Sancar’dan “Kılıçdaroğlu” Açıklaması: Bizlerle Yüz Yüze Konuşmasını Bekliyoruz

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı ilan edilmesinin ardından yaptığı değerlendirmede, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığı hayırlı olsun, kendisiyle genel merkezimizde bunları konuşmak için ziyaretini bekliyoruz” dedi ve ekledi:

“Hedefimiz demokrasi, adalet, özgürlüktür. Esas olarak ilkeleri konuşmak istiyoruz. Pazarlık için değil; Cumhurbaşkanlığının hangi ilkeler üzerinde durulacağı, geçiş sürecinin nasıl olacağı ve bu dönemde nelerin acil olarak yapılması gerektiği konularını konuşacağız. Bir pazarlık, bakanlık münazarası, münakaşası bizim gündemimizde değil. Temel mesele Türkiye’de toplumun çoğunluğunun isteği olduğuna inandığımız demokratik değişimi sağlayacak uzlaşmayı başarmak.”

Sancar, değerlendirmesinin devamında, “Bunu 1,5 yıldır anlatıyoruz. Hiç kimse bizim kadar net konuşmadı. Sayın Kılıçdaroğlu’nu bunları konuşmak için bekliyoruz. Elbette partileri tek tek ziyaret etmesi önemli. Bunu bekliyoruz. HDP ile görüşmeli. Diğer ittifak partileri ile de görüşür. Bütün bu görüşmenin sonuçlarını ittifak güçlerimizle birlikte değerlendiririz. Elbette HDP’ye kendisinin gelmesini, bunları bizlerle yüz yüze konuşmasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı Mithat Sancar, Habertürk yayınında Fatih Altaylı’nın sorularını yanıtladı. Sancar’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

Bugün başlayan kampanya ‘Pencerende 1 Mum Yak’ ismini taşıyor. Depremde yakınını kaybeden insanların talebi üzerine aydınlar, sanatçılar, sivil girişimciler ve demokratik kuruluşlar tarafından 10 gün süreyle, pencereye bir mum yakılması çağrısı var.

Enkazın altında gözleri açık giden canlarımız, yıkılan kentlerimiz, sökülen güllerimiz, susan kuşlarımız, tarifsiz kederimiz için elimizden kimsenin alamayacağı şeyi, bir insanlık mirası gibi uzun yarınlara taşımak için pencerende bir mum yak. Bu kampanya bugün 21.00’de başladı. Depremi ve acıları unutturmamamız gerekiyor.

Depremi unutturmamamız gerekiyor, yıkımları unutmamız gerekiyor, sorumluları unutmamız gerekiyor, yası ve kederi ortak hale getirmemiz gerekiyor. Toplum olmanın temel şartlarından biri yası ortak yaşamaktır.

Elbette gelişmeleri çok yakından dikkatli takip ediyoruz. Türkiye’de siyasi dengelerin oluşmasında çok kritik bir yerimiz, rolümüz, işlevimiz olduğunun farkındayız ve bunun bize yüklediği büyük sorumluluk var. Siyasetteki her türlü gelişmeyi çok daha dikkat ve titizlikle izliyoruz. Bu bizim halklarımıza, toplumumuza karşı görevimiz.

İlkeler önemli demiştik. ‘Bu iktidarı seçimle göndermek istiyorsak, bu düzeni değiştirmek izliyorsak, ilkeler üzerinde uzlaşmayı, mutabakatı ilk sıraya koymalıyız, isimler tartışmasını bunun önüne geçirmemeliyiz’ diyorduk biz.

“Başlangıcı ilkeler üzerine inşa etmek önemli”

Böyle olursa baskıcı iktidarı değiştirmek çok daha kolay olacaktır. Makam, iktidar, güç ve pay sahibi olma, parti çıkarlarını öne çıkarma kaygıları bu dönemde toplumdaki güveni zedeler diye uyarılar yapıyorduk. Yeni dönem, yeni başlangıç önemlidir. Bu başlangıcı ilkeler üzerine inşa etmek önemlidir. Kişisel hesaplar, toplum mühendisliği çabalar, siyaseti masa başı veya arka kapılarda dizayn etme çabalarından herkes uzak durmalıdır.

Son üç günde yaşananlar toplumda güven kaybına ve zedelenmesine yol açmıştır. Bu güveni tamir etmek gerekiyor. Değişim yolundaki istekle daha da perçinlemek gerekiyor. Deprem bize bu düzenin ne kadar çürük olduğunu bir kez daha gösterdi. Değişimin ilkelerini belirlemek önemlidir. Şimdi yeniden bir araya geldiler. Masadaki her bir çekişme ve tartışmayla ilgili değerlendirme yapmayı gerekli görmüyoruz.

7 Eylül’de tutum belgesi açıklamıştık. Cumhurbaşkanlığında muhalefetle ortak aday fikrine açık olduğumuzu söylemiştik. Aday HDP ile ittifakımızla açık şekilde görüşmeler yapmalı. Türkiye’nin demokratik değişim, adalet ihtiyacını karşılama yönünde ortaklık aramalı ve bunların hepsi kamuoyunun önünde açık şekilde yapılmalı. Bu yapılırsa muhalefetin ortak adayına destek vermeye açığız demiştik.

Fakat uzun zaman geçti bu konuda olumlu bir adım yaşanmadı. 25 Ekim’de artık aday çıkarma çalışmalarımızı somutlaştırıyoruz, kendi adayımızı çıkarmak için çalışma sürecimizi başlatıyoruz diye ilan etmiştik. Bu konuda epeyce mesafe aldık. Kendi kurullarımızla, demokratik kuruluşlarla istişare yaptık. Deprem yaşanmasaydı bizler kendi adayımızı açıklama noktasında hazırlıklarımızı büyük ölçüde tamamlamıştık.

Bu depremden bu düzen ve bu iktidar sorumludur. Bizler de kendi adayımızı çıkarma çalışmalarımızı yeniden değerlendirme sürecine dönüştürdük. Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adayımızı çıkarmayı yeniden değerlendirmeye başladık.

Bu şu demektir; gerçekten bu iktidardan seçimde kurtulmayı sağlayacak gelişmeler olursa, siyasi muhalefet ve toplumsal güçlerle bu konuda yol alınırsa, aday çıkarmak yerine yine tek adayı destekleme seçeneği de masaya yatırdık. Bunu çok açık söylüyoruz. Son gelişmeler de ama bu sürece elbette eklenmiştir. Yani gelişmeleri değerlendirme sürecimizde hesaba kapattık. Bu süreci devam ettiriyoruz. Adayımızı çıkarma çalışmalarıyla ilgili yeniden değerlendirme süreci devam ediyor.

“Yeniden adaylığı değerlendirme sürecinin sebebi depremdir”

Depremin yarattığı yıkım bu kadar açıkken, bundan iktidarın ve bu düzenin sorumlu olduğu bu kadar ortada iken bizler hiçbir şey olmamış gibi davranamayız. Esas sorumluluğumuz bu ülkede yaşayan insanlaradır. Esas yeniden adaylığı değerlendirme sürecinin sebebi depremdir. Bu gelişmeler daha sonra oldu. En geç 8 Şubat’ta bu kararımızı verdik. Eş genel başkanım Pervin Buldan Diyarbakır’a ben Antakya’ya gittim. Bölgemizde bu kararı aldık. Adaylık sürecini yeniden değerlendirmeye alıyoruz dedik. Sebebi depremdir.

İktidar bu ülkeyi baskı, yasaklama, zorbalıkla, talanla yönetiyor, üstüne tamir edilmesi zor yaralar açan büyük yıkıma yol açtı. Depremdeki yıkım iktidarın sorumluluğudur. Topluma olan sorumluluğumuz gereği kendi adayımızı çıkarma sürecini yeniden değerlendirmeye dönüştürdük.

Bu sürecin sonunda aday çıkarır mıyız, çıkarmaz mıyız tabii ki kurullarımız ve ittifak güçlerimizle yapacağımız görüşmelerde karara bağlanacaktır. Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığı hayırlı olsun diyeyim ve ekleyeyim, kendisini bizlerle görüşmeye bekliyoruz. Bunu neden açık söylüyoruz. Zaten daha önce ilke ve yöntemi açıklamıştık. Eğer muhalefet ortak aday belirleyebilirse, o ortak adayla bizimle yapacağı açık, doğrudan görüşmeler sonucu bir ortak noktaya, uzlaşmaya varılırsa biz bu adayı destekleriz demiştik. Aksi takdirde seçenek bellidir, kendi adayımızı çıkarırız.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığı hayırlı olsun, kendisiyle genel merkezimizde bunları konuşmak için ziyaretini bekliyoruz.

Hedefimiz demokrasi, adalet, özgürlüktür. Esas olarak ilkeleri konuşmak istiyoruz. Pazarlık için değil; Cumhurbaşkanlığının hangi ilkeler üzerinde durulacağı, geçiş sürecinin nasıl olacağı ve bu dönemde nelerin acil olarak yapılması gerektiği konularını konuşacağız. Bir pazarlık, bakanlık münazarası, münakaşası bizim gündemimizde değil. Temel mesele Türkiye’de toplumun çoğunluğunun isteği olduğuna inandığımız demokratik değişimi sağlayacak uzlaşmayı başarmak.

“Bizlerle yüz yüze konuşmasını bekliyoruz”

Bunu 1,5 yıldır anlatıyoruz. Hiç kimse bizim kadar net konuşmadı. Sayın Kılıçdaroğlu’nu bunları konuşmak için bekliyoruz. Elbette partileri tek tek ziyaret etmesi önemli. Bunu bekliyoruz. HDP ile görüşmeli. Diğer ittifak partileri ile de görüşür. Bütün bu görüşmenin sonuçlarını ittifak güçlerimizle birlikte değerlendiririz. Elbette HDP’ye kendisinin gelmesini, bunları bizlerle yüz yüze konuşmasını bekliyoruz.

Hedefimiz seçimin ilk turda bitmesi, ilk turda muhalefetin uzlaşma da sağlanmış zeminde adayının kazanmasıdır. Sorumluluğumuzun bilincindeyiz.

Şu anda kendi programımızı herhangi şekilde dayatma ve bunun kabul edilmesini bekleme gibi tutumumuz yok. Acil ihtiyaç olarak gördüğümüz şey Türkiye’nin demokratik dönüşümü, adalete gitmek, çürümüş sistemin acil değişmesi gereken yerlerin değişimin yol haritasını oluşturmak. Bu kadar ağır problemlerin bugünden yarına çözülemeyeceğini bilecek kadar birikimliyiz. Elbette demokrasi en acil olandır. Geçiş süreci dediğimiz şey demokratik hukuk devleti ve elbette parlamenter sistem; yani güçlü demokrasiye geçiş süreci diyoruz.”

Paylaşın

Demirtaş’tan “Kılıçdaroğlu” Paylaşımı: Kendisini HDP’ye Bekliyoruz

Eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı ilan edilmesinin ardından sosyal medya hesabından, “Sayın Kılıçdaroğlu’na hayırlı olsun diyoruz. Kendisini HDP’ye de bekliyoruz” yorumu yaptı.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edilen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu tebrik etti.

Selahattin Demirtaş’ın sosyal medya hesabından HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın “Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığı hayırlı olsun. Kendisiyle genel merkezimizde bunları konuşmak için ziyaretini bekliyoruz” sözleri paylaşıldı.

Demirtaş da “Sayın Kılıçdaroğlu’na hayırlı olsun diyoruz. Kendisini HDP’ye de bekliyoruz” yorumu yaptı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ev sahipliğinde bir araya geldi.

Saat 16.00’da başlayan liderler toplantısı yaklaşık 4,5 saat sürdü. Liderler Saadet Partisi Genel Merkezi’nden kalabalığın önüne çıktı.

SP Lideri Karamollaaoğlu, “Elbette içinde bulunduğumuz günler acılı günler. Vefat eden bütün kardeşlerimize cenab-ı haktan rahmet diliyorum. Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Birçok şehirde neredeyse bina ayakta kalmadı. Allah vefat edenlere rahmet eylesin. Bugün burada bir araya gelmemizin sebebini biliyorsunuz. Hava biraz soğuk. Ben bu toplantılarımız neticesinde aldığımız kararı duyurmayı bir görev addediyorum. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bizim cumhurbaşkanımızdır. Bu görevin hayırlı olmasını diliyorum. Bu görevin hayırlı olmasını diliyorum” diyerek Kılıçdaroğlu’nun adaylığını açıkladı.

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkan Sancar: Gün Ortak Mücadeleyi Büyütme Günüdür

Muhalefete çağrı yapan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Bu kapsamda tüm toplumsal ve siyasal muhalefeti umudu büyütmek için demokrasi, adalet ve özgürlük hedefleri etrafında kenetlenmeye çağırıyoruz. Bu ülke geçtiğimiz yüzyıl içinde gece yarısı operasyonlarıyla iktidarı kurtarma ve düzeni koruma manevralarını defalarca yaşamıştır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “O nedenle halkların demokratik iradesine sahip çıkmak, katılımcı ve müzakereci bir demokrasi anlayışını geliştirmek büyük önem taşımaktadır. Türkiye halklarının gönlü rahat olsun; bizler buradayız, hep birlikte değiştireceğiz ve hep birlikte kazanacağız. Gün, umudu ve ortak mücadeleyi daha da büyütme günüdür.

Sancar, konuşmasının devamında, “HDP bu konuda üzerine düşen bütün sorumlulukların farkındadır. Bu sorumlulukları yerine getirecek birikime, iradeye ve kararlılığa sahiptir. Kimsenin herhangi bir şekilde güvensizliğe, umutsuzluğa kapılmasına yer yok, gerek yok. Buradayız, hep birlikte yürüyeceğiz, hep birlikte değiştireceğiz.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) olağanüstü toplandı. Maraş merkezli deprem ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin değerlendirildiği toplantının ardından Eş Genel Başkan Mithat Sancar’ın parti genel merkezinde açıklama yaptı.

Son siyasi gelişmelere değinen Sancar’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Öncelikle şunu vurgulayalım ki 6 Şubat’ta 10 kentimiz ile milyonlarca insanımızı ağır bir şekilde etkileyen Maraş merkezli depremin sonuçları tüm sarsıcılığıyla devam etmektedir. Deprem bölgesinde yaşayan insanlarımızın gündelik temel ihtiyaçları tam olarak karşılanmamaktadır.

Bu vesileyle bir kez daha toplumu depremzedeler ile uzun süreli dayanışmaya devam ediyoruz. Parti olarak dayanışmayı sürekli kılacak çalışmalara devam ettiğimizi ve edeceğimizi bir kez daha hatırlatıyoruz.

“Yıkımın acısını unutturmayacağız”

Hem acıları paylaşmak hem de gelecekte yeni acılar yaşanmaması için alınacak önlemlerin takipçisiyiz ve öznesiyiz. İktidarın yaşanan bu yıkımdaki asli sorumluluğunu asla unutmayacağız, unutturmayacağız.

Türkiye halkları bu büyük felaketi ekonomik, siyasi ve toplumsal krizlerle içe içe yaşamaktadır. Bu çoklu kriz yaşanırken, sorumlu ve ilkesel siyasi anlayışımızın gereği olarak bir taraftan depremin yaralarını sarmaya odaklandık ama eş zamanlı olarak seçim endeksli güncel siyasi gelişmelere dair yetkili kurullarımız da çalışmaya devam etti.

“Halkların ihtiyacının farkındayız”

Türkiye siyasetinde son günlerde yaşanan gelişmeleri gözeterek çalışmaları sürdürmenin, halkların demokratik ve ortak geleceğinin inşa edilmesinde hayati önemde olduğunun farkındayız.

Kimsenin kuşkusu olmasın; HDP olarak alacağımız sorumlu kararlar Türkiye halklarının demokrasi, eşitlik, adalet, özgürlük ve barış hasretini ve ihtiyacını karşılamayı hedeflemektedir.

85 milyonun tamamına kazandıracak bir anlayışla harekete geçiyoruz. Hep birlikte kazanmak için birliği ve beraberliği artırmak ve en geniş demokrasi ittifakı sağlamak yaklaşımı yönündeki politikalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.

Toplumsal uzlaşı, özgür siyaset ve evrensel insanlık değerlerini ve demokrasi ve hukuk ilkelerini esas alarak Üçüncü Yol mücadelemizi büyütüyoruz. Siyasi ayak oyunlarını değil politik ilkeleri önceleyen bir gelecek tahayyülüne sahibiz.

“Çözüm; milyonların buluşması”

Türkiye’nin demokratik, özgür, refah ve barış içinde geleceğini inşa etmenin yolu çoğulcu siyaseti hakim kılarak çoklu krizlere son vermektir. Demokratik Cumhuriyete ulaşmak da mevcut iktidar güçleriyle veya onu ikame etmek isteyen restorasyon savunucularıyla değil demokrasi, adalet ve özgürlük diyen milyonlarla buluşmakla mümkündür.

Tüm Türkiye halklarına da çağrımız budur. Çözüm; bütün bu anlayışların buluştuğu, halkların, emekçilerin, gençlerin, tüm ezilenlerin ve dışlananların, kimliklerin ve inançların ortak çıkarını esas alan Emek ve Özgürlük İttifakı’nın hedeflediği en geniş demokratik mücadele ve irade ortaklığıdır.

“HDP üzerine düşen sorumluluğun farkında”

Bu kapsamda tüm toplumsal ve siyasal muhalefeti umudu büyütmek için demokrasi, adalet ve özgürlük hedefleri etrafında kenetlenmeye çağırıyoruz. Bu ülke geçtiğimiz yüzyıl içinde gece yarısı operasyonlarıyla iktidarı kurtarma ve düzeni koruma manevralarını defalarca yaşamıştır.

O nedenle halkların demokratik iradesine sahip çıkmak, katılımcı ve müzakereci bir demokrasi anlayışını geliştirmek büyük önem taşımaktadır. Türkiye halklarının gönlü rahat olsun; bizler buradayız, hep birlikte değiştireceğiz ve hep birlikte kazanacağız. Gün, umudu ve ortak mücadeleyi daha da büyütme günüdür.

HDP bu konuda üzerine düşen bütün sorumlulukların farkındadır. Bu sorumlulukları yerine getirecek birikime, iradeye ve kararlılığa sahiptir. Kimsenin herhangi bir şekilde güvensizliğe, umutsuzluğa kapılmasına yer yok, gerek yok. Buradayız, hep birlikte yürüyeceğiz, hep birlikte değiştireceğiz.”

Paylaşın

Demirtaş Seçmene Seslendi: Hep Birlikte Kazanacağız

Eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Bir de HDP’ye kulak verin. Çözüm birlikte, beraberlikte, güçlü demokraside. Hep birlikte kazanacağız. Dünden daha fazla birlik olacağız, daha sıkı sarılacağız birbirimize. Sen ben yok, BİZ varız ve birlikte başaracağız” dedi ve ekledi:

“Merak etmeyin, liderlerin de sadece bir oyu var, aynen sizin gibi. Mühür sizin elinizde. Güzel yarınlar sizin elinizde. Siz halksınız. İnandığınız yolda yürüyün, liderler sizin arkanızdan gelsin.”

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, İYİ Parti’nin, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçardaroğlu’nun cumhurbaşkanı  adaylığını kabul etmeyerek Altılı Masa’dan (Millet İttifakı) ayrılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Sosyal medya hesabından avukatları aracılığıyla paylaşım yapan Demirtaş, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın bugün yaptığı açıklamayı alıntıladı ve “Bir de HDP’ye kulak verin. Çözüm birlikte, beraberlikte, güçlü demokraside.

“Hep birlikte kazanacağız. Dünden daha fazla birlik olacağız, daha sıkı sarılacağız birbirimize. Sen ben yok, BİZ varız ve birlikte başaracağız.

Merak etmeyin, liderlerin de sadece bir oyu var, aynen sizin gibi. Mühür sizin elinizde. Güzel yarınlar sizin elinizde. Siz halksınız. İnandığınız yolda yürüyün, liderler sizin arkanızdan gelsin” dedi.

Mithat Sancar ne demişti?

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, bugün yapılan Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının ardından sonra özetle şöyle dedi:

Ülkenin ve toplumun geleceği tekçi, otoriter, talancı, demokrasi ve hukuktan yoksun bugünkü baskıcı sistemin değiştirilmesi ile aydınlığa ulaşır. Şahısları, makam paylaşımlarını, siyasi ayak oyunlarını değil politik ilkeleri ve halka karşı sorumluluğu önceleyen her türlü gelecek tahayyülüne sahibiz ve demokratik siyaseti başarıya ulaştırma konusunda kararlıyız.

Türkiye’nin demokratik, özgür, refah ve barış içinde geleceğini inşa etmenin yolu çoğulcu siyaseti hâkim kılarak çoklu krizlere son vermektir. Demokratik Cumhuriyet’e ulaşmak, mevcut iktidar güçleriyle veya onu ikame etmek isteyen restorasyon savunucularıyla değil, demokrasi, adalet ve özgürlük diyen milyonlarla buluşarak mümkündür. Tüm Türkiye halklarına da çağrımız budur.”

Paylaşın

HDP: Maraş Depremi AKP İktidarının Yarattığı Yalan Perdesini Yırtmıştır

Partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulunan HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Hukukun askıya alındığı, demokrasiye savaş açıldığı, kolluk kuvvetlerinin şiddet kustuğu, rantın bir politika haline geldiği, hırsızlık, yolsuzluk, mafya-bürokrasi ilişkilerinin ayyuka çıktığı bir Türkiye’nin gölgesinde depremi yaşadık” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Aslında adı konulmamış depremler içindeydik zaten. Maraş depremi AKP iktidarının yarattığı yalan perdesini yırtmıştır. Ortaya torpilin, liyakatsizliğin, denetim yetkileri elinden alınmış kurumların, kayyım zihniyetinin çürümüşlüğü yayılmıştır. Her şey çok daha net ortaya çıkmıştır.”

Günay, açıklamasının devamında, “Unutmayalım; bu iktidar 6 Şubat günü yaşanan deprem öncesinde defalarca uyarıldı. Doğa defalarca uyardı, sel felaketleri, orman yangınları, çığ felaketleri yaşandı. Dere yatağına yapılan evler, imar afları ile ruhsat verilen binalar, çürümüş bir halde hangarlarda bekleyen yangın söndürme uçakları, çığ felaketine kurtarma amacıyla gidip çığ altında kalan kurtarma ekipleri Türkiye’nin hiçbir felakete hazır olmadığını göstermişti. Fakat tek bir ders alınmadı, tek bir şey öğrenilmedi, tek bir önlem alınmadı! Tek bir istifa olmadı. Sözler verildi, yalanlar söylendi, zaman istendi. Yaralar hala sarılmadı.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Sözcüsü Ebru Günay, parti genel merkezinde düzenlediği haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Günay, şunları söyledi:

“Bugün 2 Mart. 2 Mart 1994 DEP’li milletvekillerin dokunulmazlıklarının kaldırıldığı darbenin yıl dönümü. 1994’ten bu yana ne değişti? Aslında hiçbir şey değişmedi. AKP iktidarı hala darbeler yapmakta, demokratik siyasete yönelik zor, baskı ve darbelerini devam ettirmekte.

Elbette iktidarların baskı, zoru ve darbeci mantıkları değişmedi, ama bizim de buna karşı direniş hattımız büyüdü, sınırları aşarak daha büyük bir noktaya geldi. Bugün hala iktidarın bütün darbeci politikalarına karşı direnmeye devam eden demokratik siyaset geleneğini yarattı DEP’liler. Bu demokratik siyaset geleneği bu darbeci iktidara mutlaka kaybettirecektir.

Darbeci iktidar hala iş başında. Hala sokaklarda demokratik siyaset ile kendini ifade etmeye çalışan, sokağa çıkıp halkın sesini yükseltmeye çalışan siyasi partilere karşı baskı, gözaltı, şiddet ve işkencesini devam ettirmeye çalışıyor.

Son bir kaç günde başta partimiz olmak üzere TİP ve Sol Parti gibi sahaya çıkan, iktidarın politikalarına karşı sesini yükseltmek isteyenlere karşı gözaltı operasyonları gerçekleşti. İşkencenin sokağa taşma halini bir kez daha gördük. Bir kere daha söyleyelim, biz her koşulda demokratik siyasetin gelişmesi için mücadele edeceğiz, bu topraklarda demokrasi mutlaka kazanacak, darbeci iktidarlar mutlaka kaybedecek.

“Maraş Depremi AKP iktidarının yarattığı yalan perdesini yırtmıştır”

6 Şubat’ta Maraş Pazarcık merkezli meydana gelen ve 10 ili derinden etkileyen depremde yaşamını yitirenleri buradan bir kez daha saygı ve minnetle anıyoruz. Yakınlarına başsağlığı ve yaralılara da acil şifalar diliyoruz. Gaziantep’te bir yurttaş AKP Genel Başkanı’na şu soruyu sordu depremden hemen sonra: “Burası bir sanayi şehri, depreme neden hazırlıksız yakalandık?” Bu soru cevaplanmadı. Üstüne üstlük sansürlendi ve sorunun sahibi oradan uzaklaştırıldı, görmezden gelindi. Türkiye’nin 20 yıllık AKP iktidarının özeti o soru sorulduktan sonraki 5 saniyenin içerisine sıkışmış durumdadır.

Hukukun askıya alındığı, demokrasiye savaş açıldığı, kolluk kuvvetlerinin şiddet kustuğu, rantın bir politika haline geldiği, hırsızlık, yolsuzluk, mafya-bürokrasi ilişkilerinin ayyuka çıktığı bir Türkiye’nin gölgesinde depremi yaşadık. Aslında adı konulmamış depremler içindeydik zaten. Maraş depremi AKP iktidarının yarattığı yalan perdesini yırtmıştır. Ortaya torpilin, liyakatsizliğin, denetim yetkileri elinden alınmış kurumların, kayyım zihniyetinin çürümüşlüğü yayılmıştır. Her şey çok daha net ortaya çıkmıştır.

Unutmayalım; bu iktidar 6 Şubat günü yaşanan deprem öncesinde defalarca uyarıldı. Doğa defalarca uyardı, sel felaketleri, orman yangınları, çığ felaketleri yaşandı. Dere yatağına yapılan evler, imar afları ile ruhsat verilen binalar, çürümüş bir halde hangarlarda bekleyen yangın söndürme uçakları, çığ felaketine kurtarma amacıyla gidip çığ altında kalan kurtarma ekipleri Türkiye’nin hiçbir felakete hazır olmadığını göstermişti. Fakat tek bir ders alınmadı, tek bir şey öğrenilmedi, tek bir önlem alınmadı! Tek bir istifa olmadı. Sözler verildi, yalanlar söylendi, zaman istendi. Yaralar hala sarılmadı.

99 Marmara Depremi büyük bir uyarıydı, yine 2003 Bingöl, 2011 Van, 2020 Elazığ, 2021 İzmir depremleri birer uyarıydı. Her bir depremde eksik, yanlış, hukuksuz ne yapılmışsa bugün daha fazlasının devam ettiğini gördük. İmar afları çıkarıldı, yönetmelikler değiştirildi. Denetimler azaltıldı. Her felaketten sonra AKP iktidarı ölümü kutsadı, yaşamı kuralsızlıklara mahkûm etti. 20 yıllık AKP iktidarı felaketten ders almanın değil, felaketten siyasi ve ticari fırsat çıkarmanın kendileri için önemli olduğunu göstermiştir.

Yani daha büyük bir cinayetin ortamı adım adım hazırlandı. On binlerce yurttaş hayatını kaybetti. Türkiye bu deprem felaketine AKP’nin öngörüsüz, tedbirsiz, ihmalkar, plansız, hukuksuz, sansür tehditleri, rant ve talan politikaları altında yakalanmıştır. Maalesef deprem sürecinde de aynı hukuksuzluk, kuralsızlık, vicdansızlık devam etmiştir.

Türkiye tarihinin en büyük deprem felaketinin acısını bizler yüreğimizde yaşamaya devam ediyoruz. Acımız çok büyük, öfkemiz de çok büyük. Deprem sonrası yaşanan insani krizi yönetemeyen ama bir o kadar da küstah ve edepsiz bir dille halka saldıran bu iktidar, halkın sırtında bir kambura dönüşmüş durumdadır. AKP Genel Başkanı Erdoğan ve hükümeti helallik isteyeceğine bir an önce istifa etmesi gerekirken, koruma ordusuyla pişkince deprem bölgesine gidiyor, çocuklara para dağıtıyor, tehdit üstüne tehdit yağdırıp, sıcak ve konforlu Saray’ına geri dönüyor.

Evet, İlk günden itibaren deprem sahasında olan biri olarak bunları çok net olarak söyleyebilirim. Devlet yoktu. Hükümet yoktu. AFAD yoktu, Kızılay yoktu. Kızılay belki de sattığı çadırların parasını saymak ile meşguldü. Ama halk vardı, dayanışma vardı. Ele ele verme, omuz omuza durma vardı. Ve bizler, gönüllülerle beraber hep oradaydık.

Depremin ilk gününden itibaren Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenleri olarak da her yerdeydik. Engellemelere rağmen her köye gittik, her bir yurttaşa dayanışma elimizi uzattık. HDP olarak, depremin olduğu ilk andan itibaren merkezi düzeyde ve yerellerde kurduğumuz koordinasyon merkezlerimiz ile birlikte 24 saat aralıksız çalıştık, çalışmaya devam ediyoruz.

Bize ulaşıp ses vermek isteyen yurttaşlarımızın sesi olmaya çalıştık, tüm enerjimizle buna devam ediyoruz. Deprem bölgelerinde kim nerede bir yardıma ihtiyaç duyuyorsa, onlara ulaşmaya çalışıyoruz. Elbistan, Pazarcık, Adıyaman, Malatya ve Hatay’da kurduğumuz 5 konteynırda il ve ilçe örgütlerimiz aktif bir şekilde çalışıyor. Barınma ve sağlık sorunlarını, hukuki sorunları çözmeye çalışıyor.

Şimdiye kadar deprem bölgelerine bini aşkın TIR, kamyon ve kamyonet yardım malzemesi yolladık. 1500’e yakın ailenin barınmasını sağladık. Afet bölgelerinde çadır ve konteynırlarda konaklama sağlamaya yönelik çalışmalarımız sürüyor. Şimdiye kadar yerel koordinasyonlarımız ve Genel Merkez Kriz Masamız aracılığı ile 896 adet büyük çadır, 353 konteyner, 14 adet aşevi ve mobil mutfak, 3 bin 122 adet (elektrikli, katalitik ve odun) soba, 1827 ton odun ve kömür, 186 adet jeneratör deprem bölgelerine ulaştırıldı.

Şu an sahada 6 bine yakın gönüllümüzle 24 saat çalışıyoruz. Deprem bölgesindeki tüm muhtarlarımızı aradık, dertlerini dinledik, ihtiyaçlarını temin etmeye çalıştık. “Aileleri Buluşturuyoruz” kampanyasıyla deprem sonrası maddi zorluk çekecek olan ailelerle dayanışmak isteyen yurttaşları bir araya getirmeyi amaçladık. Bu kampanyamız halkın dayanışma coşkusuyla, halkın dayanışma ruhuyla da sürüyor. Gençlik Meclisimiz “Yaşam Zinciri” kampanyasıyla tüm alanlarda depremzedelerle dayanışmaya devam ediyor. Kadın Meclisimiz de 8 Mart haftasında mor TIR’larla “Yalnız değil, birlikteyiz!” diyerek yollara çıkmaya hazırlanıyor.

Değerli basın emekçileri, dayanışma büyürken, tam da bu dayanışmanın karşısına bir felaket iktidarı var. Herkes iyice anladı ki bu iktidar toplumdan yana değil, zorda kalanlardan yana değil, acıları paylaşma ve dayanışmadan yana değil. Toplumun birbiriyle dayanışmasına, yardımlaşmasına, omuz vermesine engel. Bir avuç insanın bekası için herkesi gözden çıkarmaya ve her şeyini yitirmiş insanlara fırça atmaya, hakaret etmeye var.

Depremin yarattığı yıkım, insanların yaşadığı tarifsiz acı ortadayken, kimin aklına gelir köylere yardım götüren bir köy evine kayyım atamak! İşte bu iktidarın aklına geliyor. Çalışan gönüllüleri engellemek, insanlar üşürken sobaları bekletmek, enkaz altında iken arama kurtarma ekiplerini bekletmek kimin aklına gelir? Bir zulüm makinesine dönüşmüş iktidarın aklına geliyor işte. Saf kötülük ve katıksız faşizmdir bu.

Felaket zamanında haklı çıkmak sevineceğimiz bir konu değil, ama hatırlatmakta fayda var. Biz hep yerinden yönetim dedik. Yerelin gücüne inanılması ve inisiyatif verilmesi gerekir dedik. Yerel, her zaman tüm afetlere en doğru yöntem ve en hızlı şekilde müdahale edecek birimdir. Küçücük bir aşevi bile bir şehrin beslenme ihtiyacını karşılayacak yerdedir.

Açıkça ifade edelim: HDP belediyelerine kayyım atanmasaydı, depreme müdahale etmemiz çok daha kolay olacaktı. Kayyım sadece bir belediye gaspı değil; kayyım aynı zamanda dayanışmaya ve örgütlenmeye karşı bir saldırıdır. Türkiye’de kayyım rejimi ile bitirilmeye çalışılan yerinden yönetim anlayışının önemi bir kez daha görüldü. Yerelin gücüne güvenmenin ve inanmanın ölüm kalım meselesi olduğunu herkesin artık görmesi lazım. Toplumu savunmak istiyorsak yerelden başlayacağız.

“Bu iktidar yaşama düşmandır”

Biz HDP olarak, Saray’dan emir gelmediği için bir vinç, bir kürek bile kıpırdatmayan bir sistem, bir valilik veya bir belediye anlayışı, bir kayyım rejimi istemiyoruz. Merkezin soğuk, bürokratik, insan dışı davranışlarını reddediyoruz. Tek adam rejimi, tekçi sistem asrın ihmalini doğurmuştur. Biz topluma dayalı bir belediyecilik diyoruz. Biz kendi mahallesinde, kendi şehrinde kendisine hızlıca koşabilecek, örgütlenmeler istiyoruz. Bu yaşamla ilgili bir meseledir. Bu iktidar yaşama düşmandır. Çünkü depremle ilgilenmediği gibi, deprem boyunca da savaş siyasetini sürdürdü.

Bu zorlu süreçte depremzedelerin “devlet nerede?” ve “asker nerede?” soruları enkaz başlarında yankılanıyordu. Biz söyleyelim nerede olduklarını: İktidarın savaş politikalarına göre bomba atmakla, sınır dışında savaş siyasetini sürdürmekle meşgullerdi. Savunma Bakanı Hulusi Akar depremin ilk günlerinde çok sınırlı sayıda TSK personelinin bulunduğunu itiraf etmişti.

Savunma Bakanı’nın son mazereti ise aslında bir itiraftır. Askerin hayat kurtarmak yerine savaşa ve işgale odaklanmasını isteyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Asker, depremden hemen sonraki gün depremzedeleri enkazdan kurtarmak yerine, Suriye’de ve Irak’ta sınır ötesi operasyonlarına devam etmekteydi, bombardımanlarını sürdürmekteydi.

Suriyeli Kürtler ve Şengal’deki Êzidî’ler depremzedelerle dayanışma duygularını paylaşırken, buna karşılık olarak Saray SİHA’ları ile bombardımanı sürdürdü. Saray’ın böylesi bir dönemde bile operasyonlara öncelik vermesi her açıdan sorgulanmaya muhtaçtır. Savaş da bir felakettir. İnsani, ekonomik ve siyasi istikrarsızlığın temelidir.

Savaş döneminde her türlü yolsuzluk, usulsüzlük ve yasadışı girişimler bayrakla, vatan-millet edebiyatıyla perdelenmektedir. Ve ne yazık ki, önceki örneklerden de tecrübe edildiği üzere herhangi bir afet karşısında bu hükümetin hayat kurtarma becerisi kalmamıştır. Ancak konu savaş olduğunda bir gece ansızın Atina’da, Şam’da veya Erivan’da olunabileceği tehditleri kolayca sıralanabilmektedir. Halbuki, depremden 48 saat sonra hiçbir devlet yetkilisi Antakya’ya veya Adıyaman’a ulaşamadı. Tüm bunları bizler HDP olarak not ediyoruz.

“AKP-MHP ittifakına verilen en doğru cevaptır”

Bu toz duman arasında, halklar devletten hiçbir şey beklemeden kendi kendini örgütlemeyi başarmıştır. Hem deprem alanındaki gönüllüler hem de ülkenin dört bir yanından deprem bölgesine malzeme yetiştirmeye çalışanlar, bir kez daha bizim bu topraklara, üzerinde yaşayan halklara olan inancımızı pekiştirmiş, umudumuzu tazelemiştir. Halkın bu iradesi ve kendi kendini örgütleme gücü AKP-MHP ittifakına verilen en doğru cevaptır. Evleri yıkılan halka harçlık dağıtan, depremzedeleri azarlayan bu iktidara düşen tek şey kaldı, o da pılını pırtını toplayıp gitmek, acilen tüm görevlerinden istifa etmek.

Bizler bu toplu cinayetin hesabını sormadan kaçmalarına asla izin vermeyeceğiz. Kaçamazlar, bu insanlık suçundan asla kurtulamazlar. Oraya AFAD ekiplerini zamanında göndermeyenlerden, insanlar enkaz altındayken internet erişimini kesenlerden, halklarımız “çadır ” diye bas bas bağırırken çadır satanlardan tek tek hesap soracağız, kimsenin bundan şüphesi olmasın. Sonuçları çok ağır olsa da bu depremden öğrendiğimiz en önemli şey, AKP – MHP ittifakından kurtulmadan halkların nefes almasının mümkün olmadığıdır.

Bu ülkenin kendi temelleri üzerinde yeniden inşa edilebilmesi için önce başındaki bu beladan kurtulması gerekli. Bütün bu yıkıntı ve umutsuzluğu dağıtacağız, bizi bu karanlıktan çıkaracak güç, halkların dostça, yoldaşça, yan yana ve can cana dayanışmasıdır! Gücümüze inanalım. HDP olarak çözüm ve inşa gücümüz, irademiz nettir. Yasımızı öfkeye, öfkemizi mücadeleye, mücadelemizi örgütlülüğe, örgütlülüğümüzü ise yeni yaşamı inşaya dönüştürelim.”

Paylaşın

HDP’li Oluç: Yüzyılın Değil 900 Yılın Felaketini Yaşattılar

Meclis’te basın toplantısı düzenleyen HDP’li Oluç, “AKP Genel Başkanı bugünkü grup toplantısında Türkiye Yüzyılından, yüzyılın felaketine geçmiş oldu. Gerçekten Türkiye’ye yüzyılın felaketini yaşatmış olan bir iktidarla karşı karşıyayız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Yüzyıl diyorum ama tarih kitaplarına baktığımız zaman, 909 yıl önce 1114 yılında Maraş’ta bir deprem yaşanmış ve tarih kitaplarına göre o depremde 40 bin civarında insan hayatını kaybetmiş. Yani 909 yıl önce Maraş’ta yaşanan felaketi bugün AKP Türkiye’ye ve topluma bir kez daha yaşattı. Hani yüzyılın felaketi diyorlar ya, yüzyılın değil 900 yılın felaketini yaşattılar. Böyle bir durumla karşı karşıyayız.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Oluç, şöyle konuştu:

AKP Genel Başkanı bugünkü grup toplantısında Türkiye Yüzyılından, yüzyılın felaketine geçmiş oldu. Gerçekten Türkiye’ye yüzyılın felaketini yaşatmış olan bir iktidarla karşı karşıyayız. Yüzyıl diyorum ama tarih kitaplarına baktığımız zaman, 909 yıl önce 1114 yılında Maraş’ta bir deprem yaşanmış ve tarih kitaplarına göre o depremde 40 bin civarında insan hayatını kaybetmiş. Yani 909 yıl önce Maraş’ta yaşanan felaketi bugün AKP Türkiye’ye ve topluma bir kez daha yaşattı. Hani yüzyılın felaketi diyorlar ya, yüzyılın değil 900 yılın felaketini yaşattılar. Böyle bir durumla karşı karşıyayız.

“AFAD’ın bütçe payı ne kadar?”

Bugün AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan dedi ki “Resmi verilere göre 45 binden fazla insanımızın hayatını kaybetmiş olmasına rağmen, afet riski yönetimi açısından Türkiye, son 20 yılında geçmişle kıyaslanamayacak kadar ilerleme kaydetmiştir”. Bu mu ilerlemeniz? Son 20 yılda geçmişle kıyaslanamayacak ilerlemenin sonucunda 45 binden fazla insanın hayatını kaybetmesi mi ilerlemeniz? Ne ilerlemesinden bahsediyorsunuz böyle bir felaket yaşanmışken?

Geç kaldınız, hazırlıksız yakalandınız, ortada bir ilerleme falan yok. Rakamlarla, bazı gerçeklere bakıp konuşalım. AFAD, sorumlu değil mi bu meseleden, afet yönetiminden? AFAD’ın bütçe payı ne kadar? 2023 bütçesinde AFAD’ın payı 0,25. Bu AFAD afet hazırlığı yapabilir mi? AFAD’a yüzde 0,25 bütçe payı veren iktidar afet hazırlığı yapabilir mi? Kaç personeli var bu AFAD’ın? Rivayet muhtelif 6-7 bin personel ile AFAD bir afet planı sürdürebilir mi?

Siyasi sorumluluk imar afları nedeniyle de iktidarınızdadır Tayyip Erdoğan!”

Diyor ki Erdoğan, depremde yıkık-ağır hasarlı 203 bin binada 583 bin bağımsız bölüm var. Bunların yüzde 98’i de 2000 öncesi yapılan binalardan oluşuyormuş. Hiç sıkılma yok! Ya siz 10 yılda 10 tane imar affı çıkardınız. Bunu kim çıkardı? Bu iktidar çıkardı. En son 2018’de imar affı çıkardınız. Peki, bu kadar bina yıkılmış, güya 2000 öncesi yapılan binalar bunlar, o zaman niye af çıkardınız da bütün bu binaları affettiniz?

Bunun hesabı sorulmayacak mı? 3 milyon 252 bin bina, yapı faydalanmış 2018’de çıkarılan en son imar affından. Bunun 10 bin 629’u Adıyaman’da, yıkılan yerlerden bahsediyoruz. Hatay’da 56 bin 464 imar affından yararlanmış bina. Maraş’ta 39 bin imar affından yararlanmış bina, Malatya’da 22 bin, diğer illere gelmiyorum.

Bu imar aflarını çıkaracaksınız, ondan sonra kalkıp Kahramanmaraş’ta 144 bin 556 vatandaşımızın imar affından faydalandığını açıklıyorum diyeceksiniz. Malatya’da 88 bin vatandaşımızın imar affından faydalandığını açıklıyorum diyeceksiniz, ondan sonra diyeceksiniz bu binalar 2000 öncesi yapılmış.

Doğru değil. Yani siyasi sorumluluk imar afları nedeniyle de bu iktidardadır Tayyip Erdoğan! Bak bir kez daha söylüyoruz. İmar aflarını çıkararak bütün eski binalara ruhsat veren, aslında içine oturulmaması gereken binaları affeden sizin iktidarınızdır. Öyle boş konuşmayacaksınız.

“OHAL ile plansız yapılaşmanın önünü açtınız”

Bugün diyorsunuz ki güvenlik konusunda ilk günlerdeki birkaç hadise dışında kayda değer bir hadise yaşanmadı. O zaman neden OHAL’i ilan ettiniz. Biz OHAL’e gerek yok, afet bölgesi ilanı yeterlidir dediğimizde neden dinlemediniz. Kaldırın o zaman OHAL’i güvenlik sorunu yoksa. Ama siz OHAL’i başka bir şey için ilan ettiniz. Bugün bir kez daha ortaya çıktı. Niye ilan ettiniz? Çevre Bakanlığına OHAL sayesinde çok büyük yetkiler verdiniz.

Bak ben birkaç tanesini sayayım size. Plan gerekmeksizin yapılaşma yapabilecek ve yerel yönetimleri devre dışı bırakma imkanını sağlayacak adımları ve imkanları verdiniz Çevre Bakanlığına. Ormana ve mera alanlarına inşaat yapılmasının önünü açtınız. İskan alanlarında plan ve imar uygulamaları olmaksızın harekete geçilebilecek ve itiraz edilemeyecek. Bunu sağladınız. Taşınmaz mülkiyetini kısmen ya da tamamen başka bir alana aktarmanın imkanını sağladınız.

Acele kamulaşmanın önünü açtınız. Askı ve itiraz süreçlerini devre dışı bırakma süreçlerini devre dışı bıraktınız. Taşınmazları başka yere aktarma imkanı sağladınız. İşte siz bunları sağladınız OHAL yönetimi ile ve Çevre Bakanlığına da bu yetkileri toptan vermiş

“Afet Bakanlığının kurulması gerekiyor”

Bugün diyor ki AKP Genel Başkanı, “Devletin bekası ile birlikte milletin bekasını düşünen yeni bir stratejik akıl oluşturacağız”. Neymiş peki bu Ulusal Risk Kalkanı Modeli? Ortada bir model vardı, çöktü. Türkiye Afet Müdahale Planı çöktü. Sizin bir tane planınız vardı ve çöktü. Şimdi bir tane model oluşturacağız diyorsunuz, o da çökecek. Y

apılması gereken birinci iş nedir biliyor musunuz? Fay hatları üzerinde imar yasağını getiren kanunu çıkarmaktır. Bu kanun teklifini verdik, çıkarmayacağınızı biliyoruz. Örnekleri var Avrupa ve Amerika’da, bu kanunları çıkarmadan sizin yapacağınız modellerin hepsi çökmeye mahkumdur. Siz Çevre Bakanlığına bu yetkileri veriyorsunuz ama mesele böyle çözülmez.

AFAD İçişleri Bakanlığı’na bağlı. Bütçesi, personeli ve ekipmanı doğru dürüst yok. Olması gereken şudur. Türkiye’de ‘Afet Bakanlığı’nın kurulması gerekiyor. Çünkü Türkiye bir deprem ülkesi.

Kaçıncı defadır depremde çok sayıda can kaybı oluyor. Bir afet ülkesi aynı zamanda. Merkezi bütçeden güçlü payı olan, yerel yönetimlerle birlikte çalışan, yerel ayakları olan bir ‘Afet Bakanlığı’nın kurulması gerekiyor. Öyle uyduruk modeller icat ederek değil, yetkili bir bakanlıkla bu meselenin üstüne gidilmesi gerekiyor. İçişleri Bakanlığı “AFAD’da az personel var, AFAD’a personel alınmalıdır” diye bir gün Meclis’e geldi mi? Gelmedi. Ne için geliyor; bekçi lazım, bekçilere kadro lazım, polis lazım, özel harekatçı lazım, özel harekatçılara kadro lazım. Bunun için geliyor. AFAD için bir kez geldiğini görmedik. Çünkü dert değil. Öyle bir anlayışları yok, öyle liyakatli bir AFAD yönetimi de yok ortada.

“Kızılay Başkanı şaibeli bir insan”

Şimdi sözde bir atraksiyon yapıldı televizyonlarda, 116 milyar TL bağış toplandı. Nereye geldi bu bağışlar, nereye yattı, hangi hesaplara yattı, nasıl kullanılıyor bu para? Buna ilişkin bir şeffaflık var mı? Buna ilişkin hesap verme niyeti var mı? Yok. O zaman bu “Afet Yeniden İmar Fonu”nun da bir ciddiyeti olmaz.

Ekonomistim diyerek ekonomiyi batırdınız, Türkiye Varlık Fonu’nun başına geçtiniz, her kuruma yandaşlarınızı doldurdunuz. Bilenin değil, itaat edenin önünü açtınız. Nepotizmin en güçlü uygulamalarını gerçekleştirdiniz, yani kayırmacılığın. Ortada ne rasyonel bir bürokrasi kaldı ne liyakat kaldı. İşte bu Kızılay rezaletinden görüyoruz. Kızılay, holding gibi çalışmış maşallah. Deprem olmuş, çadır satıyor. Sen holding patronu musun? İnsanlar çadır diye bas bas bağırıyor, soğukta insanlar üşüyor, donuyor, tepelerinde naylonlardan bir şeyler yapıp yaşamaya çalışıyorlar.

Kızılay maşallah çadırları satıyor. Kim onay verdi bu çadırların satılmasına, kim onay verdi? Bu onay veren bir hesap verecek mi? Sadece Kızılay Başkanından bahsetmiyorum, o zaten şaibeli bir insan. Kızılay ile ilgili yaptıkları bir değil iki değil, geçmiş yıllarda da tartıştık. Şaibeli bir insan. Şaibeli olduğu için orada tutuyorlar zaten.

İnsan yüzüne bakabilecek bir hali yok. Peki, onun da tepesinde ondan sorumlu olan kim, hangi siyasi? Ondan da hesap soracak mısınız Sayın Erdoğan, yani kendinizden hesap soracak mısınız? O yüzden bu tür laflarla ortaya çıkmış olan felaketi örtmeniz mümkün değil.

“Halk hesabını soracak”

Bir kez daha şunu söylüyorum; fay hatları ve aktif fay zonları üzerine inşaat yapılması ile ilgili kanun bir an önce çıkarılmalıdır. Bu çıkarılmadan, 45 binden fazla insanın hayatını kaybettiği deprem bölgesinde inşaat yapmak demek bir şovdur.

Bu kanunu çıkaracaksınız ki aktif fay zonları üzerinde inşaat yapılamayacak ve yeniden o bölgeler inşa edilirken güçlü bir kamu ve proje denetimiyle, zemin etütleriyle bu yapılacak. Ama bu iktidarın öyle bir zamanı da kalmadı.

Gerçekten bugün Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının söylediği bir söze çok katılıyorum. “14 Mayıs’ta millet hesabı soracak” dedi ya, gerçekten 14 Mayıs’ta seçim olduğunda millet bu hesabı kesecek.

Deprem ve afet konusunda yapılmamış olanların, hazırlıksızlığın, bu kadar insanın hayatını kaybetmiş olmasının siyasi sorumlusundan, iktidar ittifakından, yani Cumhur İttifakı’ndan hesabı soracak. Tek söylediği doğru bugün maalesef buydu.”

Paylaşın

HDP’li Tayip Temel: Altılı Masa’yı Dikkatle İzliyoruz

Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Gelecek Partisi, İYİ Parti, Saadet Partisi’nden oluşan Millet İttifakı, Saadet Lideri Temel Karamollaoğlu ev sahipliğinde 2 Mart’ta yeniden bir araya gelecek.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Basın, Yayın ve Propaganda Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, Altılı Masa (Millet İttifakı) adayının kendilerine yönelik tutumunu görmek istediklerini belirterek, “Stratejik bir konum alacağız” dedi.

T24’ten Eray Görgülü‘ye konuşan Temel, şunları söyledi:

“Tüm bileşenlerimiz, kurullarımızla tavrımızı, tutumuzu belirleyeceğiz. Muhalefetin de iktidarın da bu aşamada tutumunu takip ediyoruz. İki türlü hazırlığımız var, bileşenlerimizle yaptığımı değerlendirmeler sonucunda aday çıkarma fikri vardı, yeni değerlendirmemizde bu düşünce baskın gelirse, tüm sorunlara çözüm iddiası taşıyacak bir aday çıkmazsa elbette biz aday çıkaracağız.

Ama bir yandan da Altılı Masa’daki tartışmaları da dikkatle izliyoruz. Orada geçen isimleri telaffuz ederek isimle ilgili tartışmalara şu aşamada girmek istemiyoruz.

Aday olarak gösterilecek aktörün partimiz HDP’ye ve ittifakımıza yönelik tutumunu da görmek istiyoruz. Kürt sorunu, adalet sorunu, deprem sonrası ortaya çıkan sorunlara yönelik yaklaşımını görmemiz gerekiyor. Bunlar netleştikçe bu çerçevede muhalefetin tutumu karşısında stratejik bir konum alacağız.

Konuşulan isimler arasında yer alan her aktörün de tüm bu sorunlara, adalet sorununa, deprem sorununa Kürt sorununa, partimize ve ittifakımıza karşı nasıl bir yaklaşım geliştireceğinin öyküsü de bizde biliniyor ve öngörüyoruz zaten. İktidarın seçim takvimi ve muhalefetin tutumu karşısında stratejik bir konum alacağız.”

Paylaşın

Buldan’dan “Helallik” İsteyen Erdoğan’a İstifa Çağrısı

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra vatandaştan “helallik” isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a istifa çağrısında bulundu:

Haber Merkezi / “On binler enkaz altında çığlık atarak can verdi, AKP Genel başkanı helallik istiyor, bu halk size hakkını asla helal etmeyecek. Halk sizin yüzünüzden canını verdi daha ne versin!

Sizi bu siyasi enkazdan liyakatsiz AFAD’ınız bile kurtaramaz. İstifa edeceksiniz ve hesap vereceksiniz. Siz halktan bir şey isteme konumuna değilsiniz, halka hesap vermek zorundasınız hesap da vereceksiniz. Hükümet istifa seslerine kulaklarınızı tıkayamazsınız. Yapmanız gereken sorumluluğunuzu kabul ederek istifa etmenizdir.”

Buldan, MHP Lideri Bahçeli’nin “hükümet istifa” seslerinin yükseldiği tribünleri hedef alan açıklamalarına da tepki göstererek, “Hükümetin küçük ortağı da çıkmış maçlar seyircisiz yapılsın diyor. Tek bildikleri şey yasakçılık. Seyircisiz maç, muhalefetsiz siyaset, denetimsiz bina, seçmensiz seçim, öğrencisiz üniversite, ekransız medya. Biz de diyoruz ki AKP ve MHP’siz bir Türkiye.” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Buldan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Öyle bir iki gün eksiklik yaşandı diye kendinizi temize çıkaramazsınız. Sorunlar 23 gündür devam ediyor. Şovlarla bağış topladılar algı çalışması yaptılar aradan kaç gün geçti bu bağışların deprem bölgesine ulaşmadığı hala ortadadır. Çünkü acil ihtiyaçlar günden güne büyümektedir. Toplanan paralar nerededir, neden deprem bölgesinde değildir?

Ölüye saygı ilkesi gözetilmeden paldır küldür yürütülen enkaz kaldırma çalışması derhal durdurulmalı, önce cenazelere ulaşılmalıdır. İktidarı buradan bir kez daha uyarıyoruz ortaya çıkarılmayan veya vücut bütünlüğü bozulan cenazelerden, kayıplardan birebir siz sorumlusunuz. Deprem kayıplarının faili meçhule dönüşmesinden siz sorumlu tutulacaksınız.

Kadınlar çocuklar yaşlılar ve engelliler için bu mağduriyet çok daha büyüktür. Bu depremin en büyük yıkımını kadınlar yaşadı. Kadın meclisimiz başta olmak üzere tüm kadın örgütleri ihtiyaçları karşılanması için mor dayanışmayı yürüttüler.

Bu dayanışmayı daha fazla büyütme çağrısı yapıyorum. Refakatsiz kalan çocuklarla ilgili çok ciddi bir endişe içerisinde kamuoyu. Çocuklar nerededir? Bu sorunun cevabını iktidar vermek zorundadır. İlgili kurumları özellikle uyarıyorum. Gözümüzün üzerlerindedir. Bu çocuklar sizin sorumluluğunuz altındadır.

Başlarına gelenler başta bakanlık olarak sorumludur. TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan Çocuk Hakları Alt Komisyonu’nun derhal toplanması için dilekçe verdik. Meclis derhal çocukların durumunu gündeme almalı ve sorumluluğun yerine getirmelidir.

Türkiye’nin kontrolündeki Afrin’den deprem sonrası sağlıklı bilgi alınamamaktadır. Yardımların talancı çeteler tarafından alıkoyulduğuna dair haberler kamuoyuna yansımaktadır. Bir çağrı yapıyoruz, Afrin kapıları derhal bağımsız, güvenilir yardım kuruluşlarına, basına ve izleme örgütlerine açılmalıdır.

Geleceğimizi enkaz altında bırakan depremler değil insan yaşamını hiçe sayan bu çürümüş talan düzenidir. AKP-MHP’nin ülkenin başına bela ettiği sistem yaşanan her felaketin sebebidir.

OHAL kapsamında çıkardıkları bir kararname ile çevre ve şehircilik bakanlığına ormanları,meraları inşaata açmaya yetki verdiler. Yeni bir doğa talanı yapması başlatacaklar. OHAL kapsamında çıkarttıkları bütün kararlar deprem fırsatçılığıdır.

Görevi arama kurtarma olan AFAD’ın liyakatsiz atamalarla amacı dışında kullanılan bir kuruma dönüştürüldüğünü bu depremde bir kez daha gördük. Kurumun bütçesinin afet harcamalarından çok başka amaçlar için kullanıldığı bir kez daha ortaya çıktı.

Afet harcaması 3 milyar lira, hizmet binası için harcanan para 2,5 milyar lira! Deprem cihazına ayrılması gereken kaynakları tanıtım faaliyetlerine çarçur eden bir kurum yarattılar. İşte bu yönetim zihniyetinin bir sonucu olarak AFAD’ın Hatay bata olmak üzere deprem bölgelerine 3. Ve 4. Günde dahil olabildiğini onu da eksik personelle gerçekleştirebildiğini gördük.

Bunun sorumlusu da bağlı olduğu bakanlık ve doğrudan cumhurbaşkanlığı hükümet sistemidir. Halkı enkaz altında bırakan ölüme soğu açlığa mahkûm eden bu iktidardır. Hızlı karar alınan bir sistem deyip allayıp pulladılar, hızları görüldü, deprem bölgesine 72 saat sonra girebildiler.

Ama ekranları karartmakta, tehditte, yasakçılıkta, sosyal medyayı engellemekte, dayanışmaya kayyum atamakta hiç geri kalmadılar. Yaşamların karartılmasında yoklar ama düşmanlıkta tam bir organize halde olduklarını hep birlikte gördük.

Buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz üniversiteleri derhal çın öğrencilerin geleceğiyle oynamayın.

Çıkıp bir de hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi pişkince konuştuklarına tanık olduk. Ufak tefek sorunlar yaşandı diye olayı geçiştirmeye çalıştıklarına tanık olduk. Bu depremde asrın yüzsüzlüğünü gördük. Bunların en son ne zaman utandığını hatırlayan yok. Çünkü bunlarda utanma yok.

On binler enkaz altında çığlık atarak can verdi, AKP Genel başkanı helallik istiyor, bu halk size hakkını asla helal etmeyecek. Halk sizin yüzünüzden canını verdi daha ne versin!

Sizi bu siyasi enkazdan liyakatsiz AFAD’ınız bile kurtaramaz. İstifa edeceksiniz ve hesap vereceksiniz. Siz halktan bir şey isteme konumuna değilsiniz, halka hesap vermek zorundasınız hesap da vereceksiniz. Hükümet istifa seslerine kulaklarınızı tıkayamazsınız. Yapmanız gereken sorumluluğunuzu kabul ederek istifa etmenizdir.

Devlet Bahçeli’ye tepki

Hükümetin küçük ortağı da çıkmış maçlar seyircisiz yapılsın diyor. Tek bildikleri şey yasakçılık. Seyircisiz maç, muhalefetsiz siyaset, denetimsiz bina, seçmensiz seçim, öğrencisiz üniversite, ekransız medya. Biz de diyoruz ki AKP ve MHP’siz bir Türkiye.

Kızılay’la ilgili görüşlerimi milletvekili arkadaşlarımla birlikte Kızılay’ın önüne giderek açıklamamızı orada yapacağız.”

Paylaşın

HDP, Aday Konusunu Yeniden Değerlendirecek

Mayısta yapılması planlanan seçimle ilgili aday kararlarını yeniden ele alacaklarını söyleyen HDP’li Temel, “Depremden kaynaklı ağır atmosferi, iktidarın fırsatçı tutumunu düşündüğümüzde, bütün olarak adaylık tartışmalarını yeniden ve etraflıca ele almamız gerekiyor” dedi ve ekledi:

“Bu, kendi adayımızı çıkarma kararlılığımızda gevşeme, değişme anlamına gelmiyor. İsim havuzunda kimlerin olduğunu, aday çıkarıp çıkarmama konusu yeniden değerlendirmeye alınacağı için paylaşmamızın anlamı olmaz. Ya hızlı şekilde kendi adayımızı ilan edip tartışma yürüteceğiz ya da ‘yeni durumla karşı karşı olunduğu için yeniden değerlendirme gerekir’ diyeceğiz.”

Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle normalde 14 Mayıs’ta yapılması beklenen seçimin tarihinin değişmesi gündeme geldi. Diğer partiler gibi HDP de deprem nedeniyle adayını açıklamayı erteledi.

Daha önce seçime kendi adayıyla gireceğini açıklayan HDP, 27 Şubat’ta Merkez Yürütme Kurulu’nu (MYK) toplayacak.

Cumhuriyet’ten Sefa Uyar’a konuşan HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, seçim öncesi adaylık konusunda gelişme olduğunu ve kamuoyuna açıklama sürecine girildiğini vurgularken, depremin yeni koşullar yarattığını söyledi.

‘Yeni değerlendirme’ vurgusu

Temel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Depremden kaynaklı ağır atmosferi, iktidarın fırsatçı tutumunu düşündüğümüzde, bütün olarak adaylık tartışmalarını yeniden ve etraflıca ele almamız gerekiyor. Bu, kendi adayımızı çıkarma kararlılığımızda gevşeme, değişme anlamına gelmiyor. İsim havuzunda kimlerin olduğunu, aday çıkarıp çıkarmama konusu yeniden değerlendirmeye alınacağı için paylaşmamızın anlamı olmaz. Ya hızlı şekilde kendi adayımızı ilan edip tartışma yürüteceğiz ya da ‘yeni durumla karşı karşı olunduğu için yeniden değerlendirme gerekir’ diyeceğiz.”

Temel, deprem sahasındaki çalışmalar ve halkın ihtiyaçlarının öncelikli gündemleri olduğunu, ‘bu yoğunlukta ve bu kadar acıların yoğun olduğu zeminde’ seçim tartışması yürütmediklerini, seçim gündemli toplantı yapmadıklarını ifade etti.

‘Seçmen net tutum istiyor’

HDP’li yönetici, MYK’nin 27 Şubat’ta Ankara’da toplanacağını belirterek şunları kaydetti: “Toplantının temel gündemlerinden biri deprem ve sonrasında ortaya çıkan durum, diğer diğer gündem maddesi de seçim olacak. MYK, Emek ve Özgürlük İttifakı’yla beraber seçime dönük hazırlıklar ve tartışmaların nasıl ele alınması gerektiği konusunda çerçeve çıkarmayı hedefliyor. 27 Şubat’ta seçim konusunu gündeme getirip, tartışma yürüteceğiz. Seçmenimiz somut, net tutum ortaya koymamızı istiyor.

‘İki tutumdan uzak duruyoruz’

Seçimlerin ertelenmesine yönelik tartışmayla ilgili tutum belirlenmediğini aktaran Temel, iki şeyi asla kabul etmediklerine dikkat çekti.

Temel şöyle devam etti: “İktidarın, büyük felaketten kendi iktidarını sürdürmesine yeni yollar ve olanaklar devşirmesi ne ahlaki ne vicdani. Asla kabul edilemez. Seçimin ertelenmesi bir fırsat olarak ele alınıyorsa gayri ahlakidir. Bu kadar büyük acıyla yüz yüzeyken ‘seçim, seçim, seçim’ deyip duran yaklaşım da doğru değil. Bu iki tutumdan da uzak duruyoruz. MYK, bu konudaki tutumunu netleştirecek.”

Paylaşın

HDP’li Önder: Kazanacak Aday Lafı En Son Edilecek Laf

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayıyla ilgili tartışmalar ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Kazanacak adayla seçime gideceğiz” açıklamasını değerlendiren HDP’li Önder, “Saygı duymam gerekir. Biz onun içine müdahil olacak değiliz. Kendi ittifakımız var ve böyle sorunların hiçbirini yaşamıyoruz” dedi.

“O kendi iç tartışmaları, çirkin olur özensiz olur ama olgusal düzeyde bir laf edebilirim” diyen Önder, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Kazanacak aday bir siyasi liderin edeceği en son laf olmalı. İddianız şu olmalı: ‘Biz şu adayda mutabık kalırız bu ilkeler ışığında ve onu kazandırırız’. Kazanacak aday dediniz mi seçmenin eşiğine gidecek yüz olmaz. Üniversiteyi bitiremedim ama Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde 2 yıl okudum. Siyaseten en son sarf edilecek laftır. Bu yönüyle sıkıntılı bir laf. Sayın Akşener deneyimli bir siyasetçi, niye buradan gidiyor, anlamış değilim.

İkincisi, birçok insanın haya edip dile getirmediği, Sayın Kılıçdaroğlu’nun kimliği üzerinden bir ayrıştırmacı ya da onu dezavantajlı gösterme şeyi var. Önüne genellikle şöyle bir takiye eşliğinde servis ediliyor. Bunu gazeteciler de yapıyor, kanaat önderleri de yapıyor, siyasi parti liderleri de… “Kemal Bey çok iyi bir adam ama…”, “Şunu şunu başardı ama…” falan. Bu da faşizmi ve ayrımcılığı her gün yeniden üretiyor.

Siyasi iddia odur ki, biz şu aday, Kemal Bey ya da bir başkası, etrafında kenetleneceğiz, şu ilkeler ışığında ve onu köşke taşıyacağız. Kazanacak adaysa sana ne ihtiyacı var, zaten kendi kendine kazanır. Kazanacak aday Recep Tayyip Erdoğan, o zaman git ona çalış, öyle gözüküyor. Bu siyaseten yanlış bir laf. Sayın Akşener’e saygısızlık etmek istemem ama Millet İttifakı’nın iç işleri de benim işim değil ama siyaseten sorunlu bir yaklaşımdır. Gerçekten sakil duruyor.”

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Halk TV’de yayınlanan “Perdenin Önü Arkası” programına katıldı.

Maraş merkezli depremlerden bölgedeki ve memleketi Adıyaman’daki gözlemleri ile ailesinden vefat edenler olup olmadığı sorulan Önder, “Birinci halkadan yani anne, bacı, kardeş onlardan yok. Annem yanımdaydı. Ama diğer halkadan kayıplarımız var. Adıyaman’ın zaten yarısı birbiriyle akrabadır. Eşimiz, dostumuz, arkadaşlarımız, hatıralarımız, çocukluğumuz, ilk gençliğimiz koca bir enkaza dönüştü” yanıtını verdi.

Tüm kesimlerin depremden sonra olağan gücüyle mücadele ettiğini; enkazlar ve hava şartları nedeniyle gönderdikleri yardımların Adıyaman’a ulaşamadığını söyleyen Önder, “Adıyaman’ın ilk 2 gün fişi çekildi. Bu sadece Adıyaman’la da sınırlı değil aslında. Halk kendi kendisiyle ve kıt imkanlarıyla baş başa kaldı, bırakıldı. Adıyaman’ın bütün girişleri enkazdan dolayı geçit vermiyordu” dedi. Önder, araçların Diyarbakır’ın Silvan ilçesi üzerinden Adıyaman’a gidebildiğini aktardı.

Gazeteci İsmail Saymaz’ın sorusu üzerine, enkaz altında kalarak hayatını kaybeden AK Parti Adıyaman Milletvekili Yakup Taş’ın eviyle kendi evlerinin yakın olduğunu söyleyen Önder, “Çok yakınız. Arada 3-4 bina var. Biz daha önce Yakup beyin yanında kiracıydık. Rahmetlinin enkazına ben de gittim, orada kiracı olduğumuz evi de gördüm. Bir mangal külü gibi olmuş. Enkaz yok ki içinden çekip çıkarasın. Öyle bir felaket” diye konuştu.

“Yakup bey nasıl oldu da 4 gün boyunca enkazdan çıkarılamadı” sorusuna yanıt veren Önder, “Kimse yok ve ulaşım mümkün değil. Ben ikinci ya da üçüncü gün oradaydım. İnsan çok ama bunu kaldırmaya vinç lazım. İş makineleri, ekipler ilk iki-üç gün yoktu. Bunlar olmayınca insanlar ağlayarak, bağırarak enkazın altında sesini duyduğuna moral vermeye çalışarak çırpınıyordu” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’nin en büyük terör örgütü imar şebekleridir”

İstanbul ve büyükşehirlerdeki deprem hazırlıkları ve nasıl tartışmalarıyla ilgili olarak “imar şebekeleri”nin etkisine dikkat çeken Sırrı Süreyya Önder, şunları söyledi:

“Türkiye’nin en büyük terör örgütü imar şebekleridir. Bu tanım da bana ait değil, Nişanyan’a aittir. İmar şebekleri kadar örgütlü, sinsi, hayatın her alanına sirayet eden ve yıkıcı olan başka hiçbir şey yoktur. Bu geniş bir zincir sadece imar komisyonları değil. Bir küçük parçası olarak o komisyonda yer alabilmek için insanların birbirini vurduğu olaylar biliyoruz. Kim buralardan zenginleşmiş, servetine servet katmış bir bakmak lazım.

Esas sorun büyükşehirlere başlayan göçte, dikkat edin devlet burada düzenleyici olmayı hiçbir zaman tercih etmemiştir, bütün kurumlarıyla. Ne yapmıştır, yasaklayıcı olmuştur. Yasaklayıcı olunca, hayat engel tanımız, barınma temel bir insan hakkıdır, o insanlar gitmişler gecekondu yapmışlar, hemen onun ekonomisi, rantiyesi oluşmuş. Bu siyasetin finansmanına kadar uzanan bir şeydir. Bugün Maslak, Şişli’nin ötesine geçince bir bilim kurgu filmi gibi gökdelenler fezada.

Ve bunların bir tanesi temiz yapılmamış. Bir bakıyorsun şu kadar kat varken iki kat daha plan tadilatı, meclis onayı, yeni nazım planı şu bu… İki kat daha verdiğin zaman diğer bütün İstanbullunun hakkından, rüzgarından, oksijeninden çalıp, trafikte zamanından çalıp bir kişiye, bir imzayla tahsis edebiliyorsun. İşte buna imar şebekesi denir. Hiçbir parti de bundan vareste değildir. Açık açık konuşalım. En çabuk uzlaşılan yerler imar komisyonlarıdır. Hiç orada hır gür olmaz.”

Önder, kentlerde tüm kesimlerin temsil edildiği konseyler kurulmasını ve şehrin planlamasına halkın karar vermesi gerektiğini belirtti.

Fiyatlardaki yükselişler birlikte konutların “yatırım aracı” olarak görülmeye başladığını ifade eden Önder, TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ı açıklamasını hatırlatarak, şöyle devam etti:

“Sosyalist arkadaşlarımız ‘herkes oturduğu konutun sahibi olacak’ deyince en çok bir-iki konutu olanlar zıpladı. O yüzlerce konutu olanlar hiç oralı bile değil. Onun için ikinci konutlara ağır vergilendirme getirmelisin. Daha ileri bir şey söyleyeyim: Miras bırakamamalısın. Bir sürü hırsız arsız kazancını inşaatta aklayan kendi bu dünyadan cehennem olup gidiyor, geride kalan serveti kalanına helal ve meşru oluyor. Eğer devlet devlet diyorsanız, toprağın kendisi devletin olsun. Üst kullanım hakkını al. Bak bakayım, barınma hakkı bir sorun olarak kalıyor mu? Peki bunu yapmak güç mü? Bütün muhalefet sesleniyorum, kendimizi de katarak.

Halk, ‘Çocuklarına birer daireden fazla miras bırakamazsın, bırakırsan o binanın 4 katı kadar vergi koyarım, oradan aldığım vergiyi de barınma hakkı için kullanırım’ diyecek bir iradeyi arıyor. Rantiye ise dünyanın en adaletsiz işi. Belediyede biri imza atacak, sen iki kat fazla çıkacaksın ya da 10 metrekare fazla yapacak, milyonlarca dolar kazanacaksın, çocuğun da üretmeden dar ceket ve tayt pantolonla hava atacak. Böyle bir zengin türü zuhur etti. Onun için İstanbul’u konuşacaksak bir irade lazım, muhalif bir akıl lazım. Bunu konuşmalıyız. Halkı doğrudan karar süreçlerine katmalıyız.”

“Kazanacak adaysa sana ne ihtiyacı var, zaten kendi kendine kazanır”

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayıyla ilgili tartışmalar ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Kazanacak adayla seçime gideceğiz” açıklaması sorulan Sırrı Süreyya Önder, “Saygı duymam gerekir. Biz onun içine müdahil olacak değiliz. Kendi ittifakımız var ve böyle sorunların hiçbirini yaşamıyoruz” dedi.

“O kendi iç tartışmaları, çirkin olur özensiz olur ama olgusal düzeyde bir laf edebilirim” diyen Önder, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Kazanacak aday bir siyasi liderin edeceği en son laf olmalı. İddianız şu olmalı: ‘Biz şu adayda mutabık kalırız bu ilkeler ışığında ve onu kazandırırız’. Kazanacak aday dediniz mi seçmenin eşiğine gidecek yüz olmaz. Üniversiteyi bitiremedim ama Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde 2 yıl okudum. Siyaseten en son sarf edilecek laftır. Bu yönüyle sıkıntılı bir laf. Sayın Akşener deneyimli bir siyasetçi, niye buradan gidiyor, anlamış değilim.

İkincisi, birçok insanın haya edip dile getirmediği, Sayın Kılıçdaroğlu’nun kimliği üzerinden bir ayrıştırmacı ya da onu dezavantajlı gösterme şeyi var. Önüne genellikle şöyle bir takiye eşliğinde servis ediliyor. Bunu gazeteciler de yapıyor, kanaat önderleri de yapıyor, siyasi parti liderleri de… “Kemal Bey çok iyi bir adam ama…”, “Şunu şunu başardı ama…” falan. Bu da faşizmi ve ayrımcılığı her gün yeniden üretiyor.

Siyasi iddia odur ki, biz şu aday, Kemal Bey ya da bir başkası, etrafında kenetleneceğiz, şu ilkeler ışığında ve onu köşke taşıyacağız. Kazanacak adaysa sana ne ihtiyacı var, zaten kendi kendine kazanır. Kazanacak aday Recep Tayyip Erdoğan, o zaman git ona çalış, öyle gözüküyor. Bu siyaseten yanlış bir laf. Sayın Akşener’e saygısızlık etmek istemem ama Millet İttifakı’nın iç işleri de benim işim değil ama siyaseten sorunlu bir yaklaşımdır. Gerçekten sakil duruyor.”

Paylaşın