Alkolizmde Genetiğin Rolü

Alkolizm, yani alkol kullanım bozukluğu (AUD), oldukça karmaşık bir sağlık sorunudur ve hem genetik hem de çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkmaktadır.

Haber Merkezi / Genetik faktörler, alkolizme yatkınlığı önemli ölçüde etkiler; araştırmalara göre bireylerin alkolizm geliştirme riskinin yaklaşık yüzde 50’si genetik kökenlidir. Ancak bu, “alkolik geni” gibi tek bir genin sorumlu olduğu anlamına gelmez; risk, birçok genin küçük etkilerinin birikimiyle oluşmaktadır.

Genetik Etki Oranı ve Kalıtım

Kalıtım Oranı: İkiz ve evlat edinme çalışmaları, alkolizmin kalıtım oranını yüzde 40-60 arasında göstermektedir. Örneğin, biyolojik ebeveynleri alkolizm hastası olan evlat edinilmiş çocuklar, evlat edinen ailelerdeki alkol kullanımından bağımsız olarak daha yüksek risk taşımaktadır. Bu, genetik yatkınlığın çevresel faktörlerden ayrı bir rol oynadığını doğrulamaktadır.

Aile Geçmişi: Yakın akrabalarında (özellikle ebeveynlerde) alkolizm öyküsü olan bireylerin AUD geliştirme riski 2-4 kat artmaktadır. Ancak genetik yatkınlık, çevresel etkenler (örneğin çocukluk travması, akran baskısı veya stres) olmadan tek başına yeterli değildir.

Önemli Genler ve Varyantlar

Alkolizmle ilişkili genler, iki ana kategoride incelenir: alkol metabolizmasıyla ilgili olanlar ve beyin ödül sistemini etkileyenler.

Bu genler, alkolün beyindeki etkisini (örneğin dopamin salınımı) değiştirerek riski modüle etmektedir. 2020 yılında yapılan bir genom çapında analizde, 29 genetik varyantın (19’u yeni keşfedilen) problemli içki içme riskini artırdığı bulunmuştur.

Ayrıca, 2023 yılında yayınlanan bir çalışma, nöronal plastisite ve ağrı algısıyla ilgili gen mutasyonlarının AUD ile bağlantısını ortaya koymuştur.

Koruyucu Genetik Etkiler

Genetik sadece risk artırmaz; bazı varyantlar koruyucudur da. Örneğin, ADH1B ve ALDH2 varyantları alkolün hızlı metabolizmasını sağlayarak tüketimi azaltmaktadır. Bu, özellikle Doğu Asya popülasyonlarında alkolizm oranlarının düşük olmasının nedenlerinden biridir.

Çevresel Faktörler ve Gen-Çevre Etkileşimi

Genetik yatkınlık olsa bile, AUD gelişimi için çevresel tetikleyiciler şarttır:

Erken Maruziyet: Ebeveynlerin alkol kullanımı veya çocukluk travması, genetik riski aktive etmektedir.

Psikiyatrik Bozukluklar: Depresyon veya anksiyete gibi durumlar, genetik eğilimi artırmaktadır; alkolizmle ilişkili genler bu bozukluklarla da paylaşılmaktadır.

Kültür ve Erişim: Alkolün kolay erişilebilir olduğu ortamlarda genetik risk daha belirgin hale gelmektedir.

Tedavi ve Önleme İçin İpuçları

Farmakogenetik: Naltrekson gibi ilaçlar, belirli gen varyantlarına (örneğin OPRM1) göre daha etkili olabilir.

Önleme: Aile öyküsü olan bireyler, erken yaşta eğitim ve destekle riski azaltabilir. Çevresel faktörleri yönetmek (stres azaltma, akran seçimi) kritik önemededir.

Destek: Eğer ailede alkolizm öyküsü varsa, genetik testler (henüz rutin değil) veya danışmanlık yardımcı olabilir, ancak AUD tanısı davranışsal değerlendirmeyle yapılmaktadır.

Paylaşın

Pamuk Topu Diyeti Nedir? Riskleri

Pamuk Topu Diyeti (Cotton Ball Diet), aşırı kilo verme amacıyla pamuk toplarını meyve suyu, smoothie veya limonata gibi sıvılara batırıp yutmayı içeren tehlikeli bir moda diyetidir.

Haber Merkezi / Bu yöntem, pamuğun mideyi doldurarak tokluk hissi yaratacağı iddiasıyla popüler hale gelmiştir, ancak tamamen sağlıksız ve risklidir.

Uzmanlar, özellikle modeller ve genç kadınlar arasında sosyal medyada yayılan bu diyet hakkında defalarca uyarıda bulunmuşlardır.

Nasıl Uygulanır?

Günlük öğünler yerine 3-5 adet pamuk topu alınır.
Pamuklar portakal suyu, elma suyu veya benzeri sıvılara daldırılır.
Yutulur ve kalori alımını minimuma indirmek için gerçek yemek yenmez.

Bazı varyasyonlarda, yemek öncesi pamuk yutularak iştah bastırılır. Ancak pamuk, sindirilemez bir lif olduğu için vücut tarafından emilmez ve sadece hacim yaratır.

Neden Tehlikeli?

Bu diyet, kısa vadeli kilo kaybı sunsa da (aslında su ve kas kaybı), ciddi sağlık sorunlarına yol açar. İşte başlıca riskleri:

Bağırsak Tıkanıklığı: Pamuk, sindirilemediği için bağırsaklarda birikerek tıkanmaya neden olabilir; cerrahi müdahale gerekebilir.

Malnütrisyon (Yetersiz Beslenme): Kalori ve besin alımı yetersiz kaldığı için, enerji düşüklüğü, halsizlik, saç dökülmesi, cilt kuruluğu ve anemi oluşturabilir.

Yeme Bozuklukları: Anoreksiya nervoza veya bulimiya gibi psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilir; kusma ve bağımlılık riski taşıyabilir.

Ölümcül Komplikasyonlar: Böbrek yetmezliği, düşük tansiyon, bağışıklık zayıflaması ve hatta ölümle sonuçlanabilir.

Uzmanlar, bu diyetin “ölüm diyeti” olarak anıldığını ve özellikle ergenlik çağındaki gençlerde yaygınlaştığını belirtiyorlar.

Bu diyeti kesinlikle denemeyin; sağlıklı kilo kaybı için dengeli beslenme, egzersiz ve profesyonel diyetisyen desteği alabilirsiniz.

Eğer yeme bozukluğu belirtileri yaşıyorsanız (aşırı diyet takıntısı, vücut imajı sorunları), bir uzmana danışmalısınız.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Yeni Mesaj: Ne Boyun Eğeceğim Ne De…

Yeni bir mesaj yayınlayan Ekrem İmamoğlu, “Ne boyun eğeceğim ne de susturulacağım. Ve tüm kalbimle inanıyorum ki halkım bu karanlıktan daha güçlü, özgür ve geleceğini sahiplenmeye hazır şekilde çıkacaktır” dedi.

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, uluslararası hesabından dikkat çeken bir mesaj yayınladı. İmamoğlu, mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Beni Silivri’ye kapatmaya çalıştılar, halkın iradesini kırmak için. Dünya, bunun sadece bir kağıt parçası, bir dava, bir mahkeme olduğunu düşünmek istese de herkes gerçeği biliyor. Bu saldırılara karşı en büyük garantimiz şüphesiz ki halkımızın bilgelik ve vicdanıdır, demokrasiye olan inancıdır.

Ama herkes şunu bilmelidir: Ne boyun eğeceğim ne de susturulacağım. Ve tüm kalbimle inanıyorum ki halkım bu karanlıktan daha güçlü, özgür ve geleceğini sahiplenmeye hazır şekilde çıkacaktır.”

Paylaşın

İstanbul’da Toplu Ulaşım Ücretlerine Yüzde 30 Zam

İstanbul’da otobüs, metro, metrobüs, minibüs ve vapur gibi toplu ulaşım araçlarıyla taksi ve okul servislerine yüzde 30 zam yapıldı. Yeni tarifenin 15 Eylül itibaren geçerli olacağı açıklandı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Tarife Komisyonu ile Ulaşım ve Trafik Komisyonu, “Toplu Ulaşım Ücret Tarifesi Düzenlemesi”ne ilişkin çalışmalarını tamamladı.

Buna göre, İBB Meclisi toplantısına gönderilen gündem maddesinde toplu ulaşım ile taksi ve okul servislerine yüzde 29,22 zam yapılması talep edildi. Teklif Meclis grubundan oy çokluğu ile geçti. Yeni tarife 15 Eylül itibaren geçerli olacak.

Açıklanan tarife uyarınca elektronik tam biletin 27 liradan 35 liraya; Mavi Kart aylık abonman ücreti ise 2 bin 120 liradan 2 bin 748 liraya çıktı.

Deniz yolu taşımacılığında Üsküdar-Eminönü seferinin 34,20 liradan 44,33 liraya, Kadıköy-Eminönü ile Kadıköy-Beşiktaş seferlerinin 38,11 liradan 49,40 liraya, Bostancı-Adalar seferinin 100,45 liradan 130,22 liraya çıkartılması kararlaştırıldı.

T24’ün aktarımına göre mecliste yapılan oylama sonucu, taksilerde taksimetre açılış ücretinin 42 liradan 54,50 liraya, mesafe ücretinin kilometre başına 28 liradan 36,30 liraya, zaman tarifesi ücretinin de saatlik 350 liradan 453,71 liraya çıkarılmasına karar verildi. Kısa mesafe ücreti ise 135 liradan 175 liraya yükseltildi.

Minibüslerdeki indi-bindi ücretleri de arttı. Buna göre minibüslerde en kısa mesafe ücreti, 4 kilometreye kadar 25 liradan 32,50 liraya, 4 ile 7 kilometre arası 26 liradan 34 liraya, 7 ile 11 kilometre arası 27 liradan 35 liraya, 11 ile 15 kilometre arası 28 liradan 36 liraya, 15 ile 20 kilometre arası 30 liradan 39 liraya, öğrenci ücreti de 16 liradan 21 liraya çıkarıldı.

Yeni tarifeyle okul servis ücretlerindeki 0 ile 1 kilometre arası mesafe ücreti de 2 bin 605 liradan 3 bin 376 liraya yükseltildi. Personel servis ücretleri ise 1757 lira oldu.

Geçtiğimiz aylarda Danıştay Sekizinci Daire’nin almış olduğu kararla, bilet ve ücret tarifelerini belirleme ve değiştirme yetkisi UKOME’den alınarak belediye meclislerine verilmişti. Bundan sonra ise kentteki ulaşıma ilişkin zam kararları, UKOME yerine İBB Meclisi’nde alınacak.

Paylaşın

Dünya Genelinde Her On Çocuktan Biri Obez

2000 yılından bu yana 5-19 yaş aralığındaki çocuklarda düşük kilolu olma oranı yüzde 13’ten yüzde 9,2’ye gerilerken, obezite oranı yüzde 3’ten yüzde 9,4’e yükseldi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) 190’dan fazla ülkeden toplanan verilere dayandırdığı raporunu açıkladı. Okul çağındaki her 10 çocuktan 1’i obeziteden etkilendiği ortaya konuldu.

Çocuklarda obezite oranı, Sahra Altı Afrika ve Güney Asya hariç dünyanın tüm bölgelerinde düşük kilolu olma oranını geçti. Obeziteden etkilenen 188 milyon çocuk, yaşamı tehdit eden hastalıklara yakalanma riskiyle karşı karşıya bulunuyor.

2000 yılından bu yana 5-19 yaş aralığındaki çocuklarda düşük kilolu olma oranı yüzde 13’ten yüzde 9,2’ye gerilerken, obezite oranı yüzde 3’ten yüzde 9,4’e yükseldi.

Raporda; şeker, rafine nişasta, tuz, sağlıksız yağlar ve katkı maddeleri oranı yüksek aşırı işlenmiş gıdaların ve fast food yiyeceklerin, çocukların beslenme alışkanlıklarını kişisel tercihlerden ziyade sağlıksız gıda çevreleri aracılığıyla şekillendirdiği uyarısında bulunuyor. Bu ürünler hem mağazalarda hem okullarda yaygınken, dijital pazarlama da gıda ve içecek sektörünün genç kitlelere güçlü bir şekilde ulaşmasına imkân sağlıyor.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, obezitenin çocukların sağlığı ve gelişimini etkileyebilen bir endişe kaynağı olduğunu vurgulayarak, aşırı işlenmiş gıdaların giderek daha fazla meyve, sebze ve proteinin yerini aldığına dikkati çekti.

Raporda ayrıca, hükümetlere ve sivil toplum kuruluşlarına, çocukların besleyici gıdalara erişiminin sağlanması için önlem alınması çağrısı yapıldı.

Paylaşın

Tarihin En Gizemli Sanat Akımı Orfizm Nedir?

Orfizm, 20. yüzyılın başlarında, kübizmin bir uzantısı olarak ortaya çıkan soyut sanat hareketidir. Hareket, Fransız şair Guillaume Apollinaire tarafından 1912 yılında adlandırılmıştır.

Haber Merkezi / Bu akım, modern hayatın ritmini, ışığın titreşimini ve duygusal rezonansı yakalamayı amaçlayan, müzik benzeri bir görsel dil geliştirmiştir.

Orfizm, 1910 – 1914 yılları arasında, özellikle Robert Delaunay ve eşi Sonia Delaunay tarafından geliştirilmiştir. Hareketin adı, Fransız şair ve sanat eleştirmeni Guillaume Apollinaire tarafından 1912’de Salon de la Section d’Or sergisinde kullanılmıştır.

Apollinaire, Orpheus mitosuna atıfla bu terimi seçmiş; Orpheus’un lir çalmadaki mistik gücü gibi, bu sanatın da renkleri “müzikal” bir şekilde kullanarak izleyiciyi büyülemesini kastetmiştir.

Delaunay, kübizmden (Pablo Picasso ve Georges Braque’un gri tonlu, analitik stillerinden) koparak, 1912 yılında soyutluğa yönelmiş ve renk paletini genişletmiştir.

Hareket, Neo-İmpresyonizm’in (Paul Signac ve Georges Seurat’ın) renk teorilerinden, Fovizm’in parlak renklerinden, Puantilizm’in (noktalama tekniği) optik karışımından ve Charles Henry ile Michel Eugène Chevreul’ün bilimsel renk çalışmalarıyla (örneğin, tamamlayıcı renklerin yan yana getirildiğinde yoğunlaşması) beslenmiştir.

I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle (1914) akım dağılmış, ancak Delaunay’lar ve František Kupka gibi öncüler ömür boyu bu stile sadık kalmışlardır. 1913’te Salon des Indépendants ve 1914’te Der Sturm sergileri, Orfizm’in zirvesi olmuştur.

Orfizmin Temel İlkeleri:

Renk ve Işık Önceliği: Renkler, nesneleri temsil etmek yerine, duygusal ve spiritüel bir etki yaratmak için kullanılmaktadır. Tamamlayıcı renkler (kırmızı-yeşil, mavi-turuncu) kontrastla titreşim ve hareket hissi vermektedir; bu, Chevreul’ün “renklerin birbirini modifiye etmesi” teorisinden kaynaklanmaktadır.

Soyutluk ve Ritm: Formlar dairesel, konik veya eşzamanlı (simultaneous) katmanlar halinde üst üste binmektedir; bu, modern şehrin (Paris, Eyfel Kulesi) dinamizmini yansıtmaktadır. Apollinaire’e göre, Orfizm “görsel gerçeklikten alınmayan, sanatçının yarattığı yeni bütünlükler”dir.

Müzikal Analoji: Resimler, senfoni gibi ritmik ve armonik yapıdadır; renkler “nota”lar, kompozisyonlar “melodi”lerdir. Bu, soyut sanatın temel taşlarından birini oluşturmaktadır.

Teknik Yaklaşımlar: Geometrik soyutluk, Fütürizmin hareket duygusu ve Fovizmin canlılığı birleşir. Konu genellikle şehir manzaraları veya soyut kompozisyonlardır, ancak figüratif izler silikleşir.

Orfizm, analitik kübizmden farklı olarak lirik ve duygusal bir soyutluktur; izleyiciyi “psikede multisensöryel” bir deneyime davet etmektedir.

Akımın Önemli Eserleri:

Robert Delaunay – Şehir Penceresinden Eşzamanlı Görünüm (1912): Paris penceresinden soyut bir manzara; mavi-turuncu katmanlar hareket ve ışık titreşimi yaratır. Orfizm’in geçiş eseridir.

Sonia Delaunay – Elektrik Prizmaları (1914): Salon des Indépendants’te sergilenen ikonik çalışma; kübist geometri, fovist renkler ve fütürist dinamizm birleşir.

František Kupka – Güneş Çevresi (1912): Konzentrik daireler ve spektral renkler; müzik armonisine benzer ritm.

Robert Delaunay – Dairesel Formlar (1930): Akımın geç evresi; saf soyutlukta renk çarkları.

Orfizm, I. Dünya Savaşı’yla sona erse de, soyut sanatın temelini atmıştır. Alman Ekspresyonistleri (August Macke, Franz Marc, Paul Klee) 1912 yılında Delaunay’ların stüdyosunu ziyaret ederek etkilenmiş; bu, Mavi Binici grubunu şekillendirmiştir. Kandinsky’nin lirik soyutluğuna, Op Art’a (Bridget Riley’nin optik titreşimleri) ve Amerikan Renk Alanı ressamlarına (Kenneth Noland) ilham vermiştir.

Sonia Delaunay’nin tasarımları, moda (tekstil desenleri) ve tiyatroda (set tasarımı) yayılmıştır; günümüzde grafik tasarım ve veri görselleştirmede (iklim grafikleri) yankılanmaktadır. Kısa ömürlü olmasına rağmen, Orfizm soyutluğun “renk devrimi”ni başlatmış; kübizmden abstraksiyona köprü kurmuştur.

Paylaşın

Bahçeli’den Erdoğan’a 2028 İçin Destek

Erdoğan’a yönelik desteğini de vurgulayan Bahçeli, “İleride şartlar ne olursa olsun Sayın Cumhurbaşkanımızın görevine devamından yanayım. 2028’de de devam etmeli. Eğer tekrar bir cumhurbaşkanlığı adaylığını düşündüğü zaman MHP olarak tam desteğimizi vereceğiz” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Sabah’tan Tuba Kalçık‘ın sorularını yanıtladı.

Terörsüz Türkiye sürecine dair neler söylemek istersiniz?

Sayın Cumhurbaşkanımız bunun için de hassasiyetle çalışmaktadır. İlgili bakanlar da kendi alanlarında terörsüz Türkiye’nin başarıya ulaşması için gayret göstermektedir. Meclis’te temsil edilen siyasi partilerden oluşturulan 51 kişilik heyet, konu üzerinde çalışıyor ve bazı kesimlerin de düşüncelerini almak için kapıyı aralıyor. Meclis’in yüksek bir katkısı var. Sivil toplum kuruluşlarının katılımı, siyasi parti temsilcilerinin bulunması çok önemli.

Bunlar devlet politikası olarak işi çok kararlı ve tutarlı şekilde sonuçlandırmak için atılmış sağlıklı adımlardır. Komisyonda mutabakata varılmış olan hususlar Meclis’e, Meclis Başkanlığımızın yönlendirmesiyle aktarılırsa Meclis’te bu konular tartışılır ve yasalaşacak konular yasalaşır, mutabakata varılacak konular üzerinde bir kez daha durulur. Netice itibarıyla terörsüz Türkiye başarılı şekilde sonuçlandırılır.

MHP olarak ‘Oy kaybeder miyim’ kaygısı taşıdınız mı?

Hiçbir kaygı taşımadık, hiç böyle bir düşünceye de sahip olmadık. Atılması gereken bir adımın atılacağı inancıyla hareket ettik. Onun da temeli samimiyetle ifade etmek gerekirse Sayın Cumhurbaşkanımızın Meclis açılışındaki konuşmasıdır. 2025 yılında Meclis’te bulunan partilerin karşılıklı sevgi ve saygı içerisinde verimli ve etkin çalışmasını temenni etmiştir. Milletvekili arkadaşlarımız da bu değerlendirmeye gönülden katılmıştır. Fakat Meclis’teki diğer partilerde ise ayrılırken ayağa kalmamak gibi, farklı farklı davranışlar sergilemesi gibi davranışlar oldu. Bazıları bundan siyaseten sonuç çıkarmaya çalışıyor.

İşte böyle bir anda hiçbir yerden tesir altında kalmaksızın yerimden kalktım, DEM Parti’ye giderek görevlilerin elini sıktım ve yeni çalışma döneminin hayırlara vesile olmasını temenni ettim. Meclis’teki bu davranış çok önemli bir tartışmaya da vesile oldu. Bu davranışımın sebebi de Cumhur İttifakı’nın bileşeni olarak MHP, Sayın Cumhurbaşkanımızın temennisine olumlu bir karşılık vermek mecburiyetindedir. Çünkü Cumhur İttifakı’nın gereği budur. Çözüm üreten bir Meclis’e doğru gidebilmek için hayırlı bir adım attığımız kanaatindeyiz. Yaptığımız şey budur.

‘İmamoğlu ve diğer belediye başkanları hakkındaki soruşturmalarla ilgili iddianameler hazırlanmalı’ açıklaması yapmıştınız.

Haklılar ise beraatleri sağlanmalı, suçlular ise gerekli cezayı almalılardır. Ekim ayı içerisinde iddianameler hazırlanmalı, kamuoyu ile paylaşılmalı ve mahkemeler başlamalıdır. Ve kısa zamanda da sonuçlanabilecek bir çalışma ortamına girebilmelidir. Bunu da yapabilecek çok değerli yargı mensubu var, bunlara da güvenmeliyiz.

CHP yönetiminin ‘Mahkemenin kararını tanımıyoruz’ açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yanlış buluyorum. Hukuka saygı duymak gerekir. Mahkeme kararını tanımıyoruz diye bir olay olmaz. Mahkeme bir karar verdiyse onu tanıyıp, kararın gereğini yapmaya çalışmaları gerekiyor. Toplumu bazı tartışma zemininden uzaklaştırıp daha karşılıklı anlayışa dayalı bir toplum yapısına kavuşturmaları gerekiyor.

“Özgür Özel’in psikolojisini iyi görmedim” demiştiniz.

Çok sert konuşmalar yapıyor, bazı kavramları farklı kullanıyor. Bunlar da onun hareketlerine ve yüzündeki ifadeye yansıyor. Bu da televizyonlar tarafından toplumca görülüyor. Ana muhalefet partisinin lideri olarak daha sabırlı ve sakin davranması gerektiğini düşünüyorum.

İyi Parti’nin terörsüz Türkiye sürecine karşı tavrına ne dersiniz?

Bizim için bu söylemlerin hiçbir geçerliliği yoktur. Dikkate de almıyoruz. Tekrar bir araya gelme şansı yoktur ya da bir ittifak kurma gibi bir düşüncemiz de yok. Cumhur İttifakı’mız devam edecektir. Bizden ayrılıp ayrı parti kuranlar MHP’ye çok büyük hakaretler ve saygısızlıklar yapıyorlar. Türkiye’nin meselesi huzurdur, barıştır. Herkese sorumluluk düşüyor. PKK bu sorumluluğu üstlenmiştir, Türkiye’deki yasal partiler de en az PKK kadar sorumluluk almak zorundadır.

Sosyal medya ortamı hakkında neler söylemek istersiniz?

Sosyal medyanın kökü kazınmalı. Hem aile yapımız hem toplumsal barışımız hem de dayanışmamız ve yeni neslimizin sağlıklı yetişmesi açısından dikkatli olunması gerekiyor. Bana kalsa yarım saattin içinde sosyal medyanın hepsini kapatırım.

Sayın Cumhurbaşkanımızla nasıl bir dostluğunuz var?

Sayın Cumhurbaşkanımızla dostluktan ziyade bulunduğu makama karşı MHP’nin gösterdiği bir özen ve saygı vardır. Bu saygı samimiyetle karşılıklı olduğu zaman da birlikte düşünme ve paylaşma noktasına sizi taşır. Şu anda Sayın Cumhurbaşkanımıza tam destek veriyoruz. Türkiye 2 dönemden bu yana çok kritik aşamalardan geçmiştir. Özellikle 15 Temmuz ve sonrasında Cumhurbaşkanımızın değerli çalışmaları ülkemiz için yararlı olmuştur. Sosyal ve ekonomi meselelerinde sıkıntılar olabilir ancak bunlar aşılmayacak konular değil. İleride şartlar ne olursa olsun Sayın Cumhurbaşkanımızın görevine devamından yanayım. 2028’de de devam etmeli. Eğer tekrar bir cumhurbaşkanlığı adaylığını düşündüğü zaman MHP olarak tam desteğimizi vereceğiz.

Terörsüz Türkiye kapsamındaki yasal düzenlemeler konusunda neler söylemek istersiniz?

Meclis’teki komisyonda her şey değerlendiriliyor. Barış tek kanatlı bir kuş değildir. Barışı uçurabilmek için ikinci kanadının da olması gerekiyor. Barışın tek kanadı Öcalan tarafından gerçekleştirilmiştir, PKK feshedilmiş ve silahlar bırakılmıştır. Şimdi beraberce yaşayabilmenin şartlarının neler olması gerektiği aşamasına gelinmiştir. Meclis’teki komisyon verimli çalışmasına devam ediyor. Ahmet Türk, Mardin Belediye Başkanı’ydı ama görevden alındı. Türkiye’de barışın ve huzurun sağlanabilmesi için PKK ile diyalogların kurulması konusuna katkı sağlayan biri.

Böyle bir durum karşısında Ahmet Türk görevine iade edilmeli. Belediyesiyle kavuşması gerekir. Kardeşlik ve barış duygusunun gelişmesine katkı sağlayacaktır. Aynı şekilde Ahmet Özer de öyle. Eğer belediyede bir yolsuzluk ya da yasadışı davranışlar var ise bu ayrı bir konudur. Ama geçmişte PKK ilgili bazı düşüncelerini kamuoyu ile paylaşması ayrı bir konudur. Eğer Türkiye barış sürecine girdiyse Ahmet Özer’in tahliye edilmesi gerekiyor. Yolsuzluk gibi bir durum varsa gerekli cezayı da almalı. Bu iki konuyu birbirinden ayırmalıyız.

15 Eylül’deki CHP davasından mutlak butlan kararı çıkar mı?

Bilemiyorum tabii. Ama süreç başlamıştır. İl kongreleri, il kurultayları gibi şeyler birbirini tamamlayarak devam eder. Biz de geçmişte bunları yaşadık. Bizden de ayrı bir parti oluştu. Dış müdahalelerle başkaları yön vermeye çalışmamalıdır. Geçmişte bize de benzer bir müdahaleye yapmaya çalıştılar ama Allah’a şükür netice alamadılar.

‘Duruşma TRT’de de yayınlanabilir’ demiştiniz…

CHP’li yöneticiler ısrar ediyor yayınlansın diye. Bizce bir mahzuru yok. Türk halkı görsün her şeyi. Akşam beş tane konuşmacının tartışmalarıyla zihinleri bunaltacağı yerde, yargının önündeki gelişmeler karşısında halkın bir sonuca varması daha doğru olur.

CHP’nin İstanbul İl Kongresi’nin iptal edilmesinin ardından yaşanan gerilim devam ediyor…

Bu durum CHP’nin kendi iç meselesidir. CHP’de yaşanan bu durumu gündeme bu kadar taşıyan da medyadır. CHP’de iç meseleleri çözecek çok yetenekli şahsiyetler var. Türkiye Cumhuriyeti’nin içerisinde önemli bir siyasi kurumdur CHP. Kendi içerisinde bu durumu aşacağını düşünüyorum. Tartışmalar bizim meselemiz değil, onların meselesidir.

Terörsüz Türkiye süreci bağlamında Suriye’deki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

PKK’nın kurucusu Öcalan, 27 Şubat’ta bir açıklamada bulundu. Topluma kendini çok net ifade etmiştir. Kendi kitlesine de net ifade etmiştir. Konuşmasının da arkasında durmuştur. PKK feshedilmiş ve silahlar bırakılmıştır. Dolayısıyla PKK ve buna bağlı bileşenler nerede var ise Öcalan’a tabi olmak, ona saygı duymak ve onun talimatları doğrultusunda hareket etmek mecburiyetindedir. Ayrı baş çekmek, Öcalan’ın dışındaki bazı çevrelerin kontrolüne girmiş olarak kabul edilir. Bu durumda biz de Öcalan’ın aldığı kararların uygulanması noktasındaki kararlılığımızı sürdürürüz.

Paylaşın

Üniversite Okumanın Aylık Maliyeti 50 Bin Lirayı Aştı

Eğitim-İş, üniversiteye yeni başlayan bir öğrencinin başlangıç maliyetinin 105 bin TL’yi aştığını ve aylık sabit giderlerin asgari ücretin iki katını geçerek en az 50 bin TL olduğunu açıkladı.

Ekonomim’in haberine göre, öğrenciler için en büyük gider kalemi barınma oldu. Araştırmaya göre, özel yurt ücretleri Ankara’da ortalama 38 bin 500 TL, İstanbul’da 40 bin TL ve İzmir’de 29 bin TL seviyesinde.

Ev kiralamayı düşünen öğrenciler içinse bu şehirlerde ortalama kira bedeli 25 bin TL olarak hesaplandı. Ev tutmak isteyen öğrencilerin, bir de depozito ödemek zorunda kalmaları maliyetleri daha da artırıyor.

Eğitim-İş’in verileri, öğrencilerin günlük yaşam maliyetlerindeki artışı da gözler önüne seriyor. Bir üniversite öğrencisinin sadece bir öğün yemeğe ayırdığı aylık masraf 12 bin TL’ye ulaştı.

Sosyal yaşamın vazgeçilmezi olan bir kahve ya da çay içmek bile aylık 6 bin TL’ye mal olabiliyor. Ulaşım giderleri ise Ankara’da 350 TL, İstanbul’da 380 TL ve İzmir’de 480 TL seviyesinde bulunuyor.

Evde kalan öğrenciler için elektrik, su, doğal gaz ve internet faturaları da önemli bir yük oluşturuyor. Bu giderlerin yıllık ortalaması 3 bin TL’yi bulurken, eğitim materyalleri için yapılan masraflar da bütçeyi zorluyor.

Kitap masrafları 2 bin 500 TL, kırtasiye 670 TL, bir bilgisayar almak ise ortalama 30 bin TL’ye mâl oluyor.

Sonuç olarak, Eğitim-İş, üniversiteye yeni başlayan bir öğrencinin başlangıç maliyetinin 105 bin TL’yi aştığını ve aylık sabit giderlerin asgari ücretin iki katını geçerek en az 50 bin TL olduğunu açıkladı.

Paylaşın

Klasik Tavuklu Chow Mein, Malzemeleri, Hazırlanışı

Akşam yemeği için henüz bir yemek tarifi bulamadınız mı? Klasik tavuklu chow mein, akşam yemeği için ideal bir tarif. Karar verdiyseniz verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi hemen yapın!

Haber Merkezi / Bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

Tavuk ve Marinasyon için:

400 g tavuk göğsü (ince şeritler halinde doğranmış)
1 yemek kaşığı soya sosu
1 çay kaşığı mısır nişastası
1 çay kaşığı susam yağı (veya sıvı yağ)
1/2 çay kaşığı tuz
1/4 çay kaşığı karabiber

Chow Mein için:

200 g chow mein noodleı (veya spagetti/erişte alternatifi)
2 yemek kaşığı sıvı yağ (ayçiçek veya yer fıstığı yağı)
1 su bardağı ince dilimlenmiş lahana (veya Çin lahanası)
1 orta boy havuç (jülyen doğranmış)
1 kırmızı dolmalık biber (ince şeritler halinde)
1/2 su bardağı taze soğan (yeşil kısımları doğranmış, servis için)
2 diş sarımsak (ince doğranmış)
1 yemek kaşığı taze zencefil (rendelenmiş, isteğe bağlı)

Sos için:

3 yemek kaşığı soya sosu
2 yemek kaşığı istiridye sosu (veya 1 yemek kaşığı daha soya sosu)
1 yemek kaşığı hoisin sosu (isteğe bağlı, tatlılık katar)
1 çay kaşığı susam yağı
1 çay kaşığı mısır nişastası
1/4 su bardağı su veya tavuk suyu
1/2 çay kaşığı şeker

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım…

Tavuk şeritlerini bir kaseye alın, soya sosu, mısır nişastası, susam yağı, tuz ve karabiberle karıştırın, 15-20 dakika buzdolabında dinlendirin.

Chow mein noodle’larını paket talimatlarına göre haşlayın (genellikle 3-5 dakika), süzüp soğuk suyla durulayın ve kenara alın (yapışmaması için hafif yağlayabilirsiniz).

Bir kasede soya sosu, istiridye sosu, hoisin sosu, susam yağı, mısır nişastası, su ve şekeri karıştırın, kenara alın.

Geniş bir wok veya derin tavada 1 yemek kaşığı yağı yüksek ateşte ısıtın, marine edilmiş tavuğu ekleyin ve tek kat halinde yayarak 3-4 dakika, tamamen pişene kadar soteleyin, tavuğu bir tabağa alın.

Aynı tavaya 1 yemek kaşığı daha yağ ekleyin, sarımsak ve zencefili ekleyip 30 saniye soteleyin, havuç, lahana ve dolmalık biberi ekleyin, sebzeler hafif yumuşayana ama çıtır kalana kadar (3-4 dakika) yüksek ateşte soteleyin.

Haşlanmış noodle’ları ve tavuğu tavaya geri ekleyin, hazırladığınız sosu dökün ve her şeyi iyice karıştırın, sos koyulaşıp noodle’ları kaplayana kadar 2-3 dakika soteleyin.

Tabağa alın, üzerine taze soğan serpin, isteğe bağlı olarak susam veya ekstra soya sosuyla servis yapın, yanında sriracha veya acı sos sunabilirsiniz.

Püf Noktaları:

Wok kullanmak, yüksek ısıda hızlı pişirme için idealdir; sebzeler diri kalmalı.
Noodle’ların yapışmaması için haşladıktan sonra soğuk suyla durulayın.

Daha fazla lezzet için sebzelere brokoli, mantar veya su kestanesi ekleyebilirsiniz.
Vejetaryen versiyon için tavuk yerine tofu, sos için istiridye sosu yerine mantar sosu kullanabilirsiniz.

Paylaşın

Ev Yapımı Ratatouille, Malzemeleri, Hazırlanışı

Hazırlaması çok kolay olan ratatouille, denedikten sonra menünüze ekleyeceğiniz yemek tariflerinden biri olacaktır. Öyleyse verilen adımları takip edin ve bu tarifi yapın!

Haber Merkezi / Tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

1 orta boy patlıcan (küp doğranmış)
2 orta boy kabak (küp veya yarım ay şeklinde doğranmış)
1 kırmızı dolmalık biber (küp doğranmış)
1 sarı dolmalık biber (küp doğranmış, isteğe bağlı)
1 büyük soğan (ince doğranmış)
3-4 diş sarımsak (ince doğranmış veya rendelenmiş)
4 orta boy domates (küp doğranmış veya 1 kutu (400 g) doğranmış konserve domates)
2 yemek kaşığı domates salçası

3 yemek kaşığı zeytinyağı
1 çay kaşığı taze kekik (veya 1/2 çay kaşığı kuru kekik)
1 çay kaşığı taze biberiye (veya 1/2 çay kaşığı kuru biberiye)
1/4 su bardağı taze fesleğen (doğranmış, servis için)
Tuz ve taze çekilmiş karabiber (damak tadına göre)
1/2 su bardağı su veya sebze suyu (kıvam için)

İsteğe bağlı (dekoratif sunum için):

1 patlıcan, 1 kabak, 1 kırmızı biber ve 2-3 domates (ince yuvarlak dilimler halinde, spiral sunum için)

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım…

Klasik tencere usulü ratatouille:

Patlıcanı küp doğrayın, tuzlayın ve 20 dakika bekletip acısını alın, ardından durulayıp kağıt havluyla kurulayın, kabak, biber ve domatesleri doğrayın.

Geniş bir tencerede 2 yemek kaşığı zeytinyağını orta ateşte ısıtın, soğanı ekleyip şeffaflaşana kadar (4-5 dakika) soteleyin, sarımsağı ekleyip 1 dakika daha kavurun, domates salçasını ekleyin, 1-2 dakika karıştırın, doğranmış domatesleri ve sebze suyunu ilave edin, tuz, karabiber, kekik ve biberiye ekleyip 10 dakika kısık ateşte pişirin.

Patlıcanları ayrı bir tavada 1 yemek kaşığı zeytinyağında hafif yumuşayana kadar (5-7 dakika) soteleyin, ardından sos tenceresine ekleyin, kabak ve biberleri de aynı şekilde hafif soteleyip tencereye ekleyin, tüm sebzeleri sosla karıştırın, kapağı kapatıp kısık ateşte 20-25 dakika pişirin, sebzeler yumuşamalı ama dağılmamalı, gerekirse biraz daha su ekleyin.

Pişen ratatouille’yi tencerede veya bir servis tabağında sunun, üzerine taze fesleğen serpin, yanında baget ekmek, pilav veya kuskus ile servis edebilirsiniz.

Dekoratif fırın sunumu:

Yukarıdaki sos tarifini aynı şekilde hazırlayın ve bir fırın kabının (yuvarlak veya oval) tabanına ince bir tabaka halinde yayın, patlıcan, kabak, biber ve domatesleri ince (2-3 mm) yuvarlak dilimler halinde kesin, sebzelerin boyutları birbirine yakın olmalı.

Dilimleri sırayla (örneğin: patlıcan, kabak, domates, biber) spiral şeklinde sosun üzerine dizin, sebzeleri hafif üst üste gelecek şekilde sıkıca yerleştirin, üzerine 1 yemek kaşığı zeytinyağı gezdirin, tuz, karabiber ve kekik serpin.

Fırını önceden 190°C’ye ısıtın, fırın kabını alüminyum folyoyla örtün ve 40 dakika pişirin, ardından folyoyu kaldırıp 15-20 dakika daha sebzeler hafif kızarana kadar pişirin, fırından çıkan ratatouille’yi taze fesleğenle süsleyin, sıcak veya ılık servis yapın.

Püf Noktaları:

Patlıcanın acısını almak, lezzeti dengeler; bu adımı atlamayın.
Sosu daha zengin yapmak için bir miktar kırmızı şarap veya balsamik sirke ekleyebilirsiniz.

Dekoratif sunum için sebzeleri eşit kalınlıkta dilimlemek önemli; bir mandolin kullanabilirsiniz.
Ratatouille, ertesi gün daha da lezzetli olur; buzdolabında 3-4 gün saklanabilir.

Paylaşın