HDP Bahçelievler İlçe Binasına Saldıran Kişi İtiraz Üzerine Tutuklandı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Bahçelievler İlçe Binası’na 28 Aralık 2021’de yapılan saldırı sırasında kurusıkı tabancayla binaya ateş ettiği ve bıçak kullandığı belirtilen, gözaltına alındıktan sonra ev hapsi kararıyla adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Muhammed E.S. savcılığın itirazı üzerine tutuklandı.

Kurusıkı tabanca ve bıçakla HDP Bahçelievler İlçe binasına giren Muhammed E.S. bina içerisindekilere tehditler savurmuş ve iki kişiyi de yaralamıştı. Olay sonrası kaçan Muhammed E.S. yan tarafta bulunan bir fırına sığınmış; daha sonra olay yerine gelen polis ekipleri tarafından gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından 3 Ocak’ta İstanbul Adalet Sarayı’na çıkarılan Muhammed E.S. savcılıkça, “Kasten yaralama” ve “Silahlı tehdit” suçlarından tutuklanması talebiyle mahkemeye sevk edilmişti. Nöbetçi İstanbul 3. Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkarılan Muhammed E.S. hakkında ev hapsi şeklindeki adli kontrol kararının uygulanmasına karar verilmişti.

Savcılık, ev hapsi kararına itirazda bulunarak şüphelinin tutuklanmasını talep etmişti. HDP, saldırganın serbest bırakılması kararını “Katillerin sırtının sıvazlandığının ve saldırganların teşvik edildiğinin göstergesidir” ifadeleriyle değerlendirmişti.

Paylaşın

Pervin Buldan: Türkiye, AKP Ve MHP’den Daha Büyüktür

Partisinin Kocaeli’nde düzenlediği mitingde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan , “Bu ülke AKP ve MHP’den daha büyüktür. Sizler bu ülkenin yurttaşları, kadınları, gençleri AKP ve MHP’den daha büyüksünüz. AKP ve MHP’ye mecbur değilsiniz, mahkum değilsiniz.” dedi.

Haber Merkezi / Buldan, konuşmasında, “Sandıklarımıza sahip çıkacağız. Şimdiden bunun çalışmasını yapıyoruz, tek bir oyumuzu bile size kaptırmayacağız, bunun için şimdiden buna yönelik hazırlıklarımız devam ediyor” ifadelerini kullandı.

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, ““Diliyorum ki bir an önce seçim olur bir baskın seçimle artık AKP ve MHP’nin olmadığı demokratik bir Türkiye, demokratik bir Cumhuriyet ve Türkiye halklarının barış içerisinde ortak bir yaşamda buluşmasının kısa bir zamanda gerçekleşmesini temenni ediyorum.” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Kocaeli’nde düzenledikleri “Derhal İstifa, Biz Değiştireceğiz” mitingindeki konuşmasında, iktidarın ekonomi politikaları nedeniyle yaşanan sorunlara dikkat çekti. Hükümeti istifaya çağıran Buldan, şunları söyledi:

“Merheba hevalên hêja, dayikên birûmet ciwanên hêja hûn bi xêr hatine. Merhaba sevgili Kocaeli halkı, burada yaşayan Türk, Kürt, Alevi, Roman kardeşlerim, hepiniz hoş geldiniz.  Kocaeli’nin cesur kadınlarını ve gençlerini özellikle selamlamak istiyorum. Burada hemen yanı başımızda Kandıra Cezaevi’nde tutulan Figen Yüksekdağ’ı, Gültan Kışanak’ı, Gülser Yıldırım’ı, Aysel Tuğluk’u ve Edirne’de tutulan Selahattin Demirtaş’ı, Sincan’da tutulan İdris Baluken’i ve rehin tutulan bütün arkadaşları selamlıyorum, onlara sevgilerimi gönderiyorum.

Bugün “Derhal İstifa Biz Değiştierceğiz” mitinglerimizin bir tanesini daha burada Kocaeli’nde yapıyoruz. Bu yaz boyunca ülkenin her tarafını dolaştık gezdik. Yüzlerce, binlerce buluşma gerçekleştirdik. HDP’ye oy verenler de oy vermeyenler de HDP’nin yanında olanlar da olmayanlar da HDP’ye selam verenler de vermeyenler de bu buluşmalarımızdan büyük güç aldılar, bizleri bağırlarına bastılar. Kadınlarla, gençlerle buluştuk, Alevilerle, işçilerle, esnafla buluştuk. Herkesin söylediği tek bir şey var; bu ülkeyi değiştirecek olan HDP’dir, sizlersiniz. Değiştirmek için bugün alanlardayız, çünkü üreten biziz, ürettiğimiz için de yok sayılan, emeği çalınan biziz.

Bugün Kocaeli başta olmak üzere Türkiye’nin her tarafında üreticiye, çiftçiye esnafa ve bu ülkenin bütün kesimlerine yönelik bir haksızlık ve hukuksuzluk olduğunu biliyoruz. Bunun baş müsebbibinin de AKP-MHP koalisyonu olduğunu çok iyi biliyoruz. İşte bunun için değiştirmek zorundayız, onları göndermek zorundayız. Onların bizi yok saymalarına, tüketmelerine tahammülümüz yok. Bu ülkede üreten kesimiz, ama iktidar bu ülkenin kaynaklarını hoyratça tüketiyor.

“2001’den daha derin bir kriz var”

İktidara geldikleri zaman bu topluma yeni vaatler sunmuşlardı. Kürt sorununu, Alevi sorununu, ekonomi sorununu çözeceğiz demişlerdi. İktidara geldiklerinde yani 2001 yılında da bu ülkede ekonomik kriz vardı. Bir çok kesim ekonomik krizi çözmesi için oy vermişlerdi ama bugün ülkeyi getirdikleri nokta 2001’in de ötesinde ve daha derin bir kriz. Bu ülke krizlerin ve darbelerin ülkesidir. Krizler ve darbeler bu ülkede hiçbir zaman bitmiyor. Biz darbelere, krizlere, yok saymalara karşıyız. Biz artık bizi yok saymanıza ve görmemenize karşıyız.

Bu ülkenin sorunlarını çözecek olan tek bir parti var o da HDP, yani bizleriz. Evet bu ekonomik krizin ve yaşatılan bütün krizlerin siyasal ve sosyal krizlerin başlıca nedenleri var. Yoksulluk, yolsuzluk, talan ve hırsızlık bir sebeptir. Bütün bunların sebebi ekonomik kriz olarak karşımıza çıkıyor. Eğer bir yerde hırsızlık varsa o ülke yoksullaşıyor. Demek ki bu ülkenin yoksullaşmasının tek sebebi hırsızlıktır, talandır, AKP hükümetinin anlayışıdır.

Bu ülkeyi yönetenlerin halkın cebinden, sofrasından çaldıklarını biliyoruz. Bu ülkeyi yönetenler gençlere, kadınlara bir gelecek vaat etmiyor. İnsanlar açlıktan, sefaletten inim inim inlerken onlar saray pencerelerinden dışarı bakıp ülkeyi toz pembe görebilirler. Onlar bu ülkede iki Türkiye yarattılar. Bir tarafta haksız kazançla şatafat sağlayan, zenginlik yaratan bir ülke yaratılırken, bu ülkenin başka bir tarafında kadınlar, işçiler, esnaf çalışanlar herkes perişan haldeler.

“Türkiye AKP ve MHP’den daha büyüktür, onlara mahkum değilsiniz”

Ama bu ülke AKP ve MHP’den daha büyüktür. Sizler bu ülkenin yurttaşları, kadınları, gençleri AKP ve MHP’den daha büyüksünüz. AKP ve MHP’ye mecbur değilsiniz, mahkum değilsiniz. Sevgili Kocaeli halkı Türkiye halkları çözüm istiyor, bunu hepimiz biliyoruz. Ama onlar çözüm isteyenlerle mücadele ediyorlar. Bu ülkede kriz var krizle mücadele edilmiyor, yoksullukla mücadele edilmiyor, hırsızlık var. Çeteler var sokaklarda, bu ülkede katliamlar yapılıyor, cinayetler işleniyor bunlarla mücadele edilmiyor. Mücadele ettikleri tek şey hak isteyenler, hakkını arayanlar, kadınların eşitlik talebi. Mücadele ettikleri kesimler itiraz edenler, bu ülkede kim itiraz ediyorsa, adalet istiyorsa, hukuk istiyorsa onlarla mücadele ediliyor. Ama onlar istedikleri kadar hakkımızda fezleke çıkarsınlar, soruşturma başlatsınlar, biz haktan, hakikatten yana asla taviz vermeyeceğiz, asla diz çökmeyeceğiz, asla boyun eğmeyeceğiz ve biat etmeyeceğiz.

Kocaeli en fazla vergi ödeyen kentlerden biridir. Vergilerinizi ödüyorsunuz ama o vergiler bu kente geri dönmüyor, Saray’da bloke ediliyor. Çünkü bu halkın vergileriyle kendilerine rant kapıları sağlıyorlar. 3’lü 5’li maaşlar alan bürokratlar yaratıyorlar. Burada üreticiye, çiftçiye hiçbir yatırım yapılmazken, yandaşlarını ve akrabalarını kamuya dolduruyorlar. Gençler üniversiteler okuyor ama iş bulamıyor çünkü AKP kendi yandaşlarını sınavlara sokmadan kamuya dolduruyor. Bu haksızlığı, kadınlara ve gençlere, işçilere, esnafa yapılan haksızlığı elbetteki hem hukuk önünde hem de seçimlerde, sandık başında sormazsak namerdiz, namerdiz, namerdiz arkadaşlar.

“Kapatma davasının savunmasını meydanlarda yapacağız”

Bu ülkede ekonomi, yoksulluk konuşulmasın istiyorlar. Bir haksızlık varsa asla konuşulmasın istiyorlar. İşte bu yüzden partimiz hakkında kumpas davaları başlattılar. Kobanî Kumpas Davası ve kapatma davası. Bugün iki kumpas davası ile Türkiye karşı karşıyadır. Bu iki kumpas davası boştur, içinde hiçbir gerçek belge yoktur. Hem Kobanî Kumpas Davasında hem de kapatma davasında özellikle milletvekillerimizin yaptıkları konuşmalar, katıldıkları etkinlikler, barış ve demokrasi istemek, hak ve hukuk talep etmek dışında bir şey yok. Hiç kimse eline silah almamış, hiç kimse bir başkasını öldürmemiş, hiç kimse bıçak çekmemiş. Hiç kimseye hakaret bile etmemiş. Bizim suçumuz mazlumun yanında haksızlığın karşısında olmaktır. Ama şunu ifade etmek isterim ki kapatma davasının savunmasını onlara değil sizlere vereceğiz, alanlarda meydanlarda vereceğiz, sizlerle birlikte yazacağız. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. HDP kolay yutulacak bir lokma değildir, kolay kapatılacak bir parti değildir. Türkiye’nin 6 milyondan fazla insanı bir partiye oy veriyorsa o partiyi kapatmaya hiç kimsenin gücü de yetmez, hakkı da yoktur, haddi de değildir.

Konuşacak bir şey bulamadıkları için varsa yoksa HDP. Yatıyorlar kalkıyorlar, HDP’den başak söyleyecek söz bulamıyorlar. Sadece AKP değil onun küçük ortağı var ya küçük ortağı bütün grup toplantılarında HDP dışında konuşacak bir söz bulamıyor. Halk açlıktan mı perişan olmuş, halk kriz mi yaşıyor bunların umurunda değil. Varsa yoksa HDP. HDP kadar başınıza taş düşsün. HDP bu ülkenin yüz akıdır. Bu ülkede adaleti, barışı, demokrasiyi, hakkı savunan yegane partidir. Bunun için diyoruz ki, sizin gücünüz HDP’yi kapatmaya yetmeyecektir.

Öyle bir ülke yarattınız ki insanlar birbirlerine nefretle bakıyor. Öyle bir ülke yarattınız ki halkı kutuplaştırdınız, öyle bir ülke yarattınız ki bu ülke tecritle yönetiliyor. Sadece İmralı’da değil ülkenin her tarafında tecrit var. Kendi yasalarını bile uygulamayan bir sistem işliyor. Bu kabul edilebilir değil. Bu ülkenin vatandaşları sizin bu hukuksuzluklarınıza, adaletsizliğinize ve yüzsüzlüğünüze karşı bir günü bekliyor. O gün sandıkların kurulacağı, seçimlerin yapılacağı gündür. Size güle güle diyeceğimiz bay bay yapacağımız bir gündür.

“Bu ülkede istenilen tek bir şey var adalet, adalet, adalet ama A’sını bile bırakmadılar”

Yeni bir yaşamı ortak bir geleceği mutlaka Türkiye haklarıyla birlikte kuracağız. Kutuplaşmayı ve ayrımcılığı, hukuksuzluğu ortadan kaldıracak olan şey ortak bir yaşamı, ortak bir geleceği birlikte örmektir. Biliyoruz ki bu ülkede herkesin; Türk’ü de Kürd’ü de Alevi’si de Ermeni’si de Süryani’si de hangi ırktan, mezhepten ve inançtan olursa olsun istediği tek bir şey var; adalet, adalet, adalet. Ama adaletin A’sını bile bırakmadılar, demokrasinin kırıntılarını bile bırakmadılar. Çünkü herşeyi kendi iktidarlarına bağladılar. Şimdi de iktidarı bırakmamak için her türlü oyunu oynuyorlar.

Bir Maliye Bakanı çıkmış insanlara diyor ki benim gözlerime bakın ekonominin nasıl olduğunu anlarsınız. Benim gözlerim parlıyor diyor. Ona sesleniyoruz, gelin Kocaeli halkının gözlerinin içine bakın. Kocaeli halkının yaşadıklarını siz Saray pencerelerinden göremezsiniz, bilemezsiniz. Ama biz biliyoruz, Kocaeli halkı da değişimden yanadır, değişim yaratılması için mücadele veriyor. Kendi vekillerinin, Ömer Faruk Fergerlioğlu’nun yaşadıklarını Kocaeli halkı çok iyi biliyor. Sadece ona değil bütün HDP milletvekillerine aynı şey reva görülüyor. Hukuksuz ve haksız bir şekilde yüzlerce, binlerce siyasetçimiz cezaevinde. Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile birlikte diğer arkadaşlarımızın 5 yıldır cezaevlerinde olduklarını biliyoruz.

“Sandıklara sahip çıkacağız, şimdiden çalışmasını yapıyoruz”

Korkuları var, HDP’li siyasetçilerden korkuyorlar. Onun için HDP’siz bir siyaset ve Türkiye yaratma peşindeler ama korkularınız kabusunuz olacak, HDP gümbür gümbür geliyor. HDP bu seçimde iktidara, yönetime aday bir partidir. Bu ülkeyi yönetmeye aday bir partidir. Ne yaparsanız yapın ne edersiniz edin biz sandıklarımıza sahip çıkacağız. Şimdiden bunun çalışmasını yapıyoruz, tek bir oyumuzu bile size kaptırmayacağız, bunun için şimdiden buna yönelik hazırlıklarımız devam ediyor. Sevgili halklarımıza inanıyor ve güveniyorum, bütün bu zulümler, zalimlikler, faşizm yönetimi karşısında bütün bu adaletsizlikler karşısında êdî bes e demek için sandıklarda herkes rengini belli edecek, size güveniyoruz, size inanıyoruz.

Bir çağrı da şimdiye kadar AKP’ye oy veren seçmenlere yapmak istiyorum. Şimdiye kadar AKP’yi iktidarda tuttunuz, AKP’nin bütün zulümlerine sizler de tanık oldunuz. AKP’ye oy veren vicdanlı seçmenlere sesleniyoruz. Elinizi tamamiyle yüreğinizin üzerine koyma zamanı gelmiştir. Artık AKP’ye tek bir oy vermemeniz gerekiyor çünkü ülkeyi soyup soğana çevirdiler. Ülkenin bütün kaynaklarını kendileri için kullandılar. AKP’li seçmen de görüyor, hatta AKP içinde vicdanlı milletvekilleri olduğunu biliyoruz. Biz erken seçim çağrımızı yaparken TBMM’ye ortak bir önerge ile gitmeyi düşünüyoruz. Bu önerge bütün muhalefetin ortak önergesi olacak. Biliyor ve inanıyoruz ki AKP içinde vicdanlı milletvekilleri var onlar da bizim önergemize evet oyu verecekler ve erken seçim kararını güçlü bir şekilde Meclis’ten çıkaracağız. Buna inanıyoruz.

“HDP bu ülke için büyük bir şanstır ve ilk seçimde büyük bir değişim yaratacaktır”

Şimdi değişim zamanı şimdi HDP zamanı. Ben bir kez daha HDP’nin bu ülkede büyük bir şans olduğunu fırsat olduğunu bu şansın ve fırsatın bir dahaki seçimde önemli bir değişim ve dönüşüme vesile olacağına yürekten inanıyorum. Diliyorum ki bir an önce seçim olur bir baskın seçimle artık AKP ve MHP’nin olmadığı demokratik bir Türkiye, demokratik bir Cumhuriyet ve Türkiye halklarının barış içerisinde ortak bir yaşamda buluşmasının kısa bir zamanda gerçekleşmesini temenni ediyorum. Geldiğiniz için katıldığınız hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Sizlerin yüreğinde büyük bir umut var gözlerinizde büyük bir cesaret var. bu umut ve cesaretin önümüzdeki günlerde büyük barışlara vesile olmasını temenni ediyorum hepinize sevgilerimi saygılarımı sunuyorum. Serkeftin hevalino.”

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Ortak Aday Fikrini Benimseyebiliriz

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Biz muhalefet partileriyle, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecini açık ve şeffaf şekilde müzakere etmek istiyoruz. Mutabakat oluşursa isim belirlemek zor olmayacaktır. Muhalefet partilerinin tümüyle müzakere, diyalog ve mutabakatı sağlayabilirsek ortak aday fikrini benimseriz ve buna göre hareket ederiz. Muhalefet ile belirttiğimiz çerçevede anlaşma olmazsa ne yapacağımızı o zaman konuşacağız” dedi.

Sancar, muhalefet partileriyle bir ittifak arayışlarının olmadığını ancak ortak müzakere süreci yürütmek istediklerini söyledi. ANKA’dan Şeyma Paşayiğit’e açıklamalar yapan HDP Eş Genel Başkanı Sancar’a yöneltilen sorular ve yanıtları şöyle:

CHP, Saadet Partisi, DEVA Partisi, Gelecek Partisi’ni ziyaret ettiniz. Meclis’e erken seçim ile önerge verme önerisinde bulundunuz. Yaklaşımları nasıldı? Ortaklaşma üzerinde tekrar temas ettiniz mi? Önerge verecek misiniz?

Bu partileri ziyaret programını, MYK toplantısında karar almıştık. Ekonomik krizin giderek ağırlaştığı ve çok geniş halk kesimlerine çok büyük zararlar verdiğini gördük. Bir şeyler yapmak gerektiğini düşündük ve inisiyatif almayı uygun gördük. Yaptığımız görüşmenin iki gündem başlığı vardı. Erken seçim konusunda ortak hareket etme ve ekonomik kriz ve bağlantılı sorunların halkı ezmesinin önüne geçmek için ortak iradeyi ortaya çıkarma…

Şüphesiz başka konular da konuşuldu; Türkiye’deki gelişmeler ve olabileceklerle ilgili.

Asıl ortak önerge verme konusunda, adres CHP. Önemli bir rolü olacaktı. O nedenle konu daha çok CHP idi. CHP, bir çekinceye sahip olmadığını belirtiyor ancak bunun hangi yöntemlerle yapılması gerektiğini grup başkanvekillerinin istişare etmesi gibi yöntem öneriyor. Biz de kabul ettik. Sonuçta erken seçimi Meclis’te de gündemde tutmak gibi bir hedefimiz var. Erken seçim kararı çıkarmak için 360 oy gerektiğini ve muhalefetin sahip olmadığını da biliyoruz ama her alanda erken seçim konuşulurken Meclis’te gündemde olmamasını eksiklik olarak değerlendirdik. Bu yüzden önerdik. Birincisi, Meclis tartışmalıdır. Ayrı ayrı da verilebilir ama ortak verildiğinde daha fazla etkili olacağını düşündük.

İkincisi, belki de AKP içinde rahatsız olduğunu bildiğimiz milletvekilleri içinde önergeye ‘evet’ oyu çıkabilir. 360 oya da ulaşabiliriz. Ulaşmasak da bu meseleyi Meclis’in tartışmasını sağlamak istiyoruz.

Önergede verme konusunda maksat hasıl oldu mu? Muhalefetin tümü erken seçim kararı için gereken 360 oyu yakalayamıyor. İYİ Parti’den de randevu talebinde bulunmadınız?

Bizim ortak önerge değil ama Meclis gündemine taşıma konusunda bir mutabakat var. Ortak önerge ile ilgili bir mutabakat söz konusu değil. Şeklen bir zorunluluk ve şeklen özel sonuç alacak bir yöntem değil. Ortak önerge, ortak irade göstermenin bir yöntemi olacaktı. Muhalefetin birlikte hareket ettiğini göstermeyi sağlayacaktı. O nedenle teklifte bulunduk. Şu anda CHP grup başkanvekilleri ile bizim grup başkanvekilleri mümkün olan diğer yöntemler konusunda görüşüyorlar. Meclis gündemine getirmek için nasıl yöntem kullanılabilir diye bir görüşme yapılıyor.

Bir önceki siyasi parti turunda ortak basın toplantısı yapmamıştınız, bu kez kameralar karşısına birlikte geçtiniz. Bu değişikliği nasıl yorumluyorsunuz? Bu ziyaretler sadece dayanışma amaçlı mı? Üstü örtülü ya da açıktan bir ittifaka döner mi?

Bundan önceki ziyaretlerin şartlarını düşündüğümüzde, ortak basın toplantısı yapmamanın daha uygun olacağı kanaatine ulaşmıştım. Bu tür toplantılar özellikle iktidar medyası tarafından sürekli başka yerlere çekilmek, hatta provoke edilmek isteniyor. Esas mesele, diyalog ve istişareyi sağlayabilmektir. Muhalefet partileri arasında görüş alışverişi mekanizmalarını yerleştirmektir. Amaç bu olunca birlikte görüntü verip vermemenin tali bir mesele olduğunu söyleyebilirim. Fakat bu şartlarda artık birlikte kamuoyuna seslenmenin çok daha gerekli olduğuna inandım. Bizim burada özel ittifak arayışı olmadığını hep anlattık. Bizim parlamento seçimleri için görüştüğümüz partiler ile bir ittifak arayışımız ve politikamız yoktur. Türkiye’nin sorunlarını bütün muhalefet güçleriyle konuşma ve diyalog ile birlikte ele alma gibi bir yaklaşımımız vardır.

Bu son görüşmelerde; ittifak meselesi gündemimizde yoktu, diğer partilerin de yoktu. Onlar kendi aralarında görüşme yapıyorlar, nasıl şekillenecek bilmiyoruz; ama arayış içinde olmalarını normal karşılıyoruz. Çünkü ‘demokrasi ittifakı’ hedefiyle çok çeşitli kesimlerle buluşmalar gerçekleştiriyoruz.

‘Tutum belgenizde’ de ittifak arayışında olmadığınızı vurguladınız. Ancak Kürt sorunu ve cumhurbaşkanlığı seçimi başta olmak üzere sorunların çözümü için ortaklaşmaya hazır olduğunuzu beyan ettiniz. Muhalefetin cumhurbaşkanlığı adaylığında aranan kriterler belli. HDP için adaya destek vermek ya da kendi adayını çıkarmak… Eğiliminiz ne yönde? Son anda mı belli olacak?

Cumhurbaşkanlığı için belirlediğimiz politika aslında açık. Deklarasyonumuzda bunu ifade etmeye çalıştık. Biz diyoruz ki; cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortak aday fikrine açığız ancak isimler üzerinden tartışmayı yanlış buluyoruz. Biz muhalefet partileriyle, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecini açık ve şeffaf şekilde müzakere etmek istiyoruz. Öncelikle bugünden itibaren seçime dönük gündeme getirilecek meseleleri birlikte tartışacağımız mekanizmaya ihtiyaç var. Seçim güvenliği sadece sandık güvenliğinden ibaret değildir, seçime güvenle girmeyi sağlayacak bir iş birliği meselesidir.

Biz Türkiye’nin ağır tahribatlar yaşadığı kanısındayız. Özellikle beş yılda çok ağır adaletsizlik yaşanıyor. Ekonomik çöküş diyebileceğimiz tablo da iyice perçinlemiştir. Bunları nasıl düzelteceğimiz konusunda da ortak arayış ve mümkünse müzakere, bir onarım sürecine ihtiyaç vardır. Diğer muhalefet partileri kendi aralarında görüşmeye devam edebilirler, ama vardıkları sonuçları bizimle kamuoyunun önünde paylaşarak bizimle yürümelidirler. Bu süreci birlikte yürütebilmeyiz.

‘Birlikte yürümeliyiz’ dediğimiz zaman sanılıyor ki birlikte meydanlara çıkmayı kastediyoruz. Bizim böyle bir teklifimiz ve önerimiz yok ama gelirse değerlendiririz. İlaveten geçiş sürecini nasıl yapılandıracağız? Eğer muhalefet kazanırsa bundan sonraki dönemi nasıl inşa edeceğiz? Hangi temel ilke, öncelikler ve yöntemler burada önem taşıyacak? Müzakere edelim istiyoruz, mutabakat oluşursa isim belirlemek zor olmayacaktır. Bu zemini sağlayabilirsek; muhalefet partilerinin tümüyle müzakere, diyalog ve mutabakatı sağlayabilirsek ortak aday fikrini benimseriz ve buna göre hareket ederiz. Gerçekleşmezse ne yapacağımız konusunu şimdiden konuşmak istemiyoruz. Çünkü soruya cevap vermek bizim önerdiğimiz diyalog, müzakere, mutabakat zeminini engelleyecektir. Yeniden inşa hedefi öngörüyoruz, yeniden inşa için yolun açılmasını hedefini gözetiyoruz. Üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumu belirtiyoruz. Muhalefet ile belirttiğimiz çerçevede anlaşma olmazsa ne yapacağımızı o zaman konuşacağız, o zaman tartışacağız. Bunu da demokratik yöntemle yapacağız. Aday çıkarıp çıkarmama meselesini de mümkün olduğunca geniş istişare ve müzakere sürecinin sonunda belirlemek istiyoruz. Daha fazla ayrıntıya girmeyi şu an ihtiyaç duyduğumuz hedefe uygun bulmuyoruz.

Mithat Sancar’ın açıklamalarının tamamını okumak için TIKLAYIN

Paylaşın

Eski HDP Milletvekili Abdullah Zeydan Hakkında Tahliye Kararı

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 26. Dönem Hakkari Milletvekili Abdullah Zeydan hakkında Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tahliye kararı çıktı. Zeydan, 62 aydır Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktaydı.

Haber Merkezi / Tahliye kararına ilişkin BBC Türkçe’ye konuşan avukatı Mahsuni Karaman, Zeydan’ın bugün akşam saatlerinde tahliye edilmesini beklediklerini söyledi. Zeydan’ın yargılama için Edirne Cezaevi’nden Elazığ’a getirildiğini söyleyen Karaman, tahliye işleminin de Elazığ’dan yapılacağını ifade etti.

Zeydan hakkında “örgüte yardım etmek” suçlamasından 5 yıl ve “örgüt propagandası yapmak” suçlamasından da 1 yıl 15 gün hapis cezası verilmişti. Zeydan, HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile birlikte Kasım 2016’dan beri Edirne Cezaevi’nde bulunuyordu.

Avukat Karaman, “Zeydan’ın cezaevinde geçirdiği sürenin göz önüne alınarak tahliye kararının verildiğini ve hatta aldığı cezanın infazınının da neredeyse gerçekleştirildiğini” söyledi.

Bundan sonraki süreç hakkında da bilgi veren Karaman, infaz kararının bozulması için Yargıtay’da temyize gideceklerini belirtti ve şöyle konuştu: Yargıtay, esasa ilişkin bir inceleme yapmış değil. Temyize gideceğiz. Verilen ceza haksız bir ceza. Örgüte isteyerek yardım etmek gibi bir suçlama yapılmışsa bile biz Yargıtay’ın bu adli hatayı da düzelteceğini umuyoruz.

Ne olmuştu?

Zeydan, HDP eş genel başkanları ve milletvekillerine yönelik 4 Kasım 2016’da yapılan eş zamanlı operasyonlarda 12 kişiyle birlikte gözaltına alınıp, sonrasında ise tutuklandı.

Zeydan, ‘Örgüt propagandası’, ‘suçu ve suçluyu övmek’, ‘kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek’ ve ‘örgüte üye olmakla’ suçlandı. Hazırlanan iddianamede Zeydan’ın 20 yıla kadar hapsi istendi.

Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamada heyet, eyleme katıldığı için Zeydan’a ‘örgüte yardım’dan 5 yıl, “PKK sizi tükürüğünde boğar” sözleri nedeniyle de ‘örgüt propagandası yapmak’tan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verdi. Toplamda 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Söz konusu cezayı Yargıtay 16. Ceza Dairesi 26 Mayıs 2021’de bozdu ve Zeydan yeniden yargılanmaya başladı.

Abdullah Zeydan hakkında

13 Mart 1972 Yüksekova doğumlu. Babası Mustafa Zeydan eski AK Parti milletvekiliydi. Uluslararası Amerikan Üniversitesi Mimarlık Fakültesini bitirdi. Mimar, şantiye şefi, müteahhit olarak çalıştı. 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde kardeşi Rüstem Zeydan AK Parti’den, kendisi ise HDP’den milletvekili seçildi.

Paylaşın

HDP’den Dikkat Çeken ‘Seçim Önergesi’ Çağrısı

HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay, “Ekonomik kriz, yönetememe sorununun sonucu olduğu için iktidarın istifa etmesi ve erken seçime gitmesi gerekiyor. Muhalefetin bu konuda bu ortak önerge ile tavrını ortaya koyması gerekiyor. Bu konuda üzerimize düşeni yapacağımızı söylemiştik.” dedi.

Haber Merkezi / Günay, “Türkiye’de yönetememe krizinin sonucu olarak ekonomik kriz can yakıyor. Türkiye yeni yıla zamlarla girdi. Asgari ücrete yüzde 50 zam yaptık diye övünenler elektriğe bir gecede yüzde 50-127 arasında zam yaptı. Doğalgaza, akaryakıta yaptıkları zamlarla asgari ücrete yapılan zammı anlamsızlaştırdılar. Türkiye halklarını açlıkla, sefaletle ve yoksullukla yüz yüze bıraktılar.” ifadelerini kullandı.

Ebur Günay, “Kendileri saraylarda ışıltılar içinde yaşamaya devam ederken, Türkiye halklarına karanlık bir gelecek, ödenemeyen faturalar, zam dolu bir gelecek bıraktılar. TMMOB’u verilerine göre temel ihtiyaç fatura bedelleri 997 TL, Ankara’da ise 1025 TL. Bu birçok şeyi ifade ediyor. Bu yoksulun, işçinin cebine, sofrasına yansıması ve açlıkla yüz yüze kalmasını ifade ediyor.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Sözcüsü Ebru Günay, partinin genel merkezinde düzenlenen haftalık basın toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Günay’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Kadın özgürlük mücadelesinin önemli temsilcileri ve öncülerini yitirişimizin yıl dönümündeyiz. Sakine Cansız, Leyla Şaylemez, Pakize Nayır, Sêvê Demir, Fatma Uyar, ve Fidan Doğan’ın katledilişlerinin yıl dönümündeyiz. Bir kez daha yürüttükleri kadın mücadelesi ve anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Katledilişlerinin yıl dönümünde her birini minnetle anıyoruz. Bizlere büyük bir direniş mirası bıraktılar ama maalesef bütün kadın cinayetlerinde olduğu gibi dosyaları cezasızlıkla yüz yüze bırakıldı, failler korundu. Ama bizler her bir fail ortaya çıkıncaya, her bir kadın cinayeti aydınlatılıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğimizin bir kez daha sözünü veriyoruz.

“Partimize saldıranlar eğitilmiş ve azmettirilmiş kişiler”

Bizler yeni yıla partimize yönelik saldırılarla girdik. Deniz Poyraz Davasının görüldüğü günden bir gün önce Bahçelievler ilçe binamıza bir saldırı gerçekleştirildi. Bir kez daha fail korundu ve daha sonra serbest bırakıldı. Partimize yönelik yapılan bütün saldırılarda saldırganlar eğitilmiş, azmettirilmiş saldırganlardır. Biz hiçbir saldırıyı tekil, serserinin tekinin saldırısı olarak asla kabul etmiyoruz, bütün saldırılar örgütlü, planlanmış ve taammüden hazırlanmış saldırılardır. Partimize yönelik düşmanlık politikaları, yapılan saldırılar ve iktidarın sürekli partimizi hedef göstermesi partimizi hedef haline getiriyor. Bu saldırılar azmettirici olarak iktidarı ve ortağını gösteriyor. Bir tweet attığı için insanları günlerce gözaltına alınan yargı, partimize silahla girenlere ve arkadaşlarımızı katletme girişimine rağmen herhangi bir etkin soruşturma yürütmeden, arkalarındaki gizli güçleri ortaya çıkarmadan onları serbest bırakıyor. Bu yargının da failleri koruduğu ve cezasızlık politikası uygulandığının göstergesi.

“Partimize yönelik saldırılardaki karanlık güçleri tanıyoruz”

Bizler Deniz Poyraz dosyasında da katilin ne kadar profesyonel ve eğitilmiş olduğunu duruşma salonundaki aymazlığı, pişkinliği ve soğukkanlılığı ile gördük. Her bir saldırı örgütlüdür, partimizi güçlendirerek o katillerin arkasındaki karanlık güçleri açığa çıkaracağız. Bizler o karanlık güçleri tanıyoruz, Hrant Dink cinayetinden tanıyoruz, Hatun Tuğluk’un cenazesine yönelik saldırılardan tanıyoruz. Bizler onlara karşı mücadele etmeye, kirli yüzlerini her yerde Türkiye toplumuna anlatmaya devam edeceğiz. HDP geleneği direnişten gücünü alır, asla korkularla yılmaz ve geri atmaz, mücadele etmeye ve dimdik ayakta durmaya devam eder.

“Nefret dilinden başka söyleyecek sözü olmayanlar çareyi HDP’ye saldırmakta buluyor”

İktidarın küçük ortağı bir kez daha partimizi hedef gösterdi. Bir kez daha sağa sola talimatlar buyurdu. Türkiye’deki sorunlarına dair Türkiye toplumunun yaşadığı sorunlara dair söyleyecek tek bir sözü olmayanlar partimize saldırıyor. Sorunlara çözüm önerisi olmayanlar, halkın taleplerine kulak tıkayanlar, çözümü olmayanlar partimize saldırmaya çalışıyor. HDP sizin geliştirmeye çalıştığınız faşizminiz önündeki en büyük engeldir. HDP bu topraklarda direniş ve hakikattir, demokrasinin teminatı, kadınların ve gençlerin teminatıdır. İşçinin, yoksulun geleceğidir. Bu nedenledir ki HDP ayakta ve siz HDP’den korkuyorsunuz. HDP hakikatleri yüzünüze söylemeye devam edecek. HDP’nin haykırdığı hakikatler Türkiye toplumunda karşılık buluyor. Halkımız cevabını size sandıkta verecektir. Bunun korkusuyla partimize saldırıyorlar, gittiklerinin ve gideceklerinin farkındalar. Türkiye toplumuna söyleyecek sözü olmayanlar, nefret dilinden başka söyleyecek sözü olmayanlar, çareyi HDP’ye saldırmakta, HDP kapatılsın demekte buluyorlar. Bu yüzden HDP her gün büyüyerek bugüne geldi. Türkiye’nin demokratikleşmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bizler gücümüzü hakikatten, bize miras kalan direnişten alıyoruz. Biz bu mirası asla yere bırakmayacağız. Bu ülkeye barış, kardeşlik ve demokrasi gelene kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Bizler HDP olarak sizlerin korkulu rüyanız olmaya devam edeceğiz, sizlerin önünde engel olmaya devam edeceğiz. Bunu bu ülkenin haklarına sözümüz olarak yineleyelim.

“Cezaevleri ölüm evlerine dönmesin”

Türkiye’nin kangrenleşmiş sorunları devam ediyor. Cezaevleri, Türkiye’nin aynası olarak can yakıcı biçimde çözüm bekliyor. Önceki gün grup toplantımıza çocukları cezaevinde olan anneler Türkiye’nin dört bir tarafından gelip taleplerini dile getirdiler. Cezaevlerinin ölüm evlerine dönmesinden kaynaklı kaygılarına çözüm bulmanın muhatabını arayıp durdular ama Adalet Bakanı ve iktidar anneleri dinleme gereği bile duymadılar. Ama anneler buna rağmen STK’larla ve siyasi partilerle görüştüler. Bu ülkenin vicdanı olan kesimlerle görüştüler ve seslerini duyurdular. Anneler çocuklarının infazlarının ertelenmesini istemiyor, hasta çocuklarının tahliye edilmesini, cezaevlerinin ölüm evlerine dönüşmesini istemiyor. Bu konuda bir açıklama dahi yapmayan Adalet Bakanı kaygılı anneleri dinlemedi, anneleri polisin şiddeti ile karşı karşıya bıraktı. Bu aynı zamanda sorunlara yaklaşımın göstergesiydi. Ama cezaevlerinde yaşananlar ve annelerin haykırışları bir hakikat ve iktidarı rahatsız etmeye devam edecek.

“Ekonomik kriz yönetememe sorununun sonucudur, iktidar istifa etmelidir”

Bütün bunlar yaşanırken Türkiye’de yönetememe krizinin sonucu olarak ekonomik kriz can yakıyor. Türkiye yeni yıla zamlarla girdi. Asgari ücrete yüzde 50 zam yaptık diye övünenler elektriğe bir gecede  yüzde 50-127 arasında zam yaptı. Doğalgaza, akaryakıta yaptıkları zamlarla asgari ücrete yapılan zammı anlamsızlaştırdılar. Türkiye halklarını açlıkla, sefaletle ve yoksullukla yüz yüze bıraktılar. Kendileri saraylarda ışıltılar içinde yaşamaya devam ederken, Türkiye halklarına karanlık bir gelecek, ödenemeyen faturalar, zam dolu bir gelecek bıraktılar. TMMOB’u verilerine göre temel ihtiyaç fatura bedelleri 997 TL, Ankara’da ise 1025 TL. Bu bir çok şeyi ifade ediyor. Bu yoksulun, işçinin cebine, sofrasına yansıması ve açlıkla yüz yüze kalmasını ifade ediyor. Bu konuda çözüm önerilerimizi defalarca ifade etmiştik, bir kez daha ifade edelim. Temel ihtiyaç faturalarının hane başına düşen ihtiyaç sınırına kadar ücretsiz karşılanması, en düşük emekli maaşının asgari ücret sınırına getirilmesi, öğrenci burslarına zam yapılması gibi temel, toplumu rahatlatacak ihtiyaçlar söz konusu. Ekonomik kriz, yönetememe sorununun sonucu olduğu için iktidarın istifa etmesi ve erken seçime gitmesi gerekiyor. Muhalefetin bu konuda bu ortak önerge ile tavrını ortaya koyması gerekiyor. Bu konuda üzerimize düşeni yapacağımızı söylemiştik.

“Türkiye içeride ve dışarıda savaş politikalarına son versin”

Bizler HDP olarak Türkiye’nin içerde ve dışarda bir savaş hükümetine dönüştüğünü, buradan beslenerek güç yaratmaya çalıştığını bir çok kez ifade ettik. Bu politikalara karşı bulunduğumuz her zeminde tavır aldık. Barış siyasetinden yana tavrımızı ortaya koyduk. Hükümetin meclise getirildiği savaş tezkerelerine hayır dedik. Kuzeydoğru Suriye’de işlenen savaş suçlarını yüksek sesle ifade ettik. Bu konudaki en çarpıcı gelişme James Jeffrey’in yaptığı itiraftı. 20019 yılında Türkiye’nin Girê Spî ve Serakaniye’de düzenlediği askeri operasyonlarda Türkiye ile birlikte hareket eden silahlı grupların savaş suçu işlediğini itiraf etti. Bunu defalarca söylemiştik. Türkiye dış politika siyaseti ile savaş suçu işliyor, halklar lehine sonuçlar yaratmıyor. Bunun NATO üyesi bir ülkenin yetkilisi tarafından itiraf edilmesi önemlidir, hakikati dile getiriyor. Türkiye yöneticilerine sesleniyoruz; Kuzeydoğu Suriye halklarına karşı savaşa son verin ve Kuzeydoğu Suriye halklarının taleplerine kulak verin, barışçıl bir politika yürütün. Aksi halde yürüteceğiniz politika çetelere, IŞİD’e, ÖSO’ya yarayacak, kadınlar, gençler ve çocuklar için ölüm ve gözyaşından başka bir şey ifade etmiyor.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş: MHP, AKP’yi Adım Adım Bitiriyor

Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Sanırım MHP, son derece akıllıca bir muhalefet taktiğiyle AKP’yi adım adım bitiriyor. Bu arada kendileri de bitiyor ama olsun, Türkiye bu fedakarlığı asla (yani bir ay falan) unutmayacak.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, avukatları aracılığıyla kullandı sosyal medya hesabından bu sabah bir açıklama yaptı.

Demirtaş, açıklamasında, “Sanırım MHP, son derece akıllıca bir muhalefet taktiğiyle AKP’yi adım adım bitiriyor. Bu arada kendileri de bitiyor ama olsun, Türkiye bu fedakarlığı asla (yani bir ay falan) unutmayacak.” ifadelerini kullandı.

Selahattin Demirtaş, daha önce yaptığı açıklamalarda erken seçime dair talebini de birçok kez dile getirmişti.

Selahattin Demirtaş hakkında

Siyasetçi, avukat, yazar, şair, ressam, çizer.

10 Nisan 1973’te Diyarbakır’ın merkez Sur ilçesinin Suriçi semtinde doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. 2004’te İHD Diyarbakır Şube Başkanı oldu. 2007 seçimlerinde Diyarbakır milletvekili seçildi.

2014’te Figen Yüksekdağ ile birlikte, çeşitli partilerin ve siyasi oluşumların bir araya gelerek kurduğu Halkların Demokrasi Partisinin (HDP) eş genel başkanlığına seçildi.

Bu görevini sürdürürken ve İstanbul milletvekiliyken 4 Kasım 2016 gecesi, HDP’li 10 milletvekili ile birlikte gözaltına alındı, ardından tutuklandı.

Hapishanede yazdığı Seher (2017) ve Devran (2019) adlarında iki öykü kitabı ile Leylan (2020) ve Efsun (2021) adlarında iki romanı yayımlandı. Bunların yanı sıra, yaptığı şarkılar çeşitli sanatçılar tarafından seslendirildi. Ayrıca yayımlanmış resim, kara kalem ve karikatür çalışmaları da bulunuyor.

Halen, Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevinde tutuluyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) “serbest bırakılsın” kararına rağmen serbest bırakılmıyor.

Paylaşın

Pervin Buldan: 31 Mart Başlangıçtı, Devamı Gelecek

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis’teki grup toplantısında yaptığı konuşmada, “İktidar 2021 yılını kendi lehine dönüştüremedi; demokrasi mücadelesini, demokratik siyaseti ve toplumsal muhalefeti çökertemedi, kendi siyaseti çöktü” dedi.

Haber Merkezi / Pervin Buldan, konuşmasının devamında, “Nefret siyasetiyle kamplaşma ve kutuplaşmayı büyütmek istediler ama halklarımız bu oyuna gelmedi, toplumsal dayanışmayı ve mücadele ortaklığını büyüttü. Bu iktidar 2021’de başaramadı, 2022’de de başaramayacak ve çok büyük kaybedecektir.” ifadelerini kullandı.

“En son İstanbul Büyükşehir Belediyesi üzerinden bir kumpas başlattılar. 31 Mart’ın intikamını almaya çalışıyorlar ve bunun için büyük bir çaba sarf ediyorlar. İstanbul üzerinden tüm demokrasiyi ve demokrasi güçlerini tehdit ediyorlar.” diyen Buldan ayrıca cezaevlerindeki ölümlere de değinerek sadece Aralık ayında 6 tutuklunun yaşamını yitirdiğini söyledi ve Adalet Bakanlığına “başta Aysel Tuğluk olmak üzere tüm hasta tutsakları acilen tahliye edin” çağrısı yaptı.

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, konuşmasında şunları söyledi:

Hun bi xêr hatine serseran serçavan hatine. 2022 yılının ilk grup toplantısını gerçekleştiriyoruz. Bu vesileyle başta cezaevlerindeki arkadaşlarımız olmak üzere sizlerin ve tüm Türkiye halklarının yeni mücadele yılını kutluyor, 2022’nin demokrasi, barış, özgürlük ve adalete vesile olmasını yürekten temenni ediyorum.

Eski bir siyasetçimiz, mücadele arkadaşımız Sevgili Murat Bozlak’ın 7’inci ölüm yıl dönümü. Kendisini saygıyla ve minnetle anıyorum. Ömrünü demokrasi ve barış mücadelesine adayan Murat Bozlak’ın bizlere bıraktığı büyük mücadele mirası yolumuzu aydınlatmaya her daim devam edecektir. Anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Ailesine, yakınlarına ve halkımıza bir kez daha başsağlığı diliyorum.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Krizi Sisteminin yaşattığı kara bir yılı geride bıraktık. 2021, iktidarın politikaları nedeniyle siyasal, toplumsal, ekonomik ve sosyal yıkımların peş peşe yaşandığı bir yıl oldu. Hukuksuzluğun, keyfiyetin, yalanın, talanın, soygunun, yolsuzluğun, kumpasların yılı oldu. Kadınların, gençlerin, emekçilerin, tüm toplumsal kesimlerin, inançların ve kimliklerin ağır saldırı altında olduğu bir yıl oldu. Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’nin temel sorunlarına çözüm üreten değil toplumla mücadele eden, sorun üreten, eşitsizliği büyüten bir iktidar gördük.

Gözaltı-tutuklamalar, cezaevlerinde işlenen insanlık suçları, kumpas davaları, demokratik siyaseti engelleme çabaları, tecrit, Kürtçeye yönelik tahammülsüzlükler, göçmenlere kadar uzanan ırkçı linç saldırıları ve Kürt düşmanlığı iktidarın 2021 yılı karnesi oldu.

“Tutsaklara fiili idam cezası uygulanıyor”

Bugün tutuklu aileleri de seslerini duyurmak için burada, aramızdalar. Kendilerine hoş geldiniz diyorum. Xêr hatine serseran serçavan hatine. Evet, cezaevleri güncel ve yakıcı bir gündem olmaya devam etmektedir. Özellikle ağır hasta tutsaklar, ağır hastalıkları ve cezaevinde kalamaz raporlarına rağmen işkenceli bir ölüm sürecine terk edilmektedir. Bu yüzden sadece Aralık ayı içerisinde 6 tutsak yaşamını yitirdi. Cezaevine sağ giren tutukluların ne yazık ki cezaevlerinden tabutları çıkıyor. Bugün tutsaklara adeta fiili bir idam cezası dayatılmaktadır. Yine cezaevlerinde keyfi aramalar, görüş yasakları, darp, işkence, taciz ve tahliyelerin keyfi disiplin cezalarıyla engellenmesi yaygın bir uygulama halini geldi.

İnfaz yakmalar tam bir hukuk dışılıktır, rehine politikasıdır. Elbette bu yaşananlar İmralı’da sürdürülen ağır tecrit politikasından bağımsız değildir. Cezaevlerini ve tüm ülkeyi, toplumu, kurumları, siyaseti ve yaşamın her alanını kuşatma altına almak isteyen kapsamlı bir tecrit politikasıyla bugün Türkiye karşı karşıyadır. Cezaevlerini bir toplama kampına çeviren bu iktidar, haksız ve hukuksuz tutuklamalarla ülkeyi de yarı açık cezaevine dönüştürmüştür.

Cezaevlerinde asıl mahkûm edilen vicdanlardır, adalet duygusudur. Elbette biz bu hukuksuzlukların peşini asla bırakmayacağız. İntihar adı altında işlenen cinayetlerin de ölüme terk edilen hasta tutukluların da infaz yakmaların da takipçisi olmaya devam edeceğiz. Adalet mücadelesini devam ettireceğiz. Buradan ailelerimize ve halkımıza sözümüz olsun. Bugünkü iktidarın gücüne güvenen tüm bürokratlara ve yöneticilere tekrar sesleniyorum: Cezasızlık zırhına güvenerek sürdürdüğünüz hukuk dışı, insanlık dışı uygulamalardan biran önce vazgeçin! Bu iktidar mutlaka gidecektir. İşte o zaman cezasızlık zırhınız da ortadan kalkacak ve işlediğiniz bütün hukuksuzluklar adalet önünde bir bir karşınıza çıkacaktır. İnsanlık suçlarında zaman aşımı yoktur. Bunu böyle bilin!

“Başta Aysel Tuğluk olmak üzere tüm hasta tutukluları tahliye edin”

Ailelerimiz asla yalnız değildir. HDP olarak sizin yanınızdayız. Sizin sesiniz bizim sesimizdir bundan hiçbir kuşkunuz olmasın. Buradan Adalet Bakanlığına tekrar çağrı yapıyorum: Ailelerin feryadına kulak verin, cezaevlerindeki insanlık dışı uygulamalara derhal son verin, fiili idam cezasını durdurun. Yarın çok geç olmadan başta Aysel Tuğluk olmak üzere tüm hasta tutsakları acilen tahliye edin. Çünkü onların dışarıda olmaya ihtiyaçları var, son günlerini ailelerinin yanında geçirmeye ihtiyaçları var. Bu bir insanlık ve vicdan sorunudur. Düşmanlık hukuku Türkiye’ye bir şey kazandırmaz. Bundan vazgeçin! İktidarın cezaevlerindeki tabut siyasetine karşı yaşam siyasetini güçlü bir biçimde yürütmeye devam edeceğiz. Demokratik kamuoyunu ve siyasal muhalefeti yaşam siyasetini sahiplenmeye buradan davet ediyor ve çağrımı yineliyorum.

AKP-MHP iktidarının yaratmak istediği karanlık Türkiye tablosunun karşısında umudu ayakta tutan, cesareti örgütleyen bir de başka bir fotoğraf vardır. O da, 2021 yılına damgasını vuran büyük demokrasi mücadelesidir. Evet, AKP-MHP iktidarı akla gelebilecek her zulmü, her hukuksuzluğu yaptı, yapmaya da devam ediyor. Ama Türkiye halkları ne barış talebinden vazgeçti ne de demokratik bir gelecek özleminden. Ne adalet mücadelesinden vazgeçtik ne de özgürlüklerden. İktidar ülkenin her santimine yaymaya çalıştığı faşizm karşısında, büyük demokrasi direnişini gördü, adalet mücadelesini gördü; korkutamadığı, diz çöktüremediği halkları ve bizleri gördü. Kadınların eşitlik talebini yok sayan erkek düzen, karşısında kadınların tüm zamanların en büyük eşitlik ve özgürlük mücadelesini gördü.

Savaş politikasını her yere yaymaya çalışan savaş makinesi, karşısında Türkiye halklarının büyük barış iradesini gördü, savaş ve tezkere karşıtı bloku gördü. Rant uğruna doğayı talan eden beton zihniyeti, Karadeniz halkı başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir tarafında büyüyen ekoloji mücadelesini gördü. Gençlerin umudunu çalarak onları geleceksiz bırakmak isteyen iktidar, gençlerin özgürlük ısrarını gördü. Alın terini sömüren yolsuzluk sistemi karşısında işçinin ve emekçinin emek mücadelesini gördü. Ülkeyi adaletsizlik karanlığına boğmak isteyen vicdansız zihniyet, karşısında Emine Şenyaşarların, Çorlu, Soma ve Roboski ailelerinin, Cumartesi Annelerinin, Barış Annelerinin ve toplumun her kesiminin büyük adalet ve hakikat mücadelesini gördü. Bu hakikat mücadelesi elbette devam edecek ta ki sonuç alıncaya kadar. Başta Emine Şenyaşar olmak üzere bütün annelerimizi sevgiyle, saygıyla anıyoruz ve yanlarındayız.

“2021’de iktidar kaybetti, 2022’de çok büyük kaybedecektir”

Partimizi yargı kumpaslarıyla, gözaltı ve tutuklamalarla, katliamlarla durdurabileceğini sanan korkak zihniyet, karşısında büyüyen ve yükselen, siyasetin kilit gücü haline gelen, umudu dimdik ayakta tutmayı başaran HDP’yi gördü. Görmeye de devam edecektir. Evet, iktidar 2021’i kazanamadı, 2021 yılında iktidar kaybetti kaybetmeye de devam edecek bundan kimsenin şüphesi olmasın. İktidar 2021 yılını kendi lehine dönüştüremedi; demokrasi mücadelesini, demokratik siyaseti ve toplumsal muhalefeti çökertemedi, kendi siyaseti çöktü.  Halklarımızın iradesini ve umudunu kıramadı, kendi politikaları kırılma yaşadı. Bunu her gün görüyoruz. Her türlü kumpası sahnelediler ama tutmadı. Kumpasları bir bir boşa çıkarıldı. Nefret siyasetiyle kamplaşma ve kutuplaşmayı büyütmek istediler ama halklarımız bu oyuna gelmedi, toplumsal dayanışmayı ve mücadele ortaklığını büyüttü. Bu iktidar 2021’de başaramadı. 2022’de de başaramayacak ve çok büyük kaybedecektir.

Saldırıların artması başaramayacaklarının en açık kanıtıdır. Biliyorsunuz, 28 Aralık’ta partimizin Bahçelievler ilçe binasında İzmir’deki katliamın bir benzeri yaşatmaya çalışıldı. Bu saldırıların bir ayağında Saray’dan yönetilen yargı kumpasları var. Kobanî ve kapatma kumpas davaları gibi. Diğer ayağında ise İzmir ve Bahçelievler’de olduğu gibi fiziki saldırılar var. Bütün bunlar örgütlüdür, planlıdır, organizedir. Birbiriyle bağlantılıdır. Elinde silah, belinde bıçakla ilçe binamıza katliam yapmaya gelen tetikçi, bu iktidarın nefret siyasetinden ve Kürt düşmanlığından cesaret alarak hareket etmiştir. Dün bu saldırganı serbest bıraktılar, bizim için şaşırtıcı olmadı tabii. Ağzını açan vekilimiz hakkında fezleke yollayarak dokunulmazlığının kaldırılması için uğraşan AKP yargısı, katillere, tetikçilere dokunulmazlık ve cezasızlık zırhı kazandırmaktadır.

“Katil ve tetikçilerinizle HDP’yi durduramayacaksınız!”

Bu saldırganı serbest bırakmak “sen HDP ‘ye saldırmaya devam et biz arkanda durmaya devam edeceğiz” mesajından başka bir şey değildir. Bir kez daha vurguluyorum; bu tür saldırı ve tehditlerle HDP’yi ve halkımızı korkutacaklarını sanan korkaklar ve arkasındaki ağababaları asla amaçlarına ulaşamayacaktır! HDP’nin mücadele geleneğine bakanlar cesareti ve kararlılığı görür. Katil ve tetikçilerinizle HDP’yi durduramayacaksınız, susturamayacaksınız, yıldırmayacaksınız!

Biliyorsunuz 29 Aralık’ta Deniz Poyraz davası görüldü. Bizler de o salondaydık. Katilin mahkemede kolluk güçleriyle rahat diyaloğu, rahatlığı tıpkı Hrant Dink’i öldüren tetikçinin rahatlığıydı. Katilin bağlantılarıyla ilgili birçok delil orta yerde dururken siz hala katilleri, azmettiricileri koruyorsunuz ve katile katil gibi davranın dediğimiz için bizi yargılamaya çalışıyorsunuz ve hakkımızda soruşturma başlatıyorsunuz. İstedikleri soruşturmayı başlatsınlar, susmayacağımızı, katile katil demekten asla vazgeçmeyeciğimizi buradan bir kez daha ilan ediyoruz. Katil, katildir. Eline silah alan ve insanlarımızı katledenlere katil demekten asla geri adım atmayacağız.

Bir söz var: “Suçu açığa çıkarmak suç olarak kabul ediliyorsa, suçlular tarafından yönetiliyorsunuz demektir.” Evet, bu sözler tam da bugünkü Türkiye için söylenmiştir .Kobanî Kumpas Davasında, olaylarla hiçbir ilgisinin olmadığı defalarca kanıtlanmasına rağmen 14 yaşındaki Mazlum’a kumpas kurarak 124 yıl ceza veren zihniyet, Deniz Poyraz’ın ailesine duruşma salonunda hakaretler yağdıran katile iltimas geçmekte ve suç bağlantılarının açığa çıkarılmasını tamamıyla engellemektedir. İşte bu iki örnek bile Türkiye’nin suçlular ittifakı tarafından yönetildiğinin bariz bir kanıtıdır. Bu ittifak İzmir katliamında suçüstü yakalanmıştır. Bu suçlular ittifakı biliyorsunuz bugünlerde başka bir kumpas peşinde; siyaseten yenemedikleri, baş edemedikleri siyasi rakiplerini yalan ve iftiralarla, kumpaslarla, kayyım tehdidiyle engelleme gayreti içerisindedir.

“İstanbul üzerinden tüm demokrasiyi ve demokrasi güçlerini tehdit ediyorlar”

En son İstanbul Büyükşehir Belediyesi üzerinden bir kumpas başlattılar. 31 Mart’ın intikamını almaya çalışıyorlar ve bunun için büyük bir çaba sarf ediyorlar. İstanbul üzerinden tüm demokrasiyi ve demokrasi güçlerini tehdit ediyorlar. Yandaşları İstanbul’dan geçiniyordu bunu biliyoruz. Bu belediyeyi kaybedince rant muslukları da kapandığı için bu kadar saldırgan oldular. Yaralarının çok büyük olduğunu biliyoruz. 12 yıldır faaliyette olan İstanbul’da 9 mescidi bulunan DİAYDER üyesi 3 din görevlisinin, yasal prosedürden geçerek belediyede işe girmesi suçmuş gibi toplumun önüne koydular. Bakın şimdi neredeyse bütün kumpas davalarında boy gösteren bir hâkimin önüne içinde sadece ramazan kolisi, namaz kılma fotoğrafları ve Kürtçe kelimelerin suç sayıldığı bir iddianame düzenleyip göndermişler.

Saray’ın yargısı, Kürtçe barış olan Aşitî’yi, eşitlik olan Wekhevî’yi, yaşam anlamına gelen Jîyan’ı ve onur manasına gelen Rûmet kelimesini suç olarak iddianameye yazmıştır. Bunlar çukurun da çukurudur, kKendilerinde olmayan ne varsa suç saymışlar! Kendi zinhiyetlerinde barış, eşitlik, onur yok. Bunlar Kürtçe yazıldığı için bu iddianame içine koymayı önlerine bir görev koymuşlar. Bu kelimeleri suç olarak görenlere sesleniyoruz: Bu kavramlardan mahrum olduğunuzu, bu kelimelerden korktuğunuzu çok iyi biliyoruz. Onun için o kelimelerin yanına bir kelime daha ekleyin diyoruz: “Qedîya” yani bitti. Bitti bitiyor, gitti gidiyorsunuz. Bunu da ekleyin!

“31 Mart başlangıçtı, devamı gelecek”

Yolsuzluk, hırsızlık, yalan, talan döneminizi tümden bitirecek bir halk var karşınızda. 31 Mart bir başlangıçtı arkası daha büyük gelecek. Hiç merak etmeyin! Çifte yenilgi aldığınız İstanbul halkları, büyük demokrasi ittifakıyla sizi tarihin çöplüğüne gönderecektir. İstanbul, faşizminize de demokrasiye kumpaslarınıza da asla geçit vermeyecektir. Bir de tavsiyede bulunmak istiyorum: Suçlu arıyorsanız uzağa gitmenize gerek yoktur. Suçlularla fotoğraf albümünüze ve aynaya bakarsanız asıl suçluları orada göreceksiniz, kendinizi göreceksiniz.

Bu suçlular koalisyonunun en büyük suçlarından biri de ekonomik suçlardır. Bunlar halkın ekonomisine de kumpas kurdular. 20 Aralık akşamı yurttaşa büyük bir tuzak kurdular, büyük bir dolar vurgunu yaptılar. Merkez Bankası bir gecede yaklaşık 8 Milyar dolar sattı. Bir de utanmadan, sıkılmadan halkın dövizlerini bozdurduğunu söylediler. Bir kez daha yalan söylediler. Doları yüksekten satan ve düşük fiyattan toplayan yine kendi vurguncuları oldu. Bunların dertleri doları, enflasyonu düşürmek değildir; tek dertleri iktidarlarının düşmesini engellemektir. Bunun için de kamu kaynaklarını hukuksuzca kullanarak suç işlemekten geri durmuyorlar. Zaten halktan umudunu kesen bir iktidar var. Tek umutları Merkez Bankası olarak kaldı!

Yurttaşlara yönelik ikinci büyük pusuyu da 31 Aralık gecesi kurdular. AKP’nin 17-25 Aralık geleneğinin yeni adı artık 20-31 Aralık vurgunları olmuştur. Türkiye halkları bunu görmelidir. “Bir gece ansızın geliriz” diye savaş naraları atan iktidar, evet 31 Aralık gecesi ansızın yaptığı büyük zamlarla halkın geçimine, cebine ve sofrasına en büyük darbeyi vurmuştur. Elektriğe yüzde 52 ile yüzde 130 arası zam, doğalgaza yüzde 25 zam, vergilere, harçlara, ulaşım bedellerine yüzde 36 zam, köprü, otoyol geçişlerine zam, akaryakıta zam. Her şeye zam, zam, zam…

“AKP’nin ampulü sebeptir, elektrik zammı sonuçtur”

Bir yıl içerisinde iğneden ipliğe her şeye yüzde 100 zam yapıldı. AKP’nin ampulü sebeptir, elektrik zammı sonuçtur. Bu iktidar halkın ekonomisine çöken, sadece vergi ve zam üreten bir canavara dönüşmüştür. Saray’ın yalan makinesi olan TÜİK, dün yıllık enflasyonu yüzde 36,08 olarak açıkladı. Bu rakam tabii ki gerçek enflasyonu yansıtmamaktadır. TÜİK, rakamlarda sahtecilik suçunu işlemeye devam etmektedir.

ENAG yıllık gerçek enflasyonu açıkladı; yüzde 82. Mutfaktaki gerçek enflasyon işte budur. Yüzde 82’lik enflasyon 84 milyonu vurmaktadır. AKP Genel Başkanı dün müjde veriyor, en düşük emekli maaşını 2 bin 500 lira olarak açıkladı. 4 kişilik ailenin açlık sınırı 4 bin lira, yoksulluk sınırı ise 13 bin lira. Açlık sınırının altında bir emekli maaşıyla emekliler nasıl yaşayacak? Buradan iktidara bunu hatırlatmak isteriz. Emekliye, dar gelirliye ölümü dayatıyorlar. En düşük emekli maaşı asgari ücretle eşitlensin, 4 bin 250 TL olsun dedik ama AKP-MHP koalisyonu bunu Genel Kurul’da reddetti.

“Çözüm üretmesi gereken Meclis’i sorun üreten bir yere çevirdiler”

Yine sağlıkçıların ücretlerinde artış getiren bir düzenleme vardı. Meclis’e getirdiler aynı gün geri çektiler, ellerine yüzlerine bulaştırdılar. HDP’nin, muhalefetin önerilerini dikkate almadılar. Sorunlara çözüm üretmesi gereken Meclis’i sorun üreten bir yere çevirdiler. 3 Y ile mücadele etmek için geldiklerini söyleyenler, bugün tek bir Y ile Türkiye’yi yoklukla baş başa bıraktılar. Daha geçtiğimiz günlerde acı olaylar yaşandı. 6 çocuk doğal gazları kesik evlerinde ısınmak için kullandıkları sobadan dolayı hayatını kaybetti. 2 yaşındaki bronşit hastası bir çocuk elektrikler kesik olduğu için oksijen alamadığından hayatını kaybetti. Son 10 günde 7 çocuk yaşamını yitirdi. Çocukları öldüren bu zam ve zulüm, yolsuzluk ve yoksulluk düzenidir.

Bu kötülük düzeni Türkiye’yi bir çukura dönüştürmekle kalmadı, şimdi o çukurdan sadece kendisinin canlı çıkması için her şeyi yapmaktadır. 5’li çetesine rant garantisi sağlayan bu iktidar düzeni, halka ise yoksulluğu garanti etmektedir. Kur garantili sistem getiriyoruz diyerek Hazine’yi, AKP-MHP’nin para kasasına çevirdiler. Rant ekonomilerini garanti altına aldılar. “Bizden önce Türkiye’de buzdolabı yoktu” diyorlardı. Bugün o buzdolabı var da onu çalıştırabilecek elektrik yok, buzluğunda et yok, yiyecek peynir yok, zeytin yok, tereyağı yok.

“AKP-MHP’nin iktidarda kaldığı her bir gün bu ülkeye zarar ve ziyandır!”

İddia ettikleri gibi ekonomi büyümüyor, Türkiye tüketiliyor! Çoklu maaşlarla, sermayeye verilen teşviklerle, devasa borçlarla, faiz ödemeleriyle, rekor kıracak enflasyonla, işsizlikle, yoksullukla, açlıkla Türkiye AKP-MHP eliyle yok edilmektedir. Hep söylüyorum: AKP-MHP’nin iktidarda kaldığı her bir gün bu ülkeye zarar ve ziyandır! Halkın da siyasetin de en büyük felaketi bu iktidardır. Tek adamın iktidarda kalabilmesi için halka ağır bir maliyet ödeten bu iktidar bilmelidir ki, halk artık isyan etmektedir ve tek adam için bedel ödemeyecektir. Evet, elbirliğiyle bu siyasal felaketten kurtulmanın zamanı gelmiştir. Bıçak artık kemiğe dayanmıştır.

Zamları durdurmanın tek bir yolu vardır, o da bu iktidarı ülkenin başından def etmektir. Küçük ortak bugün yine açıklamasında HDP’yi hedef aldı, HDP’nin Türkiye’nin yüz karası olduğunu ifade eden sözler sarf etti. Türkiye’nin yüz akı olan HDP’ye kimsenin laf söylemeye hakkı da haddi de yoktur. HDP, bu ülkenin halklarının da demokrasinin de yüz akıdır. Bu ülkede yüz karası varsa o da sizin zihniyetiniz ve bakış açınızdır. O çok korktukları, kaçtıkları sandık yakında kurulacaktır. Bu seçimler, kendilerine iktidar garantili bir seçim asla olmayacaktır. Buradan söylüyoruz: Bu seçimler AKP ve ortağı için kaybetme garantili bir seçim olacaktır. Yüksek elektrik ve doğalgaz faturasının AKP’ye faturası çok büyük olacaktır. O zam yağmurlarınızın, yolsuzluklarınızın, ekmek kuyruklarının, ülke kaynaklarını babanızın çiftliği gibi kullanma döneminizin sona ereceği günler çok yakındır. Gidiyorsunuz, gitmekten kurtulamayacaksınız. Türkiye halkları sizi göndermek için sandıkları ve seçimleri bekliyor. Bunu biz başaracağız, geçinemiyoruz diyen milyonlarca emekçi yoksul halk başaracak,. Demokrasi güçleri başaracak. Kadınlar ve gençler başaracaktır. Edi bese diyen analarımız halkımız başaracaktır.

“2021’ye damgasını vuran kadınların mücadelesi olmuştur”

Sevgili kadınlar, kadın yoldaşlarım. Hepinizin mücadele ve kazanım yılı olan yeni yılınızı kutluyorum! Sevgili kadınlar, 2021 yılının kadınlar açısından nasıl geçtiğini uzun uzun anlatmaya elbette gerek yoktur. Kadınların mücadelesi büyüdükçe İstanbul Sözleşmesinden çekilme başta olmak üzere kadınların tüm kazanımlarına yönelik saldırıların da erkek şiddetinin de eşitsizliğin de arttığı bir yılı geride bıraktık. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, 2021 yılına asıl damgasını vuran kadınların giderek büyüttüğü hak ve eşitlik mücadelesi olmuştur. Erkek düzeni, kadınların mücadelesi ve direnişi karşısında başaramamıştır.

Milyonlarca kadın “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” diyerek alanlarda sözleşmeyi savundu, savunmaya da devam edecek. Kadınlar yılmadan mücadele ederek eşit temsiliyeti siyasetin ve siyasal muhalefetin gündemine sokmayı başarmıştır. Bütün saldırılara karşı Türkiye kadın hareketi son yıllarda hiç olmadığı kadar kitlesel bir örgütlülükle cevap verdi, vermeye devam edecek. Rize İkizdere başta olmak üzere maden ocakları ve HES’lere karşı her yerde yükselen direniş ve mücadelede tabii ki kadınlar en ön saflarda yer aldılar.

“Her yerde kadınlarla birlikte olup adaletsizlik ve yoksulluğa karşı haykırdık”

HDP Kadın Meclisi olarak bizler de 2021 yılında “Kadınlar İçin Adalet” ve “Kadın Yoksulluğuna Hayır” diyerek çok güçlü kampanyalar yürüttük. Bu kampanyalarımızla meydanlarda, adliyelerde, cezaevleri önünde, fabrikalarda, tarlalarda, her yerde kadınlarla birlikte olduk. Hem adaletsizliğe hem de yoksulluğa karşı hep birlikte haykırdık. Meydanları erkek iktidara bırakmadık. Kadınların en güçlü sesi olduk, olmaya da devam edeceğiz. AKP-MHP erkek ittifakının hazırladığı erkek bütçeye karşı kadınlar nasıl bir bütçe istiyor diyerek, farklı kadın yapıları ile buluştuk. Meclis’te grup toplantılarımızda, sunduğumuz araştırma ve soru önergelerimizde, Genel Kurul konuşmalarımızda kadınların sesini her yerde duyurmaya çalıştık.

Tüm bu buluşmalar bizlere bir kez daha gösterdi ki; kadınlar, üretim alanlarının tamamında yer almak ve kendi üretim alanlarını oluşturmak için mücadele etmekte kararlıdır. Geçtiğimiz hafta İstanbul Beşiktaş’ta kadınlar yoksulluğa karşı bir araya geldi ve “yoksulluğa karşı feminist isyan” dedi. “Bu sistemin krizlerinin faturasını ödemek zorunda bırakılmaya isyanımız var” dedi. Milyonlarca kadının sesini Beşiktaş’ta haykıran kadınları buradan selamlıyorum. Kadınların mücadelesi HDP’ye güç veriyor. Bu ülkeye refahı da demokratik bir iktidarı da kadınlar getirecektir, 2022 yılı kadınların yılı olacaktır. Kadınların büyük başaracağı bir yıl olacaktır. Bir kadın partisi olan HDP’nin ülkemize sözüdür; bu ülkede cinsiyetçiliğe son vereceğiz. Erkek rejime biz kadınlar son vereceğiz! Demokratik, eşitlikçi ve kadın özgürlükçü bir yaşamı halklarımıza armağan edeceğiz!

“Şimdi başarma zamanıdır, şimdi HDP zamanıdır!”

Yaşadığımız bu kaotik ortam hiç kimseyi asla karamsarlığa sürüklememelidir. Bu ceberut düzen karşısında mücadele üstünlüğü demokrasiden, barıştan, adaletten ve halklardan yanadır. Değişim rüzgârı bizden, milyonlardan yanadır. Karanlığın karşısında umudu en fazla büyüten tabii ki HDP oldu, olmaya da devam edecektir. Evet, geride bıraktığımız yıl özellikle HDP açısından önemli bir mücadele ve direniş yılı oldu. Şimdi başarma zamanıdır, şimdi HDP zamanıdır. Bu coşku ve heyecanı Türkiye toplumuna, halklarına yaymanın mücadelesi içinde olacağımıza bir kez daha söz veriyoruz.

Siyasette kurucu seçenekler yaratmaya, Türkiye halklarını zamlardan, hukuksuzluklardan ve zulümlerden kurtaracak denklemleri var etmeye HDP olarak devam edeceğiz. Sofrasında yokluk, kesesinde yangın olan herkesin beklediği huzur ve adil paylaşım döneminin kapılarının açılması için mücadele edeceğiz ve bu kapıyı mutlaka açacağız. 2022 yılını AKP-MHP zulüm ittifakından kurtulmanın yılı haline getireceğiz. AKP sonrasının hazırlıklarının hızlandığı büyük değişimi mutlaka başaracağız. Sırf iktidarda kalabilmek için Türkiye halklarına çok ağır bedel ödettiren bu iktidar düzenine mutlaka son vereceğiz.

“Büyük hikâyeyi hep birlikte hayata geçireceğiz”

Mücadele ortaklığımızı daha da büyüterek, demokrasi blokunu daha genişleterek 2022 yılını birlikte üretip birlikte eşitçe paylaştığımız, demokrasi ve barış içerisinde yaşadığımız bir yıla mutlaka dönüştüreceğiz. Ekmeğin de adaletin de barışın da ortak yaşamın da eşitliğin de güvence altında olduğu büyük hikâyeyi hep birlikte hayata geçireceğiz! 2002 yılında hepinize başarılar diliyorum. Yolunuz ve yolumuz açık olsun. Hızır yardımcımız olsun. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’tan ‘Erken Seçim’ Çağrısı

“Halkın olup biteni anlamadığını zannedip halkı küçümseyenler siyaset sahnesinden silinip gidecekler” diyen Selahattin Demirtaş, “Zam var, zulüm var ama umut da var, çözüm de var. Hemen seçim derhal seçim” dedi.

Haber Merkezi / Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından Fox TV’de yayınlanan Çalar Saat programı sunucusu İsmail Küçükkaya’yı etiketleyerek bir paylaşımda bulundu.

Selahattin Demirtaş, yaptığı paylaşımda, “Günaydın değerli İsmail Küçükkaya. Fox ailesine ve tüm izleyicilere selamlar. Halkın olup biteni anlamadığını zannedip halkı küçümseyenler siyaset sahnesinden silinip gidecekler. Hele ki bir halk, aydınlık yarınları için el ele vermeyi başarmışsa o halkı kimse durduramaz. Zam var, zulüm var ama umut da var, çözüm de var. Hemen seçim derhal seçim” dedi.

HDP eski Eş Genel Başkanı Demirtaş’ın bu mesajı Fox TV’deki programda da okundu.

Paylaşın

HDP’li Oluç: Faiz Takıntısı Sebep, Enflasyon Sonuç

HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, gazetecilere yaptığı açıklamada, Yanlış ekonomi politikaları, yanlış tercihler ve faiz takıntısı. Hani faiz sebep enflasyon sonuç diyorlardı ya öyle değil. Faiz takıntısı sebep enflasyon sonuç. Durum karşımızda.” dedi.

HDP’li Oluç, açıklamasının devamında, “2021 yılının son günü elektrikten doğalgaza temel ihtiyaç maddelerinin tamamına yüzde 100’ün üzerinde zam yapıldı. Vahim bir tablo ile karşı karşıyayız.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında enflasyon, son zamlar ve gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

Konuşmasına “Huzurlu bir yıl diliyorum ama huzur bırakmadı bu iktidar halkta” diye başlayan Oluç, TÜİK’in verilerinin gerçeği yansıtmamasına rağmen vahim olduğunu ifade etti:

“TÜİK aylık enflasyonu yüzde 13.58 olarak açıklandı. Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise Aralık 2021 enflasyon verilerini yüzde 19,35 olarak açıkladı. TÜİK’ten 6 puan fazla.

TÜİK yıllık enflasyonu yüzde 36 olarak açıkladı. ENAG ise yıllık enflasyonu yüzde 82,81 olarak açıkladı. Yıllık enflasyon bazında TÜİK’in yalanının boyutu yüzde 50’ye varıyor.”

Oluç ekonomiye dair şunları söyledi:

“ÜFE’ye baktığımızda Aralık’ta yüzde 19,08’lik bir artış, 2021 yıllık artışı ise yüzde 79,89 yani yüzde 80’e varmış vaziyette. Enflasyon TÜİK’in üzerinde oynanmış verilerine rağmen bile 19 yıllık bir rekor kırdı.

En son Mayıs 2003’te TÜFE yüzde 30’un üzerinde çıkmıştı. Şimdi 19 yıl sonra, Mayıs 2003’ten bugüne yeni bir rekor kırılmış olmuş oldu.

Nisan 2001’de ise ilk kez aylık TÜFE yüzde 10’u aştı. Nisan 2001’den bu yana ilk kez aylık TÜFE yüzde 10’u aştı. Bu neden kaynaklanıyor?

Yanlış ekonomi politikaları, yanlış tercihler ve faiz takıntısı. Hani faiz sebep enflasyon sonuç diyorlardı ya öyle değil. Faiz takıntısı sebep enflasyon sonuç. Durum karşımızda.”

“Ekmek fiyatı yüzde 150 arttı”

2021 yılının son günü elektrikten doğalgaza temel ihtiyaç maddelerinin tamamına yüzde 100’ün üzerinde zam yapıldı. Vahim bir tablo ile karşı karşıyayız.

Bu kadar yüksek zamlar yapılmışken TÜİK yüzde 36’dan bahsediyor. Bu gerçek değil tabii ki biliyorsunuz.

TÜİK diyor ki Aralık’ta bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 53,66 ile ulaştırma, yüzde 43 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 40 ile ev eşyası fiyatları artmış. Ancak yıllık enflasyona yüzde 36 diyor.

Ekmek fiyatlarındaki bir yıllık değişime baktığımızda ortaya çıkan nedir biliyor musunuz, Ocak 2021’den bu yana yüzde 150 artış olmuş ekmek fiyatlarında. Un fiyatlarında yüzde 162 artış olmuş. Şeker fiyatlarında yüzde 95, sütte yüzde 25, kuru fasulyede yüzde 100, mercimekte yüzde 140, deterjanda yüzde 150, tuvalet kağıdında yüzde 128. Bütün bunlar bir yıllık artış fiyatları.

TÜİK ne diyor? Yüzde 36 arttı diyor. Yani hayali rakamlarla gerçekleri ters yüz etme peşindeler. Bu iktidar sonunda yanan ocakları söndürdü, kaynayan tencerelerin altını kıstı, ısınan hane bırakmadı, çocuklar yataklarına aç girmeye başladılar.”

“Elektrik yüzde 400, doğalgaz yüzde 147 arttı”

Enflasyon en adaletsiz vergidir, bunu biliyoruz. Asgari ücret zammı daha işçilerin emekçilerin eline geçmeden eridi bitti.

2018’den yani tek adam rejiminin başladığı günden bugüne kadar elektrik fiyatları yüzde 400, doğalgaz yüzde 147 artmış. Son zamlar bunlara dahil değil. En insafsızı son zamlar oldu. Artık elektrik ve doğalgaz lüks tüketim haline geldi. Tek adam yönetiminin maliyeti açlık yoksulluk ve adaletsizlik olarak ortaya çıktı.”

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Polisin ‘Yanlış Eve Baskını’ TBMM’ye Taşındı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin Milletvekili Dr. Rıdvan Turan, Mersin’de Yolgın ailesine şiddet uygulayan polislerle ilgili hem önerge verdi hem de İnsan Hakları Komisyonu’na başvuru yaptı.

Dr. Turan, konuyla ilgili önergesinde, polisin düzenlediği ev baskınındaki arama sırasında aile üyelerinin şiddete maruz kaldığını ifade etti:

“Mersin’in Akdeniz ilçesine bağlı Çilek Mahallesi’nde ikamet eden Yolgın ailesinin evine 29 Aralık 2021’de Mersin Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Narkotik Şube tarafından baskın düzenlendi. Yolgın ailesi, evde arama yapan Narkotik Şube polislerini yanlış eve baskın yaptıkları konusunda uyarmalarına rağmen polisler tarafından fiziksel şiddete maruz kaldı.

“Evin araması sırasında polis memurlarının yanlış eve baskın yaptığını söyleyen İsmail ve Serhat Yolgın adlı kişiler, polislerce darp edilerek gözaltına alındılar ve hem polis aracında hem de götürüldükleri Emniyette polisin şiddetine maruz kaldı.”

NOT: TİHV 2020 Yılı Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezleri Raporu’na göre geçen yıl işkence ve kötü muamele gördüğü için TİHV’e başvuranların yaşı 5’ten başlıyor, 70’e ulaşıyor.

Savcılığa suç duyurusu yaptılar

Önergede, “Vücutlarının farklı yerlerinden yaralanan İsmail ve Serhat Yolgın’nın darp raporu aldığı ve polisler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduğu” belirtildi.

Rıdvan Turan, “Yorgun ailesine yanlışlıkla baskın yapan, şiddet uygulayıp işkence eden Mersin Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Narkotik Şubesi’nde çalışan polisler hakkında ivedilikle soruşturma açılmalıdır” talebini dile getirdi.

İşkenceyi önlemek için hangi önlemler alınıyor?

Önergede, İçişleri Bakanı Süleyman Soyludan şu soruları yanıtlaması istendi:

Bakanlığınız tarafından Yolgın ailesine uygulanan şiddete ve işkenceye ilişkin herhangi bir soruşturma açılacak mıdır?

Mersin Narkotik Şu Müdürlüğü örneğinde olduğu gibi yurttaşlara işkenceyi önlemek amacıyla hangi önlemler alınmaktadır?

Bakanlığınızın, emniyet mensupları tarafından yurttaşlara uygulanan şiddet ve işkence hakkında herhangi bir araştırması veya raporu var mıdır?

Polisler hakkında soruşturma talebi

Dr. Rıdvan Turan konuyla ilgili TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığına da dilekçe verdi.

Dilekçesinde, İsmail ve Serhat Yalgın’a ev baskınında, polis aracının içinde ve emniyette şiddet uygulayan, başta Mersin Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube Müdürlüğü’nde görevli komiser Ü.A. olmak üzere tüm polisler hakkında ivedilikle soruşturma açılması için gerekli çalışmaların yürütülmesini talep etti.

Paylaşın