ve bu sanıklar yönünden yürütülen yargılama neticesinde hüküm verilmesinin engelleyici bir durum olmadığı” gerekçesiyle reddine karar verdi. Mahkeme, tahliye talebinin ise hükümle birlikte değerlendirilmesine oybirliğiyle hükmetti.

Mahkeme başkanı, “Bu vicdani kanaate varırken, dosyadaki deliller incelendi ve böyle bir vicdani kanaate varıldı” diyerek sözlerine başladı. 130 sayfalık karar olduğunu, ancak bunun özetini okuyacağını belirtti. Karar okunmaya başlanınca avukatlar “Bijî berxwedana HDP” sloganları atarak alkışlarla kararı protesto etti. Avukatların salonu terk etmeye başlamasının ardından mahkeme başkanı kararı okumayı durdurdu. Avukatların salondan çıkması beklendi. Mahkeme başkanı, avukatların salonu terk etmesinin ardından kararı alfabetik olarak okumaya devam etti.

Mahkeme kararları şöyle:

Ahmet Türk: “Örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası verildi
Ali Ürküt: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 16 yıl hapse indirildi. Yargılama sürecindeki tutumu gerekçesiyle cezası 13 yıl 4 aya indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Alp Altınörs: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” iddiasıyla 18 yıl hapis cezası verildi. Takdiri indirimi yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Altan Tan: CMK 223’ten beraatine karar verildi.

Ayhan Bilgen: 302’den ve “örgüt üyeliğinden” ayrı ayrı beraatine karar verildi.
Ayla Akat Ata: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 6 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Artırım ve indirimle birlikte 9 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin göz önünde bulundurulmasıyla tahliyesine karar verildi.
Aynur Aşan: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Kaçma şüphesi gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Aysel Tuğluk: “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” iddiasından beraatine karar verildi.

Ayşe Yağcı: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Tutukluluk hali göz önünde bulundurularak tahliyesine karar verildi.
Bülent Parmaksız: 16 yıl ceza verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl ceza verildi. Söz konusu cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı.
Dilek Yağlı: 16 yıl ceza verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl verildi. Cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Emine Ayna: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat, “örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası kararı verildi.

Beyza Üstün: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Figen Yüksekdağ: 19 yıl hapis cezası verilerek, indirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Örgüt üyeliği ve örgüt yönetmek” iddiaları yönünden ceza verilmedi. “Tahrik” iddiasıyla da 4 yıl 6 ay ceza verildi. “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma” gerekçesiyle 2 yıl, “örgüt propagandası”ndan 1 yıl 6 ay ceza aldı. Mehmet Tunç’un cenazesinde yaptığı bir başka konuşma sebebiyle 1 yıl 6 ay, “seçim yasaklarına aykırı hareket” etmekten 3 ay ceza verildi. Wan’da yaptığı bir konuşmadan 1 yıl 6 ay ceza verildi. Toplam 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Tahliye kararı çıkmadı.
Gülfer Akkaya: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirleri kaldırıldı.
Gültan Kışanak: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. “Örgüt üyeliği” iddiası gerekçesiyle 8 yıl ceza verildi. Ceza yarı oranında arttırılarak 12 yıla çıkarıldı. Hakkında tahliye kararı verildi.

Günay Kubilay: 16 yıl hapis cezası ve tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
İsmail Şengül: 16 yıl hapis cezası verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
İbrahim Binici: Beraat kararı verildi.
Meryem Adıbelli: 9 yıl hapis cezası verildi. Hakkında tahliye kararı verildi.

Mesut Bağcık: 9 yıl hapis cezası verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Nazmi Gür: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 hapis cezası verildi.
Pervin Oduncu: Ağırlaştırılmış müebbet cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sebahat Tuncel: “Örgüt üyeliği” iddiasıyla 8 yıl ceza verildi. Ceza 12 yıl çıkarıldı. Tutukluluk süreci göz önünde bulundurularak, tahliye edilmesine karar verildi.

Selahattin Demirtaş: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmaya yardım” iddiasıyla 20 yıl, “suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Newroz etkinliğinde yaptığı konuşma gerekçesiyle 2 yıl 6 ay ceza verildi. Farklı tarihlerdeki açıklamaları gerekçe gösterilerek “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 1 yıl 6 ay, 2 yıl 30 ay, 3 yıl, 1 yıl 6 ay, 1 yıl, 1 yıl 6 ay, 2 yıl ceza verildi. Demirtaş’a verilen toplam ceza 42 yıl oldu. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sibel Akdeniz: Beraat kararı verildi.
Sırrı Süreyya Önder: Hakkındaki tüm iddialardan beraat kararı verildi.
Zeki Çelik: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozma” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Söz konusu ceza “yardımdan” dolayı 18 yıla düşürüldü. Yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verildi. Ayrıca “suçu tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Zeynep Karaman: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet, bu ceza da “yardım” gerekçesiyle 18 yıla indirildi. “Suça tahrik” gerekçesiyle 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Zeynep Ölbeci: “Ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” ve “üyelik” iddialarıyla toplam 12 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.

36 kişi, çeşitli kentlerdeki protestolardaki can kayıplarından sorumlu bulunmayarak beraat etti. Mahkeme, savunmaları alınmayan ve geriye kalan isimlerin dosyası hakkında tefrik kararı verdi. Kobani Davası’nda tutuklu bulunan Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel, Ayla Akat, Ayşe Yağcı ve Meryem Adıbelli hakkında tahliye kararı verilmiş oldu.

Paylaşın

DEM Parti’den ‘Kobani Davası’ Açıklaması: Türkiye’ye Kurulmuş Kumpas

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan Kobani Davası’nda verilen ağır cezalara ilişkin açıklama yapan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, davanın Türkiye’nin kendisine kurulmuş bir kumpas olduğunu söyledi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Eğer bunu böyle görmez, böyle yorumlamaz ve böyle yaklaşmazsak tüm Türkiye’ye kurulmuş bu kumpas devam eder ve hepimize kaybettirir. O yüzden biz ‘Herkes için, demokrasi, eşitlik, özgürlük’ diyoruz ve bunun ısrarla altını çiziyoruz. O yüzden biz Gezi’den Kobani’ye, Can Atalay kararlarından Kavala’ya kadar hiçbir ayrım yapmadan bir tutum ve pozisyon almak gerektiğini ifade ediyoruz.”

Ayşegül Doğan, açıklamasının devamında, “Kobani Davası’yla ilgili verilen kararın Türkiye’de bir arada yaşam umuduna dönük bir kumpas olduğunu söylüyoruz. Türkiye’de bir arada, eşit, adil bir şekilde yaşam beklentisine, mücadelesine ve umuduna dönük bir tuzak kurulmaya çalışıldığını söylüyoruz. Biz bu tuzağa şu ana kadar düşmedik, düşmeyeceğiz. Her şeye rağmen DEM Parti, bu siyasetteki ısrardan vazgeçmedi, vazgeçmeyecek. Hesap soracak birileri varsa, onlar da bizleriz” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında gündeme gelen başlıklara dair açıklamalarda bulundu. Doğan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“DEM Parti için Kobani Davası’nda verilen mahkumiyet kararlarının hukuken hiçbir karşılığı yok. Zaten işletilmiyordu hukuk ve her defasında bunu söyledik. Bu insanların başka bir rövanş almak isteğiyle hapsedildiğini söyledik. Nitekim bu talimatlı, özel yetkili mahkemeler dahi bu gerçeğin üstünü örtecek bir karar veremedi. Kumpas nasıl kuruldu? 6-8 Ekim olayları gerekçe gösterildi. Can çekişen bir çözüm süreci vardı. Çünkü IŞİD kuşatmasındaydı Kobani ve buna karşı bir dayanışma çağrısı yapıldı.

Bu çağrıyla yaşanan olayların tarihlerinin dahi çakışmadığı bir zaman diliminde yaşanan her şeyin müsebbibi olarak HDP gösterildi. Hem de öldürülen onlarca insanın HDP’li olduğunun söylenmesine, Meclis’te bununla ilgili araştırma komisyonu kurulması talebine rağmen bugün ortaya çıkan Türkiye tablosunun yolu, ‘O insanları bu siyasetçiler öldürdü, onlar katil’ denilerek yapıldı.

Ama bakın mahkeme buralardan beraat veriyor. Bu talimatlı, özel yetkili mahkemeler dahi şu haliyle bu bağlantıyı kuramıyor, bunu delil olarak kullanamıyor. Demek ki neymiş? Kobani Davası hakikaten bir kumpas imiş. Ama yalnızca Kürt siyasetçilere ve Türkiye demokrasi güçlerine kurulmuş bir kumpas değil, bizatihi Türkiye’nin kendisine kurulmuş bir kumpas. Eğer bunu böyle görmez, böyle yorumlamaz ve böyle yaklaşmazsak tüm Türkiye’ye kurulmuş bu kumpas devam eder ve hepimize kaybettirir.

O yüzden biz ‘Herkes için, demokrasi, eşitlik, özgürlük’ diyoruz ve bunun ısrarla altını çiziyoruz. O yüzden biz Gezi’den Kobani’ye, Can Atalay kararlarından Kavala’ya kadar hiçbir ayrım yapmadan bir tutum ve pozisyon almak gerektiğini ifade ediyoruz.

Kobani Davası’yla ilgili verilen kararın Türkiye’de bir arada yaşam umuduna dönük bir kumpas olduğunu söylüyoruz. Türkiye’de bir arada, eşit, adil bir şekilde yaşam beklentisine, mücadelesine ve umuduna dönük bir tuzak kurulmaya çalışıldığını söylüyoruz. Biz bu tuzağa şu ana kadar düşmedik, düşmeyeceğiz. Her şeye rağmen DEM Parti, bu siyasetteki ısrardan vazgeçmedi, vazgeçmeyecek. Hesap soracak birileri varsa, onlar da bizleriz.”

Kabani Davası

IŞİD’in Kobani’ye dönük saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde gelişen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan davanın karar duruşması görüldü.

Cezaevi önünde ve duruşma salonunun içinde yoğun güvenlik önlemleri alınırken, duruşmaya gelen izleyiciler ayrı bir salona, arasında Hüda-Parlı’ların olduğu müştekiler başka bir salona alındı.

Sanıklar, avukatlar, milletvekilleri, gazeteciler ve yabancı kurumların temsilcileri ise ana duruşma salonunda duruşmayı izledi. Duruşmaya yaklaşık 500 avukat katıldı. DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın arasında bulunduğu DEM Parti milletvekilleri, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi ve Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır’dan oluşan CHP heyeti ile TİP Eş Genel Başkanı Erkan Baş ve EMEP Milletvekili Sevda Karaca da salonda yer aldı.

Duruşmayı açan Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, duruşmaya katılanların isimleri ile sanıklar ve avukatların mahkemeye verdikleri dilekçeleri okudu. Daha sonra avukatlara söz verildi. Davanın avukatlarından DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Başkanı Sevda Çelik Özbingöl, yargılama sırasında tüm ceza yargılaması ilkelerinin açıkça ihlal edildiğini belirterek, “Mahkeme, tüm aşamalarda retçi bir tutum sergiledi. Silahların eşitliği ilkesi, çelişmeli yargılanma ilkesi ihlal edildi. Adil yargılanma hakkı ağır bir şekilde ihlal edildi” dedi. Demokratik siyasi hedef alan bir yargılama yapıldığını belirten Özbingöl, adalete, hakkaniyete ve toplum vicdanına uygun karar verilmesini istedi. Özbingöl, tüm tutuklu siyasetçilerin tahliye edilmesini istedi.

Avukat Özgür Erol, bugün duruşmaya yeni evraklar girdiğini belirterek, “Biz bu evrakları henüz incelemedik. Öncelikle bugün karar kurmayınız. Bugün yalnızca tutuk incelemesi yapın” dedi. Son dönemde Can Atalay, Sinan Ateş, Ayhan Bora Kaplan davaları ile Yargıtay Başkanlığı seçimleri özelinde yaşananları anımsatan Erol, yargı bürokrasisi ve güvenlik bürokrasisi içindeki gelişmelerin kaygı verici olduğunu kaydetti. Erol, bu davanın açılmasında Ankara TEM Şube Müdürlüğü’nün 2018’de savcılığa gönderdiği bilgi notuyla yönlendirdiğini ifade etti.

Mahkeme, duruşmanın başka bir tarihe ertelenmesi talebinin, “dava sürecinde 36 sanık yönünden savunmalarının alındığı, diğer sanıkların ise yargılamanın başından beri kaçak durumunda bulunduğu, davaya gelen belgelerin yoğunlukla kaçak durumunda olan sanıklara yönelik olduğunu ancak söz konusu durumun yargılamanın geldiği aşama itibariyle savunması alınan ve bu sanıklar yönünden yürütülen yargılama neticesinde hüküm verilmesinin engelleyici bir durum olmadığı” gerekçesiyle reddine karar verdi. Mahkeme, tahliye talebinin ise hükümle birlikte değerlendirilmesine oybirliğiyle hükmetti.

Mahkeme başkanı, “Bu vicdani kanaate varırken, dosyadaki deliller incelendi ve böyle bir vicdani kanaate varıldı” diyerek sözlerine başladı. 130 sayfalık karar olduğunu, ancak bunun özetini okuyacağını belirtti. Karar okunmaya başlanınca avukatlar “Bijî berxwedana HDP” sloganları atarak alkışlarla kararı protesto etti. Avukatların salonu terk etmeye başlamasının ardından mahkeme başkanı kararı okumayı durdurdu. Avukatların salondan çıkması beklendi. Mahkeme başkanı, avukatların salonu terk etmesinin ardından kararı alfabetik olarak okumaya devam etti.

Mahkeme kararları şöyle:

Ahmet Türk: “Örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası verildi
Ali Ürküt: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 16 yıl hapse indirildi. Yargılama sürecindeki tutumu gerekçesiyle cezası 13 yıl 4 aya indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Alp Altınörs: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” iddiasıyla 18 yıl hapis cezası verildi. Takdiri indirimi yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Altan Tan: CMK 223’ten beraatine karar verildi.

Ayhan Bilgen: 302’den ve “örgüt üyeliğinden” ayrı ayrı beraatine karar verildi.
Ayla Akat Ata: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 6 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Artırım ve indirimle birlikte 9 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin göz önünde bulundurulmasıyla tahliyesine karar verildi.
Aynur Aşan: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Kaçma şüphesi gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Aysel Tuğluk: “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” iddiasından beraatine karar verildi.

Ayşe Yağcı: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Tutukluluk hali göz önünde bulundurularak tahliyesine karar verildi.
Bülent Parmaksız: 16 yıl ceza verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl ceza verildi. Söz konusu cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı.
Dilek Yağlı: 16 yıl ceza verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl verildi. Cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Emine Ayna: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat, “örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası kararı verildi.

Beyza Üstün: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Figen Yüksekdağ: 19 yıl hapis cezası verilerek, indirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Örgüt üyeliği ve örgüt yönetmek” iddiaları yönünden ceza verilmedi. “Tahrik” iddiasıyla da 4 yıl 6 ay ceza verildi. “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma” gerekçesiyle 2 yıl, “örgüt propagandası”ndan 1 yıl 6 ay ceza aldı. Mehmet Tunç’un cenazesinde yaptığı bir başka konuşma sebebiyle 1 yıl 6 ay, “seçim yasaklarına aykırı hareket” etmekten 3 ay ceza verildi. Wan’da yaptığı bir konuşmadan 1 yıl 6 ay ceza verildi. Toplam 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Tahliye kararı çıkmadı.
Gülfer Akkaya: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirleri kaldırıldı.
Gültan Kışanak: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. “Örgüt üyeliği” iddiası gerekçesiyle 8 yıl ceza verildi. Ceza yarı oranında arttırılarak 12 yıla çıkarıldı. Hakkında tahliye kararı verildi.

Günay Kubilay: 16 yıl hapis cezası ve tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
İsmail Şengül: 16 yıl hapis cezası verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
İbrahim Binici: Beraat kararı verildi.
Meryem Adıbelli: 9 yıl hapis cezası verildi. Hakkında tahliye kararı verildi.

Mesut Bağcık: 9 yıl hapis cezası verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Nazmi Gür: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 hapis cezası verildi.
Pervin Oduncu: Ağırlaştırılmış müebbet cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sebahat Tuncel: “Örgüt üyeliği” iddiasıyla 8 yıl ceza verildi. Ceza 12 yıl çıkarıldı. Tutukluluk süreci göz önünde bulundurularak, tahliye edilmesine karar verildi.

Selahattin Demirtaş: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmaya yardım” iddiasıyla 20 yıl, “suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Newroz etkinliğinde yaptığı konuşma gerekçesiyle 2 yıl 6 ay ceza verildi. Farklı tarihlerdeki açıklamaları gerekçe gösterilerek “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 1 yıl 6 ay, 2 yıl 30 ay, 3 yıl, 1 yıl 6 ay, 1 yıl, 1 yıl 6 ay, 2 yıl ceza verildi. Demirtaş’a verilen toplam ceza 42 yıl oldu. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sibel Akdeniz: Beraat kararı verildi.
Sırrı Süreyya Önder: Hakkındaki tüm iddialardan beraat kararı verildi.
Zeki Çelik: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozma” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Söz konusu ceza “yardımdan” dolayı 18 yıla düşürüldü. Yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verildi. Ayrıca “suçu tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Zeynep Karaman: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet, bu ceza da “yardım” gerekçesiyle 18 yıla indirildi. “Suça tahrik” gerekçesiyle 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Zeynep Ölbeci: “Ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” ve “üyelik” iddialarıyla toplam 12 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.

36 kişi, çeşitli kentlerdeki protestolardaki can kayıplarından sorumlu bulunmayarak beraat etti. Mahkeme, savunmaları alınmayan ve geriye kalan isimlerin dosyası hakkında tefrik kararı verdi. Kobani Davası’nda tutuklu bulunan Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel, Ayla Akat, Ayşe Yağcı ve Meryem Adıbelli hakkında tahliye kararı verilmiş oldu.

Paylaşın

“Erdoğan, Türkiye Demokrasisini İmha Etmeye Devam Ediyor”

Avrupa Parlamentosu Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı (S&D) üyesi Thijs Reuten, Kobani Davası’nda haklarında mahkumiyet kararı verilen Demirtaş ve diğer siyasetçilere verilen onlarca yıl hapis cezalarının savunulacak bir yanı bulunmadığını söyledi.

“Bunun sonuçları olmak zorunda” diyen Thijs Reuten, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması yönündeki kararını anımsatarak, “Erdoğan Türkiye demokrasisini imha etmeye devam ediyor” dedi.

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan Kobani Davası’nda verilen ağır cezalar tepkilere neden oldu.

DW Türkçe’de yer alan habere göre; İnsan hakları örgütleri, Avrupalı siyasetçiler ve Türkiye’deki gelişmeleri yakından izleyen uzmanlar mahkumiyet kararlarını yorumlarken, hem tepki hem de endişelerini dile getirdiler.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) yaptığı basın açıklamasında “Türk mahkemesinin 24 Kürt siyasetçiyi devlete karşı suç işlemek gibi düzmece suçlamalarla mahkum etmesi, açıkça siyasi ve adaletsiz bir toplu yargılamanın sonucudur” ifadeleri yer aldı.

Açıklamada mahkumiyet kararlarının, “Türk makamlarının ceza yargılama sistemini siyasetçilerin asılsız suçlamalarla uzun süreli keyfi tutukluluklarını sağlamak ve seçilmiş temsilcileri siyasi hayattan uzaklaştırmak için araçsallaştırdığını teyit etmekte olduğuna” vurgu yapıldı.

HRW Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson, “Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer önde gelen Kürt muhalif siyasetçilerin kitlesel bir davada mahkum edilmeleri, çoğunlukla Kürt seçmenleri seçtikleri temsilcilerinden mahrum bırakan, demokratik süreci baltalayan ve yasal siyasi söylemi suç haline getiren bir zulüm kampanyasının son hamlesidir” dedi.

Williamson ayrıca demokratik yollarla seçilmiş Kürt siyasetçilerin siyasi hayattan uzaklaştırmanın “PKK ile ile on yıllardır devam eden ihtilafın sona erdirilmesini hiçbir şekilde sağlamayacağını” da sözlerine ekledi.

Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi Direktörü Ayşe Bingöl ise mahkumiyet kararlarını değerlendirirken, “Bu mahkumiyetler ülkede insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokrasinin olumlu yönde değişmesi yönündeki umutlara bir darbe daha vurdu” dedi.

Son mahkumiyet kararları ile süren keyfi ve siyasi tutuklamaların uluslararası insan hakları standartlarını açıkça ihlal ettiğine ve AİHM kararlarını da hiçe saydığına dikkat çeken Bingöl, sözlerini şöyle tamamladı:

“Uluslararası toplum şimdi kritik bir tercih yapmak zorunda: Sessiz kalarak bu baskıcı uygulamaların suç ortağı olma riskini mi göze alacak yoksa uluslararası yükümlülüklerin bu denli ciddi bir boyutta ihlal edildiği durumlar için öngörülen süreçleri başlatmak için güçlü bir şekilde harekete mi geçecek?”

Avrupalı siyasetçilerden de mahkumiyet kararlarına tepkiler geldi. Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un partisi Sosyal Demokrat Parti (SPD) milletvekili Frank Schwabe bu siyasetçiler arasında yer aldı.

Aynı zamanda Almanya’nın Avrupa Konseyi nezdindeki parlamenter delegasyonunun başkanı olan Frank Schwabe, sosyal medya hesabından, “Mesele oldukça basit. Türkiye, AİHM kararını uygulamak zorunda. Selahattin Demirtaş serbest bırakılmalı. Abes bir davada verilen abes bir hapis cezası bunu değiştirmez” açıklamasını yaptı.

Alman koalisyon hükümeti ortaklarından Yeşiller Partisi’nin milletvekili ve Almanya-Türkiye Parlamenterler Grubu Başkanı Max Lucks da sert tepki gösterdi. Lucks, sosyal medya hesabında yaptığı açıklamada, Demirtaş ve Yüksekdağ hakkındaki mahkumiyet kararlarını “Avrupa insan hakları sistemini hedef alan yeni bir saldırı” olarak nitelendirdi, “Türkiye’deki demokratların yanındayız ve Yüksekdağ ile Demirtaş’ın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz” ifadelerini kaydetti.

“Erdoğan demokrasiyi imha etmeye devam ediyor”

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor ise tepkisini Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in geçen hafta Brüksel’de yaptığı görüşmelere işaret ederek gösterdi:

“Demirtaş’a yapılan haksızlık, Mehmet Şimşek’in Türkiye ekonomisinin güvenilirliğini satmak için yaptığı turların neden fos çıktığını gösteriyor. Bu tür eylemler ve arızalı bir yargı sistemi, Türkiye’nin güvenilirliğini zayıflatmaktadır. Bedeli mi? Adaletin sürekli sorgulandığı bir ortama hiçbir şirket tam olarak güvenemez.”

Avrupa Parlamentosu milletvekillerinden Thijs Reuten de bir açıklama yaptı. Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı (S&D) üyesi Reuten, haklarında mahkumiyet kararı verilen Demirtaş ve diğer siyasetçilere verilen onlarca yıl hapis cezalarının savunulacak bir yanı bulunmadığının altını çizdi.

“Bunun sonuçları olmak zorunda” diyen Reuten, AİHM’in Demirtaş’ın serbest bırakılması yönündeki kararını anımsatarak, “Erdoğan Türkiye demokrasisini imha etmeye devam ediyor” dedi.

Türkiye’deki gelişmeleri yakından izleyen uluslararası uzmanlar da Kobani davasından çıkan mahkumiyet kararları hakkında değerlendirmelerini paylaştı. Washington merkezli Ortadoğu Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Gönül Tol, “Erdoğan’ın rota düzeltme konusunda hiçbir zaman ciddi olmadığının son işareti” olarak nitelendirdiği mahkumiyet kararları için şu değerlendirmeyi yaptı:

“Türkiye, 2014 Kobani protestoları nedeniyle Kürt yanlısı partinin eski yetkililerini mahkum etti. Mahkeme, Demirtaş’ı protestoları kışkırttığı gerekçesiyle 40 yıldan fazla hapis cezasına çarptırdı. Bence Kobani protestoları, Erdoğan’ın Kürtlerin başkanlık hayallerine destek vermeyeceğini anladığı andı. Bu durum Demirtaş’ın 2015’te ‘Erdoğan’ı başkan yaptırmama’ sözü vermesiyle daha da netleşti ve Demirtaş bu sözünün bedelini ağır bir şekilde ödüyor. Tıpkı Kavala davası gibi bu da siyasi bir dava ve Türk milliyetçileriyle ittifakı göz önüne alındığında Erdoğan için rotayı düzeltilmesi daha da zor bir dava.”

Johns Hopkins Üniversitesi Öğretim Üyesi Lisel Hintz, davada verilen haksız cezaların iki şey gösterdiğine dikkat çekerek şunları kaydetti: “1)’Türkiye’nin demokrasisi dirençlidir’ iddialarının doğruluğu rejime mi yoksa muhalefete mi baktığınıza bağlı. 2) Rejim, Kürtleri ağır ve görünür bir şekilde siyasi olarak cezalandırarak paçayı kurtarabileceği hesabını yapıyor.”

Kabani Davası

IŞİD’in Kobani’ye dönük saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde gelişen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan davanın karar duruşması görüldü.

Cezaevi önünde ve duruşma salonunun içinde yoğun güvenlik önlemleri alınırken, duruşmaya gelen izleyiciler ayrı bir salona, arasında Hüda-Parlı’ların olduğu müştekiler başka bir salona alındı.

Sanıklar, avukatlar, milletvekilleri, gazeteciler ve yabancı kurumların temsilcileri ise ana duruşma salonunda duruşmayı izledi. Duruşmaya yaklaşık 500 avukat katıldı. DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın arasında bulunduğu DEM Parti milletvekilleri, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi ve Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır’dan oluşan CHP heyeti ile TİP Eş Genel Başkanı Erkan Baş ve EMEP Milletvekili Sevda Karaca da salonda yer aldı.

Duruşmayı açan Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, duruşmaya katılanların isimleri ile sanıklar ve avukatların mahkemeye verdikleri dilekçeleri okudu. Daha sonra avukatlara söz verildi. Davanın avukatlarından DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Başkanı Sevda Çelik Özbingöl, yargılama sırasında tüm ceza yargılaması ilkelerinin açıkça ihlal edildiğini belirterek, “Mahkeme, tüm aşamalarda retçi bir tutum sergiledi. Silahların eşitliği ilkesi, çelişmeli yargılanma ilkesi ihlal edildi. Adil yargılanma hakkı ağır bir şekilde ihlal edildi” dedi. Demokratik siyasi hedef alan bir yargılama yapıldığını belirten Özbingöl, adalete, hakkaniyete ve toplum vicdanına uygun karar verilmesini istedi. Özbingöl, tüm tutuklu siyasetçilerin tahliye edilmesini istedi.

Avukat Özgür Erol, bugün duruşmaya yeni evraklar girdiğini belirterek, “Biz bu evrakları henüz incelemedik. Öncelikle bugün karar kurmayınız. Bugün yalnızca tutuk incelemesi yapın” dedi. Son dönemde Can Atalay, Sinan Ateş, Ayhan Bora Kaplan davaları ile Yargıtay Başkanlığı seçimleri özelinde yaşananları anımsatan Erol, yargı bürokrasisi ve güvenlik bürokrasisi içindeki gelişmelerin kaygı verici olduğunu kaydetti. Erol, bu davanın açılmasında Ankara TEM Şube Müdürlüğü’nün 2018’de savcılığa gönderdiği bilgi notuyla yönlendirdiğini ifade etti.

Mahkeme, duruşmanın başka bir tarihe ertelenmesi talebinin, “dava sürecinde 36 sanık yönünden savunmalarının alındığı, diğer sanıkların ise yargılamanın başından beri kaçak durumunda bulunduğu, davaya gelen belgelerin yoğunlukla kaçak durumunda olan sanıklara yönelik olduğunu ancak söz konusu durumun yargılamanın geldiği aşama itibariyle savunması alınan ve bu sanıklar yönünden yürütülen yargılama neticesinde hüküm verilmesinin engelleyici bir durum olmadığı” gerekçesiyle reddine karar verdi. Mahkeme, tahliye talebinin ise hükümle birlikte değerlendirilmesine oybirliğiyle hükmetti.

Mahkeme başkanı, “Bu vicdani kanaate varırken, dosyadaki deliller incelendi ve böyle bir vicdani kanaate varıldı” diyerek sözlerine başladı. 130 sayfalık karar olduğunu, ancak bunun özetini okuyacağını belirtti. Karar okunmaya başlanınca avukatlar “Bijî berxwedana HDP” sloganları atarak alkışlarla kararı protesto etti. Avukatların salonu terk etmeye başlamasının ardından mahkeme başkanı kararı okumayı durdurdu. Avukatların salondan çıkması beklendi. Mahkeme başkanı, avukatların salonu terk etmesinin ardından kararı alfabetik olarak okumaya devam etti.

Mahkeme kararları şöyle:

Ahmet Türk: “Örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası verildi
Ali Ürküt: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 16 yıl hapse indirildi. Yargılama sürecindeki tutumu gerekçesiyle cezası 13 yıl 4 aya indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Alp Altınörs: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” iddiasıyla 18 yıl hapis cezası verildi. Takdiri indirimi yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Altan Tan: CMK 223’ten beraatine karar verildi.

Ayhan Bilgen: 302’den ve “örgüt üyeliğinden” ayrı ayrı beraatine karar verildi.
Ayla Akat Ata: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 6 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Artırım ve indirimle birlikte 9 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin göz önünde bulundurulmasıyla tahliyesine karar verildi.
Aynur Aşan: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Kaçma şüphesi gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Aysel Tuğluk: “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” iddiasından beraatine karar verildi.

Ayşe Yağcı: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Tutukluluk hali göz önünde bulundurularak tahliyesine karar verildi.
Bülent Parmaksız: 16 yıl ceza verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl ceza verildi. Söz konusu cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı.
Dilek Yağlı: 16 yıl ceza verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl verildi. Cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Emine Ayna: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat, “örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası kararı verildi.

Beyza Üstün: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Figen Yüksekdağ: 19 yıl hapis cezası verilerek, indirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Örgüt üyeliği ve örgüt yönetmek” iddiaları yönünden ceza verilmedi. “Tahrik” iddiasıyla da 4 yıl 6 ay ceza verildi. “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma” gerekçesiyle 2 yıl, “örgüt propagandası”ndan 1 yıl 6 ay ceza aldı. Mehmet Tunç’un cenazesinde yaptığı bir başka konuşma sebebiyle 1 yıl 6 ay, “seçim yasaklarına aykırı hareket” etmekten 3 ay ceza verildi. Wan’da yaptığı bir konuşmadan 1 yıl 6 ay ceza verildi. Toplam 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Tahliye kararı çıkmadı.
Gülfer Akkaya: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirleri kaldırıldı.
Gültan Kışanak: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. “Örgüt üyeliği” iddiası gerekçesiyle 8 yıl ceza verildi. Ceza yarı oranında arttırılarak 12 yıla çıkarıldı. Hakkında tahliye kararı verildi.

Günay Kubilay: 16 yıl hapis cezası ve tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
İsmail Şengül: 16 yıl hapis cezası verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
İbrahim Binici: Beraat kararı verildi.
Meryem Adıbelli: 9 yıl hapis cezası verildi. Hakkında tahliye kararı verildi.

Mesut Bağcık: 9 yıl hapis cezası verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Nazmi Gür: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 hapis cezası verildi.
Pervin Oduncu: Ağırlaştırılmış müebbet cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sebahat Tuncel: “Örgüt üyeliği” iddiasıyla 8 yıl ceza verildi. Ceza 12 yıl çıkarıldı. Tutukluluk süreci göz önünde bulundurularak, tahliye edilmesine karar verildi.

Selahattin Demirtaş: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmaya yardım” iddiasıyla 20 yıl, “suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Newroz etkinliğinde yaptığı konuşma gerekçesiyle 2 yıl 6 ay ceza verildi. Farklı tarihlerdeki açıklamaları gerekçe gösterilerek “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 1 yıl 6 ay, 2 yıl 30 ay, 3 yıl, 1 yıl 6 ay, 1 yıl, 1 yıl 6 ay, 2 yıl ceza verildi. Demirtaş’a verilen toplam ceza 42 yıl oldu. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sibel Akdeniz: Beraat kararı verildi.
Sırrı Süreyya Önder: Hakkındaki tüm iddialardan beraat kararı verildi.
Zeki Çelik: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozma” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Söz konusu ceza “yardımdan” dolayı 18 yıla düşürüldü. Yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verildi. Ayrıca “suçu tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Zeynep Karaman: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet, bu ceza da “yardım” gerekçesiyle 18 yıla indirildi. “Suça tahrik” gerekçesiyle 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Zeynep Ölbeci: “Ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” ve “üyelik” iddialarıyla toplam 12 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.

36 kişi, çeşitli kentlerdeki protestolardaki can kayıplarından sorumlu bulunmayarak beraat etti. Mahkeme, savunmaları alınmayan ve geriye kalan isimlerin dosyası hakkında tefrik kararı verdi. Kobani Davası’nda tutuklu bulunan Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel, Ayla Akat, Ayşe Yağcı ve Meryem Adıbelli hakkında tahliye kararı verilmiş oldu.

Paylaşın

Özel’den ‘Kobani Davası’ Açıklaması: Kabul Edilir Tarafı Yok

Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan Kobani Davası’nda verilen ağır cezalara tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Verilen cezaların bazıları istenene göre çok düşük ama burada Yüksekdağ ve Demirtaş’a verilen cezaların kabul edilir tarafı yok” dedi ve ekledi:

“Bazı beraat kararları önemli ama geriye dönüp baktığınızda Yasin Börü suçundan beraat ettiler. Bu dava siyaseten ne kadar çok kullanıldı. Bugün geldiğimiz noktada mahkeme Yasin Börü’nün ölümünden sorumlu olmadıklarını söyledi. Bir partinin genel başkanı olmasan beraat edenleri ve ağır ceza alanları hangi kategoride değerlendirmek gerektiği üzerine farklı beyin jimnastiği yapabilirim ama kim ne derse desin bu davada bir hukuk yok. Yargılama süreci hukuki değil.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Sözcü TV’de katıldığı canlı yayında gazetecilerin gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Özel, şunları söyledi:

“İlk günden beri takındığım tutumu değiştirecek değilim. Dava, siyasi dava. Olay olduktan 5 yıl sonra açıldıysa dava, iddianamesi de doğrudan bir partinin genel başkanı tarafından yıllarca yazıldıysa, sonra da dava açıldıysa bu dava siyasi davadır. Uzamasıyla, zamanlamasıyla, karar duruşmasının seçimden sonraya bırakılmasıyla falan her yönüyle siyasetten kullanılmaya elverişli bir dava.

“Burada Selahattin Demirtaş’a ve Fiden Yüksekdağ’a verilen cezalar, görevlerinin başındayken bir partinin eş genel başkanlarıyken alınıp da suçlandıkları şey ve bu cezalara baktığınızda kabul edilebilir bir tarafı yok. Davayı bir hukuki dava olarak değerlendirmek yerine, tabi bir partinin genel başkanı olmasam her beraat edenleri, yaptığı yeterli görülüp bırakılanları ve ağır cezalar alanları hangi kategorilerde değerlendirmek gerektiği üzerine farklı beyin jimnastiği yapabilirim ama kim ne derse desin bu davada bir hukuk yok. Yargılama süreci hukuki değil.

Ayhan Bora Kaplan meselesini konuşacaksak işin şu tarafını kısaca hatırlamak gerekiyor. Ayhan Bora Kaplan, ailesinden birisiyle birlikte Kızılay’ın ortasında korsan CD satışı yapan biridir. Gelirler kendisinden haraç isterler. Bu haracı vermeyi reddeder. Abisini tartaklarlar. Bu da tartaklayanı ayağından vurarak hapse düşer, belirli bir süre. İçeride uyuşturucu mafyasıyla tanışır. Çıkar ve Ankara’da torbacılıkla başlayan, sonra belirli torbacıların amirliği falan… Uyuşturucu ticaretine yön veren birisidir.

Ucu başka yerlere dokunduğu için bazı suçların çok üzerinde durulmuyor herhalde. Ayhan Bora Kaplan dosyası enine boyuna tartışıldığında burada tabi ki tehdit, adam kaçırma, şantaj bir sürü şey… Ayrıca devlete emanet yurtlardaki 18 yaşına yaklaşan devletin korumasındaki kimsesiz genç kızların, iş bulma, çalıştırılma vaadiyle ilk önce garsonluk, ardından ‘daha iyi para lokantada var’, içkili lokanta derken felaket bir şeyin içine sokuldu. Bütün bu rezilliklerin içinde hepsi birden var. Benim yanımdan giden biri bununla buluştu.

15 Temmuz gecesi, Bekir Bozdağ TBMM’de kürsüde konuştu. O sırada bizim yanılmıyorsam Levent Gök konuştu. Süleyman Soylu da orada oturuyor. ‘Süleyman Bey konuşsun’ dedim. O zaman Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı kendisi. İçişleri Bakanı değil. Kalktı geldi kürsüye ve Meclis Başkanına dedi ki ‘Zamanım geldi. Arkadaşlarla TRT’nin önünde buluşacağım gençlerle’ dedi. Bu lafı dün gibi biliyorum, oradaki herkes de hatırlıyordur.

O an için önemli değildi. Sonradan Soylu’nun TRT’nin önüne gittiği… Sonra sonra kayıp silahlar konusunda TRT’nin önünde buluştuğu birtakım sivil kişilere silah dağıttığı. Bu tartışmalar yapıldı. O kişilerin Ayhan Bora Kaplan’ın ekibi olduğu ortaya çıktı.

Ayhan Bora Kaplan, korsan CD, torbacı, uyuşturucu, gasp falan… Süleyman Soylu ile TRT’nin önünde randevulaşma. Sonrasında da Süleyman Soylu İçişleri Bakanı oluyor belli bir süre sonra. Ardından da Süleyman Soylu’nun o çok tartışmalı süreci… Ayhan Bora Kaplan’ın himaye edildiğine ilişkin iddialar çok ciddi. Bu süreçte herkes birbirini suçlarken, aslında gizli özne diyebileceklerden bir tanesi de Süleyman Soylu. O yüzden eğer bu soruşturma gerçekten dört başı mahmur yürüyecekse Soylu hakkında bir fezleke hazırlanacak, gelecek oy birliğiyle karma komisyondan geçecek, dokunulmazlığı kaldırılacak ve yargı önünde bildiklerini, sorulan soruları cevaplayacak ki bu olay gerçekten çözülebilsin.

Süleyman Soylu hakkında bir soruşturma komisyonu kurulmasını önermezseniz, Meclis’te oluşturulacak bir komisyon savcı sıfatıyla gerekeni yapmaz ve Süleyman Soylu’yu Yüce Divan’ın önüne çıkarmazsanız bu olayın zaten en önemli kısımlarından bir tanesinin üstü kapalı kalır.

Bugünün tartışması şu: Bir partinin genel başkanı sayın Bahçeli, ülkenin İçişleri Bakanı birer tweet atıyorlar. Biri tweet atıyor, biri cevap veriyor. Muğlak muğlak tweetler. Tweetlerde hem çok şey söyleniyor, hem hiçbir şey söylenmiyor. Devamında da ‘FETÖvari yöntemler’ falan diye bitiriyor. Geçmişte Süleyman Soylu’nun en iyi ilişki içinde olduğu kişi, hatta derlerdi ki bir ara ‘Soylu AK Parti’nin değil MHP’nin bakanı’ diye Ankara’da konuşuluyordu.

Son günlerde ortaya çıkan bir şey. Nedir? İddianame yazılmış, Sinan Ateş iddianamesi. İddianamede olaya karışan aracın her şeyin plakası var ama bir tane araca siyah Audi diyorlar. Bir tek onun plakası yer almamış. Sonra o siyah Audi’nin hangi Audi olduğuna ilişkin bir fotoğraf ortaya çıktı. Ne bunun ortaya çıkmasını bir gazetecilik başarısı olarak gören var. Konunun iki tarafı da, bir taraf işin ucun kendisine geldiğini düşünerek süreci enfekte etmek için bunu servis ettiğini ve Ali Yerlikaya’nın üstüne yıktığını iddia ediyorlar. Öbür taraf da diyor ki ‘Ali Yerlikaya MHP-AKP ilişkisini dinamitlemek ve Soylu’yu işin içine katmak için bunu yaptı’ diyorlar. Bu bir suç. Suç olan ne? Fotoğrafın gizli kalmasını beklemek suç.

İddianamede o arabanın plakasının yazılmaması kabul edilemez. Kim kullanıyormuş arabayı? Kim kullanıyorsa kullansın. Ülkü Ocakları başkanının kullandığı araç olursa iddianameye yazılamıyor. Bu süreç öyle kolay sindirilecek süreç değil. O aracın plakasının iddianamede olmaması başlı başına bir yargılama konusudur. İddianameyi hazırlayanlar için, onlara bu telkinleri yapanlar için…

‘Normalleşme’ diyorum, diyorlar ki ‘yumuşama’. Türkiye’nin normalleşmeye ihtiyacı var. Ne muhalefeti yumuşak yapmaktır, o yüzden yumuşama lafına… 2024 yılında anayasası olan, seçimler yapılan, yeminle göreve başlayan milletvekillerinin, cumhurbaşkanının, bakanların olduğu bir yerde… Burası muz cumhuriyeti değilse ve kuruluşunun 100’üncü yılını geçen sene kutladığımız bu cumhuriyette eğer insanlar suçu işleyenin siyasi aidiyetine, ittifak ortaklarına göre değerlendiriliyorsa…

CHP Genel Merkezi’ne bir iade-i ziyaret yapılacak. Devamında ifadelerim oldu. Sorun alanları… Örneğin emekliye zam yapılacaksa hep birlikte oy verelim, yapılmayacaksa… Emekli mitingi yapıyoruz. Öğretmen ataması… 68 bin öğretmenler istiyordu. Dedim ki ‘Kadro boşluğu 94 bin. 20 bin de emekli var. 124 bin. 120 bin öğretmen atanırsa desteklerim. Atanmazsa muhalefetimi yaparım’. Yarın temmuz ayında asgari ücrete zam gelecek. Asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok yüksek. Büyük bir açmaz içindeyiz. Buna devletin bir çözüm bulup asgari ücreti artırması, esnafa, KOBİ’ye, küçük üreticiye, para kazanmayana da yük olmaktan çıkarması lazım. Bunu birlikte çalışalım. ‘Yok, kemer sıkıyoruz, veremeyiz’. Verginin yüzde 11’ini gerçek kazananlardan alacaksın, kemeri asgari ücretliye sıktıracaksın. Buna miting de yaparım, yürüyüş de eylem de yaparım.

“Uyulmayacak anayasa niye yapalım?”

Anayasa tartışmasının içine girmek için ön şartım şu. Mevcut anayasaya tam uyum. Ve diyorum ki yeni bir elbise isteniyorsa, öncekini ne yaptın diye bakarlar. Önceki neden olmadı diye bakarlar. Yenisini giyecek misin diye bakarlar. Uyulmayacak anayasa niye yapalım? Anayasaya uyum konusunda bir güvence meselesini ayrıca tartışalım. O teknik bir mesele. Ne Sayın Erdoğan ile, ne Sayın Bahçeli ile yaptığımız görüşmelerde, bırakın anayasa ile ilgili usule bile ‘şöyle olabilir, böyle olabilir’… Sadece anayasaya uyum. Anayasaya uyum dediğinizde AİHM kararları var, AYM kararları var, AYM’nin bağlayıcılığını kabul etmemek, hatta mahkemenin kapatılmasına yönelik çağrılar var.

Bu şartlar altında bir anayasa masasına oturmak nasıl mümkün olabilir? İşin bu tarafını söylüyorum. Bir de şunu söyledim. Sayın Kurtulmuş’a da söyledim. Bir masa kuruldu. Ben de Özgür Özel olarak kalktım geldim oturdum. Son seçimde 17 milyon 500 bin kişiyiz sadece sandıkta buluştuklarımız. 17 milyon 499 bini ayakta kalır. O masaya Özgür Özel 17.5 milyon kişiyi ikna etmeden oturamaz. Özgür Özel’in öyle bir lüksü yok.

Eğer Sayın Erdoğan gelip ‘böyle bir işin içine girdik, sorumlusu kimse ortaya çıksın, siyasi bir destek verin’ derse destek vermeye hazırım. Sayın Bahçeli derse ki ‘Böyle bir işin içindeyiz. Bu işten hep beraber sıyrılmamız lazım’. Kendisine de en net desteği vermeye razıyım. Sayın Ali Yerlikaya da gelip bir sunum yaparsa ve haklıyı haksızı ayırmaya katkı sağlayacak bir kamuoyu desteği isterse orada da destek veririm. Doğruya, iyiye doğru atılacak her adımda muhalefet olarak her türlü desteği veririz. Hep böyle yaptık geçmişte de. Gelsinler Meclis’te bir komisyon kuralım. Onların kendi pozisyonları gereği yapamadıklarını hep birlikte yapalım. Herkes birbirine operasyon çekiyor. Bir hukuka dönüş operasyonun Meclis eliyle yapılması lazım. Başka türlü olmayacak bu iş.

“Suriye ile diyaloğu savunuyoruz”

Birkaç haber sitesi, belirli bir partiye müzahir siteler bütün bir açıklamadan ‘Özgür Özel Arapça tabelaları kaldırmayın dedi’ diye verdiler. Twitter dünyası da şöyle bir dünya: Onu doğru kabul edip öbürü bir şey yazıyor. Öbürü onu okuyor, yazıyor falan… Bir zaman sonra algı ile olgu yer değiştiriyor.

Şöyle bir matematiksel katkı yapayım. Türkiye’de yaşayan Türklerin doğum hızı 1.45’e düştü. Bu, Suriyeliler için 5.65. Bu 20 yıl sonra 25 milyon Suriyeli demek. Bu gerçekten bir ülkenin şehirlerin demografisi açısından çok büyük risk. Tedbir almak lazım.

Gelelim meselenin özüne dair ne dediğime. Değişen hiçbir görüşüm yok. Suriye ile diyaloğu savunuyoruz. Esad ile esas meşru muhataplarının görüşmesi lazım. Suriyeli sığınmacıya karşı olsam ne olacak, karşı olmasam ne olacak. Sığınmacı yaratan politikalara ve politikacılara karşıyım.

Bu konudaki leyhte aleyhte bütün beyanlarımı büyük bir özgüvenle tekrar ederim. Benim dediğim şu: ‘Arkadaşlar, televizyonlarda Arapça tabelaları yırtan belediye başkanı görüntüsü bizim açımızdan doğru bir görüntü değil. Arapça tabelaları savunmuyorum. Ne İstiklal Caddesi’ndeki o Arapça tabelalar hoşuma gidiyor, ne herhangi bir yerde hoşuma gidiyor. Ama İngilizce, Fransızca tabelalar da hoşuma gitmiyor. Bununla ilgili bir yasal düzenleme var. ‘Tabelalar Türkçe olacak, yabancı dilde bir tabela varsa ana tabelanın yüzde 25’ini geçemez.’ Bu olsa büyük oranda bir regülasyon gelir.

Ayrıca Tabela Kanunu’na aykırı tabelalar rastgele asamazlar. Ama bu yolu yöntemi kanuna göre ihtarda bulun, kendisinin sökmesi lazım. Sökmüyorsa zabıta yolla, uyar. En sonunda usulüne uygun söktür ama İngilizceyi de söktür Arapçayı da. Bunu söyledim. Dedim ki ‘Burada belediye başkanı nasıl itfaiye kullanmıyorsa yangın çıktığında nasıl belediye başkanı su patladığında gidip de vanayı kapatmıyorsa onu sökmek sizin işiniz değil. Düzenlemeye uygun talimat vermek işiniz.

Sen onu sökersen ne olur dedim. Örneğin kendi Hacerler köyümde birisi yerde Arapça kağıt bulsun. Onu kağıdı alır ayağın basmayacağı bir pencere kenarına koyar. Arapça bilmiyor, belki fıkra yazıyor ama o Kuran ile özleştirmiş Arapçayı. Demiyorum ki Arapça kutsal bir dildir. Arapça Kuran-ı Kerim’in yazıldığı dildir. İnsanlar Arapçayı Kuran dili olduğu için kutsal kabul ediyor. Senin gidip de haşin bir şekilde onu yırtman partimiz adına onarılmaz yaralar açar insanlarda dedim. Nasıl şehir otobüsünü sen kullanmıyorsan o haritayı da sen oradan çıkarma dedim ve devam ettim.

Ayrıca, Arapça Türkiye’de 6 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının ana dili. Şanlıurfa’daki, Mardin’deki Hatay’daki bir miktar Batman’daki… Arapçaya yapılan hürmetsizlik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını da incitiyor. Bir siyasetçi var, bir genel başkan. Arap kelimesini küfür gibi kullanıyor. Doğru değil. Arap kelimesini küfür gibi kullanırsan yarın da biri Türk kelimesini küfür gibi kullandığında ona karşı çıkamazsın.”

Paylaşın

Gültan Kışanak: Özgürlüğe Ve Barışa İhtiyacımız Var

8 yıldır tutulduğu Kandıra Cezaevi çıkışında açıklama yapan Gültan Kışanak, “Bizim aslında tahliyeye değil, özgürlüğe ve barışa ihtiyacımız var” dedi ve ekledi: Umarım hep beraber bu ülkede tüm sorunları özgürlük temelinde çözecek bir mücadeleyi birlikte yürütüp kazanacağız.

Gültan Kışanak, açıklamasının devamında, “Mesele bir davayı kazanmak ya da tahliye olmak değil. Mesele bu ülkenin sorunlarını çözebileceği bir ortamı yaratmak. Kadınların özgür olduğu, halkların özgür olduğu, inançların özgür olduğu, kimliklerin sorun olmadığı, dillerin sorun olmadığı, bir ülkede yaşamak istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Kobani Davası’nda 4 yılın ardından karar çıktı, yattığı süre gözönünde bulundurularak hakkında tahliye kararı verilen Gültan Kışanak tahliye edildi. Yaklaşık 8 yıldır tutulduğu Kandıra Cezaevi çıkışında Kışanak çiçeklerle karşılandı.

Cezaevi önünde açıklama yapan Gültan Kışanak “Bugün Kobanê Kumpas davasında ne yazık ki kumpası devam ettiren bir karar çıktı. Arkadaşlarımız özgürlüklerine kavuşamadılar. Bu nedenle hepimiz çok buruk bir durumdayız” dedi.

“Bizim aslında tahliyeye değil, özgürlüğe ve barışa ihtiyacımız var” ifadelerini kullanan Kışanak şöyle devam etti: “Umarım hep beraber bu ülkede tüm sorunları özgürlük temelinde çözecek bir mücadeleyi birlikte yürütüp kazanacağız. Mesele bir davayı kazanmak ya da tahliye olmak değil. Mesele bu ülkenin sorunlarını çözebileceği bir ortamı yaratmak.

Kadınların özgür olduğu, halkların özgür olduğu, inançların özgür olduğu, kimliklerin sorun olmadığı, dillerin sorun olmadığı, bir ülkede yaşamak istiyoruz. İçeride ya da dışarıda özgür yaşamak istiyoruz. Dışarıda olmanın tek başına özgürlük olmadığını biliyorum.

Hukukun, adaletin, barışın olmadığı bir yerde özgürlüğü ne yazık ki doyasıya hiçbirimiz teneffüs edemiyoruz. Ben bütün Türkiye için, halklarımız için, kadınlar için, çocuklar için özgür bir gelecek istiyorum.”

“Örgüt üyeliği” iddiasıyla hakkında verilen 8 yıl ceza 12 yıla çıkarılan, ancak tahliye kararı verilen Sebahat Tuncel de yaklaşık 8 yıllık tutukluluğun ardından akşam saatlerinde Sincan Cezaevi’nden çıktı.

Tahliye edilen Ayla Akat Ata, Ayşe Yağcı ve Meryem Adıbelli’yle birlikte cezaevi önünde çiçeklerle karşılanan Tuncel “Bugün aslında öfkeliyiz. Kobanê Davası başından beri bir hukuksuzluk davasıdır. Bir intikam davasıdır. Dayanışma cezalandırıldı bugün. Yoldaşlarımızı, arkadaşlarımızı cezaevinde bırakarak çıktık. Adalet sağlanmış falan değil. Aksine adalet bugün bir kez daha katledildi” dedi.

“Bunun nedeninin ne olduğunu biliyoruz. 3 yıldır mahkeme salonunda bunu teşhir etmeye çalıştık” ifadelerini kullanan Sebahat Tuncel şunları söyledi: “Kürt sorununun çözümsüzlüğü, AKP’nin inkar, imha, asimilasyon politikasının bir sonucu olarak Kürtlere yönelik bir intikam davası olduğunu, bir kumpas davası olduğunu söyledik. Bizi yargılayan heyet değildi, cübbe giymiş AKP’lilerdi, Cumhur İttifakı’ydı. Hep bunu söyedik. Bugün bu kanıtlanmış oldu… Biliyoruz ki mücadele bitmedi, devam ediyor.”

Kabani Davası görüldü

IŞİD’in Kobani’ye dönük saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde gelişen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan davanın karar duruşması görüldü.

Cezaevi önünde ve duruşma salonunun içinde yoğun güvenlik önlemleri alınırken, duruşmaya gelen izleyiciler ayrı bir salona, arasında Hüda-Parlı’ların olduğu müştekiler başka bir salona alındı.

Sanıklar, avukatlar, milletvekilleri, gazeteciler ve yabancı kurumların temsilcileri ise ana duruşma salonunda duruşmayı izledi. Duruşmaya yaklaşık 500 avukat katıldı. DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın arasında bulunduğu DEM Parti milletvekilleri, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi ve Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır’dan oluşan CHP heyeti ile TİP Eş Genel Başkanı Erkan Baş ve EMEP Milletvekili Sevda Karaca da salonda yer aldı.

Duruşmayı açan Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, duruşmaya katılanların isimleri ile sanıklar ve avukatların mahkemeye verdikleri dilekçeleri okudu. Daha sonra avukatlara söz verildi. Davanın avukatlarından DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Başkanı Sevda Çelik Özbingöl, yargılama sırasında tüm ceza yargılaması ilkelerinin açıkça ihlal edildiğini belirterek, “Mahkeme, tüm aşamalarda retçi bir tutum sergiledi. Silahların eşitliği ilkesi, çelişmeli yargılanma ilkesi ihlal edildi. Adil yargılanma hakkı ağır bir şekilde ihlal edildi” dedi. Demokratik siyasi hedef alan bir yargılama yapıldığını belirten Özbingöl, adalete, hakkaniyete ve toplum vicdanına uygun karar verilmesini istedi. Özbingöl, tüm tutuklu siyasetçilerin tahliye edilmesini istedi.

Avukat Özgür Erol, bugün duruşmaya yeni evraklar girdiğini belirterek, “Biz bu evrakları henüz incelemedik. Öncelikle bugün karar kurmayınız. Bugün yalnızca tutuk incelemesi yapın” dedi. Son dönemde Can Atalay, Sinan Ateş, Ayhan Bora Kaplan davaları ile Yargıtay Başkanlığı seçimleri özelinde yaşananları anımsatan Erol, yargı bürokrasisi ve güvenlik bürokrasisi içindeki gelişmelerin kaygı verici olduğunu kaydetti. Erol, bu davanın açılmasında Ankara TEM Şube Müdürlüğü’nün 2018’de savcılığa gönderdiği bilgi notuyla yönlendirdiğini ifade etti.

Mahkeme, duruşmanın başka bir tarihe ertelenmesi talebinin, “dava sürecinde 36 sanık yönünden savunmalarının alındığı, diğer sanıkların ise yargılamanın başından beri kaçak durumunda bulunduğu, davaya gelen belgelerin yoğunlukla kaçak durumunda olan sanıklara yönelik olduğunu ancak söz konusu durumun yargılamanın geldiği aşama itibariyle savunması alınan ve bu sanıklar yönünden yürütülen yargılama neticesinde hüküm verilmesinin engelleyici bir durum olmadığı” gerekçesiyle reddine karar verdi. Mahkeme, tahliye talebinin ise hükümle birlikte değerlendirilmesine oybirliğiyle hükmetti.

Mahkeme başkanı, “Bu vicdani kanaate varırken, dosyadaki deliller incelendi ve böyle bir vicdani kanaate varıldı” diyerek sözlerine başladı. 130 sayfalık karar olduğunu, ancak bunun özetini okuyacağını belirtti. Karar okunmaya başlanınca avukatlar “Bijî berxwedana HDP” sloganları atarak alkışlarla kararı protesto etti. Avukatların salonu terk etmeye başlamasının ardından mahkeme başkanı kararı okumayı durdurdu. Avukatların salondan çıkması beklendi. Mahkeme başkanı, avukatların salonu terk etmesinin ardından kararı alfabetik olarak okumaya devam etti.

Mahkeme kararları şöyle:

Ahmet Türk: “Örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası verildi
Ali Ürküt: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 16 yıl hapse indirildi. Yargılama sürecindeki tutumu gerekçesiyle cezası 13 yıl 4 aya indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Alp Altınörs: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” iddiasıyla 18 yıl hapis cezası verildi. Takdiri indirimi yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Altan Tan: CMK 223’ten beraatine karar verildi.

Ayhan Bilgen: 302’den ve “örgüt üyeliğinden” ayrı ayrı beraatine karar verildi.
Ayla Akat Ata: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 6 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Artırım ve indirimle birlikte 9 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin göz önünde bulundurulmasıyla tahliyesine karar verildi.
Aynur Aşan: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Kaçma şüphesi gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Aysel Tuğluk: “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” iddiasından beraatine karar verildi.

Ayşe Yağcı: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Tutukluluk hali göz önünde bulundurularak tahliyesine karar verildi.
Bülent Parmaksız: 16 yıl ceza verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl ceza verildi. Söz konusu cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı.
Dilek Yağlı: 16 yıl ceza verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl verildi. Cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Emine Ayna: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat, “örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası kararı verildi.

Beyza Üstün: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Figen Yüksekdağ: 19 yıl hapis cezası verilerek, indirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Örgüt üyeliği ve örgüt yönetmek” iddiaları yönünden ceza verilmedi. “Tahrik” iddiasıyla da 4 yıl 6 ay ceza verildi. “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma” gerekçesiyle 2 yıl, “örgüt propagandası”ndan 1 yıl 6 ay ceza aldı. Mehmet Tunç’un cenazesinde yaptığı bir başka konuşma sebebiyle 1 yıl 6 ay, “seçim yasaklarına aykırı hareket” etmekten 3 ay ceza verildi. Wan’da yaptığı bir konuşmadan 1 yıl 6 ay ceza verildi. Toplam 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Tahliye kararı çıkmadı.
Gülfer Akkaya: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirleri kaldırıldı.
Gültan Kışanak: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. “Örgüt üyeliği” iddiası gerekçesiyle 8 yıl ceza verildi. Ceza yarı oranında arttırılarak 12 yıla çıkarıldı. Hakkında tahliye kararı verildi.

Günay Kubilay: 16 yıl hapis cezası ve tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
İsmail Şengül: 16 yıl hapis cezası verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
İbrahim Binici: Beraat kararı verildi.
Meryem Adıbelli: 9 yıl hapis cezası verildi. Hakkında tahliye kararı verildi.

Mesut Bağcık: 9 yıl hapis cezası verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Nazmi Gür: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 hapis cezası verildi.
Pervin Oduncu: Ağırlaştırılmış müebbet cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sebahat Tuncel: “Örgüt üyeliği” iddiasıyla 8 yıl ceza verildi. Ceza 12 yıl çıkarıldı. Tutukluluk süreci göz önünde bulundurularak, tahliye edilmesine karar verildi.

Selahattin Demirtaş: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmaya yardım” iddiasıyla 20 yıl, “suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Newroz etkinliğinde yaptığı konuşma gerekçesiyle 2 yıl 6 ay ceza verildi. Farklı tarihlerdeki açıklamaları gerekçe gösterilerek “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 1 yıl 6 ay, 2 yıl 30 ay, 3 yıl, 1 yıl 6 ay, 1 yıl, 1 yıl 6 ay, 2 yıl ceza verildi. Demirtaş’a verilen toplam ceza 42 yıl oldu. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sibel Akdeniz: Beraat kararı verildi.
Sırrı Süreyya Önder: Hakkındaki tüm iddialardan beraat kararı verildi.
Zeki Çelik: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozma” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Söz konusu ceza “yardımdan” dolayı 18 yıla düşürüldü. Yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verildi. Ayrıca “suçu tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Zeynep Karaman: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet, bu ceza da “yardım” gerekçesiyle 18 yıla indirildi. “Suça tahrik” gerekçesiyle 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Zeynep Ölbeci: “Ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” ve “üyelik” iddialarıyla toplam 12 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.

36 kişi, çeşitli kentlerdeki protestolardaki can kayıplarından sorumlu bulunmayarak beraat etti. Mahkeme, savunmaları alınmayan ve geriye kalan isimlerin dosyası hakkında tefrik kararı verdi. Kobani Davası’nda tutuklu bulunan Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel, Ayla Akat, Ayşe Yağcı ve Meryem Adıbelli hakkında tahliye kararı verilmiş oldu.

Paylaşın