Yedi Partiden Açıklama: Hileli Seçim Sistemine Karşı Ortak Mücadele

Halkların Demokratik Partisi (HDP) çağrısıyla bir araya gelen Emek Partisi (EMEP), Halkevleri, Emekçi Hareket Partisi (EHP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) tarafından ortak yazılı açıklama yapıldı.

AK Parti ve MHP ortaklığıyla getirilen seçim kanununa dair yapılan açıklamada, “Antidemokratik seçim sistemini kabul etmiyoruz” denildi.

Açıklamada muhalefetin itirazlarına rağmen teklifin Meclis’e getirildiği vurgulanarak, “Toplumsal desteğini kaybeden, halka sefalet, adaletsizlik ve şiddet dışında bir şey sunamayan, iktidar partilerinin masa başı oyunlarla milletvekili sayısını artırma hevesinin bir sonucu olan bu teklif, zaten antidemokratik olan seçim sisteminde seçime katılım, temsilde adalet, eşitlik, denetim gibi sorunları daha da derinleştirecektir. Antidemokratiktir, hukuk dışıdır” denildi.

Mücadeleyi sürdürme kararlığına dikkat çekilen açıklamada, “Aksine, bizler halkımızın çıkarlarını gözeterek her alanda birlikte mücadeleyi büyüterek sürdüreceğiz. Tüm yurttaşlarımızı bir kez daha, iktidarın halka düşman politikalarına, seçimleri güvensiz ve adaletsiz kılmaya çalışma oyunlarına karşı ortak mücadeleye davet ediyoruz” diye kaydedildi.

HDP, SMF, EHP, EMEP, TİP, TÖP ve Halkevleri tarafından yapılan ortak açıklama şöyle: “Seçim kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi, muhalefet partilerinin itirazlarına, seçim güvenliği için oluşturulan demokratik kitle örgütlerinin ve kamuoyunun tepkisine rağmen iktidar vekilleri tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na sunulmuştur.

Toplumsal desteğini kaybeden, halka sefalet, adaletsizlik ve şiddet dışında bir şey sunamayan, iktidar partilerinin masa başı oyunlarla milletvekili sayısını artırma hevesinin bir sonucu olan bu teklif, zaten antidemokratik olan seçim sisteminde seçime katılım, temsilde adalet, eşitlik, denetim gibi sorunları daha da derinleştirecektir. Antidemokratiktir, hukuk dışıdır.

Bu teklif, halkın gerçek sorunları karşısında tek bir adım atmayan iktidarın, konu koltukları olunca nasıl gayretkeş hale gelebildiğini yeniden gözler önüne sermiştir. Partili cumhurbaşkanının seçim yasaklarından muaf tutulmasını, il ve ilçe seçim kurullarında en kıdemli hâkimlerin görev alması uygulamasının terk edilmesini ve baraj sisteminin devamını öngören bu teklif Anayasa’nın 10. 37. ve 67. maddelerine de aykırıdır.

Mücadele birliği

Toplumsal mücadelenin farklı alanlarında eşitliği, özgürlüğü, demokrasiyi, barışı, emeği, adaleti, toplumsal cinsiyet eşitliğini ve ekolojiyi ortak şekilde savunmak üzere bir araya gelen bizler, AKP-MHP işbirliğiyle geçirilmek istenen bu kanun teklifini kabul etmiyoruz. TBMM’deki geçici çoğunluğuna güvenerek bu anti-demokratik kanunu geçirmek isteyen iktidar partileri, bizim ortak mücadele irademize en ufak bir zarar veremeyecektir. Aksine, bizler halkımızın çıkarlarını gözeterek her alanda birlikte mücadeleyi büyüterek sürdüreceğiz. Tüm yurttaşlarımızı bir kez daha, iktidarın halka düşman politikalarına, seçimleri güvensiz ve adaletsiz kılmaya çalışma oyunlarına karşı ortak mücadeleye davet ediyoruz.”

Paylaşın

HDP’li Oluç: Faiz Lobileri Kazandıkça Halk Kaybediyor

Meclis Genel Kurulu’nda gündeme dair değerlendirmelerde bulunan HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, “Faiz lobileri kazandıkça halk kaybediyor. Türkiye, 2022 yılının ilk iki ayında 57,9 milyar lira faiz ödemiş. Bu ne biliyor musunuz? 2017 yılının tamamına ödenenden daha fazla, ilk iki ayda ödenmiş olan faizden söz ediyoruz” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis Genel Kurulu’nda Seçim Kanunu teklifi öncesi gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katma değer vergisinde uygulanacak indirimleri açıklamasına değinerek, söze başlayan Saruhan Oluç, “Bizler, aylardır bu ülkede ciddi bir geçim sıkıntısı olduğunu ve KDV’de ve ÖTV’de bir düzenleme yapılması gerektiğini söylüyorduk ama böyle değil yani sabun, şampuan, deterjan vesairede KDV oranını yüzde 18’den yüzde 8’e indirdiğinizde bunun fiyatlara yansımasının çok fazla olacağını düşünmek mümkün değil. Esas itibarıyla, yüzde 8’e değil yüzde 1’e indirilmesi gerekiyor” dedi.

KDV’deki bu kısmi indirimlerin hayat pahalılığına çözüm olmayacağının altını çizen Oluç, “Bugün enflasyonist baskıyı kırmak için vergi üzerinde bir düzenleme yapılması gerekiyorsa bir, özel tüketim vergisi kaldırılmalıdır çünkü bu özel tüketim vergisi esas itibarıyla, soygunun ismine vergi konulmuş adıdır. ÖTV’nin kaldırılması durumunda hem hayat pahalılığı baskılanacak hem de enflasyon doğrudan etkilenecektir ve ÖTV’nin kaldırılması ulaşımdan üretime kadar her alanı olumlu etkileyecektir, temel tüketim ihtiyacını giderme ihtimali artacak ve ticareti rahatlatacaktır. ‘ÖTV’ adındaki soyguna son verilmesi gerekiyor. Halk yararına bir düzenleme olacaktır bu. Bu konudaki çağrımızı tekrarlıyoruz. Hani ‘Kaynak nerede?’ derseniz, çok sevdiğiniz 5’li ve onunla birlikte çalışan 30’lunun vergi istisnalarını keserseniz, bu kaynak sağlanabilir” diye belirtti.

”Krizin bir diğer sebebi var, talan”

Hayat pahalılığı ve ekonomik krizin sorumlusunun Cumhur İttifakı olduğunu dile getiren Oluç, şunları söyledi: “Faiz lobileri kazandıkça halk kaybediyor. Türkiye, 2022 yılının ilk iki ayında 57,9 milyar lira faiz ödemiş. Bu ne biliyor musunuz? 2017 yılının tamamına ödenenden daha fazla -ilk iki ayda ödenmiş olan faizden söz ediyoruz- yani faiz lobileri kazandıkça ekonomik kriz derinleşiyor ve bu, iktidarın politikaları sayesinde oluyor. Krizin bir diğer sebebi var, sadece faiz değil, talan. Bu iktidar gerçekten bu ülkenin kaynaklarını açıkça talan ediyor. Bir Bakan kendi Bakanlığına sahte dezenfektanları fahiş fiyata sattığı ortaya çıkmıştı. Ne oldu? Bakan görevden uzaklaştırıldı, bir tek dava bile açılmadı, tek bir hesap bile sorulmadı. Şimdi açıkça ülkenin kaynakları talan ediliyor. Peki, Bakanın talan edip afiyetle yediğini gören bürokrat duruyor mu? Durmaz.

Türkiye Varlık Fonunun yönetim kurulu üyesi bir kişi Varlık Fonuna bağlı BOTAŞ’a 49 milyon 500 bin Türk liralık boru satmış. Bu kişinin son altı yılda BOTAŞ’tan aldığı ihalelerin toplam bedeli ise 1 milyar Türk lirasını aşmış. İşte, Bakan öyle yaparsa bürokrat böyle yapıyor. Ne demiş Neyzen Tevfik: ‘Ekmek herkese yetecekti aslında; tarlaya karga dadandı, ambara fare, fırına hırsız, memlekete harami’ İktidar bu hâle getirdi memleketi.

Atık yağ kullanımıyla ilgili şimdi haberlere düşen bir konu bu ve büyük işletmelerde kullanılan atık ayçiçeği yağının tekrar piyasaya sürüldüğüne dair iddialar konuşuluyor; bu doğru mu, yanlış mı? Bakanlığın bu konuda açıklama yapmasını bekliyoruz. Özellikle bazı lokanta ve yemek fabrikalarındaki çalışanlar atık yağları saklıyorlar ve işletme sahipleri bunları tekrar dolaşıma sokuyor. Nasıl dolaşıma sokuyor? Eğer bu, gerçekten böyleyse ve elde edilen zararlı yağ irili ufaklı restoran, lokanta veya yemek fabrikalarına iskontolu biçimde satılıyorsa tüketici bu yağlar ile zararlı yağlarla yapılmış olan yemekleri yemek durumunda kalıyor. Bu, korkunç bir iddia. Bunun iddiadan ibaret olmadığını hissediyoruz, Bakanlık bunu araştırmalı ve iktidardan ve Bakanlıktan da bu konuda bir açıklama bekliyoruz. Yağların bu şekilde kullanımı halk sağlığı açısından büyük bir risktir, kanserojen içermektedir, bunun tüketilmesinin önüne mutlaka geçilmelidir.”

(Kaynak: MA)

Paylaşın

Buldan’dan Erdoğan’a ‘Manda Yoğurdu’ Tepkisi

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çiftçilerle buluşmasında “Şimdi ben bir şey tavsiye edeceğim. Ben şunu yapıyorum, her akşam yatarken manda yoğurdu. Manda yoğurdu hakikaten kalitedir, çok iyidir. Onun içine şöyle Medine hurması doğrarım, 3 tane veya 5 tane. Ona biraz çay kaşığı kestane balı ve yulaf ezmesi atarım. Bu dörtlüyü karıştırarak yer yatarım, şifa. Tavsiye ederim” sözlerini hatırlatarak, “Millet kuru ekmek bulamıyor, o manda yoğurdu, kestane balı, Medine hurması yiyin derken utanmıyor” dedi.

Haber Merkezi / İktidarın yeni torba kanun teklifine tepki gösteren HDP’li Buldan, “‘Hırsıza ‘hırsız’, çeteye ‘çete’ denilmesini yasaklamak istiyorlar. Biz hırsıza ‘hırsız’, çeteye ‘çete’ demeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Newroz kutlamalarına da değinen Buldan, “Hakkâri’den Edirne’ye, Amed’den İzmir’e, Cizre’den Hatay’a, Şırnak’tan Bursa’ya, Van’dan Aydın’a, Cizre’den Muğla’ya, Mardin’den İstanbul’a kadar Türkiye’nin her yerinde 76 merkezde milyonlar alanlara aktı, iradesini ortaya koydu. Kürt halkının öncülük ettiği Newroz kutlamaları ülke sınırlarını da aştı” dedi.

Buldan, “Türkiye’nin geleceğini konuşmak isteyenler Newroz’a bakmalıdır. Çünkü geleceği şekillendirecek, büyük değişimi gerçekleştirecek irade oradadır. 2022 Newrozu’nun Türkiye’nin geleceğini belirleyecek. Bu irade dikkate alınmadan siyasetin de geleceğin de şekillenemeyeceğini herkesin bilmelidir” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Meclis Grup Toplantısı’nda gündemi değerlendirdi. Buldan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

Kürt halkı ve dostlarının faşizmin karanlığına Newroz ateşiyle tarihi bir yanıt verdi. Türkiye’nin sol, sosyalist, devrimci, demokrasi ve emek güçleri, kadınlar, gençler, işçiler, emekçiler Newroz alanlarında halklar dayanışmasını, demokratik güç birliğini daha da büyüterek, demokrasi, barış, özgürlük, adalet ve emek için mücadele ortaklığından ve ortak gelecekten yana güçlü bir iradeyi de ortaya koydu.

Kürt halkının Newroz alanlarında sergilediği görkemli direniş ve özgürlük talebi iktidarı rahatsız etmiş olmalı ki yüz binlerin aktığı Amed Newrozu’nda halkı engellemeye çalıştılar, kitleye, kadınlara hatta çocuklara varıncaya kadar arama işkencesi uyguladılar. Ama halkın Newroz alanına akmasını engelleyemediler.

Amaçları boş Newroz alanları yaratmaktı. Böyle bir hayal kurmuşlardı. Fakat hayalleri suya düştü. Halk engelleri tanımadı. Bu kez medya sansürü uygulanarak milyonlar görünmez kılmaya çalışıldı. Ama bunu da başaramadılar. Amed’in sesi İstanbul’a, Serhat’ın sesi Ege’ye ulaştı. Halkların sesi de sözü de her yerde yankılandı.

Bu inanç ve kararlılığı demokratik siyasetle büyütmenin bir kez sözünü bu kürsüden veriyorum. Sizler bu ülkenin onurlu mücadelesinin öncülerisiniz. Newroz’daki coşku da başarı da zafer de sizindir.

Her birinizi tek tek yürekten kutluyorum. ‘Şimdi Kazanma Zamanı’ şiarıyla gerçekleştirdiğimiz ve bir referanduma dönüşen Newroz’da milyonların verdiği tarihi mesajların, haykırdığı taleplerin herkes tarafından özellikle Ankara tarafından iyi okunması gerekir. Newroz; ülkeyi kuşatma altına almaya çalışan karanlığa karşı aydınlık geleceğin müjdecisi oldu.

Karamsarlığa karşı büyüyen umut oldu. Korkuya karşı yükselen cesaret oldu. Evet; Newroz’da halkımız, halklarımız barış, demokrasi ve özgürlükteki ısrarını ve kararlılığını en güçlü bir biçimde dünyaya ilan etti.  Dünya halklarının başına bela olan tüm savaşlara karşı içeride ve dışarıda en güçlü barış hattını ortaya koydu.

 “Anadilim onurumdur”

Halkımız, rehine siyasetiyle, irade gaspıyla, darbeyle, halk iradesinin asla engellenemeyeceğini gösterdi ve ilan etti. Milyonlar, HDP etrafında en büyük kenetlenmeyi sağlayarak, kapatma ve kumpas davalarıyla demokratik siyasetin asla engellenemeyeceğini, buna izin vermeyeceğini ispat etti.

Newroz, Kürt sorununun tecritle, Kürt düşmanlığıyla, inkâr ve imhayla değil, diyalog ve müzakereyle, barış politikalarıyla ancak çözülebileceğini gösterdi. Milyonlar, 2013 çözüm mektubunun, 2015 Dolmabahçe Mutabakatı’nın arkasında olduğunu bir kez daha gösterdi. İmralı’yla diyalog kapılarının bir an önce açılması talebini Newroz’da haykırdı.

Kürt halkı, anadilde eğitim başta olmak üzere anadillerinin üzerindeki yasak, baskı ve asimilasyonun bir an önce kaldırılmasını haykırdı. ‘Anadilim onurumdur, kimliğimdir, sonuna kadar onuruma sahip çıkacağım’ dedi.

Rotası demokrasi ve hukuk olmayan bir iktidar, zulümden, karanlıktan beslenir ve bunu pratikte de görüyor ve yaşıyoruz. Furkan Vakfı’nın Adana’da yapmak istediği basın açıklamasına, demokratik bir hakkın kullanımına kolluk güçlerinin yapmış olduğu insanlık dışı, hukuk dışı saldırı, AKP-MHP iktidarının siyasetteki, sokaktaki gerçek yüzünü herkese, tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir.

Tüm saldırılar gibi bunu da en güçlü şekilde, şiddetle ve nefretle kınıyoruz. Adana’daki tablo, uzun bir süredir karakollarda, cezaevlerinde görünmez kapılar ardında rutin hale getirilen işkencenin sokaklara taşmış ve açık alanda uygulanmaya başlanmış halidir.

Bizler, yaşam hakkına kasteden bu zulümleri bu zalimleri Servet Turgut’un gördüğü işkence sonucu hayatını kaybetmesinden biliyoruz. Biz zalimleri, Barış Annelerinin sokak ortasında coplanmasından, yerlerde sürüklenmesinden, insanların sınırda, dur ihtarına uymadı yalanlarıyla vurulmasından biliyoruz ve tanıyoruz. Kemal Kurkut’un katledilmesinden ve sorumluların bizzat yargı tarafından korunmasından elbette ki biliyoruz. Kadınların sokak ortasında katledilmesinden ve erkek yargının erkek katillere arka çıkmasından biliyoruz. Çocukların panzerlerin altında ezilerek katledilmesinden biliyoruz.

Hafta sonu Urfa’da 16 yaşındaki Muharrem Aksem’in güvenlik güçlerinin atış yaptığı alana 400 metre mesafedeki alanda sağ eli kopmuş halde cansız bedeni bulundu.

Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı ve sabır diliyorum. Aksem ilk değildir. Bölge illerindeki askeri atış alanları ve sahipsiz mühimmatlar nedeniyle bugüne değin yüzlerce insan hayatını kaybetti. Aksem’in cansız bedeninin bulunduğu yer de atış yapılan bir bölgedir, meradır ve insanların geçtiği bir yerdir. Halka yönelik herhangi bir uyarının, bilgilendirmenin olmaması tehlikenin boyutunu daha da arttırmaktadır.

Aksem’in ölümünün bütün yönleriyle aydınlatılması için etkin bir soruşturma derhal başlatılmalı ve sorumluluğu bulunanlar mutlaka açığa çıkartılmalıdır. AKP-MHP iktidarı, ölümün, işkencenin, cezasızlığın kol gezdiği bir ülke ortamını ne yazık ki yarattı. İşkenceye sıfır tolerans dediler. İşkenceciye tolerans iktidarı oldular. 28 Şubat’ın mağduruyuz dediler. Zulüm yarışında 28 Şubatçıların önüne geçmeyi başardılar. Hukukun üstünlüğü dediler, kendi hukuklarını yarattılar, ülkeyi hukuksuz bir hale getirdiler.

“Siyasi sorumlu iktidar”

Bunun en somut örneğini hasta tutsaklara olan yaklaşımda görüyoruz. Ölüm siyaseti, hasta tutuklulara yönelik düşmanlık hukuku AKP-MHP’nin iktidar siyaseti olarak karşımıza çıkmaktadır. Cezaevlerinin zulüm ve ölüm evlerine döndüğünü anlamak için sadece son on beş günde yaşananlara bakmak yeterlidir.

Bakın; Iğdır S Tipi Kapalı Cezaevi’nde tek başına hücrede tutulan 28 yaşındaki Sinan Kaya şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. Şervan Can Güder henüz 20 yaşındaydı, Van F tipi Cezaevinde kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve yaşamını yitirmek üzereyken tahliye edilen hasta tutsak Hayri Karaş, tahliye edildikten sadece 10 gün sonra tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Bu ölümlerin siyasi sorumlusu; insan haklarını ve hukuku değil, 12 Eylül darbecilerini referans alan AKP iktidarıdır.

“İktidara asgari ücret çağrısı”

Mübarek Ramazan ayı başlıyor. Halk, büyük bir yoksullukla, açlık ve sefaletle Ramazan’ı karşılıyor. Çünkü insanların bir gram yiyecek alabilecek imkânı ve gücü kalmadığını anlattığım tablo gösteriyor. İnsanlara sadece suyla açılabilecek bir iftar sofrası bıraktılar. ‘Halkı enflasyona ezdirmeyeceğiz’ diyen iktidara buradan çağrı yapıyorum: Gelin Ramazan’dan önce; meclisi etkin bir şekilde çalıştıralım.

Eriyen asgari ücreti hemen yeniden belirleyelim. Ki grubumuz asgari ücretin üç ayda bir belirlenmesi için kanun teklifi de verdi, hemen bunu meclisten geçirelim.

En düşük emekli maaşını asgari ücret düzeyine hemen getirelim. Akaryakıt, ulaşım ve iletişimdeki ÖTV’yi hemen kaldıralım. Açlık sınırının altında olan ihtiyaç sahibi 12 milyon haneye Ramazan destek programı kapsamında 5 bin lira destek verelim. Ekmek ve et fiyatları tüketiciye yarı fiyatında verilmesini sağlayalım. Esnafın indirim maliyetini ise devletin karşılaması için düzenleme yapalım. Tüm bunlara kaynak yaratmak için, kur, köprü ve yol garanti ödemelerini derhal durduralım. Var mısınız? Halkı enflasyona ezdirmeyeceğiz laflarıyla bu işler olmaz. Gelin gerekli acil adımları bir an önce atalım.

“Nafile uğraşıyorlar”

Bu iktidarın bir hikâyesi kalmayınca, halktan umudu kesince şimdi de başka bir oyun peşindiler. Seçim kanunlarıyla oynamaya başladılar.

Sandığa girmeyecek oyun, sandıktan çıkması için yol bulmaya çalışıyorlar. Yani ikna yoluyla elde edemeyecekleri oyları, hileyle alma peşinde olduklarını biliyoruz. Ülkedeki ekonomik krizi biz çözeriz diyen iktidar, seçim hileleriyle kendi siyasi krizini çözme arayışındadır. Bugün genel kurulda görüşülecek yasanın de özü tam da budur! Bunun için ne yapıyorlar? YSK’yı, il-ilçe seçim kurullarını, eşi görülmemiş dalavere yöntemleriyle tümden ele geçirmeye çalışıyorlar.

Ama bunlar boşuna nafileler. Sizin hilecilikte ustaysanız, halk da bu hileleri bozmakta ustadır. Öyle bir fark yiyeceksiniz ki, YSK da seçim kurullarınız da hileleriniz de sizi kurtarmaya yetmeyecektir. Sevgili Sırrı Süreyya’nın meşhur deyimiyle ‘xim-xiş’ olacaksınız. Küçük ortakları için barajı yüzde 7’ye indiriyorlar. Diyet ödüyorlar.

Ver başkanlığı, al barajı alışverişidir bu. Kürtler Meclis’e girmesin diye koydukları barajı şimdi küçük ortakları MHP Meclis’e girsin diye indiriyorlar. Biz bu barajı yıkalı tam 7 yıl oldu. 7 Haziran’da yıkmıştık, geçersiz kıldık. Bir anlamı kalmayınca da şimdi kendileri için indirmek zorunda kaldılar. Ne diyelim? Hayırlı uğurlu olsun.

Ama halk size gereken cevabı sandıklarda verecek haberiniz olsun. Bu getirilen seçim yasası teklifi ile ilgili arkadaşlarımız komisyon sürecinde HDP’nin tutumunu ortaya koydu, koymaya da devam edecek. Genel kurulda da demokratik muhalefetimizi en güçlü şekilde yapacağız.

“Seçim hileleri ters yüz olacak”

Bakın birçok Avrupa ülkesinde tüm siyasi partilerin parlamentoda temsiliyet kazanması için kolaylık sağlanıyor. Neden? Çünkü her bir yurttaşın düşüncesi önemlidir ve kıymetlidir.

Gelin, halk iradesinin tam temsiliyetinin önündeki tüm engelleri kaldıralım. Bu parlamentoyu tarihinin en çoğulcu, en katılımcı parlamentosu haline getirelim. Var mısınız? Amacınız demokratik temsiliyet ise buyurun? Hodri meydan diyoruz size. Ama dertleri demokratik siyaset ve temsiliyet olmadığını biliyoruz. Bunun adı seçim hilesidir. Siyaseti bu yasayla dizayn etme arayışıdır. Şimdiden söyleyeyim. Seçim hileleri, siyasi mühendislik gayretleri seçimlerde ters yüz olacaktır.

Bir de şunun altını önemle çizmek istiyorum: Hiç kimse HDP’yle ilgili yanlış bir hesap yapmamalıdır. İki gün önce Şırnak kongremizde de ifade ettim bugün tekrarlıyorum. HDP’siz siyaset, HDP’siz, parlamento, HDP’siz Türkiye, HDP’siz değişim hesapları yapanlar var.

Kendilerine siyaset çöplüğünde şimdiden yer ayırsınlar. Geçmiş dönemde Kürtleri ve siyasetini tanımayanlar gibi onlar da siyasi çöplükte yer alacak.

AKP ve MHP’nin yeri siyaset çöplüğünün dibidir. Siyaset HDP’yle yönünü ve yolunu bulacaktır. Değişim HDP’yle olacaktır. Türkiye’nin anahtarı HDP olacaktır. Milyonların iradesini yok sayarak, ‘HDP’nin kapatılması’ üzerinden masa başında siyaset analizi yapanlara da sesleniyorum; tarihin en büyük ve en doğru siyaset analizini her zaman olduğu gibi bu seçimlerde de yine halkımız, halklarımız yapacaktır.

Ve fena halde yanılacaksınız. Analizleriniz de, siyasetiniz de çöp olacaktır. İşte Newroz alanları halkımızın en büyük siyaset analizidir!  Hepinizi selamlıyorum.  Yolunuz ve yolumuz açık olsun.”

Paylaşın

Demirtaş: Korkunun Ecele Faydasının Olmadığını, Görmüyor Musunuz?

Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokrat Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, Türkiye’deki sessizliği eleştirdi.

Türkiye’yi “Anne sözü dinleyen” çocuklara benzeten Demirtaş, annelerin evlatları için sürekli kaygılandıklarını, çocuklarını uyardıklarını anımsatarak, çocukların ise anne sözü dinlemediklerini söyledi.

“Bazen Meclis grup toplantılarından sonra odama döndüğümde annemden gelen cevapsız aramayı görür ve kendi kendime, yine sert konuştum galiba diye düşünerek annemi geri arardım. Üniversite yıllarımdan beri bıkmadan usanmadan söylediği şeyleri aynı anne şefkati ve korkusuyla tekrarlardı: “Oğlum, dikkatli ol. Böyle şeyler söyleme, bunlar senin başına bir film getirirler” ifadelerini kullanan Demirtaş, “Anneler, evlatlarını kendi elleriyle o “film”lerin içine sürüklemeyi asla istemezler, koruma güdüsü çok baskın gelir. Anneler bunu doğaları gereği yaparlar. Bu nedenle onlara kızacak halimiz yok, sadece minnet duyarız. Ama eğer tarih boyunca annelerin bu konudaki sözlerini dinlemiş olsaydık dünya çok daha berbat bir yer olurdu. Anneler anneliklerini yaparlar, evlatlar da yapmaları gerekenleri” dedi.

Demirtaş, “Altı yıla yakındır hapishaneden dışarıyı izliyorum, anneler kazanmış gibi görünüyor. Memlekette anne sözü dinleyen bunca insanın varlığı gözlerimi yaşartıyor doğrusu (!) Hepiniz ne ara, bu kadar hayırlı evlatlar oldunuz? Bir avuç hukuk tanımaz siyaset erbabının ele geçirdiği devlet aygıtını zorbalık ve zulüm için pervasızca kullanıp halkın anasını ağlatırken anne sözü dinlemenin nasıl bir mazereti olabilir ki? Siyaset, kültür, sanat, medya, akademi dünyasınadır sözüm. İşten atılmaktan, işsiz kalmaktan, hedefe konulmaktan, linç edilmekten, hapse atılmaktan, mahalleden kovulmaktan mı korkuyorsunuz?” diye sordu.

Demirtaş’ın T24’te Bergen başlığı ile yayımlanan yazısı şöyle:

Sözüm siyaset, kültür, sanat, medya, akademi dünyasınadır; korkunun ecele faydasının olmadığını, görmüyor musunuz?

Bazen Meclis grup toplantılarından sonra odama döndüğümde annemden gelen cevapsız aramayı görür ve kendi kendime, yine sert konuştum galiba diye düşünerek annemi geri arardım. Üniversite yıllarımdan beri bıkmadan usanmadan söylediği şeyleri aynı anne şefkati ve korkusuyla tekrarlardı: “Oğlum, dikkatli ol. Böyle şeyler söyleme, bunlar senin başına bir film getirirler.”

Bu toprakların bütün anneleri o “film”i çok iyi bilirler. Hangi anne, yavrusunu o “film”den korumak istemez ki. Son cezaevi görüşlerimizden birinde annem yine benzer şeyler söylemeyi başardı: “Oğlum, burada da rahat durmuyorsun. Sana elli kere dedim, böyle şeyler söyleme.” Dedim, “Anne ne olur? Beni hapse mi atarlar?” Biraz gülüştük, acı acı. Anneler böyledir. Ama çocuklarının yaptığı her iyi şeyle büyük gurur duyduklarını, onurlandıklarını, bunu hissettirmekten çoğu zaman çekinseler de evlatlar çok iyi bilirler. En çok da Cumartesi Anneleri’nden, Barış Anneleri’nden.

Anneler, evlatlarını kendi elleriyle o “film”lerin içine sürüklemeyi asla istemezler, koruma güdüsü çok baskın gelir. Anneler bunu doğaları gereği yaparlar. Bu nedenle onlara kızacak halimiz yok, sadece minnet duyarız. Ama eğer tarih boyunca annelerin bu konudaki sözlerini dinlemiş olsaydık dünya çok daha berbat bir yer olurdu. Anneler anneliklerini yaparlar, evlatlar da yapmaları gerekenleri.

Korkulara teslim olacaksınız

Altı yıla yakındır hapishaneden dışarıyı izliyorum, anneler kazanmış gibi görünüyor. Memlekette anne sözü dinleyen bunca insanın varlığı gözlerimi yaşartıyor doğrusu (!) Hepiniz ne ara, bu kadar hayırlı evlatlar oldunuz?

Bir avuç hukuk tanımaz siyaset erbabının ele geçirdiği devlet aygıtını zorbalık ve zulüm için pervasızca kullanıp halkın anasını ağlatırken anne sözü dinlemenin nasıl bir mazereti olabilir ki?

Siyaset, kültür, sanat, medya, akademi dünyasınadır sözüm. İşten atılmaktan, işsiz kalmaktan, hedefe konulmaktan, linç edilmekten, hapse atılmaktan, mahalleden kovulmaktan mı korkuyorsunuz?

Sizin tarihsel göreviniz toplumu, bireyi tam da bu tür saldırılara karşı korumak, bunun mekanizmalarını geliştirmek, açığa çıkarmak, örgütlemek değil mi? Siz korkularınıza teslim olduğunuz için sesini çıkaran bir avuç insanın daha ağır şekilde hedef haline geldiğinin farkında değil misiniz? Dahası, korkunun ecele faydasının olmadığını, böyle davrandıkça toplumun çöküşe sürüklendiğini görmüyor musunuz? Elbette görüyorsunuz, sizin uzmanlık alanınız bu; görmek. Ama yine de susuyorsunuz, kendi bunalımınızın haklı (?) teorisini yazıyor veya tatlı melankolisini yaşıyorsunuz.

İşin en acı kısmı

İşin en acı kısmı da ne, biliyor musunuz? Bütün bu zulüm günleri geçip gittiğinde, güzel günler geldiğinde en önde, en çok görünen, en çok övünen siz olacaksınız. Bunları size mutlaka hatırlatacağım ya da size hatırlatan birileri olacak. Yıkımın, enkazın bu kadar ağır olmasında sizin suskunluğunuzun epey bir payı var, unutulmayacak.

Annelerimizin bize bir sözü daha var, “yapma, etme, dikkatli ol evladım” derler. Ama bizim de annelerimize bir sözümüz var, “anamızı ağlatanlardan bunun hesabını soracağız, başka bir yaşamı kuracağız anne.” Acılarımıza, korkularımıza teslim olmayacağız. Milyonları diri diri yakmaya kalktılar ama küllerimizden yeniden doğuyoruz anne.

Bergen

Başlığa Bergen yazmışım, “Hani Bergen nerede” diye soracaksınız ama Bergen de böyle biri işte. Korkmuyor, geri adım atmıyor, acılarına teslim olmuyor ve küllerinden yeniden doğruyor. Dört milyondan fazla insan Bergen filmini izlemiş. Direnene, ayakta kalana saygı duyuluyor, onun filmi seviliyor demek ki.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

HDP’li Buldan: Barışın Önündeki Barajları Da Aşacağız

Partisinin Şırnak kongresine katılan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, burada yaptığı konuşmada, “Biz barajları aşa aşa gelen bir partiyiz. Şuna inanın; barışın önündeki barajları da aşacağız, sizlere söz veriyoruz. Demokrasinin ve adaletin önündeki barajları da yıkacağımızın sözlerini sizlere bir kez daha veriyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Pervin Buldan, açıklamasının devamında, “Onlar HDP’siz bir siyaset, parlamento, Türkiye hayali kurmaya devam etsinler. Bu hesabı yapanlara “Kendinize siyaset çöplüğünde şimdiden yer ayırın, çünkü gideceğiniz yer siyaset çöplüğüdür. Bundan hiç şüpheniz olmasın!” diyoruz. O çöplüğe sadece iktidarı değil irademizi gasp eden kayyımları da atacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Şırnak İl Örgütü 4. Olağan Kongresinde yaptığı konuşmada gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Buldan’ın açıklamaları şöyle;

“Şırnak halkı bugüne kadar ağır bedeller ödedi. Şırnak ve Botan halkı ağır bedeller ödemesine rağmen hiçbir zaman ilkelerinden ve mücadelesinden taviz vermedi. 90’larda asitli kuyularda yakmalardan Roboski Katliamı’na kadar birçok vahşet ve katliamla karşı karşıya kalan Botan halkının dik duruşunu saygıyla bir kez daha selamlamak istiyorum. Şırnak halkına çektirilen bu acılar karşısında Şırnak halkına diz çöktürülmediğini ve boyun eğdirilmediğini herkes biliyor. Botan halkı bugün dimdik ayakta. Biz bunu bir kez daha 21 Mart’ta Şırnak ve ilçelerinde kutlanan Newroz’da gördük. Diline, kimliğine, inancına, onuruna sahip çıkan bir halk var. Fedakâr Şırnak halkımız, bizim onurumuzdur. Fedakâr Şırnak kadınları ve gençleri bizim onurumuzdur.

“Newroz aydınlık günlerin müjdecisi oldu”

Newroz’da milyonlar iradelerini ortaya koydu. Newroz, halkımızı kuşatan ve kuşatma altına alan karanlığa karşı aydınlık günlerin müjdecisi oldu. Karamsarlığa karşı büyük bir umut oldu. Savaş politikalarına karşı büyük barış talebinin ve büyük barışa giden yolun öncüsü oldu. Rehine siyasetiyle, irade gaspıyla halkımızın iradesini engelleyemeyeceklerini bir kez daha bu ülkeyi yönetenlere gösterdi. Kürt sorununun tecritle, Kürt düşmanlığıyla ve irade gaspıyla değil diyalogla ve müzakereyle çözülebileceğine olan inancını bir kez daha ortaya koydu. Biz barış politikalarıyla bu sorunun çözülebileceğini Newroz’da atılan sloganlardan, Newroz’daki kararlılıktan ve umuttan, Newroz’daki cesaretten bir kez daha gördük. Ve buna hep birlikte tanıklık ettik.

Newroz’un bir diğer mesajı da İmralı’da diyalogun ve müzakerenin hala dimdik ayakta olduğuydu. Diyalog ve müzakereyle, İmralı’da Sayın Öcalan’la çözülebileceğine olan inancını halkımız ortaya koydu. Bu gerçeklik bir kez daha çözümün yolunu gösterdi ülkeyi yönetenlere. Newroz bir bakımdan da özellikle Türkiye metropollerinde yoksulluk ve açlıkla çökertilmek istenen emekçi halklarımıza da bir umut oldu. Aynı zamanda ortak eşit geleceğin yolunu açtı. Ortak mücadelenin önemini bize gösterdi. Newroz bir anlamıyla Kürt halkının kendi ulusal birliğini kazandığının ve bu kazanımı sonuna kadarda koruyacağının mesajını bir kez daha bizlere gösterdi. Amed, Cizre, Batman ve Van Newrozlarında halkımız kendi ulusal birliğini sağladığını bir kez daha ortaya koydu.

“Bu ülkenin sorunları savaş, inkar ve tecrit politikaları ile çözülmez”

Bütün bu Newroz kutlamalarında sadece HDP’liler değil, bu coğrafyada yaşayan bütün halklar aynı kararlılıkla aynı cevabı ve mesajı verdi. İşte bunun için diyoruz ki; Kürt sorunu, Alevi sorunu, demokrasi sorunu, insan haklarını ve adalet sorunu bu ülkenin ortak sorunudur, hepimizin sorunudur. Bu sorunlar sadece Kürtlerin, Alevilerin, farklı inançların sorunu değildir. Kürt sorunu Alevilerin de sorunudur, Alevi sorunu Kürtlerin de sorunudur. Ermeni ve Süryanilerin sorunu da bu ülkenin bütün halklarının ortak sorunudur.

Bu yüzden çözüm yolları da ortaktır. Bu sorunları çözmek için birliğe ve beraber mücadele etmeye ihtiyaç vardır. Bu sorunların çözümünde elbette ki bu kararlılık bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bu yol bellidir. Diyalog ve müzakereyle çözülmesi gereken bu sorunları, inkar ve yok saymayla çözmeye çalışan bir zihniyet ile de karşı karşıyayız. Savaş ve inkar politikalarıyla; kayyım, cezaevi ve tecrit politikalarıyla bu ülkenin sorunlarının çözülemeyeceğini halklarımız çok iyi biliyor. Tecrit uygulandıkça halkın barış umutlarını kıracaklarını zannedenler, Newroz meydanlarına bakarak bu politikaların tutmadığını ve tutmayacağını artık anlamalıdır. O meydanlardaki resimlere bir kez daha baksınlar.

“2015’ten sonra sorunlar derinleşti, büyük uçurumlar açıldı”

Newroz alanında da söyledik, burada bir kez daha ifade etmek isteriz ki; 2015 yılından bu yana bu ülkede acılar hiç bitmedi ve ülkeyi yönetenler bu ülkenin sorunlarını daha da derinleştirdiler. 2013 Newrozunda okunan Sayın Öcalan’ın mektubu bizlere bir yol ve tercih sunmaktaydı. Dolmabahçe Mutabakatı bu ülkenin ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesi için bir çözüm yoluydu.

Ancak bu ülkeyi yönetenler ne 2013 Diyarbakır Newrozunda okunan mektubu ne de 2015’teki Dolmabahçe Mutabakatını dikkate aldılar. Ve bu süreci heba ettiler, ellerinin tersi ile geri çevirdiler. 2013’ten bu yana bu ülkede acılar, gözyaşı dinmedi ve hala yaşanmaya devam ediyor. 2015’ten bu yana ülke bu politikalarla büyüdü mü? Hayır, büyümedi. 2015’ten bu yana halkın refah seviyesi arttı mı? Hayır, bütün sorunlar daha da derinleşti. Büyük uçurumlar açıldı, özellikle halklar arası kutuplaşma ve kamplaşma arttı.

“Yanlış politika Şırnak’tan, Botan’dan döner”

Barışı ertelemenin bu ülkeye hiçbir faydasının olmadığını biz bu son dönemde yaşanan acılardan elbette ki gördük. Bu acıların dinmesi için halkımızın mücadele ettiğini gördük. Bütün bu politikaların bedeli ülkeye acılar olarak geri döndü. Kamplaşmanın, kutuplaşmanın daha da derinleştiği bir süreci yaşıyoruz. Newroz meydanları tecrit politikasını, düşmanlığı ve hukuksuzluğu geçersiz kıldı.

Halkımız bu politikaları boşa çıkardı. Yanlış politika halktan geri döner, bunu bir kez daha sizler gösterdiniz. Yanlış politika Şırnak’tan, Botan’dan geri döner. Bu gerçeğin iyi görülmesi gerektiğini bir kez daha belirtmek istiyoruz. Barış ve çözüm iradesinin iyi okunması gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Halkın gösterdiği yol en doğru yoldur. Halkın gösterdiği yoldan yürümek de bizim tercihimizdir, en önemli yolumuzdur.

“Kayyımları teker teker Ankara’ya geri göndereceğiz”

Şunu herkes bilsin ve unutmasın: Şırnak ve Botan’a demokrasi gelmeden Türkiye’ye demokrasi gelmez. Bunun için herkesin barışa sahip çıkması gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum. Barış için herkesin bir kez daha elini taşın altına koyması gerektiğini özellikle ifade etmek istiyorum. İşte bu Newroz bir kez daha barışa olan inancı; demokrasiye, adalete, kardeşliğe olan inancı ortaya çıkarmıştır. Biz bu büyük barış projesinin arkasındayız. Bunu da bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Başta Şırnak ve ilçeleri olmak üzere belediyelerimizin olduğu her yerde kayyımlar var ve Ankara’daki siyasi irade de bu kayyımlardan besleniyor bunu çok iyi biliyoruz. Demokrasiden yana olan herkesin bunu böyle görmesi gerektiğinin altını çizmek istiyoruz. Çünkü kayyımlar halkın iradesini gasp eden, darbe vuran şahıslardır. O şahıslar elbette ki Ankara’daki siyasi iradenin kararı ile oraya gelmiştir. Halkımıza söz veriyoruz; önümüzdeki ilk seçimde o kayyımları Ankara’ya teker teker göndereceğiz hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

“Şırnak’tan Edirne’ye bir demokrasi ittifakını gerçekleştirmenin zamanı gelmiştir”

Bir mücadele ortaklığından, demokrasi ittifakından bahsediyoruz. Yaşanan bütün acılar, engellemeler karşısında Türkiye halklarının bir mücadele ortaklığında ve demokrasi ittifakında buluşmasının zamanı artık gelmiş ve geçiyor. Bir mücadele ortaklığına ama aynı zamanda bir demokrasi ittifakına Türkiye’deki muhalif güçler ve ötekileştirilenler, yok sayılanlar açısından büyük bir ihtiyaç vardır. Demokrasi ittifakını Şırnak’tan Edirne’ye kadar gerçekleştirmenin ve büyütmenin zamanı gelmiştir.

Hepimiz bunun için mücadele etmeli ve Türkiye’nin dört bir yanına yaymak için çalışmalarımızı sürdürmeliyiz. Bizim temel amacımız barış içinde onurlu ve eşit bir geleceği hakim kılmaktır bu ülkeye. Güçlü demokrasi ile buluşturulan bir cumhuriyeti ülkeye armağan etmektir. Demokratik bir düzeni kurmak ve uygulamak bizlerin temel amacıdır. Herkesin eşit haklara sahip olduğu yeni bir anayasanın yazımı da elzemdir. Dili, kimliği ve inancı inkar edilen tüm halkların haklarının güvence altına alındığı bir anayasayı mutlaka hayata geçirmenin zamanı gelmiştir. Halkın çoğulculuğunu esas alan yeni bir anayasayı HDP olarak hayata geçirmek için çalışacağız.

Sadece Kürt sorununda değil bu ülkeyi yönetenler ekonomide de büyük bir darbe gerçekleştirdiler. Esnafın, işçinin, emekçinin, üreticinin perişan halde olduğunu görüyoruz. Bunu yapanların bu ülkeyi yönetenler olduğunu hepimiz biliyoruz. Onlar sadece ve sadece kendi kasalarını doldurmakla uğraştılar. Halkın açlığı, yoksulluğu ve sefaletiyle ilgilenen bir iktidar yok. Onlara iyi bir ders vermenin zamanı gelmiştir. İktidara ders vereceğimiz zaman, seçim süreci ve sandıklardır. İlk seçimlerde halkımız, bütün bu haksızlık ve hukuksuzlukların hesabını soracaktır.

“HDP’siz bir siyaset hayali kuranlar kendisine siyaset çöplüğünde yer ayırsın”

Şimdi yeni bir seçim yasa tasarısı getirdiler Genel Kurul’a. Bu seçim yasasıyla yine hilelerin, aldatmacaların yaşanacağı bir seçimi önümüzü getirmeye hazırlanıyorlar. Barajı yüzde 7’ye indirmeyi planlayan yasa tasarını Genel Kurul’a getirecekler. Yüzde 10’luk seçim barajı Kürtler için getirilmişti; Kürt halkı ve demokrasi güçleri Meclis’e girmesin diye getirilmişti. HDP Meclis’e girmesin diye yüzde 10’luk seçim barajını getirmişlerdi. Şimdi gördüler ki halkımız barajları yıka yıka seçimlere giriyor, Meclis’e giriyor.

İşte bu % 7 seçim barajını da küçük ortakları için getirdiler. Ama o küçük ortak yüzde 7 seçim barajını da aşamayacak durumdadır. Biz barajları aşa aşa gelen bir partiyiz. Şuna inanın; barışın önündeki barajları da aşacağız, sizlere söz veriyoruz. Demokrasinin ve adaletin önündeki barajları da yıkacağımızın sözlerini sizlere bir kez daha veriyoruz. Onlar HDP’siz bir siyaset, parlamento, Türkiye hayali kurmaya devam etsinler. Bu hesabı yapanlara “Kendinize siyaset çöplüğünde şimdiden yer ayırın, çünkü gideceğiniz yer siyaset çöplüğüdür. Bundan hiç şüpheniz olmasın!” diyoruz.

“Yüksekdağ ve Demirtaş ile buluşacağımız günler yakın”

O çöplüğe sadece iktidarı değil irademizi gasp eden kayyımları da atacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın. Selahattin Demirtaş’ı, Figen Yüksekdağ’ı, Gültan Kışanak’ı, Aysel Tuğluk’u, İdris Baluken’i, Sebahat Tuncel’i, Ayla Akat Ata’yı ve diğer arkadaşlarımızı 5 yıldır cezaevinde tutan zihniyeti de o çöplüğe atacağız. 5 yıldır haksız hukuksuz bir şekilde cezaevlerinde kalan bütün siyasetçilerimizin, yoldaşlarımızın özgürlüğüne de hep birlikte katkı sunmak için mücadelemizi büyüteceğiz, ittifakımızı güçlendireceğiz; Kürt halkının birlikteliğini, Türkiye halklarının ortak mücadelesini büyüteceğiz.

Bu mücadele ile birlikte cezaevindeki arkadaşlarımızın tahliye olmasını hep birlikte sağlayacağız. Tam 5 yıldır bu arkadaşlarımız haksız bir şekilde cezaevinde, bunu bütün dünya biliyor. AİHM’in bu yönde karar vermesine rağmen Ankara’daki AKP-MHP iktidarı bunu kabul etmeyen bir anlayışla arkadaşlarımızın çıkmasına engel oluyor. Biz Botan’dan, Şırnak’tan söz veriyoruz: Her bir arkadaşımızın tahliyesinin gerçekleşmesi için bu mücadeleyi büyüteceğiz. Sizlere söz veriyoruz. Sizlerin Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak ve Aysel Tuğluk ile buluşacağı günler yakındır.

Şırnak 4. Olağan Kongresinin Türkiye’nin demokrasi ve barışına, Kürt halkının birlik ve beraberliğine, Türkiye halklarının ortak mücadelesine vesile olmasını yürekten temenni ediyorum. İki yıllık süreç içinde emek veren bütün yönetici arkadaşlarıma ve il eşbaşkanlarıma teşekkür ediyorum. Bugün yeni seçilecek yeni yönetime de bu uzun ve zorlu yolda ve mücadelede başarılar diliyorum.”

Paylaşın

HDP’nin Kapatılacağını Düşünenlerin Oranı Yüzde 13

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi’nin HDP hakkındaki kapatma davasına ilişkin sorusuna, ankete katılanların yüzde 47,8′, “kapatılamaz” cevabı verirken, yüzde 13,7’si “kapatılabileceğini” söyledi.

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi’nin 4-8 Mart 2022 tarihleri arasında bölge illerinde seçim gündemli araştırmasının sonucunu açıkladı.

16 kentte yapılan araştırmada katılımcılar, Türkiye’nin 1. öncelikli sorununun ekonomik / kriz işsizlik (76,3’ü) 2. öncelikli sorununun Kürt sorunu (17, 4),  3. Öncelikli sorunun ise eğitim sistemi (17) olduğunu söyledi.

Araştırmada “Bu Pazar Bir Genel Seçim Olsa Hangi Partiye Oy Veririsiniz?” diye soruldu. Seçmenin yüzde 12’si “oy kullanmayacağım” derken 37,7’si HDP, yüzde 15,6’sı CHP, yüzde 14,6’sı AKP’ye oy vereceğini ifade etti.

Sadece HDP seçmenine sorulan  “HDP Kapatılırsa Hangi Partiye Oy Vereceksiniz?” sorusuna ise; katılımcıların yüzde 78,2’si “HDP’nin Kuracağı Partiye veya Adres Olarak Göstereceği Partiye Oy Veririm” dedi.  Yüzde 9’u “Başka Bir Partiye Kesinlikle Oy Vermem” derken yüzde 4,1’i “Başka Bir Partiye Oy Veririm” cevabını verdi.

Katılımcılara “Erken Bir Genel Seçime Gidilmesi Gerektiğini Düşünüyor Musunuz?” sorusu soruldu. Görüşmecilerin yüzde 64,9’u “evet gidilmeli” derken, yüzde 17,9’u “hayır”, yüzde 17,3 “kararsızım” yanıtını verdi.

Araştırmada HDP hakkındaki kapatma davasına da ilişkin soru yöneltildi. Ankete katılanların yüzde 47,8′, “kapatılamaz” cevabı verirken, yüzde 13,7’si “kapatılabileceğini” söyledi.

“Mevcut Durumda Var Olan İttifaklara Oy Verir Misiniz?” sorusuna ise; görüşmecilerin yüzde 15,1’i “Cumhur ittifakına”, yüzde 16,1’i millet ittifakına oy verebileceğini belirtti.

“6 Muhalefet partisinin güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş programı için bir araya gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna da katılımcıların yüzde 42,7’si “olumlu” değerlendirirken, yüzde 37,8’i “kararsız” olduğunu belirtti. Olumsuz bulanların oranı ise yüzde 19,5 oldu.

“Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Dönüş Programı İçin Bir Araya Gelen 6 Muhalefet Partisinin Buluşmasında HDP’nin Yer Almamasını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?” sorusuna ise katılımcıların yüzde 36,6’sı “HDP’nin katılmamış olmasını olumsuz” bulurken, yüzde 18,6’sı da “olumlu” bulduğunu belirtti.

Paylaşın

10 Vekilin Dokunulmazlık Dosyası TBMM’de: 9 HDP, 1 DBP

TBMM Başkanlığı’na Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) 9,  Demokratik Bölgeler Partisi’nden (DBP) de 1 milletvekiline ait 10 dokunulmazlık dosyası sunuldu. Meclis’e gönderilen Cumhurbaşkanı fezlekeleri, Anayasa Adalet Karma Komisyonu’na sevk edildi.

Haber Merkezi / Dosyalar arasında HDP Batman Milletvekili Feleknas Uca, HDP Siirt Milletvekili Sıdık Taş, HDP Van milletvekilleri Murat Sarısaç ile Tayip Temel, HDP Muş Milletvekili Şevin Coşkun, HDP Iğdır Milletvekili Habip Eksik, HDP Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul, HDP Şanlıurfa Milletvekili Ayşe Sürücü, HDP Mardin Milletvekili Ebru Günay ve DBP Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydeniz’a ait dosyalar bulunuyor.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

HDP Milletvekili Murat Sarısaç’a Hapis Cezası

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Van Milletvekili Murat Sarısaç’a “terör örgütü propagandası” yaptığı gerekçesiyle yargılandığı davada 1 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Van 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada Milletvekili Sarısaç hakkında 2010, 2014, 2015 yıllarında yaptığı Facebook paylaşımları gerekçesiyle “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasına hükmedildi.

Mahkeme hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. (Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği takdirde, kişi beş yıl içinde kasten yeni bir suç işlemezse hüküm ortadan kaldırılıyor.)

Murat Sarısaç aslen 1983 yılında Van İli, Gürpınar İlçesinde dünyaya gelmiştir. İlköğretim ve Lise tahsilini doğup büyüdüğü memleketi Van’da tamamlamıştır. Ardından Aksaray Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun olmuştur.

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclisi (PM) üyeliği ve DBP Van İl Eş Başkanlığı yaptı. 3’üncü Olağan Kongrede Halkların Demokratik Partisi (HDP) PM üyesi olarak seçildi. DBP Parti Meclis üyeliği yaptığı dönemde tutuklanmış, 16 ay cezaevinde kalmış ardından tahliye olmuştur.

Paylaşın

HDP’li Semra Güzel Hakkında Yakalama Kararı

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) dokunulmazlığına sonra verilen Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Haber Merkezi / Semra Güzel hakkında “örgüt üyeliği” ve “örgütün finansmanı” suçlamalarıyla hazırlanan fezlekeler TBMM’de görüşülmüş, 1 Mart günü 313 “evet” oyuna karşı 52 “hayır” oyuyla Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasına karar vermişti. Kararın ardından fezlekeler Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmişti.

Ne olmuştu?

2017’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin düzenlediği hava operasyonunda öldürülen PKK üyesi Volkan Bora’nın cep telefonunda yapılan incelemede Semra Güzel ile birlikte çektirdikleri fotoğraflar kamuoyuna yansıdı. Fotoğrafların iktidara yakınlığıyla bilinen medya organlarında yayımlanmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Karma komisyona süratle bunu gönderdik. Gereği yapılacaktır. Biz parlamentomuzda bu tür birilerini görmek istemiyoruz” dedi.

Güzel, Bora’nın “sözlüsü” olduğunu, fotoğrafın da “çözüm sürecinde çekildiğini” söyledi. Fotoğrafın çekildiği dönemde hiçbir siyasi parti ile ilişkisinin olmadığını, Bora’nın üzerinden çıkan fotoğrafla ilgili de hakkında şimdiye kadar bir soruşturma açılmadığını belirtti. 5 yıl önce ele geçtiğini tahmin ettiği fotoğrafların kendisine yönelik “kumpas” amaçlı kullanıldığını savundu.

Fotoğraf nedeniyle Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması için fezleke hazırlandı ve TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon’a gönderildi. Komisyon’un dün (20 Ocak) bir araya gelmesinden önce  İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel Güzel’in fezlekesiyle ilgili görüşmelerde “evet” oyu kullanacaklarını açıkladı.

Semra Güzel’in dokunulmazlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda yapılan oylamayla kaldırıldı. Anayasa Mahkemesi (AYM), HDP’li Semra Güzel’in, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin TBMM kararının iptali istemiyle yaptığı başvuruyu reddetti.

Paylaşın

Demirtaş’tan Cumhurbaşkanı Adayı İçin Yeni ‘Kriter’

Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Gazete Duvar’da yayımlanan ‘Aşkı bilmeyene oy yok’ başlıklı yazısında cumhurbaşkanı adayı olacak kişilerle ilgili yeni bir ‘kriter’ belirledi. 

“En ciddi siyasi analizlerimden birini yazıyorum, yazının başlığı hafif gelmesin sakın. Başlık, okunduğu kadar hafif değil; aşk hiç değil” diyen Demirtaş, şunları kaydetti:

“(…)  ‘Nasıl bir cumhurbaşkanı adayı’ sorusu bu sıralar çok revaçta. Bana da soruyorlar, çaktırmadan kendimi tarif ediyorum. Herkes öyle yapmıyor mu? Dürüst, bilgili, cesur, deneyimli, hırstan ve kibirden azade, demokratik değerleri içselleştirmiş, gelmişi geçmişi temiz vs. Tamam, bu türden genel geçer kriterlere eyvallah diyelim.

“Aşk’ı biliyor mu? Hiç aşık olmuş mu?”

Ama bir kriter var ki hepsinden önemli, hepsinden kıymetlidir: Aşk’ı biliyor mu? Hiç aşık olmuş mu? Bu sorunun kıymetini ancak aşıklar bilir ve ancak aşkın ne demek olduğunu çözebilmiş ölümlüler cevabın ne kadar önemli olduğunu idrak edebilir. (…)”

Ardından Ömer Faruk’un ‘Aşk ve ereksiyon aşkı’ kitabından alıntı yapan Demirtaş, yorumlarını şöyle sürdürdü:

“(…) Aşk bir yaşam biçimi, hayata bakış açısıdır. Ölüm korkusunu yenmenin, ötekini sevmenin, doğanın bir parçası olduğumuzu anlamanın mucizevi sırrıdır aşk. Aşkı bilmeyenden, kıymet vermeyenden korkun bence. Ayrıca aşık olmak, aşkı çözmek için işin felsefesini bilmeye gerek yok. Siz aşkı çözemeden aşk sizi çözer, merak etmeyin. Kasıntı, kuruntu, abartı tiplerden kurtulmak istiyorsanız seçim kriterlerinize ‘aşk’ı da ekleyin derim. En azından bu tür uyduruk, göstermelik ‘seçme’ zorunluluğunun ortadan kalkacağı özgür zamanlara kadar böyle davranın.

“Aşık olmayana, aşkı bilmeyene oy yok!”

Yani ez cümle, ‘parlamenter sistem’, ‘başkanlık sistemi’, ‘altılı veya üstülü masa’ falan tamam da hiç aşık oldun mu be kardeşim? Dünyaya, evrene, insana, topluma, doğaya, diğer canlılara, ötekine hiç başka bir gözle bakmayı başardın mı? Yoksa dinlerin, ideolojilerin ve devletin kafana tıkıştırdıklarıyla mı yetindin bugüne kadar?

Ben olsam her yerde yüksek sesle bağırırdım; Aşık olmayana, aşkı bilmeyene oy yok!”

Demirtaş’ın yazısının tamamını okumak için TIKLAYIN

Paylaşın