HDP’den Erken Seçim Açıklaması: Bu Bir Zorunluluktur

Erdoğan – Bahçeli, Kılıçdaroğlu – Akşener görüşmesini değerlendiren HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Ülke yangın yerine döndü. İktidarın ülkeyi yönetemediği artık bir hakikat. Erdoğan ve kabinesi ülkeyi yönetemediklerini ve bu haliyle yönetemeyeceklerini  kabul ederek bir seçim sürecine girmelidir. Bu bir zorunluluktur… İktidar bu kötü yönetme halini kabul ederek seçim sürecine girmelidir” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı adayları ile ilgili tartışmalara da değinen Günay, “Hiçbir arkadaşımız bir pazarlık içinde değildir, olmaz da. Arkadaşlarımızın pozisyonu direniş pozisyonudur. Bu tartışmalara dahil olmak iktidarın faşizmine su taşımaktan başka bir şey ifade etmiyor. HDP’nin tavrı nettir, farklı bir tartışmamız yoktur. Bu konudaki tavrımızı tutum belgemizde ifade ettik” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partisinin Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nü kutlayarak sözlerine başlayan Günay’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle;

“Hepinizin bildiği üzere partimize yönelik kumpas politikaları birkaç koldan eş güdümlü sürüyor. Bir yandan kapatma davası diğer yandan Kobanî Kumpas Davası; parti çalışanlarımıza, binalarımıza, mücadelemize dönük artan saldırı dalgaları, gözaltılar ve tutuklamalar devam ediyor. Kobanî Davası, izlenen yol ve dayatılan hukuksuzluk Türkiye siyasi tarihinin en kara lekelerinden biri olarak şimdiden tarihe geçmiştir.

Kobanî Kumpas Davası üzerinden kurgulanan kapatma davası bir başka utanç davasıdır. Bu davalar hukuk davaları değildir. Bunu neden mi diyorum? Dosyada unutulan TEM bilgi notu, savcılıklara ve yargıya açık emirlerle doludur. O bilgi notunda yargıya akıl veriliyor, yol, yöntem gösteriliyor, kumpas davasının nasıl partimizi kapatmaya yönelik bir hazırlık olduğunu açıkça gösteriyor. Bu kumpas değil de nedir?

“Sadece partimize değil toplumun tamamına saldırıyorlar”

Elbette yola çıkarken zorlu bir yolda mücadele edeceğimizi biliyorduk. Bu davaların hiçbiri bizim açımızdan şaşırtıcı değil. O yüzden yargılanan değil yargılayan pozisyondayız, içeride ve dışarıda siyaset tarihine altın harflerle yazılacak bir direniş sergiliyoruz. Biz direndikçe, kumpas ve komplolara karşı mücadele ettikçe kumpasçılar kaybediyor. Sadece partimize saldırmıyorlar, toplumun tamamına saldırıyorlar, bir halkın en temel değerlerine savaş açıyorlar.

Son zamanlarda artan bir şekilde tekrar Kürt kültürüne, Kürtçeye, Kürt sanatına yönelik saldırılar yoğunlaştı. Elbette Kürt halkının diline, kültürüne, sanatına yönelik bu saldırılar yeni değil. Bir asrı aşkındır sistematik olarak devam ettirilen, inkar, yasaklama ve yok etme saldırılarının devamıdır. Geçmişin inkarcı uygulamalarını kendilerine rehber edinenler pervasızca Kürt halkının değerlerini yok etmeye, asimilasyonu sürdürmeye çalışıyor.

İktidar 100 yılı aşkındır Kürt halkının dilini, kültürünü, varlığını bütün saldırılara rağmen nasıl koruduğundan hiç ders çıkarmıyor, saldırganların nasıl tarih olduğunu görmüyor. Kürtçe ve Kürt halkının kültürü değil ona saldıranlar tarihe karışacak. Yalan, hile, haksızlık ve çaresizlikten ibaret siyasetlerini partimize saldırarak yaşatmaya çalışıyorlar. Tehditle, kaba güçle, ev baskınları ile bize geri adım attırmaya çalışıyorlar. HDP’ye saldırarak iktidarlarını sürdürmeyi artık tek çare olarak görüyorlar!

“50+1 hesabı uykularını kaçırdıkça, birbirlerine koşuyorlar”

Demokratik siyasetin önünde kurduğunuz bütün kumpas ve komplolar gün gelir ayağınıza dolanır dedik, öyle de oldu. Bizi barajlarla engellemeye çalışanlar baraja takıldı, despotik yönetimlerini kurmak için kurdukları Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yine kendilerinin kurduğu 50+1 sisteminden şikayet etmeye başladılar. Kurduğunuz her kumpasın sonucunu siz düşünün artık. İstediğiniz kadar saldırın bu hakikati değiştiremezsiniz. Bunu da böyle bilin! 50+1 hesabı uykularını kaçırdıkça, birbirlerine koşuyorlar. Saray sıkıştıkça Bahçeli’nin kapısına dayanıyor, zirve üzerine zirve yapıyor.

İstediğiniz kadar zirve yapın, istediğiniz kadar görüşün artık bırakın 50+1’i bu ülkenin siyasetinde yer almayı rüyanızda bile göremeyeceksiniz, 1 + 1 kalmaktan kurtulamayacaksınız. Kim kiminle görüşürse görüşsün, kim kiminle hangi pazarlığı yaparsa yapsın 50+1’e takılacaksınız. Bunun başka bir oluru ve kaçarı yok. Erdoğan ve onu ebediyen iktidarda tutacaklarını sanan ekibi kendilerine göre oluşturdukları seçim sistemiyle 50 + 1 formülünü icat etmişlerdi ve bu formülle kendilerine ömür boyu iktidar, muhalefete de sürekli yenilgi tuzağı hazırlamışlardı. İktidar muhalefete kurduğu tuzağa kendisi düştü.

Biraz tarihe bakarlarsa şunu görecekler: HDP ve HDP’nin fikriyatı ile başa çıkmak, hele saldırılarla onu bertaraf etmek kolay değildir. Bu gelenek yılların rafine halidir. Bu gelenek 7’den 70’e direnenlerin mirasıdır. HDP, bütün renkleriyle toplumsal muhalefetin, katılımın, eşitliğin, özgürlüğün, barışın partisi olarak; demokrasi için mücadele eden, demokrasi güçlerinin direnişini örgütleyen partidir. HDP halktır; halkın cesaret kaynağıdır, açlık, yoksulluk, işsizlik, zorbalık karşısında tutunacağı dal, mücadeleye katılmak için gireceği mevzidir.

“Helalleşme yüzleşmeyi gerektirir”

Biliyorsunuz Türkiye’de ‘helalleşme’ tartışmaları yaşanıyor. Önemsediğimiz bir tartışmadır. Sayın Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği bu kavrama biz daha çok ‘yüzleşme’ diyoruz. Helalleşme geçmişin hatalarıyla ve yanlışlarıyla gerçek anlamda yüzleşmeyi gerektirir. Bu anlamıyla toplumsal barışın tesisi için bunun gerçekleşmesi önemlidir. Bunun için öncellikle hataları kabul etmek, samimi bir şekilde özeleştiri yapmak gerekir. En önemlisi de bundan sonra o hataların yapılmayacağının güvencesini ve sözünü vermek gerekir topluma. Partimiz geçmişten bu yana Hakikatleri Araştırma ve Geçmiş ile Yüzleşme Komisyonunun Meclis bünyesinde kurulmasını öneriyor. Bu çağrımızı bir kez daha tekrarlıyoruz.

“Memleket yangın yeriyken Erdoğan herkese saldırıyor”

Türkiye’de 25 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor. 8 milyon insan işsiz, 3,5 milyon genç gelecekle ilgili ümidini kesmiş durumda. Her sabah farz niyetine zam haberleriyle uyanıyoruz. Esnaf batıyor. Kadınlar her gün katlediliyor. Kumpas davalarıyla demokratik siyasete saldırmaya devam ediyorlar; memleket yangın yeri. Ekonomi, siyaset ve toplumsal yaşam çökmek üzere ama Erdoğan, mikrofonu eline aldığı gibi herkese saldırmaya başlıyor. Partimize iftira atan Erdoğan, 2014’e kadar paralel yapıya “istediği her şeyi verdi”, 2014’te bu ortaklık bitti dedi. Ergenekon ve 90’ların derin devleti ile ittifak kurdu. Ergenekoncular, Erdoğan çizgimize geldi dediğinde bile ses edemeyen Erdoğan, partimizle ilgili iftiralarda bulunmak yerine kendi partisinin karanlık yapılarla ortaklık kurmadan bir gün yaşayamadığını anlatsın. Sabah akşam Bahçeli’ye neden koştuğunu söylesin.

Siyaseti inkar, Kürt sorununu inkar, insan hak ihlallerini inkar, hukuku inkar eden Erdoğan, hızını alamayıp ekonomik krizi de inkar ediyor. “Ekonomimize saldırı” oldu diyor ama Londra’daki tefecilerin kapısından ayrılmıyor. “Ekonomideki çöküşün izahı yok” diyor ama aynaya bakmayı unutuyor. Beş defa art arda faiz artırımı yapıyor, sadece 2022 yılı merkezi bütçesinden faiz lobilerine 240,4 milyar lira harcama ayırıyor sonra da dönüp “faizi savunanlarla işim olmaz” diyor. Erdoğan, siyaset tarihine “kendisi ile işi olmadığını” iddia eden tek siyasetçi olarak geçmiştir. Tükenmeyi tehditle, kendi hatalarını kendisini inkâr ederek örtmeye çalışan iktidar için çanlar çalmaya başladı.

İktidar kendisini kurtarmak için saldırılarını sürdürsün, hesap yapsın, ama halkın gündemi ekonomi, halkın gündemi geçim derdi, enflasyon, halkın gündemi iktidarın her sabah için yeni zamlara ayarlanmış çalar saatidir. AKP Genel Başkanı dün yine, yeniden “faiz sebep, enflasyon sonuçtur” dedi. Dün yine, yeniden “halkı enflasyona ezdirmeyeceğiz” dedi. Sadece 2021 yılı içerisinde yüzde 100’ün üzerinde zam yapılan doğalgaz, elektrik ve akaryakıt fiyatları için “kontrol altında tutuyoruz” dedi. AKP Genel Başkanı masallar âleminde yaşıyor, kendisi anlatıyor, kendisi dinliyor. Kendi yanlışlarını o kadar çok tekrar ediyor ki artık onları hakikat zannediyor.

“Yüzde 50+1’in hesabını nerede yapacağınızı biz size söyleyelim”

Tıpkı yüzde 50+1 meselesinde olduğu gibi doğru zannettikleri her yanlışın bedelini Türkiye halkları ödüyor. Bu tutum Türkiye’yi her geçen gün daha fazla yoksulluk, daha fazla açlık, daha fazla borçluluk ile karşı karşıya getiriyor. Yüzde 50+1’in hesabını yapacaksanız, bu hesabı nerede yapacağınızı biz size söyleyelim:

· Emekli maaşlarına, memur maaşlarına yüzde 50+1 zam yapabilirsiniz

· Asgari ücrete 1 yılda iki defa yapılmak üzere yüzde 50+1 zam yapabilirsiniz

· Engelli istihdam oranını yüzde 50+1 oranında arttırabilirsiniz.

· Sermayeye ve yandaşa yapılan vergi afları yerine çiftçiye, esnafa yüzde 50+1 oranında istisna yapabilirsiniz.

· KYK borcu olan gençlerin, kredi borcu olan çiftçilerin borçlarını yüzde 50+1 oranında silebilirsiniz.

· İşsizlere, geliri olmayan yurttaşlara temel ihtiyaç faturalarını yüzde 50+1 oranında karşılayabilirsiniz.

· Savaşa, ranta, yandaşa ayırdığınız bütçeyi yüzde 50+1 oranında düşürebilirsiniz.

Bunları yapmayacaklar ve yüzde 50+1 AKP’nin çırpınışının sembolü olarak tarihte yer edinecek.

Soru / Cevap

Soru; Bildiğiniz gibi dün Erdoğan Bahçeli ile Kılıçdaroğlu da Akşener ile görüştü. Görüşmelerden sonra Kılıçdaroğlu ve Akşener erken seçim çağrısı yaptı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz:

Cevap; Ülke yangın yerine döndü. İktidarın ülkeyi yönetemediği artık bir hakikat. Erdoğan ve kabinesi ülkeyi yönetemediklerini ve bu haliyle yönetemeyeceklerini  kabul ederek bir seçim sürecine girmelidir. Bu bir zorunluluktur. Ülkenin içinde olduğu durum ortada. Ekonomik krizin kat be kat arttığı, yoksullaştığı, kadınların katledildiği, gençlerin ve çocukların geleceksiz bırakıldığı bir Türkiye gerçeği var. İktidar bu kötülükleri tercihen yapıyor ama artık toplum bunu kabul etmiyor. İktidar bu kötü yönetme halini kabul ederek seçim sürecine girmelidir. Bunu daha önce defalarca ifade ettik.

Soru; Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı adayları ile ilgili tartışmalar gündeme geldi, partiniz Demirtaş’ı aday olarak gösterir mi? Buna ilişkin tartışmalarınız var mı?

Cevap; Cezaevindeki hiçbir arkadaşımız, rehin tutulan hiçbir yol arkadaşımız, Demirtaş da dahil olmak üzere bu tür pazarlıklar içinde değildir. Arkadaşlarımız bir hukuk mücadelesi ve direniş içindeler. İktidarın arkadaşlarımızı tutukladığı günden itibaren bu tartışmalar gündeme geliyor. Hiçbir arkadaşımız bir pazarlık içinde değildir, olmaz da. Arkadaşlarımızın pozisyonu direniş pozisyonudur. Bu tartışmalara dahil olmak iktidarın faşizmine su taşımaktan başka bir şey ifade etmiyor. HDP’nin tavrı nettir, farklı bir tartışmamız yoktur. Bu konudaki tavrımızı tutum belgemizde ifade ettik.

Paylaşın

HDP, TİP ve Sol Parti Üçüncü İttifakı Kuruyor

Cumhur ve Millet ittifakına alternatif üçüncü ittifak için harekete geçen Halkların Demokratik Partisi (HDP), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile Sol Parti, “Sol İttifak” olarak anılacak olan bir ittifak kuruyor. Sol İttifak’ın parlamento seçimlerine ayrı gireceği ancak muhalefetin belirleyeceği ortak cumhurbaşkanı adayını destekleyeceği  değerlendiriliyor.

Cumhuriyet’ten Erdem Sevgi’nin haberine göre; Millet İttifakı içinden “yeni bir sağ ittifak çıkacak” iddiaları konuşulurken Cumhur ve Millet’e alternatif olarak kurulması planlanan üçüncü ittifakın “soldan geleceği” öğrenildi. Edinilen bilgilere göre “TBMM’de sandalye sahibi olan HDP ve TİP’in yanı sıra Sol Parti’nin de kuruluş aşamasında yer alacağı” belirtilen üçüncü ittifakın ilerleyen dönemde “EMEP ve TKP gibi diğer sol partilerin de katılımı ile genişleme ihtimalinin olduğu” kaydediliyor. HDP’nin “sol ittifakta yer alması” durumunda, Cumhur İttifakı’nın ortakları AKP ve MHP’nin sıkça kullandığı ‘Millet İttifakı’nın gizli ortağı HDP’ söylemine son vermek durumunda kalacağı” değerlendiriliyor.

“Ortak adaya destek”

Edinilen bilgiye göre, sol ittifakın kurulması durumunda, olası erken seçim ya da Haziran 2023’te yapılacak seçimde “‘parlamento yarışı’ ve ‘cumhurbaşkanı adaylığı’ başlıklarında iki ayrı yol izleyecek”. Adları sol ittifak ile anılan siyasi partilerin Meclis’teki muhalefet bloğu ile birlikte “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” karşı olduğu biliniyor.

Bu kapsamda “sol ittifakın TBMM’de sandalye edinmek için kendi kapsamı içinde kalacağı” ancak “cumhurbaşkanı adayı çıkarmayacağı” belirtiliyor. Sol İttifak’ın, “AKP ve MHP tarafından Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olarak açıklanan Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısında, ‘muhalefet bloğunun’ belirleyeceği ortak adayı destekleyeceği” kaydediliyor.

“CHP’de gündeme geldi”

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, 5 Kasım’da Kocaeli’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “ittifaklara kapalı bir parti olmadıklarını” belirterek HDP ile görüştüklerini söylemişti. Baş, “HDP ile bazı konularda benzer düşünmediklerini” vurgulayarak “Temel bir takım yaklaşımlarda ortaklaştıktan sonra yeni bir ittifak mümkün. İttifaklar HDP’yi kapsamalı” değerlendirmesinde bulunmuştu. Bu gelişmenin ardından Baş, önceki gün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret etti.

Edinilen bilgiye göre, Kılıçdaroğlu ve Baş’ın parti heyetlerinin de katılımıyla yaptıkları toplantıda gündem maddelerinden biri üçüncü ittifak oldu. Toplantıda seçim sürecinde izlenmesi planlanan yol haritasına ilişkin bilgi veren Baş’ın “yeni kurulacak ittifakın önemine” dikkat çektiği, Kılıçdaroğlu’nun da “sol ittifakın demokrasiye katkı sağlayacağı” yönünde görüş bildirdiği öğrenildi.

Paylaşın

Demirtaş’tan Kılıçdaroğlu’na ‘Helalleşme’ Desteği

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ açıklamasına HDP Eski Eş Genel Başkanı Demirtaş’tan destek geldi. Demirtaş, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklamasını toplumsal uzlaşma ve ülkemizin iç barışı açısından çok önemsiyor ve yürekten destekliyorum” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ açıklamasını politikyol’da kaleme aldığı yazısında değerlendirdi.

Yazısında, “Geçmiş hatalarımızla samimi, dürüst ve cesur bir şekilde yüzleşip karşılıklı helalleşmeden hiçbir sorunumuzu kalıcı olarak çözemeyiz. Bu nedenle, Cumhuriyet’in kurucu partisi CHP’nin Genel Başkanı sıfatıyla yapılmış bu açıklama tarihi önemdedir ve mutlaka sahiplenilmesi, desteklenmesi ve güç verilmesi gereken ciddi bir adımdır” ifadelerine yer veren Demirtaş, şunları dile getirdi;

“Sayın Kılıçdaroğlu’nun çabası çok kıymetli. Toplum, devamının gelmesini bekleyecektir. Sadece şimdi değil, ileride iktidar değiştiğinde, bu helalleşme sürecinin devlet adına da kurumsal ve resmi olarak işletilmesi gerekir. Ancak bu sorumluluk ne sadece CHP’nin ne de sadece Sayın Kılıçdaroğlu’nundur. Başta siyasetçiler olmak üzere herkes samimiyetle ve cesaretle elini taşın altına koymak, kendi payına düşen sorumluluk gereğince yüzleşmeye dahil olmak zorundadır. Bunun basit oy hesaplarıyla yaklaşılacak bir konu olmadığını herkesin iyi anlaması gerekir. Kaldı ki samimiyetle özeleştirisini ortaya koyan siyasetçiyi, halk kesinlikle bağrına basacaktır. Yine de ahlaklı davranmak ve risk almaktan da çekinmemek gerekir. Başka türlü siyasi öncülük de yapılamaz, toplumsal değişim de sağlanamaz. Bu nedenle, Sayın Kılıçdaroğlu’nun inisiyatif alması kıymetlidir, helalleşme için yola çıkması önemlidir.”

“Sözümüz olsun, biz de kendi hatalarımızla yüzleşecek ve hep birlikte helalleşeceğiz”

Öte yandan “Halkımıza, tüm Türkiye toplumuna sözümüz olsun, biz de kendi hatalarımızla yüzleşecek ve hep birlikte helalleşeceğiz” diyen Demirtaş, şunları kaydetti:

“Evet, sorunları biz yaratmadık, sorunların kaynağı biz değiliz ancak siyasetçiler olarak eğer doğru ve başarılı bir politika izleseydik çözümsüzlükten beslenenlerin ekmeğine, istemeden de olsa yağ sürmemiş olurduk. Kendi adıma bu sorumluluğu her zaman kabul ettim ve halen aynı noktadayım. Kimlik siyasetini aşarak toplumun tamamını kucaklamayı başarmalıydık. Şiddetin tümden devre dışı kalması için siyasetçiler olarak daha fazla inisiyatif almalı, öne çıkmalıydık.

Halkımızın haklı taleplerini daha doğru ve ikna edici bir dille anlatmayı, temsil etmeyi başarmalıydık. Bize yönelik ağır saldırılara ve kara propagandaya rağmen hiçbir mazeretin arkasına sığınmadan barış politikalarını hayata geçirmeliydik. Bunlar bizim eksiklerimiz, hatalarımızdır. Ve eminim bizden dolayı kırılmış, incinmiş milyonlarca insan da var. Dolayısıyla helalleşme ve yüzleşme bizim de sorumluluğumuz. Unutmayın, helalleşme için samimiyetle özür dileyebilmek zayıflık değil, cesaret ve erdemdir.”

Paylaşın

Pervin Buldan: Bu Zam Ve Zulüm Dönemini Değiştireceğiz

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, patisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Verin yetkiyi ekonomiyi şahlandıralım diyerek halkı aldatan bu iktidarla ilgili yapılacak işlem bellidir. Yetkisini bir an önce elinden almaktır. Halk o yetkiyi geri almasını da iyi bilir ve öyle de olacaktır. Halkımız sandıkları bekliyor, halkımız seçimleri bekliyor. Bu ülkenin işçisiyle, emekçisiyle, ezilen halklarıyla, emeklisiyle, çiftçisiyle, EYT’lisiyle, esnafıyla, genciyle, öğrencisiyle, kadınıyla, köylüsüyle, kentlisiyle el ele verip hep birlikte bu kötülük düzenini, zam ve zulüm düzenini mutlaka değiştireceğiz. Bunda da son derece kararlıyız” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasında 50+1 tartışmalarına da değinen Buldan, “Şimdi tabii kaybedeceklerini anlayınca 50+1 sistemini değiştirmek için kıvranmaya başladıklarını da görüyoruz. Çünkü getirdikleri sistem ayaklarına dolandı. Çıkış yolu aramaktan başka çarelerinin kalmadığını görüyoruz. Çıkış yolu yoktur, halk o yolu kapatmıştır. Küçük ortakları da “biz hükümet ortağı değiliz” demeye başladı. Nasıl ortak değilsiniz, bal gibi de ortaksınız! Yolsuzlukların da çürümenin de işsizliğin de yoksulluğun da ortağısınız! Bunu herkes gayet iyi net bir şekilde biliyor.” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında kadın cinayetlerine ilişkinde değerlendirmede bulunan Pervin Buldan, “Bu cinayetler siyasi dilden, siyasi pratiklerden asla bağımsız değildir. Kılıçlı katilin kimlerden esinlendiği de gizli değildir. Elinde kılıçla Ayasofya’da şov yapan Diyanet Başkanından, iktidar kanallarındaki şoven milliyetçi kılıç kalkanlı, kanlı dizilere, kafa kesen IŞİD’lilerden kadınları yerlerde sürükleyen, sokak ortasında darp eden kolluk güçlerine varıncaya kadar iktidarın tüm mekanizmaları bu katillerin esin kaynağıdır. Bu cinayetlerin tek suçlusu ve faili elbette erkek katiller değildir, kadın düşmanı politikalarla onlara bu zemini sunan siyasal iktidar da şiddetin ortağı ve sorumlusudur.” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmede bulundu. Buldan’ın açıklamaları şöyle;

Konuşmama başlamadan önce Dersim direnişi öncülerinden Seyit Rıza ve arkadaşlarını saygıyla, minnetle ve hasretle  anıyorum. Seyit Rıza’nın oğlu Resik Huseyn ve beş mücadele arkadaşıyla beraber idam edilişinin üzerinden tam 84 yıl geçti. “Size diz çökmedim. Bu da size dert olsun” diyerek bıraktığı miras 84 yıldır Alevi, Kürt ve bütün direnen halkların sözü ve meşalesi olmaya ve yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Seyit Rıza şahsında tüm arkadaşlarına sözümüz olsun: Oyunlarla, hilelerle baş ediyoruz, etmeye devam edeceğiz! Baş eğmeyeceğiz, geri adım atmayacağız. Bu vesileyle insanlık onuru adına direnenleri tekrardan minnetle ve saygıyla anıyorum.

“Ahmet Kaya’nın mezarına yapılan saldırıyı kınıyor ve yapanları lanetliyorum”

Tarih 16 Kasım’ı gösterdiğinde sonbahar misali yaprak döker bir yanımız, ama umutlu yarınlar ve anısı adına da bir yanımız bahar bahçedir. Bugün, Sevgili Ahmet Kaya’yı Paris’te, sürgünde yitirişimizin yıl dönümüdür. Saygıyla, minnetle ve özlemle anıyorum. Sanatını halkla, sözlerini mücadeleyle ve yaşamını demokratik bir gelecekle harmanlayan bir sanatçı olarak sistemin deresinde sevilmedi, linç edildi, hor görüldü ve sürgüne zorlandı. Ahmet Kaya’ya saldırı henüz bitmiş değildir.

Paris’teki mezarına yine saldırdılar. Şiddetle ve nefretle bunu yapanları kınıyorum. Bu insanlıktan nasibini almamış faşist zihniyetli insanların mezarlara saldırmasının kaynağını iyi biliyoruz. Bunun sorumluları mezardan annelerimizi çıkartanlarla pozlar verenlerdir. Sevgili Ahmet, dostum dostum güzel dostum; mavi gökyüzünü sana dar etmeye çalışanlara karşı direnişimiz sürüyor, sürecektir. Bir menekşe kokusunda seni aramaya ve anmaya devam edeceğiz. Bir kez daha rahmetle, minnetle anıyorum.

Evet değerli arkadaşlarım, 15 Kasım Dünya Hapisteki Yazarlar Günüydü. Düşüncenin, kalemin en büyük güç olduğunu bize anlatan dünyadaki ve ülkedeki tüm yazarları saygıyla selamlıyorum. Düşünceye, edebiyata, sanata en büyük prangaların vurulduğu böylesi bir süreçte daha çok dayanışma içinde olacağız. Sansüre uğrayan, yasaklanan, engellenen her kelimelerine köprü olmak, onların sesinin yankısını her tarafa ulaştırmak bizim görevimizdir.

Seyit Rıza’nın “başa çıkamadım” dediği oyunların günümüzdeki versiyonlarından biri biliyorsunuz Kobanî komplosudur. Adı dava olabilir ama kendisi bir komplodur, kumpastır. İktidar blokunun partimize, geleneğimize, demokratik siyasetteki varlığımıza ve halkların ortak gelecek umuduna karşı Saray’da kurduğu siyasi komplonun adıdır Kobanî Davası. Komplo olduğunu kanıtlamaya gerek yoktur. Davanın her aşaması, dosyada yer alan belgelerin her biri acemice, panikle tezgâhlanan kumpası kanıtlamaya yeter de artar bile. Kobanî Davası gerek arka planı gerek suçlama konusu gerekse de artık dosyaya sığmayan hukuksuzlukları, yargılamadaki adaletsizlikleri itibari ile bu iktidarın adeta bir özetidir.

IŞİD’in ve iktidarın ortak hedefi HDP ve demokrasi güçleridir

Bu dava IŞİD karanlığının vekâlet davasıdır. Bakın IŞİD Kobanî’de yenilgiye uğradı. IŞİD’in başı Bağdadi sınırın 2 km ötesinde öldürüldü. Sonra ne oldu? Bir yıl sonra 27 Eylül 2020’de HDP’ye yönelik büyük Kobanî operasyonu düzenlendi. IŞİD’in Türkiye’deki hedefi kimdi? 5 Haziran saldırısında da Suruç ve Ankara katliamlarında da HDP ve demokrasi güçleri hedefti. İktidar blokunun hedefi kimdir? Yine HDP ve demokrasi güçleridir, halklar dayanışmasıdır. İşte bu nedenle vekâlet davası diyoruz. İçerideki komplocularla IŞİD’in hedef birliği söz konusudur. İşte bu dava da bunun kanıtıdır. Evet, bu dava iktidarın özetidir çünkü 7 Haziran’ın, 31 Mart’ın intikamını alma davasıdır; demokratik siyasete karşı bir darbe davasıdır.

Bu iktidarın özetidir, çünkü asıl failler değil öldürülenler yargılanmak istenmektedir. Bu iktidarın özetidir, çünkü “HDP binalarına neden saldırı yok” diyeni Kobanî Davasında mahkeme başkanı yaptılar. Her şey açık ve net olarak ortadadır. Bu iktidarın özetidir, çünkü dava dosyasında unutulan ve kimler tarafından yazıldığı bilinmeyen gayri resmi bir belgede yargıya yönelik “HDP’yi kapatın” talimatı verilmekte, tutuklanması istenen HDP’lilerin listesine yer verilmektedir. Yargı margı hikâyedir. Davanın savcısı da hâkimi de Saray’dır. Tezgâh tepede kurulmuştur. 3 bin 530 sayfalık, 324 klasörlük delilden yoksun iddianameyi oldubittiye getirip kabul ettiler. IŞİD katliamlarının dava dosyalarını toplasanız Kobanî iddianamesinin 10’da biri kadar yoktur. Ancak mesele HDP olunca binlerce sayfa doldurdular ama kanıt bulamadılar.

“Suçlarınızı, kirlerinizi Kobanî Davası ile örtemezsiniz”

Bakın Mehmet Eymür itiraflarda bulundu. “Devlet adına 18 kişi öldürüldü” dedi. İşte buyurun kanıt size. Var mı tek sayfalık bir soruşturma, yok. HDP hakkında binlerce sayfa iddianame yazan yargıçlar, 18 kişi öldürülmüş neden sesiniz çıkmıyor? Sedat Peker, yaşanan pislikleri, işlenen suçları bir bir ifşa etmeye devam ediyor. Var mı tek bir soruşturma, yok. Terfi almak için HDP’liler hakkında fezlekeleri otomatiğe bağlayan fezleke fabrikatörleri buradan size sesleniyorum; neredesiniz, tek bir soruşturma açmadınız, neden sesiniz çıkmıyor?

Türkiye’yi soyup soğana çeviren hırsızlar devlette, iktidarda, kamuda itibar sahibi olarak ortalıkta dolaşıyor. Tek bir soruşturma yok. Ama ne var, Kobanî Davası var. Hırsızlıkların önünü kapatma davası yok ama HDP’yi kapatma davası var. Buradan bir kez daha iktidara şunları söylüyoruz. Suçlusunuz, kirlisiniz ve suçlarınızı, kirli işlerinizi Kobanî Davasıyla örtemezsiniz! Örtemeyeceksiniz! 17-25 Aralık’ın üzerini 6-8 Ekim’le örtemeyeceksiniz!

Kumpası kuranların tek dayanağı sahte gizli tanık yalanlarıdır, arkadaşlarımızın dayanağı ise hakikattir. İşte bu dava aynı zamanda bir hakikat davasıdır. Ve sonunda hakikatin kazanacağını da Türkiye halklarının iyi bilmesi gerekir. Gizli tanıklığın arkasına sığınan korkaklar, sahtekârlar, komplocular değil tarihin de tanıklık ettiği gibi eğilmeyen başlar, dimdik ayakta duran ve direnen arkadaşlarımız kazanacaktır.

Kobanî Kumpas Davasını hızla sonuçlandırıp HDP hakkındaki kapatma davasına sahte dayanak yapmak isteyen komplocular iyi bilsin ki başaramayacaklar! Bu komplo kendi ayağınıza dolanacak, kurduğunuz tuzağa siz düşeceksiniz. Hakikatler ortaya çıktıkça, Kobanî Davasının arkasındaki karanlık örgütlenmeniz de bir bir ortaya çıkmaya devam edecektir. IŞİD karanlığı Ortadoğu’da nasıl kaybettiyse, siz de kaybedeceksiniz. Siz de aynı şekilde bu davaların sonunda kaybetmeye mahkumsunuz. Türkiye’nin geleceğini hukuksuz mahkeme salonlarında, kumpas davalarında şekillendiremeyeceksiniz. Buna gücünüz yetmeyecektir. Türkiye halklarının ortak geleceği demokrasi meydanlarında demokrasi, barış ve adalet mücadelesiyle kurulacaktır.

“OHAL Komisyonu bir sivil darbe komisyonudur”

Çökmekte olan iktidar bloku halkın karşısına siyasetle çıkamıyor, çünkü yürütebilecekleri bir siyaset kalmadı. Neyle çıkıyorlar? Hukuksuz yargı kararlarıyla, hukuksuz kararnameleriyle, baskıyla ve zorla topluma korku salmaya çalışıyorlar. Bakın iktidarın OHAL-KHK-yargı üçlüsüyle yürüttüğü bir başka kumpas da Barış Akademisyenlerine ve barış arayışlarına yöneliktir. Darbe girişimi sonrasında OHAL Komisyonu adında ucube bir kurum oluşturdular. Bu kurum KHK ihraçlarıyla ilgili başvuruları değerlendirmek üzere kuruldu. Komisyon, Aralık 2017’den bu yana OHAL dönemi KHK’leriyle ilgili 126 bin 758 hak ihlali başvurusundan 118 bin 415’i hakkında karar vermiş. Geride kalan 4 yıllık süreçte 103 bin 365 başvuru ret, 15 bin 50 başvuru ise kabul edilmiş. Komisyonun karar vermesi beklenen hâlihazırda 8 bin 343 başvuru bulunmaktadır.

İktidar güdümlü bir kurum olan OHAL Komisyonunun ret kararlarının oranları da bu kurumun adaletin geciktirilmesi amacıyla kurulduğunun açık bir kanıtıdır. Bu komisyon Barış Akademisyenlerinin başvurularına ilişkin 4 yıl sonra ilk kararlarını ilan etti. Bu kararlar ile 81 Barış Akademisyeninin işlerine geri dönmek için yaptıkları başvurulara “RET” cevabı verildi. Yani Komisyon, KHK’lara ekli listelere konup hiçbir somut ve resmi gerekçe sunulmaksızın kamu hizmetinden hukuksuzca men edilen akademisyenlere “işlerinize dönemeyeceksiniz” diyerek “sivil ölüm”ü tekrar gösterdi. Üstelik bu kararları, Anayasa Mahkemesinin barış bildirisini, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendiren kararına rağmen verdiler! Hukuk tanımaz bu komisyon “sivil darbe” komisyonudur, 12 Eylül cunta zihniyetinin devamıdır. Bu iktidar, her zaman söyledik bir kez daha söylüyoruz, darbecidir. Bu iktidar, demokrasi düşmanıdır, barış düşmanıdır!

“Barış Akademisyenleri yalnız değildir, arkalarında milyonlar var”

Barış Akademisyenleri bu ülkenin onurudur, gururudur, yüz akıdır. Yalnız değillerdir. Onların arkasında barışı savunan milyonlar vardır. Bu mücadele karanlığa karşı hepimizin ortak mücadelesidir. Ve onların yanında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz. Ve bilinmelidir ki; faşizmin bildirileri ve kumpas yargısının hukuksuz iddianameleri değil Barış Akademisyenlerinin barış bildirileri bu topraklarda mutlaka kazanacaktır ve yaşam bulacaktır.

Yaşamın her alanını zulme, işkenceye dönüştüren iktidarın son günlerde baskı ve hukuksuzluğu tırmandırdığı alanların başında cezaevleri gelmektedir. Bu iktidar, cezaevi sistemini ve hukuksuz tutuklamaları bir rejim haline getirdi. Tutuklayarak, cezaevlerinde işkence ve hukuksuzluk yaparak ayakta durmaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Geçtiğimiz hafta bir önceki dönem milletvekilimiz, aynı zamanda Adıyaman’ın sevilen doktoru Behçet Yıldırım arkadaşımız haksızca, hukuksuzca tutuklandı. Bir türlü anlayamadılar; bu baskı ve tutuklamalar ancak ve ancak HDP’yi büyütür, HDP’yi daha da güçlendirir, HDP etrafındaki kenetlenmeyi arttırır. 4 Kasım Darbesinden bu yana aynı politikayı sürdürüyorlar ama her defasında karşılarında direnen, boyun eğmeyen bir HDP’yi görüyorlar, görmeye de devam edecekler. Behçet Yıldırım vekilimiz de diğer arkadaşlarımız gibi başı dik bir biçimde mücadele etmeye devam edecektir. Buradan kendisine selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.

“16 yılda tutuklu ve hükümlü sayısı 5 misli arttı”

Hep söylüyorum, siyasete siyasetle karşılık verilir. Yenemediğiniz siyaseti, yargı, polis gücüyle durdurmaya çalışmak, siyasi korkaklıktır, siyasi acizliktir, siyasi basiretsizliktir, siyasi çürümüşlüktür. Bakın! 16 yıl içinde cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü sayısı yaklaşık beş misli artmış durumdadır. Bunun sorumlusu tutuklatma rejimiyle ayakta durmaya çalışan AKP iktidarıdır. Şaban Kaygusuz yüzde doksan engelli bir kolu bir bacağı yok ve tek başına giyinebilecek, ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda değildir. Ailesi ve avukatlarının  aktardığına göre çıplak aramadan darba varıncaya kadar birçok işkenceye de maruz kalmıştır.

“Birçok tutuklu infaz yakma nedeniyle keyfi olarak salıverilmiyor”

Yüzde 87 engelli olan ve defalarca kalp krizi geçiren Mehmet Emin Özkan cezaevinde tutulmaya devam etmektedir. Çürümüşlüğün bir başka örneği; Kandıra 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevinde tutulan Garibe Gezer’e yapılan işkence ve cinsel saldırıdır. Bir başka çürümüşlük ise Kürt ve Kürtçe düşmanlığıdır. Tutsakların Kürtçe yayınlara ulaşması keyfi olarak engellenmektedir. Artan infaz yakma uygulamaları, hukuksuzluk çukurunun en son örneğidir. Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulları adı altındaki yapı, mahkemelerin yerine geçerek karar vermekte ve infazları yakmaktadır. İşte paralel yapı dediğimiz tam da budur. 2015 yılından bu yana tutuklu bulunan ve beynindeki tümör nedeniyle ağır hasta olan Atilla Coşkun, hakkındaki “disiplin” cezaları gerekçe gösterilerek tahliye edilmemektedir. Yine kolon kanseri hasta tutuklu Aydın Değirmenci, 5 ay önce cezası bitmesine rağmen “iyi halli” olmadığı gerekçesiyle tahliye edilmemektedir. Daha birçok tutuklu infaz yakma nedeniyle keyfi olarak tahliye edilmemektedir.

Aysel Tuğluk arkadaşımızın ağır hastalığı nedeniyle aslında bir saniye dahi cezaevinde tutulmaması gerekirken tahliye edilmemekte, tedavisi engellenmektedir. Cezaevlerinde dört duvar arasında iradeleri dışında bir gücü olmayan tutuklulara zulmetmek faşizmi tüm ülkeye yayma politikasıdır. Cezaevleri bu iktidarın sorumluluğunda adeta insanlığa karşı işlenen suçların merkezi haline dönüştürülmüştür. Bu tablo düne kadar “çıplak arama yok” diyen AKP iktidarının eseridir. HDP’nin, demokratik kamuoyunun, insan hakları örgütlerinin, tutuklu ailelerinin ve vicdanlı insanların mücadelesi sayesinde şimdi o yönetmeliği değiştirdiler. Böyle bir karar aldılar. Hani çıplak arama yoktu! Bunu ortaya çıkaran milletvekilimiz Sevgili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na karşı her türlü hukuksuzluğu yaptılar. Hatta AKP’nin bir sözcüsü çıplak arama için iftira demişti. Şimdi suçlarını kabul ettiler ve yönetmelikte bu maddeyi değiştirdiler.

“Çıplak arama suçunu işleyenler yargı önüne çıkarılmalıdır”

Buradan Adalet Bakanlığına sesleniyorum: Madem yönetmelik değişikliğiyle çıplak aramayı kaldırdınız, bugüne kadar kim bu çıplak arama suçunu kim işlemişse derhal yargı önüne çıkarın. Sadece yönetmelik değiştirmek yetmez. Etkin bir soruşturma başlatılmalıdır. Hasta tutsakların tahliyesini engelleyen, infazları yakan, tutuklulara işkence yapanlarla ilgili olarak Adalet Bakanlığını derhal girişimde bulunmaya ve bu zulme bir son vermeye çağırıyorum. Aysel Tuğluk başta olmak üzere kritik durumdaki tüm hasta tutsaklar derhal tahliye edilmelidir. Derhal serbest bırakılmalıdır.

Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunu da cezaevlerinde yaşanan hukuksuzluklar ve ihlaller karşısında bir kez daha görevini yapmaya ve girişimde bulunmaya davet ediyorum. Son zamanlarda gerçi cezaevlerine gitmeler var ama bunun pratik sonuçlarını görmek istiyoruz. Bu komisyonda yer alan, cezaevlerinde gidip incelemelerde bulunan Mersin Milletvekilimiz Fatma Kurtulan başta olmak üzere bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum, çalışmalarında başarılar diliyorum. Biz bu suçların, bu ihlallerin peşini asla bırakmayacağız. Bir gözümüz daima cezaevlerinde olacaktır. Bir kez daha ifade ediyorum; demokrasiye, adalete ve barışa sahip çıkmak cezaevlerindeki zulme karşı çıkmayla başlar. Cezaevlerine karşı demokratik kamuoyu da mutlaka duyarlı olmalıdır.

“Medya ve yargı Başak Cengiz cinayetine kılıf bulmaya çalışıyor”

En can yakıcı gündemlerimizden biri tabii ki kadına yönelik artan şiddettir, ölümlerdir. Bakın daha geçen hafta yüreğimizi dağlayan ve gencecik bir kadını aramızdan koparan bir kadın cinayetiyle tüm ülke olarak bir kez daha sarsıldık. İstanbul’un göbeğinde, 28 yaşındaki mimar Başak Cengiz evine gitmeye çalışırken hiç tanımadığı bir erkek katilin kılıçlı saldırısı sonucu yaşamını yitirdi. Evet, samuray kılıcı denilen bir kılıçla gencecik bir kadın yol ortasında vahşice katledildi.

Kendisine Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabır ve başsağlığı diliyorum. Bakıyoruz medya ve adli merciler her zamanki gibi bu kadın cinayetine de bir kılıf bulmak için “zanlının psikolojik sorunları var” diyerek cinayeti sıradanlaştırmaya çalışmaktadır. Biz bu telaşı İzmir İl binamızda Deniz Poyraz yoldaşımızı katleden caninin sahiplenilmesinden ‘akli dengesi yerinde değil’ yalanıyla aklanmaya çalışılmasından biliyoruz. Katil Onur Gencer nasıl ki siyasi saiklerle, iktidarın yükselttiği ırkçı, Kürt ve kadın düşmanı zihniyetle Deniz Poyraz’ı katlettiyse, Başak’ı katleden erkek de iktidarın kadın düşmanı politikasından destek almıştır. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesinden cesaret almıştır. Nokta.

“Siyasi iktidar kadına yönelik şiddet dursun istemiyor!”

Bu cinayetler siyasi dilden, siyasi pratiklerden asla bağımsız değildir. Kılıçlı katilin kimlerden esinlendiği de gizli değildir. Elinde kılıçla Ayasofya’da şov yapan Diyanet Başkanından, iktidar kanallarındaki şoven milliyetçi kılıç kalkanlı, kanlı dizilere, kafa kesen IŞİD’lilerden kadınları yerlerde sürükleyen, sokak ortasında darp eden kolluk güçlerine varıncaya kadar iktidarın tüm mekanizmaları bu katillerin esin kaynağıdır. Bu cinayetlerin tek suçlusu ve faili elbette erkek katiller değildir, kadın düşmanı politikalarla onlara bu zemini sunan siyasal iktidar da şiddetin ortağı ve sorumlusudur.

Buradan soruyoruz; madem kadınları katleden katillerin akli dengesi yerinde değildir, peki kadın cinayetlerine karşı devletin, iktidarın aklı nerededir? İstanbul Sözleşmesi’ni fesheden akla ne demelidir? Buradan bir kez daha tüm kamuoyunun önünde bu soruyu sormak istiyoruz. Kadın katliamlarının ortaya çıkardığı tek bir sonuç var o da şudur: Siyasi iktidar kadına yönelik şiddet dursun istemiyor! Çünkü bu erkek egemen zihniyetten beslenen bir iktidar var. Baskıcı ortam yaratarak buradan nemalanmaya çalışan iktidar, kadın cinayetlerinin yarattığı şiddet iklimini kendi siyaseti için kullanmaktadır. Bizler bunu görüyoruz, kadınlar bunun farkındadır.

Kadınları sokakta hedef alan sistemli politikanın bir diğer ayağını ise erkek yargı yürütmektedir. Kadın katili erkek faillere iyi hal indirimi yapan, tecavüzcüyü serbest bırakan yargının kalemi ile Başak’ı katleden kılıç aynı noktada birleşmektedir. Aynı yargı, biliyorsunuz Sevgili Başak Demirtaş’a ceza verdi. Bu ceza, Kürt düşmanlığının ve kadın düşmanlığının sonucudur. Kadınları hedef alan erkek düzenin sahiplerine buradan sesleniyorum: Kadına yönelik şiddete ve bu şiddete geçit veren siyasi iktidara karşı mücadelemizden bir milim dahi geri adım atmayacağız. Biz kadınları kılıçlarınızla, silahlarınızla, cinayet şebekelerinizle, erkek yargınızla yıldıramayacaksınız, korkutamayacaksınız. Kadınları durduramayacaksınız! Ve kadınlar sizin erkek sisteminizi mutlaka ama mutlaka alaşağı edecektir. Ve o günler de çok yakındır. Ve her yıl olduğu gibi bu 25 Kasım’da daha güçlü bir biçimde “erkek-devlet şiddetine, savaşa, yoksulluğa karşı her yerdeyiz” diyerek alanları dolduracağız, her yerde haykıracağız!

“Barışın olmadığı bir ülkede ekonomi çöker”

Türkiye, bu iktidarın politikaları nedeniyle tarihinin en derin ekonomik ve sosyal çöküşünü yaşamaktadır. Demokrasinin, hukukun, bağımsız yargının, insan haklarının, denetimin, şeffaflığın, toplumsal barışın ve medya özgürlüğünün olmadığı bir ülkede ekonomi çöker. Dengenin yerini dengesizliğin, denetlemenin yerini denetimsizliğin aldığı bir sistem iflasa götürür. İflas etmiş siyasi sistemin sonucu ise iflas etmiş ve çökmüş ekonomidir, işsizlik ve milyonların yoksulluğudur. İflasın üzerini kapatmak için gece gündüz durmadan zam yapıyorlar. Türkiye’de fiyat etiketleri günlük değişir hale geldi. Bakın, son bir yıl içerisinde;

Gübreye yüzde 400,

Ayçiçek yağına yüzde 200,

Elektriğe yüzde 100,

Gaza yüzde 100,

Kiralara yüzde 100,

Yumurtaya yüzde 100,

Temel gıdaya yüzde 100,

Akaryakıta yüzde 50,

Şekere yüzde 25 zam,

Maaşlara ise yüzde 5 zam yapıldı.

İşte bu zam tablosu AKP’nin zulüm tablosudur. Her gün sofradan bir dilim ekmek daha azalmakta, bir kaşık yemek, bir yudum su Saray’ın faizi, israfı, rantı ve savaş politikaları için ayrılmaktadır. Her gün bir gencin hayallerine ipotek konulmaktadır. İşsizlik ve borçluluk düzeni ile gençlerin gelecekleri çalınmaktadır.

Dolar 10 TL’nin üzerine çıkmış, AKP Genel Başkanı “ekonominin kitabını yazdık” diyor. Buradan öneriyorum: Madem ekonominin kitabını yazdınız, filmini de çekin! Çünkü sizde oyuncu gerçekten çok. Bu filmi gayet rahat çekebilirsiniz. Nasıl olsa sizde oyuncu çok! 5’li çetenizle, müteahhitlerinizle, üçer maaşlı bürokratlarınızla, kendi bakanlığını çarpan bakanlarınızla, trollerinizle, çukur medyanızla batan ekonominin filmini gayet güzel çekebilirsiniz. Ne kitabı ya, filmini çekin! Yazdığınız kitaplar okunmuyor ki belki çektiğiniz filmler izlenir.

“Ülkenin parasını, dürbünle bakılsa görülemeyecek seviyeye getirdiler”

İşsizlik yükseliyor, yoksulluk ve açlık yükseliyor, geçim sıkıntısı yükseliyor, borç her gün yükseliyor, gıdadan enerjiye fiyatlar her gün yükseliyor, döviz kuru yükseliyor. Dürbünle baksanız göremeyecek seviyeye getirdiğiniz bu ülkenin parasının değeri AKP’nin ustalık eseri olarak karşımızda durmaktadır. AKP’nin lügatiyle torpil, atama sistemi olmuş. Rant, dağıtım sistemi olmuş. İsraf, itibar olmuş. Tügva, AKP’nin İŞKUR’u olmuş. TÜİK, AKP’nin yalan makinesi olmuş. Merkez Bankası zaten Saray’ın çelik kasası olmuş. Yağma ve talanın adı özelleştirme olmuş. Üçer maaşlar yandaşların maaşlı bordrosu olmuş!

Bunlarda ar kalmamış, bunlarda utanma kalmamış. Çete mafya düzeniyle ilgili her gün yeni suçlar ortaya saçılmakta. Kalkıp bir de ekonomiyi yalan dolanla yönetmeye çalışıyorlar. AKP’nin ekonomi anlayışı çocuklarına mama alamayıp şekerli su içiren, lapa yediren annelerin Türkiye’sidir. AKP’nin ekonomi anlayışı ataması yapılmadığı için, beden eğitimi dersi vermek yerine inşaatta çalışmak zorunda kalan Fedai Öğretmenin hayatını kaybetmesidir. AKP’nin ekonomi anlayışı gece yatağa aç giren çocuklardır. Borçlarını ödeyemediği için traktörünü satan çiftçi demektir. Evine doğalgaz alamayan, geçinemeyen emeklilerdir. AKP’nin ekonomi anlayışı öğrencilerin yurtsuz, barksız, kiracıların evsiz barksız kalmasıdır. Getirdikleri 2022 bütçesine bakıyoruz halk yok, kadınlar yok, gençler yok, yoksullar yok, emekçiler yok, çiftçiler yok. Kimler var? Saray ve yandaşları var, müteahhitleri var!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP Genel Başkanı Erdoğan’a bütçe hazırlamış, mesele budur! Bu bütçede huzur yok, refah yok, mutluluk yok; huzursuzluk ve mutsuzluk var, savaş ve yıkım var, rant ve talan var. Bu bütçeyle Hazine ve Maliye Bakanlığını “borç ve faiz bakanlığı” yapmışlar, Çevre, Şehircilik, İklim Bakanlığını “rant, talan ve felaket Bakanlığı” yapmışlar, Ulaştırma Bakanlığını “yandaşa ihale ve garanti ödemeleri bakanlığı” yapmışlar. Aile Bakanlığını kendi ailelerinin bakanlığına çevirmişler. Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlığını, TÜGVA’nın çiftliğine dönüştürmüşler. Dışişleri Bakanlığını dışarıyı, İçişleri Bakanlığını da içeriyi karıştırma bakanlığına çevirmişler! İşte bütçenin özeti budur. Çürümüş düzenin çürümüş bütçesidir.

“Bu zam ve zulüm dönemini değiştireceğiz”

Verin yetkiyi ekonomiyi şahlandıralım diyerek halkı aldatan bu iktidarla ilgili yapılacak işlem bellidir. Yetkisini bir an önce elinden almaktır. Halk o yetkiyi geri almasını da iyi bilir ve öyle de olacaktır. Halkımız sandıkları bekliyor, halkımız seçimleri bekliyor. Bu ülkenin işçisiyle, emekçisiyle, ezilen halklarıyla, emeklisiyle, çiftçisiyle, EYT’lisiyle, esnafıyla, genciyle, öğrencisiyle, kadınıyla, köylüsüyle, kentlisiyle el ele verip hep birlikte bu kötülük düzenini, zam ve zulüm düzenini mutlaka değiştireceğiz. Bunda da son derece kararlıyız. En geniş demokrasi güç birliğiyle; ezilenlerin, kadınların, gençlerin ittifakıyla yeni bir dönemi birlikte başlatacağız. Tek çıkar yolun bu olduğunu artık Türkiye halkları da biliyor, hepimiz biliyoruz. Bunu hep birlikte başaracağız. Başarmalıyız.

Şimdi tabii kaybedeceklerini anlayınca 50+1 sistemini değiştirmek için kıvranmaya başladıklarını da görüyoruz. Çünkü getirdikleri sistem ayaklarına dolandı. Çıkış yolu aramaktan başka çarelerinin kalmadığını görüyoruz. Çıkış yolu yoktur, halk o yolu kapatmıştır. Küçük ortakları da “biz hükümet ortağı değiliz” demeye başladı. Nasıl ortak değilsiniz, bal gibi de ortaksınız! Yolsuzlukların da çürümenin de işsizliğin de yoksulluğun da ortağısınız! Bunu herkes gayet iyi net bir şekilde biliyor. Kobanî kumpasında ortaksınız, kapatma davasında ortaksınız, zulümde ortaksınız. Halkın, emekçinin lehine ne varsa Meclis’te reddedilmesinde ortaksınız. Sorumluluktan kaçamazsınız! Bu ortaklık sizi götürecektir. Sandıkta AKP’nin yanında siz de gideceksiniz, o çöplüğün içinde kaybolacaksınız. Hiç boş yere uğraşmayın!

“50+1 değil, Erdoğan ve Bahçeli olarak 1+1 kalacaksınız”

Boş yere matematik hesapları yapmayın. Halkın matematiği ve zekâsı farklıdır. Bunu seçimlerde göreceksiniz. İlk seçimlerde çarpılacaksınız, sıfırlanacaksınız. 50+1 hayali kurmayın! İlk seçimlerin sonucu şimdiden bellidir. Erdoğan ve Bahçeli olarak 1+1 kalacaksınız. Buradan bunun duyurusunu da halkımıza yapıyoruz. Ülkenin başına bela olan çöküş sisteminiz değil, yeni döneme umutla bakan halklarımızın çıkış sistemi ve büyük değişim umudu kazanacaktır. Merak etmeyin bu ülkenin emekçi yoksul halkları talan düzenini değiştirmenin kitabını yazacaktır!

Bizler HDP olarak çalışıyoruz, çalışmalarımıza devam ediyoruz. 11-12 Kasım’da Ankara’da Parti Meclisimizle toplandık. Türkiye’nin halkları ve geleceği için tarihi bir dönemden geçtiğimizin farkındayız. Bu tarihi süreçte Parti Meclisi olarak HDP’nin üzerine düşen sorumlulukları değerlendirdik. HDP olarak en güçlü şekilde halkı savunmaya devam edeceğimize olan inancımızı bir kez daha yeniledik. Kapatma ve Kobanî davaları, her gün artarak süren iktidar saldırılarına karşı Ankara’dan Amed’e, Edirne’den Van’a kadar ülkenin her yerinde bizleri, vekillerimizi, PM ve MYK üyelerimizi, parti çalışanlarımızı büyük bir coşku ve inançla karşılayan her bir yoldaşımıza ve halkımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Gittiğimiz her sokak, misafir olduğumuz her ev geleceğe dair umudumuzu büyütmeye devam ediyor.

“20 milyon hanenin kazanacağı bir ülkeyi hep birlikte kuracağız”

Ekonomik, siyasi ve toplumsal krizlerin üst üste yaşandığı bu dönemde, “batarsa batsın, ben alacağımı aldım” diyenlere karşı tek adam ve bin odalı sarayın değil 84 milyonun, 20 milyon hanenin kazanacağı bir ülkeyi hep birlikte kuracağız. Bizler, her birimiz farklılıklarımızla bir arada oldukça, bu yozlaşmış düzen her gün sonuna bir adım daha yaklaşacak. Bizler, halklar, inançlar, kadınlar, gençler ve ezilenler olarak umudun adresi olan HDP’yi sahiplendikçe, AKP-MHP ittifakı erimeye devam edecektir. Biz mücadeleyi yükselttikçe iktidardaki düşüş, çözülme ve çürüme de hızlanacaktır!

Bizler; Kürtler özgürleşmeden Türkiye halkları, kadınlar özgürleşmeden insanlık özgürleşmeyecek bunu biliyoruz. Bu inançla; barışın, demokrasinin ve eşit yurttaşlığın yolunu açmaya hep birlikte devam edeceğiz. Açtığımız bu yolda, mücadele ortaklığını daha da büyüterek yürümeye devam edeceğiz. Bir kez daha HDP olarak bu ülkenin geleceği için üstümüze düşen ne varsa yapacağımıza dair sözümüzü yineliyoruz. “Dün çok erkendi, yarın çok geç” diyerek bugün ve her gün bu ülkenin geleceğini, son kullanma tarihi geçmiş ampuller yerine yeni yaşam umutlarıyla aydınlatacağımıza buradan bir kez daha söz veriyoruz. Hepinize geldiğiniz ve katıldığınız için teşekkür ediyor, selam ve saygılar sunuyorum.”

Paylaşın

Oluç’tan ’50+1′ Açıklaması: Seçim Sistemiyle Oynamak İktidarı Kurtarmaz

HDP’li Saruhan Oluç, gündemdeki ’50+1′ tartışmalarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Seçim sistemiyle, ister Parlamento ister Cumhurbaşkanlığı seçimi olsun, seçim sistemiyle oynamak, iktidarı kurtaramaz. Bunun daha önce de örnekleri oldu, halk bunu affetmez. Sandık geldiği zaman halk asla bu tür oyunları affetmemiştir ve yine affetmeyecektir. Maç oynanırken kural değiştirmeye çalışıyorsunuz, öyle olmaz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun helallik çıkışını da değerlendiren Oluç, “Elbette önemlidir, helallik meselesi. Geçmişte yapılmış ya da yaşanmış yanlışların bir özeleştirisi anlamına gelir. Önemli bir tespitte bulunmuştur. İçeriğini tam olarak bilmediğim için kapsamlı bir değerlendirme yapamayacağım. Ama siyasilerin geçmişe dönük özeleştirel yaklaşımları, helallik arayışları önemlidir. Sadece CHP lideri açısından söylemiyorum. Keşke Türkiye’deki siyaset kültürü demokratik olsa, geçmişe dair her zaman özeleştirel bakışımızı korusak, özeleştiri yapmaktan çekinmesek. Bu Türkiye siyaseti açısından çok olumlu olurdu” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te basın toplantısı düzenleyerek gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Oluç’un açıklamaları şöyle:

“Birinci konumuz “ekonominin kitabı” meselesi. Erdoğan, “biz ekonominin kitabını yazdık” dedi. 19 yılda AKP’nin baş yazarının yazdığı kitabın adı olsa olsa “Bir ekonominin batış, bir iktidarın bitiş hikayesi”dir. Kitaptaki bazı ara başlıkları da söyleyelim: Beşli çeteyi nasıl zenginleştirip ihya ettik; vergi kaçakçılarını nasıl ülke dışına yönlendirdik; 3-5 maaş alan bürokrat kadrosunu nasıl yarattık; kendi bakanlıklarını dolandıran bakanları nasıl koruduk; TL’yi nasıl değersiz pula dönüştürdük; işçiyi, emekçiyi, emekliyi, esnafı, çiftçiyi, köylüyü nasıl ezdik; yoksulluğu nasıl sürdürebilir hale getirdik; yalanları nasıl yutturduk… Ara başlıkları bunlardır bu kitabın. Çok sayıda yazarı var, ama başyazar AKP Genel Başkanı Erdoğan’dır. ‘Ekonominin kitabını yazdık’ yerine yolsuzluğun, usulsüzlüğün, hukuksuzluğun, talanın kitabını yazdık dese, daha iyi olacak.

“Titanik batarken Saray ahalisi dansına devam ediyor”

Ekonomideki batışı, krizi artık saklayamıyorlar. Kendi vekilleri bile bunu söylemekten kaçınamıyor artık. Geçen gün Kayseri milletvekili demiş ki, asgari ücret 4 bin TL olmalıdır. Niye bunu söylüyor. Çünkü artık halkın arasına çıkamıyorlar, çarşıya pazara çıkamıyorlar. İnsanların içine çıksalar, AKP milletvekiliyiz deseler, oradaki eleştiri ve protestoları kaldıracak durumda değiller. Bütün bu gerçeklere rağmen, Titanik batarken Saray ahalisi dansına devam ediyor, fonda da Ahmet Kaya’nın müziği ‘‘Olmasaydı sonumuz böyle.’’

Dolar rekor üstüne rekor kırıyor. Buraya gelmeden baktım, 10,03 olmuş. Muhtemelen daha da artacak. Çünkü Perşembe yaklaşıyor; Merkez Bankası toplanacak, ondan sonra doların halini göreceğiz. MB Başkanı, görevini ülke ekonomisinde istikrarı sağlamak yönünde değil, AKP Genel Başkanı’nın faiz direktiflerini yerine getirme doğrultusunda sürdürüyor. Merkez Bankası başkanı böyle olunca, TL’nin de değersiz pul haline gelmesi kaçınılmaz oluyor. Geçen gün demiş, ‘Cari açık ile mücadele ediyoruz.’ Hazine ve Maliye Bakanı da dedi ki, “Cari açık yapısal sorundur ve hükümetin sorumluluğundadır”. Yani MB Başkanına diyor ki, senin işin cari açıkla mücadele etmek değil, işini yap.

Duyduk ki, AKP Genel Başkanı Birleşik Arap Emirlikleri Veliaht Prensi ile görüşecekmiş. Ne görüşeceksiniz? Ekonomideki krizden kurtulmak için bize biraz sıcak para verin mi diyeceksiniz? Yoksa 15 Temmuz darbe girişiminin sorumlusu dediğiniz BAE’den hesap mı soracaksınız? Hangisi? Ne oldu da 15 Temmuz’un sorumlusu ve finansörü ilan ettiğiniz BAE ile görüşüyorsunuz?

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ülkenin batışının nedenidir”

Bir kez daha hatırlatalım, bu hale gelinmesinin sebebini. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sebeptir, ülkenin batışı sonuçtur. Haberlere göre Erdoğan’ın önünde binlerce dosya imza bekliyor. Bir ülkeyi tek kişinin yönetimine bırakırsanız, ülke bu hale gelir. Bu tek kişi yönetimi bütün açılardan, ekonomi, hukuk, siyasal olarak batışın nedenidir. O nedenle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi mutlaka değiştirilmelidir.

Asgari ücret bu yılın başında dolar olarak 385 dolardı. Bugün 280 dolara inmiş. Yani 11 ay içinde asgari ücrette 100 dolarlık bir düşüş yaşanmış. 385 dolar da matah bir şey değil, ama 11 ayda 100 dolarlık düşüş yaşanmış. Refahı artırıyoruz dediğiniz bu mu? Milyonlarca insan asgari ücretle ailelerini yaşatmaya, geçindirmeye çalışıyor. Elektrikte son bir yılda yüzde 50’nin üzerinde, doğalgazda yüzde 120’nin üzerinde artış oldu. Hayat pahalılığı gerçekte yüzde 50’nin üzerinde. TÜİK’in sahte rakamları bile yüzde 20 diyor. Bir kez daha söyleyelim; asgari ücretten kesilen vergi kaldırılmalıdır, asgari ücret net 5 bin TL olmalıdır. İnsanların, insanca yaşam sınırına yaklaşmaları için böyle olmalıdır. 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı bugün 10 bin TL’dir.

“5’li çeteye dağıtılanlar EYT’lilere verilirse sorun çözülürdü”

EYT’liler meselesinden yaklaşık 5,5 milyon kişi etkileniyor. Bu hak tanınırsa, ilk etapta 1 milyon kişi emekli olacak. EYT’liler konusunda son günlerde yaşananlar ayıptır, günahtır,  insanların umutlarıyla oynuyorsunuz, umutlarını çökertiyorsunuz. Neden böyle söylüyorum?  Çalışma Bakanı demişti ki, EYT ile ilgili çalışma yapıyoruz. İki gün sonra Çalışma Bakanlığı açıklama yaptı ve ‘öncelikli çalışmalarımız arasındaki böyle bir şey yok’ dedi. Yetmedi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı da ‘yaş şartı yerine gelmeden emeklilik olmaz’ dedi.

Hani emeklilikte yaşa takılanlara ilişkin bir düzenleme yapılacaktı? Yok, neden yok? Çünkü kasada para kalmamış? Kasadaki parayı siz yandaş sermayeye, 5’li çeteye dağıttınız. Son 10  yılda Cengiz, Kolin, Makyol, Kalyon, Limak’a 128 kere vergi resim ve harç istisnası belgesi düzenlenmiş. Milyarlarca TL’den söz ediyoruz. Yani 5’li çeteye milyarca liralık vergi istisnası tanınmış. Bu kaynakları EYT’lilere verseydiniz, bu sorun çoktan çözülürdü. Bu konuda önerge verdik, kimin oylarıyla reddedildi? AKP-MHP oylarıyla reddedildi.

Asgari ücretten vergi kaldırılsın ve net 5 bin TL olsun; en düşük emekli maaşı 4 bin TL olsun; ev içi emek veren kadınların sağlık ve emeklilik primleri için bütçeden kaynak ayrılsın; ev eksenli çalışan kadınların sağlık sigortaları için bütçeden kaynak ayrılsın; engelli istihdam kotası yüzde 10’a çıkarılsın; 50 bin TL’ye kadar olan çiftçi borçları silinsin önergelerini Plan Bütçe Komisyonu’nda verdik, hepsi reddedildi. Kimin oylarıyla? AKP-MHP oylarıyla.

Daha örnekleri artırmak mümkün. Bu önergelerin hepsi Plan Bütçe Komisyonunda AKP-MHP oylarıyla reddedildi. İktidarda Cumhur İttifakı bloğu var. MHP’nin kimi sözcülerinin, ‘‘biz iktidarda değil, muhalefetteyiz; hükümet ortağı değiliz’’ sözleri doğru değil. Hepiniz oradasınız, o kaptan köşkündesiniz. Bu ülkenin toplumuna, halklarına büyük zararlar veren ekonomik ve sosyal kararları birlikte alıyorsunuz. Bütün önerilerimizi ortaklaşa reddediyorsunuz. Kimse kendi seçmenini aptal yerine koymasın. Hepiniz krizin ortağısınız, birlikte yarattınız ve bu kriz sizi birlikte götürecek.

“Seçim sistemiyle oynamak, iktidarı kurtaramaz”

50 artı 1 meselesi var bir de. AKP Genel Başkanı Erdoğan, Temel Karamollaoğlu ile yaptığı görüşmede mealen ‘‘Büyük bir yanlışımız oldu, 50 artı 1’’ demiş. Kaybedişinizin itirafını yapıyorsunuz. Tutturamıyorsunuz 50 artı 1’i. İktidar, kurduğu tuzağa yakalandı. Şimdi iktidarı nasıl kurtarabiliriz, yeniden nasıl seçilebiliriz arayışı içindeler. 50 artı 1 bunun için büyük sorun. Seçim sistemiyle, ister Parlamento ister Cumhurbaşkanlığı seçimi olsun, seçim sistemiyle oynamak, iktidarı kurtaramaz. Bunun daha önce de örnekleri oldu, halk bunu affetmez. Sandık geldiği zaman halk asla bu tür oyunları affetmemiştir ve yine affetmeyecektir. Maç oynanırken kural değiştirmeye çalışıyorsunuz, öyle olmaz. Göreceksiniz, sokağın matematiği sizinkinden iyi ve farklıdır.

“Savcılar terfi almak için HDP’li vekillere fezleke düzenliyorlar”

İşsiz savcılar var, yapmaları gereken işleri yapmayan, ama terfi bekleyen savcılar var. Ne yapıyor bunlar? HDP’li vekiller hakkında fezleke düzenliyorlar. Yine 16 vekilimize 19 fezleke gönderilmiş. Fezleke gönderilmezse haber olacak artık, gönderilmesi değil. Savcılar terfi almak için HDP’li vekillere fezleke düzenliyorlar. Sedat Peker ve Mehmet Eymür itiraflarda bulundu neden işlem yapmıyorsunuz? Hiç bir savcı duymuyor bunları.

Ama Bismil’de İlçe Eşbaşkanımız, Demirtaş ve diğer seçilmişlerimiz hakkında ‘siyasi rehine’ lafını kullandı diye gözaltına alınmış. Gözaltında ‘hangi devletin kimliğine sahipsiniz?’ diye sormuşlar. Soruya bakın. Bu bir cüret mi yoksa salaklık mı? Halktan özür dileyerek bu lafı kullanıyorum. Biz size soralım. ‘Siz devletin hangi karanlık odağı adına çalışıyorsunuz?’  Bismil İlçe Eşbaşkanına, bu ülkenin onurlu vatandaşına, ‘hangi devletin kimliğine sahipsiniz’  sorusunu sorma hakkınız yok.

Siz devletin hangi karanlık odağı adına çalışıyorsunuz, önce bunu yanıtlayın. Bismil İlçe Eşbaşkanımıza demişler, ‘rehine nasıl dersin?’ Öyle değil mi? Demirtaş ve geçmiş dönem vekillerimiz ve seçilmişlerimiz AİHM kararına rağmen siyasi rehine olarak içeride tutulmuyorlar mı? Demirtaş hakkında AİHM, 5 ayrı suçtan Türkiye hakkında mahkumiyet kararı vermesine rağmen, siyasi saiklerle HDP hakkında dava açıyorsunuz kararına rağmen, rehine olarak içeride tutulmuyor mu? Her bir üyemiz, milletvekilimiz, yöneticimiz ve seçmenlerimiz, arkadaşlarımızın içeride rehin olarak tutulduğunu biliyor.

“Urfa il binamıza saldırı oldu”

Dün Urfa il binamıza bir saldırı oldu. Kapımıza çarpı işareti koymuşlar, ülkü ocaklarının amblemini çizmişler. Bunlar kameralara yansımış, savcılık izni olmadığı gerekçesiyle görüntüler partililerimize verilmemiş. İl binamıza bir çay içmeye gelenlere GBT yapanlar, kapımıza çarpı işareti koyup, ırkçı hakaretleri yazanları nedense bulamıyor, gidip Bismil İlçe Eşbakanımızı buluyorlar. Yapmanız gereken, partimizin duvarlarına ırkçı söylemleri yazanları yakalamaktır, ama bunu yapmayacağınızı biliyoruz.

“Seyit Rıza ve Ahmet Kaya’nın özlemle ve minnetle anıyoruz

Toplantıyı sonlandırırken, iki tarihsel kişiye değinmek istiyorum. 15 Kasım, 1937 yılında Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idamının 84’üncü yıldönümüdür. Saygıyla ve minnetle anıyoruz. Dersim halkının, Alevi ve Kürt halkının maruz kaldığı tarihsel katliama, baskı ve asimilasyon politikalarına karşı direnişin, umudun ve mücadele kararlılığının timsalidir Seyit Rıza ve arkadaşları. Ahmet Kaya’nın da yarın, 16 Kasım, ölümünün 21’inci yıldönümüdür. O dostumuzu, o kardeşimizi de çok özlediğimizi belirtiyoruz, sevgi ve hasretle kendisini anıyoruz. Sevgili Ahmet Kaya’nın mezar taşına bir ırkçı saldırı oldu. Çok sert biçimde bu insanlık dışı tutumu kınıyoruz. Ahmet Kaya’nın, Türkiye’de yaşayan halklar ve her bir yurttaş açısından baktığımızda, ne kadar önemli, birleştirici ve bütünleştirici, Kürt halkının haklarının gasp edilmesini protesto eden bir sanatçı olduğunu biliyoruz. Dostumuzu ve kardeşimizi çok özlediğimizi bir kez daha belirtiyoruz.”

“Helallik ve özeleştirel yaklaşımı önemsiyoruz

Soru: Kemal Kılıçdaroğlu’nun helallik ile ilgili bir çıkışı oldu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Saruhan Oluç: Elbette önemlidir, helallik meselesi. Geçmişte yapılmış ya da yaşanmış yanlışların bir özeleştirisi anlamına gelir. Önemli bir tespitte bulunmuştur. İçeriğini tam olarak bilmediğim için kapsamlı bir değerlendirme yapamayacağım. Ama siyasilerin geçmişe dönük özeleştirel yaklaşımları, helallik arayışları önemlidir. Sadece CHP lideri açısından söylemiyorum. Keşke Türkiye’deki siyaset kültürü demokratik olsa, geçmişe dair her zaman özeleştirel bakışımızı korusak, özeleştiri yapmaktan çekinmesek. Bu Türkiye siyaseti açısından çok olumlu olurdu.”

Paylaşın

Demirtaş’tan Türkiye Soluna 9 Soru

“Türkiyeli solculara basit sorular sorup sorularıma basit yanıtlar isteyerek meramımı daha net anlatmaya çalışayım” diyen HDP Eski Eş Genel Başkanı Demirtaş, Türkiye soluna 9 soru yöneltti.

Bir önceki yazısında HDP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde izleyeceği yolu değerlendiren Selahattin Demirtaş, bugün Evrensel gazetesinden yayınlanan yazısında bir önceki yazısına çeşitli destek ve eleştirilerin geldiğini kaydetti.

“Bağımsız, birleşik sol, sosyalist cephe veya çatı parti denemelerinin tümü bizzat sol eliyle her seferinde boşa çıkarılmış, fırsatlar bir bir heba edilmiştir” eleştirisinde bulunan Demirtaş, “Çok uzun yıllardır çözülemeyen solda birlik sorununu cezaevinden şakkadanak çözme iddiasıyla bir çağrı yapmadığımın bilinmesini isterim” diye ekledi.

Demirtaş, “Türkiyeli solculara basit sorular sorup sorularıma basit yanıtlar isteyerek meramımı daha net anlatmaya çalışayım” diyerek 9 soru yöneltti.

Demirtaş’ın soruları şöyle:

Sosyalistler, solcular kendi cumhurbaşkanı adaylarıyla mı seçime girecekler yoksa ilk turdan itibaren muhalefetin ortak adayını mı destekleyecekler?

Kendi adaylarıyla seçime gireceklerse nasıl bir adayla, hangi ilke ve programla seçmenlerin karşısına çıkacaklar?

Seçim kampanyasını nasıl örgütleyecekler?

Olası ikinci turda nasıl bir tutum alacaklar?

Muhalefetin ortak adayı etrafında buluşulacaksa o adayın belirlenmesi, programı, ilkeleri konusunda şimdiden masada olmak için neler yapmak gerekiyor?

Milletvekili seçimlerine, bir çatı partide girilecekse hangi partide buluşulacak? Çatı parti olmayacaksa sol, sosyalist adayların diğer uygun partilerden olabildiğince fazla sayıda aday gösterilebilmesi ve seçilmeleri, sonrasında belki Mecliste en az yirmi kişilik bir sosyalist grubun oluşması için neler yapılabilir? Oluşacak bu sosyalist Meclis grubu, bir çatı partisine dönüşebilir mi? Sosyalist grup olarak olası koalisyon hükümetlerinde yer alınabilir mi? Bu ihtimal varsa hangi kesimler, kimler Meclise taşınırsa daha verimli olur?

Seçimlerde iktidar değişirse valiler, kaymakamlar, rektörler, dekanlar, bakanlık üst düzey bürokrasisi başta olmak üzere on binlerce yeni kadro göreve gelebilir. Soldan ve emekten yana ve kadın kimliğiyle kaç nitelikli bürokrat bu mevkilerde görev alarak demokratikleşmeye sol perspektifle katkı sunabilir? Bu kişiler kimler olabilir?

Solu devlete ve iktidara entegre edip yozlaşma tehlikesine karşı tüm bu çabaların yanında sivil ve kültürel alan, sendikalar nasıl güçlendirilebilir? Bu şekilde, solun bağımsız olarak kitleselleşmesinin önü nasıl açılabilir?

Bunlar yapılmazsa yeni iktidarın sağ, neoliberal, emek karşıtı, çevre karşıtı bir politikaya hızla savrulmayacağının garantisi, tedbiri nedir?

‘Bu tarihi fırsatı kaçırmayalım’

Demirtaş, yazısını şöyle bitirdi: “Hiç değilse emekçiler için bu tarihi fırsatı kaçırmayalım. Unutmayın, sol akıl işin içinde olmadan toplum, devlet ve dünya daha iyiye evrilemez. Şu, fenomen haline gelmiş karikatürdeki isyanla bitireyim: Millet aç, aç!”

Paylaşın

HDP Seçmeni, Cumhurbaşkanlığı Seçiminde Ne Yapacak? Demirtaş Açıkladı

5 yıldır Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, HDP seçmeninin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde izleyeceği yola dair dikkat çeken bir yazı kaleme aldı. Demirtaş, yazısında “Yerel seçimlerdeki denklem cumhurbaşkanlığı seçiminde de geçerli” ifadelerini kullandı.

2018’deki yerel seçimlerde Millet İttifakı adaylarının desteklenmesini isteyen Demirtaş, önümüzde cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de aynı denklemin sağlanacağının sinyalini verirken, AKP ve MHP’nin “HDP’yi ve HDP üzerinden muhalefeti terörize ettiğini” ifade etti.

Selahattin Demirtaş, yazısının devamında “HDP de seçmenleri de Türkiye’de gerçek bir huzur, uzlaşı, demokrasi ortamı istiyorlar. Eşitçe ve özgürce, bir arada yaşayalım diyorlar. Seçimlerde partilerinin yanında çelikten bir irade gibi durmaya devam edeceklerinden kuşkum yok. Cumhurbaşkanlığı seçimleri için ise ne yapacaklarını şimdilik bilemiyoruz ama ne yapmayacaklarını çok iyi biliyoruz, aptallık etmeyecekler. Her zamanki gibi akılla ve vicdanla hareket edecekler.” ifadelerini kullandı.

Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP’lilerin izleyeceği yola ilişkin artıgerçek için kaleme aldığı yazıdan bir bölümü şöyle:

Önümüzdeki ilk seçimlerde HDP seçmenlerinin ne yapacakları, nasıl davranacakları seçimlerin sonucunu belirleyecek. Sanırım bu görüşe katılmayan yoktur. Elbette bu durum, HDP seçmenlerinin oyunu diğer seçmenlerin oylarından daha değerli kılmaz. Bununla birlikte, HDP’nin ittifaklar dışı konumlanması onun stratejik önemini artırmıştır. AKP-MHP blokunun HDP’ye ve HDP üzerinden diğer muhalefete bunca ölçüsüz, ahlaksız, sınırsız saldırmasının nedeni de budur.

Amaç HDP’yi terörize ederek meşruluğunu zayıflatmak, oylarının artmasını engellemek ve HDP ile Millet ittifakını iş birliği içinde gösterip bir bütün olarak tüm muhalefeti terörist ilan ederek şoven, milliyetçi oyları Cumhur İttifakında konsolide etmektir. Bu da herkesin açıkça gördüğü, bildiği bir plan. Son yerel seçimlerde ve tekrarlanan İstanbul seçiminde bu dahiyane (!) planın işe yaramadığı, hatta ters teptiği görülmesine rağmen neden tutmamış, tutmayan, tutmayacağı da net olan bir plan üzerinde ısrar ediyorlar?

Bu konuda çok derin, görkemli, şahane siyasi analizler de yapabilirim! Birçok siyasi nedeni peş peşe sıralayıp gerçekçi bir tablo sunabilirim sizlere. Ama öyle yapmayacağım, sadece tek bir neden üzerinde duracağım. Cumhur İttifakı, HDP’ye ve HDP üzerinden muhalefete neden bu kadar saldırıyor? Çünkü kafaları çalışmıyor. Çünkü akılsızlar. Çünkü etraflarında aklı başında tek bir insan kalmadı. Çünkü bunlarda, “Efendim yanlış yapıyoruz” diyecek bir Allah’ın kulu yok. Emin olun, nedeni bu kadar basittir. Bakın anlatayım.

HDP’liler oy veriyorlar diye CHP ve İYİ Partili seçmenler kendi partilerinden vazgeçer mi?

Yerel seçimlerde HDP, Millet İttifakının içinde değildi, halen de değil. Dolayısıyla Millet İttifakının hiçbir belediye başkanı adayı HDP’li değildi ya CHP’liydiler ya da İYİ Partili. HDP o dönemde ne yaptı? CHP’li adayları dışarıdan destekleme kararı aldı ve o adaylara kazandırdı. İYİ Partili adaylara karşı da kendi adayını çıkardı. Cumhur İttifakı buna karşı, beka tartışmasını öne çıkaran bir seçim kampanyası yürüttü.

Şimdi kendinizi CHP’li veya İYİ Partili seçmenlerin yerine koyarak düşünün lütfen. Desteklediğiniz Millet İttifakının adayının kazanması zor görünüyor ama siz kazanmasını çok istiyorsunuz haklı olarak. Sonra HDP diye bir parti çıkıyor ve sizin adayınızı sadece demokrasinin gelişmesi için destekleme kararı alıyor. Bu durumda, CHP ve İYİ Parti seçmeninin şöyle mi düşünmesi beklenir? “Aaa, bak bu olmadı. Eğer benim kazanmasını çok istediğim adayıma HDP’liler de oy verecekse ben oy vermem kardeşim, gider Cumhur İttifakı adayına oy veririm.” Bu mudur yani? HDP’liler de oy verecek diye bir parti seçmeni, kendi adayından ve partisinden vazgeçip karşı ittifaka mı geçer yoksa sevinçten, HDP’li seçmenle kol kola halay mı çekmeye başlar? Yanıtı belli zaten, seçimi kazandılar ve kol kola halay çektiler.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

HDP’li Sancar’dan Dikkat Çeken İttifak Açıklaması

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, partisinin parti meclisi toplantısı öncesi yaptığı açıklamada, “En geniş kapsamda bir demokratik mücadele ortaklığı ve bunun ihtiyaç durumunda parlamento seçimleri için demokrasi irtifakına dönüştürülmesi meselesi artık somut bir program olarak önümüzdedir. Sadece bir söylem değil, sadece bir slogan değil somut bir program olarak artık şekillenmektedir. Nasıl yürüyeceğimizi, ilişkileri, en geniş demokrasi ittifakı için ilişkileri nasıl kuracağımızı, kurallarımızı yine bütün demokrasi güçleriyle istişare ederek, halkla buluşarak belirleme aşamasında olduğumuzu bilelim. Slogan ve hedef değil somut adımlarla hayata geçirilecek hayati bir amaç” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Açıklamasında, Türkiye’nin çoklu bir kriz içinde olduğunu belirten Sancar, “Bu çoklu krize olabilecek en kapsamlı çözüm programını da yine HDP olarak bizler sunuyoruz. HDP siyaset üretiyor. HDP, Türkiye siyasetinin kurucu aktörü olma iddiasının hakkını vermeye çalışıyor, gereklerini yerine getirmek için elinden geleni yapıyor” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı, konuşmasında, adalet sistemindeki çözülmeye işaret ederek, “Türkiye belki de tarihinin en ağır hukuksuzluk dönemini yaşıyor. Hukukun bütünüyle devre dışı bırakılması gibi bir yönelim içinde iktidar. Şimdiye kadar hiç olmazsa görünüşte hukuka uymak gibi bir kaygı güttükleri olmuştu. Yani hukukun gereğini yerine getirmeseler de hiç olmazsa buna kendilerince gerekçeler üretmeye çalışmışlardır. Ama böyle zorba bir iktidarın, sömürü, talan ve zulüm üzerine kurulmuş bir iktidarın hukuku göstermelik olarak bile dikkate almasının bir sınırı vardır. İşte o sınır şimdi gelmiş çatmıştır.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi, Eş Genel Başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar başkanlığında Ankara’da toplandı. Toplantının açılışında konuşan Sancar şunları söyledi:

Hepinizi sevgiyle selamlıyorum. Bu önemli Parti Meclisi toplantımıza hepiniz hoş geldiniz. Biliyorsunuz yaz ayları boyunca hepiniz sahada çalıştınız. Partimizin bütün birimleri her alanda ellerinden gelen çabayı sarf ederek bir çalışma yürüttü ve bunun sonucunda Demokrasiye Çağrı Deklarasyonumuzu yayınladık. Bu deklarasyon Türkiye’nin geleceğini demokratik bir şekilde ve eşit yurttaşlık temelinde, ortak yaşamı özgürlük üzerine inşa etme amacına yöneliktir. Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerine çağrı içeren bu deklarasyonumuz aynı zamanda yol haritamızdı. Yol haritamızın ana hatlarını belirliyordu. Bundan sonra yeni bir aşamaya geçtik ve bu aşamayı da zaten adım adım yürütüyoruz. Bu aşama, Demokrasiye Çağrı Deklarasyonunun hayata geçirilmesi aşamasıdır. Tıpkı deklarasyonu hazırlama sürecinde olduğu gibi şimdi de yine tabandan başlayarak halk buluşmalarıyla, esnafla görüşmelerle, sivil toplum örgütleriyle istişarelerle, kanaat önderleriyle sohbetlerle yolumuzu halkımızla birlikte belirlemeye çalışıyoruz.

“Yolumuzun ana hatlarını bütün kamuoyuna net bir şekilde ilan ettik”

Yine meydanlardayız, yine halkımızın içindeyiz. Bu deklarasyonun gereklerini nasıl yerine getireceğimizi değerlendiriyoruz. Bu çalışma önümüzdeki dönem en yoğun ve en önemli faaliyet alanımız olacaktır. Bu Parti Meclisi toplantısında esas üzerinde duracağımız konu, Demokrasiye Çağrı Deklarasyonunun somutlaştırılarak hayata geçirilmesi meselesidir. Bunu nasıl yapacağımızı yine hep birlikte burada tartışacağız. Daha sonra başka kurullarımızı da toplayacağız ve bu kurullarda yine tartışmalarla, istişarelerle yolumuzu netleştireceğiz. Dediğimiz gibi bizim çok net hedeflerimiz var ve bu hedeflerimizi açıkça Türkiye halklarıyla paylaşan ilk parti olduğumuzu da söyleyebiliriz. Yani ne kulislere ne kapı arkası pazarlıklara pirim verdik, tam tersine halka sözümüzü açık söyledik. Yolumuzun ana hatlarını bütün kamuoyuna net bir şekilde ilan ettik.

Dolayısıyla bizim üzerimizden yürüyen pazarlıklara, bize yönelik spekülasyonlara büyük ölçüde nokta koyduğumuzu düşünüyoruz ve deklarasyonumuzun Türkiye toplumunun önemli bir kesimi tarafından gayet olumlu karşılandığını tespit etmekten memnuniyet duyuyoruz. Hedefimiz Türkiye’de demokrasinin yolunu açmak, Türkiye’de barışı inşa etmenin zeminini yaratmak, eşit yurttaşlığı inşa etmektir. Demokrasi, özgürlük, eşit yurttaşlık, eşit ortak yaşam… İşte hedefimiz budur. Bunun için de barış mücadelesi bizim açımızdan en hayati konudur. Barışı da yine toplumdan, tabandan inşa etme gibi bir hedef koyduk önümüze. Barışın hedeflerini, barışın amacını ve barışın boyutlarını yine toplumda birlikte konuşacağız ve toplumla birlikte inşa edeceğiz. Bu meseleleri sadece siyasi partilere hele de iktidara bırakmaya hiç niyetimiz yok. Ancak tabandan inşa edilen bir barış kalıcı hale gelebilir. Ancak böyle inşa edilmiş bir barışın üzerine demokratik bir gelecek kurulabilir. Ancak böyle bir barış eşit ortak yaşamın güvencesini oluşturur.

“HDP siyaset üretiyor”

Türkiye’nin çoklu bir kriz içinde olduğunu söylüyoruz ve bu çoklu krize olabilecek en kapsamlı çözüm programını da yine HDP olarak bizler sunuyoruz. HDP siyaset üretiyor. HDP, Türkiye siyasetinin kurucu aktörü olma iddiasının hakkını vermeye çalışıyor, gereklerini yerine getirmek için elinden geleni yapıyor. Bu gerçeği göz ardı edenler, bu gerçeği tartışmaya katlanamayanlar ölü balık numarası yapmanın bir sonuç doğurabileceğini sanıyorlar ama gerçeklik onları yanıltacaktır. Çünkü bu sesin halkta yankı bulacağını ve bu sesin yine Türkiye’de en geniş demokratik mücadele ortaklığını yaratmayı sağlayacağını bizler biliyoruz. Bunu başarmak için de birkaç şeye ihtiyacımız var.

Her şeyden önce örgütlülüğümüzü güçlendirmek, ikincisi birliğimizi sağlam tutmak, bu kadar farklı eğilimlerin bir arada bulunduğu bir partinin en büyük gücüdür. Çünkü farklılıkları temel ilkeler etrafında buluşturabilme becerisi gerçekten toplumu demokratik temelde bir arada yaşatma imkanının da temelinde olmuştur. Bu yüzden bizim herkes tarafından ya da bazıları tarafından dezavantaj görülen bu özelliğimiz, tam tersine kendi içimizde demokrasi pratiği geliştirmenin bir imkanıdır aynı zamanda. Kendi aramızdaki tartışmalar, Türkiye’yi gerçek ve güçlü bir demokrasiye taşımanın bir provası ve tecrübesidir. Deklarasyonun hazırlık süreci tam da böyle işlemiştir.

Gerçek anlamda demokratik bir işleyiş, gerçek anlamda demokratik bir süreç olarak yaşanmıştır deklarasyonun hazırlık süreci. Bunun HDP’yi parti olarak, partinin iç işleyişi olarak bir adım daha ileriye taşıdığından hiç şüphe duymuyorum. Ama eksiklerimiz vardır, yapmamız gereken şeyler mevcuttur. Bu iradeyle ve bu ortak akılla bu eksikleri gidereceğimizi de biliyoruz. Önümüzdeki dönemde yine aklımızı ve irademizi birleştirerek bu yolu en güçlü şekilde yürüyeceğimiz kesindir. Buna bizler inanıyoruz, halkımız inanıyor. Bize kulaklarını kapatanların da bundan sonra bu sese daha fazla kulak vermek zorunda kalacaklarını biliyoruz.

“İktidar siyasal geleneğimizin tümünü yargılama hırsıyla hareket ediyor”

Türkiye belki de tarihinin en ağır hukuksuzluk dönemini yaşıyor. Hukukun bütünüyle devre dışı bırakılması gibi bir yönelim içinde iktidar. Şimdiye kadar hiç olmazsa görünüşte hukuka uymak gibi bir kaygı güttükleri olmuştu. Yani hukukun gereğini yerine getirmeseler de hiç olmazsa buna kendilerince gerekçeler üretmeye çalışmışlardır. Ama böyle zorba bir iktidarın, sömürü, talan ve zulüm üzerine kurulmuş bir iktidarın hukuku göstermelik olarak bile dikkate almasının bir sınırı vardır. İşte o sınır şimdi gelmiş çatmıştır. Türkiye toplumunun tam karşısında durmaktadır. Hiçbir hukuksuzluğu açıklama ihtiyacı bile duymadıkları gibi, kamu yönetiminde çalışanları da hukuksuz davranma konusunda cesaretlendirme pervasızlığı da yapabiliyorlar.

Bunu bizzat iç güvenliği sağlamakla görevli bakan açıkça dile getirebiliyor. Yine kapatma davası, aynı mutsuzluk anlayışının bir ürünüydü. İktidarın küçük ortağı sadece partimize karşı kapatma davası açılması için yoğun bir siyasi kampanya yürütmekle kalmadı, aynı zamanda Anayasa Mahkemesini her fırsatta tehdit etti. Aynı yöntem Kobanî Davasında da devam ediyor. Kobanî Davasında yine siyasi müdahaleler hiç gizlenme ihtiyacı duyulmadan gerçekleşiyor. Burada yargılanan arkadaşlarımızın içinde 6 eş genel başkanımız var. Yani aslında HDP’nin ve HDP’nin üzerine oturduğu siyasal geleneğin tümünü yargılamak gibi bir hırsla hareket ediyor iktidar.

“Mahkeme bir haftada on binlerce sayfa okunarak savunma yapılmasını dayatıyor”

Özellikle iktidarın küçük ortağı bunu açıkça dile getirmekte hiçbir beis görmüyor. Kobanî Davasında bu hukuksuzluklara karşı avukatlarımız davayı protesto ediyor. Yine yargılanan yoldaşlarımız da aynı şekilde protestolarını sürdürüyor. Bu protestoların nedeninin ne olduğunu belki de kamuoyu yeterince bilmiyor. Bunu anlatmak da bizlerin görevidir. Mahkeme bir hafta içinde on binlerce sayfa üzerinden arkadaşlarımızın savunma yapmasını bekliyor. On binlerce sayfalık iddianame ve eklerini veriyor ve bir hafta içinde savunmalarını yapmalarını dayatıyor.

Bunun fiilen mümkün olmadığını görmek için hukukçu olmaya gerek yok.  Amaç savunmayı engellemektir. Aslında yapılan şey savunma değildir. Bizim yargılanan yoldaşlarımızın yaptığı şey bu iktidarı, bu iktidarın yaslandığı zihniyeti, bu zihniyetin beslendiği düzeni yargılamaktır. İşte bunu engellemek için bu tür dayatmalara girişiyor iktidar. Yine iktidarın küçük ortağının geçen gün yaptığı açıklama bu sözlerimizin başka herhangi bir kanıta gerek kalmadan doğruluğunu ortaya koyuyor.

Ne demişti iktidarın küçük ortağının başkanı “108 kişi hakkında gün yüzünü haram edecek karar çok kısa sürede alınmalıdır”. Yani mahkemeye apaçık talimat veriyor.  Anayasayı çiğniyor diyeceğim ama Anayasa umurlarında değil. Peki, bu kadar doğrudan talimat verme ihtiyacını neden hissediyorlar? Aslında bu bir ihtiyaç değil, bu bir mecburiyettir. Çünkü HDP var oldukça bu iktidarın sonunun geleceğini biliyorlar. Bu iktidar ve onu besleyen zihniyetin de sonunu getirebilecek olan işte bu kararlı mücadeledir. Bunun farkındalar ve bunu en açık dile getiren de iktidarın küçük ortağıdır.

“Baskılara rağmen HDP’nin büyüdüğünü biliyoruz”

Hakimler Savcılar Kurulu’nun bir üyesi istifa etti. İstifa ederken “Bahçeli’yle istişare ederek aldım bu kararı” dedi. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun bir üyesinin, iktidarın küçük ortağının başkanına danışarak bu kararı aldığını söyleyebileceği kadar pervasız bir ortamın yaratıldığını görmemiz gerekiyor. Tabii binlerce örnek daha verebilirim. “Bu davayı bir an önce hızlandırın ve HDP’yi ne olursa olsun tasfiye edin” talimatından başka bir şey değil. Nafile bir talimattır, boş bir çaba.

Ne mahkeme salonlarındaki bu mizansenler ne iktidarın diğer zulüm operasyonları ne de başka saldırılar HDP’yi yolundan alıkoyabilir. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da HDP bütün bu saldırıları boşa çıkaracak güce ve inanca sahiptir. Aslında iktidar bu tür davaları ölüm kalım meselesi haline getirmekle kendisinin kaybedeceğini açıkça ilan etmektedir. Çünkü eğer biri için ölüm kalımsa mesele, yaşamda kalma becerisini ve gücünü en iyi sergileyen, en iyi gösteren, bunun pratiğiyle dolu bir geçmişe sahip olan parti HDP’dir. Diğerleri ise kendi dayattıkları tercihin öbür kısmına mahkumdurlar.

Burada yapılanlar boştur. Burada yapılanlardan sonuç almak imkansızdır. Baskılara rağmen HDP’nin büyüdüğünü biliyoruz. Sadece kendi tabanımızın daha kararlı bir tutum sergilemekle kalmadığını da görmemiz ve göstermemiz gerekiyor. Türkiye’nin her yerinden bu kabul ve bu destek HDP’ye en azından sempati olarak, en azından HDP’yi dikkatle izleme olarak ortaya çıkıyor ve bunun oya dönüşeceğini de biliyoruz.

“Çalışmalarımızın demokrasi irtifakına dönüştürülmesi somut bir program olarak önümüzdedir”

En geniş kapsamda bir demokratik mücadele ortaklığı ve bunun ihtiyaç durumunda parlamento seçimleri için demokrasi irtifakına dönüştürülmesi meselesi artık somut bir program olarak önümüzdedir. Sadece bir söylem değil, sadece bir slogan değil somut bir program olarak artık şekillenmektedir. Nasıl yürüyeceğimizi, ilişkileri, en geniş demokrasi ittifakı için ilişkileri nasıl kuracağımızı, kurallarımızı yine bütün demokrasi güçleriyle istişare ederek, halkla buluşarak belirleme aşamasında olduğumuzu bilelim. Slogan ve hedef değil somut adımlarla hayata geçirilecek hayati bir amaç.

Çünkü eğer bu birlikteliği sağlayabilirsek gelecek dönem, yeni bir başlangıcı, demokratik dönüşümü ve barışı sağlamanın önündeki engellerin hepsini ortadan kaldıracak halkların ortak iradesini yaratma imkanımız da o kadar büyüyecektir. Biz bu birlikteliği sağlayabileceğimize inanıyoruz. Şimdiye kadar deklarasyon konusunda heyetlerimizin görüştüğü demokrasi çevrelerinin hemen hepsinin de değerlendirmesi ve kanaati bu yöndedir. Şimdi dediğim gibi bunları somutlaştırma, bunları somut bir yol haritasına dönüştürme zamandır. Bunun için de Parti Meclisinin siz değerli görüşleri çok önemlidir.

Bunu bugün bu toplantıyla başlatmış olacağız ve başka kurullarımızda da devam edeceğiz. Oyunlar ve tuzaklarla görmezden gelerek, yok sayarak HDP’yi zayıflatabileceklerini sananlara söylenecek çok söz var ama bizim söylememize gerek yok. Halk bunu söylüyor zaten. Bakın bizim geldiğimiz gelenek, geçtiğimiz hafta Van’da 2000 günü bulan yasaklara rağmen sokağa çıkıp “Kürtler size boyun eğmeyecek” diyen Edibe Babur’un geleneğidir. Bu gelenek, “emeğimin karşılığını size meze etmeyeceğim” diyen emekçinin geleneğidir. Bu gelenek, dereler özgür aksın diye üstüne örttüğü battaniyesiyle nöbet tutan Hatice Ana’nın geleneğidir.

Bu gelenek, zorla kaybedilmiş oğlunu evinin kapısı açık bekleyen ama maalesef gözleri açık giden Berfo Ana’nın geleneğidir. Biz de Berfo Ana’nın gözlerinin açık gidişinin yarattığı yaranın kapanması için mücadele yürütme mecburiyeti ve sorumluluğu altında olan bir partiyiz. Bütün halklara, halklarımıza buradan tekrar sesleniyoruz: Bu kokuşmuş, çürümüş ve karanlık düzende gözünüz HDP de olsun. Çünkü HDP hakikatin kutup yıldızıdır. Gözünüzü buraya çevirdiğinizde geleceğin barış, demokrasi, özgürlük ve eşitlik üzerine kurulması konusundaki inancınızda da umudunuzda da yanılmayacaksınız. Sizin beklentilerinizi, umutlarınızı boşa çıkarmayacağız. Bundan hiç kimsenin hiçbir şekilde şüphesi olmasın.

“Bu keyfiliği durduracak irade bu salondaki iradedir”

Biliyorsunuz bu sindirme operasyonları kapsamında gözaltı furyası durmak bilmiyor. Her gün yeni gözaltı haberleri geliyor. Daha birkaç gün önce Diyarbakır’da, İzmir’de, Antalya’da, Ankara’da, Mardin’de operasyonlar yapıldı. 30’a yakın arkadaşımız gözaltında. Bunların içinde bileşen partilerimizin temsilcileri de var. Bunların içinde sendikacılar da var. Barış Annemiz var. Ayrıca Kürdistan Sosyalist Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bayram Bozyel var ve geçen dönem milletvekilimiz olan değerli yoldaşımız, değerli kardeşimiz, emeğiyle bu partide çokça katkısı bulunan Behçet Yıldırım var. 8 günü aştı gözaltı süresi. Bu keyfiliği durduracağız. Behçet Yıldırım’a da sendikacılara da diğer muhalif partilerin temsilcilerine de sahip çıkacak irade buradaki iradedir.

HDP’de temsilini bulan halkların ortak iradesi ve HDP’nin kurmak istediği ortak mücadele geleneğinin gücüdür, ortak mücadele birlikteliğinin gücüdür. Bu gözaltılar, gözaltına alınanları da asla sindiremez. Dışarıda kalanlara amaç gözdağı vermekse bunu da tekrar söyleyelim; boş hayalden başka bir anlamı yoktur. Elimizde hakikatin meşaleleri, yüreğimizde haklılığımıza olan inancımız ve en büyük gücümüz olan halklarımızın desteğiyle yolumuza devam ediyoruz. Bu yolu büyüterek, bu yolda büyüyerek yürümeye devam edeceğiz. Bunu da yine partimizin bütün emekçileri, sizler ve diğer birimde çalışan bütün arkadaşlar hep birlikte yapacağız. İnancımızda en ufak bir sarsılma, umudumuzda en ufak bir zayıflık yoktur. İrademiz her zamankinden daha güçlüdür, yolumuz açıktır.”

Paylaşın

HDP’nin Kapatma Davasına İlişkin Savunması Yargıtay’a Gönderildi

Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatma davası için sunduğu ve bir ek klasör ve 173 sayfadan oluşan ön savunmasını Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’e gönderdi.

Haber Merkezi / Başsavcı Bekir Şahin, bir ay içinde esas hakkındaki görüşünü sunması gerekiyor. Bu görüş de HDP’ye gönderilecek. Daha sonra Anayasa Mahkemesince (AYM) belirlenecek tarihlerde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin sözlü açıklama, HDP yetkilileri de sözlü savunma yapacak. Bütün sürecin ardından davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak olan raportör, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak.

15 kişiden oluşan AYM heyeti karara bağlayacak

Bu işlemler sürerken gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı gerekse davalı HDP, ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek. Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılmasının ardından Başkan Zühtü Arslan, toplantı için gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak. HDP hakkındaki kapatma davasını, 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi (AYM) heyeti karara bağlayacak.

Paylaşın

Buldan: Bizi Bitirmeye Çalışanlar Yok Oluşun Eşiğine Geldi

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “HDP artık bu ülkede siyasete yön veren, değişim gücü konumuna gelmiş, bu ülkeyi yönetmeye aday bir halk partisidir, kadın partisidir. Bu darbenin failleri, başrol oyuncuları ise kendi çöküşleri ile baş başa kalmışlardır. Barış siyasetinden, diyalogdan, çözümden yüz çevirip hukuksuz bir darbeyle bizi geriletmeye çalışanların kendisi yok oluşun son eşiğine geldi. Her anlamda tükendiler, bittiler, çöktüler. Şu anda ülkeyi değil, tamamen kendi çıkar ve rantlarını yönetiyorlar.” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi, İstanbul Sözleşmesi, kadın kazanımlarına yönelik saldırılar ve örgütlenme başta olmak üzere yeni dönem politik mücadele hattını belirlemek üzere parti genel merkezinde toplantı gerçekleştirdi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Eş Genel Başkan Pervin Buldan, şunları söyledi:

“Kadın Meclisimizi Kasım ayı itibariyle toplamış bulunmaktayız. Kadın Meclisi ve kadınlar olarak bir araya geldiğimiz her bir kadın toplantımız, bütün moral ve coşkumuzla gerçekleştirdiğimiz her bir buluşmamız kadın hareketinin, mücadele ve çalışmalarında kararlı bir şekilde ilerlediğinin bir ifadesidir aynı zamanda. Dolayısıyla biz her kadın buluşmamızdan ötürü heyecan duyuyoruz ve bu güçlü birliktelikten güç alıyoruz. Emeği geçen tüm arkadaşların emeğine, azmine sağlık diyorum.

Kadınların yürüyüşü bu ülkede demokratik iktidarı mutlaka kuracaktır 

Başta Kadın Meclisimiz olmak üzere ülkede kadın mücadelesi için emek veren, mücadele yürüten her bir kadın yapısı ve kadın örgütlenmesi bu ülkede değişimin, eşit yaşamın, demokrasinin ve adaletin iktidara giden yollarını döşemektedir. Şu anki demokratik muhalefetin en güçlü kesimini oluşturan biz kadınların yürüyüşü, kadınların eşitlikçi demokratik iktidarını bu ülkede mutlaka kuracaktır. Bunu hep birlikte ülkenin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine bütün kadınlarla el ele verdiğimiz çalışmalarla ve mücadelelerle başaracağız. Biz kadınlar ortak ve eşit yaşamın sıcak iklimiyle bu ülkeyi kuşatacağız. Buna dair oldukça inançlıyız, kararlıyız.

İçerisinde bulunduğumuz ay partimize ve birlikte siyaset yürüttüğümüz arkadaşlarımıza yönelik 4 Kasım siyasi darbesinin gerçekleşmesinin 5’inci yıl dönümü. Eşitlikçi, demokratik siyasetimizin güçlü yükselişi karşısında demokratik ve hukuki yollardan mücadelemizi geriletemeyen AKP iktidarı, Eş Genel Başkanlarımız Sevgili Yüksekdağ ve Sevgili Demirtaş başta olmak üzere 11 milletvekili arkadaşımızı tutuklayarak partimize dönük bir darbe girişimi başlattı. Açık bir şekilde, hukuk dışı her türlü yöntemle partimize yöneldiler.

Bu tutuklamalarla beraber partimize ve bileşenlerimize dönük operasyonlarda 10 binin üzerinde arkadaşımız gözaltına alınıp tutuklandı bu 5 yıllık süre içerisinde. Belediyelerimize kayyım gaspıyla el koyarak, belediye eşbaşkanı arkadaşlarımızı görevlerinden uzaklaştırarak tutukladılar. Bütün bunlarla mücadelemizi tasfiye etmek en temel amaçlarıydı. Ancak tarihte eşi görülmemiş baskılara maruz bırakılmış mücadele geleneğimiz bu darbe karşısında da güçlenerek yoluna devam etti. Ve büyüyerek yolumuza devam ediyoruz.

Bizler için aslolan yolumuzdur. O yolda devam eden onurlu yürüyüştür. 5 yıldır arkadaşlarımız içeride ve sürgünde, bizler dışarıda inanç ve mücadele birliğimizle büyük yürüyüşümüze devam ediyoruz. Bu yolun sonu özgürlüğe, halkların eşitlikçi ve demokratik adil iktidarına her zaman olduğundan çok daha yakındır. Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. HDP artık bu ülkede siyasete yön veren, değişim gücü konumuna gelmiş, bu ülkeyi yönetmeye aday bir halk partisidir, kadın partisidir.

Bizi bitirmeye çalışanlar yok oluşun eşiğine geldi, bitti tükendi

Bu darbenin failleri, başrol oyuncuları ise kendi çöküşleri ile baş başa kalmışlardır. Barış siyasetinden, diyalogdan, çözümden yüz çevirip hukuksuz bir darbeyle bizi geriletmeye çalışanların kendisi yok oluşun son eşiğine geldi. Her anlamda tükendiler, bittiler, çöktüler. Şu anda ülkeyi değil, tamamen kendi çıkar ve rantlarını yönetiyorlar. Halkı neden oldukları çoklu krizlerle baş başa bırakıp, halkın bu krizlerin altında ezilişini yalanlarla örtbas etmeye çalışıyorlar. Ortaya koydukları ekonomik sefalet ortamını “Avrupa, Amerika saadetimize şaşırıyor” yalanlarıyla utanmadan silikleştirmeye çalışıyorlar.

Sefalet ücretlerine mahkum ettikleri binlerce işçiyi, emekçiyi, emekliyi “evini az ısıt, az ye” telkinleriyle sefalete alıştırmaya çalışıyorlar. Peki ya kayyımları? Gaspçı kayyımları bütün belediyelerimizde, Sayıştay raporlarıyla da belgelendiği üzere yolsuzluk, vurgun ve yağmalarını yönetiyorlar. İşte onların partimize darbe yaparken amaçladıkları buydu. Bizim onurlu demokratik siyasetimizi önlerinde engel olmaktan çıkarıp çürümüş siyasetleriyle ülkeyi rahat bir şekilde yağmalamaktır. Bu talan ve yağma siyasetleriyle, çözüm siyasetimize karşın ortaya koydukları kutuplaştırıcı, ayrımcı kaos siyasetleriyle ülkede bugün sosyal, toplumsal, ekonomik çöküşü ortaya koydular.

Kadınlar ekonomik olarak bu ülkenin en çok yoksullaşan kesimidir

Başta kadınlar olmak üzere toplumun tamamını bir şiddet sarmalının içine hapsettiler. Bugün itibariyle açlık sınırı 3 bin 628 lira iken yoksulluk sınırı10 bin TL’nin üzerine çıkmıştır. TÜİK’in yalanlarını bir kenara bırakırsak gerçek enflasyon % 50’ye dayanmış durumdadır. Halkı açlığa ve yoksulluğa mahkum eden AKP iktidarı, en çok da kadınların bu ağır koşullar altında ezilmesine, zarar görmesine olanak sunmuştur. Güvencesiz işlerde emeği sömürülen kadınlar ekonomik olarak bu ülkenin en çok kaybeden, en çok yoksullaşan kesimidir. Bunu bizler, özellikle de çalışmalarıyla toplumun bütün kesiminden kadınlarla temas halinde olan Kadın Meclisimiz, sizler çok iyi bilirsiniz.

İstanbul Sözleşmesini feshetmek AKP Genel Başkanı tarafından kadınlara karşı işlenmiş bir suçtur

Yine ekonomik ve sosyal olarak kadını erkeğe bağımlı tutmaya çalışan AKP zihniyeti, kadının yaşam güvenliğini de aynı şekilde erkeğe bağımlı tutmaktadır. Her gün ama her gün korumamaktan, önlememekten, erkek yargı kararlarından dolayı kadınlar katledilmektedir.

Çünkü bu iktidarın kafasında İstanbul Sözleşmesi gibi kadının yaşam hakkını dert edinen, kadının yaşam hakkını koruyup geliştirmeyi hedefleyen bir düşünce sistemi yoktur. Kadınların yaşam güvenliğini sağlamayı hedefleyen İstanbul Sözleşmesini uygulamak yerine feshetmek en üst makamdan, bizzat AKP Genel Başkanı tarafından kadınlara karşı işlenmiş bir suçtur.

AKP Genel Başkanı şimdi de çıkmış İstanbul Sözleşmesini, yani kendi yaşam hakkını, hukukunu savunan kadınlar için sapkın deme cüretini göstermiştir. İşte faşizm, işte tekçilik, işte kadına yönelen eril şiddet tam olarak budur; kadınları susturmak için haklarını savunan kadınları yaftalamak, kadınlara hakaret etmektir. Bütün kadınlar adına buradan kendisine sesleniyorum. Hiçbir kadının onurlu duruşuna ve tavrına hakaret etme hakkınız yoktur. Özellikle bu ülkeyi yöneten cumhurbaşkanına bunu söylüyorum. Hiçbir kadını yaftalayamazsınız, karalayamazsınız! Nasıl ki zorbalığınız, baskılarınız kadınları durduramadıysa hakaretleriniz de kadınları durduramayacak. Her yerde her koşulda haklarımızı savunacağı. Sizin ve siyasi anlayışınızın kadına yönelik şiddeti teşvik eden dilinizle mücadele etmeye devam edeceğiz.

25 Kasım haftasında eylemlerimizle kadına yönelik şiddete hayır diyeceğiz

Bildiğiniz üzere, içerisinde bulunduğumuz ay aynı zamanda 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’dür. Biz hep olduğu gibi bu ayda eylem ve etkinliklerimizle yurdumuz ve bütün dünya kadınları ile birlikte kadına yönelik şiddete hayır diyeceğiz. 25 Kasım haftası dolayısıyla parlamentoda kadın grubumuzu toplayacağız. Grup kürsümüzden kadınların sözünü söyleyeceğiz, hakkını savunacağız. Diktatörlüğe karşı verilen bir kadın mücadelesi sonucu sembolleşen 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü, bugün demokratik kadın mücadelesi yürüten biz kadınların mücadelesinde hala devam etmektedir.

Şu açıktır ki bu iktidar ilk seçimlerde yıkılıp giderken arkasında bırakacağı en büyük enkaz kadına yönelik suçlar olacaktır. İşte biz kadınlar bütün bu suçların hesabını mutlaka ama mutlaka adalet önünde ve ilk seçimlerde bu iktidardan soracağız. Kadınlar için ölümcül sonuçları olan bütün bu erkek politikalara karşı kadınların yaşamı ve yaşatmayı esas alan, barışçıl, eşitlikçi demokratik iktidarını mutlaka kuracağız. İstanbul Sözleşmesini etkin bir şekilde uygulayacağız. Kadının haklarıyla, eşit ve hür bir şekilde yaşamasının olanaklarını hep birlikte mutlaka sağlayacağız.

Kürtler Kürtçe müzik eşliğinde verdiğiniz o sahte selamı almaz

Tekçi AKP iktidarının kadınlara, demokratik muhalefete ve Kürtlere karşı düşmanca yaklaşımı onları sokağa çıkamaz, halk ile konuşamaz duruma getirmiştir. Toplumsal açıdan bütün meşruiyetlerini kaybettiler. Halkın karşısına çıkamayan AKP Genel Başkanı, Kürtlerin kapısına gidince artık hiçbir söylem de bulunamıyor. Erdoğan geçen gün gittiği Batman’da Kürt müziği eşliğinde Kürtlere sevimli bir görüntü vermeye çalıştı.

Ama hiç kusura bakmasınlar; Kürtlerin iradesine saldırıp siyasetçilerini yıllardır rehin olarak tutan, kentlerimizi gaspçı kayyımlara yağmalatan, bu kayyımlar eliyle belediyelerimiz bünyesinde açtığımız Kürtçe eğitim veren kreşleri ve Kürt kültür kurumlarını ilk elden kapatan, Kürtçe park ve sokak isimlerini değiştiren, Kürtçeyi bilinmeyen dil olarak tanımlayan bu iktidarı ve bu iktidarın başını Kürt halkı çok iyi tanıyor.

Bu iktidarın Kürt düşmanı politikalarını çok iyi biliyor Kürtler. Bir Kürt kadın siyasetçiye, TJA Dönem Sözcüsü Ayşe Gökkan’a en üst sınırdan 30 yıl 3 ay hapis cezası vererek kadını ve Kürdü en üst sınırdan cezalandırma hevesinizin çok iyi farkındayız. O nedenle ne Kürtler ne Kürt kadınlar Kürtçe müzik eşliğinde verdiğiniz bu sahte selamı almaz, size yol vermez. Kürt kadınlar ilk seçimlerde zafer tililileri çekmeye hazırlanıyor.

TBMM’de Plan Bütçe Komisyonunda görüşmelerin devam ettiğini hatırlatmak istiyorum. Her sene olduğu gibi yine erkek iktidarın, yine Saray’ın bütçesini yaptılar ve bunu görüşüyorlar. Yaptıkları bütçede halkın payı yok, emekçinin payı yok, yoksulun payı yok, kadının payı yok. Milletvekili arkadaşlarımız komisyonda Saray’ın erkek bütçesine karşı halkın ve kadınların bütçesini savunuyor. Bu muhalefetimizi en üst düzeyde sürdürmeye devam edeceğiz.

Bu vesileyle ben bütün milletvekili arkadaşlarıma ve emeği geçen Meclis çalışanlarımıza buradan teşekkürlerimi iletiyor, çalışmalarında başarılar diliyorum. Şimdiye kadar olduğu gibi Meclis’te, mahallelerde, evlerde, tarlada, fabrikalarda, iş yerlerinde mücadelemizi örgütlemeye ve yükseltmeye devam edeceğiz. Yolumuza çok kararlı ve sıkı bir şekilde devam edeceğiz. Kadın mücadelesi, kadın muhalefeti bu ülkenin iktidarını ve geleceğini belirleyecek olan güçtür. Gücümüzün her an için farkında olalım. Kadınların bu ülkeyi yöneteceği günler yakındır. Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Paylaşın