Yerel Seçimler: HEDEP’den ‘İlkeler Temelinde İttifak’ Vurgusu

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde seçime ilişkin stratejileri netleşiyor. Hafta sonu Ankara’da Yerel Yönetimler Konferansı’nı gerçekleştiren HEDEP, yerel seçimler için ilke kararları aldı.

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre; Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP), hem iktidara kaybettirme hem de kayyum atanan belediyelerin geri alınması için muhalefetten “cesur adımlar atılmasını” bekleyecek.

HEDEP Yerel Yönetim Konferansı’na, partinin A takımı olarak adlandırılan MYK ve PM üyeleri, kayyum atanan belediyelerin eş başkanları, il ve ilçe belediye meclis üyeleri ve milletvekilleri katıldı.

Basına kapalı olarak yapılan toplantıda, başta kayyum atananlar olmak üzere, doğu ve güneydoğudaki tüm belediyelerin HEDEP tarafından kazanılması gerekliliği vurgulandı. Batı’da ise Mersin ve Adana başta olmak üzere bazı illerde yer alan ve Kürt nüfusunun yoğun olarak yaşadığı ilçe belediyeleri de “kazanılması hedeflenen yerler” arasında değerlendirildi.

HEDEP tabanının, “Yan yana görüntü vermek istemeyenlerle ittifak yapılmaması” talebi de toplantıda gündeme geldi. Tüm partilere bu koşul, olası ittifak öncesi önemli şartlardan biri olarak gösterilecek.

“Kayyumlara son verilmesi” vurgusu

Konferansın ardından yayımlanan bildirgede de kayyumlara son verilmesi gerektiği vurgulandı. “2023 seçimleri, Türkiye’nin demokratikleşmesini amaçlayan halklar açısından istenilen başarı düzeyine ulaşamamıştır” denilen HEDEP Yerel Yönetimler Konferansı Sonuç Bildirgesi’nde ayrıca şu ifadeler kullanıldı:

“Türkiye’de siyasetin iki kutba sıkıştırılmak istenmesi, bugün bizlere Üçüncü Yolu daha kıymetli ve büyütülmesi gereken bir mücadele hattı olarak gösteriyor. Üçüncü Yol siyasetimizi yerel yönetimlerde uygulama, büyütme ve toplumsal mücadele birlikteliğine dönüştürme yolunda ısrarlı ve kararlıyız.

31 Mart 2019 seçimleri bizler açısından yeni bir dönemi ifade ediyordu. 2016 yılında başlayan kayyım atamaları ile birlikte halkların kentleri, kimlikleri, kültürleri, dilleri topyekûn bir saldırı konseptine tabi tutulmuştu. Bu nedenle 2019 sonrasında belediyelerin yeniden kazanılması hem bizler açısından hem de halklarımız açısından ayrı bir önem taşımaktaydı.

Ancak halkların ortak irade beyanıyla kazanıma dönüşen belediyelerimizi koruma ve gasp edilmesinin önüne geçme noktasında yeterli mücadeleyi yürütemedik. Halkların kazanımına yönelen bu saldırılar karşısında gerekli toplumsal refleksi örgütleyemedik.

Bizler açısından masada ve sandık üzerinde kurulan değil, toplumsal yaşamın içerisinde kurulan ve halkı özne olarak gören demokratik ittifak anlayışı esastır.”

Paylaşın

HEDEP’li Bakırhan’dan Yerel Seçim Açıklaması: Batıda İttifaklara Açığız

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan HEDEP Eş Genel Başkanı Bakırhan, “Yerelde sürekli bizler kaybettiren konumda olmamalıyız. Bu kadar ödenen bedel ve çaba sonrasında bizler bulunduğumuz her yerde irademizin yönetimlere yansımasını istiyoruz” dedi ve ekledi:

“Bizler dolaylı olarak herhangi bir ittifak tarafı olmak zorunda değiliz, dediler. Bizler eğer bir ittifak yapılacaksa bu ittifakın açık ve şeffaf bir şekilde kamuoyunun gözü önünde yapılmasını istiyoruz.”

Bakırhan açıklamasının devamında, “Bizler bölgede kazanan, batıda kaybettiren pozisyon yerine, bölgede de batıda da kazanan bir pozisyonda olmamız gerektiğini söylediler. Biz de aynı şeyi tekrar ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Yerel Yönetimler Kurulu’nun “Örgütlü toplumla demokratik yerel yönetimlere” Demokratik Yerel Yönetimler Konferansı bu sabah Ankara’da başladı.

MA’nın aktardığına göre; HEDEP Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan konuşmasında, yerel seçimle ilgili stratejilerine dair bilgiler verdi:

“Bu konferansımızı yaparken bir seçim sürecine de yaklaştık. Yeni dönemde ne yapacağımız merak ediliyor. Belki buradaki arkadaşlarımızın da merak ettiği şeyler var.

Yerellerde çok geniş toplantılar yaptık. Bir önceki dönemin eksik ve yetersizliğini ortaya çıkararak onun üzerinden kendimize bir yol ve hat belirledik. Bu yapmış olduğumuz binlerce toplantıda halkımız yerel yönetimler seçimleri için de çok önemli değerlendirmeler ve öneriler sundular. Orada ortaya çıkacak sonuçlar önümüzdeki dönem yol haritamızı da netleştireceğiz dedik.

Yerelde sürekli bizler kaybettiren konumda olmamalıyız. Bu kadar ödenen bedel ve çaba sonrasında bizler bulunduğumuz her yerde irademizin yönetimlere yansımasını istiyoruz.

Bizler dolaylı olarak herhangi bir ittifak tarafı olmak zorunda değiliz, dediler. Bizler eğer bir ittifak yapılacaksa bu ittifakın açık ve şeffaf bir şekilde kamuoyunun gözü önünde yapılmasını istiyoruz.

Bizler bölgede kazanan, batıda kaybettiren pozisyon yerine, bölgede de batıda da kazanan bir pozisyonda olmamız gerektiğini söylediler. Biz de aynı şeyi tekrar ediyoruz.

Önümüzdeki dönem en başta kayyım atanan belediyeleri özgürleştireceğiz. Yine AKP’nin kötü yönetiminden kaynaklı, yönetmiş olduğu belediyeleri alacağız. Birinci ve ikinci geldiğimiz bütün kentlerde kendi adaylarımızı en geniş konsensusla, en kapsayıcı belediye eş başkan adayları, belediye ve il genel meclisi adaylarıyla birlikte çıkartacağız.

Batıda ise huzurlarınızda kamuoyuyla paylaşmak istiyorum: İttifaklara açık olduğumuzu burada belirtmek istiyorum. İttifak yapacağımız güçlerle yapmış olduğumuz hiçbir konuşma, çalışma, aldığımız bir karar kesinlikle sizden habersiz olmayacaktır, sizinle paylaşacağız.

Önümüzdeki dönem hem Kürdistan’da hem batı da halklarımızın yoğun olarak bulunduğu kentlerde halklarımızın iradesinin yönetimlere yansıması için ittifaklara hazır olduğumuzu belirtmek istiyorum.

Bu herhangi bir ittifakta kesin olarak yer alacağımız anlamına gelmemeli. Halkımızın işine gelmeyen, halklarımızın, emekçilerimizin işine gelmeyen ittifaklar bize dayatılırsa seçeneksiz değiliz.

En iyi ve güçlü adaylarımızla 3. Yol siyasetimizi yerel seçimlerde hayata geçirebilecek hazırlıklarımızı tamamlamış bulunmaktayız.

Yeni dönemde seçilecek yerel yönetim adaylarımızı halkımızın onayından geçireceğiz. Sandık kurulu olur, belirlenen delegelerin oy kullanmasıyla olur. Yani bir biçimiyle halkın önerdiği, istediği adaylarla önümüzdeki dönem seçimlere gireceğimizi bir kez daha buradan belirtelim.”

Paylaşın

HEDEP’li Önder’in Yargılanması Durduruldu!

Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi, HEDEP’li Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder’in yargılanmasının durdurulmasına karar verdi. Önder, “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla yargılanıyordu.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (HEDEP) Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder hakkında “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan davanın duruşması Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Önder’in duruşmada avukatı Serdar Çelebi hazır bulundu.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre bir önceki celsede, Önder’in milletvekili seçilmesi nedeniyle Anayasa’nın yasama dokunulmazlığını düzenleyen 83’üncü maddesi kapsamında yeniden yasama dokunulmazlığı kazandığı ve yargılamasının durdurulması talebi sonrası, mahkemenin İl Seçim Kurulu’ndan ve Meclis’ten istediği vekillik belgeleri mahkemeye ulaştı.

Avukat Çelebi, mahkemenin istediği belgelerin geldiğini hatırlatarak, yargılamanın durdurulması talebini yeniledi. Mahkeme, yeniden vekil seçilerek yasama dokunulmazlığı kazanan Önder’in yargılanmasının durdurulmasına karar verdi.

Sırrı Süreyya Önder kimdir?

7 Temmuz 1962’de Adıyaman’da doğdu. 1960’lı yıllarda Türkiye İşçi Partisi’nin Adıyaman kurucusu ve il başkanı olan babası sirozdan vefat edince sekiz yaşındayken annesi ve dört kardeşi ile dedesinin evine taşındı. Bu dönemde bir fotoğrafçıda çırak olarak çalışmaya başladı. Pek çok farklı işte çalışan Önder,önce Maraş Katliamı protestosu, 12 Eylül, açlık grevi gibi protesto ve eylemler nedeniyle birkaç kez cezaevine girdi.

İlk yönetmenlik deneyimini BKM tarafından çekilen, senaryosunu da kendisinin yazdığı Beynelmilel adlı film oldu. 2012 yılında F Tipi Film’in yönetmenlerinden biri oldu. İtirazım Var filminde senarist olarak yer aldı. BirGün gazetesinde köşe yazıları yazarak gazeteciliğe başladı. Daha sonra Radikal ve Özgür Gündem gazetelerinde yazılar yazdı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) saflarında katıldığı Haziran 2015 genel seçimlerinde ve Kasım 2015 genel seçimlerinde ise Ankara 1. bölgeden milletvekili seçildi. TBMM 24. Dönem İstanbul, 25. Dönem ve 26. Dönem Ankara milletvekili olarak görev yaptı. 2023 Türkiye genel seçimlerinde Yeşil Sol Parti’den (YSP) 28. dönem İstanbul milletvekili seçildi.

Paylaşın

HEDEP’li Hatimoğulları: Adaylarımızı Sandık Kurarak Belirleyeceğiz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HEDEP Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, yerel seçimlere ilişkin yaptığı açıklamada, “Bir kez daha bütün halklarımıza duyuruyoruz; adaylarımızı sandık kurarak halkın iradesiyle belirleyeceğiz” dedi ve ekledi:

“Yerel yönetimleri güçlendireceğiz. Doğrudan demokrasinin bütün yollarını kullanarak, halklarımızın kentleri ve yaşam alanlarıyla ilgili karar verme imkanlarını daha güçlü bir şekilde temsil edeceğiz. Kayyımlara feleğin tokadını vuracağız. Bunun için gece gündüz demeden çalışmak zorundayız. Halkımızın iradesini gasp edenlere karşı bunu bir onur mücadelesi ve yaşam hakkı mücadelesi olarak göreceğiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda gündemdeki gelişmelere dair konuştu.

MA’nın haberine göre İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına değinen Hatimoğulları, bütün dünyanın izleyici konumunda olduğunu söyledi.

Gazze’de her an büyük bir insanlık dramı yaşandığını ama bir tek devletin bile kılının doğru düzgün kıpırdamadığını belirten Hatimoğulları, “AKP,  Filistin halkıyla dayanışma mitingi yaptı. Mitingde Erdoğan’ın yaptığı konuşmayı hatırlayacaksınız. Adeta yerel seçimlere hazırlanmak üzere yapılmış bir miting gibiydi. Gerçekten Filistin halkı için ağlayan yok. Ağlamıyorlar, doğru söylemiyorlar, timsah gözyaşı döküyorlar” diye konuştu.

“Biz bu kürsüden defalarca çağrı yaptık, yapmaya devam edeceğiz; İsrail ile ticari ve askeri anlaşmalarınızı devam ettirdiğiniz sürece siz hiçbir şey yapamazsınız” ifadelerini kullanan Hatimoğullları, “Şimdi diyor ki ‘garantör olalım. Gelin barışı sağlayalım.’ Buradan AKP genel başkanına soruyoruz: Türkiye’de Kürt sorunu bu kadar capcanlıyken, barış yanlısı insanların barış çağrılarına kulak vermezken hangi barıştan, hangi garantörlükten bahsedeceksiniz?” diye sordu.

“Sizlerin yüreğiniz kaskatı kesilmiş. Yüreğiniz o kadar katılaşmış ki Ortadoğu’da firavun olarak anıtınız dikilecek. Sizin yüreğiniz işte bu kadar kaskatı olmuştur.”

“Erdoğan bu kadar vicdanlıysa çıksın kürsüden ‘Filistin sorununu çözmek için yola çıkacağımız gibi Kürt sorunu da çözmek istiyorum’ desin” çağrısını yapan Hatimoğulları, “Ama bunu söyleyecek ne bilinç ne yürek ne de anlayış yok. Ortadoğu halklarının savaşsız, sınırsız, sömürüsüz, bir arada yaşamaya ihtiyacı var. Türkiye ve bölge halklarının tamamının yığınaklarını buraya yapması lazım” dedi.

“Bu zalim rejimlerden bizlere hayır gelmez. Savaşa karşı barış savunmak bizim sorumluluğumuzdadır. Bizler, halkların demokratik zeminde kurtuluşu için ölüm kusan silahlara karşı yaşamı, kan dolu ideoloji ve sistemlere karşı barışın erdemini, hakkaniyetini, adaletini sonuna kadar savunacağız. Acılarımızı hep beraber dayanışarak, örgütlenerek, mücadele ederek dindireceğiz.”

Hatimoğulları’nın konuşmasının devamı kısaca şöyle: “4 Kasım 2016’da HDP Eş Genel Başkanlarımız Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın içinde olduğu çok sayıda milletvekilimiz gözaltına alındı ve tutuklandı. Geçtiğimiz hafta Kobanî davası kapsamında önceki dönem HDP milletvekilliğini yürütmüş sevgili Hüda Kaya yine yaka paça gözaltına alınarak tutuklandı.

“Ey vicdanı kurumuş din istismarcısı AKP”

Ey vicdanı kurumuş din istismarcısı AKP, adaletten, eşitlikten, kardeşlikten, barıştan yana olan 28 Şubat mağduru bir mütedeyyin kadını gözaltına aldınız ve tutukladınız. Sonra ‘28 Şubat Darbesi’yle hesaplaşıyoruz’ diyorsunuz. Hadi oradan. 28 Şubat’ta size yapılanın aynısını şimdi sizden olmayan, muhaliflere yapıyorsunuz. Gültan Kışanak’ın tutukluluk süresi dolmuş durumda ve şu an yasaya aykırı bir şekilde keyfi bir biçimde hala alıkonulmuş durumda.

Uluslararası bir suç işleniyor. Bir hukuk dışılık ve insanlık dışılık söz konusu. Dünyanın hiçbir ülkesi yoktur ki cezaevinde bulunan bir insan 3 yıl boyunca ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmesin. Buradan Adalet Bakanlığı’na sesleniyorum; BM İnsan Hakları Komitesinin verdiği tedbir kararını üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen henüz atılmış somut bir adım yok. Bu konuda derhal görev ve sorumluluklarınızı yerine getirin. CPT’ye sesleniyorum; görevinizi yapın, adaya gidin ve milyonların talebi olan Sayın Öcalan’ın sağlığı başta olmak üzere adadaki durumu kamuoyu ile paylaşın. Ağırlaştırılmış tecridin kalkması demek.

Bir kez daha bütün halklarımıza duyuruyoruz; adaylarımızı sandık kurarak halkın iradesiyle belirleyeceğiz. Yerel yönetimleri güçlendireceğiz. Doğrudan demokrasinin bütün yollarını kullanarak, halklarımızın kentleri ve yaşam alanlarıyla ilgili karar verme imkanlarını daha güçlü bir şekilde temsil edeceğiz. Kayyımlara feleğin tokadını vuracağız. Bunun için gece gündüz demeden çalışmak zorundayız. Halkımızın iradesini gasp edenlere karşı bunu bir onur mücadelesi ve yaşam hakkı mücadelesi olarak göreceğiz.”

Paylaşın

HEDEP’li Tuncer Bakırhan: Geri Adım Atmayacağız

İnsan Hakları Derneği’nin genel kurulunda konuşan HEDEP’li Tuncer Bakırhan, “İHD, mazlumun hakkını savunuyor, mazlumum avukatlığını, yoldaşlığını yapıyor. Ama İHD’de 37 yıldır en az hakkını savunduğu mazlum kadar baskı gördü. Yöneticileri katledildi, çalışmaları engellendi, İHD bir hak arama kurumu olarak görülmedi, terörize edilmeye çalışıldı. En son giden bir İçişleri Bakanı’nın özellikle İHD’yi sürekli hedef göstermesi, tehdit etmesi de bu ülkede hep birlikte yaşadığımız bir durumdur” dedi ve ekledi:

“Başta İHD olmak üzere her birimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Cezaevinden bir arkadaşımızla yazışıyoruz. Bizi tebrik etmek için aradığında ‘zor bir süreç’ demişti. O da, tam da hangi süreç zor değildi, hangi süreçte katliam ve faşizm yoktu, hangi süreçte demokratik ve rahat bir ortamda siyaset yaptık ki, diye sordu. Evet, bizim için hiçbir süreç kolay değil. Bu işlere bilerek ve isteyerek girdik. Yaptığımız işlerin bir karşılığın olduğunu da biliyorduk.”

Halkarın Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi’nde gerçekleşen 21’inci Olağan Genel Kurulu’nda konuştu.

İHD’nin 37 yıldır baskılara, zorluklara ve faili meçhul cinayetlere rağmen ayakta kaldığını belirterek sözlerine başlayan Bakırhan, “İHD’nin kendisi 37 yıldır hak arayanın, mazlumun, emekçinin, Kürdün, Alevinin, ezilenin kapısı oldu. Dünyada 37 yıldır tüm faşizan uygulamalara, üyeleri ve yöneticilerine yapılan suikast ve faili meçhul cinayetlere rağmen ayakta duran, yılmayan, mücadelesine devam eden bir başka kurum yoktur” dedi.

Bakırhan, İHD’deki tüm emekçilere partisi adına teşekkür etti. Tuncer, “İHD’nin duruşu bize bir şey öğretti” dedi.

Mezopotamya Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, Kongre divanının tamamen kadınlardan oluşmasından duyduğu memnuniyeti de dile getiren Bakırhan, “Kadın arkadaşlardan oluşan divanı selamlamak istiyorum. Dünyada sadece kadınlar olsaydı, bu şiddet, bu faşizm olur muydu diye düşünmemek elde değil” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, sözlerine şöyle devan etti: İHD’nin genel kurulunda bulunurken Vedat Aydın’ı, Ayşenur Zarakolu’nu, Leman Fırtına’yı şehit düşmüş, yaşamını yitiren arkadaşları anmadan geçmek istemiyorum. Rahmetle anıyoruz. Mücadelelerinin devamcısı olacağımızı bir kez daha belirtmek istiyorum.

Bu dönem çok büyük emek ve katkılar sunan şu anki yönetime teşekkürlerimi ve seçilecek yönetime de başarı dileklerimi iletmek istiyorum. Son 20 yıldır bir siyasi darbe anlayışı ile yönetiliyoruz. Askeri darbelerin ömrü bu kadar uzun değildi. Yargının, siyasi erkin eline geçtiği, ekonominin parti ekonomisi olduğu, adaletin yine iktidarın denetiminde olduğu bir parti devleti, parti darbesiyle birlikte devam ediyor Türkiye’deki yaşam.

Bugün 4 Kasım. Aslında Kürt siyasi hareketine yapılan en büyük darbelerin olduğu bir gündür. 4 Kasım’da başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak ve yüzlerce arkadaşımız gözaltına alınıp tutuklandı. 4 Kasım ile birçok kurumumuzun kapısına kilit vuruldu. İHD tam da bugünlerde mazlumun, ezilenin yanında durduğu için çok kıymetlidir. Bu darbe devam ediyor. Orta Doğu’da bir savaş devam ediyor, yoksulluk ve işsizlik devam ediyor. Hiçbir dönem karşılaşmadığımız kadar bir ötekileştirme devam ediyor. İnsanların güpegündüz sokak ortasında vurulduğu, çok basit gerekçelerle ağır cezalarla çarpıtıldıkları, aş ve iş arayan insanların artık örgütlenemediği ve her türlü şiddet ve baskıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde İHD’nin yaptığı gibi dayanışmak, sahip çıkmak, birlikte mücadele etmek gibi bir zorunluluğumuz olduğunu belirtmek istiyorum.

“Bu faşizm, zor ve zulüm sür git değil”

İHD, mazlumun hakkını savunuyor, mazlumum avukatlığını, yoldaşlığını yapıyor. Ama İHD’de 37 yıldır en az hakkını savunduğu mazlum kadar baskı gördü. Yöneticileri katledildi, çalışmaları engellendi, İHD bir hak arama kurumu olarak görülmedi, terörize edilmeye çalışıldı. En son giden bir İçişleri Bakanı’nın özellikle İHD’yi sürekli hedef göstermesi, tehdit etmesi de bu ülkede hep birlikte yaşadığımız bir durumdur.

Başta İHD olmak üzere her birimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Cezaevinden bir arkadaşımızla yazışıyoruz. Bizi tebrik etmek için aradığında ‘zor bir süreç’ demişti. O da, tam da hangi süreç zor değildi, hangi süreçte katliam ve faşizm yoktu, hangi süreçte demokratik ve rahat bir ortamda siyaset yaptık ki, diye sordu. Evet, bizim için hiçbir süreç kolay değil. Bu işlere bilerek ve isteyerek girdik. Yaptığımız işlerin bir karşılığın olduğunu da biliyorduk.

Sistem karşısında hak aramak ve talep etmek, ezilenin hakkını savunmanın bir karşılığı olduğunu biliyorduk. Biz bildiğimiz bu durum karşısında hiçbir zaman İHD gibi geri adım atmadık, atmayacağız. Zor bir süreç ama Türkiye halkları, başta Kürtler, Aleviler, ezilenler olmak üzere bizden çok büyük beklentileri var. Bu faşizm, zor ve zulüm sür git değil. Emin olun bizler, bugün genel kurulu dolduran Siirt, Batman, Adana, Mersin, Türkiye’nin dört bir yanından gelen arkadaşlar gibi Türkiye’de hak arayan devrimciler, sosyalistler, Kürtler, kadınlar, gençler, ötekileştirilen bütün kesimler güçlü bir mücadele zemini oluşturabilirsek bunları göndermemek, bu faşizmi zulme durdurmamak elde değil.

Önümüzdeki dönemin zor olduğunu biliyorum, bu bilinçle hareket edeceğimizi de biliyorum. Bu siyasi darbeyi önleyeceğimizi, darbeyi yapan aktörleri göndereceğimizi, bir gün demokratik ortamda bu darbeyi ve zulmü yapanların yargılanabileceği günlerin uzak olmadığını biliyorum. Bu duygu ve düşüncelerle genel kurulunuza başarılar diliyorum. İyi ve güzel özgür eşit yarınlarda buluşmak üzere büyük bir mücadele bizi bekliyor.”

Paylaşın

HEDEP’li Bakırhan’dan Devlet Bahçeli’ye Yanıt: Haddinizi Bilin

TBMM Başkanvekili Celal Adan’ın HEDEP Milletvekili Sırrı Sakık’a ettiği küfre sahip çıkan MHP lideri Devlet Bahçeli’ye yanıt veren HEDEP Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Biz özür beklerken Bahçeli o sözlere sahip çıktı. MHP Genel Başkanı aslında kendi vekiline sahip çıkarak bize gerçekliği bir kez daha gösterdi” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bunların küfürden ve antidemoktatik uygulamaları savunmaktan başka amacı yok. Küfür ve hakaretleri konuşmalarından çıkarınca bunlardan geriye bir şey kalmıyor. Tehdit ediyor, yetmiyor Celal Adan’ı savunuyor. İnsanın ağzına alamayacağı sözler için Bahçeli ‘İsabetli sözlerdir’ diyor. Biz böyle bir grup başkanvekilini tanımıyoruz. Haddinizi bilin. Sizin arkanızda mafyalar olabilir, bizim arkamızda halk var.”

TBMM Genel Kurulu’nda HEDEP’li Sırrı Sakık ile tartışma yaşayan Celal Adan, mikrofonun kapalı olduğunu düşünerek küfür etmişti.

MHP lideri Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında Celal Adan’a sahip çıkarak, “Geçtiğimiz hafta TBMM’de haince konuşma yapan tescilli bir bölücüye hak ettiği cevabı yüreklice veren Meclis Başkanvekilimiz ve İstanbul Milletvekilimiz sayın Celal Adan’ın isabetli sözleri bizim sözümüzdür. Sayın Adan sahipsiz değildir, yalnız değildir, saldırılar, istifa çağrıları ve hakaretler ayaklarımızın altındadır” demişti.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Grup Başkanvekili Tuncer Bakırhanpartisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

Konuşmasına toplantıya katılanları selamlayarak başlayan Bakırhan, “Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere bütün farklı etnik ve inanç gruplarının inkar ve imhaya maruz kaldığını, asimile edilmeye çalışıldığını ifade eden Bakırhan, “Cumhuriyetin yüzyılında yüzyıllardır devam eden Kürt-Türk kardeşliği aslında çok büyük darbeler yedi. Bu, Kürt-Türk ilişkilerinin zedelenmesi tüm ülkenin tamamının yaşamına acı, yokluk, savaş olarak yansıdı. Birçok yıkımlara yol açtı. Cumhuriyetin yüzyılı darbelerle geçti. Aynı zamanda büyük katliamlarla da geçti” dedi ve ekledi:

“Cumhuriyetin yüzyılı içerisinde başta Şeyh Sait, Koçgiri, Zilan, Dersim, Maraş, Gazi, Sivas, Roboski, Ankara Gar, Suruç ve en sonda Antep’te Beybahçe’de adını daha sayamadığımız onlarca katliamla geçti. Cumhuriyetin birinci yüzyılı maalesef farklılıkları tek tip vatandaş yapma dayatmasıyla geçti. Kürdün dilini, kimliğini inkarla geçti. Kürdün köyünü yakmakla, yaylalarını yasaklamakla geçti. Kürdü yerinden yurdundan etmekle geçti, ölümle, zindanla, ölümle, sürgünlerle geçti. On binlerce faili meçhul cinayetlerle darbelerle ve son yaşadığımız OHAL rejimi ve kayyımlarla geçti.”

Cumhuriyet boyunca Kürtçenin ve halayın yasak edildiğine işaret eden Bakırhan, Kürtçenin Meclis’te bilinmeyen dil olarak kayıtlara geçtiğini, düğünlerde Kürtçe şarkı ve türkü söylemenin, halay çekmenin yasaklandığını vurgulandı. Eskişehir’de Kürtçe şarkı nedeniyle gözaltına alınan 23 kişiyi örnek veren Bakırhan, şöyle konuştu:

“Cumhuriyetin yüzyılı Emin şahsında nasıl işlediğini en iyi şekilde ortaya koyuyor. Emin Soyal, 78 yaşında, yüzde 91 engelli ve kalbinde pil taşıyan yoksul bir Kürt emekçisidir. Onun tutuklanmasıyla geçti. Yine cumhuriyetin 100 yılı Sincan Cezaevinde tutuklular Kürtçe türkü söyledikleri ve halay çektikleri için disiplin cezaları verilmesiyle geçti. Bu disiplin cezaları aynı zamanda infazlarının yakılması için bir gerekçe yapıldı.

Cumhuriyetin 100 yılı annelere çocuklarının cenazelerinin kargoyla verilmesiyle geçti. Cumhuriyetin 100 yılında sadece barış istiyoruz dedikleri için onlarca akademisyenin görevine son verildi. Kadın hakları hiç olmadığı kadar kısıtlandı. Kadınların mücadele ile yaratmış olduğu başta İstanbul Sözleşmesi olmak üzere birçok hakları gasp edildi. Baskılara uğradılar. İşçilerin emekçilerin adil ücret talepleri baskıyla karşılandı. İşçiler ve emekçiler artık hakların aramak için bir araya gelemiyorlar. Tutuklamalarla, cezalarla, işten atılmalarla sonuçlanıyor” diye konuştu.

Yüzyıl boyunca yaşanan doğa talanına ve sermayeye peşkeş çekilmesine de işaret eden Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Halkın bütçesi olarak oluşturulan bütçeler, savaşlara bastırmaya inkara ve imhaya harcandı. Son olarak da bu ayrımcılığa, 100 yıldır yaşadığımızı bu durama en iyi örnek cumhuriyetin 100 yılında Şırnak sokaklarında askerlerin silahlarıyla dipçikleriyle yürümesi ile geçti. Giresun’da, Bolu’da, Samsun’da cumhuriyetin 100 yılı ile ilgili konser verenler, Şırnak’ta dipçikle, asker postallarıyla biz Kürtlere ve bölgeye nasıl yaklaşıldığının, nasıl ikili bir politika siyaset izlendiğinin en iyi göstergesidir. Bunları saya saya bitiremiyoruz.

Bu yüzyılın son 20 yılı AKP-MHP iktidarı döneminde geçti. AKP-MHP iktidarı geçen 80 yıldan daha farklı değildi, hatta daha ayrımcı, inkar politikalarını en üst seviyeye çıkaran ve bunları katmerleştiren katı bir siyaset izledi. AKP ve MHP iktidarı döneminde her alanda tekçilik dayatıldı ve bütün kamu kurumları buna göre dizayn edildi. Yüzyıllık cumhuriyet tekçi ve otoriterdir, demokratik olmayan bir cumhuriyet de biçimsel olmaktan öteye geçmedi, geçemez. Geride bıraktığımız yüzyılın muhasebesiyle elimizde kalan ne diye sorarsanız; demokrasiden uzak sözde bir cumhuriyet kaldı.

Değerli arkadaşlar, Kürt sorunu yüzyıldır çözümsüz. Bu iktidar Kürtlerin hiçbir coğrafyada kazanımlarına tahammül etmiyor. Türkiye’de demokrasi ve barışın hayata geçmesini engellemek için İmralı’da kendi anayasa ve yasalarını da hiçe sayarak mutlak bir tecrit uyguluyor. Tecridin bu ülkeye demokrasi ve barışa bir yarar sunmadığını defalarca dile getirdik, dile getirmeye çalışacağız. Tecrit daha fazla kavga, ölüm ve yoksulluk demektir. Biz bu mutlak tecride son vermek için arkadaşlarımızla elimizden gelen bütün çabayı ortaya koyarak hukuksuzluğu ortadan kaldırmak için elimizden geleni yapacağımızın sözünü veriyoruz.”

Bakırhan, 7 yıllık azami tutukluluk süresi dolmasına rağmen tahliye edilmeyen Gültan Kışanak’tan bahsetti ve “Kışanak bu halkın iradesidir ve derhal serbest bırakılmalıdır” dedi. AYM’nin verdiği ‘hak ihlali’ kararına rağmen tahliye edilmeyen TİP Milletvekili Can Atalay’ın durumunu da değerlendiren Bakırhan, “Mevcut hukuk katledilmeye çalışılıyor” dedi.

Bahçeli’ye yanıt

Meclis’teki vekillere küfür eden Grup Başkanvekilini savunan MHP lideri Bahçeli’ye yanıt veren Bakırhan, şöyle konuştu: “Biz özür beklerken Bahçeli o sözlere sahip çıktı. MHP Genel Başkanı aslında kendi vekiline sahip çıkarak bize gerçekliği bir kez daha gösterdi. Bunların küfürden ve antidemoktatik uygulamaları savunmaktan başka amacı yok. Küfür ve hakaretleri konuşmalarından çıkarınca bunlardan geriye bir şey kalmıyor. Tehdit ediyor, yetmiyor Celal Adan’ı savunuyor. İnsanın ağzına alamayacağı sözler için Bahçeli ‘İsabetli sözlerdir’ diyor. Biz böyle bir grup başkanvekilini tanımıyoruz. Haddinizi bilin. Sizin arkanızda mafyalar olabilir, bizim arkamızda halk var.”

Paylaşın

Dört Milletvekilinin Dokunulmazlık Dosyası TBMM’de: HEDEP 3, İYİ Parti 1

Aralarında HEDEP Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve İYİ Parti Milletvekili Lütfü Türkkan’ında bulunduğu 4 milletvekiline ait dokunulmazlık dosyaları TBMM Başkanlığı’na sunuldu. TBMM Başkanlığı, tezkereleri Anayasa – Adalet Karma Komisyonu’na gönderdi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı ve Siirt Milletvekili Tuncer Bakırhan, HEDEP Grup Başkanvekili ve Antalya Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç, HEDEP Şanlıurfa Milletvekili Ömer Öcalan ile İYİ Parti Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri TBMM Başkanlığı’na sevk edildi.

TBMM Başkanlığı, tezkereleri TBMM Anayasa Komisyonu ile TBMM Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Anayasa-Adalet Karma Komisyonu’na gönderdi.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

TBMM’de Küfür Gerginliği: MHP’li Celal Adan’ın İstifası İstendi

MHP’li Meclis Başkanvekili Celal Adan’ın geçtiğimiz hafta HEDEP grubuna ettiği küfür TBMM’de tartışma yarattı. HEDEP’li Meral Danış Beştaş, “Bütün parlamentoya sesleniyorum. Bu konuda bugün bir tutum almazsak Meclis Başkanvekili hepimize küfür mü edecek?” diye sordu. Beştaş, oturumu yöneten Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ’dan oturuma ara vererek Meclis Başkanlık divanıyla görüşmeler yapmasını ve bir tutum açıklamasını istedi.

Celal Adan’ın sarf ettiği kirli dilin Meclis’in 600 milletvekilini ilgilendirdiğini kaydeden Beştaş, “Biz halkı temsil ediyoruz, toplumu temsil ediyoruz. Bizim dilimiz küfür, hakaret olduğu zaman biz ne anlatacağız? Meclis Başkanvekilliği tarafsız bir kurumdur. Anayasa 94’te düzenlenmiştir. İçtüzükten, Anayasa’dan muaf değildir. Bu konuda sorumluluğu çok daha yüksektir” dedi. Adan’ın istifa etmesi gerektiğini söyleyen Beştaş, “Biz bunu sineye çekmeyeceğiz, bunu kabul etmeyeceğiz. Meclis Başkanını göreve çağırıyoruz” diye konuştu.

MHP’li Meclis Başkanvekili Celal Adan’ın geçtiğimiz hafta mikrofonunun kapalı olduğunu düşünerek Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) milletvekillerine ettiği küfür, haftanın ilk genel kurul oturumunda gündeme geldi. TBMM’nin mutlaka bir vaziyet alması gerektiğini kaydeden İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, Adan’ın istifa talebine ne cevap vereceğinin de beklenmesi gerektiğini ifade etti.

Adan’ın açıklama yapması, özür dilemesi ve Meclis Başkanlığının bir karar alması gerektiğini kaydeden CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, “Parlamentoya hakaret hiçbir şekilde kabul edilemez” dedi.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; HEDEP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Anayasa’nın 94’üncü maddesine göre Meclis Başkanı’nın Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerinde Meclis tartışmalarına katılamayacağının belirtildiğini hatırlattı. Beştaş, “Bütün parlamentoya sesleniyorum. Bu konuda bugün bir tutum almazsak Meclis Başkanvekili hepimize küfür mü edecek?” diye sordu. Beştaş, oturumu yöneten Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ’dan oturuma ara vererek Meclis Başkanlık divanıyla görüşmeler yapmasını ve bir tutum açıklamasını istedi.

Celal Adan’ın sarf ettiği kirli dilin Meclis’in 600 milletvekilini ilgilendirdiğini kaydeden Beştaş, “Biz halkı temsil ediyoruz, toplumu temsil ediyoruz. Bizim dilimiz küfür, hakaret olduğu zaman biz ne anlatacağız? Meclis Başkanvekilliği tarafsız bir kurumdur. Anayasa 94’te düzenlenmiştir. İçtüzükten, Anayasa’dan muaf değildir. Bu konuda sorumluluğu çok daha yüksektir” dedi. Adan’ın istifa etmesi gerektiğini söyleyen Beştaş, “Biz bunu sineye çekmeyeceğiz, bunu kabul etmeyeceğiz. Meclis Başkanını göreve çağırıyoruz” diye konuştu.

MHP Grup Başkanvekili Levent Bülbül ise küfür içerikli ifadenin tutanaklarda yer almadığını belirterek “Burada hedef alınan, öznesi belli olan; ‘şunu hedef aldı, bu net bir şekilde videodan anlaşılıyor, şuna söylendiği belli oluyor’ dediğiniz bir durum varsa tartışalım. Ancak basın haberlerini esas alarak ‘bu bize söylenmiştir’ diye bir zorlama yorum içine girmek doğru olmaz” dedi. Adan’ın sözlerinde bir şahsın ya da partinin hedef alındığına dair herhangi bir emare olmadığını, divanın kendi arasında konuştuğunu vurgulayan Bülbül, Adan’ın bundan sonra da tarafsız bir şekilde Meclis’i yöneteceğini ifade etti.

Bülbül’ün ardından söz alan HEDEP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, utanç verici bir durum yaşandığını ve bu durumun üstünün örtülmeye çalışıldığını ifade etti. Bülbül’e “Adan, divan üyelerine mi küfretti?” diye soran Oluç, tutanaklarda olmamasının sebebinin küfrün salonda duyulmaması olduğunu ancak Meclis’in resmi videolarında bu küfrün kayda geçtiğini söyledi. Oluç, tüm Meclis’ten net tutum beklediklerini ifade etti.

Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ’ın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın sunumunun ardından görüşmeler yaparak tutumunu belirleyeceğini söylemesi üzerine HEDEP milletvekilleri Bozdağ’ı Meclis sıralarına vurarak protesto etti.

“Bir karar alınmalı”

Bozdağ’ın açıklamasına CHP’den de itiraz geldi. TBMM’nin böyle bir sözü hak etmediğini kaydeden CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, 27’nci dönemde benzer bir durumda Meclis’in hemen ara vererek yaptırım uyguladığını hatırlattı. Adan’ın açıklama yapması, özür dilemesi ve Meclis Başkanlığının bir karar alması gerektiğini kaydeden Başarır, “Parlamentoya hakaret hiçbir şekilde kabul edilemez” dedi.

İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu da tartışılan konunun kabul edilemez olduğunu belirtti ve “Meclis’in çalışma koşullarından kaynaklanan bir yorgunluğun sonucu olabilir” dedi. TBMM’nin mutlaka bir vaziyet alması gerektiğini kaydeden Dervişoğlu, Adan’ın istifa talebine ne cevap vereceğinin de beklenmesi gerektiğini ifade etti.

Bozdağ’ın tutumunu değiştirmemesi üzerine HEDEP’li milletvekilleri sıra kapaklarına vurarak protestoyu sürdürdü. Bozdağ, konuşmanın ardından verilen arada konuyu grup başkanvekilleriyle istişare edeceğini söyledi. Protestolar son bulmayınca Bozdağ, oturuma ara vermek zorunda kaldı.

Paylaşın

HEDEP Grup Başkanvekili Oluç: Küfür Eden Meclis Başkanvekili İstifa Etmeli

MHP’li Meclis Başkanvekili Celal Adan’ın HEDEP Milletvekili Sırrı Sakık’a ettiği küfüre ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenleyen Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Celal Adan hakkında derhal işlem başlatılması gerektiğini söyledi.

Mezopotamya Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, durumu “utanç verici” olarak değerlendiren Oluç, “Celal Adan’ın mikrofonu kapalı sanarak hatibimizin arkasından ve grubumuzu hedef alarak kullandığı söz -ki buradan kullanmaktan haya duyarım- çok ağırdır ve parlamentonun saygınlığı açısından utanç vericidir. Arkasındaki duvarda ‘Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir’ yazısı yazan Meclis Başkanvekilinin bu kirli ve çirkin dili halkın iradesine yönelik açık bir hakarettir. Asla ve asla kabul edilemez” dedi.

Milletvekillerini sürekli bir biçimde temiz dil konusunda uyaran Adan’ın kirli bir dil kullandığını ifade eden Oluç, “Vekil olmanın erdeminden, Meclis’in öneminden ve siyasi ahlaktan söz eden bir başkanvekilinin içine düştüğü durum ibretliktir; farklı fikirlere tahammülsüzlüğün bir örneğidir. Beğenmediğiniz düşüncenin sahibine hakaret etmek, küfür etmek çürümüşlüğün bir göstergesidir ve kabul edilemez bir tutumdur. Milyonlarca oy almış bir partinin vekillerini hedefleyerek hakaret etmek aynı zamanda o partiye oy vermiş milyonlarca insanımıza, halkımıza hakaret etmek, küfür etmek anlamına gelir” diye konuştu.

Oluç, devamında şöyle konuştu: “Celal Adan, Meclis Başkanvekilliği görevinden istifa etmelidir. Ağza alınmayacak bir hakaretin sahibi olarak o koltukta oturmamalıdır. Sayın Meclis Başkanını da bu konuda gereğini yerine getirmek üzere göreve çağırıyoruz. Sayın Kurtulmuş; sizin vekiliniz olan bir kişinin bu tutumu kabul edilemez, bu konuda nasıl bir tutum alacaksınız çok merak ediyoruz. Buradan da son olarak uyarıyoruz; grubumuza, arkadaşlarımıza, halkımızın iradesine dil uzatanlara ve hakaret edenlere tavrımız ve tutumumuz her zaman açık ve kararlı olacak. Biz kimseye hakaret etmiyoruz, etmeyiz de ama kendimize de asla hakaret ettirmeyiz.”

Ne olmuştu?

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da söz alan HEDEP Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık, Cumhuriyetin kuruluş yıllarına dair bir konuşma yaptı. Bu esnada MHP’li Celal Adan ile Sakık arasında bir tartışma yaşandı. Tartışma sonrası başka bir vekili kürsüye çağıran Meclis Başkenvekili Celal Adan mikrofonunun açık kaldığını unutup “p…venkler” ifadesini kullandı.

Kürsüye çıktığı sırada Türkçe ve Kürtçe ile “İyi akşamlar” diyen Sakık, “Sayın Erdoğan bir grup toplantısında ne diyor; MHP, CHP’nin yöneticileri gitsinler Meclis’in gizli oturumlarına, zabıtlarına baksınlar. Orada Kürtleri, Kürdistan’ı, Çerkezleri, Lazistan’ı görecekler. Mustafa Kemal bölücü müdür? Mustafa Kemal Kürt vekillerini çağırırken ‘Kürdistan milletvekilleri’ diyordu. Evet, doğru söylüyordu. Biz de bunun altına imzamızı atıyoruz” dedi.

Sakık’ın sözlerinin ardından Adan, “Polemiğe girmek istememekle birlikte, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulurken milletimizin birliğine beraberliğine kurşun sıkıp askerlerimizi, polisimizi şehit edenlere ve onların adı PKK iken, bir milletvekili Türk askerini PKK tükürükleri ile boğar deseydi bu Meclis’ten canlı çıkamazdı” şeklinde konuştu.

Adan’ın bu sözleri üzerine, Sakık ile arasında bir sözlü tartışma yaşandı. Tartışma sonrası başka bir vekili kürsüye çağıran Meclis Başkenvekili Celal Adan mikrofonunun açık kaldığını unutup “p….venkler” ifadesini kullandı.

Paylaşın

HEDEP’den İktidara Filistin Tepkisi: Timsah Gözyaşı Dökerek Dayanışma Olmaz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HEDEP Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, “Türkiye’de iktidar her açıklamasında Filistin’i sahiplendiğini söylese de gerçek bu değil. Samimiyetten uzak ‘Dostlar alışverişte görsün’ misali adımlarla savaş durduramazsınız” dedi ve ekledi:

“İktidar, Filistin’i ve savaşı, iç siyaset malzemesi yapmaktan geri durmuyor, tabanına şirin mesajlar vermek için kullanıyor. Oysa bu savaşın yayılmaması ve akan kanın durması için dilek ve temenniler yetmez.”

Hatimoğulları konuşmasının devamında, “Buradan iktidara açıkça soruyoruz: İsrail’le yaptığın askeri anlaşmaları iptal edecek misin, etmeyecek misin? Ey iktidar! Timsah gözyaşı dökerek Filistin’le dayanışma olmaz. Bu ve benzeri sorulara nasıl cevap verdiğin belirler tavrını.” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında konuştu. Gazete Penecere’nin aktardığına göre, Hatimoğulları’nın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Biz bu grup toplantımızı yaptığımız anda bile İsrail Filistin’i vurmaya devam ediyor. Ağır bir savaş bölgeyi esir almış durumda. 7 Ekim’den bu yana yüzlerce sivil katledildi. Binlerce yaralı var. Yaşamını yitirenleri saygıyla anıyorum. Yaralılara acil şifalar diliyorum. İsrail insanlık suçu, savaş suçu işlemeye devam ediyor.

2 Milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze, yıllar içerisinde İsrail tarafından açık cezaevine dönüştürüldü, şimdi ise topraklarından sürülmeye çalışılıyor. Hastaneler bombalanıyor. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı bağış çağrısı yapmış. Sağlık bakanlığı neyin bağışını isteyebilir ki? Akla ilk gelen kan bağışı. Ama değil. Yakıt bağışı istemiş. Yakıtın bittiği yerde sağlık malzemelerinin ve Filistin’de sağlık hizmetinin ne hale geldiğini varın siz düşünün.

Türkiye’de iktidar her açıklamasında Filistin’i sahiplendiğini söylese de gerçek bu değil. Samimiyetten uzak ‘Dostlar alışverişte görsün’ misali adımlarla savaş durduramazsınız. İktidar, Filistin’i ve savaşı, iç siyaset malzemesi yapmaktan geri durmuyor, tabanına şirin mesajlar vermek için kullanıyor. Oysa bu savaşın yayılmaması ve akan kanın durması için dilek ve temenniler yetmez.

Buradan iktidara açıkça soruyoruz: İsrail’le yaptığın askeri anlaşmaları iptal edecek misin, etmeyecek misin? Ey iktidar! Timsah gözyaşı dökerek Filistin’le dayanışma olmaz. Bu ve benzeri sorulara nasıl cevap verdiğin belirler tavrını.

Filistin halkı gerçek bir destek ve dayanışma bekliyor. Kudüs, Mescidi Aksa, Gazze… Bir asırdır yaşadıkları şiddete karşı yaşamlarını, topraklarını savunmaya devam eden, İntifada’larla tarih yazan mazlum Filistin halkının yanındayız. Bu bizim tarihsel bir sorumluluğumuzdur aynı zamanda.

İsrail’in saldırılarını acilen durdurması için muhatapları; bölge ve bütün dünya kamuoyunu seferberlik ruhuyla tavır koymaya çağırıyorum. Savaşlar karşısındaki sessizlik, ölümleri, vahşetleri, yıkımları onaylamak demektir. Vicdanı olan herkesi, tüm insanlığı savaş karşıtlığında birleşerek barışın tarafı olmaya ve sesini gür çıkarmaya çağırıyorum.

Savaşı dayatanların değil, barıştan taraf olanların sesi gür çıktığında dünya ve bölge değişecektir. O halde; Barışın sesini savaşı bastıracak kadar gür çıkaralım.

Filistin’in yaşadığı acıların benzerini Kürt halkı da on yıllardır yaşıyor. Ortadoğu’nun kanayan iki yarasının biri Filistin davası ise diğeri kuşkusuz Kürt sorunudur. Suriye’de 2011’den bu yana devam eden savaş sürecinde Kürtler komşumuz olarak kalmasın diye Türkiye’deki iktidarın yapmadığı şey kalmadı. Kürtleri Afrin’den sürdü. Şimdi İsrail’in Gazze’de yaşayan Filistinlileri Sina Yarım Adası’na ya da Necef Çölü’ne sürmek istediği gibi. Rojava’da kalan Kürtleri ve diğer halkları oradan sürerek demografik yapı değiştirilmek isteniyor. İşte Türkiye’ye neden

Suriye topraklarından elinizi çekin. Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmek üzere hala dört parçada sorun olarak durmaya devam ediyor. Siz öncelikle barışı kendi topraklarınızda tesis edeceksiniz.

Türkiye barış Meclisi’nin kuruluşunda büyük emek veren değerli Yaşar Kemal “Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa şimdi en güzel şiir barıştır.” der. Evet Yaşar Kemaller barış için çalıştı, çabaladı. Biz Yaşar Kemallerin çağrısını yineliyoruz. Barışa sahip çıkalım, barışı bölgemizde tesis edelim, akan kanı durduralım.

Bugün otomotiv sanayisinde çalışan bir işçi kendi imal ettiği arabaya hayatı boyunca binemeyecek. Çünkü onu alabilecek parası yok.

2024 bütçesi görüşülmeye başladı. Bu bütçe Türkiye’de 84 milyon yurttaşımızı doğrudan ilgilendiren bir bütçe. Sunulan bütçe de göreceğiz ki hiçbir şey değişmemiş. Bu bütçede yine iktidar bir türküde söyler ya ‘tahsildar da çıkmış köyleri gezer, elinde kamçısı yoksulu ezer.’

“15 milyonu etkileyen depremde çok büyük acılar çektik, çekmeye devam ediyoruz”

Deprem bizden çok şey götürdü. Depremin üzerinden 8 ay geçti. Orada değişen hiçbir şey yok. İktidar, ana akım medyanın büyük kameralarının olduğu yerde çadırlar ve aşevi kurdu, bunları servis etti. Ama koca bir yalan. 15 milyonu etkileyen depremde çok büyük acılar çektik, çekmeye devam ediyoruz. Deprem bölgesinde insanlar hijyen malzemelerine, temiz içme suyuna ihtiyaç var.

Birçok bölgede taş üstüne taş konmamış. Okul bile yapılmamış. Çocukları servislere mahkum ederek 1-1.5 saatlik yol almalarını istiyorlar. Depremzedelere derhal konut inşa edilmelidir. 2024 bütçesinin temel odaklanacağı noktalardan biri depremzedelere verilecek konutların karşılanması olmalıdır.

Paylaşın