Sancar: Haramilerin, Zalimlerin Saltanatını Yıkacağız

Partisinin İstanbul İl Kongresi’nde konuşan Sancar, “Ne diyordu Vedat Türkali, ‘Bekle bizi İstanbul’ diyordu. Haramilerin saltanatını yıkmaya geliyoruz. İşte HDP işte halkların ortak iradesi. Buradayız, geldik. Evet bekle bizi İstanbul, Amed, Hakkari, Mardin, İzmir Artvin, geldik geliyoruz. Haramilerin, zalimlerin, hırsızların, yalancıların saltanatını yıkıyoruz, mutlaka yıkacağız” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul İl Örgütü, 4. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirdi. Küçükçekmece’deki Yahya Kemal Bayatlı Gösteri Merkezi’nde yapılan kongreye geniş bir katılım oldu. Kongrenin yapıldığı salon tamamen dolarken polis salon etrafında geniş güvenlik önlemi aldı. Kongreye gelenlerin üzerini arayarak içeri aldı.

Kongre öncesinde de MA Music bir konser verdi. Konserin ardından İl Eş Başkanı Elif Bulut kongrenin açılış konuşmasını yaptı. Bulut “Bu ülkeye özgürlük, adalet ve demokrasi getirecek ve bu makus talihi değiştirecek olanlar bizleriz, HDP’dir, ezilen bütün haklar, katledilen Kürtlerdir, Alevilerdir, yok edilmeye çalışılan LGBTİ’lerdir, yoksullaştırılan emekçilerdir, doğayı katledenlere karşı direnen ekoloji kurumlarıdır. İşte bütün bunlar HDP’dir ve bu yapısıyla faşistleri ve bu karanlık yapıyı savunanları korkutuyoruz. Onlara dert olmaya devam edeceğiz” dedi.

Daha sonra da HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar kongreye katılanlara hitaben bir konuşma yaptı. Kitleyi Türkçe ve Kürtçe selamlayan Sancar, yazar Vedat Türkali’den bir alıntılama yaptı.

Sancar “Ne diyordu Vedat Türkali, ‘Bekle bizi İstanbul’ diyordu. Haramilerin saltanatını yıkmaya geliyoruz. İşte HDP işte halkların ortak iradesi. Buradayız, geldik. Evet bekle bizi İstanbul, Amed, Hakkari, Mardin, İzmir Artvin, geldik geliyoruz. Haramilerin, zalimlerin, hırsızların, yalancıların saltanatını yıkıyoruz, mutlaka yıkacağız” dedi.

Sancar, HDP olmadan barışın olmayacağını belirterek şöyle konuştu:

“Boşuna demiyoruz. Bizim bu ülkeye, bu ülkenin halklarına, gençlerine en çok, kadınlarına sözümüzdür. Bu ülkeye büyük barışı mutlaka getireceğiz. Bu ülkede adil, özgür, demokratik yaşamı mutlaka kuracağız. İktidar istediğini yapsın. Her gün yeni saldırılar yapsın, operasyonlar düzenlesin ama bizde korkunun zerresinin olmadığını çok iyi biliyor. Bu iktidara, bir kez daha hatırlatalım; kumpas davalarınız sökmedi: Kobanî Davası adı altında, çürük yüzkarası bir kumpas davası başlattınız ama yoldaşlarımız mahkeme salonunda tarihin karşısında halkın vicdanında sizleri yargılamaya devam ediyor. Bu kumpası çökerttik daha da çökerteceğiz.

“Kumpasa doymuyorlar. Cizre’de 3 gündür büyük bir kumpasın peşindeler. Milletvekilimiz üzerinden olmadık iftiralar ortaya atıyorlar. Cizre’yi karıştırmak, ülkeyi kaosa sürüklemek bunların şu an en önemli hedefidir. Cizre’de Soylu’nun işaret edip başlattığı kumpası başlarına yıkacağız. Önce gidin yolsuzlukların hesabını verin, çetelerle, mafyalarla kol kola yürüttüğünüz kirli işlerin hesabını verin.”

“Savaş karşıtı birlikteliği oluşturmalıyız”

İktidarı ayakta tutan en önemli politikanın savaş stratejisi olduğunu dile getiren Sancar, “Kürt sorununda güvenlikçi anlayış, militarist anlayış şiddet politikası bugüne kadar hiç kimseye hiçbir iktidara gün yüzü göstermedi. Bütün iktidarlar bu politika üzerinden yürüdükçe çöktüler. Şimdi de Kürt sorununda şiddeti, militarizmi ve inkarı, ırkçılığı, her gün, her alanda canlandıran bu iktidar çöküyor. Çünkü savaşla hiçbir iktidar ayakta kalmadı kalamayacak. Biz en büyük savaş karşıtı birlikteliği oluşturmalıyız. Kürt sorununda savaş, politikalarına karşı çıkmalı demokratik çözümü birlikte savunmalıyız. Bölgede her türlü savaş oyununun içine bu ülkeye sürükleyen bütün politikaları durdurmalı, büyük barış hareketini mutlaka kurmalıyız” ifadelerini kullandı.

HDP’ye açılan kapatma davasına değinen Sancar, şöyle devam etti: “

“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı esas hakkındaki mütalaasını verdi. Biz şimdi esas hakkındaki savunmayı yapacağız. Ama parti odalarında değil, hukuk büromuzda değil, savunmayı meydanlarda sizlerle birlikte yazacağız, sokakta tarlada fabrikada sizlerle birlikte yazacağız. Gençlerle, kadınlarla, emekçilerle yazacağız. O savunmanın kalemi tırnaklarımız, mürekkepleri alın terimiz, yürek suyumuz olacak. HDP’yi halkların sahiplenmesiyle yaşatacağız. Her yerdeki bu coşkulu mücadeleyle bu kumpasınızı boşa çıkaracağız. HDP bu ülkenin ortak eşit yaşamın güvencesidir. Bu ülkede büyük barışın adresidir, o nedenle HDP’yi yaşatmak hepimizin boynunun ağır borcudur. Önemli borcudur. Bu borcu yerine getireceğiz, yaşatacağız.

“Bu ülkede bozuk düzeni, bu sömürü bu yalan, bu talan düzeni mutlaka değiştireceğiz. Birlikte ortak ve büyük hikayeyi yazacağız. Bu hikaye içinde umudun, sevincin, heyecanın, sevginin, saygının, erdemin, mutluluğun eşit bölüşümün kucaklaşmanın dayanışmanın hak ve adaletin olduğu büyük bir hikayedir. Bu hikaye yeni bir yaşamın hikayesidir. Bu hikaye, haramilerin düzenini bitirme hikayesidir. Hakların ortak eşit yaşam hikayesidir. Bu hikaye Kürdün, Türkün, Alevinin, bütün inançların ve kimliklerin, bütün emekçilerin, yoksulların, emeklilerin, esnafın, üreticinin kadınların gençlerin hakça, eşitçe yaşama hikayesidir.”

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

ORC Anketi: Millet İttifakı, Cumhur İttifakı’nı Geçiyor

ORC Araştırma, 3-9 Aralık 2021 tarihleri arasında yaptığı anketin sonuçlarını paylaştı. Anket sonuçlarına bakıldığı zaman AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın oy oranı yüzde 39,1 iken CHP ve İYİ Parti’nin oluşturduğu Millet İttifakı’nın oy oranı yüzde 41,4 olarak çıkıyor.

“Bu Pazar Genel Seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusunun yöneltildiği ankete göre, sadece 3 parti yüzde 10 barajını aşabiliyor. Türkiye genelinde 41 ilde toplam 3 bin 920 kişi ile görüşülerek yapıldığı belirtilen araştırmada AK Parti yüzde 30,3, CHP yüzde 25,5 ve İYİ Parti yüzde 15,9 oy alıyor.

MHP’nin yüzde 8,8 ve HDP’nin yüzde 8,1 ile baraj altı kaldığı araştırmada, DEVA Partisi yüzde 3,3, Gelecek Partisi ise yüzde 3,0 oy oranına ulaşıyor. Saadet Partisi’nin yüzde 1,4 oy aldığı ankette, Mustafa Sarıgül liderliğindeki Türkiye Değişim Partisi yüzde 1,2 ve Muharrem İnce’nin başkanlığını yürüttüğü Memleket Partisi yüzde 1,0 oy alabiliyor.

ORC’nin bir önceki araştırması ise sistem değişikliğiyle ilgiliydi. “Sistem değişikliği ile ilgili referandum olsa tercihiniz hangisinden yana olur?” yönündeki araştırmaya katılanların yüzde 57,8’i ‘parlamenter sistem’ derken, ‘mevcut sistem’ diyenlerin oranı yüzde 35,2’de kalmıştı. Aynı araştırmada kararsızların oranı yüzde 7,0 idi.

Paylaşın

Pervin Buldan: Bu Seçim Rejim Seçimi Olacak

Van’da katıldığı bir etkinlikte konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, açıklamasında, “Bu seçimler cumhurbaşkanlığı seçimi değil rejim seçimidir. Gelecek 100 yılı belirleme seçimidir. Bu seçim, halkın huzur ve refah içinde eşitçe yaşayacağı güçlü bir demokrasi ve herkes için adalet düzeniyle, hukuksuzluk, talan ve soygun düzeni arasındaki bir seçim düzenidir” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP)  Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Van’da “Birlikte kazanalım” sloganıyla gazeteci, yazar ve aydınlarla düzenlediği etkinliğe katıldı. Buldan, konuşmasına Kocaeli 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde şüpheli şekilde yaşamını yitiren Garibe Gezer’e ilişkin konuştu.

Gezer’in yaşadıklarına ilişkin HDP tarafından birçok çağrı yapıldığını ancak bu çağrılara kulak verilmediğini söyleyen Buldan, “Gezer’in şaibeli bir şekilde yaşamına yitirdiğine tanıklık ettik. Garibe’nin yaşamını yitirmesi şaibelidir.

Adli Tıp Kurumu’ raporunun aileye verilmemesi bile bu durumun şaibeli olduğunu ortaya koyuyor. Adalet Bakanlığı bu şaibeli ölüm ile ilgili olan tüm sorumluları ortaya çıkarması gerekiyor. Biz HDP olarak hukuken bu işin peşini bırakmayacağız. Bu şaibeli ölümün nasıl olduğunu ortaya çıkarılması için mücadele edeceğiz” dedi.

Buldan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Bugün tüm ülkeyi adım adım çöküşe götüren büyük bir demokrasi ve siyaset krizlerinin sonucu olan ekonomi, sosyal ve toplumsal bir buhranla karşı karşıyayız. Bu kriz Cumhuriyet tarihinin en büyük krizidir. Cumhuriyetin demokrasi ve barışla buluşturulması çabalarının her defasında otoriter rejimin darbe uygulamalarıyla akamete uğratılması, çoğulculuğun ve farklıkların reddi, yaşanan çoklu krizlerin, çöküşlerin temel nedenidir.

Demokratik siyaseti, katılımcılığı hak ve adalet arayışları ile barış çabalarını tasfiye ederek faşizmin her alanda kurumsallaştırılması çoklu krizin temel nedenidir. Tarihsel bir sorun olan Kürt sorunun 100 yıllık ret ve inkar politikasına, Alevi toplumunun sorununu inanç tekçiliğine, kadınların eşitlik taleplerini erkek düzene, emekçilerin sosyal adalet talebi sömürü çarkına, adil paylaşılması gereken ekonomik kaynakları yolsuzluk cenderesine, doğayı rant mekanizmasına mahkum etmeye çalışan bu ceberut düzen, tüm krizlerin, yıkımların ve kötülüklerin ana kaynağıdır.

Türkiye’nin artık bir yol ayrımında. Bir tarafta, yeni sahipleriyle kendisini gelecek yüzyıla taşımak isteyen bir asırlık ret ve inkarcı, tekçi düzenin faşizm dayatması vardır. Bunun karşısında ise, Cumhuriyete demokrasiyle taçlandırarak, barışı ve adaleti esas alan eşit ortaklığa dayalı yeni bir yaşam kurmak isteyen, Kürdüyle, Alevisiyle, tüm inanç ve kimlikleriyle, emekçileriyle, kadın ve gençleriyle umudu ayağa kaldıran Türkiye halklarının sımsıkı sarıldığı güçlü demokrasi vardır.

Köhnemiş bu sistemin karşısında mücadele üstünlüğü, demokrasiden, barıştan, adaletten ve halklardan yanadır. Rüzgar, bizden yanadır. Çünkü bu mücadele inkarcı sistemin politikalarında önemli kırılmalar yaratmaya başlamıştır.

“Çıtayı yükselttik”

En önemli başarı, farklılıkların, kimlik ve inançların tekleştirilmemiş olmasıdır. Bu başarı, kadınların ilmek ilmek örerek, bedel ödeye ödeye, ama bir an olsun vazgeçmeyen kararlılıkla sürdürdüğü eşitlik ve özgürlük mücadelesinde çıtayı daha da yükselmiş olmasıdır.

HDP’nin fikriyatı, çözüm politikaları ve örgütlülüğüyle Türkiye siyasetinde belirleyici bir güç. Kobanê kumpas davası, intikam amaçlı kapatma davasıyla gözaltı ve tutuklama operasyonlarıyla HDP’yi saldırmalarının nedeni budur, onlara kaybettirecek olmamızdır. Kendilerine HDP’nin olmadığı dikensiz bir gül bahçesi oluşturmak istediklerini görüyoruz. Vakti zamanında bir bakan ’Okullar olmasa maarifi ne güzel idare ederdik’ demişti.

AKP-MHP iktidarı da aynı akla sahiptir. Bu iktidarın tüm hukuksuzluklarını, usulsüzlüklerini, yolsuzluklarını, savaş ve rant düzenini teşhir eden, hakikatleri her gün iktidarın karşısına çıkaran HDP’dir.

İktidarın yalanları, çarpıtmaları karşısında hakikati dimdik ayakta tutan ‘kral çıplaktır’ diyen HDP’dir. Kürt sorunun demokratik müzakereyle çözümünü, bu sorun çözülürse demokrasinin de adaletin de ekonomik refahında büyüyeceği gerçeği siyasetin ve toplumun gündemine taşıyan HDP’dir.

“Rejm seçimi olacak”

Bu seçimler cumhurbaşkanlığı seçimi değil rejim seçimidir. Gelecek 100 yılı belirleme seçimidir. Bu seçim, halkın huzur ve refah içinde eşitçe yaşayacağı güçlü bir demokrasi ve herkes için adalet düzeniyle, hukuksuzluk, talan ve soygun düzeni arasındaki bir seçim düzenidir.

Bu seçim, karanlık ve aydınlık arasında bir seçimdir. Gasp edilen, yok sayılan tüm haklarımızı söke söke geri alacağımız, karanlığın kuşatması altındaki geleceğimizi kurtaracağımız bir sürecin önemli bir aşamasıdır.”

Paylaşın

Sancar’dan Dikkat Çeken ‘Sol İttifak’ Açıklaması

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Zor Soru’da Kemal Göktaş’ın ekonomide Çin modeli ve otoriterleşme tartışmaları, CHP’nin yeni muhalefet anlayışı, HDP hakkında açılan kapatma davası, ‘sol ittifak’ görüşmeleri ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun TBMM’deki davranışları ile ilgili sorularını yanıtladı.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, iktidarın ekonomide Çin modeline yönelmesiyle otoriterleşmenin kaçınılmaz hala geldiğini ve buna karşı “barış, demokrasi ve refah” hedefleyen bir programın şart olduğunu söyledi.

Sancar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Osman Kavala hakkındaki Avrupa Konseyi kararını tanımayacaklarını açıklaması ile ekonomik kriz arasında da bağ kurarak “İktidar, bu ekonomi modelinde kararlı ise Avrupa kurumları ile bağları koparmayı göze alabilir” dedi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Meclis bütçe görüşmeleri sırasında ortaya koyduğu davranışların “acizlik ve sefalet görüntüsü” olduğunu ifade eden Sancar, iktidarın yeni ekonomik modeli ve siyasi çizgiyi yürütmek için Soylu gibi sürekli kavga havasını canlı tutan ve hamaseti üst noktaya taşıyan kişilere ihtiyaç duyduğu için Soylu’yu koltukta tuttuğunu savundu.

Sancar, devam eden sol ittifak görüşmeleri için de “Karamsar olmak için bir neden olmadığını” ve görüşmelerin geldiği düzeyden memnun olduklarını da belirtti.

Sancar’ın Kısa Dalga’nın sorularına verdiği yanıtlar özetle şöyle:

“Çin modeli ve ucuz iş gücü için otoriterliği artırmak kaçınılmaz”

İçerde iş gücünü ucuzlatmanız için özgürlükleri ve demokrasiyi askıya almanız, sendikal hakları budamanız, toplumsal muhalefeti susturmanız, itirazları bastırmanız gerekiyor. Bu modelin daha fazla otoriterlik olmadan uygulanması mümkün değil.

Bu ülkeyi ucuz işgücü üzerinden daha fazla ihracat yapan bir ülke yapmak isterseniz, kaçınılmaz olarak otoriterliği artıracaksınız.

Türkiye’yi uluslararası pazarlar için ucuz işgücü cennetine çevirmek istiyorlar. Bu emekçiler için cehennem demektir. Daha fazla otoriterlik daha fazla yoksulluk, gelir dağılımında adaletsizlik, daha fazla baskı, daha büyük bir sömürü sistemi ve küçük bir sermaye grubunun zenginleşmesi ve daha geniş bir kesiminin yoksullaşması demek.

Böyle bir modelde büyüme devam edebilir ama bundan emekçilerin payına düşecek olan çok azdır. Büyümenin kaymağını yiyecek olan sermayedir. Ekonomi ile özgürlük arasında, iş ve aş ile demokrasi arasında kopmaz bir bağ vardır. Muhalefetin bu bağı işlemesi, dikkate alması ve bir gelecek perspektifi ile topluma sunması gerekiyor. Biz bunu yapmaya çalışıyoruz.

“Anketlere mutlak bir değer atfetmek yanıltıcıdır”

İktidarın bu anket sonuçlarına karşı neler yapabileceğini, muhalefetin iyi analiz etmesi gerekir. Hiçbir iktidar, hele 19 yıl süren, kaybetmesinin ciddi sonuçlar doğuracağını bilen bir iktidarın oy kaybını dikkate almadan politikalarını sürdüreceğini sanmak gerçekten gaflettir.

Siyaset, çoklu dinamikleri dikkate alan bir bakış ister. Bu çoklu dinamiklere ve çelişkilere uygun mücadele yöntemleri geliştirmeniz gerekir. ‘İktidarın oy tabanı eriyor ve zaten bu ilk seçimde iktidar kaybedecek seçimde’ şeklindeki yaygın algıyı esas almayan, iktidara kaybettirecek politik bir program ortaya çıkarma zorunluluğu ile karşı karşıyayız.

Evet, bir final dönemine giriyoruz. İktidar blokunun bu finali hazırlıksız, kendine kazandıracak başka yöntemler arayışına girmeden oynayacağını varsayamayız.

Biz halkın önüne inandırıcı alternatiflerle çıkmalıyız. İttifaklar bakımından da ortaya koyacağımız projeler bakımından da… Toplumu ikna eden, şu anda AKP’den kopmuş olan ama henüz başka yere de yönelmemiş olan geniş kitleyi kazanabilecek bir çalışmaya ve yaklaşıma ihtiyaç vardır.

“Sol ittifak konusunda karamsarlık için bir neden yok”

Demokrasi ittifakını sadece sol birlikten ibaret görmüyoruz ama solda mümkün olan en geniş birlikteliği demokrasi ittifakının çok önemli bir unsuru olarak değerlendiriyoruz. Türkiye’de bu gidişattan rahatsızlık duyan, mevcut sistemden canı yanan, kimliği itibariyle, sınıfsal konumu nedeniyle ve diğer bütün mağduriyetler açısından canı yanan bütün kesimleri bir araya getirecek bir çalışma yürütüyoruz. Bizim demokrasi ittifakından anladığımız budur. Sol ittifak bunun kesinlikle çok önemli bir unsurudur. Bugüne kadar geldiğimiz noktadan karamsarlığa kapılmamız için herhangi bir neden yok, hatta memnun olduğumuzu söyleyebilirim.

Ortak noktalarımız farklılıklarımızdan daha fazla. Bazı tartışmaların yaşanması ise kaçınılmaz.

TKP Genel Sekreterinin başlattığı tartışma yeni başlamış değil. Biz basın üzerinden bu tartışmayı yürütmeyi hiç tercih etmiyoruz. O nedenle biz HDP yönetimi olarak bu tartışmaya dahil olmak istemedik. Çünkü kamuoyunun önünde yürütülmesinin hiçbir faydası yok.

Selahattin Demirtaş, değerli bir siyasetçi, bir entelektüel olarak görüşlerini açıklayabilir. Biz de kendisiyle sürekli görüş alışverişi yapıyoruz.

En geniş birlikteliği sağlamak için sonuna kadar çalışmamızı yürüteceğiz. Bütün görüşeceğimiz kesimlerle mutabakata ulaşmak konusunda çok sabırlı ve esnek olacağımızı bir kez daha vurgulamak isterim.

“CHP, iktidarın ateş çemberinden ve kıskacından çıkmak için hamleler yapıyor”

İktidar, muhalefeti kendi oyun sahasında tutmaya uzun süre başardı. Bu iktidarın ömrünü uzatan bir faktördü. CHP’de daha öncekinden farklı bir çizginin, farklı bir tarzın denendiğini görüyoruz ve bunun olumlu yanları olduğunu düşünüyoruz. CHP’nin denediği tarzın önümüzdeki dönemde demokrasi mücadelesine katkı verdiğini görüyorsak elbette takdir ederiz.

Şimdiye kadar iktidarın çizdiği oyun tarzının dışına çıkmak ve çok farklı kesimlerle diyaloğu denemek doğru bir tarzdır. Bunu olumlu buluyoruz. Helalleşme açıklaması ve tezkeredeki tutumunu kastediyorum.

Halkın çıkarlarına uygun bir oyun kurmak ve kutuplaştırmayı yeniden üreten her yaklaşıma karşı bir anlayış ortaya koymak gerekir diyorduk ve muhalefete eleştirinin temel noktası buydu.

Muhalefet partileri, iktidarın Suriye politikasını, Libya’daki konumunu eleştiriyor ama tezkereler geldiğinde iktidarla aynı yönde oy veriliyordu. İktidar, Kürt sorununda güvenlikçi anlayışı, militaristleşme ve kutsal devlet üzerinden bir milliyetçi hamasetle yönetiyor ve muhalefeti de böyle bölmeyi hedefliyordu.

Biz, bütün toplum kesimleri ile diyaloğa ve müzakereye açık olduğumuzu deklarasyonumuzda vurguladık. Bunları önemsiyoruz ve muhalefetin iktidarın yarattığı ateş çemberinden, yarattığı kıskaçtan çıkması gerektiğini söylüyorduk. CHP bunun dışına çıkma konusunda hamleler yapıyor ve doğru yapıyor.

“İlkelerden önce adayın ismini konuşmak Cumhur İttifakının tuzağı”

Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusuna gelmeden önce üç aşama var. Birincisi, biz demokrasi ittifakını kurmaya çalışıyoruz. Bunun mücadele ortaklığı ve sonra da bu ortaklık zemininde seçim ortaklığı olmak üzere iki ayağı var. Ortak mücadele zeminini yarattığımız takdirde zaten seçim meselesini de yok sayma gibi bir şansımız bulunmuyor. Mücadele ortaklığı zemini toplumsal muhalefetin aynı zamanda seçim ittifakını kurma imkanını artıracaktır.

Cumhurbaşkanlığı seçimi ise farklı bir sistemle işliyor ve biz orada diyoruz ki, önceliklerimizi gözetirken bizim önerdiğimiz bir çerçeve var: Millet ittifakı ve diğer tüm partilerle öncelikle ortak ilkelerin ne olabileceğini konuşmak gerekir. Şimdiki dönemin tahribatlarını gidermek konusunda nasıl bir program ortaya koyacağız? Geçiş dönemi ilkelerini ortaya koymamız gerekiyor. Buluşacağımız ortak noktaları yürütebilecek isim konusunu sonra konuşuruz. Bunları konuşmadan aday meselesini konuşmayı doğru bulmuyoruz. Bunun aksi, büyük bir tuzaktır ve cumhurbaşkanlığı seçiminin sulandırılması ve Cumhur İttifakının istediği zeminde yürütülmesidir. Biz bunu bir risk ve tehlike olarak görüyoruz.

“HDP’nin kendisine koyduğu başarı barajı yüzde 15”

HDP’nin yüzde 15 hedefinin rasyonel temelleri var. HDP, barış ve demokrasi konusunda kimlik hakları ile emek haklarını buluşturmak konusunda kararlı bir çizgiyi bozmadan yürüdü. Son 20 ayı incelerseniz bunu görebilirsiniz. Kürt sorununa barışçıl çözümün bu ülkenin ekonomisi ve demokrasi için ve başka alanlarda da hayati önem taşıdığını söylüyoruz. Bunun öncülüğünü, muhataplığını üstlenmeye hazırız. Çalışmalarımızı da hiçbir faktörden etkilenmeden yürütme çabasındayız.

İkincisi, çok güçlü bir tabanımız var. Baskılarla kendi hedeflerinden ve değerlerinden vazgeçmeyecek, olgun bir tabanımız var. Acıyı olgunluğa, olgunluğu da kurucu siyasete tahvil edebilecek bir tabanımız var.

Analistler, yüzde 15 derken ayrıca yeni seçim kitlesi içinde çok sayıda Kürt genç nüfusun olmasını da hesaba katıyorlar. Ama genel olarak Kürt olsun olmasın bütün genç nüfusa geleceğin HDP’de olduğunu anlatabiliriz.

Kapatma davası: “Vicdanı ile hareket etmek isteyen AYM üyelerinin sayısının az olmadığına inanıyorum”

Kapatma davasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının esas hakkındaki mütalaasını sunması aşamasındayız. Mütalaayı bekliyoruz ve ardından biz de esas hakkındaki savunmamızı daha sonra somutlaştıracağız.

Ön savunmamız çok güçlü, hem çok güçlü hukuki argümanlar var hem de siyasi gerekçeleri var. Ben mahkemede küçümsenmeyecek sayıda üyenin hukuki gerekçeleri dikkate alma eğiliminde olduğunu düşünüyorum. Vicdanı ile hareket etmek isteyen Anayasa Mahkemesi üyelerinin sayısının az olmadığına inanıyorum.

Kapatma kararı çıkması halinde ne yapacağımıza dair çalışmalarımızı daha dava açılmadan yapmaya başlamıştık. Alternatiflerimiz, seçeneklerimiz var. Biz Türkiye’ye kazandırma amacıyla siyaseti yapıyoruz. Kötüye kaybettirirken iyinin de kazanmasına çaba gösteriyoruz.

İktidara iki kere çok ağır kaybettirdik. Şimdiki yönetme krizinin nedeni bu iki kayıptır. 7 Haziran 2015 genel seçimleri ve 2019 yerel seçimlerinde kötüye kaybettirme potansiyelimizi gördüler.

Kötüye kaybettirme hedefini bir kenara koymuş değiliz. Fakat sadece kötüye kaybettirme değil, iyiyi inşa etme yolunu da mutlaka bulacağız.

Siyaset yasağı verilmesi, bizim siyaset yapmamızı engellemez. Siyasi yasak gelirse daha fazla motivasyonumuz olur. Siyasi kadro bulmak konusunda da içinde olduğumuz siyasi geleneğin bir sıkıntısı olmadı şimdiye kadar. Düşünün ki on binlerce üyemiz içerde ama il ilçe örgütlerimiz çalışıyor.

Erdoğan’ın Kavala açıklaması ile Çin modelinin ilişkisi

Gerçekten ucuz emek gücüne dayalı bir modelle Avrupa’nın ve küresel piyasaların yatırımını ucuz işgücü üzerinden çekmeyi akıllarına koymuşlarsa demokrasiden ve uluslararası kurumların işleyişinden daha çok uzaklaşmaları karşımıza çıkacaktır.

Çin modeli demokrasi ve insan haklarından ayrılmak üzerine kuruluyor. Başka türlü yürümez.

Gerçekten bu iktidar, bu ekonomi modelini bütün tutarlıkları ile uygulamaya karalı ise Avrupa kurumlarından kopuşu da göze alacaktır. O yüzden önümüzde geniş bir demokrasi mücadelesi yükümlülüğü görevi var. Biz bunu 1,5 yıldır söylüyoruz, şimdi ne kadar önemli olduğu aşikâr hale geldi.

Bunu ciddiye almak gerektiği kanasındayım. Bu karamsarlık yaymak değildir. Bu tabloyu ortaya koyduktan sonra Gramsci’nin önem verdiğim sözü var: ‘Aklın karamsarlığı, iradenin iyimserliği.’ Umut ve umutsuzluk, iyimserlik ve karamsarlık aynı şey değildir.

“İktidar, bu ekonomi modelinde kararlı ise Avrupa kurumları ile bağları koparmayı göze alabilir”

Çin modeli demokrasi ve insan haklarından ayrılmak üzerine kuruluyor. Bu iktidar, bu ekonomi modelini hayata geçirmeye kararlı ise Avrupa kurumları ile bağları koparmayı göze alabilir.

Bizim yapacağımız şey en geniş demokrasi ittifakı ile bu gidişatı durdurmaktır. Bu gidişatı durdurmak mümkündür hatta hiç zor değildir. Yeter ki biz toplumun önüne demokrasi, barış ve refah hedeflerini birlikte, inandırıcı biçimde koyan bir program koyabilelim. Bunu yaparsak Türkiye’de demokrasi güçlerinin kazanması kolaydır ama çalışmak gerektirir. Bu güçlü alternatifin yaratılması gerekir.

“Soylu’nun davranışları acizlik ve sefalet görüntüsüydü”

Süleyman Soylu’dan beklenecek davranışlardı bunlar. Burada bir sürpriz yok ama Soylu da eski performansından uzaktı, özgüveni yoktu. Davranışları acizlikti ve bir sefalet görüntüsüydü.

Sanırım iktidar bu dönemde bu ekonomik modeli ve siyasi çizgiyi yürütecekse, Soylu’nun yaptığı gibi sürekli gerilim yaratan, sürekli kavga havasını canlı tutan, hamaseti en üst noktaya taşıyan, devlet, milliyetçilik, şehitler, gaziler üzerinden istismarı ün üst düzeye götürecek kişilere ihtiyacı olacaktır. Soylu’yu görevde tutuyorlarsa bunu daha işlevsel kullanabileceklerine ilişkin bir öngörüleri vardır. Ama gördük ki yanlış hesap yapıyorlar. Bu tür şahıs ve yöntemlerle toplumun karşısına çıkacaklarsa, kaybetmeleri daha da mukadderdir.”

Paylaşın

Demirtaş’tan Erdoğan’a Miting Yanıtı: Hodri Meydan

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, kendisine ”Senin tabanının şu anda miting yapacak mecali kaldı mı?” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yanıt verdi. 

Haber Merkezi / Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabı üzerinden verdiği yanıtta, “Erdoğan, miting yapmıyorum diye merak etmiş. HDP zaten meydanlarda. Yine de çok istiyorsan haydi! İki saat için çıkayım, tek bir megafonla Yenikapı’ya gideyim. Ertesi gün de sen, devletin tüm imkanlarıyla aynı meydana çık. Bir kişi eksik toplayan siyaseti bıraksın. Var mısın?” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti?

Erdoğan, Katar ziyareti dönüşünde Demirtaş’ın muhalefete yedi bölgede yedi ortak miting yapma çağrısıyla ilgili şöyle demişti:

“Diğer taraftan Edirne’de cezaevindeki zat bunlara diyor ki ‘Bir araya gelin, birlikte mitingler yapın.’ Bunu söyleyeceğine sen bir tane miting yap bakalım orada. Sen önce kendi tabanına bir sinyal ver bakalım. Senin tabanının şu anda miting yapacak mecali kaldı mı? Biz tabi bunlarla muhatap olacak durumda değiliz. Eğer hala bunlar oradan idare ediliyorsa, benim milletimin özellikle bu konudaki tavrı çok açık, net ortaya çıkacaktır ve ortadadır. Milletim teröristlere veya terörizme asla taviz vermeyecektir”

Paylaşın

Demirtaş: Halk Devleti Nasıl Denetleyecek?

Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve beraberindeki heyete kapılarını açmamasını eleştiren bir yazı kaleme aldı.

Selahattin Demirtaş, yazısında “Devlet ve kurumları kimsenin babasının malı değildir, hükümetlerin hiç değildir. Devletin bir toplu iğnesi bile halka aittir. Devleti yönetenler, o toplu iğneyi nasıl kullandığının hesabını halka vermek zorundadır. Bu hesap verme işi hükümetlerin keyfine bağlı değildir, Anayasal ve ahlaki bir zorunluluktur.

Peki halk devleti nasıl denetleyecek? Elbette seçtiği temsilciler, milletvekilleri ve yargı aracılığıyla. Dolayısıyla TÜİK’e giden milletin vekilleri bilgi edinme hakkı kapsamında değil, TBMM’nin, Anayasa’nın ve milletin onlara verdiği denetleme hakkı, yetkisi, görevi kapsamında oradadırlar” ifadelerini kullandı.

Ana muhalefet partisinin bilgi almak için devlet kurumunu ziyaret etmek istemesinin iktidar kanadınca ‘TÜİK baskını’ olarak nitelendirildiğini belirten Demirtaş,  “TBMM içtüzüğü ve Anayasa, milletvekillerine iki temel görev vermiştir. Birincisi yasama yani kanun yapma, ikincisi ise denetleme yani iktidarın icraatlarını teftiş etmedir” diye yazdı.

Demirtaş, yasama görevi ve yetkisinin yaygınca bilindiğini, ancak denetleme görevi ve yetkisinin ya pek bilinmediğini ya da kutsal devlet zihniyeti nedeniyle hiç kullanılmadığını, kullandırılmadığını söyledi.

Demirtaş’ın Gazete Duvarda yer alan yazısı şöyle: “Ana muhalefet partisi temsilcilerinin Türkiye İstatistik Kurumu’nu (TÜİK) ziyaret etmek istemeleri üzerine iktidarın verdiği tepki buydu, TÜİK baskını! Muhalefet partilerinin ne yapacakları, nasıl davranacakları kendi bilecekleri bir iş.

Bu ziyaretle ilgili dikkatimi çeken bir şey oldu. Kimileri, milletvekillerinin kamu kurumlarından bilgi edinme hakkı kapsamında ve TÜİK’i, kurumun kendi web sitesindeki açıklama çerçevesinde kamu kurumlarını ziyaret edebileceklerini savunurken kimileri bunu bir baskın olarak niteledi. İki anlayış da devlet kavramına bakış açısında ciddi bir yetersizlik, bir çarpıklık içeriyor.

İki yaklaşım da özünde otoriter kutsal devlet anlayışını onaylıyor, normalleştiriyor. Muhalefet bunu bilmeden, farkında olmadan, iktidar ise bile isteye yapıyor.

Temsili demokrasi

Ne demek istediğimi açıklamayacağım. Ama önce, temsili demokrasinin ne olduğuna değinmek gerekiyor. Antik Yunan şehir devletlerinde doğrudan demokrasi uygulanırdı. Yurttaş sayılanlar şehrin meydanında toplanır ve tüm kararlar halk meclisinde alınırdı. Bu, doğrudan demokrasiydi. Halk temsilcileri, milletvekilleri, başkaca seçilmişler yoktu. Yurttaş olarak kabul edilenler kendi kararlarını doğrudan kendileri alırlardı.

Sonra şehirler giderek kalabalıklaştı, yurttaş kabul edilenlerin sayısı arttı ve artık şehir meydanlarına sığmayacak, sağlıklı tartışıp karar alınamayacak bir kitleselliğe ulaştı.

Bunun üzerine çözüm olarak herkesin halk meclisinde toplanması yerine, halk adına birilerinin seçilmeleri ve seçilen temsilcilerin halk adına toplanıp karar alması uygun görüldü, böylece temsili demokrasi doğdu.

Zamanla temsili demokrasi halkın aleyhine işledi, temsilciler ele geçirdikleri halk iradesi sayesinde ayrıcalıklı bir sınıfa dönüştüler. Bu temsilciler, halk adına karar alıp devleti yönetmek yerine, kendilerini devletin sahibi olarak görmeye başladılar ve maalesef halk da zaman içinde bunu kabullendi, normalleştirdi.

Yani öyle oldu ki, başlangıçta doğrudan halka ait olan devleti yönetme iradesi, temsilciler (milletvekilleri) aracılığıyla halkın elinden alınıp gasp edildi. Böylece, devlet halkın üzerinde bir yerde konumlanırken devleti yöneten seçilmişler halkın üzerinde bir statü elde etmiş oldular.

Yani sevgili halk, ne devlet sizin üzerinizdedir ne milletvekilleri. Ne devlet kutsaldır ne de oylarınızla seçilenler. Hele hele TÜİK hiç kutsal değildir. Devlet de onu yönetenler de sadece ve sadece halkın hizmetkârıdırlar. Bunu unuttuğumuz anda devlet başımıza çöreklenir ve otoriter zulüm devletine dönüşür.

Denetleme yetkisi ve görevi

Bu değerlendirmeden sonra gelelim mevcut vakaya. TBMM içtüzüğü ve Anayasa, milletvekillerine iki temel görev vermiştir. Birincisi yasama yani kanun yapma, ikincisi ise denetleme yani iktidarın icraatlarını teftiş etmedir.

Yasama görevi ve yetkisi yaygınca biliniyor, açıklamaya gerek yok. Ama denetleme görevi ve yetkisi ya pek bilinmiyor ya da kutsal devlet zihniyeti nedeniyle hiç kullanılmıyor, kullandırılmıyor. Oysa iktidarın istisnasız tüm faaliyetleri yargı ve yasama denetimine tabidir.

En azından Anayasa böyle söylüyor. Yani millet, vekilleri aracılığıyla, devleti yönetenlerin her şeyini ama her şeyini denetleme hakkına hatta sorumluluğuna sahiptir.

Devlet ve kurumları kimsenin babasının malı değildir, hükümetlerin hiç değildir. Devletin bir toplu iğnesi bile halka aittir. Devleti yönetenler, o toplu iğneyi nasıl kullandığının hesabını halka vermek zorundadır.

Bu hesap verme işi hükümetlerin keyfine bağlı değildir, Anayasal ve ahlaki bir zorunluluktur. Peki halk devleti nasıl denetleyecek? Elbette seçtiği temsilciler, milletvekilleri ve yargı aracılığıyla.

Dolayısıyla TÜİK’e giden milletin vekilleri bilgi edinme hakkı kapsamında değil, TBMM’nin, Anayasa’nın ve milletin onlara verdiği denetleme hakkı, yetkisi, görevi kapsamında oradadırlar.

Sen halksın yaparsın

Bir iktidar milletvekili herhangi bir kamu kurumuna gittiğinde onu kapıda önünü ilikleyerek karşılayan bürokratlar, bir muhalefet milletvekili gittiğinde kapıyı açmıyorsa ortada ciddi bir zihniyet çarpıklığı ve otoriter devlet var demektir.

TBMM’de her milletvekili aynı hakka sahipken iktidar, devletin sahibi gibi davranıyor ve bu da normal karşılanıyorsa durum vahim demektir. Gerçek bir demokratik parlamenter sisteme geçilecekse milletvekillerinin devleti denetleme yetkisi özellikle düzenlenmelidir.

Özetle sevgili ve değerli halk; devlet senindir, senin öz malındır. Ne hükümetin ne bürokratlarındır. Eğer senin vekilin senin adına senin kurumlarını denetlemeye gittiğinde birileri buna baskın diyorsa bil ki sana ait olanı birileri gasp etmiş demektir. Ne yapacaksın o halde? Elbette onu geri alacaksın. Sen halksın, yaparsın. “

Paylaşın

Pervin Buldan: Bu Bütçe İktidarınızın Son Bütçesidir

TBMM’de Bütçe Kanun Teklifi üzerine konuşan HDP Eş Başkanı Pervin Buldan, “Toplumsal barış taleplerini ve bu ülkenin çoğulculuğunu, farklılıkları reddeden tekçi sistemin retçi bütçesidir. Kadınları ve eşitlik talebini reddeden erkek düzenin bütçesidir. Ve bu bütçe iktidarınızın son bütçesidir! Dönüşü olmayan gidiş bütçenizdir” dedi.

Haber Merkezi / Buldan, konuşmasının devamında, “Bir taraftan ‘ülke bolluk içinde’ yalanına sarılırken, diğer taraftan tahıl ambarı olan bu ülkeyi ithalat ambarına çevirdiniz. Daha geçenlerde 285 milyon dolarlık buğday, arpa, yağ ihalesi yaptınız. Açlığı ihaleye çevirip üzerinden ithalat zenginleri yaratan bir iktidar olarak tarihe geçtiniz.” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında, açlık ve yoksulluk sınırına da değinen Pervin Buldan, “Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 10 bin 396 liraya ulaştı. Sarayınızın zenginlik sınırı ise 128 milyar dolardır. Açlık sınırı asgari ücreti geçti. Bugün açlık sınırı 3 bin 192 liradır. İktidarınızın tokluk sınırı ise çifter, hatta üçer beşer maaşlarınızdır. Yarattığınız ülke tablosu işte budur” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, 2022 Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi üzerine Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma yaptı. Buldan’ın konuşması şöyle:

“Bugün burada görüştüğümüz bütçe, geçim derdindeki halkın değil seçim derdindeki bir iktidarın bütçesidir. Halkın bütçe hakkının yok sayıldığı, katılımdan uzak, Saray’ın emir ve isteğine göre hazırlanan bir bütçedir. Asgari ücret artışı başta olmak üzere grubumuzun bütçeye ilişkin verdiği tüm değişiklik önergeleri bir bir ret edildi, çünkü bu bütçe retçi iktidarınızın retçi bütçesidir.

Bu bütçe; ekmeği büyütme bütçesi hiç değildir. Halkın sofrasındaki ekmeği daha da küçültme, yoksulluğu, açlığı daha da büyütme bütçesidir. Bu bütçe, adaletsizliği ve eşitsizliği daha da çoğaltma bütçesidir. Saray’a kemer gevşettiren, halka ise kemer sıktıran bir bütçedir.

“Bu bütçe iktidarınızın son bütçesidir”

Toplumsal barış taleplerini ve bu ülkenin çoğulculuğunu, farklılıkları reddeden tekçi sistemin retçi bütçesidir. Kadınları ve eşitlik talebini reddeden erkek düzenin bütçesidir. Ve bu bütçe iktidarınızın SON bütçesidir! Dönüşü olmayan gidiş bütçenizdir!

Geldiğimiz noktada; Türkiye toplumunun talep ve ihtiyaçlarıyla iktidarınızın tercihleri keskin bir şekilde ayrışmıştır. Halkın talebi huzurdur, refahtır, adalettir, gelir dağılımı eşitliğidir, toplumsal barıştır, özgürlüktür, güven duyacağı demokratik bir sistemdir. İktidarınızın hedefi ise çoklu kriz üreten bu yozlaşmış otoriter, rantçı sistemin ömrünü biraz daha uzatmaktır.

Ekonomik ve sosyal olarak çökmekte olan halka, diriliş, şahlanış, uçuş hamasetini izlettirmek isteyen, kitlesel açlığın karşısında iktidar yandaşlarının tokluğunu güvence altına almaya çalışan bir anlayış bu ülkeden de halktan da sokağın gerçekliğinden de çoktan kopmuştur.

Tanzim kuyruklarından sonra halkın ekmek kuyruklarına girdiği, bebek mamalarının raflara kelepçelendiği, açlığın sefaletin kol gezdiği, kasapların sadece camından bakıldığı bir ülke, iktidarınızın bir özetidir. Marketlerde ürünlere uygulanan kotalar, Saray sefanızı sürdürmek için temel gıdalara, elektriğe, suya, gaza, benzine varıncaya kadar her şeye yaptığınız yüksek zamlar iflasın, çöküşün birer fotoğrafıdır.

İşsizlikten intihar eden insanlar, inşaatlarda can veren ataması yapılmayan gençler, yurt bulamayan öğrenciler, borcu nedeniyle cezaevine atılan çiftçiler, geleceği çalınan gençler, her gün katledilen kadınlar, çocukları uyuduktan sonra evine gidebilen işsiz babalar, “geçinemiyoruz” diye sokaklara dökülen yoksullar iktidarınızın özetidir.

Halk yokluk içindeyken rantın bolluğu içindeki TÜGVA’larınız, torpilli yandaş atamalarınız, çifter maaşlarınız, bitmek tükenmek bilmeyen saray israfınız, 5’li çetenize vergi aflarınız, iktidarınızın bir özetidir. Pandemide, yangında, selde, depremde kaderiyle baş başa bıraktığınız, destek yerine tepelerine çay attığınız halkın yaşadıkları iktidarınızın bir özetidir.

“Ülkeyi bu hale getiren sizin iktidarınızdır”

Sokaklarda kıtlığın konuşulduğu günlerden geçiyoruz. Ülkeyi bu hale getiren sizin iktidarınızdır. Dış güçler değildir. Sizlersiniz! Herkese yetecek kaynaklara sahip olan bu bereketli ülkeyi tarımda, hayvancılıkta, gıdada dışa bağımlı hale getirdiniz. Eli nasırlı üreticilerin yerine yandaş ithalat vurguncularınızı, verimli toprakların yerine ithalat limanlarını koydunuz.

Bir taraftan “ülke bolluk içinde” yalanına sarılırken, diğer taraftan tahıl ambarı olan bu ülkeyi ithalat ambarına çevirdiniz. Daha geçenlerde 285 milyon dolarlık buğday, arpa, yağ ihalesi yaptınız. Açlığı ihaleye çevirip üzerinden ithalat zenginleri yaratan bir iktidar olarak tarihe geçtiniz!

Aynı zihniyet iki de bir çıkıp, “halkı faize ezdirtmeyeceğiz” diyor.  2022 bütçesinde yurttaşın sırtına yüklediğiniz faiz borcu 240 milyardır. Diliniz faiz indirmekte, eliniz ise durmadan faiz borcunu arttırmaktadır. Nas ortadaysa buyurun ilk devletten başlayın; öğrenciden, çiftçiden, borçlu vatandaştan aldığınız yüksek borç faizlerini hemen şimdi silin! Nas yurttaş için geçerli değil midir? Kendinize gelince Nas, yurttaşa gelince acı reçete sunmaktan artık vazgeçin.

Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 10 bin 396 liraya ulaştı. Sarayınızın zenginlik sınırı ise 128 milyar dolardır. Açlık sınırı asgari ücreti geçti. Bugün açlık sınırı 3 bin 192 liradır. İktidarınızın tokluk sınırı ise çifter, hatta üçer beşer maaşlarınızdır. Yarattığınız ülke tablosu işte budur!

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminiz bir yüksek kur, yüksek enflasyon, yüksek faiz borcu, yüksek işsizlik, yüksek yoksulluk sistemidir. Kitabını yazamıyorsunuz ama faizi, rantı, yolsuzluğu kitabına gayet iyi uyduruyorsunuz. İşte sizin bütçeniz de budur!

“Kriz yok” dediniz. “En kötüsünü geride bıraktık” dediniz. “Türkiye şaha kalkıyor” dediniz. Sonuç ortadadır; tam anlamıyla yerli ve milli bir çöküştür! Katar’ı, Birleşik Arap Emirlikleri’ni kayyım yaptığınız ekonomi hızla çökmektedir!

“Sizinki ekonomiyi değil, tek adamı kurtarma savaşıdır”

Haksız ve emeksiz zenginleşen iktidar düzeniniz sebeptir, ekmeksiz bırakılan halk ise sonuçtur. Saraylarınızın sınırsız israfı sebeptir, ülkenin topyekûn iflası ise sonuçtur. Suriye savaşına, çetelere, S400’e harcadığınız paralar, 2022 bütçesinde güvenlikçi politikalara ayırdığınız 246 milyar sebeptir; ekmek kuyrukları, işsizlikten intiharlar, kararan hayatlar sonuçtur. Bir de kalkmış “ekonomik kurtuluş savaşı” diyorsunuz. Sizinki ekonomiyi değil, tek adamı kurtarma savaşıdır.

Buradan söylüyorum: Sizin savaşınızın finali “Er Ryan’ı Kurtarmak” filminin finali gibi asla ama asla olmayacaktır. Çünkü derdiniz vatandaşın geçimi değildir, seçimi nasıl kazanırız derdidir. Derdiğiniz enflasyonu, işsizliği, hayat pahalılığını düşürmek değildir, 50+1’i düşürme derdidir. Amacınız yurttaşın huzuru değildir, yandaşlarınızın huzur hakkıdır. Amacınız milletin aşını çoğaltmak değildir, çifter maaşlarınızı çoğaltmaktır. Amacınız vatandaşın borcunu silmek değildir, 5’li çetenizin vergi borçlarını sıfırlamaktır. Hedefiniz gençlere istihdam yaratmak değildir, eş dost, akrabalarınızı kamuya doldurmaktır. Amacınız hukuka uymak değildir, hukuku kendinize uydurmaktır. Artık şapkadan tavşan çıkarma döneminiz çoktan bitmiştir. Tavşanı da yürüttüğünüz için şapka artık boştur!

Zihniyetinizi değiştirmeden sık sık Hazine Bakanı, Merkez Bankası Başkanı değiştirerek farklı sonuç beklemeniz beyhudedir. Einstein’ın dediği gibi; “Bir sorunu ortaya çıkaran zihniyet o sorunu çözemez”.

TÜİK’in yalan rakamları bir yana, halkın mutfağındaki gerçek enflasyon bugün yüzde 60’a dayanmış durumdadır. AKP Genel Başkanı ise, “Göreceksiniz seçim öncesi enflasyon düşecek” diyor.  Evet, iki düşüşü birden göreceğiz. Önce iktidarınızın sandıkta düşeceğini göreceğiz, sonra da mutfaktaki enflasyonun düştüğünü göreceğiz. TÜİK’niz de yalanlarınız da sizi kurtarmaya yetmeyecektir. Bunu biz başaracağız, enflasyon altında inim inim inlettiğiniz emekçi yoksul halklarımız başaracaktır.

Eğer bir ülkede kalıcı barış ortamı yoksa, demokrasi her gün siyasi darbe uygulamalarıyla karşı karşıysa, denge denetleme, demokratik tartışma zemini, adalet ve hukuk yoksa, kayyım rejimi devredeyse o ülkede güven ve ekonomik istikrar olmaz, olamaz. Her şeyden önce sistem demokrasiye kapalıysa, halk iradesini dışlıyorsa, çoğulculuğu reddediyorsa o ülke düzlüğe çıkamaz.

Bugün yaşamakta olduğumuz çöküş büyük bir demokrasi krizidir, iktidar ortaklarının yarattığı çoklu siyaset krizidir. Toplumsal alanı olabildiğince daraltan, demokratik sivil siyaseti yok etmeye çalışan, bunun karşısında ise otoriter iktidarı devasa büyüterek devletleştiren bir siyasal anlayış, krizin en temel nedenidir. Mutlak güç ve otoriteyle bu ceberut düzeni ayakta tutmak için kaynakları askeri güvenlikçi politikalara ayıran anlayış, krizin tam da sebebidir.

Bir asırlık tekçi, inkârcı, otoriter sistemin, vesayetin ve statükonun yeni sahipleri olarak bir yüzyıl daha bu sistemi ayakta tutma çabası içerisinde olduğunuzu elbette ki biliyoruz. Sisteminiz, bu ülkenin tüm kurucu halklarının, ötekileştirilen, tekleştirilmek istenen kimliklerin, inançların, yoksulların, emekçilerin ülke yönetiminde söz sahibi olmaması, eşit ortaklığa dayalı yeni bir yaşam ve demokratik bir gelecek oluşturmaması için örülen bir duvardır. Kürt’ün de, Alevi’nin de, Arap’ın da, Ermeni’nin de, Süryani’nin de, Ezidi’nin de Rum’un da, Roman’ın da, Çerkes’in de, Laz’ın da, Pomak’ın da, Yahudi’nin de, Hristiyan’ın da haklar ve kimlikler temelinde güvende olmadığı, eşit olmadığı bir düzendir bu.

Hızlı karar alma mekanizması vs. diyerek bu sistemi allayıp, pullayamazsınız. Hızlı kararlarınızın ne olduğunu halk gayet iyi biliyor. Hızlı işleyen kararınız halkı sopayla, baskı ve korkuyla hizaya getirme kararıdır. Yurttaşların hak taleplerini bastırma ve ezme, kapısına kolluk gücünü dayama kararıdır.

Kadınların eşitlik talebini engelleme kararıdır. Adalet arayan insanlara adaletin kapısını kapatma kararıdır. Roboski’de, Soma’da, Çorlu’da, Suruç’ta, Ankara Gar’da gerçek adaleti işletmeme kararıdır.

Urfa’da iki oğlu ve eşi gözlerinin önünde katledilen bir anne, Emine Şenyaşar, adaleti aylardır sokaklarda, vicdanlarda aramaktadır. Siz, kadim peygamberler şehri olan Urfa’yı, adaletin yerin dibine gömüldüğü çorak bir toprağa çevirdiniz! Mısra Öz’ün üç yıldır yollara düşerek aradığı adaleti, Çorlu’da rayların altına gömdünüz. Cumartesi Annelerinin adalet ve hakikat mücadelesini engelleyerek 1990’ların Susurluk karanlığına sahip çıktınız. İşte Türkiye’nin ortak vicdanı olan annelerin yaşadıkları, iktidarınızın da düzeninizin de bir özetidir.

Ayrımcı, ötekileştirici, hedef gösterici, tehdit edici dille toplumu kutuplaştırdınız, ülkeyi kamplaştırdınız. “Biz ve onlar” diyerek birbirine sırtını dönen “bizler” ve “onlar” yaratmaya çalıştınız. Ortak duyguyu, ortak değerleri hedef aldınız. Erdemli olmayan bir siyaset anlayışı toplumu da ülkeyi de yıkıma uğratır, siyaset kurumunu çökertir. İşte bugün yürüttüğünüz siyaset tam anlamıyla değerler sistemini tüketen, toplumu yıkıma uğratan bir anlayışa dayanmaktadır.

Siyaset denilince bugün Türkiye toplumunun tanıklıkları ile tecrübe ettiği yalan siyasetidir, dolandırıcılık ve talan düzenidir, kayırmacılıktır, iktidar yandaşçılığıdır, partizanlıktır, başkasının hak ve hukukunu çiğnemektir, kibirdir, güç zehirlenmesidir.

Kurumsallaştırmaya çalıştığınız partizanlık sistemiyle parti devleti, parti yargısı, parti kurumları, parti bürokrasisi, parti medyası projesini adım adım hayata geçirmeye çalıştığınızı görüyor ve biliyoruz. Her gün düşman üreten, düşmansız ayakta kalamayan güvenlikçi sistemin ömrünü uzatabilmek için iç politikada, dış politikada, her yerde çatışma politikasından beslendiniz. Yayılmacı, emperyal hayallere kapıldınız. “Oyunu bozacağız” derken, izlediğiniz yanlış politikalarla kendi ülkenizin içini bozdunuz. Oraya buraya parmak sallarken, ülke parasını pula çevirdiniz. Uluslararası alanda kriz fırsatçılığına çıktınız, krizi kendi ülkenizde büyüttünüz!

“Rotası barış olmayanlar kriz ve istikrarsızlıktan kurtulamaz”

Kürtler hiçbir yerde rahat nefes almasın diye her yerde Kürt düşmanlığı yürüttünüz, çatışma politikasıyla Türkiye’yi nefes alamaz hale getirdiniz. Kürt’e kaybettirme politikasıyla, Türkiye’ye kaybettirdiniz! Hem de çok büyük kaybettirdiniz. Rotası barış olmayanlar kriz ve istikrarsızlıktan kurtulamaz!

Ekonomi politikasını polisiye yöntemlerle yürütmek için yeniden Milli Güvenlik Kurulu’nu devreye koydunuz. Oysa ekonomideki yıkımın sebeplerinden birini görmek istiyorsanız Çözüm Sürecini bitirerek savaş kararı aldığınız Aralık 2014’teki MGK toplantısına bakmanız yeterlidir. Çöküşün temellerinden birini ta o gün attınız.

Bugünkü yıkımın sebebi ürün stokçuluğu değildir, iktidarınızın savaş ve kriz stokçuluğudur. Kin, nefret ve düşman stokçuluğudur. Çözüm Sürecinde 12 bin dolar olan milli gelir, bugün 8 bin dolara inmiştir. Kişi başı 4 bin doları savaşa harcadınız. Oysa Çözüm Sürecinde ekonomi de büyüyordu, demokrasi de gelişiyordu.

Barış çabaları büyürse ekonomi de büyür, istikrar da gelişir. Savaşı büyüttüğünüzde ise ekonomiyi yerlerde süründürürsünüz. “Bu sorunu izin verilirse bir haftada çözerim” diyerek cesur bir irade ortaya koyan Sayın Öcalan’ın çözüm çağrısına tecritle karşılık verdiniz. Hukuka aykırı görüş engelleriyle çözümsüzlüğü büyüttünüz. Sonuç: Her yönüyle çözülen Türkiye’dir!

İçeride barışa kapattığınız kapı sebeptir, dışarıda uluslararası alanda medet umduğunuz ve saatlerce bekletildiğiniz kapılar ise birer sonuçtur. 2013’teki çözüm iradesinin reddi sebeptir, 2021 Türkiye’sinin çöküşü ise sonuçtur. “Ne Dolmabahçesi, ne çözümü?” diyen akıl, bugün Kürt sorununun çözüldüğünü savunmaktadır. Dik duramayanlar, cesaretli olamayanlar, inkâra sarılanlar sorunu çözemez!

Dolmabahçe masasının yerine savaş koalisyonuyla çözümsüzlük masası kuranlar sorunun karşısında çözülür, nitekim çözülüyor da. Evet, çözülenlerle sorun çözülemez. Bu mesele samimiyetle yaklaşan, geçmişten ders alan, demokratik müzakereye, diyaloğa inanan bir irade ve siyasi akılla çözülür ve çözülecektir de! Bu irade de Türkiye halklarının ve demokrasi güçlerinin bugünkü ortak barış iradesidir ve demokratik parlamenter zemindir.

HDP, demokratik müzakerenin ve ortak çözümün siyasi bir aktörü ve öznesidir. Çözümsüzlüğü büyütmek için HDP’ye ve demokratik siyasete karşı her gün siyasi darbe politikası yürütüyorsunuz. Ülkede o kadar çürümüşlük, yolsuzluk, dolandırıcılık, çetecilik varken partimiz hakkında açılan Kobanî Kumpas Davası ve siyasi intikam amaçlı kapatma davası siyasi bir darbe girişimidir. Türkiye’nin üçte birinde halk iradesini hiçe sayarak belediyelerimize kayyım atamanız siyasi bir darbedir. Eşbaşkanlık sistemimizi hedef alan tüm saldırılarınız kadına karşı erkek darbesidir.

Sevgili Demirtaş ve Sevgili Yüksekdağ başta olmak üzere tutuklu binlerce seçilmiş, siyasetçi arkadaşımız darbe hukukuyla cezaevlerinde tutulmaktadır. Kobanî Kumpas Davası, iktidarınızın bir seçim kampanyasıdır. Merkez Bankası Başkanı değiştirir gibi sık sık değiştirdiğiniz mahkeme üyeleri Saray’ınızın birer partizanıdır!

“Kumpas ve komplo siyaseti yenilecektir!”

IŞİD’in Kobanî’de kendi karanlığına gömülmesi sizin politikalarınızı çökertti. Siz de HDP’yi ve demokratik siyaseti tasfiye ederek intikam almak istiyorsunuz. Biz bunun farkındayız. 7 Haziran’ın, 31 Mart’ın siyasi intikamını almaya çalıştığınızı çok iyi biliyoruz. Ortada bir hukuk yoktur, bağımsız bir yargı yoktur, engizisyon mahkemeleriniz vardır AKP’li üyeler! Ama unutmayın; darbe mahkemelerinizle siyaseti de geleceği de şekillendiremeyeceksiniz. Sandıkta, meydanlarda yenemediğiniz HDP’yi mahkeme salonlarında da yenemeyeceksiniz. Kumpas ve komplo siyaseti yenilecektir!

Şunu da hatırlatırım: HDP’nin mücadele geleneği, bugüne değin sayısız yargı darbesi, siyasi kumpas ve komplo gördü. 1990’larda Mehmet Sincarları, Vedat Aydınları katleden zihniyetin bugünkü sahipleri İzmir’de parti binamızda Sevgili Deniz Poyraz’ı katletti. HDP’yi suikast, linç, siyasi soykırım operasyonları ve yargı kumpasları kıskacına alarak siyaset yapamaz hale getirmek isteyenler iyi bilsin; biz diz çökmeyiz, boyun eğmeyiz, demokratik siyasetten ve barış mücadelemizden asla vazgeçmeyiz!

Siz yasakladıkça demokratik siyaseti yaşamın her alanında daha fazla büyütmeye devam edeceğiz. Tutuklu ama özgür siyasetimiz mutlaka kazanacaktır. İradeye kelepçe vuran erdemsiz, yozlaşmış, korkak siyaset ise büyük kaybedecektir!

Sevgili Musa Anter’in dediği gibi:

“Ve cellat uyandı yatağında bir gece,

Tanrım dedi bu ne zor bilmece

Öldükçe çoğalıyorlar,

Ben tükenmekteyim öldürdükçe.”

İşte HDP budur! Bir gidip bin gelen, milyonlarla yoluna devam eden, cezaevlerine de meydanlara da sığmayan köklü bir mücadele deryasıdır. Halkları hak, adalet, eşitlik ve barış temelinde birleştiren ve Türkiye’nin özgür geleceğinin teminatı olan bir fikriyattır. Bir ucu Anadolu’da, diğer ucu Mezopotamya’da olan bu fikriyatı durduramayacaksınız, engelleyemeyeceksiniz.

Ülke olarak yaşadığımız bu büyük çöküş, aynı zamanda çıkış için de önemli fırsatlar yaratmaktadır. İktidarın her ne kadar uykuları kaçsa da ülke artık bir seçim sürecine girmiştir. Buradan çağrı yapıyorum: Politikanıza güveniyorsanız, cesaretiniz varsa buyurun sandığı hemen getirin, halk kararını versin. Seçim koşulları çoktan oluşmuştur. Halk sabırsızlıkla sandığı beklemektedir. Oyalamayla zaman kazanmaya çalışmayın.

Ne yaparsanız yapın o büyük yüzleşme günü gelecektir. Eninde sonunda o sandık kurulacak ve gerçeklerle, yarattığınız tabloyla mutlaka yüzleşeceksiniz. Yurttaşlarımız şunu bilmelidir: Bu seçim bir cumhurbaşkanlığı seçimi değildir; bu bir rejim seçimidir, gelecek yüzyılı belirleme seçimidir!

Bu seçim, halkın huzur ve refah içinde eşitçe yaşayacağı güçlü bir demokrasi ve herkes için adalet düzeni ile hukuksuzluk, talan ve soygun düzeni arasındaki bir seçimdir. Haksız zenginleşme ve yolsuzluk düzeni ile ekmeği, aşı büyütme arasındaki bir seçimdir. Bu seçim, halklarımıza tekçiliği dayatan düzen ile kimliği, dili, inancı ve kültürü reddedilmeden herkesin eşit ve özgürce birlikte yaşayacağı ortak gelecek arasındaki bir seçimdir. Bu seçim, en büyük şiddet ve ayrımcılığa uğrayan, kazanımları her gün saldırı altında olan kadınların özgürlük ısrarı ile erkek düzen arasındaki seçimdir.

“Mücadelemize güveniyor ve inanıyoruz!”

Bu seçim, özgür bir gelecek kuracak olan gençler ile bu geleceği karartmak isteyen kötülük düzeni arasındaki bir seçimdir. Bu seçim, en büyük barış ittifakı ile ülkeyi yıkıma götüren savaş koalisyonu arasındaki seçimdir. Bu seçim, rant için talan edilen ormanlar ve dereler ile rantçı iktidar arasındaki bir seçimdir.

Evet, Türkiye halkları asla karamsarlığa ve kaygıya kapılmamalıdır. Büyük demokratik dönüşümü mutlaka başaracağız. İşçisiyle, emekçisiyle, esnafıyla, çiftçisiyle, kadınıyla, genciyle omuz omuza vererek ve ortak mücadeleyi büyüterek bu düzeni birlikte değiştireceğiz. Mücadelemize güveniyor ve inanıyoruz!

Bu mücadele, ekmeğimizi de aşımızı da büyütme mücadelesidir. Herkes için ekmek, herkes için barış, herkes için adalet, herkes için demokrasi mücadelesidir. Ortak, eşit gelecek mücadelesidir. Bu mücadele, bizim olan kazanımlarımızı söke söke bu düzenden geri alma mücadelesidir. Halktan gasp ettiğiniz hakları ve özgürlükleri, alın terinin hakkını söke söke misliyle geri alacağız. Sevgili halkımız bunu asla unutmayın, asla kaygıya kapılmayın.

Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere gasp ettiğiniz tüm hakları söke söke erkek düzeninizden geri alacak ve bu erkek düzeninize son verecektir!

Gasp ettiğiniz belediyelerimizi yolsuzluk ve yüzsüzlük yarışına giren o kayyımlarınızdan bir bir geri alacağımızın sözünü veriyoruz halkımıza. Halkın ekmeğiyle, geleceğiyle oynamanın siyasi bedelini sandıkta çok ağır ödeyeceksiniz!

“Cumhuriyeti büyük demokrasiyle, büyük barışla buluşturalım”

Demokrasiden, barıştan, adaletten, emekten, birlikte yaşamdan yana olan, bu düzenin zulmü altında her gün bedel ödeyen tüm yurttaşlarımıza, toplumsal muhalefete, tüm demokratik muhalefete buradan mücadele ortaklığı çağrısı yapıyorum: Gelin yeni bir dönemi hep birlikte başlatalım. Korkuları, siyasi kaygıları, hesapları bir kenara bırakalım. Siyaset üstü bakalım. Bu ülke halklarının enkazdan kurtarılması için en güçlü birlikteliği kuralım. Türkiye toplumunu yoksulluk-işsizlik-açlık-adaletsizlik sarmalıyla kuşatan bu zulüm düzeninin karşısında demokrasi, adalet, barış, özgürlük ve ekmek mücadelesini büyütelim. En güçlü demokrasi ittifakıyla, büyük barış ittifakıyla yüzüncü yılında  Cumhuriyeti büyük demokrasiyle, büyük barışla buluşturalım!

HDP buna vardır, bu cesarete ve kararlılığa her zamankinden daha fazla sahiptir ve bunu başaracaktır. Herkes umutlu olmalıdır. Değişim gücü halklarımızın elindedir. Karunlaşan iktidar düzenini değiştirecek olan halklarımızın Harunlaşan mücadelesi olacaktır.

Unutulmamalıdır: Karanlığın en koyu olduğu an aydınlığın en yakın olduğu andır. Ve o an hızla yaklaşmaktadır. Büyük değişime az bir süre kalmıştır. Ve bu büyük değişimin kapısını HDP şimdiden açmıştır. Milyonların iradesi ve umudu yeni bir dönemi başlatacaktır. Güneşi gülüşüne, direnişi yaşamına sığdıran kadınlar ve cesaretini gelecekle buluşturan gençler, bu yüzyılı demokrasi ve özgürlük yüzyılına çevirmeyi başaracaktır.”

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Sancar’dan Dikkat Çeken İttifak Açıklaması

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada, “HDP olarak her yerde halkla buluşmalar gerçekleştirerek önerilerimizi ortaya koyuyoruz, çözüm için birlikteliği güçlendirmeye çalışıyoruz. Çıkış yolumuz en geniş demokratik ittifakı oluşturmaktır. Bunu gerçekleştirebilirsek; bütün soygun, talan, savaş düzenine karşı ortak mücadele yaratabilirsek ittifak tartışmaları kendiliğinden bir sonuca bağlanacaktır. Esas olan sahada ortak mücadeledir. Önce ortak demokratik mücadele, bu mücadele zemininde güçlü demokrasi ittifakları oluşturmak lazım.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sancar, açıklamasının devamında, bu yönetimin istifa etmesi gerektiğini belirterek, “Tek bir dertleri var, iktidarda kalmak. Bizim de birinci sorumluluğumuz, bu yönetimin bir an önce gitmesini sağlamaktır. Bunun için ortak demokratik mücadele şarttır.  Bunun halka mal olmasıyla erken seçim gerçekleştirilebilir. Eğer bunu sağlayamazsak ülkeyi bu şekilde yönetmek için ellerinden geleni yapacaklar.” dedi.

Açıklamasının sonuna doğru “Ortak mücadele bu ülkeyi cehennemden çıkarmak için şarttır” diyen Sancar, “Türkiye’nin kaynakları bu topluma yeter. Bizim ülkenin kaynaklarını halkçı bir yönetimle paylaştıracağımız bir düzeni kurmamız gerekiyor, buna gücümüz yeter. Ülkenin geleceğini demokrasi özgürlük ve barış üzerine kurmamız görevimizdir. İktidarı ayakta tutan temel sütunların Saray’a bütçe, yandaşa rant, savaşa yatırım olduğunu görürsek demokrasi mücadelesini, sömürüye karşı emekçilerin birlikteliğini, savaşa karşı barış mücadelesini yürütmemiz de zor olmayacaktır. Bu mücadeleyi bütünlüklü yürütmek önemlidir.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Adana’da sivil toplum örgütleri ve demokratik kurumların temsilcileriyle bir araya geldi. Sancar, toplantıda toplantıda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Çukurova’nın kalbinde Adana’da siz değerli demokratik kitle örgütü temsilcileriyle buluşmanın sevincini yaşıyorum. Çok değerli bir bölge ve bu bölgenin merkezi olan Adana’dayız. Bizler yarın Mersin’de bir miting düzenleyeceğiz, öncesinde Adana’da sizlerle buluşmayı istedim. Kısa sürede hazırlıkları ancak yapılabildi, buna rağmen geniş katılımdan büyük memnuniyet duyuyorum. 27 Eylül’de açıkladığımız deklarasyonumuzun ruhuna vurgu yapmak isterim. Amacımız tüm ezilenleri, dışlananları, mağdurları, emekçileri birleştiren bir ortak mücadele hattı oluşturmaktır. Tüm kesimlerle diyaloğu hayati önemde buluyoruz.

Böyle bir mekanizma kurabilirsek yani tüm ezilenlerin birbiriyle konuşup ortak mücadele yürütebilecekleri bir zemin yaratabilirsek Türkiye çöküşten çıkacaktır. Bu çöküş, çok boyutlu krizlerin sonucu olarak gerçekleşiyor. Türkiye uzun süredir çoklu krizler içindedir. Bu krizlerin kaynağı iktidarın yönetim anlayışıdır. Bütçe görüşmelerinin ilk etabı komisyonda tamamlandı. Bütçeye bakınca bu iktidarın tercihlerini görebiliyorsunuz. Bu bütçe halkın bütçesi değildir, bu bütçe 19 yıllık AKP iktidarının politikalarının bir özetidir. Saray’a, yandaşa kaynak aktarmayı esas alan, halkı yok sayan, halkın çıkarlarına önem vermeyen bir bütçedir.

Bu anlayışın yol açtığı sonuçları son 2 haftada daha çarpıcı biçimde yaşıyoruz. Türkiye’de liranın değer kaybının yarattığı yıkımı canlı şekilde izledik. Son 1 haftada liranın değer kaybı o kadar çok boyutlu ki neredeyse geleceğimiz mahvedilmektedir. Halkın geleceği yok edilmek istenmektedir. Önümüzdeki dönem sadece yoksulluktan söz etmeyeceğiz, bir de gıda krizi, yani açlık olacak. Sadece yoksulluk ve sömürü değil, açlık yaşamak zorunda kalacak bu ülke. Tüm bunlar bir avuç sermayedarın çıkarlarına hizmet amacıyla yürütülen anlayışın sonucudur.

“Esas olan sahada ortak mücadeledir”

Bizim bu anlayışa, bu düzene karşı birlikte mücadele etme sorumluluğumuz var. HDP olarak her yerde halkla buluşmalar gerçekleştirerek önerilerimizi ortaya koyuyoruz, çözüm için birlikteliği güçlendirmeye çalışıyoruz. Çıkış yolumuz en geniş demokratik ittifakı oluşturmaktır. Bunu gerçekleştirebilirsek; bütün soygun, talan, savaş düzenine karşı ortak mücadele yaratabilirsek ittifak tartışmaları kendiliğinden bir sonuca bağlanacaktır. Esas olan sahada ortak mücadeledir. Önce ortak demokratik mücadele, bu mücadele zemininde güçlü demokrasi ittifakları oluşturmak lazım.

Aslında yaşadığımız şey tam bir cehennemdir. Cehennem nedir diye sorarsanız; Turgut Uyar’ın “Açlık çoğunluktadır” şiiri var. Bu şiir, Türkiye’nin şimdiki durumunu anlatıyor: “Cehennem başarılmamış bir savaştır, başarılmamış bir mücadeledir.”

Pamuğun üretiminde de çok gerilere gidildi. Bunun sebebi, iktidarın izlediği ekonomi politikalarıdır. Ekilebilir arazilerin büyük kısmı imara açılmıştır. Sürekli binalar dikilmektedir. İktidar, kendini inşaat sektörü üzerinden var etmek istemektedir. O nedenle bu ülkenin geleceğinin, çiftçisinin gözünün yaşına bakmamıştır.

Sadece 80’li yıllarda 2,5 milyon dekarda pamuk üretiliyordu, 2020 yılında 600 bin dekara düştü. Ne için kullanılıyor bu alan? İmara açılıyor, bu imar üzerinden yandaş sermayenin tahakkümünü sağlıyorlar. Pamuk üretimi tarihe karışıyor. 2000 yılında 577 bin ton pamuk ithal edilmiş, 2020 yılında 1 milyon 81 bin ton. Bugünkü ithalat miktarı bu. Buğdayda yaşadığımız durumda aynı şekilde.

Döviz kurundaki artışın maliyete yansıması korkunçtur. Geçen gün bir üretici ile konuşurken unla ilgili şu örneği verdi. Biliyorsunuz sınırlı miktarda satış yapılıyor, çünkü yarın ne olacağını bilmiyorlar. 150 km ötedeki bir yere ısmarladığı unu götürmek için sabit fiyat veremiyor un satıcısı. Çünkü 2 saat sonra “istediğin yere ulaştırdığımda fiyat değişmiş olacak” diyor. Bir ekonomide fiyat bile belirlenemiyorsa bu çöküştür, bunun sonuçları ağırdır. Bizim amacımız bu çöküşün enkazının halkın üzerinde kalmasını önlemektir. Hep birlikte mutlaka ortak ilkeler ve ortak hedefler için buluşmak zorundayız. Bizim acil öneriler programımız var. Bu önerilerin hiçbiri bütçe görüşmelerinde kabul edilmedi.

“Bu yönetim istifa etmelidir, ülkeyi çöküşe götürüyor”

Şu an acil olarak dile getirmemiz gereken taleplerden birincisi derhal seçim talebidir. Bu yönetim istifa etmelidir, ülkeyi çöküşe götürüyor. Eminim Cumhurbaşkanı ne yaptığını biliyor, çünkü bu politikalar izledikleri yolun sonucudur. Halkı önemsemeyen, halkın geleceğini önemsemeyen zihniyetin bilinçli politikalarıdır. Bu ülkeyi ucuz emek cehennemine çevirmek istiyorlar. Asgari ücretin 30-40 dolara indiği bir ülkede burayı köle yuvasına dönüştürmek istiyorlar. Yandaş sermayenin desteği ile iktidarlarını sürdürmek istiyorlar. Tek bir dertleri var, iktidarda kalmak. Bizim de birinci sorumluluğumuz, bu yönetimin bir an önce gitmesini sağlamaktır. Bunun için ortak demokratik mücadele şarttır.  Bunun halka mal olmasıyla erken seçim gerçekleştirilebilir. Eğer bunu sağlayamazsak ülkeyi bu şekilde yönetmek için ellerinden geleni yapacaklar.

Biz sizlerle bu buluşmada dile getiriyoruz, yarın mitingimizde de çağrımızı yineleyeceğiz. Bundan sonraki çalışmalarımızda da bu talebi en geniş kitlelerin ortak talebi haline getirmek için çalışacağız. Ortak mücadele bu ülkeyi cehennemden çıkarmak için şarttır. İnce Memed romanı bize “mücadele haktır” diyor. Buna ekleme yapıyoruz; mücadele görevdir, sorumluluktur. Bunu en geniş birliktelikle yapmak da bu ülkenin bütün insanlarına karşı bir vicdani yükümlülüktür. Bundan kim kaçarsa gelecek nesillere nasıl hesap vereceğini düşünmesi gerekir. Biz demokratik birliktelik ile bu ülkenin bunlara mecbur olmadığını göstereceğiz. Türkiye’nin kaynakları bu topluma yeter. Bizim ülkenin kaynaklarını halkçı bir yönetimle paylaştıracağımız bir düzeni kurmamız gerekiyor, buna gücümüz yeter. Ülkenin geleceğini demokrasi özgürlük ve barış üzerine kurmamız görevimizdir. İktidarı ayakta tutan temel sütunların Saray’a bütçe, yandaşa rant, savaşa yatırım olduğunu görürsek demokrasi mücadelesini, sömürüye karşı emekçilerin birlikteliğini, savaşa karşı barış mücadelesini yürütmemiz de zor olmayacaktır. Bu mücadeleyi bütünlüklü yürütmek önemlidir.”

Paylaşın

HDP’li Paylan, Partisinin 6 Maddelik Ekonomik Tedbirler Paketi Önerisini Açıkladı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ekonomiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, Meclis’te düzenlediği basın toplantısıyla, partisinin hazırladığı Acil Ekonomik Tedbirler Paketini açıkladı.

Haber Merkezi / Açıklamasında, “HDP olarak en azından bütçenin bu son gününde büyük bir ekonomik kriz koşullarında yaşayan halkımıza nefes aldıracak tedbirlerin alınmasını öneriyoruz” diyen Paylan, özetle şunları söyledi;

“Bugün, bir aydır görüşülmekte olan 2022 yılı bütçesinin tercihlerini değiştirme imkanının olduğu son gün. Halka nefes aldıracak bir bütçe yapmak, eğer tam da bugün bütçe tercihlerini değiştirebilirsek mümkün olacak! Aksi takdirde Saray’dan gelen bütçe Meclis’te aynı şekilde, geldiği gibi kabul edilecek.

Saray’dan gelen bütçe, doları 2022 yılında 9 lira 27 kuruş tahmin etmişken, şu anda dolar 2022’ye girmeden 12-13 liraya çıkmıştır. İktidarın aymaz politikaları nedeniyle oluşan bu dolar artışı sonucunda, yurttaşlarımızın üzerine zam yağmaktadır.

Yurttaşlarımız, benzini daha ucuz almak için uzun kuyruklar oluşturmakta, market market dolaşıp ayçiçek yağının 5 lira daha ucuz olduğu yer aramaktadır.  Mutfakta, çarşıda, atölyede, pazarda yangın var. Çiftçi tarlasına gübre atamamakta, çünkü gübre fiyatları 5 kat artmıştır. Yurttaşlar mutfak masraflarını karşılayamamakta, emeklilerimiz ay sonunu getirememektedir.

Saray’dan gelen bütçe çökmüştür. Bu zam yağmuru altında 2022 yılı Türkiye’nin yaşadığı en zor yıllardan biri olacaktır. Saraydakiler bunun farkında değiller çünkü onlar paralel evrende yaşıyor. Onlar “Türkiye uçuyor” diyorlar. Kim uçuyor? Evet birileri uçuyor. Halkımıza sorduğumuzda “Türkiye baş aşağı gidiyor” diyorlar.

“Bütçe tercihleri değiştirilmelidir”

Bu şartlarda belki saraydaki vicdansızlar ülkedeki yangını, zam yağmurunu alım gücünün erimesini görmüyorlar o noktada Millet Meclisi’nin devreye girmesi gerekiyor. Saraydan gelen bütçede kaynaklar saraya, şatafata, israfa, yandaşlara ve faize akıyor. Bu bütçe tercihleri mutlaka değiştirilmelidir.

HDP olarak, ekonomik buhran yaşadığımız bu günlerde bir kriz masası oluşturduk. Kriz Masamız ekonomide alınacak acil önlemlere ilişkin bir teklif hazırladı. Biz Halkın Bütçesi teklifimizi sunmuştuk, orada çok sayıda önerimiz vardı ama şu an iktidar, bütçedeki kaynakları tüketmiş olduğu için bu adımları atma olasılığı artık yoktur!

Bizler, HDP olarak en azından bütçenin bu son gününde büyük bir ekonomik kriz koşullarında yaşayan halkımıza nefes aldıracak tedbirlerin alınmasını öneriyoruz.

Halkın vicdanlı temsilcilerine, bu önerilerimize destek verme çağrısı yapıyoruz. HDP Ekonomi Kriz Masası olarak hazırladığımız, Acil Ekonomik Tedbirler Paketini 6 maddede topladık:

  • Elektrik, su, doğalgaz ve internet tüm hanelere ihtiyaç sınırına kadar ücretsiz sağlansın.
  • Çiftçilerin tarlasına gübre atabilmesi için bütçeye kaynak eklensin.
  • Asgari Ücret vergi dışı bırakılsın.
  • Üniversite öğrencilerine karşılıksız aylık 2.000 TL burs sağlansın.
  • Esnafın banka ve vergi borçları faizsiz uzun vadeli yapılandırılsın.
  • Geliri olmayan tüm yurttaşlarımıza aylık 2.000 TL Asgari Gelir sağlansın.

Bu 6 maddelik paketin hayata geçmesi için bugün Meclis, Plan ve Bütçe Komisyonu’na önergeler vereceğiz. Şu anda Sarayda, paralel evrende yaşayıp, uçuyoruz zannedenlere karşı; inim inim inleyen, alım gücü biten halkın feryatlarına cevap veren bir meclis olup olmadığımızı göstereceğiz.

Halk zamlar altında kendisine kalkan olacak bir Meclis arıyor. Bu bütçe, halkın alım gücünü destekleyecek bir bütçe olmalıdır. Bu bütçe, Sarayın değil Halkın Bütçesi olmalıdır. Bunu yapmak, bütçe tercihlerini değiştirirsek mümkündür. HDP olarak açıkladığımız 6 maddelik ‘Acil Ekonomik Tedbirler Paketi’ önerisini bütün siyasi partilerin desteklemesini talep ediyoruz.

“Derhal istifa, hemen seçim diyoruz!”

Şu da bilinmeli; Tek Adam Rejimi sürdükçe yara kanamaya devam edecektir. Tek Adam Rejimi sürdükçe her gün soframızdan bir dilim ekmek eksilmeye devam edecektir. Bu açıdan biz HDP olarak, bu iktidarın bir an önce istifa etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu iktidar istifa etmeli ve derhal erken seçime gidilmelidir! Bu iktidarla geçen her gün ekmeğimiz, huzurumuz ve refahımız eksilecektir. Bu açıdan derhal istifa, hemen seçim diyoruz!

Paylaşın

Demirtaş: Erdoğan Rejimi Uzatmaları Oynuyor

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Erdoğan rejimi çözüldü, dağıldı, bitti. Sadece uzatmaları oynuyor ve bu süre içinde de tahribat yaratmaya devam ediyor. Bence devlet içindeki hiçbir güç odağı artık Erdoğan’ın arkasında durarak ona destek olmayacak ve suça ortak olmaktan kaçınacaktır” ifadelerini kullandı.

Demirtaş, Artı TV’nin sorularını yanıtladı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun helalleşme çağrısını bir niyet beyanı ve ilk adım olarak önemli bulduğunu söyledi. İktidar ve yakın çevresinden, Kılıçdaroğlu’nun çağrısına yönelik açıklamaları provokatif bulduğunu ve dikkate alınmaması gerektiğini belirtti.

Demirtaş, “Türkiye’ye özgü bir yüzleşme süreci hayata geçirilebilir. Eş Genel Başkanımız Mithat Sancar bu konunun uzmanlarındandır. Elbette ki, yüzleşmenin bir boyutu da Kürtleri kapsayacaktır. Ancak yaralı toplumlar sadece Kürtlerden ibaret de değildir.” değerlendirmesini yaptı.

Konuyla ilgili, “Helalleşme” adlı yazısında kullandığı “Biz de helalleşeceğiz” ifadesinin çarpıtıldığını, kendisinin Kürtler adında birilerinden özür dilediğinin zannedildiğini söyledi ve tepki gösterdi.

Demirtaş, “Kürt halkının devlete özür borcu yoktur. Bununla birlikte, Kürtlerin siyasi temsilcilerinin kendi eksiklikleri ve hataları nedeniyle hem Kürtlere hem de diğer kesimlere bir özür borcu vardır. Benim de yazımda açıkça belirttiğim buydu. Yoksa mağdurun egemene özür borcu yoktur, olamaz.” ifadesini kullandı.

Demirtaş, “Muhalefet temsilcileri Erdoğan’ın gidici olduğunu her fırsatta dile getiriyor. Sizce Erdoğan gidici mi?” sorusuna verdiği yanıtta, Erdoğan rejiminin çöktüğünü, devlet içindeki güç odaklarının artık Erdoğan’a destek vermeyeceğini ve suça ortak olmayacağını belirtti.

“Hiçbir güç odağı artık Erdoğan’ın arkasında durarak ona destek olmayacak”

Demirtaş, “Erdoğan rejimi çözüldü, dağıldı, bitti. Sadece uzatmaları oynuyor ve bu süre içinde de tahribat yaratmaya devam ediyor. Bence devlet içindeki hiçbir güç odağı artık Erdoğan’ın arkasında durarak ona destek olmayacak ve suça ortak olmaktan kaçınacaktır.” düşüncesini dile getirdi.

Demirtaş, Erdoğan sonrası ve yeni sistem inşasında Kürtler ile HDP’nin pozisyonunu ise şöyle tarif etti:

“Partimiz mevcut ittifakların dışında konumlandığını zaten ilan etmişti. Ne seçim sürecinde ne de seçim sonrasında HDP ve Kürtler olup biteni tribünden izlemeyecektir. Aksine, siyasetin yapıcı unsuru olarak sürecin merkezinde olacaktır. Yüz yıl önceki gibi, cumhuriyet adeta yeninden inşa edilirken bir kez daha Kürtlerin ve diğer kesimlerin dışlanmasına, yok sayılmasına fırsat verilmemelidir. Aksi takdirde demokrasi de gelişmez, sorunlar da çözülmez.”

AKP dağılıp çöktüğü için ‘iktidarımı nasıl kurtarırım?’ telaşıyla tartışmaya açıyor bu konuyu. Bizim işimiz AKP iktidarının nasıl kurtulacağı değil, sandığa nasıl gömüleceğini tartışmak ve bunu yapmaktır. Muhalefetin yüzde 50+1 gibi bir gündemi olmamalı.”

Demirtaş, HDP’nin ittifaklara ve cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin politikasını da değerlendirdi.

“HDP’nin cumhurbaşkanlığı seçiminde aday çıkarıp çıkarmayacağına, kimi destekleyeceğine tabanıyla birlikte HDP yönetimi karar verir. Günü geldiğinde bizlerin de görüşünü alarak, partimiz tavrını netleştirecektir. Henüz verilmiş bir karar bulunmuyor. Ben sadece AKP-MHP’nin yürüttüğü HDP’yi kriminalize etme planının ne kadar işe yaramaz ve aptalca olduğunu anlatmaya çalıştım.”

Millet İttifakının “HDP ile yan yana olmaktan kaçındığı” izleniminin de sorulduğu Demirtaş şunları kaydetti: 

“Kimse HDP ile yan yana oturmaya mecbur değil. HDP kimseye dayatmada bulunmuyor, kimseye şantaj yapmıyor veya yalvarmıyor. HDP’yi yok sayan, HDP ile konuşmayan, diyalog kurmayan hiç kimse, kim olursa olsun HDP’nin desteğini alamaz. HDP’nin kapıları diyaloğa sonuna kadar açık iken bunu değerlendirmemek büyük hata olur. Ama ben sağduyunun devreye gireceğine ve tüm muhalefetin seçim döneminde güçlü bir diyalog ve iş birliği zemini yakalayacağına inanıyorum.”

“Partimin ve halkımın vereceği her türlü görevi yürütmekten onur duyarım”

“HDP’nin başına yeniden geçmeyi düşünüyor musunuz? sorusuna Demirtaş, “Tabii ki siyasetten ve mücadeleden hiçbir zaman kopmadım, kopmayacağım. Benim için siyaset koltuk veya yetki demek değildir. Partimin ve halkımın vereceği her türlü görevi yürütmekten onur duyarım sadece.” yanıtını verdi.

“Cumhurbaşkanı seçilirse yapacağı ilk üç icraatının ne olacağı” sorusuna ise Demirtaş’ın yanıtı şu oldu:

“Çıkaracağım bir kararnameyle, gazetecilerin siyasetçilere bu tür sorular sorarken ilk icraatlarını üçle sınırlandırmasını yasaklardım. Çünkü Türkiye gibi bir ülkede yapılacak ilk üç şey değil, yapılacak ilk yüz şey, hatta bin şey var. Dolayısıyla bu soruya gönül rahatlığıyla, üç şey sayıp cevap vermem mümkün değil.”

Özlediklerini ve dışarı çıkması durumunda ilk yapmak istediklerine ilişkin olarak da “Dışarıda olan her şeyi özledim doğal olarak. Hızla dışarıdaki normal hayatıma adapte olmaya çalışırım herhalde.” dedi.

-Boş bir duvara yazı yazma şansınız olsaydı ne yazardınız?

“Lütfen bu duvara yazı yazmayın :)”

Paylaşın