“Büyük Patlama” Yeniden Meydana Gelebilir

Bilim insanları, karanlık enerjinin evreni yeniden küçültebileceğini ve sonunda tekrar Büyük Patlama’nın meydana gelebileceğini öne sürdü: İçinde yaşadığımız evren, sonsuz sayıda tekrarlanan ‘Büyük Sıçramalar’ dizisinden biri olmalı.

Karanlık enerji, evreni sürekli genişlettiği ve galaksileri birbirlerinden uzaklaştırdığı varsayılan bir enerji türü. Doğrudan gözlemlenemeği için “karanlık” diye nitelenen bu enerjinin varlığına dair dolaylı ipuçları mevcut.

Birleşik Krallık’taki Portsmouth Üniversitesi’nde görev alan Molly Burkmar ve Marco Brunia, evreni meydana getirdiği sayılan Büyük Patlama’nın tekrarlayabileceğini savundu.

İki teorik fizikçi, henüz hakem onayından geçmeyen yeni makalelerinde karanlık enerjinin evreni yeniden küçültebileceğini ve sonunda tekrar Büyük Patlama’nın meydana gelebileceğini yazdı.

Karanlık enerji, evreni sürekli genişlettiği ve galaksileri birbirlerinden uzaklaştırdığı varsayılan bir enerji türü. Doğrudan gözlemlenemeği için “karanlık” diye nitelenen bu enerjinin varlığına dair dolaylı ipuçları mevcut.

Yeni makalede karanlık enerjinin periyodik olarak “açılıp kapanabileceği”, evreni bazen büyütürken bazen de yeni bir evrenin doğumuna uygun koşullar yaratabileceği ifade edildi.

Başka bir deyişle karanlık enerji, evrenin büzülmesine ve sonunda tekrar patlamaya neden olabilir. Bu, evrenin yeniden genişlediği, durulduğu ve büzüldüğü bir döngü.

Yazarlar, “İçinde yaşadığımız evren, sonsuz sayıda tekrarlanan ‘Büyük Sıçramalar’ dizisinden biri olmalı” ifadelerini kullandı:

Nitel analizimiz, gerçekçi nicel davranışların olduğu daha realist modellerin oluşturulması için bir temel teşkil ediyor.

Karanlık enerjinin kaynağı, kara delikler olabilir

Yine Birleşik Krallık’taki üniversitelerden bilim insanları da kısa süre önce karanlık enerji bilmecesine dair dikkat çeken bir teori ortaya atmıştı.

Son 9 milyar yıl içinde ortaya çıkmış süper kütleli karadelikleri karşılaştıran ekip, bunların karanlık enerjinin kaynağı olabileceğine dair bir ipucu keşfetmişti.

Araştırma ekibinden astrofizikçi Chris Pearson, “Sonunda kozmologları ve teorik fizikçileri şaşırtan karanlık enerjinin kökeni için bir cevap bulduk” demişti.

Teorimiz, eğer doğruysa, tüm kozmolojide devrim yaratacak.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

“Yasak” Bir Gezegen Keşfedildi

Bilim insanları dikkat çeken bir keşfe imza attı. “Yasak” bir dünyaya sahip bir gezegen sistemi bulundu. Bilim insanları gezegene, yörüngesinde döndüğü yıldıza ithafen TOI 5205b adını verdi. 

Bilim insanları bu tür gezegenlerin oluşumına dair anlatıyı yeniden yazabilecek “yasak” bir dünyaya sahip bir gezegen sistemi buldu.

Gezegen, bizim Jüpiter’imize benzeyen büyük, gaz devi bir gezegene sahip. Ancak yıldızı, Jüpiter’in sadece 4 katı büyüklüğünde bir kırmızı cüce.

Bilim insanları daha önce bu kadar küçük bir yıldızın bu kadar büyük, gazlı bir gezegene ev sahipliği yapmasının muhtemel olmadığını düşünüyordu.

Araştırmayı yöneten, Carnegie Bilim Enstitüsü’nden Shubham Kanodia, “Ev sahibi yıldız TOI-5205, Jüpiter’den sadece 4 kat kadar büyük ama bir şekilde Jüpiter büyüklüğünde bir gezegen oluşturmayı başarması son derece şaşırtıcı!” diyor.

Bu tür M-tipi cüce yıldızların etrafında daha önce de gaz devleri oluşmuştu. Ama yeni keşfedilen yıldız daha genç ve daha düşük kütleye sahip.

Bilim insanları gezegene, yörüngesinde döndüğü yıldıza ithafen TOI 5205b adını verdi.

Kanodia, “TOI-5205b’nin varlığı, bu gezegenlerin doğduğu diskler hakkında bildiklerimizi derinleştiriyor” diyor.

Başlangıçta diskte ilk çekirdeği meydana getirmek için yeterli kayalık malzeme yoksa, o zaman gaz devi gezegen meydana gelemez. Ve sonunda eğer disk muazzam çekirdek oluşmadan önce buharlaşırsa, o zaman da gaz devi gezegen meydana gelemez. Yine de TOI-5205b bu bariyerlere rağmen oluştu.

Gezegen oluşumuna ilişkin mevcut nominal anlayışımıza göre TOI-5205b var olmamalı; o bir “yasak” gezegen.

TOI 5205b, muhtemel bir gezegen olarak ilk kez NASA’nın Geçiş Halindeki Ötegezegen Araştırma Uydusu, yani TESS tarafından tespit edildi. TESS, “geçiş” diye bilinen ve gezegenler yıldızlarının önünden geçerken meydana gelen ışık azalmasına dair bir belirti arıyor. TOI 5205b, gezegen ve yıldızın nispeten benzer olan boyutları nedeniyle dikkat çekiciydi. Bu, ışığın yaklaşık yüzde 7’sini engellediği ve bilinen en büyük geçişlerden biri olduğu anlamına geliyor.

Ardından daha fazla teleskopla inceleme yapan bilim insanları, bunun bir gezegen olduğunu ve imkansız olduğu düşünülen bir boyutta göründüğünü doğruladı.

Araştırmacılar halihazırda NASA’nın kısa süre önce fırlatılan James Webb Uzay Teleskobu’nu kullanarak bu dünya üzerinde daha fazla araştırma yapmayı umuyor. Geçişin çok büyük olması, bu gözlemlerin özellikle verimli olacağı ve bileşiminin yanı sıra doğumunun olağandışı öyküsüne de ışık tutacağı anlamına geliyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Heyecan Yaratan Keşif: Yaşanabilir Bölgede Yeni Bir Gezegen Bulundu

Gökbilimciler sadece 31 ışık yılı uzakta Dünya benzeri bir ötegezegen keşfetti. Gezegenin Dünya’nın kütlesinin 1,36 katına sahip olduğu belirtiliyor. Bilim insanları yüzeyinde sıvı halde su bulundurabilecek koşullara sahip gezegenlerin yaşanabilir bölgede yer aldığını ifade ediyor.

Zira bu gezegenler yıldıza daha yakın olduklarında sıcaklık arttığı için su buharlaşıyor, daha uzak olduğunda ise donmuş halde olabilir.

Ancak bir gezegenin yaşanabilir bölgede yer alması, yüzeyinde mutlaka su olduğu anlamına gelmiyor. Gezegenin organik bileşikleri içerip içermediği, bir atmosfere sahip olup olmadığı gibi ayrıntılar ancak ileri gözlemlerle ortaya çıkarılabilir.

Almanya’daki Max Planck Astronomi Enstitüsü’nden Diana Kossakowski liderliğindeki bir astronom ekibinin keşfettiği gezegen, yıldızının yaşanabilir bölgesinde yer alıyor.

Kossakowski ve ekibinin keşfettiği Wolf 1069b adlı gezegen de yörüngesinde döndüğü yıldızın yaşanabilir bölgesinde yer alıyor. Ekip bu yıldıza da Wolf 1069 adını verdi.

Gezegenin Dünya’nın kütlesinin 1,36 katına sahip olduğu belirtiliyor. Wolf 1069b, aynı zamanda Dünya’ya benzemesiyle de heyecan yaratıyor.

Kossakowski, “Wolf 1069 yıldızının verilerini analiz ettiğimizde, kabaca Dünya kütlesine sahip bir gezegenden geldiği görülen net, düşük genlikli bir sinyal keşfettik” diye konuştu.

Hakemli bilimdel dergi Astronomy & Astrophysics’te yayımlanan bulgular, Güneş Sistemi dışındaki gezegenlerde yaşanabilirlik belirtilerini aramaya yönelik çalışmalara bilgi sağlayabilir.

Öte yandan gökbilimci Wolf 1069 yıldızının bir kırmızı cüce olduğunu vurguladı. Nispeten küçük ve soğuk olan kırmızı cüceler, genelde Güneş’in yarısından daha az kütleye sahip oluyor.

Kossakowski yeni keşfedilen gezegenin yıldızın etrafında Dünya’ya kıyasla çok daha hızlı döndüğünü belirtiyor:

Yıldızın yörüngesinde dönüşü 15,6 gün içinde tamamlanıyor. Dünya ve Güneş arasındaki mesafenin sadece 15’te 1’ine denk gelen bir mesafede dönüyor.

Diğer bir deyişle Dünya’nın Güneş’e uzaklığı, Wolf 1069b’nin kendi yıldızına uzaklığından 15 kat fazla. Ayrıca Wolf 1069b’de bir yıl sadece 15,6 gün sürüyor.

Max Planck Enstitüsü’nün keşifle ilgili açıklamasına göre, Wolf 1069b’nin daima bir tarafı yıldızına dönük. Bu da Ay’ın sürekli aynı yüzünün Dünya’ya bakmasına benziyor. Yani Wolf 1069b’nin bir yüzünde sürekli gündüz diğer yüzünde sürekli gece yaşanıyor.

Ancak bu durum, yaşanabilir koşulların oluşmasına engel değil. Açıklamada, “Ekip, gezegenin gündüz tarafının geniş bir alanında yaşanabilir koşulların olabileceğini düşünüyor. Bu konuda iyimserler” ifadeleri yer alıyor:

Yıldızda görünürde (şiddetli patlamalar gibi) herhangi bir aktivite olmaması, Wolf 1069b’nin atmosferinin önemli bir kısmını muhafaza etmiş olma ihtimalini de artırıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Büyük Yıldızlar Ölmek Üzereyken ‘Erken Uyarı Sinyali’ Gönderiyor

Süpernova (Enerjisi biten büyük yıldızların şiddetle patlaması durumuna verilen addır.) patlaması geçirerek ölmek üzere olan büyük kütleli yıldızların “erken uyarı sinyali” gönderdiği keşfedildi.

Independent Türkçe’de yer alan habere göre, bilim insanları bir yıldız yaşamının son evresine ulaştığında parıltısının aniden normalden yaklaşık 100 kat daha silikleşeceğini belirtti. Bunun birkaç ay sürdüğünü ve ardından yıldızın öldüğünü ifade ettiler.

Araştırmacılar, bahsedilen karartma etkisinin maddeler aniden ölen yıldızın etrafında birikip ışığı engellediğinde meydana geldiğini söyledi.

Bilim insanları, bu bulgunun gökbilimcilerin yıldızların patlamasını daha sonra fark etmek yerine patlama sürecinde izlemelerine olanak sağlayabileceğini belirtti.

Araştırmacılar, daha önce bu sürecin ne kadar devam ettiğinden emin değildi. Araştırmacılar artık bunun birkaç ay süreceğini söyleyebiliyor ve yıldızların patlamadan önce bu “koza” gibi oluşumla sarıldıklarında nasıl göründüklerini daha iyi anlayabiliyor.

Yoğun materyal, yıldızı neredeyse tamamen gizleyerek spektrumun görünür kısmında 100 kat daha sönük hale getiriyor. Bu, yıldız patlamadan bir gün önce orada olduğunu muhtemelen göremeyeceğiniz anlamına geliyor.

Şu ana kadar süpernovalar gerçekleştikten ancak saatler sonra ayrıntılı gözlemlerini elde edebiliyorduk. Bu erken uyarı sistemiyle onları gerçek zamanlı gözlemlemeye, dünyanın en iyi teleskoplarını haberci yıldızlara yöneltmeye ve gözlerimizin önünde kelimenin tam anlamıyla parçalanmalarını izlemeye hazır olabiliriz.

Yeni bulgular, Royal Astronomical Society’nin Aylık Bildirimleri’nde “Explosion Imminent: the appearance of Red Supergiants at the point of core-collapse” (Patlama Yakın: Kırmızı Üstdevlerin çekirdeğinin çöküş noktasındaki görünümü) başlıklı makalede açıklandı.

Süpernova nedir?

Süpernova, enerjisi biten Büyük Yıldızların şiddetle patlaması durumuna verilen addır. Bir süpernovanın parlaklığı Güneş’in parlaklığının yüz milyon katına varabilir.

Başlangıçta yapısı, iyonize madde olan plazma şeklindeki bir süpernovanın parlaklığını yitirmesi haftalar ya da aylar sürebilir. Bu süre zarfında yaydığı enerji, Güneş’in 10 milyar yılda yayacağı enerjiden daha fazladır.

Bu patlamalar, maddenin evrende bir noktadan başka noktalara taşınması işine yarar. Patlama sonucunda dağılan yıldız artıklarının, evrenin başka köşelerinde birikerek yeniden yıldızlar ya da yıldız sistemleri oluşturduğu varsayılmaktadır.

Bu varsayıma göre, Güneş, Güneş Sistemi içindeki gezegenler ve bu arada elbette bizim Dünyamız da, çok eski zamanlarda gerçekleşmiş bir süpernova patlamasının sonucunda ortaya çıkmıştır.

Paylaşın

Şimdiye Kadar Görülen En Uç Örnek: ‘Yalpalayan’ Kara Delik

Çekim alanı her türlü maddesel oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan, büyük kütleli gök cismi kara deliklere ilişkin yeni bir durum keşfedildi. Bilim insanları, “yalpalayan” bir kara deliğin şimdiye kadar görülen en uç örnek olduğunu söyledi.

Araştırmacılar, çarpışan iki kara deliğin bir bükülme hareketiyle kilitlenmesini izledi. Buna “presesyon” adı verilen bir etki neden oluyor. Söz konusu etki, bükülmeyi daha önce görülenden 10 milyar kat daha hızlı hale getiriyor.

Kara delik sistemi, ilk kez iki yıl önce kütleçekim dalgalarıyla tespit edilmişti. Sistem, gelişmiş LIGO ve Virgo dedektörleri tarafından 2020’nin başlarında saptanmıştı.

Sistemdekilerden biri, Güneşimizden 40 kat daha büyük ve muhtemelen şimdiye kadar bu şekilde bulunan en hızlı dönen kara delik. Bilim insanlarının keşfine göre, kara delik zaman ve uzayın dokusunu o kadar çok çekiyor ki, iki kara deliğin tüm yörüngesinin yalpalamasına neden oluyor.

Çalışma sırasında Cardiff Üniversitesi’nde araştırmacı olan ve şimdi Portsmouth Üniversitesi’nde görev yapan Dr. Charlie Hoy, “Şimdiye kadar kütleçekim dalgalarıyla bulduğumuz kara deliklerin çoğu epey yavaş dönüyordu” dedi.

Bu ikili sistemin Güneş’ten yaklaşık 40 kat iri olan daha büyük kara deliği, neredeyse fiziksel açıdan mümkün olduğunca hızlı dönüyordu. İkililerin nasıl oluştuğuna dair mevcut modellerimiz, bunun son derece nadir, belki de binde bir görülen bir olay olduğunu gösteriyor. Ya da bu, modellerimizin değişmesi gerektiğinin bir işareti olabilir.

Bunu bulan araştırmacılar, teorinin yıllardır var olduğunu ama bu fenomenin ilk kez böyle kara deliklerde gözlemlendiğini söyledi.

Cardiff Üniversitesi Kütleçekim Keşif Enstitüsü’nden Profesör Mark Hannam, “Her zaman ikili kara deliklerin bunu yapabileceğini düşünmüştük” dedi.

İlk kütleçekim dalgası tespitlerinden bu yana bir örnek görmeyi umuyorduk. 80’den fazla ayrı tespit süresince 5 yıl beklemek zorunda kaldık ama sonunda bir tane bulduk!

Presesyon, Einstein’ın genel görelilik teorisinin bir parçası ve bu nedenle varlığı bir süredir biliniyor. Ancak kara deliklerde görülmesi, mümkün olan en uç koşullarda var olabileceği anlamına geliyor.

Daha önce bu tür presesyonların en iyi örneği, yörüngenin her 75 yılda bir presesyona uğradığı, birbiri etrafında yörüngelenen iki nötron yıldızıydı. Yeni örnekte ise bu presesyon, birkaç saniyede bir gerçekleşiyor.

Bulgular akademik dergi Nature’da yayımlanan “İkili kara delik sisteminde genel-relativistik presesyon” başlıklı yeni bir makalede aktarıldı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Devasa Büyüklükte Ölü Yıldızlar ‘Mezarlığı’ Bulundu

Bilim insanları Samanyolu’nun üç katı yüksekliğine ulaşan devasa bir ölü yıldızlar “mezarlığı” buldu. Eski güneşlerden oluşan yığın, ilk “galaktik ölüler diyarı” haritasında keşfedildi. Bu harita, o zamandan beri kara delikler ve nötron yıldızları haline gelen çeşitli yıldız kalıntılarını gösteriyor.

Harita, bir zamanlar kendi galaksimizin içinde olan nesnelerin birçoğunun galaksiden dışarı atıldığını ortaya koyuyor. Onları ilk bulan araştırmacılara göre bu nesneler, bizim gördüğümüz şekliyle Samanyolu’ndan “temelde farklı bir dağılım ve yapıda” diziliyor.

Samanyolu gençliğinden beri milyarlarca yıldız oluşturmuş olmalı. Ama şimdiye kadar bunlar büyük ölçüde saklı kalmış, yıldızlararası uzayın karanlığına atılmışlardı.

Orada, gökbilimciler tarafından görülmemiş halde uzanıyorlardı. Ama şimdi bilim insanları, uzun süredir ölü olan bu cesetlerin yaşam döngüsünü yeniden oluşturmayı başardı ve şu anda nerede olabileceklerini çözdü.

Makalenin ortak yazarı, Sidney Astronomi Enstitüsü’nden Peter Tuthill, “Bu antik nesneleri bulmaktaki sorunlardan biri, şimdiye kadar nereye bakacağımızı bilmememizdi” dedi ve ekledi:

“En eski nötron yıldızları ve kara delikler, galaksi daha genç ve farklı şekildeyken yaratıldı ve ardından milyarlarca yıla yayılan karmaşık değişikliklere maruz kaldı. Onları bulmak için tüm bunları modellemek büyük çaba gerektirdi.”

Araştırmacılar bunu, yıldızların uzaydaki hareketlerinin tüm karmaşıklığını açıklayan karmaşık bir model oluşturarak yaptı. Samanyolu’nun galaktik ölüler diyarı versiyonu çok farklı görünüyor: Çok daha yükseklere uzanıyor ve normal galaksimizden gayet iyi tanıdığımız sarmal kolların hiçbiri yok.

Araştırma, bu ölü yıldızların yakınlarda bize dadanmış olabileceğini de gösteriyor. Profesör Tuthill, “İstatistiksel olarak en yakın kalıntılarımız sadece 65 ışık yılı uzakta olmalı; galaktik açıdan aşağı yukarı arka bahçemizdeler” dedi.

Bulgular, Royal Astronomical Society’nin Monthly Notices akademik dergisinde yayımlanan “The Galactic underworld: The spatial distribution of compact remidants” (Galaktik ölüler diyarı: Yoğun kalıntıların uzayda dağılımı) başlıklı yeni bir makalede bildirildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Bilim İnsanları İki Yeni Ötegezegen Keşfetti: Biri Yaşama Elverişli Olabilir

Bilim insanları, 105 ışık yılı uzağımızda iki yeni ötegezegen (Güneş Sistemi’nin dışında ve başka bir yıldızın yörüngesinde bulunan gezegen) keşfetti. Ötegezegenlerden birinin yaşama elverişli olabilme ihtimali olduğu belirtildi.

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın TESS teleskobu yardımıyla keşfedildiği belirtilen gezegenlerden birinin yıldızdan yaşama elverişli olabilmeye uygun uzaklıkta olduğu da gelen açıklamalarda yer aldı.

Webtekno‘nun haberine göre yapılan açıklamada 105 ışık yılı uzaklıkta bir cüce yıldızda iki yeni gezegenin bulunduğu ifade edildi. Çalışma bulguları Astronomy & Astrophysics üzerinden yayımlandı.

Uzmanlar, yaşama elverişli olmasa bile bu tarz yıldızına uygun mesafede bulunan kaya gezegenlerin oldukça nadir olduğunu sözlerine ekliyor.

Keşifte yakın kızılötesi dalgalara duyarlı teleskoplar kullanıldı. Gözlemlerde elde edilen veriler de ilk olarak LP 890-9b isimli gezegenin keşfedilmesini sağladı. Ekip, bunun ardından TESS ile gözden kaçırılmış ötegezegenleri aradı ve LP890-9b’den biraz daha uzakta olan ikinci gezegeni keşfetti.

8,4 günlük bir yörünge periyoduna sahip olan bu diğer gezegene de LP 890-9c ismi verildi. İlk gezegenin Dünya’nın kütlesinden 13 kat, ikincisinin ise 25 kat daha fazla olduğu belirtildi. Gezegenlerin Dünya’dan büyük, Neptün’den de küçük kaya gezegenler olması da ‘Süper Dünya’ sınıfına girmelerini sağladı.

Son olarak araştırmacılar, LP 890-9c’nin doğru mesafede bulunması nedeniyle yaşama elverişli olabileceği ihtimali olduğunu söylüyor.

Paylaşın

Uzaylılara Ev Sahipliği Yapabilecek Gezegen Sistemi Keşfedildi

Bilim insanları uzaylı yaşamına ev sahipliği yapıyor olabilecek, iki uzak gezegenden meydana gelen yeni bir gezegen sistemi keşfetti. Bulunan iki gezegen, LP 890-9 adlı küçük, soğuk bir yıldızın yörüngesinde.

Bu, benzer şekilde ilgi çekici TRAPPIST-1’den sonra gezegenlere ev sahipliği yapan en soğuk ikinci yıldız.

Sistemdeki gezegenlerden biri LP 890-9b olarak biliniyor ve Dünya’dan sadece yüzde 30 daha büyük. Gezegen o soğuk yıldıza o kadar yakın ki bir yıl sadece 2,7 gün sürüyor.

Sistemin LP 890-9c diye adlandırılan, tamamen bilinmeyen başka bir gezegeni daha var. Gezegen, birincisine benzer büyüklükte (Dünya’dan yüzde 40 daha büyük) fakat bir yıl daha uzun sürüyor. Yıldızın etrafında dönüşünü 8,5 günde tamamlıyor.

Yeni araştırma, Speculoos (Search for habitable Planets EClipsing ULtra-cOOl Stars, Ultra Soğuk Yıldızların Yörüngesinde olan Yaşanabilir Gezegenler Arayışı) adlı, yeryüzündeki teleskopları kullanılarak gerçekleştirildi. LP 890-9b gibi çok soğuk yıldızlar bu tür takip gözlemlerine ihtiyaç duyar çünkü uzay teleskopları onları tespit etmekte zorlanabilir.

Bilim insanları, yeni gözlemlerine ilk kez NASA’nın güneş sistemimizin dışındaki gezegenleri arayan Geçiş Halindeki Ötegezegen Araştırma Uydusu tarafından muhtemel bir dünya olarak tespit edilen ilk gezegenin varlığını teyit etme umuduyla başlamıştı. Fakat gözlemler sırasında ikinci gezegen de bulundu.

İkinci gezegen, yıldızın uzaylı yaşamı için ne çok sıcak ne de soğuk olan “yaşanabilir bölgesi”nde.

Birmingham Üniversitesi’nde Ötegezegen Bilimi profesörü ve ikinci gezegenin keşfiyle sonuçlanan gözlemleri planlayan Speculoos çalışma grubunun lideri Amaury Triaud, “Yaşanabilir bölge, Dünya’yla benzer jeolojik ve atmosferik koşullara sahip bir gezegenin, suyun milyarlarca yıl boyunca sıvı kalmasını sağlayan bir yüzey sıcaklığına sahip olacağı kavramdır” dedi.

Bu bize daha fazla gözlem yapma, gezegenin bir atmosfere sahip olup olmadığını öğrenme ve eğer öyleyse içeriğini inceleme ve yaşanabilirliğini değerlendirme olanağı veriyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

‘Elmas Yağmuru’ Sanılandan Daha Sık Yaşanıyor Olabilir

Yeni bir bilimsel çalışmada Uranüs ve Neptün gezegenlerinin derinliklerinde oluştuğu sanılan garip yağışın sıradan plastikle yeniden yaratılmasının ardından evrenin her yanında gezegenler üzerine elmas yağıyor olabileceği ileri sürüldü. 

Bilim insanları daha önce bu soğuk gezegenlerin on binlerce kilometre derinlerinde aşırı yüksek basınç ve sıcaklıkta hidrojen ve karbonun katı elmasa dönüştüğü teorisini ileri sürmüştü.

Sciences Advances bilimsel dergisinde yeni yayımlanan bir araştırma ise bu karışıma oksijen eklendiğinde ortaya “elmas yağmuru” çıkmasının tahmin edilenden daha sık görüldüğü sonucuna vardı.

Neptün ve Uranüs gibi buz devlerinin Güneş Sistemi dışındaki en sık görülen gezegenler olması sebebiyle evrenin her yanında elmas yağmuru yaşandığı sanılıyor.

Elmas yağmuru Dünya’daki yağmurdan farklı

Araştırmayı yürüten Almanya’daki HZDR araştırma laboratuvarından fizikçi Dominik Kraus, elmas yağmurunun Dünya’daki yağmurdan farklı olduğunu söyledi.

Kraus, gezegenlerin yüzeyinin altında, elmas oluştuğuna ve yavaşça 10 bin kilometre derinlikteki Dünya büyüklüğünde kayalık çekirdeğe battığına inanıldığını aktardı. Kraus “Bu düşen elmaslar devasa tabakalar oluşturabiliyor ve yüzbinlerce kilometre hatta daha büyük alana yayılabiliyor.

Parlak olmayan ve bir yüzüğe yerleştirmek için mücevher gibi kesilemeyen bu elmaslar, Dünya’daki elmasların oluşumunu sağlayan güçlerin benzerleri ile meydana geliyor.

Bu süreci aynen tekrar etmeyi amaçlayan araştırma ekibi ihtiyaç duydukları karbon, hidrojen ve oksijen karışımını Polietilen Tereftalat (PET) yani gündelik hayatta sıklıkla kullandığımız plastikte hazır halde buldu.

Araştırmacıların çok temiz pet şişeleri kullandığını belirten Kraus, temelde koka kola şişesinin bile bu deneylerde kullanılabileceğini belirtti.

Nano elmaslar üretmek için yeni bir yöntem olabilir

Araştırmacılar Kalifoniya’daki Ulusal Hızlandırıcı Laboratuvarı’nda (SLAC) yüksek güçlü optik lazeri plastiğin üzerine çevirdi.

Kraus “çok çok kısa X-ışınlarının inanılmaz parlaklığı” sayesinde nano elmas denilen ve çıplak gözle görülmesi mümkün olmayan küçüklükteki elmasların izlenmesine imkan sağladığını aktardı.

Araştırmayı AFP haber ajansına anlatan Kraus “Bu gezegenlerde büyük miktarlarda bulunan oksijen, hidrojen atomlarının karbondan emilmesini sağlıyor, o nedenle bu elmasların oluşumu çok daha kolay” bilgisini paylaştı.

Nano elmaslar ilaç sevkinden, medikal sensörlere, invaziv olmayan cerrahiden kuantum elektronlarına kadar çok geniş ve giderek artan uygulama alanı bulunuyor. Deney, nano elmasların üretimi için yeni yönteme de işaret etmiş oldu.

SLAC bilim insanlarından ve çalışmanın yazarlarından Benjamin Ofori-Okai nano elmasların şu anda “bir tutam karbon alıp patlayıcılarla patlatarak” elde edildiğini belirterek “Lazer üretimi daha temiz ve daha kolay bir yöntemle nano elmas üretimini bize sunabilir” dedi.

Araştırma henüz hipotez

Elmas yağmuru araştırması henüz bir hipotez, çünkü Güneş Sistemi’nin en uzak gezegenleri olan Uranüs ve Neptün hakkında hala çok az şey biliniyor.

Bugüne kadar yalnızca bir uzay aracı, 1980’de NASA’nın Voyager 2 uzay aracı, bu iki buz devini geçti ve araştırmalarda gönderdiği veriler hala kullanıyor.

NASA önümüzdeki 10 yıl içinde gezegenlere yönelik yeni bir göreve başlanacağını açıkladı. Kraus, bunun gerçekleşebilmesi için 10 ya da 20 yıl daha geçmesi gerekse de yine de “harika bir şey” olacağı görüşünde.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Tamamen Suyla Kaplı Gezegen Keşfedildi

Bilim insanları, uzaylıların yaşadığı gerçek bir su dünyası olabilecek, tüm gezegeni kaplayan okyanusa sahip bir ötegezegenin izini sürüyor… Gökbilimciler yakın bir bölgede, suyla kaplandığı kanıtlanan ilk gezegen olabilecek bir ötegezegen keşfetti.

TOI-1452 b, Ejderha (Draco) takımyıldızında ve Dünya’dan yaklaşık 100 ışık yılı uzaklıkta yer alan, gezegenimizden biraz daha geniş ve büyük bir ötegezegen. Bilimsel dergi The Astronomical Journal’da çarşamba günü yayımlanan bir makalede, Montreal Üniversitesi’nden araştırmacılar, gezegenin kütlesinin büyük ölçüde, kayadan daha seyrek ama gazdan daha yoğun bir şeyden oluştuğunu gösterdiğini belirledi. Bu da küresel bir okyanusun olası bir işareti.

Montreal Üniversitesi’nde astrofizik doktora öğrencisi Charles Cadieux, yapılan açıklamada, “TOI-1452 b, bugüne kadar bulduğumuz en iyi okyanus gezegeni adaylarından biri” dedi.

Yarıçapı ve kütlesi, Dünya gibi temelinde metal ve kayadan oluşan bir gezegen için beklenenden çok daha düşük bir yoğunluğa işaret ediyor.

TOI-1452 b, gökbilimcilerin dikkatini ilk olarak NASA’nın Geçiş Halindeki Ötegezegen Araştırma Uydusu (TESS) uzay aracıyla çekti. Bu uydu, uzak yıldızların ışığında meydana gelen karartılara odaklanıyor. Çünkü bu karartılar o yıldızların önünden bir ötegezegen geçtiğini gösteriyor. TESS verileri de bir ötegezegenin varlığına işaret ediyordu ama bu gözlem kesin değildi.

TOI-1452 b’nin yörüngesinde döndüğü yıldız, ikili bir yıldız sisteminin parçası ve TESS bu sistemdeki yıldızları tek tek çözümleme gücüne sahip değil. Ancak üniversitenin Observatoire du Mont-Mégantic (OMM) gözlemevi, yeni analitik yöntemlerle birlikte TOI-1452 b’nin var olduğunu doğrulayabildi.

Cadieux, “OMM, bu sinyalin doğasını doğrulamada ve gezegenin yarıçapını tahmin etmede çok önemli bir rol oynadı” dedi.

Bu, rutin bir kontrol değildi. TESS tarafından tespit edilen sinyalin gerçekten de bu ikili sistemdeki iki yıldızdan en büyüğü olan TOI-1452’nin etrafında dönen bir ötegezegenden kaynaklandığından emin olmamız gerekiyordu.

Hawaii’deki Kanada-Fransa-Hawaii Teleskobu’na yerleştirilen bir alet daha sonra gezegenin kütlesini ölçtü.

Çoğunlukla kayalık ve metalik bir gezegen olan ve yüzeyinin yaklaşık yüzde 70’inin suyla kaplı olduğu Dünya’nın aksine, TOI-1452 b tamamen olmasa da büyük ölçüde sudan oluşuyor ve kütlesinin yaklaşık yüzde 30’u sıvıdan meydana geliyor gibi görünüyor. Bu, Dünya’nın okyanuslarından çok Satürn’ün uydusu Enceladus’un buzlu kabuğunun altında gizlendiğine inanılan derin sulara benzeyen bir tür derin küresel okyanus. Zira su, gezegenimizin kütlesinin yüzde 1’inden daha azını oluşturuyor.

Ötegezegenler, güneş sistemimizin dışında yer alıyor.

TOI-1452 b’nin bir okyanus gezegeni olup olmadığı ve bunun, sularında uzaylı yaşamı keşfetme ihtimali hakkında ne anlama geldiği hâlâ kesin değil. Ancak araştırmacılar James Webb Uzay Teleskobu’nun yakında bu tuhaf yeni sulu dünyanın gizemini çözmeyi sağlayabileceğini belirtiyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın