Çevik Retrospektif Nedir? Faydaları

Çevik Retrospektif, günümüzün hızlı tempolu teknoloji ortamında sürekli iyileştirme ve uyum sağlamak için kullanılan Çevik metodolojisinin önemli bir unsurudur.

Haber Merkezi / Çevik Retrospektifin temel amacı, Çevik ekiplerin iş süreçlerini gözden geçirip, genellikle sprint olarak adlandırılan belirli bir proje yinelemesindeki güçlü ve zayıf yönlerini belirlemeleri için özel bir platform sağlamaktır.

Özünde, belirli bir projenin nasıl ilerlediğini değerlendirmek ve analiz etmek için tasarlanmış, ekip üyelerinin deneyimlerinden ders çıkarıp gelişmelerine, etkili iş birliğini geliştirmelerine ve daha iyi bir genel performans sağlamak için sonraki sprintleri kolaylaştırmalarına olanak tanıyan iş birliğine dayalı bir uygulamadır. Çevik Retrospektifin yalnızca sorunları tespit etmekle ilgili olmadığını, aynı zamanda gelecekte tekrarlanabilecek başarıları ve en iyi uygulamaları da vurguladığını belirtmekte fayda var.

Ekipler, açık ve yapıcı tartışmalara katılarak başarılarını kutlayabilir, sorunların temel nedenlerini anlayabilir ve iş akışlarını optimize etmek için uygulanabilir stratejiler geliştirebilirler. Bu yinelemeli öğrenme süreci, ekipleri sürekli olarak gelişmeye teşvik ederek yeni ve karmaşık zorluklarla daha verimli bir şekilde başa çıkmalarını sağlar.

Sonuç olarak, Agile Retrospektifler açık iletişim ve sürekli iyileştirme kültürünü teşvik ederek, ekiplerin müşterilerine daha kaliteli ürün ve hizmetler sunmalarını sağlarken, aynı zamanda ekip üyeleri için iş tatmini ve kişisel gelişim sağlar.

Çevik Retrospektif hakkında sıkça sorulan sorular:

Çevik Retrospektiflerin faydaları nelerdir?

Çevik Retrospektifler, gelişmiş ekip iletişimi, artan öğrenme ve etkili uygulamaların belirlenmesi de dahil olmak üzere birçok fayda sağlar. Ayrıca, ekip üyelerinin karşılaştığı engelleri veya zorlukları belirlemeye ve ele almaya yardımcı olur, ekip içinde sürekli iyileştirme ve uyumu teşvik eder.

Çevik Retrospektif’e kimler katılmalıdır?

Sprint’e dahil olan tüm ekip üyeleri, geliştiriciler, test uzmanları, tasarımcılar ve sprint hedeflerine katkıda bulunan diğer paydaşlar dahil olmak üzere bir Çevik Retrospektif’e katılmalıdır. Scrum Master genellikle oturumu yönetir ve Ürün Sahibi geri bildirim sağlamak ve tartışmaya katkıda bulunmak için sıklıkla orada bulunur.

Çevik Retrospektif ne kadar sürmelidir?

Çevik Retrospektifin uzunluğu, ekibin büyüklüğüne ve sprintin süresine bağlı olarak değişebilir. Retrospektifler genellikle iki haftalık bir sprint için yaklaşık 1,5 saat, dört haftalık bir sprint için ise 3 saat sürmelidir. Ancak ekip, herkesin acele etmeden verimli bir tartışma yapabileceği bir zamanı hedeflemelidir.

Yaygın Çevik Retrospektif faaliyetleri nelerdir?

Çevik Retrospektifler sırasında ekiplerin iletişimi ve düşünmeyi teşvik etmek için kullanabileceği çok sayıda etkinlik vardır. Bunlardan en popüler olanları arasında Başla-Dur-Devam Et, Nokta Oylaması, Yelkenli, Çılgın-Üzgün-Memnun ve Dört L (Beğenilen, Öğrenilen, Eksikliği Gidilen, Özlenen) yer alır. Bu etkinlikler ekibin ihtiyaç ve tercihlerine göre uyarlanabilir ve zaman içinde çeşitlilik ve etkileşimi korumak için dönüşümlü olarak kullanılabilir.

Paylaşın

Çevik Mimarlık Nedir? Temel Prensipleri

Çevik Mimari, artımlı geliştirme ve sürekli iyileştirmeye öncelik veren yazılım sistemleri ve uygulamaları tasarlamak için esnek ve duyarlı bir yaklaşımı ifade eder.

Haber Merkezi / Değişen iş ihtiyaçlarını destekleyen ve çevik geliştirme sürecini mümkün kılan uyarlanabilir tasarım ilkelerinin kullanılmasını içerir. Bu yaklaşım, iş birliğini, uyarlanabilirliği ve sistemin bütünlüğünden veya işlevselliğinden ödün vermeden mimari bileşenleri değiştirme ve geliştirme yeteneğini teşvik eder.

Çevik Mimari, modern yazılım geliştirmenin hızlı tempolu ve sürekli değişen taleplerini karşılamada kritik bir rol oynar. Bu yaklaşımın amacı, değişen koşullara uyum sağlamayı, esnekliği ve hızlı tepkileri destekleyen bir mimari çerçeve oluşturmaktır. İş ortamı, teknoloji ortamı ve müşteri ihtiyaçları sürekli olarak geliştikçe, Çevik Mimari, kuruluşların yazılım çözümlerinin yeni gereksinimlere göre güncellenip uyarlanabilmesini sağlar.

Bu yaklaşım, yalnızca yüksek kaliteli yazılım sunumunu desteklemekle kalmaz, aynı zamanda geliştirme çabalarını temel iş hedefleriyle uyumlu hale getirir. Çevik Mimari’nin özünde iş birliği, sürekli iyileştirme ve yinelemeli ilerleme ilkeleri yer alır. Modüler ve uyarlanabilir bir tasarımı benimseyen bu mimari paradigma, yazılım geliştirme ekiplerinin özellikleri aşamalı olarak oluşturmasına, test etmesine ve dağıtmasına olanak tanır.

Bu da, kuruluşların müşterilerine işlevsel çözümler sunmalarını hızlandırarak, sundukları hizmetlerin güncel ve rekabetçi kalmasını sağlar. Ayrıca, Çevik Mimari, paydaşlarla sürekli bir geri bildirim döngüsünün önemini vurgulayarak, sistemdeki sorunların veya darboğazların hızla tespit edilip çözülmesini sağlar. Bu iş birliğine dayalı yaklaşım, ürün geliştirme yaşam döngüsünün iyileştirilmesine ve yazılımın ortaya çıkan zorluklar ve fırsatlar karşısında sağlam kalmasını sağlar.

Çevik Mimari hakkında sıkça sorulan sorular:

Çevik Mimarlık ve Çevik Geliştirme arasında nasıl bir ilişki vardır?

Çevik Mimarlık ve Çevik Geliştirme, hızlı bir şekilde çalışan çözümler sunmaya ve değişen gereksinimlere uyum sağlamaya odaklanarak aynı temel değerleri paylaşır. Çevik Mimarlık, yazılım mimarisini Çevik Geliştirme uygulamalarıyla uyumlu hale getirmek için yönergeler ve yapı sağlar ve sistem tasarımının yaşam döngüsü boyunca uyarlanabilir ve yönetilebilir kalmasını sağlar.

Çevik Mimari’nin temel prensipleri nelerdir?

Çevik Mimari’nin temel ilkeleri şunlardır: yinelemeli ve artımlı tasarım, evrimsel mimari, basitlik, sürdürülebilirlik, iş birliği ve ortaya çıkış. Bu ilkeler, bir sistem tasarımında uyarlanabilirlik ve esnekliğin önemini vurgulayarak, yeni gereksinimler için kolayca geliştirilebilen veya yeniden yapılandırılabilen çözümlere daha fazla değer verir.

Çevik Mimarlık değişen gereksinimleri nasıl ele alır?

Çevik Mimari, tek tek bileşenlerin kolayca yeniden yapılandırılmasına veya değiştirilmesine olanak tanıyan modüler, bağımsız tasarımların kullanımını vurgulayarak değişen gereksinimleri destekler. Kuruluşun mevcut ihtiyaçlarını karşılamaya ve ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara uyum sağlamaya odaklanarak, Çevik Mimari, işletmeyle birlikte büyüyüp gelişebilen sistemler oluşturulmasına yardımcı olur.

Çevik Mimari’yi benimsemenin faydaları nelerdir?

Çevik Mimari’yi benimsemenin faydaları arasında müşterilere daha hızlı değer sunumu, ekipler arasında gelişmiş iş birliği, değişen piyasa koşullarına daha iyi uyum sağlama ve daha sürdürülebilir sistemler yer alır. Gelişen teknolojilere ve piyasa taleplerine hızlı yanıt verebilmelerini sağlayarak kuruluşların rakiplerinin önünde kalmalarına yardımcı olur.

Paylaşın

Çevik Uygulama Yaşam Döngüsü Yönetimi (ALM) Nedir?

Çevik Uygulama Yaşam Döngüsü Yönetimi (ALM), bir uygulamanın geliştirme süreci boyunca iş birliğini, uyarlanabilirliği ve sürekli iyileştirmeyi vurgulayan bir metodolojidir.

Haber Merkezi / Şelale gibi geleneksel ardışık geliştirme modellerinin aksine, yinelemeli ilerlemeyi, esnekliği ve müşteri geri bildirimlerini önceliklendirir. Çevik ALM’nin amacı, yazılımın daha hızlı, verimli ve daha yüksek kalitede geliştirilip sunulmasını sağlamaktır.

Çevik Uygulama Yaşam Döngüsü Yönetimi (ALM), yüksek kaliteli yazılım uygulamalarının planlanmasını, geliştirilmesini, sunulmasını ve bakımını etkili bir şekilde yönetmek için kapsamlı bir yaklaşım sunar. Çevik ALM’nin temel amacı, işlevler arası ekipler arasında üstün iş birliği ve iletişimi kolaylaştırarak, değişen gereksinimlere daha iyi uyum sağlamalarını ve son kullanıcılara daha hızlı ve yüksek değerli özellikler sunmalarını sağlamaktır.

Çevik ALM, yinelemeli ve artımlı geliştirme süreçlerini kullanarak kuruluşların duyarlı, esnek ve yazılım ürünlerini sürekli geliştirebilen bir yapıya sahip olmalarına yardımcı olur. Bu da, işletmelerin müşterilerinin sürekli değişen ihtiyaçlarına ayak uydurmalarını ve pazarda rekabet avantajı sağlamalarını sağlar.

Ayrıca, Agile ALM, gereksinim toplama, tasarım, uygulama, test ve dağıtım dahil olmak üzere uygulama yaşam döngüsünün çeşitli aşamalarını kolaylaştırarak yazılım geliştirme ekiplerine rehberlik eder ve destek sağlar . Bu sayede, ekibin zamanında işlevsel bir ürün sunmaya odaklanması ve müşterilerin kritik ihtiyaçlarını karşılaması sağlanır.

Çevik ALM araçları ve uygulamaları, geliştirme ekiplerinin darboğazları ortadan kaldırmasına, kaynak tahsisini optimize etmesine ve hızlı ayarlamalar için sürekli bir geri bildirim döngüsü oluşturmasına olanak tanır. Sonuç olarak, Çevik Uygulama Yaşam Döngüsü Yönetimi, genel yazılım geliştirme sürecini optimize eder ve gelişmiş iş birliği, uyarlanabilirlik ve verimlilik yoluyla somut sonuçlar elde edilmesini sağlayarak müşteri beklentilerini sürekli olarak aşar ve işletme büyümesini destekler.

Çevik Uygulama Yaşam Döngüsü Yönetimi hakkında sıkça sorulan sorular:

Agile ALM, geleneksel ALM’den nasıl farklıdır?

Geleneksel ALM uzun vadeli planlamaya ve katı süreçlere odaklanırken, Çevik ALM yinelemeli ve artımlı geliştirme yaklaşımını benimseyerek iş birliğini, uyumluluğu ve sürekli iyileştirmeyi vurgular. Çevik ALM, proje ekiplerinin planlarını hızla uyarlamalarına ve ayarlamalarına olanak tanır ve müşterilere geleneksel ALM yaklaşımlarından daha hızlı ve daha verimli bir şekilde değer sunar.

Çevik ALM’nin temel bileşenleri nelerdir?

Çevik ALM, çevik metodolojiler, yinelemeli geliştirme döngüleri, sürekli entegrasyon, yazılım yapılandırma yönetimi, sürüm kontrolü, otomatik test, performans izleme ve iş birliğini, iletişimi ve karar almayı optimize etmek için proje yönetimi araçları gibi birçok unsuru içerir.

Modern yazılım geliştirme için Agile ALM neden önemlidir?

Çevik ALM, kuruluşların değişen piyasa koşullarına ve müşteri ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt vermesini sağladığı için modern yazılım geliştirme için hayati önem taşır. İş birliğini ve esnekliği vurgulayan Çevik ALM, yazılım ekiplerinin sürekli geri bildirim alarak ve ürünü kullanıcı ihtiyaç ve önceliklerine göre iyileştirerek yüksek kaliteli ürünleri kademeli olarak sunmalarına yardımcı olur.

ALM ile hangi Agile metodolojileri kullanılabilir?

Scrum, Kanban, Extreme Programming (XP), Feature-Driven Development (FDD), Dynamic Systems Development Method (DSDM) ve Lean Software Development dahil olmak üzere Agile ALM’ye entegre edilebilen çeşitli Agile metodolojileri mevcuttur. Her metodolojinin kendine özgü güçlü yanları vardır ve belirli bir projeye veya kurumsal ihtiyaçlara uyacak şekilde birleştirilebilir veya özelleştirilebilir.

Paylaşın

Türkiye’de Kiralar Bir Yılda Yüzde 66 Arttı

2024 yılının üçüncü çeyreğinde 954,5 olan Türkiye kira endeksi, 2025’in üçüncü çeyreğinde 1.588 puana yükseldi. Bu, 12 aylık sürede Türkiye’de kira fiyatlarının yüzde 66,4 oranında arttığını gösteriyor.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), 2025 yılının üçüncü çeyreğine ilişkin kira fiyat endeksini yayımladı. 2015 yılını 100 baz puan kabul eden sisteme göre hazırlanan veriler, Türkiye’de kira fiyatlarının son bir yılda keskin bir artış gösterdiğini ortaya koydu.

2024 yılının aynı döneminde 954,5 olan Türkiye kira endeksi, 2025’in üçüncü çeyreğinde 1.588 puana yükseldi. Bu veriler, yalnızca 12 aylık sürede Türkiye’de kira fiyatlarının yüzde 66,4 oranında arttığını gösteriyor.

Aynı dönemde OECD genelinde kira artışı çok daha sınırlı kaldı. 2024’ün üçüncü çeyreğinde 141 olan OECD ortalaması, 2025’in aynı döneminde 149,8’e çıktı. Bu da OECD ülkeleri genelinde kira fiyatlarının yüzde 6,2 oranında arttığını ortaya koyuyor.

OECD’ye üye ülkeler arasında Türkiye, kira fiyatlarının en fazla arttığı ülke oldu. 2025’in üçüncü çeyreğinde Türkiye’yi izleyen ülkeler arasında Macaristan (204,6), Litvanya (184,1) ve İzlanda (177,7) yer aldı. Ancak bu ülkelerin endeks değerleri bile 200 puanın altında kalırken, Türkiye’nin değeri 1.500 seviyesini aşarak istatistiksel olarak uç bir noktaya ulaştı.

Kira endeksindeki bu seviye, Türkiye’de kiraların 2015 yılına göre yüzde 1.488 oranında arttığını ortaya koyuyor. OECD ortalamasında aynı dönem için artış sadece yüzde 49,8 düzeyinde gerçekleşti.

Türkiye’de son yıllarda konut maliyetlerindeki genel artışa paralel şekilde seyreden kira artışları, özellikle büyükşehirlerde barınma sorununu daha da derinleştiriyor. Geliri sınırlı kesimlerin kent merkezlerinden dışlanması, üniversite öğrencilerinin barınacak yer bulmakta zorlanması ve tek maaşla geçinen ailelerin taşınabilir ev bulamaması gibi sorunlar, giderek daha görünür hale geliyor.

2024-2025 arasında yaşanan kira artış hızının, OECD ortalamasının yaklaşık 11 katı olması, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal açıdan da ciddi bir ayrışmaya işaret ediyor.

(Kaynak: Karar)

Paylaşın

Folik Asit Eksikliği Depresyona Neden Olabilir Mi?

Folik asit, sinir sistemi sağlığı ve nörotransmitterlerin sentezi için önemlidir. Eksikliği, nörotransmitterlerin üretimini etkileyebilir ve bu da depresyon belirtilerine yol açabilir.

Haber Merkezi / Araştırmalar, folik asit eksikliği olan bireylerde depresyon riskinin artabileceğini ve folik asit takviyesinin bazı hastalarda depresyon tedavisine yardımcı olabileceğini göstermektedir.

Ancak, depresyonun nedenleri çok yönlüdür ve folik asit eksikliği tek başına bir sebep olmayabilir.

Folik asit (folat veya B9 vitamini) eksikliğinin başlıca nedenleri:

Yetersiz Beslenme: Folat açısından zengin gıdaların (yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller, tam tahıllar, yumurta, karaciğer) az tüketilmesi.

Emilim Bozuklukları: Çölyak hastalığı, Crohn hastalığı veya bağırsak cerrahisi gibi durumlar folat emilimini azaltabilir.

Artan İhtiyaç: Hamilelik, emzirme, hızlı büyüme dönemleri (çocukluk, ergenlik) veya kanser gibi durumlarda vücudun folat ihtiyacı artar.

İlaçlar: Metotreksat, bazı antiepileptik ilaçlar (ör. fenitoin) veya sülfasalazin gibi ilaçlar folat metabolizmasını etkileyebilir.

Alkol Tüketimi: Aşırı alkol tüketimi folat emilimini ve metabolizmasını bozabilir.

Sigara Kullanımı: Sigara, folat metabolizmasını olumsuz etkileyebilir.

Genetik Faktörler: MTHFR gen mutasyonları gibi genetik durumlar folatın vücutta kullanımını zorlaştırabilir.

B12 Vitamini Eksikliği: B12 eksikliği, folat metabolizmasını etkileyerek dolaylı olarak folik asit eksikliğine yol açabilir.

Eksiklik belirtileri (yorgunluk, halsizlik, anemi, sinirlilik) fark edilirse, bir doktora danışarak kan testiyle folat seviyeleri kontrol edilmelidir.

Folik asitin faydaları:

DNA ve Hücre Bölünmesi: Folik asit, DNA sentezi ve onarımı ile hücre bölünmesi için gereklidir, bu da büyüme ve doku yenilenmesi için önemlidir.

Hamilelikte Fetal Gelişim: Hamilelikte folik asit, nöral tüp defektleri (ör. spina bifida) riskini azaltır ve bebeğin sağlıklı gelişimini destekler.

Anemi Önlenmesi: Kırmızı kan hücrelerinin üretimini destekleyerek megaloblastik anemi gibi durumları önler.

Sinir Sistemi Sağlığı: Nörotransmitter sentezinde rol oynar, bu da depresyon, anksiyete ve bilişsel işlevlerin desteklenmesinde yardımcı olabilir.

Kalp Sağlığı: Homosistein seviyelerini düşürerek kalp hastalığı ve inme riskini azaltabilir.

Bağışıklık Sistemi Desteği: Folat, bağışıklık hücrelerinin üretiminde rol oynar ve genel bağışıklık fonksiyonunu destekler.

Cilt ve Saç Sağlığı: Hücre yenilenmesini teşvik ederek sağlıklı cilt ve saç gelişimine katkıda bulunabilir.

Kanser Riskini Azaltma: Bazı çalışmalar, yeterli folat alımının kolon ve meme kanseri gibi belirli kanser türlerinin riskini azaltabileceğini öne sürmektedir.

Paylaşın

Siyah Deri, Beyaz Maskeler: Sömürgecilik, Irkçılık Ve Kimlik

20. yüzyılın önemli düşünürlerinden Frantz Fanon’un 1952 yılında yayınlanan “Siyah Deri, Beyaz Maskeler” adlı eseri, sömürgecilik, ırkçılık ve kimlik meselelerini derinlemesine inceleyen klasik bir metindir.

Haber Merkezi / Fanon, bu kitabında siyah bireylerin sömürge toplumlarında karşılaştığı psikolojik ve sosyolojik yabancılaşmayı analiz etmektedir. Eser, hem kişisel deneyimlere hem de felsefi ve psikanalitik yaklaşımlara dayanarak, ırkçılığın birey ve toplum üzerindeki yıkıcı etkilerini ele almaktadır.

İçerik ve Temalar:

Siyah Kimlik ve Yabancılaşma: Fanon, siyah bireyin beyaz egemen kültürde kendisini nasıl “öteki” olarak gördüğünü ve bu durumun psikolojik bir bölünmeye yol açtığını tartışmaktadır. Siyah birey, beyaz toplumun değerlerini içselleştirmeye zorlanarak kendi kimliğinden uzaklaşır ve bir tür “beyaz maske” takmaktadır.

Sömürgecilik ve Psikoloji: Fanon, sömürgeciliğin yalnızca fiziksel bir tahakküm değil, aynı zamanda zihinsel bir baskı aracı olduğunu belirtmektedir. Siyah bireyin kendini beyaz normlar üzerinden tanımlama çabası, aşağılık kompleksi ve özsaygı kaybına neden olmaktadır

Dil ve Kültür: Fanon, dilin sömürgecilikteki rolüne dikkat çekmektedir. Siyah bireyin ana dilinden uzaklaşarak sömürgecinin dilini (örneğin Fransızca) benimsemesi, kültürel bir asimilasyon sürecinin parçasıdır. Bu, kimlik krizini derinleştirmektedir.

Irkçılığın Evrenselliği: Fanon, ırkçılığın yalnızca bireysel değil, sistematik ve yapısal bir sorun olduğunu vurgulamaktadır. Beyaz toplumun siyah bireye dayattığı stereotipler, hem sosyal hem de ekonomik eşitsizlikleri pekiştirmektedir.

Özgürleşme ve Direniş: Kitap, siyah bireyin özgürleşme sürecini de ele almaktadır. Fanon, gerçek özgürlüğün ancak kendi kimliğini yeniden inşa ederek ve sömürgeci zihniyetten kurtularak mümkün olacağını savunmaktadır.

Fanon, eserde otobiyografik unsurları, psikanalitik teorileri (özellikle Freud ve Jung’dan etkilenerek) ve Marksist düşünceyi harmanlamaktadır. Kendi deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı için metin, hem akademik hem de kişisel bir tona sahiptir. Anlatımı yer yer öfkeli ve polemiktir, bu da Fanon’un ırkçılığa duyduğu derin tepkiyi yansıtmaktadır.

Fanon’un ırkçılığı hem bireysel hem de sistemik düzeyde ele alması, eseri zamansız kılmaktadır. Psikolojik ve sosyolojik analizlerin birleşimi olan eser, ırkçılığın karmaşık doğasını anlamada etkili bir çerçeve sunmaktadır.

Kitap, sömürgecilik sonrası (postkolonyal) teorinin temel taşlarından biri olarak kabul edilir ve Edward Said, Homi K. Bhabha gibi düşünürleri etkilemiştir.

Fanon’un genellemeleri (özellikle siyah ve beyaz kimliklere dair) bazı eleştirmenlerce fazla indirgemeci bulunmaktadır. Kadın deneyimlerine yeterince odaklanmaması, feminist eleştirmenler tarafından eksiklik olarak görülmektedir. Yer yer yoğun ve akademik üslup, genel okuyucu için erişimi zorlaştırmaktadır.

Siyah Deri, Beyaz Maskeler, günümüzde hâlâ ırkçılık, kimlik ve sömürgecilik sonrası çalışmalar için temel bir referans kaynağı olma özelliğini korumaktadır. “Black Lives Matter” hareketi ve küresel ırkçılık karşıtı mücadeleler bağlamında, Fanon’un fikirleri yeniden tartışılmaktadır.

Eser, ırkçılığın yalnızca tarihsel bir mesele olmadığını, modern toplumlarda da devam ettiğini hatırlatmaktadır.

Paylaşın

Ali Babacan: Yargı İle Muhalefet Şekillendirilmek İsteniyor

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, CHP İl Başkanlığına “Kayyum” atanmasına ilişkin, “Şu anda iktidar yargı kullanarak, yargı üzerindeki nüfuzunu kullanarak muhalefeti şekillendirmeye çalışıyor” dedi ve ekledi:

“Bundan bir süre önce Sayın Erdoğan’ın ifadesi olmuştur. Yani “Türkiye’deki muhalefeti de şekillendirmek, dizayn etmek galiba bize düşecek” demişti. Yani şu anda fiilen onu yapmaya başladı.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan Gazeteci Fatih Altaylı’nın “Boş Koltuk” programına konuk oldu.

Ali Babacan, CHP İstanbul İl Kongresi’nin iptaline ilişkin soruya verdiği cevapta şunları söyledi: Şu anda iktidar yargı kullanarak, yargı üzerindeki nüfuzunu kullanarak muhalefeti şekillendirmeye çalışıyor. Bundan bir süre önce Sayın Erdoğan’ın ifadesi olmuştur. Yani “Türkiye’deki muhalefeti de şekillendirmek, dizayn etmek galiba bize düşecek” demişti. Yani şu anda fiilen onu yapmaya başladı.

Tabii ki dosyaların derinlerine inip, derinlerine bakınca her bir belediyeyle ilgili ne vardır ne yoktur, o yargı süreçlerinden hepsi ortaya çıkacaktır ama yani çok benzer durumlarda olan bir AK Partili belediyeyle CHP’li belediyeye eğer farklı muamele yapılıyorsa, yani yargı süreçleri CHP’li belediyelerle ilgili çok sert yürütülürken AK Partili belediyelerle ilgili hemen hemen hiçbir yargı denetimi yapılmıyorsa burada bir taraflı bir duruş var. Burada bir yargıyı siyasi amaçlar hedefiyle etkilemek var. Yani bu tabii çok vahim bir durum.

“Bu ülkede enflasyon düşmez, ekonomi düzelmez”

Babacan hükümetin ekonomi politikaları ile ilgili de şunları söyledi: Enflasyon sadece faiz artırarak inmez. Enflasyon aynı zamanda devletin tasarruf etmesiyle iner. Bakın, ilk başta özelleşme dediniz değil mi? Biz ne yaptık? Özelleşme gelirinin tamamını borcu azaltmakta kullandık. O kadar borca faiz ödemedik. Diyelim ki o gün 8 milyar dolar para geldiyse, 8 milyar dolar borcu azaltınca 8 milyar doların faizinden kurtulduk mesela, değil mi? Bu nedir? Onu harcayabilirdik o gün ama öyle bir ekonomi programı yazdık ki, ‘yok’ dedik. Böyle bir şey olmaz. Devlet bunu böyle har vurup harman savuramaz.

Madem borcumuz var, varlığımız var; eğer bir özelleşme varsa bu sadece borç ödemede kullanılır dedik. Şu anda öyle bir şey yok. Bir tasarruf kaygısı yok devletin. Vatandaşa diyorlar ki: ‘Sabır, tasarruf edeceksin, biraz daha bunlara katlanacaksın. Türkiye’nin düşmanı çok.’ Peki, devlet olarak sen hangi tasarrufu yaptın bugüne kadar? Hangi harcamanı azalttın? Neye dikkat ettin? Vatandaştan istediğin tasarrufu devlet olarak sen yapmazsan bu ülkede enflasyon düşer mi? Düşmez.

Mesela Mehmet Şimşek, Cevdet Yılmaz. Bunların ne yapması lazım? Tasarruf için gidip Erdoğan’ı ikna etmeleri lazım. ‘Efendim olmaz, bakın bu kadar vatandaş perişan, bizim de devlet olarak tasarruf etmemiz lazım’ diye ikna etmeleri lazım. Ne yapmaları lazım? Kamu İhale Yasası’nı değiştirmeleri lazım. Biliyorum ki şu anda masalarının üzerinde hazır Kamu İhale Yasası var. Hangi yasa? Avrupa Birliği’ndeki 27 ülkenin uyguladığı, hatta ayrılan İngiltere’nin de uygulamaya devam ettiği; Avrupa Birliği’ndeki 33 fasıldan bir tanesi olan Kamu İhale Yasası’nın Türkiye’de de uygulanması lazım. Biz hep bunu savunuyoruz.

Diyoruz ki: Bu kadar ülke bunu uyguluyorsa, Türkiye’den çok daha büyük ekonomisi olan ülkeler yatırım yaparken, kamu parasını harcarken bu kurallara uyuyorsa biz neden kaçıyoruz? Bugün ben bu ülkenin cumhurbaşkanı olsam, halkımızdan o yetkiyi alsam inanın bir ayda bunun meclisten geçmesini sağlarım. En geç üç ayda da yeni Kamu İhale Yasası’nı uygulamaya başlarım. Siz o zaman tasarrufu görürsünüz. Şu anda 3 liraya mal ettikleri deprem konutunu, bakın iddialı söylüyorum, biz 1 liraya mal ederiz. 200 bin konut bitirdik diyorlar değil mi? Biz aynı parayla 600 bin konutu yapardık. Hepsi açık. Mimarlar, mühendisler odalarının açıkladıkları inşaat maliyet tablosu var. Bir de bu deprem konutlarına verdikleri fiyatlar var.

Verdikleri fiyat diyorum çünkü ihale falan yok. Bakın, Türk Telekom’da 13-14 firmadan bahsediyorum; 4 firma gelmiş kıyasıya rekabet etmiş, öyle özelleştirilmiş. Burada rekabet falan da yok. ‘Arkadaş, şurada 4 bin deprem konutu var, bunu sen yap. Şurada da 3.000 konut var, bunu da sen yap.’ Yarışma yok. ‘Kim daha ucuza yaparsa ben ona vereceğim’ demek yok. Dolayısıyla bakıyorsunuz inşaat maliyet tablolarına, bir de verdikleri fiyatlara, korkunç farklar var. Sadece deprem konutu bu değil mi? Memleketin en acil ihtiyacı. Tasarruf olmayınca, yani Kamu İhale Yasası değişmeyince, bu ülkede enflasyon düşmez, ekonomi düzelmez.

Çünkü ‘itibardan tasarruf olmaz’ diye bir mottosu var ya Sayın Erdoğan’ın. Öyle ki, o bana verilmiş bir cevaptır. Ben zamanında tasarruf derken, ülkenin en hızlı büyüdüğü dönemlerde görevliydim. ‘Bugünler iyi günler, bugünlerde tasarruf etmeliyiz ki kötü günler geldiğinde o tasarruflarımızı kullanalım, bir denge sağlayalım’ dedim. Ak akçe kara gün içindir dedik, değil mi? Biriktirdiğimiz her şeyi sıfırladılar. Merkez Bankası’nın döviz rezervlerini sıfırladıkları gibi, Merkez Bankası’nın yedek akçelerini de sıfırladılar. O günlerde bu dikkatten kaçtı. Damat döneminde Merkez Bankası’nın yıllardır biriktirdiği yedek akçeler bir günde sıfırlandı ve bütçe harcamasına eridi gitti para. İçim cızladı. ‘Yazık’ dedim. Yıllardır bu ülkenin kara günü için biriktirdiği Merkez Bankası’nın yedek akçesidir bu. Yapılır mı? Sırf kötü yönetimin sonucunu kapatmak için yaptıkları işler bunlar maalesef.

“Geçmiş kaliteye özlem var”

Babacan konuşmasında şunları kaydetti: TRT tamamen bu ülkenin vergileriyle finanse edilen bir kuruluş. Yani herkes KDV ödüyor, ÖTV ödüyor. Gidiyorsunuz bir ekmek alıyorsunuz, onun içinde yüzde 1 de olsa bir KDV var, o paradan TRT’ye para gidiyor. Şimdi böyle bir kuruluşa DEVA Partisi kuruldu kurulalı bir kere bile davet edilmedim. Benimle ilgili tek bir haber yaptı TRT, o da Covid olduğumda. Hangi duygularla o haberi yaptılar bilmiyorum ama baktım, akşam ana haberlerde ‘Ali Babacan Covid oldu’ haberi. Yani haber bu, tek haber. 5 yıldır TRT’de benimle ilgili çıkan haber bu.

E şimdi bu adil değil ki. Eskiden biliyorsunuz TRT ne yapardı? Bütün liderlere eşit dakikalı programlar yapardı değil mi? TRT’de açık oturumlar, liderler açık oturumları olurdu. O dönemin siyasetine, siyasetçilerin kalitesine bakıyorum; Türkiye Avrupa’ya daha kaliteli ürün satıyor ama siyasette bazen o dönemlerin kalitesini arıyor insan. Gazetecilikte, habercilikte, siyasette bir geçmiş kaliteye özlem var. O da yazık bu ülke için. Dolayısıyla geniş kitlelere ulaşacak mecralarla ilgili de sorunumuz var.

Mesela Anadolu Ajansı… Bizimle ilgili çok nadir haber geçer. Çok nadir, o da birkaç satırla. Onun dışında yok. Eskiden Anadolu Ajansı dediğimiz kurum bir referans haber kaynağıydı. Gerçekten tarafsız, objektif; her gün yüzlerce haber akışı sağlardı ve her medya kuruluşu onu sağlam, güvenilir bir referans olarak alıp televizyonlarda, gazetelerde, internet haber sitelerinde görürdü. Ama şu anda öyle değil. Çok kısa, bazı konuları görmeyen ya da çoğu zaman iktidarın propagandasını yapan bir aygıt haline dönüşmüş durumda. Yazık. Bunlar devlet kuruluşu olduğu için söylüyorum.

Paylaşın

Stres, Vertigoya Neden Olabilir Mi?

Vertigo, kişinin kendisinin veya çevresinin döndüğünü hissettiği bir baş dönmesi durumudur. Gerçek bir hareket olmaksızın denge kaybı, sersemlik veya dünya etrafında dönüyormuş hissiyle karakterizedir.

Haber Merkezi / Vertigo, genellikle iç kulak, beyin veya sinir sistemiyle ilgili sorunlardan kaynaklanır.

Vertigonun Başlıca Nedenleri:

Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV): İç kulaktaki kalsiyum kristallerinin yer değiştirmesiyle oluşan, başın belirli pozisyonlarında tetiklenen vertigo.

Meniere Hastalığı: İç kulakta sıvı birikimi sonucu baş dönmesi, kulak çınlaması ve işitme kaybı.

Vestibüler Nörit veya Labirentit: İç kulak iltihabı veya viral enfeksiyonlar.

Migren: Migrenle ilişkili vertigo (vestibüler migren).

Stres ve Anksiyete: Stres, vertigo semptomlarını tetikleyebilir veya kötüleştirebilir.

Nörolojik Sorunlar: Beyin tümörleri, inme veya multipl skleroz gibi durumlar nadiren vertigoya yol açabilir.

Vertigonun Başlıca Belirtileri:

Baş dönmesi veya çevre dönüyormuş hissi
Bulantı, kusma
Denge kaybı
Nistagmus (gözlerde istemsiz hareketler)
Terleme veya kulak çınlaması

Stres, Vertigoya Neden Olabilir Mi?

Stres vertigoya neden olabilir veya vertigo semptomlarını tetikleyebilir. Stres, vücudun sinir sistemini ve denge mekanizmalarını etkileyebilir. Özellikle yoğun stres veya anksiyete, iç kulakta dengeyi sağlayan vestibüler sistemi dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca, stres kaynaklı kas gerginlikleri, baş dönmesi hissini artırabilir.

Bununla birlikte, vertigo genellikle iç kulak sorunları (örneğin, benign paroksismal pozisyonel vertigo – BPPV, Meniere hastalığı), migren veya diğer nörolojik durumlarla ilişkilidir. Stres, bu altta yatan koşulları kötüleştirebilir veya semptomları daha belirgin hale getirebilir.

Stres ve Vertigo ile Başa Çıkma:

Stres ve vertigo ile başa çıkmak için hem stres yönetimini hem de vertigo semptomlarını hafifletmeye yönelik yöntemleri bir arada kullanmak etkili olabilir.

Stresle Başa Çıkma Yöntemleri:

Meditasyon ve Nefes Egzersizleri: Derin nefes alma (örneğin, 4 saniye nefes al, 4 saniye tut, 4 saniye ver) veya rehberli meditasyon, sinir sistemini sakinleştirir.

Yoga veya Hafif Egzersiz: Düzenli yoga, tai chi veya yürüyüş, stres hormonlarını azaltır ve dengeyi destekler.

Zaman Yönetimi: Günlük iş yükünü planlayarak stres kaynaklarını azaltın.

Uyku Düzeni: Yeterli ve kaliteli uyku, stresle başa çıkmada kritik. Her gece 7-8 saat uyumaya özen gösterin.

Psikolojik Destek: Kronik stres veya anksiyete için bir terapist veya psikologdan destek almak faydalı olabilir.

Hobiler ve Sosyalleşme: Keyif aldığınız aktiviteler veya sevdiklerinizle vakit geçirmek stresi azaltabilir.

Vertigo ile Başa Çıkma Yöntemleri:

Doktor Kontrolü: Vertigonun nedeni (BPPV, Meniere, migren vb.) için bir KBB uzmanına veya nörologa başvurun. Tanıya göre tedavi (örneğin, Epley manevrası, ilaçlar) uygulanabilir.

Tetkikleyici Hareketlerden Kaçınma: Hızlı baş hareketleri veya ani pozisyon değişiklikleri vertigoyu tetikleyebilir. Yavaş ve kontrollü hareket edin.

Vestibüler Rehabilitasyon: Bir fizyoterapistle denge egzersizleri yapmak, iç kulak ve beyin arasındaki koordinasyonu güçlendirebilir.

Hidrasyon ve Beslenme: Susuz kalmamak ve tuz alımını dengelemek (özellikle Meniere hastalığında) semptomları azaltabilir. Kafein ve alkolden uzak durun.

Güvenli Ortam: Vertigo atakları sırasında düşme riskini azaltmak için çevrenizi düzenleyin (örneğin, kaymaz zemin, destekleyici mobilyalar).

Paylaşın

Yeni Bir Jeopolitik Alan: Yapay Zeka

Devletler, şirketler ve hata uluslararası örgütler, jeopolitik arenada hızla yeni bir güç alanı haline gelen Yapay Zeka (Artificial Intelligence / AI) teknolojilerinin ekonomik, askeri ve toplumsal etkilerini kontrol etmek için rekabet etmektedir.

Haber Merkezi / Bu durum, küresel güç dengelerini yeniden şekillendirirken, AI’nın etik ve stratejik yönetimi, bu yeni jeopolitik alanın en büyük sınavı olacaktır.

Ekonomik Rekabet ve Teknolojik Üstünlük: AI, endüstrilerden sağlık hizmetlerine, finanstan lojistiğe kadar her alanda hızlı bir dönüşüm yaratmaktadır. ABD, Çin ve Avrupa Birliği gibi önde gelen aktörler, AI geliştirme ve uygulamada liderlik için yarışmaktadır.

Örneğin, Çin’in 2030 AI liderlik hedefi ve ABD’nin ulusal AI stratejileri bu rekabetin göstergeleri. Ekonomik üstünlük, AI patentleri, yetkin iş gücü ve veri kontrolüyle doğrudan bağlantılıdır.

Askeri ve Güvenlik Boyutu: AI, otonom silahlar, siber savaş, istihbarat analizi ve lojistik optimizasyonu gibi alanlarda orduların gücünü artırmaktadır. Devletler, AI tabanlı savunma sistemlerine yatırım yaparken, bu teknolojilerin kötüye kullanımı (örneğin, derin sahtecilik veya otonom dronlar) yeni güvenlik riskleri yaratmaktadır.

Veri ve Altyapı Mücadelesi: AI’nın yakıtı veri. devletler ve şirketler, veri toplama, işleme ve saklama kapasitesini artırmak için yarışmaktadır. Bu, 5G ağları, bulut bilişim ve kuantum hesaplama gibi altyapı yatırımlarını kritik hale getirmektedir.

Örneğin, Çin’in “Dijital İpek Yolu” girişimi, veri altyapısında küresel nüfuzunu artırmayı hedeflemektedir.

Etik ve Düzenleyici Savaşlar: AI’nın etik kullanımı, gizlilik, önyargı ve hesap verebilirlik gibi konularda uluslararası normlar oluşturmayı gerektirmektedir. Ancak, farklı ülkelerin kültürel ve politik yaklaşımları, küresel bir AI yönetişim çerçevesi oluşturmayı zorlaştırmaktadır.

Küresel Güç Dengeleri: AI, geleneksel güç yapılarını sarsmaktadır. AI, yeni bir “dijital sömürgecilik” riskini ortaya çıkarmaktadır. Aynı zamanda, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler, AI’da bölgesel liderlik için fırsat kollamaktadır.

Paylaşın

Okula Başlama Masrafı Asgari Ücretin Üç Katı

Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, alnızca okula başlama maliyetinin asgari ücretin 3 katına çıktığını vurgulayarak, “Eğitim ciddi bir maliyet haline dönüşmüş durumda. Velilerin kara kara düşündüğü bir tablo ile karşı karşıyayız” dedi.

Yeni eğitim-öğretim yılı, milyonlarca öğrenci, veli ve öğretmen için başlıyor. Okulların açılmasıyla birlikte beslenmeden ulaşıma, kırtasiye giderlerinden eğitim kurumlarının fiziki koşullarına kadar pek çok başlık yeniden gündeme taşındı.

Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay da eğitimde yaşanan yapısal sorunları ve veliler ile öğrenciler üzerinde artan ekonomik yükleri Radyo Sputnik’te yayınlanan İsmet Özçelik’le Ankara Farkı programında değerlendirdi. Özbay, şunları söyledi:

Yeni eğitim-öğretim yılının tüm paydaşlar için sorunlarla başladığını belirten Özbay, eğitimde fırsat eşitsizliğinin derinleştiğini, velilerin ekonomik yük altında ezildiğini, öğretmen ve eğitim emekçilerinin ise yetersiz koşullar ile karşı karşıya olduğunu dile getirdi:

“Okullar açılırken öğretmeni, eğitim çalışanı, velisi, öğrencisi dertlenmiş durumda. Sorunları ile bir kez daha eğitim ortamlarında baş başa bırakılacakları bir süreci yaşıyoruz. Eğitimin bütün yükünün velinin sırtına, ailelerin cüzdanına yüklendiği bir süreç. Eğitim emekçileri, öğretmenler, eğitim çalışanları açısından da hem çalıştıkları ortamın yetersizliği hem de ekonomik açıdan, mesleki açıdan sorunlarla beraber başlıyor.

Eğitimin ülkede artık tamamen bir ayrıcalık haline dönüştüğünü görüyoruz. Türkiye’de eğitim hakkına ulaşmak tamamen velilerin cüzdanı ile alakalı bir durum. Öğretmenin, eğitim çalışanının mesleki itibarının yerle bir edildiği bir süreci yaşıyoruz. Ekonomik olarak daha da fazla yoksullaştığını, yoksulluğun daha da derinleştiğini görüyoruz.

Ülkenin geleceğini ilgilendiren bir konu olan eğitimdeki sorunlar aslında ülkenin en esaslı sorunu olarak görülmesi lazım. 20 milyona yakın öğrenciden bahsediyoruz. Gençlerin bir ülkenin geleceği olduğu şiarından yola çıktığımızda eğitim ortamlarındaki birçok yoksunlukları da aslında ülkenin geleceğindeki yoksunlukları, eksiklikleri de beraberinde getirecek.”

Özbay, kayıt parası, servis, kırtasiye ve giyim masraflarının asgari ücretin çok üzerinde olduğunu açıkladı. Velilerin yalnızca okul başlangıcında bile büyük bir mali yük altına girdiğini söyleyen Özbay, şu ifadeleri kullandı:

“Öncelikle veliler kayıt parasıyla karşılaşıyor. 3 bin lira isteyen de, yüz bin lira isteyen de var. Türkiye’de eğitim tamamen taşımalı hale gelmiş. Servislerde kısa ve uzun mesafeye göre rakamlar değişiyor. Kısa mesafede 30 bin, uzun mesafede 45 bin liralara da yıllık ücretlerin olduğunu görüyoruz. Kırtasiye ihtiyaçları var; 5 bin lira gibi. Tabii bu söylediğim rakamlar minimum rakamlar.

Ortalama rakamları aldığımızda; çocuğun kırtasiye, giyim ihtiyacını karşılasa asgari ücretin yüzde 80’inden fazla bir ücret çıkıyor. Bugün asgari ücretli maaşı ile çocuğunun okula başlangıcını karşılayamıyor. Buna servis de girerse, peşin ödemeye kalktığında asgari ücretin 2-3 katı rakamlar ortaya çıkıyor. Bugün çalışanların yüzde 40’ı asgari ücret ya da ona yakın ücretle çalışıyor. Bu ortamda yalnızca okula başlama maliyeti, servis de devreye girerse 2-3 katı üzerinde olduğunu görüyoruz.

Bir de bunun okula gittiğinde kantin masrafı var. Bu beslenme değil, yalnızca çocuğun midesine bir şey gitmesi. En az 100 lira. O nedenle eğitim çok ciddi bir maliyet haline dönüşmüş durumda. Her okul döneminde velilerin artık kara kara düşündüğü, çocuğunun okula gidişinden, dönüşünden mutlu olmadığı kara bir tablo ile karşı karşıyayız. Asgari ücretli ağırlıklı yaşam standardının olduğu bir ülkede ücretlerin okula başlama masraflarını karşılamaya yetmediğini görüyoruz.”

Velilerden ‘bağış’ adı altında zorunlu ödemeler alındığını dile getiren Özbay, bunun aslında açıkça kayıt parası olduğunu söyledi. Okul yöneticileri ve öğretmenlerin de Bakanlığın yetersiz bütçesi nedeniyle bu sisteme mecbur bırakıldığını kaydeden Özbay, şöyle konuştu:

“Eğitim bir hak olmaktan çıktı. Tamamen bir ayrıcalık. Ciddi rakamlar harcayarak eğitim almaya çalışan 1 milyonun üzerinde çocuğumuz olduğu özel okul sistemi var. Bunun yanında devlet okullarına geldiğimizde devletin, yani aslında siyasi iktidarın bir tercihi bu, ayırdığı bütçenin okulların ve oradaki öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak olduğunu görüyoruz. Her adım paralı hale geldi. Bakıyoruz ki okula kayıt da bir sorun ile karşı karşıya kalıyor.

Adına kayıt parası denmiyor ama ‘bağış’ adı altında ya da çeşitli kurumlara, şirketlere yapılan yardım adı altında aslında birebir kayıt parası alınıyor. Sizin aracılığınızla sesleneyim, hodri meydan; bütün Okul-Aile Birlikleri’nin hesaplarını inceleyelim. O okulların iş birliği içerisinde oldukları, kırtasiyeleri, temizlik şirketlerini inceleyelim. Bunların hesaplarına nerelerden para gitmiş, bu kadar yüklü para gitmesinin sebebi ne? Anayasanızda güvence altına aldığınız, en temel insan hakkı olan eğitim hakkında yurttaşlar neden bağış yapmak zorunda kalır?

Bunun aslında bağış değil bir zorundalık olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunun adı çok net kayıt parası. Bu kayıt parası dediğimiz sistemi oradaki okul müdürü ve öğretmene mi yükleyeceğiz? Tabii ki hayır. Çünkü okul müdürü ve öğretmen de okulun temel ihtiyaçları karşılanamadığı için aslında Milli Eğitim Bakanlığı’nın mecbur bıraktığı bir sisteme maalesef ki uyum sağlamış oluyor. Yani kendi mesleğinin dışında, bir nevi tahsildara dönüşmüş oluyor.”

‘Eğitim kurumları ticarethaneye dönüşmüş halde’

Özel okulların sayısındaki artışı eleştiren Özbay, devlet okullarının ise kalabalık sınıflar, yetersiz temizlik ve güvenlik gibi sorunlarla baş başa bırakıldığını ifade etti. Eğitimin metalaştığını ve ticarethaneye dönüştüğünü söyleyen Özbay, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Eğitim ile paranın yan yana gelmesi büyük bir utanç. Bunun devlet tarafından sağlanması lazım, yani kamucu bir bakış açısına sahip olmak lazım. Özel okul diye okul olmaz. Çünkü velilerden, yurttaşlardan vergi alıyorsunuz. Bu verginin karşılığında ilk sağlayacağınız hak eğitim, sağlık. Bunlar devletin asli görevlerindendir. Ama maalesef eğitim bizde tamamen metalaşmış durumda. Eğitim kurumları adeta ticarethaneye dönüşmüş durumda.

Özel okulların olmadığı bir sistemi var etmek gerekir. Cumhuriyetin temeli de bu. Çünkü okullarda sadece bireyin akademik gelişimini sağlamıyorsunuz, okullarda yurttaş yetiştiriyorsunuz, o topluma insan yetiştiriyorsunuz. O nedenle onlara eşit eğitim hakkını sağlama zorunluluğunuz var. Peki neden yurttaşlar özel okullara yönleniyor? Kendi çocuğumdan bahsedeyim, şimdi ortaokula geçti.

Sınıfı 44 kişi. Özel okullarda 30 kişilik sınıf bulamazsınız. 50-60 kişilik okullar var. Devlet okullarında sınıflar kalabalık, temizlenmeyen okullar, güvenlik görevlisi olmayan okullar var. Öğrencinin sosyal alanları yok. Temel ihtiyaçlar anlamında birçok eksiklikler var. Bu eksiklikler velilere mecburi bir istikamet oluşturuyor.”

Ailelerin eğitim harcamaları için kredi çekmek zorunda kaldığına dikkat çeken Özbay, “Eskiden çocuklar okula başlarken evde bayram havası olurdu. Artık televizyon kanallarına bakın; en çok reklamı yapılan şey ne? Eğitim kredisi. Olay bu noktaya geldi. Türkiye ailelerin eğitime en çok para harcamak zorunda kaldığı ülkelerin başında geliyor. Kamunun buradan çekildiği, piyasalaşmanın ve gericiliğin içerisindeki kıskaçta can çekişen bir eğitim sisteminden bahsediyoruz” dedi.

Paylaşın