İklim Krizi Hız Kazandıkça Felaketler Artacak

İklim koşullarında meydana gelen olumsuz değişimler ve zararlı sonuçlarının bütünü şeklinde tanımlanan iklim krizi hız kazandıkça, kuraklık ve seller gibi felaketlerin artacağı ortaya çıktı.

Bilim insanları, rekor sıcaklık eğiliminin başladığı 2015’ten bu yana bu aşırı olayların yoğunluğunun ve sıklığının arttığını belirtti.

CNN’in haberine göre, NASA’da görevli bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırma, giderek daha sık, yaygın ve yoğun yaşanan kuraklık ve sellerin, iklim kriziyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

Araştırmada, iklim krizi hız kazandıkça bu gibi felaketlerin artacağı belirtildi.

Araştırmanın baş yazarı Matthew Rodell, 2002’den 2021’e kadar olan 20 yıllık NASA uydu verilerine bakarak dünyadaki suyla ilgili aşırı olayların boyutunu, süresini ve ciddiyetini analiz etti. Bu kapsamda, yaklaşık yüzde 70’i altı ay veya daha kısa süren ve yaklaşık yüzde 10’u bir yıldan fazla süren 505 aşırı yağış olayı ve 551 aşırı kuraklık olayı incelendi.

Bilim insanları, rekor sıcaklık eğiliminin başladığı 2015’ten bu yana bu aşırı olayların yoğunluğunun ve sıklığının arttığını ortaya koydu. Rodell, “Bunun küresel ısınmayla ilgili olabileceğini düşündük çünkü son 7 yılda en yüksek sıcaklıkların kaydedildiğini biliyoruz. Bu olayların dünya çapındaki sıklığı ile yüksek sıcaklıklar arasında önemli bir korelasyon vardı.” dedi.

Çalışmada bu çıkarımın doğruluğundan emin olmak için analizler yaptıklarını belirten Rodell, analizlerin sonucunda iklim krizinin etkilerinin diğer doğal göstergelerden daha güçlü olduğunu bulduklarını söyledi.

Rodell, çalışmanın insanların, küresel sıcaklıktaki her küçük artışın önemli olduğunu ve dünyayı ısıtan kirliliğin yükselişinin dizginlenmesi gerektiğini anlamalarına yardımcı olacağını umduğu aktardı.

Araştırmanın detayları Nature Water dergisinde yayımlandı.

Paylaşın

BM’den ‘İklim Değişikliğine Yeniden Öncelik Verin’ Çağrısı

İklim değişikliğini arka plana atmak gibi bir eğilimin olduğunu belirten Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, ülkelerin iklim değişikliğine yeniden öncelik vermesi gerektiğini, aksi takdirde dünyanın bir felaketle karşı karşıya kalacağını söyledi.

BM Genel Sekreteri Guterres, 6 Kasım’da Mısır’da başlayacak COP27 İklim Zirvesi öncesinde New York’ta BBC İklim Editörü Justin Rowlatt’a verdiği röportajda, “Bunu tersine çeviremezsek, kötü sonla karşılaşacağız” dedi.

COP27, ülkeleri ikim değişikliği ile mücadele etme yollarını tartışmak üzere bir araya getiriyor. Zirve bu yıl 6-18 Kasım tarihleri arasında Şarm El-Şeyh’te yapılacak.

Enflasyon, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, enerji ve gıda fiyatlarındaki artış gibi küresel problemlerin hükümetlerin kafalarını başka yönlere doğru çevrilmesine neden olduğunu vurgulayan Guterres, “İklim değişikliğini uluslararası tartışmanın merkezine geri getirin” diye konuştu.

BM Genel Sekreteri, ülke liderlerinden iklim değişikliğinin en kötü sonuçlarından kaçınmak üzere küresel sıcaklık artışını 1.5C’de tutmak da dahil, hayati hedeflerden vazgeçmemelerini istedi.

Guterres, ABD ve Çin’i konferansta birlikte çalışmaya davet etti, dünyanın onların liderliğine güvendiğini söyledi. Pekin yönetimi Ağustos ayında, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’a gerçekleştirdiği ziyaret sonrasında iklim değişikliği konusunda ABD ile işbirliğini sonlandırdığını açıklamıştı.

Zamanımızı tanımlayan sorunun bu olduğunu dile getiren Guterres, “Hiç kimsenin herhangi bir nedenle iklim değişikliği konusunda yapılacak uluslararası eylemleri feda etmeye hakkı yok”  dedi ve şöyle devam etti:

“Gerçeği söylemek zorundayız. Gerçek şu ki, iklim değişikliğinin dünyadaki birçok ülke üzerindeki etkisi şimdiden yıkıcı.”

Guterres, hükümetlerin gelişmekte olan ülkelere taahhüt edilen 100 milyar dolarlık finansmanı sağlamaları konusundaki ısrarını da yineledi ve fosil yakıt enerji kârları üzerinden alınabilecek aşırı kazanç vergilerinin, bu parayı sağlayabileceğinden bahsetti.

Guterres’in öne çıkan mesajları şöyle:

  • Ülkeleri daha fazla fosil yakıta yatırım yapmamaya, bunun yerine yenilenebilir enerjiyi desteklemeye çağırdı: “En aptalca şey, bizi bu felakete neyin götürdüğü üzerine bahse girmek.”
  • İklim protestolarına kendisinin de katılıp katılmayacağı sorulan Guterres, gençken eylemlere katıldığını ama artık işinin “barikatlardan barikatlara koşmak” olmadığını söyledi. Bunun yerine görebinin hükümetlere değişim için baskı uygulamak olduğunu belirtti.
  • COP27’ye katılmayacağını açıklayan genç iklim aktivisti Greta Thunberg’in orada olmasının “oldukça güzel olacağını” ifade etti. Gençlerin iklim meseleleri üzerinde dikkat çekici çabalarından ise övgüyle söz etti.

Öte yandan Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından yayımlanan bir rapor, üç ana sera gazı olan karbondioksit, metan ve azotoksidin atmosferik seviyelerinin 2021 yılında rekor seviyelere ulaştığını gösterdi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

ABD, Güneş’i Karartmayı Hedefliyor

İklim krizine çözüm arayan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), krizin etkilerini hafifletme amacıyla Güneş’i karartmanın yollarını araştıracak. CNBC’nin haberine göre Beyaz Saray Bilim ve Teknoloji Politikası Ofisi, bu doğrultuda tasarlanan 5 yıllık bir araştırma projesini koordine edecek.

Proje, atmosferdeki sera gazlarının neden olduğu ısınmayı azaltmak için Dünya’ya ulaşan Güneş ışığı miktarını değiştirme fikrini temel alıyor.

Araştırma planı, Güneş ışığını uzaya geri yansıtmak için atmosfere partiküller püskürtmeyi ve bunun Dünya üzerindeki olası sonuçlarını değerlendirmeyi içeriyor.

Bu yöntem hava araçlarıyla atmosferin stratosfer katmanına çeşitli gaz ve partiküllerden oluşan ince bir sis yaymak demek. Bazı bilim insanları bu sayede Güneş ışığının bir kısmının uzaya geri yansıyacağına ve gezegenin soğuyacağına inanıyor.

Ancak böyle bir senaryoda hangi gaz ve partiküllerin kullanılması gerektiği yıllardır tartışma konusu.

İklim teknolojilerine odaklanan yatırım fonu Lowercarbon Capital’in kurucusu Chris Sacca, Beyaz Saray’ın bu hamlesini olumlu görenlerden.

CNBC’ye konuşan Sacca, “Bu yöntem milyarlarca insanın geçim kaynağını koruma potansiyeline sahip” dedi: Beyaz Saray, araştırmayı ilerletiyor. Böylece gelecekte verilecek herhangi bir karar, jeopolitik ayrımlara değil bilime dayanabilir.

Söz konusu fikir ilk kez 1989’da Harvard Üniversitesi’nde görev alan Prof. David Keith tarafından incelenmişti. O zamandan beri zaman zaman dile getirilse de birçok uzman bu fikre şüpheyle yaklaşıyor.

Carnegie İklim Yönetişim Girişimi’nin yöneticisi Janos Pasztor, “Bir ülkenin önce emisyon azaltımlarında ne yaptığına bakılmalı. Buna bakmadan diğer adımlarını değerlendiremezsiniz” ifadelerini kullandı: Güneş radyasyonunu değiştirmek asla iklim krizine çözüm olmayacak.

Atmosfere partikül püskürtmek

Güneş’ten gelen ışığın bir kısmını engelleme fikri 2020’de Güney Afrikalı bilim insanlarının yürüttüğü bir araştırmayla da gündeme gelmişti.

Cape Town Üniversitesi’nde görevli bilim insanları, kentin üzerindeki atmosfere büyük miktarda kükürt dioksit gazı salmayı ve Güneş’i kalıcı olarak “karartarak” su kaynaklarını korumayı amaçladıkları bir plan hazırlamıştı.

Bu planın su kıtlığı riskini 2100’den önce yüzde 90 oranında azaltacağı ifade edilmişti.

Ancak birçok uzman bu fikre karşı çıkmıştı. Kükürt dioksit tekniğinin çevre ve insan sağlığı üzerinde zararlı etkileri olabileceği belirtilmişti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Pakistan, İklim Krizine Neden Olan Ülkelerden Tazminat Talep Etmeye Hazırlanıyor

Pakistan’da yönetim, iklim krizine neden olan ülke ve şirketlerden tazminat talep etmeye hazırlanıyor. Pakistan’da haziran ayı ortasından itibaren yaşanan yıkıcı sel felaketlerinin maliyeti 30 milyar doların üzerinde.

Bianet’in aktardığına göre, Pakistan, haziran ortasından itibaren ülkede yaşanan yıkıcı sel felaketi sebebiyle, iklim krizine neden olan ülke ve şirketlerden tazminat talep etmeye hazırlanıyor.

Bilim insanları, bu yıl Pakistan’da yıllık yağış ortalamasının üç buçuk katı üzerinde gerçekleşen muson yağmurlarında tartışmasız bir şekilde iklim krizinin rolü olduğunu söylüyor.

Pakistan’daki sel felaketinden sonra ülkede yaşam neredeyse durma noktasına gelmişti.

Selden sonra Pakistan’da:

  • 2 milyondan fazla ev,
  • Yaklaşık 24 bin okul,
  • 1500 sağlık tesisi,
  • 13 bin kilometre yol ya hasara uğradı ya da tamamen yıkıldı.

Ülkede yıkılan diğer yapılar arasında çok sayıda köprü, otel ve baraj da var.

İklim krizini tetikleyen küresel karbon salınımında yüzde 0,8 payı olan Pakistan’ın sel felaketi sonrası karşı karşıya olduğu hasarın maliyeti 30 milyar doların üzerinde.

Bu miktar, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 10’undan fazlasına tekabül ediyor.

İklim adaleti tartışmaları

Pakistan’daki ekolojik yıkım, iklim adaleti üzerine yürütülen tartışmaları da yeniden gündeme getirdi.

İklim krizinde büyük payı olan zengin ülkelerin, iklim krizi sebebiyle zarar gören yoksul ülkelere tazminat verip vermemesi şimdi daha yüksek sesle tartışılıyor.

Pakistan ve diğer gelişmekte olan ülkeler, 6-18 Kasım’da Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde düzenlenecek 27. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP27) bu konuyu tüm boyutlarıyla gündeme getirmeyi planlıyor.

Daha önce de Pakistan İklim Değişikliği Bakanı Şeri Rehman, zengin ülkelerin iklim krizinden etkilenen ülkelere tazminat borcu olduğunu hatırlatmıştı.

Geçen yıl, İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenen COP26’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, iklim krizine bağlı kayıp ve hasarlar için yoksul ülkelere tazminata yönelik fon talebini reddetmişlerdi. İslamabad yönetimi ise zengin ülkelerin iklim krizinin kurbanı olan Pakistan’a yardım etmesini ahlâki bir zorunluluk olarak görüyor.

İklim tazminatı nedir?

İklim krizinin büyük orandaki sorumlusu olan zengin ülkelerin, iklim krizinin en çok etkilediği ülkelere, meydana gelen iklim felaketleri nedeniyle maddi-manevi zararlarına karşılık ödeyecekleri bedel veya edim.

Paylaşın

İklim Krizi Bal Arılarının Ömrünü Kısaltıyor

Kahverengi ve kırmızımsı renkte bir parazit türü olan varroa akarı, arılarda aynı adı taşıyan bir hastalığa neden oluyor. Türkiye’de arıcılığı tehdit eden hastalıklar arasında yer alan varroa, arıların sağlığını etkilediği gibi arıcılık sektörüne de büyük zarar veriyor.

Arılarda verim düşüklüğüne ve sektörde ekonomik zararlara neden olan varroa hastalığı, son olarak 2022 Haziranı’nda Avustralya’da çok sayıda kolonide tespit edildi. Hastalık nedeniyle ülkede biyogüvenlik önlemleri alındı.

Varroa akarlarının arılar üzerindeki etkisi hakkında Anadolu Ajansı’na konuşan Dr. Öğretim Üyesi Devrim Oskay, dünya üzerinde arı koloni varlığı ve genetik çeşitlilik açısından Türkiye’nin önemli bir kaynak olduğunu belirtti.

Türkiye’de görülmesi

Dünya genelinde 30 bal arısı ırkı bulunduğu ve bunların beşinin Türkiye’de yaşadığını söyleyen Oskay, “Ülkemiz yaklaşık sekiz milyon bal arısı kolonisine ev sahipliği yapıyor. Dünyada koloni başına düşen bal verimi ortalaması 24 kilogram. Bal arısı koloni varlığı ve genetik çeşitlilik bakımından ülkemiz dünyada ön sıralardayken, koloni başına ortalama 15 kilogram bal verimi nedeniyle alt sıralara düşüyoruz,” dedi.

Olumsuz iklim koşulları, hastalık ve zararlılar nedeniyle Türkiye’de yaklaşık her yıl yüzde 10-40 koloni kaybı yaşandığını ifade eden Oskay, varroanın ilk olarak 1963’te Avrupa’daki bal arılarında tespit edildiğini, Türkiye’de ise 1970’li yılların başından itibaren görüldüğünü söyledi.

Hastalıkla mücadele

Varroanın, bugün dünyanın her ülkesinde bal arılarını tehdit ettiğini aktaran Oskay şöyle devam etti:

“Varroa akarları yetişkin bal arıları üzerinde beslenip yaşayabildikleri gibi gelişmekte olan kuluçkadaki larva ve pupalar üzerinde beslenip çoğalarak bal arılarının zayıf düşmesine, yaşam sürelerinin azalmasına, arı kolonisinde deforme kanat gibi virüslerin yayılmasına ve belli bir süre sonra kolonilerin çökmesine neden olabiliyor. Bugün varroa, dünyada arıcılık sektörünün en büyük problemi olarak görülüyor.”

Hastalıkla mücadelede karantina veya koloni imhasına başvurulamayacağını söyleyen Oskay, “Varroa ile mücadelede doğa dostu telli dip tahtası, pudra şekeri, organik asitler, aromatik, tıbbi bitki özleri ve yağları, kuluçkaya yüksek sıcaklık uygulaması, ıslah ve bunun gibi uygulamalar sentetik kimyasal kalıntı sorununun çözümü olarak görülüyor,” dedi.

Varroa nedir?

Kahverengi ve kırmızımsı renkteki bir parazit türü olan varroa akarı, arılarda aynı adı taşıyan bir hastalığa yol açıyor. Varroa, dünya arıcılık sisteminin en önemli problemleri arasında görülüyor.

Araştırmalar, iklim krizinin bal arısı kolonileri üzerinde stres yarattığını ve buna bağlı olarak da varroa akarının etkisini yükselttiğini ortaya koyuyor.

İklim krizine bağlı olarak bitki türlerinin yok olması, bitkilerin nektar ve polen salgılamalarının azalması, bal arılarının açlıkla veya yetersiz beslenmeyle karşı karşıya kalabileceğini gösteriyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İklim Krizi, Sıcak Hava Dalgalarını Sıklaştıracak

Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi’ndeki basın toplantısında konuşan Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) Genel Sekreteri Taalas, son haftalarda Avrupa genelinde etkisini gösteren sıcak hava dalgasına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Taalas, dünya genelinde temmuz ayı sonlarına doğru sıcaklıkların normal seviyenin üzerine çıkmasını beklediklerini söyleyerek iklim krizinin etkilerinin bu şekilde en az 2060’a kadar süreceğini belirtti. Taalas, sıcaklıkların asıl olarak insan faaliyetleri nedeniyle arttığını ve gezegenin geleceği için ciddi endişeleri olduğunu söyledi.

Sıcaklığın tarım üzerinde de büyük etkilerin görmeyi beklediklerini söyleyen Taalas, Avrupa’da bir önceki sıcak hava dalgaları sırasında gıda hasadın büyük bir kısmını kaybettiklerini ve Kovid 19 pandemisinin ardından henüz iyileşmeye başlayan turizm sektörünün de artan sıcaklıklardan etkilendiğini belirtti.

Olumsuz etkileri artacak

Taalas ayrıca, mevcut durumda –Ukrayna’daki savaş nedeniyle zaten küresel gıda krizi yaşanması gibi– sıcak hava dalgalarının tarımsal faaliyetler üzerinde daha fazla olumsuz etkileri olacağını da ifade etti.

Taalas, gezegen olarak buzulların erimesiyle ilgili oyunu çoktan kaybettiğimizi ve buzulların erimesinin önümüzdeki yüzlerce, hatta binlerce yıl devam etmesini beklediklerini; fakat sıcak hava dalgasının dünya için bir uyanış çağrısı olması gerektiğini söyledi.

Avrupa genelinde geçen aydan bu yana etkisini gösteren sıcak hava dalgaları nedeniyle İngiltere’de dün (19 Temmuz) “gece en yüksek sıcaklık” görüldü. Sıcak havalar nedeniyle geçen hafta Fransa, İspanya ve Portekiz’de ise en az 360 kişi hayatını kaybetmişti.

Paylaşın

Kutup Ayıları, İklim Krizi Yüzünden Avlanma Yöntemlerini Değiştirdi

Kutup ayıları, iklim krizi tartışmalarında en çok bahsi geçen canlılardan ve aynı zamanda krizin potansiyel ilk kurbanlarından. Türlerinin hayatta kalması büyük ölçüde buzullara bağlı olduğu için iklim krizinin de en eski sembollerinden.

Science dergisinde yayımlanan bir araştırma, Grönland’daki izole bir kutup ayısı popülasyonunun (birkaç yüz kutup ayısı), avlanma pratiklerini iklim krizinin etkilerine uyarlayarak değiştirdiğini ortaya koydu.

Küresel sıcaklık artmaya devam ettikçe, güneydoğu Grönland kutup ayılarının hayatta kalmasını mümkün kılan buzullar, Kuzey Kutbu’nun çoğu bölgesinde hızla azalıyor.

Akıllıca bir hat

Tablonun vehametine rağmen “iyi” hissettiren bir detay var: Grönland’ın güneydoğu kıyılarında yaşayan ve sayıları görece az olan bu kutup ayıları, büyük Grönland buz tabakasından kopan tatlı su buzlarına güvenmek yerine, donmuş deniz suyundan oluşan deniz buzunu platform olarak kullanıyorlar. Ve böylelikle fokları avlamak için akıllıca bir hat izlemiş oluyorlar.

Washington Üniversitesi Uygulamalı Fizik Laboratuvarı’ndan Kutup Bilimcisi Kristin Laidre öncülüğünde yapılan araştırmaya göre ayılar, eriyen buzullara tutunabilmek için daha uzun mesafeler kat etmek zorunda kalıyor.

Daha küçükler

Laidre, araştırma bulgularına dair “Ne yazık ki güneydoğu Grönland ayılarının hayatta kalmasını mümkün kılan buzullar, Kuzey Kutbu’nun çoğunda mevcut değil,” diyor.

Araştırma, bu kutup ayısı grubunun dünya genelinde genetik olarak en izole edilmiş ayı grubu olduğunu ve türün bilinen diğer 19 popülasyonundan farklı olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmada yer alan bilgilere göre bu ayılar, diğer türdeşlerine göre daha küçükler ve daha yavaş çoğalıyorlar. Açlık eşikleri daha yüksek. Her şeyden önemlisi ise hayatta kalabiliyorlar.

Bu farklılıkların genetik adaptasyonlardan mı yoksa sadece kutup ayılarının farklı bir iklim ve habitata verdiği tepkiden mi kaynaklandığı ise henüz bilinmiyor.

Kutup ayıları hakkındaki 10 gerçek

Kutup ayıları aslında beyaz değil; Bu doğru. Kutup ayılarının aslında derileri siyah (burunlarına bakın) ve tüyleri renk pigmentine sahip değil, yani şeffaf. Bu tüyler ışığı yansıtarak beyaz görünmelerini sağlıyor.

Büyük beyaz köpek balığından daha güçlü ısırabilir; 1235 birim olarak ölçülen ısırma kuvvetleriyle kutup ayıları, büyük beyaz köpekbalığı, Bengal kaplanı ve Afrika aslanından daha güçlü bir ısırığa sahiptir.

Atlar kadar hızlı koşabilir; Kutup ayıları saatte 40 kilometre hızla koşabilir. Bu da bir yarış atıyla yarışabilecekleri anlamına geliyor.

Gece görüş gözlükleriyle görülemez; Kalın yağ katmanları ve meşhur kürkleri, kutup ayılarının karlarla kaplı Kuzey Kutbu’nda sıcak ve rahat olmalarını sağlar. Ama aynı zamanda onları gece görüş gözlüklerinden de saklar.

Üç göz kapağı vardır; Evet, bu doğru, tam 3 tane! Üçüncü göz kapağı gözlerine ulaşan UV miktarını azaltır ve böylece onları kar körlüğünden korur.

Su içmezler; Kuzey Kutbu’nda bulunan içilebilir suların çoğunluğu, tahmin edebileceğiniz gibi donmuş durumdadır. Bu bizim için sorun oluşturabilir ama kutup ayıları için asla! Çünkü onların su içmelerine gerek yok, ihtiyaçları olan H2O’yu yağ yakımı sırasında gerçekleşen kimyasal tepkime ile elde edebilirler.

Islanmazlar; Kutup ayılarının kürkleri iki katmanlıdır. Kutup ayıları okyanusta yüzerken, dış katmandaki kürk, iç katmandaki kürkü ıslanmaktan korur.

Dilleri mavidir

Rekortmen bir kutup ayısı 9 gün boyunca yüzdü; Bir kutup ayısı, 9 gün boyunca hiç durmadan 687 km yüzerek, bugüne kadar en uzun süre yüzen kutup ayısı oldu (Bu hiç durmadan 232 saat ediyor)

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

BM’den İklim Krizine Karşı Erken Uyarı Sistemi Girişimi

Birleşmiş Milletler (BM), iklim krizinin artan etkileri nedeniyle dünyanın tüm ülkelerinde hava muhalefetine ilişkin erken uyarı sistemlerinin hayata geçirilmesini amaçlıyor.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, doğal afetlere karşı geliştirilen beş yıllık erken uyarı sisteminin yeryüzünün tamamında hayata geçirilmesine yönelik projeyi duyurdu.

Cenevre merkezli Dünya Meteoroloji Örgütü’yle (WMO) birlikte yürütülecek projenin varlıklı ülkelerde halihazırda var olan sistemlerin gelişmekte olan ülkelerde de hayata geçirilmesinin amaçlandığını belirten Guterres, ağırlıklı olarak gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere dünya nüfusunun üçte birinin, bu sistemlerden yararlanamadığına dikkat çekti.

Guterres, “Afrika’da durum daha da kötü, halkın yüzde 60’ı bu korumadan mahrum” diye konuştu. İklim krizinin giderek kötüleşen etkileri göz önünde bulundurulduğunda bunun kabul edilemez olduğunu belirten BM Genel Sekreteri, hava muhalefeti tahmin sisteminin herkes için geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.

Erken uyarı sistemleri, karadaki ya da sudaki gerçek zamanlı atmosfer koşullarını gözlemleyerek şehirlerde, kırsal alanlarda, dağ ya da kıyı bölgelerinde yaklaşan hava muhalefetini tahmin etmeyi sağlıyor.

Bu sistemlerin kullanım alanının genişletilmesi, insanlara iklim değişikliğiyle artan olası ölümcül felaketlere hazırlıklı olmaları için daha fazla zaman kazandırması açısından giderek daha da elzem hale geliyor.

Günde ortalama 115 can kaybı

WMO’nun geçen yıl doğal afetlere ilişkin yayımladığı bir rapor, geçen yarım yüzyıl boyunca iklim ve su kaynaklı felaketlerin günde ortalama 115 kişinin hayatını kaybetmesine ve yine günlük ortalama 202 milyon dolar maddi zarara yol açtığını ortaya koydu.

BM, ortakları ve birçok hükümet, kürüsel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefine ulaşmak için çeşitli projeler hayata geçiriyor. BM Genel Başkanı, WMO ve BM meteoroloji ajansını gelecek Kasım ayında Mısır’da düzenlenmesi planlanan iklim konferansına kadar erken uyarı sistemlerine yönelik bir eylem planını geliştirmeleri için görevlendirdi.

WMO’nun mevcut tropikal kasırga, sel, tufan gibi afetlere karşı çoklu uyarı sisteminin geliştirilmesinin yanı sıra, kimi felaketler açısından en fazla risk altında olan insanları korumaya yönelik erken uyarı sistemleri üzerinde çalıştığı belirtiliyor.

Paylaşın

Küresel Gıda Fiyatlarındaki Artışın Ana Nedeni: İklim Krizi

Yüksek enflasyon ve özellikle gıda fiyatlarındaki artış, Türkiye’de tüm kesimleri etkileyen bir konu. Öte yandan 2021 yılı, tüm dünyada gıdadan başlayarak tüm fiyat endekslerinde bir artışı ve dünya genelinde yayılan bir enflasyon dalgasını da tetikledi. 

Türkiye’de enflasyon oranı kur oynaklığı nedeniyle çok yüksek düzeyde gerçekleşmiş olsa da, tüm ülkeler uzun zamandır görülmemiş enflasyon rakamlarıyla karşı karşıya ve küresel gıda fiyatlarındaki artış, bunun başlıca nedenleri arasında gösteriliyor.

Bianet’te yer alan habere göre; Konuya ilişkin açıklama yapan Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı (ÇEVKO) Genel Sekreteri Mete İmer, dünya genelinde artış gösteren gıda fiyatlarının arkasında gizlenen daha büyük bir tehdide dikkat çekiyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Gıda Fiyat Endeksi’nin 2021 yılının tamamında, bütün dünyada bir önceki yıla göre yüzde 28,1 artış kaydettiğini ve ortalama 125,7 puanla son 10 yılın en yüksek seviyesine eriştiğini belirten Mete İmer, “FAO yetkililerine göre normalde yüksek fiyatların üretimi arttırması beklenirken, girdi maliyetlerinin yüksekliği, devam etmekte olan küresel virüs salgını ve giderek belirsizleşen iklim koşulları 2022 yılı için de iyimserliğe yer bırakmamaktadır” diyor.

İklim krizi en büyük kronik tehdit

Dünyanın karşı karşıya olduğu asıl büyük tehdit olan iklim krizinin, tarımsal verimlilik üzerindeki güçlü etkisi nedeniyle gıda fiyatlarındaki küresel artışın temel nedenleri arasında olduğunu ifade eden Mete İmer’in açıklamaları şöyle:

“Gıda fiyatlarındaki artış, tüm ülkeleri farklı derecede etkiliyor ve tüm ülkelerin kendi ekonomilerinde farklı dinamik söz konusu. Önce küresel sağlık krizi ve pandemi, sonrasında da gıda krizi ve gıda fiyatlarındaki artış gibi ani ortaya çıkan risklerin yanı sıra, dünya ve insan açısından kronik risk oluşturan başka önemli riskleri de göz ardı etmememiz gerekiyor. Bu risklerden en önemlisi iklim krizidir.

“İklim krizi, gelecekte bizi bekleyen bir risk değil, hali hazırda içerisinde yaşadığımız ve dünya üzerindeki hayatı etkilen bir süreç. Kronik bir tehdit olan iklim krizi ile savaşımda bireylere, kamu otoritelerine, sanayi ve sivil toplum kuruluşlarına önemli görevler düşüyor.”

BM verileri krizi doğruluyor

Birleşmiş Milletler verilerinin de iklim krizinin gıda sisteminde neden olduğu sorunları açıkça ortaya koyduğunu söyleyen İmer, sözlerine şöyle devam ediyor:

“İklim değişikliği, açlığın önemli bir nedenidir. Kara, toprak, su ve enerjinin gıda için sürdürülemez şekilde kullanımı sıcaklıkların yükselmesine yol açan sera gazı salımlarını arttırmakta; yüksek sıcaklıklar gıda üretmek için gerekli kaynakları olumsuz etkilemektedir.  2020 yılında 811 milyona yakın insan açlıkla karşılaşmış olup bu rakam 2019 yılından 161 milyon kişi daha fazladır.”

İklim, gıdayı nasıl etkiliyor?

Mete İmer, iklim değişikliğinin gıda sistemi üzerindeki etkileri üzerine de şunları söylüyor:

“Yüksek sıcaklıklarda rekolte ve verim düşmekte; atık artmaktadır. Okyanuslar iklim sisteminde oluşan aşırı ısının yüzde doksanını emmişler, bu nedenle daha asidik hale gelmişlerdir. Aşırı avlanma ve okyanusların daha asidik hale gelmesi 3,2 milyar insanı besleyen deniz kaynaklarını tehdit etmektedir.

“Kutup bölgelerinde kar örtüsünde, göl ve ırmaklardaki buzlarda ve donmuş topraklarda meydana gelen değişiklikler otlatma, avlanma, balıkçılık ve toplama faaliyetleri ile elde edilen gıdaları verimsizleştirmiş, kutuplarda oturanların geçim kaynaklarına ve kültürel kimliklerine zarar vermiştir.

Çözüm var mı?

“Pek çok ülkede pilot ölçekte geliştirilen iklime duyarlı akıllı tarım inisiyatifleri verimliliği yükseltmiş, salımları azaltmış, su verimliliğini ve toprak kalitesini iyileştirmiş, gelirleri ve iklime dayanıklılığı arttırmıştır.  Sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme, gıda sistemlerinden kaynaklanan salımların azaltılması, düşük enerji kullanımı ve kara hayvanlarından elde edilen gıdaların azaltılması da dahil olmak üzere önemli fırsatlar sunmaktadır.

“Ülkemiz için de iklim krizinin gıda sistemi üzerindeki etkilerinin belirlenmesi, çözüm yöntemlerinin geliştirilmesi ve uygulamaya konulması kritik önemdedir.  Ne yazık ki, bu günkü koşullarda, dünyada ve ülkemizde gıda fiyatlarının kısa sürede düşmesi pek olası gözükmüyor.”

Çevre sürdürülebilirliği nasıl mümkün?

Çevre sürdürülebilirliği için ÇEVKO Vakfı şu maddeleri sıralıyor:

  • Sorumlu kaynak kullanımı
  • Çevre dostu üretim süreçleri ve ambalajlar
  • Daha verimli atık yönetimi ve döngüsel ekonomiye geçiş

İklim krizinin gıda sistemi üzerinde yarattığı sorunları çözmek ya da başka bir deyişle gıda sistemlerinin iklim değişikliğine uyum sağlaması için dünya genelinde geliştirilen bazı öneriler ise şöyle sıralanıyor:

  • Erozyon kontrolü
  • Meraların yönetimi
  • Kuraklık ve sıcağa dayanıklı genetik iyileştirmeler
  • Heterojen beslenme biçimi
  • Azaltılmış gıda kaybı ve atığı

Gıda üretim faaliyetleri ve çevre

Gıdayı üretmek, ambalajlamak ve dağıtmak için kullanılan sistemler sera gazı salımlarının üçte birini oluşturuyor ve biyoçeşitlilik kaybının yüzde 80’ine neden oluyor. Eğer müdahale edilmezse, gıda sistemlerinden kaynaklanan salımların 2050’ye kadar yüzde 40 artması bekleniyor.

Gıda sistemi günümüzde dünyanın toplam enerji tüketiminin yüzde 30’nu oluşturuyor ve bu enerjinin büyük bölümü salımlara neden olan fosil yakıtlardan üretiliyor.

Gıdanın yüzde 17’si atık oluyor ve dünyadaki sera gazı salımlarının yüzde 10’u tüketilmemiş gıdadan kaynaklanıyor.

2021’de bütün dünyada gıdadaki fiyat artışlarının ayrıntıları: 

  • FAO Tahıl Fiyat Endeksi 2012’den beri en yüksek düzeye ulaşarak 2020’ye göre yüzde 27,2’lik artış kaydetti; tahıl grubu içinde mısırda yüzde 44,1, buğdayda yüzde 31,3 artış yaşanırken pirinçte yüzde 4’lük düşüş gerçekleşti.
  • FAO Bitkisel Yağ Fiyat Endeksi zamanların en yüksek artışıyla 2020’ye göre yüzde 65,8’e yükseldi.
  • FAO Şeker Fiyat Endeksi 2016’dan beri en yüksek değere ulaşarak 2020’ye göre yüzde 29,8 arttı.
  • FAO Et Fiyat Endeksi 2020’ye göre yüzde 12,7; FAO Süt Ürünleri Fiyat Endeksi ise yüzde 16,9 artış kaydetti.
Paylaşın

Orta Doğu Ve Kuzey Afrika’da Hava Kirliliği Nedeniyle Her Yıl 270 Bin Kişi Ölüyor

Dünya Bankası, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da hava kirliliği nedeniyle her yıl 270 bin kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Kurumun yayımladığı raporda, bu bölgelerin en büyük kentlerindeki hava kirliliğinin Güney Asya’dan sonra en yüksek orana sahip olduğu belirtildi.

Hava kirliliğinde güvenli kabul edilen seviyenin 10 kat aşıldığı belirtilen raporda, bu durumun bölgede yüzde 2’lik bir ekonomik kayba yol açtığı ifade edildi.

Raporda, bölge ülkelerine daha katı emisyon standartları uygulama, atık yönetimini iyileştirme ve temiz ulaşım seçenekleri oluşturma çağrısı yapıldı.

“Sağlık ve refahı azaltıyor”

Dünya Bankası’nın Orta Doğu-Kuzey Afrika bölge temsilcisi Ferid Belhaj, rapora ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“Kirli gökyüzü ve denizler, bu bölgedeki milyonlarca insanın sağlığını, sosyal ve ekonomik refahını azaltıyor. Ülkelerin daha yeşil, sürdürülebilir ekonomik büyüme yolunu tercih etme olanağı var.”

Kurumun “sürdürülebilir kalkınma” yöneticisi Ayat Soliman ise “Bölgede ticaret, turizm ve sanayinin etkili olduğu yerlerde temiz alanların azaldığını” açıkladı.

Aşırı sıcaklık, kuraklık, fosil yakıt tüketimi

Dünya Bankası’na göre, bölgede iklim kriziyle birlikte artan aşırı sıcaklık, kuraklık ve göçün yanı sıra fosil yakıt tüketimi, çatışmalar ve tarım alanındaki yanlış politikalar, hava kirliliğinde temel nedenler arasında yer alıyor.

2019’da Afrika’da 1 milyondan fazla ölüm

Ekim 2021’de Lancet Planetary Health dergisinde yayımlanan bir araştırma, 2019 yılında Afrika’da kömür ve gaz yağının evlerde yol açtığı hava kirliliği nedeniyle 697 bin, dış ortamdaki hava kirliliği nedeniyle de 394 bin kişi hayatını kaybettiğini ortaya koymuştu.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerinden yararlanılarak hazırlanan araştırmada dış hava kirliliğine bağlı ölümlerde görülen artışın en tedirgin edici bulgu olduğu ifade edilmiş ve kıtadaki kentleşmeyle bu rakamın katlanarak büyüme riski olduğunun altı çizilmişti.

Raporda hem sanayileşme hem de kentleşmeden ötürü fosil yakıt kullanımının arttığına da dikkat çekilirken, 2100 yılı itibariyle kıta nüfusunun üç kat artarak 1,3 milyardan 4,3 milyara çıkmasının beklendiği de ifade edilmişti.

Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan Suudi Arabistan, geçen yıl düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) iklim konferansında 2060’a kadar karbon emisyonlarını sona erdirme taahhüdünde bulunmuştu. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ise 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşma hedefini açıklamıştı.

Dünyada hava kirliliği

Çapı 2,5 mikrometreden küçük olan (PM2.5) ince parçacıklar akciğerlere derinlemesine nüfuz ederek zamanından erken ölüme sebep oluyor. Ayrıca arabalardan, kamyonlardan ve kömür santrallerinden yayılan nitrojen dioksit ve yeryüzündeki ozon seviyesi de hava kirliliğine bağlı erken ölümlere sebep oluyor.

Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya çapında hava kirliğinden dolayı yılda yedi milyon kişi hayatını kaybediyor. Bu rakam sigara ve zayıf beslenme alışkanlıkları nedeniyle hayatını kaybedenlerle aynı düzeyde.

Ayrıca dünya nüfusunun yüzde 91’i hava kalitesinin DSÖ’nün belirlediği sınırların üzerindeki yerlerde yaşıyor. DSÖ, her yıl dünya genelinde dış ortam hava kirliliği nedeniyle 4,2 milyon ölüm yaşandığını söylüyor. 3,8 milyon ölüm, evlerde kullanılan ve kirli yakıtlarla çalışan ocaklara maruz kalmasından kaynaklanıyor.

Temiz Hava Fonu’nun (CAF) bir analizine göre, hava kirliliğine küresel kalkınma yardımlarının yalnızca yüzde 1’i ayrılıyor. Dünyanın dört bir yanından hükümetler, 2019 ve 2020’de denizaşırı fosil yakıt projesi fonlarına, neden oldukları hava kirliliğini azaltma projelerine kıyasla yüzde 20 daha fazla kaynak sağladı.

Raporda, hava kirliliğinin HIV/AIDS, sıtma ve tüberkülozun toplamından daha fazla insanı öldürdüğü, ancak bu tür sağlık sorunlarının çok daha fazla fon aldığı tespit edildi.

Hava kalitesi projeleri için finansman yoğunluklu olarak orta gelirli Asya ülkelerine yönelikken Afrika ve Latin Amerika ülkeleri, çok sayıda yoğun kirli şehre sahip olmalarına rağmen toplam fonun sadece yüzde 15’ini alıyor.

Örneğin, 2019’da hava kirliliği ile ilgili tahmini 2260 kaybı olan Moğolistan, 2015-2020 yılları arasında 437 milyon dolar alırken, hava kirliliği nedeniyle 70 bin 150 erken ölüm yaşayan Nijerya sadece 250 bin dolar aldı.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın