Psikedelik Maddelerin Tarihi

İnsanlık tarihinde önemli bir rol oynayan psikedelik maddeler, algı, düşünce ve duyguları derinlemesine değiştiren, genellikle yoğun ve olağanüstü bilinç halleri yaratan psikoaktif maddelerdir.

Haber Merkezi / Bu maddeler, beyindeki serotonin reseptörleri (özellikle 5-HT2A) üzerinde etki ederek algısal, duygusal ve bilişsel deneyimleri dönüştürür. “Psikedelik” terimi, Yunanca “psyche” (zihin) ve “delos” (açığa vurma) kelimelerinden türetilmiştir ve “zihni açığa vuran” anlamını taşır.

Psikedelik Maddelerin Özellikleri:

Algısal Değişiklikler: Görsel ve işitsel halüsinasyonlar, renklerin yoğunlaşması, zaman algısının bozulması.

Duygusal Etkiler: Derin mutluluk, korku, sevgi veya mistik bir bağlantı hissi.

Bilişsel Değişimler: Ego ölümü, evrenle birleşme hissi, yaratıcı düşünce veya içgörü artışı.

Fizyolojik Etkiler: Kalp atış hızında artış, pupil genişlemesi, hafif bulantı gibi etkiler görülebilir, ancak genellikle fiziksel bağımlılık yapmazlar.

Başlıca Psikedelik Maddeler:

LSD (Liserjik Asit Dietilamid): Sentetik bir madde, 1938’de Albert Hofmann tarafından keşfedildi. Uzun süreli (8-12 saat) etkileriyle bilinir.

Psilosibin: Psilocybe mantarlarında bulunan doğal bir bileşik. Etkileri 4-6 saat sürer ve yerli kültürlerde binlerce yıldır kullanılır.

Meskalin: Peyote ve San Pedro kaktüslerinde bulunur, Mezoamerika’da dini ritüellerde kullanılmıştır.

DMT (Dimetiltriptamin): Ayahuasca gibi bitkisel karışımlarda bulunur, kısa süreli (5-30 dakika) ancak yoğun deneyimler sunar.

MDMA: Teknik olarak bir entaktojen, ancak psikedelik etkileri nedeniyle bazen bu kategoride sayılır. Empati ve sosyal bağ kurma hissi yaratır.

Kullanım Alanları:

Geleneksel/Ritüel Kullanım: Yerli kültürlerde manevi ve şamanistik amaçlarla (örn. ayahuasca törenleri, peyote ritüelleri).

Tıbbi/Terapötik Kullanım: Modern araştırmalar, psilosibin ve MDMA’nın depresyon, anksiyete, PTSD ve bağımlılık tedavisinde etkili olabileceğini gösteriyor.

Rekreasyonel Kullanım: Eğlence veya kişisel keşif amaçlı, ancak yasal riskler taşır.

Psikedelik maddelerin tarihi, insanlık tarihinin derinliklerine uzanır ve kültürel, dini, tıbbi ve bilimsel bağlamlarda zengin bir geçmişe sahiptir.

Antik Dönem ve Geleneksel Kullanım:

MÖ 10.000 – MÖ 2.000: Arkeolojik bulgular, psikedelik bitkilerin (örneğin, psilosibin mantarları, peyote kaktüsü, ayahuasca) antik kültürlerde kullanıldığını gösteriyor. Orta ve Güney Amerika’daki yerli halklar, dini ritüellerde ve şamanistik uygulamalarda bu maddeleri kullanıyordu. Örneğin, Amazon’daki ayahuasca törenleri binlerce yıl öncesine dayanıyor.

Antik Yunan ve Eleusis Gizemleri (MÖ 1500 – MS 392): Antik Yunan’daki Eleusis ritüellerinde, katılımcıların psikedelik bir içecek olan “kykeon” tükettiği ve derin manevi deneyimler yaşadığı düşünülüyor. Bu içeceğin ergot mantarından türetilmiş olabileceği öne sürülüyor.

Mezoamerika Kültürü: Aztekler ve Mayalar, psilosibin mantarlarını (“teonanácatl” yani “tanrının eti”) ve peyote kaktüsünü dini törenlerde kullanıyordu. Bu maddeler, ruhsal dünyayla bağlantı kurmak için kutsal kabul ediliyordu.

Orta Çağ ve Erken Modern Dönem:

Psikedeliklerin kullanımı, Avrupa’da cadı avları ve Hıristiyanlığın etkisiyle azaldı, ancak yerli kültürlerde devam etti. Örneğin, Sibirya’daki şamanlar, Amanita muscaria mantarını ritüellerde kullanıyordu.

Modern Dönem ve Bilimsel Keşifler:

1897 – Meskalin İzolasyonu: Alman kimyager Arthur Heffter, peyote kaktüsünden meskalini izole etti, bu psikedelik maddelerin bilimsel çalışmasının başlangıcı oldu.

1938 – LSD’nin Sentezlenmesi: İsviçreli kimyager Albert Hofmann, ergot mantarından LSD’yi (Liserjik asit dietilamid) sentezledi. 1943’te, Hofmann tesadüfen LSD’nin psikedelik etkilerini keşfetti (ilk “LSD yolculuğu”).

1940’lar – 1950’ler: LSD ve psilosibin, psikiyatri ve psikoterapi alanında yoğun ilgi gördü. Araştırmacılar, bu maddelerin alkolizm, depresyon ve anksiyete tedavisinde potansiyelini araştırdı. Örneğin, “psikedelik terapi” kavramı bu dönemde popülerdi.

1950’ler – Kültürel Yansımalar: Yazar Aldous Huxley’in The Doors of Perception (1954) kitabı, meskalin deneyimlerini popülerleştirdi ve psikedeliklerin manevi potansiyeline dikkat çekti.

1960’lar – Karşı Kültür ve Yasaklar:

Karşı Kültür Hareketi: 1960’larda, LSD ve psilosibin, ABD ve Avrupa’daki hippi hareketiyle popülerleşti. Timothy Leary gibi figürler, psikedelikleri “zihni özgürleştiren” araçlar olarak tanıttı.

Yasal Kısıtlamalar: Psikedeliklerin yaygın rekreasyonel kullanımı, hükümetlerin tepkisini çekti. 1966’da ABD’de LSD yasaklandı, 1971’de ise Birleşmiş Milletler’in Psikotrop Maddeler Sözleşmesi ile LSD, psilosibin ve diğer psikedelikler uluslararası düzeyde kontrol altına alındı.

1980’ler – 2000’ler: Sessiz Dönem ve Yeniden Keşif:

Yeraltı Kültürü: Yasaklara rağmen, psikedelikler yeraltı kültürlerinde ve bazı manevi gruplarda kullanılmaya devam etti. MDMA (ekstazi) gibi yeni maddeler 1980’lerde popüler oldu.

Bilimsel Rönesans (2000’ler): 21. yüzyılda, psikedelik araştırmalar yeniden canlandı. Johns Hopkins ve Imperial College London gibi kurumlar, psilosibin ve LSD’nin depresyon, PTSD ve bağımlılık tedavisindeki etkilerini araştırmaya başladı. 2006’da Johns Hopkins’in psilosibin üzerine yaptığı çalışma, bu maddelerin mistik deneyimler yaratabileceğini gösterdi.

Günümüz (2020’ler):

Tıbbi Kullanım: Psilosibin ve MDMA, bazı ülkelerde (örneğin, ABD’de Oregon eyaleti) terapötik kullanım için yasallaştırıldı. 2023’te Avustralya, psilosibin ve MDMA’yı belirli psikiyatrik tedaviler için onayladı.

Kültürel Kabul: Psikedelikler, modern terapide ve kişisel gelişimde giderek daha fazla kabul görüyor. Ancak, rekreasyonel kullanım hala birçok yerde yasa dışı.

Yeni Araştırmalar: Beyin görüntüleme teknikleriyle, psikedeliklerin nöral etkileri daha iyi anlaşılıyor. Bu maddeler, beyindeki varsayılan mod ağını (DMN) etkileyerek ego ölümü gibi deneyimleri tetikleyebiliyor.

Paylaşın

Türkiye, Avrupa’nın “Çöp Merkezi”

Avrupa Birliği’nin 2024 verilerine göre Türkiye, AB – 27 ülkelerinden toplam 12,3 milyon ton atık ithal ederek, “Avrupa’nın en çok çöp gönderdiği ülke” ünvanını korudu.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin Milletvekili Gülcan Kış’ın Türkiye’nin Avrupa ülkelerinden ithal ettiği atık miktarına, geri dönüşüm kapasitesine ve çevresel etkilerine ilişkin soru önergesine verdiği yanıtta sayısal veri paylaşmadı.

CHP’li Kış, “Türkiye, Avrupa Birliği’nin ‘çöp alan ülkesi’ olma konumunu sürdürürken, bu karanlık tabloya dair kamuoyunun en temel soruları dahi cevapsız kalıyor. Bakan Murat Kurum’dan gelen yanıt ise kamuoyunun bilgi hakkına yönelik bir perdeyi daha araladı: Veri yok, şeffaflık yok.” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa Birliği’nin 2024 verilerine göre Türkiye, AB-27 ülkelerinden toplam 12,3 milyon ton atık ithal ederek, “Avrupa’nın en çok çöp gönderdiği ülke” ünvanını korudu. Bu atıkların büyük kısmı hurda metal (10,7 milyon ton) ve plastik atıklardan (425 bin ton) oluşuyor.

CHP’li Gülcan Kış, bu tabloyu 21 Mayıs 2025 tarihinde Meclis gündemine taşıdı. Soru önergesinde şu sorulara yer verdi:

2024 yılında toplam kaç ton atık ithal edildi? Hangi türlerden oluşuyor?
Türkiye’nin geri dönüşüm kapasitesi bu yükü kaldırabiliyor mu?
Yakılan ya da doğaya bırakılan atıklar ne kadar? Emisyonlar ölçülüyor mu?
AB’nin 2026 ve 2027’de yürürlüğe koyacağı yeni kurallara Türkiye hazır mı?

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış’ın soru önergesine verilen 28 Temmuz 2025 tarihli yanıt, Bakan Murat Kurum imzasıyla TBMM’ye iletildi. Ancak Kış’ın yönelttiği soruların hiçbirine sayısal veriyle karşılık verilmedi. Yanıtta yalnızca genel mevzuat açıklamaları yer aldı.

Geri dönüşüm süreçlerine dair şu genel bilgiler paylaşıldı:

2020’den bu yana ithalata kota uygulandığı,
Geri dönüşüm tesislerinin kapasitesinin yüzde 50’sini aşan ithalata izin verilmediği,
Yakma ve bertaraf amaçlı ithalatın yasak olduğu,
2020-2025 yılları arasında 31.976 denetim yapıldığı,
2 bin 129 tesis hakkında işlem uygulandığı, 1 milyar 152 milyon TL para cezası kesildiği,
256 tesisin faaliyetinin durdurulduğu…

Ancak bu veriler, ithalatın çevresel ve toplumsal etkilerine dair herhangi bir tablo ortaya koymazken, CHP’li Kış’ın “Kaç ton atık geri dönüştürüldü, ne kadarı yakıldı, kaç kişi etkilendi?” soruları yanıtsız bırakıldı.

CHP’li Gülcan Kış, Bakan Murat Kurum’un yanıtına şu sözlerle tepki gösterdi: “Sayın Bakan’ın gönderdiği yazıda sayı yok, şeffaflık yok, hesap yok. 12,3 milyon tonluk bir atık yükünden söz ediyoruz. Bu çöpün ne kadarı plastik, ne kadarı yakılıyor, hangi şehirlerde bertaraf ediliyor bilmiyoruz. Çünkü Bakanlık bu verileri halktan gizliyor. Bu sadece çevre kirliliği değil, bilgi karartmasıdır.”

Kış, özellikle Mersin gibi liman kentlerinin Avrupa’dan gelen plastik ve endüstriyel atıklarla dolduğunu, bu durumun hem çevreye hem yerli atık toplayıcılara zarar verdiğini belirterek, “Geri dönüşüm adı altında plastik çöpleri yakıyoruz, doğaya bırakıyoruz. Bunun adı dönüşüm değil, zehir yaymaktır” dedi.

“Türkiye artık Avrupa’nın çöp konteyneri olmaktan çıkarılmalı. Bu konuda şeffaflıkla hareket eden, halk sağlığını ve çevreyi önceleyen bir sisteme ihtiyaç var” diyen CHP’li Kış, sürecin TBMM’de, kamuoyunda ve uluslararası platformlarda takipçisi olacaklarını vurguladı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Her Zaman Geç Kalınıyorsa, Sorumlusu “Zaman Kişiliği” Olabilir

Zaman kişiliği, zamanı algılama, kullanma ve yönetme biçimleriyle ilgili kişisel özellikleri ifade eder. Terim, genellikle psikoloji ve zaman yönetimi alanlarında, kişilerin zamanla olan ilişkilerini anlamak için kullanılır.

Haber Merkezi / Kişilerin zamanı nasıl deneyimlediği, planladığı ve değerlendirdiği, kişilik özelliklerinden, kültürel arka plandan ve yaşam tarzından etkilenebilir. İşte zaman kişiliğinin temel özellikleri:

Zaman Algısı: Bazı kişiler zamanı doğrusal (lineer) bir şekilde algılarlar; yani geçmiş, şimdi ve gelecek olarak net bir çizgide görürler. Bazı kişiler ise zamanı daha döngüsel veya esnek algılarlar.

Zaman Yönetimi Yaklaşımları:

Planlı (Zaman Odaklı): Bu kişiler genellikle dakik, organize ve geleceğe yönelik planlar yapar. Görevleri önceliklendirir ve takvim kullanmayı severler.
Esnek (Olay Odaklı): Bu kişiler daha spontane hareket eder, anı yaşar ve katı programlara bağlı kalmayı tercih etmezler.

Zaman Perspektifi: Psikolog Philip Zimbardo’nun “Zaman Perspektifi Teorisi”ne göre, zaman farklı ağırlıklarda algılanır:

Geçmiş Odaklı: Nostaljiye yatkın, anılara önem verir.
Şimdi Odaklı: Anı yaşama eğiliminde, haz odaklı.
Gelecek Odaklı: Hedeflere ve planlamaya odaklanır.

Bu perspektifler, kişilerin karar alma süreçlerini, motivasyonunu ve ruh halini etkileyebilir.

Kültürel Etkiler: Bazı kültürler (örneğin, Batı toplumları) monokronik bir zaman anlayışına sahiptir; yani zamanı bölünmüş, planlı ve dakik bir şekilde ele alırlar.

Diğer kültürler (örneğin, bazı Akdeniz veya Latin kültürleri) polikronik bir yaklaşıma sahiptir; birden fazla işi aynı anda yapmayı ve esnekliği tercih ederler.

Zaman Kişiliğinin Ruh Sağlığı ve Üretkenliğe Etkileri:

Depresyon ve Kaygı: Geçmiş odaklı kişiler depresyona, gelecek odaklı kişiler ise kaygıya daha yatkın olabilir.
Üretkenlik: Planlı ve gelecek odaklı kişiler genellikle daha üretken olurken, esnek kişiler yaratıcı ancak bazen düzensiz olabilir.
Stres: Zaman yönetimi zayıf olan veya zaman baskısı altında hisseden kişler daha fazla stres yaşayabilir.

Örnekler ve Uygulama:

Planlı bir zaman kişiliği: Bir proje yöneticisi, her adımı titizlikle planlar, son teslim tarihlerine uyar ve takvimini düzenli tutar.
Esnek bir zaman kişiliği: Bir sanatçı, ilham geldiğinde çalışmayı tercih eder ve katı programlardan kaçınır.
Dengeli yaklaşım: Sağlıklı bir zaman kişiliği, planlama ile esnekliği birleştirir; hem anı yaşar hem de gelecek için hazırlanır.

Zaman Kişiliğini Anlamak İçin Öneriler:

Kendini Tanıma: Zaman perspektifini anlamak için Zimbardo’nun Zaman Perspektifi Envanteri gibi araçları kullanılabilir.
Denge Kurma: Çok katı veya çok esnek bir zaman anlayışı yerine, duruma göre esneklik ve planlama arasında denge kurma denenebilir.
Farkındalık (Mindfulness): Zamanı daha bilinçli yaşamak, anı değerlendirmeye ve stresle başa çıkmaya yardımcı olabilir.

Sonuç olarak; Zaman kişiliği, kişinin zamanı nasıl algıladığı ve kullandığına dair benzersiz bir çerçeve sunar. Bu özellikler, hem kişisel hem de profesyonel hayatta başarıyı, ilişkileri ve ruh sağlığını etkileyebilir.

Paylaşın

Erbakan, “Erken Seçim” İçin Tarih Verdi

YRP Lideri Fatih Erbakan, “Millet olarak yıllardır sorunlarımıza çözüm bekliyoruz. Ancak çözümün adresi olması gereken iktidar tam tersine çözüm olmak yerine sorunların kaynağı haline geldi” dedi ve ekledi:

“Türkiye’de işler iyi gitmiyor, iyiye de gitmiyor. Bu noktada bu iktidar ne dış politika da ne ekonomide bu milleti maddi ve manevi sıkıntılarından kurtarabilmesi mümkün değildir. Bu iktidarın bu hükümetin bundan sonra millete yapacağı en büyük iyilik 2026 yılının ilkbaharında erken seçim sandığını milletin önüne koymaktır.”

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, partisinin Çorum 3. Olağan Kongresi’ne katıldı. Gazete Pencere’nin aktardığına göre; Erbakan’ın kongrede yaptığı konuşmada hükümete yönelik sert eleştiriler ve erken seçim çağrısında bulundu. Mevcut ekonomik krize değinerek işsizlik üzerinden hükümete seslenen Erbakan, AB’yi örnek göstererek, “Bütün Avrupa Birliği’ne üye ülkelerdeki işsizleri toplasanız, Türkiye’deki işsizler kadar yapmıyor” ifadelerini kullandı:

“Emekli maaşı açlık sınırının yarısı seviyesinde. Açlık sınırı 27 bin liraya gelmiş, emekli maaşı 14 bin 469 lira. Asgari ücret yoksulluk sınırının dörtte biri seviyesinde. Yoksulluk sınırı 90 bin liraya dayanmış, asgari ücret 22 bin 100 lira. Bu matematiğe göre, bu hesaba göre, Türkiye’de halkın yüzde 45’i aç. Yüzde 85’i’de yoksul durumdadır. Bireysel kredi kartı borçları 2 trilyon 385 milyar lira oldu. 86 milyon milletin kredi kartı borçları 1 senede yüzde 55 oranında artmış. 2 trilyon 385 milyar lira. Yine 86 milyonun kredi borçları ne kadar? Bunlar da 2 trilyon 438 milyar lira. İkisinin toplamı 4.8 trilyon lira yapıyor”

Gazze’deki soykırıma da değinen Erbakan, hükümetin Gazze konusunda yetersiz olduğunu, İspanya’nın paraşütler ile yaptığı yardım kadarını yapmaktan aciz olduğunu ifade etti:

“Gazzeli kardeşlerimizi maalesef kaderleriyle baş başa bıraktılar. Bu kadar Türk Silahlı Kuvvetlerimiz var. Bu kadar helikopterimiz var. Tankımız, uçağımız, İHA’larımız, SİHA’larımız var. O Gazzeli kardeşlerimize bir dilim ekmekle bir damla suyu ulaştırmaktan bile aciz bir iktidarla karşı karşıyayız. Oysaki bugün beğenmediğimiz elin Hristiyan İspanya hükümeti, İspanya devleti paraşütlerle yardım malzemesi atıyor Gazze’ye. Neden korkuyorsunuz? İspanya kadar neden olamıyorsun?

Bakınız Hollanda’da hükümet kabine İsrail’e ek yaptırımları onaylamadığı için 9 tane Hollandalı bakan kabineden istifa etti. Bir Hollanda kadar inisiyatif alamayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Kimsenin artık ciddiye almadığı hamasi nutuklar, kınama mesajları ve lanetlemeler dışında hiçbir somut adım atılmıyor. Buradan iktidara soruyorum kapalı kapılar arkasında verdiğiniz sözler mi var? Kapalı kapılar arkasında şantaja mı maruz kalıyorsunuz?”

Bu saatten sonra AK Parti iktidarının millete yapacağı en büyük iyiliğin erken seçim kararı almak olduğunu aktaran Erbakan şunları dedi:

“Millet olarak yıllardır sorunlarımıza çözüm bekliyoruz. Ancak çözümün adresi olması gereken iktidar tam tersine çözüm olmak yerine sorunların kaynağı haline geldi. Türkiye’de işler iyi gitmiyor, iyiye de gitmiyor. Bu noktada bu iktidar ne dış politika da ne ekonomide bu milleti maddi ve manevi sıkıntılarından kurtarabilmesi mümkün değildir.

Bu iktidarın bu hükümetin bundan sonra millete yapacağı en büyük iyilik 2026 yılının ilkbaharında erken seçim sandığını milletin önüne koymaktır. Bunu açıkça ifade ediyorum. 2026 ilkbaharında sandığı milletin önüne getirin, bu aziz millet milli görüşü yeniden iktidar yapsın. O zaman bakın görün ülke nasıl yönetiliyor, ekonomi nasıl yönetiliyor, dış politika nasıl yönetiliyor hep birlikte görelim Allah’ın izniyle.”

Paylaşın

Sapkın Davranış Nedir? Nedenleri Ve Türleri

Sapkın davranış, gayriresmi sosyal kurallar ve daha resmi toplumsal beklentiler ve yasalar da dahil olmak üzere sosyal normları ihlal eden eylemler olarak tanımlanır.

Haber Merkezi / Sosyal olarak kabul edilebilir davranış ise, genellikle başkalarının yanında uygun görülen eylemleri ifade eder.

Sapkın davranış, mutlaka suç veya yasa dışı bir eylem olmak zorunda değildir. Hafif norm ihlalleri (örneğin, toplum içinde yüksek sesle konuşmak) veya ciddi suçlar (örneğin, hırsızlık) sapkın davranış olarak değerlendirilebilir.

Sapkın Davranışın Nedenleri:

Sapkın davranışın nedenleri, bireysel, toplumsal ve çevresel faktörlere bağlı olarak çok çeşitlidir. Sosyoloji, psikoloji ve kriminoloji gibi disiplinler bu nedenleri farklı teorilerle açıklar:

Biyolojik Nedenler:

Genetik yatkınlıklar veya nörolojik faktörler, bazı bireylerin dürtü kontrolü veya risk alma eğilimini etkileyebilir. Örneğin, bazı çalışmalar antisosyal davranışların belirli genetik özelliklerle ilişkili olabileceğini öne sürer.

Psikolojik Nedenler:

Kişilik bozuklukları (örneğin, antisosyal kişilik bozukluğu), travmalar veya düşük öz denetim, sapkın davranışlara yol açabilir. Psikolojik stres, mental sağlık sorunları veya bağımlılıklar da bu tür davranışları tetikleyebilir.

Toplumsal ve Kültürel Nedenler:

Anomi Teorisi (Durkheim): Toplumdaki normların belirsizleşmesi veya zayıflaması, bireylerin sapkın davranışlara yönelmesine neden olabilir.
Etiketleme Teorisi (Becker): Toplumun bireyi “sapkın” olarak etiketlemesi, kişinin bu rolü benimsemesine yol açabilir.
Farklılaşma Teorisi (Sutherland): Sapkın davranış, bireyin çevresindeki kişilerden öğrenilir. Örneğin, suçlu bir çevrede büyüyen bireyler suçu normal görebilir.

Ekonomik ve Sosyal Faktörler:

Yoksulluk, eşitsizlik veya fırsat eksikliği, bireyleri hırsızlık, uyuşturucu ticareti gibi suçlara yöneltebilir.

Çatışma Teorisi: Güçlü grupların zayıf grupları kontrol etmek için normları dayatması, sapkınlığın tanımını etkiler.

Çevresel Faktörler:

Aile yapısı (örneğin, istismar veya ihmal), eğitim eksikliği veya olumsuz akran grupları sapkın davranışları teşvik edebilir. Medya ve popüler kültür de bazı durumlarda şiddeti veya norm dışı davranışları normalleştirebilir.

Sapkın Davranış Türleri:

Sapkın davranışlar, toplumun normlarına ve sapmanın ciddiyetine göre farklı kategorilere ayrılabilir. Başlıca türleri şunlardır:

Resmi Sapkınlık (Yasal Normlara Aykırılık): Yasalara aykırı davranışlar, yani suçlar. Örnekler:Hırsızlık, gasp, cinayet gibi kriminal suçlar. Uyuşturucu kullanımı veya ticareti (bazı ülkelerde yasa dışıdır). Bu tür sapkınlıklar genellikle cezai yaptırımlarla karşılaşır.

Gayriresmi Sapkınlık (Sosyal Normlara Aykırılık): Yasal olmayan ancak toplumsal normlara uymayan davranışlar. Örnekler:Toplum içinde uygunsuz giyinme veya kaba davranışlar.

Toplumsal cinsiyet normlarına aykırı davranışlar (örneğin, bazı kültürlerde erkeklerin makyaj yapması). Bu tür davranışlar genellikle sosyal dışlanma veya kınama ile sonuçlanır.

Pozitif Sapkınlık: Toplumun normlarına aykırı ancak olumlu veya yenilikçi kabul edilen davranışlar. Örneğin, toplumsal değişimi savunan aktivistler (örneğin, sivil haklar hareketi liderleri). Bu tür sapkınlıklar, başlangıçta yadırgansa da uzun vadede toplum tarafından kabul görebilir.

Kültürel ve Bağlamsal Sapkınlık: Bir toplumda normal olan bir davranışın başka bir toplumda sapkın sayılması. Örneğin, bazı kültürlerde çok eşlilik normaldir, bazılarında ise yasaktır. Alkol tüketimi bazı toplumlarda sosyal bir normken, bazılarında tabu olabilir.

Bireysel ve Grup Sapkınlığı:

Bireysel Sapkınlık: Tek bir kişinin normları ihlal etmesi (örneğin, birinin toplum içinde yalınayak gezmesi).
Grup Sapkınlığı: Bir topluluğun veya alt kültürün normlara aykırı davranışları benimsemesi (örneğin, bazı alt kültürlerde piercing veya dövmeler).

Sapkınlık, zaman ve mekana göre değişir. Örneğin, eşcinsellik geçmişte birçok toplumda sapkın kabul edilirken, günümüzde birçok yerde normalleşmiştir.

Paylaşın

Ego Ölümü Nedir?

Ego ölümü, bireyin benlik algısının (ego) geçici olarak çözülmesi veya tamamen ortadan kalkması olarak tanımlanan manevi, psikolojik veya felsefi bir deneyimdir.

Haber Merkezi / Bu durum, kişinin kendisini ayrı bir varlık olarak algılama hissinin kaybolması ve evrenle, diğer varlıklarla ya da daha büyük bir bütünle birleşme hissinin yaşanmasıyla karakterizedir.

Genellikle meditasyon, psikedelik maddeler, derin manevi deneyimler veya yoğun psikolojik süreçler sırasında ortaya çıkabilir.

Ego Ölümünün Temel Özellikleri:

Benlik Kaybı: Kişi, bireysel kimliğinin sınırlarının eridiğini hisseder; “ben” kavramı önemini yitirir.
Birlik Hissi: Evrenle, doğayla veya ilahi bir varlıkla tam bir bağlantı hissi yaşanabilir.
Zaman ve Mekânın Kaybı: Zaman algısı değişebilir veya tamamen kaybolabilir.
Yoğun Duygusal Deneyim: Bazen korku, bazen de derin bir huzur veya sevgi hissi eşlik edebilir.

Ego Ölümünün Bağlamları:

Maneviyat: Mistik geleneklerde (örneğin, Budizm, Hinduizm, Sufizm) ego ölümü, aydınlanma veya hakikate ulaşma yolunda önemli bir adım olarak görülür.
Psikedelik Deneyimler: LSD, psilosibin gibi maddeler bu deneyimi tetikleyebilir.
Psikoloji: Bazı terapötik süreçlerde, kişinin egosunu sorgulaması ve yeniden yapılandırması hedeflenebilir.

Sonuç olarak; Ego ölümü, kişide derin bir dönüşüm yaratabilir; dünyaya, kendine ve başkalarına bakış açısını değiştirebilir. Ancak bu deneyim, herkes için farklı anlamlar taşır ve bazen zorlayıcı olabilir.

Paylaşın

Filon Kimdir? Teorik Çalışmaları

MÖ 25 yılında İskenderiye’de dünyaya gelen Filon (Philon), MS 50 yılında yine İskenderiye’de hayatını kaybetmiştir. Filon, Helenistik Yahudilik’in en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilir.

Haber Merkezi / Yunan felsefesi ile Yahudi inancını birleştirme çabasıyla tanınan Filon’un anadili Yunanca olup Tevrat’ın Yunanca çevirisi Septuagint’i temel almıştır. Roma İmparatoru Caligula’ya İskenderiye Yahudileri adına bir heyetle gönderilmesi, onun toplumsal etkisini gösterir.

Filon’un Teorik Çalışmaları:

Yunan Felsefesi ile Yahudi İnancının Birleşimi: Filon, Platon’un felsefesini Yahudi teolojisiyle uzlaştırmaya çalışmıştır. Tevrat’ın Yunan felsefesiyle özdeş olduğunu savunmuş, kutsal metinleri Platon’un idealar öğretisi ışığında alegorik olarak yorumlamıştır.

Ona göre, Platon’un ideaları, Tanrı’nın düşünceleri (logos) olup, Tanrı tarafından yaratılmıştır; bu, Platon’un ideaların önsüz-sonsuz olduğu görüşünden ayrılır.

Tanrı ve Logos Kavramı: Filon’a göre Tanrı, mutlak, her şeyin nedeni ve en yetkin varlıktır; belirli bir yerde bulunmaz ve insan aklıyla tam olarak kavranamaz.

Logos, Tanrı’nın evreni yaratmada kullandığı aracıdır; kaostan düzeni (kosmos) oluşturur. Logos, Tanrı’nın düşünceleriyle ideaları var eden ilahi akıldır. İnsan, özellikle “model insan” Adam, logosun niteliklerini taşır.

Ruh ve Ahlak: Filon, ruhun ölümsüzlüğüne inanır ve ruhun ölümünün simgesel olduğunu düşünür. Ona göre bilge kişi, alçakgönüllülük, azla yetinme ve Tanrı’ya adanmışlık yoluyla ahlaki bir yaşam sürmelidir.

Tanrısal özü kavramak için derin düşünce ve içe kapanış gerekir; bu, Tanrı’nın ilahi kayrasıyla mümkün olur. Filon, ahlakın temelini “bilimsel sevgi” olarak tanımlar; bu, evreni ve Tanrı’yı anlamaya yönelik derin bir ilgidir.

Alegorik Yorum ve Gizemcilik: Filon, kutsal metinlerin yüzeysel anlamlarının ötesinde gizli anlamlar taşıdığını savunur. Simgesel yorum yöntemiyle, Tevrat’taki olayları ve kuralları felsefi ve ahlaki ilkelerle açıklar. Bu yaklaşımı, felsefesine gizemci bir boyut katar ve kutsal yazıların us ilkeleriyle uyumlu olduğunu öne sürer.

Filon’un Etkileri:

Filon’un çalışmaları, Yeni Platonculuk ve erken Hıristiyan düşüncesini derinden etkilemiştir. Tanrıbilimin kurucularından biri olarak görülür; özellikle Orta Çağ’da Platoncu düşünürler üzerinde etkili olmuştur. Yahudi inancını Yunan felsefesiyle birleştirme çabası, felsefe ve din arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamıştır.

Paylaşın

Yönetimsel Alan Nedir? Amacı

Yönetimsel Alan, belirli bir kuruluş içindeki ağ kaynaklarının tek bir kuruluş veya yönetici tarafından yönetilip denetlendiği bir topluluğu ifade eder. Güvenlik, politikalar ve yönetim kontrolü açısından sınırlar belirler.

Haber Merkezi / Bu düzenleme, yöneticilerin tüm alan genelinde tutarlı ağ protokolleri ve güvenlik önlemlerini uygulayıp sürdürmelerine olanak tanır.

Yönetimsel Alan, teknoloji dünyasında, özellikle iletişim ağları ve sistem yönetiminde kritik bir unsur olarak hizmet vermektedir. Yönetimsel alanın temel amacı, bir kuruluş veya ağ bağlantılı sistemler grubu içinde net bir çerçeve sağlamak ve kontrol ve yönetimi belirlemektir.

Bu, bir kuruluşun ağını ve kaynaklarını diğerininkinden ayıran, ağ kaynaklarının etkin bir şekilde kontrol ve yönetimini sağlayan, tanımlanmış bir sınır oluşturarak sağlanır. Bu net ayrımı oluşturarak, kuruluşlar kendi etki alanları içinde sistemlerinin, kullanıcılarının ve hizmetlerinin özel gereksinimlerini hedefleyen kendi politika, prosedür ve güvenlik önlemlerini geliştirip uygulayabilirler.

Ayrıca, alan adı yetkinin merkezden dağıtılmasına olanak tanıyarak, kuruluşlara ağlarını kendi özel ihtiyaç ve hedeflerine göre yönetmeleri için özerklik ve esneklik sağlar. Uygulamada, Yönetim Alanları çeşitli ölçek ve yapılarda bulunabilir; bir şirket içindeki tek bir departmandan küresel bir kurumsal ağa veya hatta bölgesel internet servis sağlayıcılarına (İSS) kadar. Bir kuruluş içinde yönetim alanı, yönlendirme, anahtarlama ve adresleme gibi temel ağ hizmetlerini yöneterek, sürdürerek ve dağıtarak iletişim sürecini kolaylaştırır.

İSS’ler arasında, üzerinde anlaşılan protokoller aracılığıyla bilgi koordinasyonuna ve alışverişine yardımcı olarak, çeşitli alt ağlar ve daha büyük ağ sistemleri arasında kesintisiz iletişimi sağlar. Bir yönetim alanının oluşturulması ve doğru şekilde yönetilmesi, ağ altyapısının genel güvenliğine, optimizasyonuna ve güvenilirliğine katkıda bulunarak, kuruluşların verimli ve etkili bir iletişim temeli oluşturmasına olanak tanır.

Yönetimsel Alan hakkında sıkça sorulan sorular:

Yönetimsel Alanın amacı nedir?

Yönetim Alanının amacı, bir kuruluşun çok sayıda cihaz ve ağı verimli ve güvenli bir şekilde yönetmesini ve bakımını yapmasını sağlamaktır. Merkezi bir yönetim otoritesi oluşturarak yönetim sürecini basitleştirir, güvenlik politikalarının ve yapılandırma ayarlarının uygulanmasında tekdüzelik sağlar ve ağın genel güvenilirliğini ve performansını artırır.

Yönetimsel Alan, Ağ Alanından nasıl farklıdır?

Yönetimsel Alan, tek bir yetkili tarafından yönetilen bir ağ cihazları ve sistemleri topluluğunu ifade ederken, Ağ Alanı, ortak bir ad alanı ve iletişim kurallarını paylaşan bir bilgisayar ve cihaz grubunu ifade eder. Yönetimsel Alan genellikle birden fazla Ağ Alanını kapsar ve her Ağ Alanı, merkezi yönetim otoritesi tarafından yönetilirken bağımsız olarak çalışabilir.

Yönetimsel Alan Adına sahip olmanın faydaları nelerdir?

Yönetimsel Alan’a sahip olmanın, merkezi yönetim ve kontrol, gelişmiş ağ güvenliği ve artan verimlilik gibi birçok avantajı vardır. Ağ cihazlarını merkezi olarak yönetmek, daha akıcı süreçler, daha iyi izleme ve daha etkili sorun giderme sağlar. Tek tip güvenlik politikaları belirlemek, yetkisiz erişimi önlemeye ve güvenlik ihlali riskini azaltmaya yardımcı olur. Ayrıca, bir Yönetimsel Alan’a sahip olmak, ağın genel performansını ve güvenilirliğini artırmaya yardımcı olabilir.

Yönetimsel Alanın yönetiminden kim sorumludur?

Bir Yönetim Alanı’nı yönetmekten sorumlu kişi veya kuruluşa genellikle ağ yöneticisi veya sistem yöneticisi denir. Yönetim Alanı içindeki cihaz ve ağların kurulumu, yapılandırılması, bakımı ve sorun gidermesinden sorumludurlar. Bu, ağın sağlığını ve performansını izlemeyi, güvenlik politikalarını uygulamayı ve alan içindeki tüm cihazların sorunsuz çalışmasını sağlamayı içerir.

Paylaşın

Adobe Acrobat Nedir, Tüm İşletim Sistemleriyle Uyumlu Mu?

Adobe Acrobat, Taşınabilir Belge Biçimi’ndeki (PDF) dosyaların görüntülenmesini, oluşturulmasını, işlenmesini ve yönetilmesini kolaylaştıran, yaygın olarak kullanılan bir yazılım uygulamasıdır.

Haber Merkezi / Adobe Systems tarafından geliştirilen temel araçlardan biri olarak, neredeyse “PDF” terimiyle eşanlamlı hale gelmiş ve birçok farklı türdeki belgeyi bu standart biçime dönüştürme becerisiyle tanınmaktadır. PDF’ler, bireysel kullanıcıların kullanabileceği sistem veya yazılımdan bağımsız olarak, tutarlı biçimleri, yazı tiplerini, grafikleri ve diğer belge özelliklerini koruyabilme yetenekleri nedeniyle değerlidir.

Adobe Acrobat yalnızca PDF dosyalarını okumakla sınırlı değildir; çeşitli amaçlar için kullanılan zengin bir özellik yelpazesine sahiptir. Kullanıcıların PDF dosyalarına metin düzenlemesine, not eklemesine, bilgileri düzenlemesine ve imza eklemesine olanak tanıyarak belgenin kullanılabilirliğini ve etkileşimliliğini artırır. İş profesyonelleri genellikle kağıt belgeleri elektronik sürümlere dönüştürmek için Acrobat’ı kullanır; bu da bu belgelerin dijital ortamda arşivlenmesini, dağıtılmasını ve erişilmesini kolaylaştırır.

Acrobat ayrıca PDF’leri düzenlenebilir Word veya Excel belgelerine geri dönüştürebilir. Kullanıcının bilgisayarında doldurulabilen formlar oluşturulmasına kadar uzanan kullanışlılığı sayesinde veri toplama ve işleme süreçlerini kolaylaştırmaktadır.

Adobe Acrobat hakkında sıkça sorulan sorular:

Adobe Reader ile Adobe Acrobat arasındaki fark nedir?

Adobe Reader, PDF dosyalarını görüntülemenizi sağlayan ücretsiz bir programdır; Adobe Acrobat ise PDF dosyaları oluşturma, düzenleme, dönüştürme, dijital olarak imzalama, şifreleme ve dışa aktarma gibi gelişmiş özellikler içeren ücretli bir sürümdür.

Adobe Acrobat mobil cihazlarda kullanılabilir mi?

Evet, Adobe Acrobat Reader mobil uygulaması iOS ve Android cihazlar için mevcuttur. Telefonunuzdan veya tabletinizden PDF’leri görüntülemenizi, açıklama eklemenizi ve imzalamanızı sağlar.

Adobe Acrobat kullanarak bir belgeyi PDF’ye nasıl dönüştürebilirim?

Adobe Acrobat, “PDF Oluştur” seçeneğini belirleyip ardından dönüştürmek istediğiniz dosyayı seçerek belgeleri kolayca PDF’ye dönüştürmenizi sağlar.

Adobe Acrobat tüm işletim sistemleriyle uyumlu mudur?

Adobe Acrobat, Windows ve MacOS ile uyumludur. Adobe Acrobat Reader mobil uygulaması ayrıca iOS ve Android ile de uyumludur.

Adobe Acrobat kullanarak bir PDF dosyasını düzenleyebilir miyim?

Evet, Adobe Acrobat’ın temel özelliklerinden biri PDF dosyalarını düzenleyebilme özelliğidir. Metin, resim, açıklama ve daha fazlasını eklemenize olanak tanır.

Adobe Acrobat işletmeler için uygun mudur?

Kesinlikle. Adobe Acrobat, etkileşimli formlar oluşturma, güvenli belge paylaşımı ve toplu işleme gibi çok sayıda işletme odaklı özelliğe sahiptir.

Adobe Acrobat birden fazla dili destekliyor mu?

Evet, Adobe Acrobat çeşitli dilleri destekler. Tercih ettiğiniz dili kurulum sırasında seçebilir veya daha sonra uygulama ayarlarından değiştirebilirsiniz.

Adobe Acrobat ne sıklıkla güncellenir?

Adobe, Adobe Acrobat için düzenli olarak güncellemeler yayınlar. Bu güncellemeler genellikle yeni özellikler, güvenlik geliştirmeleri ve hata düzeltmeleri içerir.

Adobe Acrobat için nasıl destek alabilirim?

Adobe Acrobat desteği, Adobe web sitesi aracılığıyla sağlanmaktadır. Yardım belgeleri, topluluk forumları ve doğrudan müşteri desteği gibi çeşitli destek biçimleri sunarlar.

Paylaşın

Adobe AIR Nedir? Faydaları

Adobe AIR (Adobe Integrated Runtime), Adobe Systems tarafından geliştirilen platformlar arası bir çalışma zamanı ortamıdır. Geliştiricilerin Flash, Flex ve ActionScript gibi Adobe teknolojilerini kullanarak zengin internet uygulamaları (RIA’lar) oluşturmalarına olanak tanır.

Haber Merkezi / Bu RIA’lar, web tarayıcılarının dışında bağımsız uygulamalar olarak Windows, macOS ve Android dahil olmak üzere çeşitli işletim sistemlerinde çalıştırılabilir.

Daha önce Adobe Integrated Runtime olarak bilinen Adobe AIR, Adobe Systems tarafından geliştirilen ve geleneksel bir web tarayıcısının kısıtlamalarının dışında zengin İnternet uygulamaları (RIA’lar) oluşturmak ve dağıtmak için tasarlanmış, platformlar arası bir çalışma zamanı ortamıdır.

Adobe AIR’in temel amacı, geliştiricilere Adobe Animate, Adobe Flash ve Apache Flex gibi halihazırda aşina oldukları araçları kullanarak Windows, macOS, Android ve iOS dahil olmak üzere çeşitli platformlarda gelişmiş uygulamalar oluşturma ve sürdürme esnekliği sağlamaktır.

Bu güçlü entegrasyon, üstün bir kullanıcı deneyimi sunan uygulamaların sorunsuz bir şekilde oluşturulmasını sağlar ve animasyon, ses ve video gibi zengin multimedya içeriklerini görsel olarak çekici ve kullanımı kolay bir arayüzde bir araya getirir. Adobe AIR, geliştiricilerin mevcut becerilerini ve kod tabanlarını kullanarak geliştirme süreçlerini kolaylaştırmalarına ve yeni platform veya dillerin öğrenme eğrisiyle ilişkili maliyetleri azaltmalarına olanak tanır.

Sonuç olarak, şirketler modern kullanıcıların sürekli artan taleplerini karşılamak için son derece etkileşimli, güvenilir ve güçlü uygulamalar tasarlamaya odaklanabilirler. Ayrıca, Adobe AIR uygulamaları popüler uygulama mağazaları veya web üzerinden dağıtılabilir, daha geniş bir kitleye ulaşabilir ve daha kolay güncelleme, destek ve bakım olanağı sağlayabilir.

Genel olarak Adobe AIR, geliştiricilerin ve işletmelerin, birden fazla cihaz ve platformda kullanıcı deneyimlerini zenginleştiren etkileyici ve ilgi çekici uygulamalar sunmalarına yardımcı olmakta önemli bir rol oynamaktadır.

Adobe AIR hakkında sıkça sorulan sorular:

Adobe AIR kullanmanın faydaları nelerdir?

Adobe AIR, tek bir kod tabanıyla birden fazla platformda çalışan uygulamalar oluşturma yeteneği, çevrimdışı kullanım desteği ve 2B ve 3B grafikler, ses, video ve kamera veya GPS gibi cihaza özgü yeteneklere erişim gibi geniş yelpazede kullanılabilir özellikler de dahil olmak üzere hem geliştiricilere hem de son kullanıcılara çeşitli avantajlar sunar.

Adobe AIR’ı kullanmaya nasıl başlayabilirim?

Adobe AIR’i kullanmaya başlamak için öncelikle Adobe AIR SDK’sını (Yazılım Geliştirme Kiti) indirip yüklemeniz gerekir. Ardından, Adobe Flash Builder, Animate veya tercih ettiğiniz bir metin düzenleyici gibi bir Entegre Geliştirme Ortamı (IDE) kullanarak kodunuzu yazabilirsiniz. Ayrıca, çeşitli eğitimler, belgeler ve çevrimiçi kaynaklar aracılığıyla Adobe AIR kullanımının temellerini de öğrenebilirsiniz.

Adobe AIR hala destekleniyor mu?

Adobe, Haziran 2019 itibarıyla Adobe AIR desteğinin sona erdiğini resmen duyurdu. Ancak o tarihten bu yana AIR’in geliştirilmesi, dağıtımı ve desteği Samsung’un bir yan kuruluşu olan HARMAN tarafından üstlenildi. Bu, Adobe artık ana geliştirici olmasa da AIR’in HARMAN tarafından aktif olarak desteklenip sürdürüldüğü anlamına geliyor.

Adobe AIR’in geliştirilmesinde HARMAN’ın rolü nedir?

Samsung Electronics’in yüzde yüz iştiraki olan HARMAN, Adobe AIR’in sürekli geliştirilmesinden, dağıtımından ve desteğinden sorumludur. Geliştirici topluluğuyla yakın bir şekilde çalışarak AIR için güncellemeler, hata düzeltmeleri ve ek özellikler sunarak, AIR’in platformlar arası uygulamalar oluşturmak için geçerli bir seçenek olmaya devam etmesini sağlar.

Paylaşın