Gelişmiş RISC Makinesi (ARM) Nedir, Nasıl Çalışır?

Gelişmiş RISC Makinesi (ARM), bilgisayar işlemcileri için sadelik ve verimliliği ön planda tutan bir indirgenmiş komut kümesi hesaplama (RISC) mimarisi ailesini ifade eder.

Haber Merkezi / ARM mimarisi, düşük güç tüketimi ve yüksek performansı nedeniyle akıllı telefonlarda, tabletlerde ve diğer gömülü sistemlerde yaygın olarak kullanılmaktadır. ARM işlemciler, bu cihazların pil ömrünü korurken ve ısı oluşumunu azaltırken karmaşık görevleri gerçekleştirmesini sağlar.

Gelişmiş RISC Makinesi, yaygın olarak ARM olarak bilinir ve güç verimliliği ve azaltılmış komut seti mimarisi (RISC) tasarım ilkelerine odaklanılarak geliştirilmiş bir bilgisayar işlemci ailesidir. ARM teknolojisinin temel amacı, minimum güç tüketirken mükemmel performans sunan ve bu sayede çeşitli elektronik cihazlar için ideal olan, son derece optimize edilmiş Merkezi İşlem Birimleri (CPU’lar) oluşturmaktır.

ARM işlemciler, pil ömrü ve verimli enerji tüketiminin son derece önemli olduğu cep telefonları, tabletler, akıllı saatler ve Nesnelerin İnterneti (IoT) cihazları gibi çok çeşitli tüketici elektroniğinde yaygın olarak bulunur. ARM’nin küçültülmüş ve basitleştirilmiş bir komut seti mimarisine odaklanması, işlemcilerin daha az transistörle daha hızlı performans elde etmesini sağlar ve bu da daha düşük güç tüketimi ve daha düşük maliyetlerle sonuçlanır.

Bu tasarım felsefesi, genellikle güç tüketiminde artışa yol açabilen sayısız özel talimat ve optimizasyon içeren karmaşık komut seti bilgisayarı (CISC) mimarileriyle çelişmektedir. Daha fazla cihaz taşınabilir enerji kaynaklarına bağımlı hale geldikçe ve enerji verimliliği ürün geliştirmede kritik bir faktör haline geldikçe, ARM teknolojisinin önemi giderek artmaktadır.

ARM işlemcilerin düşük güç tüketimi, maliyet etkinliği ve ölçeklenebilirliği, onları performans ve enerji verimliliği arasında denge kurmak isteyen tasarımcılar ve üreticiler için ideal bir seçim haline getiriyor.

“Gelişmiş RISC Makinesi” hakkında sıkça sorulan sorular:

RISC’in açılımı nedir?

RISC, Azaltılmış Komut Kümesi Hesaplaması anlamına gelir. Bir işlemcinin komut kümesini basitleştirerek görevleri daha verimli ve hızlı bir şekilde yürütmesini sağlayan bir tasarım felsefesidir. Bu, yürütülmesi daha uzun süren daha karmaşık komut kümelerini içeren Karmaşık Komut Kümesi Hesaplaması (CISC) ile çelişir.

ARM işlemcilerin avantajları nelerdir?

ARM işlemciler, düşük güç tüketimi, azaltılmış karmaşıklık ve verimli performans gibi çeşitli avantajlar sunar. Bu özellikler, onları performanstan ödün vermeyen, enerji açısından verimli işlemciler gerektiren gömülü sistemler ve mobil cihazlar için ideal bir seçim haline getirir.

ARM mimarisi x86 mimarisinden nasıl farklıdır?

ARM mimarisi, CISC’ye dayanan x86 mimarisine kıyasla daha basit ve daha küçük bir komut kümesi kullanan RISC tasarım felsefesine dayanmaktadır. ARM işlemciler, enerji verimliliği ve yüksek watt başına performans oranlarıyla bilinir ve bu da onları mobil ve gömülü cihazlar için uygun hale getirir. Buna karşılık, x86 işlemciler kişisel bilgisayarlarda, sunucularda ve iş istasyonlarında bulunur ve daha geniş bir genel amaçlı bilgi işlem yetenekleri yelpazesi sunar.

ARM işlemcileri kullanan yaygın cihazlar nelerdir?

ARM işlemciler akıllı telefonlar (örneğin Apple iPhone ve Samsung Galaxy serisi), tabletler (örneğin Apple iPad, Samsung Galaxy Tab), akıllı saatler, oyun konsolları (örneğin Nintendo Switch), ev otomasyon sistemleri ve çeşitli endüstrilerdeki birçok gömülü sistem türü dahil olmak üzere çok çeşitli cihazlarda yaygın olarak kullanılmaktadır.

Paylaşın

Gelişmiş RISC Hesaplama (ARC) Nedir? Temel Özellikleri

Gelişmiş RISC Hesaplama (ARC), RISC tabanlı bilgisayar sistemlerini çalıştırmak için, öncelikle karmaşıklığı azaltmaya ve sistem performansını artırmaya odaklanan bir spesifikasyondur.

Haber Merkezi / 1990’ların başında Digital Equipment Corporation, MIPS Computer Systems ve Silicon Graphics gibi şirketlerden oluşan bir konsorsiyum tarafından geliştirilmiştir. ARC standardı, RISC tabanlı bilgisayarlar için tek tip bir sistem mimarisi oluşturmayı ve farklı platformlarda daha fazla uyumluluk ve kullanım kolaylığı sağlamayı amaçlamıştır.

Gelişmiş RISC Bilişim (ARC), Azaltılmış Komut Kümeli Bilgisayar (RISC) sistemlerinin tasarım ve işletimini standartlaştırmayı amaçlayan bir teknoloji girişimidir. ARC’nin temel amacı, çeşitli sektörlerde RISC tabanlı iş istasyonları ve sunucuların geliştirilmesini ve dağıtımını kolaylaştırmaktır.

ARC’nin benimsenmesiyle, üreticiler ve yazılım geliştiriciler daha fazla birlikte çalışabilirliğe sahip ürünler geliştirebilir ve bu da onları son kullanıcılar için daha uygun maliyetli ve verimli hale getirebilir. Ayrıca, ARC, donanım ve yazılımın tek ve tek tip bir sistem mimarisi altında birleştirilmesini teşvik ederek uyumluluk sorunlarını azaltır ve teknik ortamı basitleştirir.

Gelişmiş RISC Hesaplamanın temel uygulamalarından biri, azaltılmış komut setinin daha hızlı işlem ve gelişmiş sistem verimliliği sağladığı yüksek performanslı bilgi işlem sistemleridir. RISC mimarisinin basitliği sayesinde, ARC tabanlı bir sistem birden fazla komutu daha hızlı bir şekilde yürütebilir; bu da özellikle veri analizi, simülasyonlar ve çeşitli gerçek zamanlı uygulamalar gibi yoğun işlem gerektiren görevler için faydalıdır.

ARC’nin bir diğer önemli avantajı da ölçeklenebilirliğidir. Bu sayede işletmeler ve araştırma tesisleri, yeni donanım bileşenlerini sorunsuz bir şekilde entegre edebilir ve RISC sistemlerinin yeteneklerini artan ihtiyaçlara göre genişletebilirler. Genel olarak, Gelişmiş RISC Hesaplama, donanım ve yazılım uyumluluğu, akıcı işlem ve kolay ölçeklenebilirlik gibi önemli unsurları ele alarak birleşik, verimli ve güçlü bir bilgi işlem ekosistemini destekler.

“Gelişmiş RISC Hesaplama” hakkında sıkça sorulan sorular:

RISC’in açılımı nedir?

RISC, işlemleri gerçekleştirmek için daha küçük bir basit ve genel komut kümesi kullanan bir bilgisayar mimarisi türü olan Azaltılmış Komut Kümeli Bilgisayar anlamına gelir. Bu tasarım yaklaşımı, daha hızlı işlem yapılmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlar.

Gelişmiş RISC Hesaplamayı kim geliştirdi?

Gelişmiş RISC Bilişim, MIPS Bilgisayar Sistemleri, Microsoft, Digital Equipment Corporation ve Silicon Graphics gibi şirketleri içeren Gelişmiş Bilişim Ortamı (ACE) konsorsiyumu tarafından geliştirilmiştir. Amaç, RISC tabanlı bilgisayar sistemleri için standartlaştırılmış, açık bir sistem mimarisi oluşturmaktı.

Gelişmiş RISC Hesaplamanın temel özellikleri nelerdir?

Gelişmiş RISC Hesaplamanın bazı temel özellikleri arasında modüler sistem mimarisi, küçük uçlu bayt düzeni desteği, ölçeklenebilir performans, kendini tanımlayan donanım bileşenleri, genişletilebilir aygıt yazılımı arayüzü ve birleşik işletim sistemi ikili arayüzü yer alır.

Hangi işletim sistemleri Gelişmiş RISC Hesaplamayı destekler?

Gelişmiş RISC Hesaplamayı destekleyen işletim sistemleri arasında Microsoft Windows NT, Digital Equipment Corporation’ın OSF/1 ve Silicon Graphics’in IRIX’i bulunmaktadır. Ancak, x86 mimarisinin yaygın olarak benimsenmesi, son yıllarda ARC tabanlı sistemlerin daha az yaygın olmasına neden olmuştur.

Paylaşın

Gelişmiş Programdan Programa İletişim (APPC) Nedir?

Gelişmiş Programdan Programa İletişim (APPC), bir ağ içindeki farklı bilgisayar programları veya uygulamaları arasında iletişimi sağlayan ve genellikle dağıtılmış bilgi işlem ortamlarında kullanılan bir protokoldür.

Haber Merkezi / IBM tarafından geliştirilen APPC, Sistem Ağ Mimarisi (SNA) çerçevesinin temel bir bileşenidir. Uygulamalar arasında verimli veri alışverişi, hata yönetimi ve oturum yönetimi sağlayarak genel sistem performansını ve birlikte çalışabilirliği artırır.

Gelişmiş Programdan Programa İletişim (APPC), çeşitli yazılım uygulamaları arasında iş birliğini ve veri alışverişini geliştirerek, bir bilgi işlem ortamında verimli ve kesintisiz bir bilgi akışı sağlayan temel bir çözümdür. Kuruluşlar teknolojik olarak büyümeye devam ettikçe, operasyonları kolaylaştırmak ve yüksek düzeyde üretkenliği korumak için çeşitli uygulamaların entegrasyonu hayati önem taşımaktadır.

APPC, altta yatan donanım veya işletim sisteminden bağımsız olarak farklı sistemler arasındaki boşluğu kapatarak bu süreci kolaylaştırır. Temel amacı, uygulamaların gerçek zamanlı veri alışverişinde bulunabileceği, süreçleri optimize edebileceği ve doğru ve zamanında iletişim sağlayabileceği bir ortam yaratmaktır.

APPC’nin dikkat çekici uygulamalarından biri, kaynakların ve verilerin birden fazla platforma dağıldığı dağıtık sistemleri destekleme kapasitesinde yatmaktadır. APPC’nin bu ortamlarda uygulanması, uygulamaların aracı adımlara veya manuel müdahaleye ihtiyaç duymadan diğer uygulamalarla iletişim kurmasına, istekte bulunmasına ve değerli bilgiler paylaşmasına olanak tanır.

Bu, iş yükünü ve olası hataları azaltmakla kalmaz, aynı zamanda daha senkronize ve hızlı yanıt veren bir bilgi işlem ortamı da sağlar. Özünde, Gelişmiş Programdan Programa İletişim, çeşitli yazılım uygulamaları arasında etkili iletişimin omurgasını oluşturarak işletmelerin daha yüksek düzeyde operasyonel verimlilik elde etmelerini ve daha bilinçli kararlar almalarını sağlar.

“Gelişmiş Programdan Programa İletişim” hakkında sıkça sorulan sorular:

Hangi sistemler APPC’yi destekler?

APPC, esas olarak z/OS, z/VM ve AS/400 sistemleri gibi IBM ana bilgisayar ortamlarıyla ilişkilendirilir. Ancak, bazı IBM dışı platformlar ve işletim sistemleri de uyumlu ara yazılımların uygulanması yoluyla APPC iletişimini destekler.

APPC güvenilir ve verimli iletişimi nasıl sağlar?

APPC, veri alışverişi yapmadan önce iki program arasında sanal bir oturum oluşturan bağlantı odaklı bir iletişim modeli kullanır. Bu, her iki programın da iletişimden haberdar olmasını sağlar ve veri bütünlüğünün sağlanmasına yardımcı olur. Ayrıca APPC, iletişim sürecini optimize etmek için hata tespiti, hata kurtarma, akış kontrolü ve veri segmentasyonu işlemlerini gerçekleştirebilir.

APPC kullanan uygulamalara bazı örnekler nelerdir?

APPC’nin kullanıldığı uygulamalara örnek olarak bankacılık ve finans sistemleri, havayolu rezervasyon sistemleri ve birden fazla sistem arasında güvenilir ve verimli iletişimin önemli olduğu üretim süreci kontrolleri verilebilir.

APPC diğer iletişim protokolleriyle karşılaştırıldığında nasıldır?

APPC, özellikle programdan programa iletişim için tasarlanmıştır ve güvenilir ve verimli veri alışverişini sağlamak için sağlam bir özellik seti sunar. Buna karşılık, diğer iletişim protokolleri daha genel amaçlı olabilir veya web’de gezinme için HTTP veya dosya aktarımları için FTP gibi belirli işlevler için tasarlanmış olabilir.

Paylaşın

Gelişmiş Güç Yönetimi (APM) Nedir? Temel Özellikleri

Gelişmiş Güç Yönetimi (APM), özellikle dizüstü bilgisayarlarda güç kullanımını yöneterek bilgisayar sistemlerinin enerji tasarrufu yapmasını sağlayan bir teknolojidir.

Haber Merkezi / APM, işletim sisteminin ve BIOS’un kaynak kullanımını ve güç tüketimini ayarlayarak veya kullanılmadığında cihazları düşük güç durumlarına getirerek donanım bileşenlerinin güç tüketimini kontrol etmesini sağlar. Bu güç yönetim sistemi pil ömrünü optimize eder, enerji tüketimini azaltır ve çevresel etkiyi azaltır.

Gelişmiş Güç Yönetimi (APM), özellikle bilgisayarlar ve dizüstü bilgisayarlar olmak üzere elektronik cihazlarda enerji tüketimini optimize etme gibi hayati bir amaca hizmet eder. Verimliliği sağlamanın ve pil ömrünü uzatmanın yanı sıra, sistemlerin güç taleplerini bileşen bileşen yönetmeye de yardımcı olur.

Bu güç yönetimi teknolojisi, yüksek performans ve düşük enerji tüketimi arasında bir denge kurmak üzere tasarlanmıştır ve bu da onu modern teknolojinin sürdürülebilirliğine ve çevre dostu olmasına önemli bir katkıda bulunur. APM, dizüstü bilgisayarlar veya akıllı telefonlar gibi pille çalışan cihazlarda özellikle kullanışlıdır; çünkü gelişmiş bir kullanıcı deneyimi için verimli enerji kullanımı büyük önem taşır.

Gelişmiş Güç Yönetimi, amacına ulaşmak için güç tüketimini kontrol etmek ve azaltmak amacıyla çeşitli teknikler kullanır. Bu teknikler arasında, sabit sürücüyü askıya alma, ekranı karartma veya CPU’yu düşük güç durumlarına getirme gibi, kullanılmadıkları zamanlarda temel olmayan bileşenlerin gücünü kapatma veya azaltma yeteneği yer alabilir.

Bu, cihazın pil ömrünü artırmanın yanı sıra genel dayanıklılığına da katkıda bulunarak bileşenlerin daha yavaş bir hızda bozulmasını sağlar. APM’nin güç durumları arasında sorunsuz geçiş yapabilme özelliği, sistem performansından veya operasyonel istikrardan ödün vermeden arka planda sessizce çalıştığı için kullanıcılar için önemli bir değerdir.

Gelişmiş Güç Yönetimi hakkında sıkça sorulan sorular:

Gelişmiş Güç Yönetimi neden önemlidir?

Gelişmiş Güç Yönetimi, enerji tasarrufu, elektrik maliyetlerini düşürme ve bilgisayar bileşenlerinin ömrünü uzatmak için olmazsa olmazdır. APM, güç tasarrufu özelliklerini etkinleştirerek kullanıcıların daha sürdürülebilir ve çevre dostu bir bilgisayar deneyimi için güç tüketimini en aza indirirken yüksek sistem performansını korumalarına yardımcı olur.

Bilgisayarımda Gelişmiş Güç Yönetimi’ni nasıl etkinleştirebilirim?

Bilgisayarınızda APM’yi etkinleştirmek için, başlatma sırasında BIOS ayarlarına erişmeniz gerekir. Bu işlem BIOS üreticisine bağlı olarak değişiklik gösterebilir, ancak genellikle F1, F2, F10 veya Del gibi belirli bir tuşa basmayı gerektirir. BIOS ayarlarına girdikten sonra, Güç Yönetimi veya benzeri bir bölümü arayın ve istediğiniz gibi APM seçeneklerini etkinleştirin. Değişikliklerin etkili olması için değişiklikleri kaydedip BIOS’tan çıkmayı unutmayın.

Gelişmiş Güç Yönetimi tüm işletim sistemleriyle uyumlu mudur?

Gelişmiş Güç Yönetimi, öncelikle BIOS düzeyinde bir teknolojidir ve uyumluluğu genellikle bilgisayarın donanımı ve BIOS’unun sağladığı desteğe bağlıdır. Windows, macOS ve Linux gibi çoğu modern işletim sistemi, APM ile birlikte veya bağımsız çalışan yerleşik güç yönetimi özelliklerine sahiptir. Bu işletim sistemi düzeyindeki güç yönetimi özellikleri genellikle sistemin güç ayarlarında veya kontrol panelinde bulunabilir.

Gelişmiş Güç Yönetimi (APM) ile Gelişmiş Yapılandırma ve Güç Arayüzü (ACPI) arasındaki fark nedir?

Gelişmiş Güç Yönetimi (APM) ve Gelişmiş Yapılandırma ve Güç Arayüzü (ACPI), her ikisi de güç yönetimi teknolojileridir, ancak uygulama ve kontrol açısından farklılık gösterirler. APM, BIOS tabanlıdır ve temel güç tasarrufu özellikleri sunarken, ACPI hem BIOS hem de işletim sistemi düzeylerinde çalışan daha gelişmiş ve esnek bir sistemdir. ACPI, daha ayrıntılı güç yönetimi sağlar ve ayrı cihazları ve bileşenleri yöneterek daha fazla kontrol ve daha geniş bir güç tasarrufu özellikleri yelpazesi sunar.

Paylaşın

Türkiye’de Her On Çocuktan Dördü Yoksulluk Riski Altında

Türkiye’de her 10 çocuktan 4’ü yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunuyor. Her 10 aileden 1’i çocuklarına yeni giysi alamıyor, yine her 10 aileden 1’i çocuklarının günlük taze meyve ve sebze ihtiyacını karşılayamıyor.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, Türkiye’de giderek derinleşen çocuk yoksulluğu ve çocukların iş cinayetlerinde yaşamını yitirmesini Meclis gündemine taşıdı.

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde Çelenk, çocukların eğitim ve sağlıklı beslenme hakkının ağır bir biçimde ihlal edildiğine dikkat çekerek, “Çocuklara okulda ücretsiz yemek ve süt desteği sağlanmalı. Her 10 çocuktan 4’ü yoksulluk ve sosyal dışlanma riski atlında, çocuğun yeri tarla, fabrika ya da atölyeler değil, okuldur” dedi.

Önergede, İSİG verilerine göre yalnızca 2024 yılında 14 yaş ve altı 22, 15-17 yaş arası 46 çocuğun çalışırken yaşamını yitirdiğine işaret edildi. 2025’in ilk dört ayında ise en az 19 işçileştirilmiş çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Bunun en son örneği, Mersin’in Akdeniz ilçesinde sürücünün serviste tamiri yapılan TIR’ı alandan çıkardığı sırada çarptığı Emir Kılınç oldu. Emir’in babası, olaydan sonra, “Oğlum 16 yıl yaşadı, 8 yılı sanayide geçti” ifadelerini kullanmıştı.

Çelenk, özellikle Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) programı kapsamında iş kazalarında ölen çocukların artışının tabloyu daha vahim hale getirdiğini vurgulayarak, “Bu durum, çocuk yoksulluğu ile çocuk emeği sömürüsü arasındaki doğrudan bağlantıyı açıkça ortaya koyuyor” ifadesini kullandı.

Önergede OECD’nin “Hayat Nasıl 2024” raporuna göre Türkiye’de her 5 çocuktan 1’inin okula aç gittiği belirtildi. TÜİK verilerine göre ise hanelerin yüzde 21,2’si yoksulluk sınırının altında yaşıyor, geniş ailelerde bu oran yüzde 26,9’a çıkıyor. Ankara Tabip Odası’nın 2025 verilerine göre, 2018’de 122 bin 489 olan ailesi yanında temel ihtiyaçları karşılanamayan çocuk sayısı, 2025’in ilk yarısında 171 bin 895’e yükseldi. Bu artışın son 7 yılda yüzde 40’a ulaştığına dikkat çekildi.

Aynı rapora göre, 10 çocuktan 4’ü yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunuyor. Her 10 aileden 1’i çocuklarına yeni giysi alamıyor, yine her 10 aileden 1’i çocuklarının günlük taze meyve ve sebze ihtiyacını karşılayamıyor.

“Çocuğun yeri okul, çocuğun işçisi olmaz”

Yetersiz beslenmenin çocuklarda büyüme geriliği, bağışıklık zayıflığı, vitamin ve mineral eksiklikleri, kansızlık, öğrenme güçlüğü gibi sorunlara yol açtığını belirten Çelenk, “Bu yalnızca sağlık hakkını değil, aynı zamanda eğitim hakkını da doğrudan ihlal ediyor” dedi.

Çelenk’in Bakan Tekin’e yönelttiği sorular şunlar oldu:

2024-2025 eğitim-öğretim yılında yoksulluk nedeniyle okulu bırakmak zorunda kalan çocukların sayısı nedir? Bu çocukların yaş, cinsiyet ve bölgesel dağılımına ilişkin veriler kamuoyu ile paylaşılmakta mıdır?

Bakanlığınız, çocuk yoksulluğunun eğitim hakkı üzerindeki etkilerini ortaya koyan düzenli ve kapsamlı bir çalışma yürütmekte midir? Varsa bu çalışmanın sonuçları nelerdir? Okulların açılmasına sayılı günler kala, tüm eğitim kurumlarında en az bir öğün sağlıklı ve ücretsiz yemek sağlanmasına yönelik herhangi bir program veya hazırlık yapılmakta mıdır? Bu konuda pilot uygulama planı var mıdır?

Gelişme çağındaki tüm çocuklara ücretsiz süt desteği verilmesi yönünde Bakanlığınızın yürüttüğü veya planladığı bir çalışma mevcut mudur? Bu konuda ayrılan bütçe veya öngörülen hedef nedir?

Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) programı kapsamında çalışırken iş kazalarına maruz kalan çocuklara ilişkin olarak Bakanlığınızın elinde bulunan veriler nelerdir? Bu programda bugüne kadar kaç çocuk iş kazası geçirmiş, kaçı ağır yaralanmış ve kaçı hayatını kaybetmiştir? Ayrıca MESEM kapsamında çalıştırılan çocukların kaçının eğitimini yarıda bırakarak okuldan koptuğuna dair güncel veriler mevcut mudur?

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Seçim Anketi: CHP Yüzde 32, AK Parti Yüzde 31

MAK Araştırma’nın seçim anketine göre; CHP, AK Parti’nin 1 puan önünde. Ankete katılan katılımcıların, yüzde 32’si CHP’ye, yüzde 31’i ise AK Parti’ye oy vereceklerini belirtti.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) erken seçim çağrılarını sürdürürken araştırma ve anket sonuçları açıklanmaya devam ediyor.

MAK Araştırma, sadece VIP abonelere gönderdiği anket sonucunu sosyal medya hesabından paylaştı. Ankete göre, yarın yapılacak bir erken seçimde CHP yüzde 32 ile birinci parti. AK Parti ise yüzde 31 ile ikinci parti.

MAK Araştırma’nın ağustos ayı VIP anket sonuçları şöyle:

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP): Yüzde 32
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti): Yüzde 31
İYİ Parti: Yüzde 8
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti): Yüzde 7,5
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP): Yüzde 7

Kararsızlar: Yüzde 5
Yeniden Refah Partisi (YRP): Yüzde 3,5
Zafer Partisi: Yüzde 2
Diğerleri: Yüzde 2
Saadet Partisi: Yüzde 1
Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi: Yüzde 1

Paylaşın

Yoksulluk Sınırı Asgari Ücretin Dört Katı

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı yanı açlık sınırı 27 bin 111 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 88 bin 310 liraya çıktı.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) “Ağustos 2025 Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması” raporunu açıkladı.

Rapora göre, Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 27 bin 111 lira olurken, diğer temel harcamalarla birlikte haneye girmesi gereken toplam gelir miktarı 88 bin 310 liraya ulaştı.

Bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti ise aynı dönemde 34 bin 981 liraya yükseldi. Net asgari ücretin 22 bin 104 lira olduğu dikkate alındığında, tek bir bireyin yaşamını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu tutarla mevcut gelir arasındaki fark 12 bin 877 liraya çıkmış durumda. Bu tablo, enflasyonun ücret artışlarını geride bıraktığını ve gelir erozyonunun sürdüğünü gösteriyor.

TÜRK-İŞ raporunda, “Bu farkı gidermeden yalnızca enflasyon oranında ücret artışı yapılması, yoksulluğun kalıcı hâle gelmesi anlamına gelir” denilerek, gelir düzeyinin insan onuruna yaraşır biçimde yeniden belirlenmesi gerektiğine dikkat çekildi.

Ankara’daki dört kişilik bir ailenin gıda harcamalarındaki yıllık artış oranı yüzde 40,68 olarak ölçüldü. Yılın ilk sekiz ayında gıda fiyatlarındaki kümülatif artış yüzde 28,59’a ulaşırken, 12 aylık ortalama artış yüzde 41,46 oldu. En çok fiyat artışı görülen kalemler arasında çay, ıhlamur, salça ve pirinç öne çıktı. Ayçiçek yağı, tereyağı ve margarin fiyatlarında artış gözlemlenirken, zeytinyağında kısmi düşüş kaydedildi.

Raporda, dana eti fiyatlarında Et ve Süt Kurumu’nun düşük fiyatlı tedarik uygulamasına rağmen kayda değer bir düşüş yaşanmadığı belirtildi. Tavuk etinde yüzde 8’lik, yumurtada ve kuru baklagillerde ise sınırlı artışlar görüldü. Sebze fiyatları yükselirken meyvelerde kısmi düşüş yaşandı. Ortalama meyve-sebze fiyatı 82,59 TL olarak hesaplandı.

Ekmek fiyatındaki artış da dar gelirli vatandaşın mutfağını doğrudan etkiledi. Ankara’da 200 gram ekmek 12,5 TL’den 15 TL’ye yükselirken, bu yüzde 20’lik zam, temel beslenme giderlerinin daha da ağırlaşmasına yol açtı. Tahıl ürünleri grubunda ise en yüksek fiyat artışı pirinçte görüldü.

Paylaşın

Tekelci Kapitalizm

Tekelci Kapitalizm (Monopoly Capitalism), kapitalizmin, serbest rekabetin azaldığı ve piyasaların büyük şirketler ya da tekeller tarafından domine edildiği bir aşamasını ifade etmektedir.

Kurtuluş Aladağ / Bu kavram, özellikle Marksist iktisatçılar tarafından, kapitalizmin gelişim sürecinde rekabetçi piyasalardan tekelci yapılara geçişi tanımlamak için kullanılmaktadır.

Tekelci kapitalizm, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında, sanayi devriminin etkisiyle büyük şirketlerin (tröstler, karteller, holdingler) piyasalarda hakimiyet kurmaya başladığı dönemde belirginleşmiştir.

Bu sistemde; Büyük şirketler, birleşmeler, satın almalar veya anlaşmalar yoluyla rakiplerini ortadan kaldırarak piyasayı kontrol etmektedir. Bu, rekabetin azalmasına ve fiyatların tekeller tarafından belirlenmesine yol açmaktadır.

Karl Marx, sermayenin, az sayıda büyük aktörün elinde toplanığı bu süreci “sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesi” olarak tanımlamıştır.

Vladimir Lenin, bankaların ve finans kuruluşlarının, sanayi sermayesiyle birleşerek ekonomik gücü daha da yoğunlaştırdığı bu durumu Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması (1916) adlı eserinde detaylıca ele almış ve tekelci kapitalizmi emperyalizmle ilişkilendirmiştir.

Tekelci kapitalizm, genellikle devletin desteğiyle güçlenirken Lenin, bu durumu “devlet – tekelci kapitalizm” olarak adlandırmış ve özellikle emperyalist savaşların bu süreci hızlandırdığını belirtmiştir.

Tekelci kapitalizmde, mali sermaye spekülatif hareketleriyle krizlere neden olabilir. Lenin, bu durumu, mali sermayenin egemenliğinin, kapitalizmin çelişkilerini derinleştirdiği şeklinde ifade etmiştir.

Cecilia Rikap gibi çağdaş düşünürler, günümüzde tekelci kapitalizmin “entelektüel tekelci kapitalizm” biçimine evrildiğini savunmaktadır. Büyük teknoloji şirketleri (ör. GAFAM), bilgi ve teknoloji üzerindeki tekelleriyle hem rant elde etmekte hem de inovasyonu kontrol etmektedir.

Tekelci kapitalizm, Sanayi Devrimi’nin ardından, özellikle ABD ve Avrupa’da demiryolu, petrol ve çelik sektörlerinde tröstlerin oluşumuyla güçlenmiştir. Örneğin, ABD’de Rockefeller’in Standard Oil şirketi, piyasayı domine eden bir tekel örneğiydi.

II. Emperyal Paylaşım Savaşı (II. Dünya Savaşı) sonrası dönemde, Keynesyen politikalarla devlet müdahalesi artsa da, 1980’lerden itibaren neoliberal politikalar tekelci yapıların yeniden güçlenmesine yol açmıştır.

Günümüz: Dijital çağda, Amazon, Google, Meta gibi teknoloji devleri, entelektüel mülkiyet ve veri kontrolüyle tekelci kapitalizmin yeni biçimlerini oluşturmaktadırlar. Yanis Varufakis, bu durumu “teknofeodalizm” olarak adlandırarak, kapitalizmin geleneksel pazarlardan dijital platformlara kaydığını iddia etmektedir.

Paul Sweezy ve Paul A. Baran gibi Marksist iktisatçılar, tekelci kapitalizmin ekonomik durgunluğa ve artı-değer krizine yol açtığını savunmuştur. Sweezy’nin “Kapitalist Gelişme Teorisi” adlı eseri, bu konuda temel bir kaynaktır.

Tekelci kapitalizmde, cinsiyet eşitliği gibi sosyal meseleler şirketlerin çıkarları doğrultusunda kullanılabilir. Örneğin, büyük şirketlerin “kadın dostu” politikaları, emek sömürüsünü gizlemek için bir araç olarak görülebilir.

Türkiye’de tekelci kapitalizm, Koç ve Sabancı gibi holdinglerin bankacılık ve sanayi sektörlerinde etkili olmasıyla örneklenir. Hikmet Kıvılcımlı gibi düşünürler, Türkiye’deki finans-kapitalin tekelci yapısını sıkça ele almıştır.

Sonuç olarak; Tekelci kapitalizm, kapitalist sistemin rekabetten uzaklaşarak birkaç büyük aktörün kontrolüne geçtiği bir aşamadır.

Bu sistem, ekonomik güç yoğunlaşması, devlet – sermaye işbirliği ve inovasyonun metalaşması gibi özellikleriyle tanımlanmaktadır. Günümüzde, dijital platformlar ve entelektüel tekeller, bu sistemin yeni yüzünü oluşturmaktadır.

Paylaşın

Tutuklu Sayısında Yeni Rekor: 57 Bin 503

2023 yılı sonunda 38 bin 537 olan tutuklu sayısı, 2024 yılının sonunda kayıtlara 55 bin 240 olarak geçti. 1 Ağustos 2025 tarihi itibarıyla tutuklu sayısı, 57 bin 503’e ulaşarak yeni bir rekor kırdı.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından paylaşılan veriler, son iki yılda tutuklu sayısındaki endişe verici artışı net bir şekilde belgeliyor. Verilere göre, 2023 yılı sonunda 38 bin 537 olan tutuklu sayısı, muhalefete yönelik baskıların yoğunlaştığı bir dönem olarak nitelendirilen 2024 yılının sonunda kayıtlara 55 bin 240 olarak geçti. Bu, bir yıl içinde tutuklu sayısında 16 bin 703 kişilik bir artış yaşandığını gösteriyor.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; tutuklu sayısındaki bu tırmanışta, 19 Mart 2025 sabahı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik başlatılan operasyonların önemli bir rol oynadığı belirtiliyor. İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan süreç, ilerleyen haftalarda İBB bürokratları ve diğer CHP’li belediye başkanlarına yönelik yeni operasyonlarla genişledi. Bu soruşturmalar kapsamında çok sayıda bürokrat ve belediye başkanı tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Aralarında üst düzey yöneticilerin de bulunduğu onlarca kişi hakkındaki iddianamelerin henüz hazırlanmamış olması, tutuklamanın bir cezalandırma yöntemi olarak kullanıldığına yönelik eleştirileri güçlendirdi. Bu operasyonların yarattığı bilanço, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün istatistiklerine doğrudan yansıdı ve tutuklu sayısının rekor seviyeye ulaşmasında etkili oldu.

Paylaşın

DEM Parti’den “Süreç” Açıklaması: Demokratik Toplum, Barış Ve Entegrasyon

DEM Parti İmralı Heyeti’nden Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada,  “Sayın Öcalan, demokratik toplum, barış ve entegrasyonun, bu sürecin üç kilit kavramı olduğunu, bu temelde sonuca ulaşabileceğini belirtti” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti’nde yer alan Van Milletvekili Pervin Buldan, Urfa Milletvekili Mithat Sancar ve Asrın Hukuk Bürosu avukatı Faik Özgür Erol’dan oluşan heyet, dün PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüştü.

DEM Parti İmralı Heyeti, görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yayınladı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“28 Ağustos 2025 tarihinde İmralı’da Sayın Öcalan’la üç saatlik bir görüşme gerçekleştirdik. Sayın Öcalan son derece sağlıklı ve moralliydi. Görüşmede, Barış ve Demokratik Toplum sürecinin geçirdiği aşamalara ve gelinen noktaya dair kapsamlı değerlendirmeler yaptı. Yaşadığımız sorunun özel bir cerrahi müdahaleyi gerektirecek derecede kangren olduğunu, süreci bu hassasiyetle yürüterek bugüne getirdiklerini ifade etti. ‘Amacımız, acılı bir sürecin sona erdirilmesi için elimizden geleni yapmaktı’ dedi.

Demokratik toplum, barış ve entegrasyonun, bu sürecin üç kilit kavramı olduğunu, bu temelde sonuca ulaşabileceğini belirtti. Bunun için bütün boyutlarda adımların ivedilikle atıldığı yeni bir aşamanın gereğine vurgu yaptı. Sayın Öcalan, tercihinin her zaman demokratik cumhuriyet ile demokratik toplum temelli bir entegrasyon olduğunu; bu stratejik hamlenin anlaşılması ve sahiplenilmesinin hepimize, tüm Türkiye’ye kazandıracağını belirtti. Bu tercihin, siyaset ve basın çevrelerinin bir kısmında basitleştirme ya da yok sayma gibi yaklaşımlarla ele alınmasının bu sürece zarar verdiği açıktır. Halklar arasındaki ebedi dostluğa ve barışa olan büyük inancını da bu vesileyle bir kez daha dile getirdi.”

Paylaşın