Partisinin Ankara’da düzenlediği mitingde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “CHP kolay lokma değildir. Ne bir adım geri atarız, ne bir santim eğiliriz. Size teslim olmayacağız. Biz Türkiye ittifakıyız” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) yarın görülecek kurultay davası öncesi Tandoğan Meydanı’nda “Vesayete karşı, demokrasi için! Kayyıma ve darbeye karşı, halkın iradesi için!” sloganıyla “Büyük Ankara” mitingi düzenlendi.
Yoğun alkışlar eşliğinde yurttaşları selamlayan CHP Lideri Özgür Özel sözlerine, “Cumhuriyet’in kurulduğu topraklardayız. Çankaya Köşkü ile Anıtkabir’i ile Meclis ve meydanları ile Cumhuriyetimizin yaşayan müzesine hoş geldiniz” sözleriyle başladı. Tandoğan Meydanı’nın, haksızlığa direnenlerin meydanı olduğunu ifade eden Özel, “Vesayete ve darbeye hayır demek için buradayız. Bugün mitingde değil, eylemdeyiz” değerlendirmesinde bulundu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye’nin dört bir yanında düzenledikleri eylemlere de selam gönderdi. Özel, Adnan Yücel tarafından yazılan, “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” şiirini okudu. Özel, zeytinliklerin talanına karşı 28 Eylül’de Muğla’da düzenlenecek mitinge çağırdı. CHP Lideri Özel, “Saray’da oturarak bu meydanı izleyerek korkanlar da var 12 metrelik hücresinden bu meydanı izleyerek coşanlar da var” diyerek tutuklu belediye başkanlarına selamlarını iletti. Özel, “Bu meydanda senden korkmayanlar, zulümden yılmayanlar var” sözleriyle ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da seslendi.
Konuşmasında, demokrasi ve Cumhuriyet’i savunanlarla ortak mücadele vurgusu da yapan Özel, “Hep birlikte başaracağız” sözleriyle başladığı konuşmasını, şu sözlerle sürdürdü:
“Türkiye’nin bütün demokratları, demokrasinin yanındayız. AKP zeytine saldırdığında bütün partiler birleştik, AYM’ye birlikte gideceğiz. Kayyuma karşı da sağdan sola hep birlikte direniyoruz. Tandoğan’dan ilan ediyoruz ki CHP, Türkiye’nin birinci partisidir ama ne muhalefetin patronudur ne her şeyin sahibidir. Bu mücadelede tüm kardeş partilerimizle birliktedir, omuz omuzadır, hepsine müteşekkirdir. Her zorluğu milletimizle birlikte yendik. Ancak demokrasiden sapmadık. 31 Mart 2024’te, Türkiye nüfusunun yüzde 65’ine hizmet şansını yakaladık. Bunun bir savaş olmadığını, yarış olduğunu ve seçim gecesini o yarışın bittiğini söyledik.
Belediye başkanlarımız halka iyi hizmet edince, karşımızdakiler bizim 47 yıl gösterdiğimiz sabrı 47 ay gösteremediler. Değil 47 ay, 47 gün hazmedemediler. Yenilgiyi kabullenemediler. Daha ilk yenilgilerinde demokrasi treninden indiler. Bir saldırıya giriştiler. Önce seçimli otoriterlik kuranlar şimdi seçimsiz bir diktatörlüğe geçme hevesi içindiler. Sandığa saldırıyorlar. Bu iktidar demokrasi istemiyor. Biliyorlar ki demokrasi olursa sandıktan çıkamayacaklar. Biliyorlar ki demokrasi olursa kendi suçlarını örtemeyecekler. Ama ant olsun ki demokrasiyi de adaleti de barışı da biz getireceğiz.
FETÖ ile ortak olarak Anayasa’yı değiştirdiler. Balyoz’u yaşattılar, kumpaslar kurdular. Şımarttıklarının darbesine maruz bıraktılar ülkeyi. Ellerini FETÖ sabunuyla yıkadılar, güya o günahtan kurtuldular. 17-25 Aralık, belgeli hırsızlıklarının üzerini örttüler. OHAL koşullarında, dünya kadar şaibe ile mühürsüz oylarla Anayasal sistemi değiştirdiler. Kendilerini vatansever, barış isteyenleri terörist ilan ettiler. İşlerine gelince müzakere ettiler, işlerine gelmeyince sivil siyaseti hedef gösterdiler. Gün geldi, akan kandan medet umdular, gün geldi kanı durduracağız diye siyasetten medet umdular.
Bu kumpasçılara karşı biz kazanacağız, bu meydan, Türkiye’nin demokratları kazanacak. Bir kişinin ve onun çevresinin varlığını sürdürmesi, servetini koruması için bir kara düzen kuruldu. Erdoğan kendi çıkarı için her şeyi yapacak durumdadır. Tam da bu nedenle millet, bu iktidardan desteğini çekmiştir. Millet, kendi dertleri ile dertlenen bir iktidar umuduna bel bağlamıştır. Millet, halkın, yoksulun, gençlerin, çocukların ve kadınların yanında olan, dezavantajlı kesimlere destek veren CHP’li belediyelerin yanında olmuştur. AKP, milletin kararına saygı duyması gerekirken en kötü yola tenezzül etmiştir. Millete umut vadedemeyen iktidar, milleti korkutarak ayakta kalmayı tercih etmiştir.
AKP, Cumhurbaşkanı adayımızı demir parmaklıklar ardına koymuştur. Buradan ilan ediyorum, bizim Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’dur. Geçirdiği iki kansere rağmen Murat Çalık, maalesef tahliye edilmemiştir. Muhittin Böcek, günde 14 ilaç içerek hapishanede yaşam mücadelesi vermektedir. Erdoğan, ‘Göreceksiniz 1 aya kalmaz, birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar’ demişti. Şimdi, buradan milyonların içinden, Türkiye’nin gözünün içine bakarak söylüyorum. Bu dava siyasidir, arkadaşlarımız masumdur, yapılan darbedir. Direneceğiz.
Ülkenin büyük bir bölümü bu davaların siyasi olduğunu biliyor. Büyük bir özgüvenle tekrarlıyoruz. Buyurunuz, 1 Ekim’de açılacak Meclis’te yasal düzenlemeyi yapalım. TRT’nin bir kanalını bu mahkemeye tahsis edelim. İftiralar da canlı yayında atılsın, cevaplar da canlı yayında verilsin. Partimizin belediye başkanlarını sürekli tehdit edenler, AKP ve MHP’li belediye başkanlarının belgeli yolsuzluklarına karşı hiçbir şey yapmıyorlar. Bize yönelik tehditlerine direnenler olduğu gibi, topuklarını yağlayıp kaçanlar da oldu. Hasan Mutlu’ya, ‘AKP’ye katılacaksın’ dediler. Mutlu, ‘Terzi Fikri gibi belediye başkanı olmaya geldim, haysiyetsizlik yapmam’ dedi, dün gelip Mutlu’yu aldılar. AKP’ye geçen haysiyetsizleri tarih yazacak. Erdoğan, kaybettiği belediyeleri almak için her türlü oyuna, hileye yol vermiştir. Erdoğan, GOP, Beykoz, Aydın, Türkiye seni istemiyor, düş yakamızdan.
“Hodri meydan”
Erdoğan’a sesleniyorum, kendine güveniyorsan 2 Kasım’da getir sandığı, millet versin kararı. Eğer cesaretin varsa, kaptı kaçtı siyasetçi değilsen siyasi yankesicilikten medet ummayacaksan Bayrampaşa’ya gel, Aydın’a gel, gel koyalım sandığı, millet versin kararını. Seni gidi siyasi yankesici seni. Milletin vermediğini hileyle almak, milletin vermediğini zorla almak darbecilerin işidir. Türkiye’ye demokrasiyi getiren parti sana meydan okuyor, hodri meydan.
AKP’nin tek umudu, Akın Gürlek’tir. AKP’nin adliye koridorlarında çalışan yargı kolları başkanı ve onun etrafındakiler marifetiyle Türkiye’de adaletin terazisi bozulmuştur. Bugün CHP’yi yutan, yarın diğer partileri yutacaktır, herkesi hedef alacaktır. Demokrasi gittiğinde onları durduracak hiçbir güç kalmayacaktır. Bu kara düzenin çarklarından olmayan ama AKP’den medet umanlara sesleniyorum. Diyelim ki sandık gitti, biz teslim olduk, bir daha senin hatırını sorar mı? Senin sesini kim dinleyecek, senin oyuna kim sahip çıkacak? Demokrasinin tarafında olunursa ülkeler büyür. Türkiye’nin kurtuluşu demokratik, güçlü parlamenter sistemdir.
İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde birini buldular. Kim o? 5 yıl boyunca eşi, İBB AK Parti’deyken avukatıyken AK Parti rozeti taşırken sınava girdiler. Karı koca hakim yapıldılar! Talimatı almış ve İstanbul İl Başkanlığı’na kayyım atadılar
Buradan Erdoğan ve İçişleri Bakanı müsveddesine sesleniyorum, CHP’nin baba evine kimse el uzatamaz. CHP kolay lokma değildir. Ne bir adım geri atarız, ne bir santim eğiliriz. Size teslim olmayacağız. Biz Türkiye ittifakıyız.”
Özel’den Erdoğan’a: Hırsızın Partisi Olmaz
Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Merkezi’nde gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından kameraların karşısına geçti. Ümit Özdağ, yaptığı açıklamada, “Demokrasinin ve hukuk devletinin idam sehpasına çıkartılmaya çalışıldığı bir süreçten geçiyor Türkiye ne yazık ki” dedi.
Özdağ, şunları söyledi: “CHP’nin düşman hukukuyla adeta parçalanmaya çalışıldığını, bölünmeye çalışıldığını görüyoruz. Erdoğan’a çağrımız; iktidarda kalmak için Türk halkının önüne bir gelecek vaat eden bir projeyle çıkmayı denesin. Muhalefeti hukuk dışı yöntemlerle engelleme çabalarıyla siyaset yapmanın hiç kimseye, özellikle de ülkemize hayrı yoktur.”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise konuşmasında, “Dün Bayrampaşa Belediye Başkanımız gözaltında… Belediye Başkanımızın eşi de yanında olduğu sırada geçen hafta ‘AK Parti’ye katılırsanız operasyonu’ engelleyebiliriz teklifi aldığını, ondan önce de toplam 3 kez AK Parti’ye davet edildiğini, daveti kabul etmediği noktada da gözaltına alındığını biliyoruz. Onunla birlikte kaç meclis üyesi gözaltına alınıyor? AK Parti-MHP toplamı 15, biz 20, 2 de bağımsız var. 8 belediye meclis üyemizi gözaltına aldılar” dedi.
“Manavgat’ta yolsuzluğun ortaya çıktığı anda gereğini yaptım. Dedim ki; hırsızın partisi olmaz” diyen Özel, “O baklava kutusunu önce altı oklarla servis ettiler. Baklavacı rüşvetçinin 1 ay önce gözaltın alınıp sonra mizansen yapmak üzere serbest bırakıldığını deşifre ettik. Bana diyor ki; ’32 saatlik görüntü vardı.’ Arkadaşlar, 32 saatlik görüntülerden, aslında gördüğümüz sahnenin orada başlamadığını, o kutunun oraya nasıl konulduğunu içeri giren polislerin bildiğini, baklavacının dışarıda polislerle temasını görüntülerden önce ispatladık” ifadelerini kullandı.
Özel, şunları kaydetti: “Sayın Erdoğan’a söylüyorum; hodri meydan! Ben, Manavgat iddianamesiyle birlikte görüntüleri yayınlayacağım. Şimdi yayınlarsam görüntülere göre iddianame yazacaksınız. Ama sen ‘Cuma günü yayınlayacağım’ dediğin Gezi olaylarından beri ‘Kabataş İskelesinin önünde başörtülü bacıma saldırdılar’ dediğin görüntüyü, o gün seninle izleyen herkes itiraf etti öyle bir görüntü olmadığını. ‘Haysiyetin varsa yayınla’ diyorsun. Benim haysiyetim var, iddianameyle birlikte yayınlayacağım görüntüleri. Senin haysiyetin varsa, Gezi’deki görüntüleri yayınla.”
Avrupa Basketbol Şampiyonası finalinde Türkiye ile Almanya, Letonya’nın başkenti Riga’da karşı karşıya geldi. Karşılaşmadan 88 – 83 mağlup ayrılan Türkiye, ikinci oldu.
Haber Merkezi / Türkiye A Grubu’nda oynadığı maçlarda Letonya’yı 93 – 73, Çekya’yı 92 – 78, Portekiz’i 95 – 54, Estonya’yı da 84 – 64 mağlup etmişti. Grubun son maçında liderlik yarışı verdiği güçlü rakibi Sırbistan’ı da 95 – 90 yenmeyi başarmıştı.
Polonya’yı 91 – 77 yenip yarı finale çıkmayı başaran Türkiye, daha sonra Yunanistan’ı farklı yenerek, 24 yıl sonra finale çıkmıştı.
Almanya ile Türkiye arasında daha önce oynanan 11 maçın yedisini Almanya, dördünü Türkiye kazanmıştı. Türkiye, Almanya ile son maçını EuroBasket 2015’te oynamıştı. Grup aşamasındaki bu maçı Türkiye 80 – 75 kazanmıştı.
Turnuvada üçüncülüğü de Finlandiya’yı yenen Yunanistan aldı.
Salon: Arena Riga
Hakemler: Matt Kallio (Kanada), Ademir Zurapovic (Bosna Hersek), Yohan Rosso (Fransa)
Türkiye: Larkin 13, Şehmus Hazer 2, Cedi Osman 23, Ercan Osmani 2, Alperen Şengün 28, Adem Bona 12, Kenan Sipahi 3, Ömer Faruk Yurtseven, Furkan Korkmaz
Almanya: Schröder 16, Obst 9, Bonga 20, Theis 3, Wagner 18, Tristan da Silva 13, Lo 2, Oscar da Silva, Hollatz, Thiemann 7
1. Periyot: 22-24
Devre: 46-40
3. Periyot: 67-66
Ağustos ayında yapılan 11 seçim anketinin ortalamasına göre, CHP, AK Parti’nin 1,1 puan önünde. Ortalamaya göre, katılımcıların, yüzde 31’i AK Parti’ye, yüzde 32.1’i ise CHP’ye oy vereceğini ifade etti.
Haber Merkezi / Ortalamaya göre, katılımcıların, yüzde 8,9’u DEM Parti’ye, yüzde 7,6’sı MHP’ye ve yüzde 6’sı da İYİ Parti’ye oy vereceklerini belirtiler.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) erken seçim çağrılarını sürdürürken araştırma ve anket sonuçları açıklanmaya devam ediyor.
Ağustos ayında yapılan 11 seçim anketinin ortalamasına göre, CHP, 31 Mart’ta gerçekleştirilen yerel seçimlerde elde ettiği birinci parti konumunu sürdürüyor.
11 ankete göre partilerin oy oranı ortalaması şöyle oldu:
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP): Yüzde 32,1
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti): Yüzde 31
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti): Yüzde 8,9
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP): Yüzde 7,6
İYİ Parti: Yüzde 6
Zafer Partisi: Yüzde 4,6
Yeniden Refah Partisi (YRP): Yüzde 3
Anahtar Parti (A Parti): Yüzde 2,2
Türkiye İşçi Partisi (TİP): Yüzde 1,9
Diğer: Yüzde 2,7

İnsan ilişkilerini, ahlaki ikilemleri ve hayatın anlamını sorgulayan “Anna Karenina”, Rus edebiyatının devi Lev Tolstoy’un 1875-1877 yılları arasında yayımlanan başyapıtlarından biridir.
Haber Merkezi / “Bütün mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır” cümlesiyle başlayan roman, insan doğasının karmaşıklığını ve toplumsal normların birey üzerindeki etkisini ustalıkla işliyor.
Roman, 19. yüzyıl Rus toplumunun aristokrat kesiminde geçen bir hikayeyi merkezine alıyor. Baş karakter Anna Karenina, güzel, zeki ve evli bir kadındır. Ancak, genç subay Vronsky ile yaşadığı tutkulu aşk, onu toplumsal normlarla çatışmaya sürüklüyor.
Aynı zamanda, Konstantin Levin’in kendi içsel yolculuğu ve kırsal yaşamla bağlantısı, Anna’nın hikayesine paralel bir anlatı sunuyor.
Ana Temalar:
Aşk ve Tutku: Anna ile Vronsky’nin yasak aşkı, tutkunun hem yaratıcı hem de yıkıcı gücünü gösteriyor. Aşk, özgürlük arayışıyla çatışırken trajik sonuçlara yol açıyor.
Toplum ve Ahlak: Roman, 19. yüzyıl Rus toplumunun katı ahlaki kurallarını ve çifte standartlarını eleştiriyor. Anna’nın toplum tarafından dışlanması, kadınların sosyal konumuna dair güçlü bir eleştiridir.
Aile ve Mutluluk: Anna’nın mutsuz evliliği, Kitty ve Levin’in daha sade ama anlam arayışıyla dolu ilişkisiyle karşılaştırılıyor. Tolstoy, mutluluğun bireysel ve toplumsal boyutlarını sorguluyor.
Din ve Maneviyat: Levin’in hikayesi, Tolstoy’un kendi manevi arayışlarını yansıtıyor. Hayatın anlamı, inanç ve doğayla bağlantı üzerinden keşfediliyor.
Sınıf ve Toplumsal Değişim: Roman, aristokrasi ile köylülük arasındaki gerilimleri ve modernleşen Rusya’daki toplumsal dönüşümleri inceliyor.
Ana Karakterler:
Anna Karenina: Zeki, duygusal ama trajik bir figürdür. Tutkusu ve toplumsal baskılar arasında sıkışıp kalıyor.
Aleksey Vronsky: Çekici ama bencil bir subaydır. Anna’ya olan aşkı derin olsa da sorumsuzluğu trajediye katkıda bulunuyor.
Konstantin Levin: Tolstoy’un alter egosu sayılabilecek bir karakterdir. Toprakla bağlantılı, anlam arayışında bir entelektüeldir.
Kitty Şçerbatskaya: Genç, naif ama olgunlaşan bir kadındır. Levin ile ilişkisi, romanın umut verici yanını temsil ediyor.
Aleksey Karenin: Anna’nın soğuk, statü odaklı kocasıdır. Duygusal katılığı, Anna’nın yalnızlığını derinleştiriyor.
Tolstoy, karakterlerin iç dünyasını ve toplumsal dinamikleri ayrıntılı bir şekilde betimliyor. Psikolojik derinlik, romanın en güçlü yönlerinden biridir. Anna’nın aşk hikayesi ile Levin’in manevi yolculuğu paralel anlatılar olarak ilerler, bu da romana zenginlik katıyor.
Tolstoy, aristokrasinin ikiyüzlülüğünü, kadınların toplumsal rollerini ve modernleşmenin etkilerini eleştirel bir gözle inceliyor. Trenler, roman boyunca hem modernleşmeyi hem de kaderin kaçınılmazlığını sembolize ediyor.
Anna Karenina, Çarlık Rusyası’nda modernleşme ve Batılılaşma tartışmalarının yoğun olduğu bir dönemde yazılmıştır. Tolstoy, bireyin toplum içindeki yerini ve ahlaki değerlerin değişen dünyadaki anlamını sorgular. Roman, kadın hakları ve cinsiyet eşitsizliği gibi konuları da dolaylı olarak ele alıyor.
Anna Karenina, insan doğasının evrensel meselelerini işleyen zamansız bir eserdir. Tolstoy’un karakterleri hem derinlikli hem de kusurludur, bu da onları gerçekçi kılıyor.
Anna’nın trajedisi, bireysel özgürlük arayışının toplumsal normlarla çatışmasının güçlü bir yansımasıdır. Levin’in hikayesi ise daha iyimser bir tonda, anlam arayışına dair umut sunuyor. Ancak, bazı eleştirmenler romanın uzunluğunu ve Levin’in felsefi monologlarını zaman zaman ağır bulabilir.
Anna Karenina, edebiyat dünyasında bir klasik olarak kabul edilir ve sayısız tiyatro, film ve dizi uyarlamasına ilham vermiştir. Günümüzde de aşk, sadakat, toplumsal baskılar ve bireysel özgürlük gibi temalarıyla hala geçerliliğini koruyor.
Anna Karenina, insan ruhunun karmaşıklığını ve toplumun birey üzerindeki etkisini ustalıkla işleyen bir başyapıttır. Tolstoy’un realist anlatımı, derin karakter analizleri ve evrensel temaları, romanı her dönemde okunabilir kılıyor.
Türkiye’de kişi başına düşen ortalama borç tutarı yüzde 41 artışla 116 bin 148 liraya yükseldi. Kişi başına düşen ortalama kredi kartı borcu ise yüzde 48 artarak 61 bin 791 liraya ulaştı.
Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi’nin yayımladığı temmuz ayı raporu, yüksek enflasyon ve faiz ortamında vatandaşların yaşadığı ekonomik zorlukları ve artan borçluluk oranını gözler önüne serdi. Rapora göre, bireysel kredi borcu olan kişi sayısı son bir yılda 1,8 milyon artarak 42,7 milyona yükselirken, kişi başına düşen ortalama borç 116 bin 148 TL’ye ulaştı. Özellikle deprem bölgesi illerindeki borçluluk artışı ise dikkat çekici boyutlarda.
TBB Risk Merkezi’nin son verileri, geçim sıkıntısı yaşayan milyonlarca vatandaşın kredi ve kredi kartlarına artan bağımlılığını ve bunun sonucunda derinleşen borç yükünü ortaya koydu. Yüksek enflasyonist ortam ve artan faiz oranları karşısında alım gücü düşen vatandaşlar, çözümü borçlanmada ararken, toplam nakdi kredi hacmi 21 trilyon 19 milyar TL’ye ulaştı.
Rapora göre, bireysel kredi borç bakiyesi, geçen yılın temmuz ayına kıyasla yüzde 47’lik bir artışla 4 trilyon 959 milyar TL gibi devasa bir rakama yükseldi. Nefes’in haberine göre, bireysel kredi kullanan kişi sayısı son bir yılda 1,8 milyon artarak 42,7 milyona çıktı. Bu durum, kişi başına düşen ortalama borç miktarını da yüzde 41’lik bir artışla 116 bin 148 TL’ye taşıdı.
Bireysel borçların en büyük kalemini, 2 trilyon 452 milyar TL ile kredi kartları oluşturdu. Temmuz ayı itibarıyla Türkiye’de 39,7 milyon kişi kredi kartı borçlusu konumunda. Son bir yıllık süreçte kişi başına düşen ortalama kredi kartı borcu ise yüzde 48 artarak 61 bin 791 TL’ye yükseldi.
Kredi kartlarından sonra en yüksek borç kalemi 1 trilyon 214 milyar TL ile ihtiyaç kredileri oldu. Düşük maaşlar ve nakit sıkıntısı nedeniyle başvurulan Kredili Mevduat Hesabı (KMH) kullanımında ise adeta bir patlama yaşandı. KMH bakiyesi bir önceki yıla göre yüzde 98 gibi rekor bir oranda artarak 623 milyar TL’ye ulaştı. 30,8 milyon vatandaşın kullandığı KMH’larda kişi başına düşen ortalama borç, 20 bin 195 TL’ye çıkarak asgari ücrete yaklaştı.
Nefes’te yer alan habere göre; borçluluk oranındaki artışla birlikte, ödenemeyen ve takibe düşen kredilerdeki yükseliş de endişe verici bir tablo çiziyor. Rapor, tasfiye edilecek yani tahsili gecikmiş alacaklar kaleminin bir önceki yıla göre yüzde 82 artarak 566 milyar TL’ye yaklaştığını gösterdi.
Raporda yer alan il bazındaki veriler, özellikle depremden etkilenen bölgelerdeki ekonomik sıkıntıyı çarpıcı bir şekilde ortaya koydu. Son bir yılda bireysel kredi bakiyesinin en çok arttığı il yüzde 64,9 ile Tunceli olurken, onu yüzde 56 ile Adıyaman ve yüzde 55 ile Kahramanmaraş izledi. Bireysel kredi bakiyesi en çok artan ilk 10 ilin beşini deprem bölgesi illeri (Adıyaman, Kahramanmaraş, Hatay, Osmaniye, Malatya) oluşturdu.
Benzer şekilde, kredi kartı borçlarının en çok arttığı ilk 10 ilin altısı da yine deprem bölgesinden oldu. Adıyaman’da kredi kartı borçları son bir yılda yüzde 80 artarken, bu oran Kahramanmaraş’ta yüzde 76, Malatya’da yüzde 70, Hatay’da yüzde 68, Diyarbakır’da yüzde 64 ve Osmaniye’de yüzde 63 olarak kayıtlara geçti.
Kirpikler ve kaşlar yüz yapısı üzerinde ciddiye alınması gereken bir etkiye sahiptir. Bakımlı kirpiklere ve kaşlara sahip olmak görünümü bir üst seviyeye yükseltebilir.
Haber Merkezi / Kirpikler ve kaşlar, yüzün çerçevelenmesinde önemli bir rol oynar ve görünümü güzelleştirmek için şu yollarla kullanılabilir:
Bakım ve Temizlik:
Kirpikler: Kirpikleri güçlendirmek için hint yağı, E vitamini veya biotin içeren serumlar kullanabilirsiniz. Makyajı her zaman nazikçe temizleyin, çünkü kalıntılar kirpikleri zayıflatabilir.
Kaşlar: Kaşları düzenli tarayın ve fazla tüyleri alarak şekilli tutun. Argan yağı veya kaş serumlarıyla besleyerek dolgunluk kazandırabilirsiniz.
Doğal Görünüm için Şekillendirme:
Kirpikler: Kirpik kıvırıcı kullanarak kirpiklere doğal bir kavis verin. Bu, gözleri daha büyük ve canlı gösterir.
Kaşlar: Yüz şeklinize uygun bir kaş formu belirleyin (örneğin, kavisli, düz veya yumuşak kemerli). Profesyonel bir kaş tasarımcısıyla çalışmak, doğal ve simetrik bir görünüm sağlar.
Makyajla Vurgulama:
Kirpikler: Kaliteli bir maskara ile kirpikleri uzatın ve hacim kazandırın. Su geçirmez formüller günlük kullanım için idealdir. Kirpik lifting veya ipek kirpik uygulamaları dramatik bir etki yaratabilir.
Kaşlar: Kaş kalemi, far veya jel ile boşlukları doldurun. Doğal tonlar seçerek abartıdan kaçının. Sabitleyici kaş maskarası kaşları düzenli tutar.
Profesyonel Uygulamalar:
Kirpikler: Lazerle kirpik uzatma veya kirpik perması, uzun süreli etkileyici bir görünüm sağlar.
Kaşlar: Microblading veya kaş laminasyonu, kaşlara dolgun ve tanımlı bir görünüm kazandırır.
Sağlıklı Beslenme ve Yaşam Tarzı:
Biotin, çinko ve protein açısından zengin beslenme, kirpik ve kaşların sağlıklı uzamasını destekler. Bol su içmek ve stresten uzak durmak da önemlidir.
Ek İpuçları:
Aşırı makyaj veya sert kimyasallardan kaçının, bu kirpik ve kaş dökülmesine neden olabilir.
Yüz şeklinize uygun kaş ve kirpik stilini seçmek için bir uzmana danışabilirsiniz.
Doğal bir görünüm için abartılı ürünlerden ziyade hafif dokunuşlar tercih edin.
Bu yöntemler, hem doğal güzelliği vurgular hem de yüzünüzü daha çekici ve dengeli gösterir.
Saray’a gelecek yıl için tam 21 milyar 286 milyon 534 bin lira ayrıldı. Bu, 2026 yılında Saray’ın günlük harcamasının yaklaşık 58 milyon lira olacağı anlamına geliyor.
Orta Vadeli Program’da (OVP) 2026 yılı için teklif edilen bütçenin tavan ödeneği belli oldu. OVP’de yer alan tabloya göre, Saray’a gelecek yıl için tam 21 milyar 286 milyon 534 bin TL ayrıldı. Geçen yılın bütçesinde 16 milyar 928 milyon 146 bin lira olan Cumhurbaşkanlığı ödeneği 2026’da yüzde 26 artırılacak.
BirGün’den Havva Gümüşkaya’nın haberine göre; Saray’a ayrılan kaynak, OVP’de 2026 yılsonu için öngörülen yüzde 16’lık enflasyonun yaklaşık 10 puan üzerinde oldu. Saray’ın günlük harcamasının yaklaşık 58 milyon TL’ye çıkması bekleniyor.
Bütçenin detayları da dikkati çekti. Cumhurbaşkanlığı için öngörülen toplam ödeneğin yarısından fazlası mal ve hizmet alımlarına ayrıldı. Bu başlık altındaki harcamaya 11 milyar 721 milyon 931 bin TL ayrıldı. Saray’ın devasa bütçesinin esas yükünü mal ve hizmet harcamaları oluşturdu.
Cumhurbaşkanlığı’nın personel giderleri ise 4 milyar 502 milyon 933 bin TL olarak öngörüldü. Cari transferler kaleminin 1 milyar 885 milyon TL, sermaye giderlerinin ise 2 milyar 906 milyon TL olması bekleniyor.
2027 yılına ilişkin bütçe ödeneği tavan tekliflerinin de yer aldığı OVP’de Cumhurbaşkanlığı için 23 milyar 616 milyon 950 bin liralık ödenek öngörüldü.
Sosyal medya (Snapchat, Facebook ve TikTok gibi platformlar), günümüzün vazgeçilmez bir davranışı haline gelmiş olsa da, zihin sağlığı üzerindeki etkileri tartışılmaya devam ediyor.
Haber Merkezi / Araştırmalar, sosyal medyanın depresyonu hem tetikleyebileceğini hem de mevcut semptomları kötüleştirebileceğini gösteriyor.
Özellikle gençler ve ergenler arasında, günlük kullanım süresi arttıkça depresyon riski belirgin şekilde yükseliyor. Ancak bu ilişki tek yönlü değil; depresyonu olan bireyler de sosyal medyaya daha fazla sığınabiliyor.
Olumsuz Etkiler: Neden ve nasıl depresyona katkı sağlıyor?
Sosyal medya, beyindeki ödül sistemini (dopamin salınımı) tetikleyerek bağımlılık yaratıyor, ancak bu süreç uzun vadede anksiyete, yalnızlık ve depresyonu artırıyor. İşte ana mekanizmalar:
Sosyal Karşılaştırma ve Düşük Özgüven: Platformlarda paylaşılan “mükemmel” hayatlar (tatiller, ilişkiler, başarılar), gerçek olmayan bir algı yaratıyor. Bu, kullanıcıları kendilerini yetersiz hissettirerek depresif ruh hali tetikliyor.
Örneğin, Instagram gibi görsel odaklı sitelerde beden imajı sorunları artıyor ve kız çocuklarında depresyon riski yükseliyor. Pittsburgh Üniversitesi’nin bir araştırması, en uzun süre kullanan genç erişkinlerde depresyon riskinin 1,7 kat arttığını bulmuştur.
Yalnızlık ve Sosyal İzolasyon: Online etkileşimler, yüz yüze bağlantıların yerini alıyor. ABD’de yapılan bir ulusal çalışmada, sosyal medya kullanımının genç yetişkinlerde depresyonla pozitif ilişkili olduğu ve izolasyonun ana etken olduğu görülmüştür.
Uyku Bozuklukları ve Zaman Kaybı: Gece geç saatlere kadar kullanım, uyku kalitesini düşürüyor ve ertesi gün depresif semptomları artırıyor. Bir Lancet çalışması, Facebook’u gece kullananlarda depresyon ve mutsuzluk oranının yükseldiğini göstermiştir.
Negatif İçerik ve Duygusal Bulaşma: Algoritmalar, öfke veya felaket haberlerini ön plana çıkarıyor, bu da “sosyal medya efekti” yaratıyor. Bir paylaşımda vurgulandığı gibi, “Aynı şeyleri sürekli izlemek ruhsal sağlığınızı ciddi etkiliyor.”
Depresyon, sosyal ağlarda üç dereceye kadar yayılabiliyor: Arkadaşınızın arkadaşının arkadaşı depresyondaysa, sizin riskiniz yüzde 37 artıyor.
Bağımlılık ve Riskli Davranışlar: Aşırı kullanım (günde 3 saatten fazla), depresyon riskini ikiye katlıyor. Snapchat, Facebook ve TikTok gibi platformlar, semptomları kötüleştirme olasılığını yüzde 39-53 artırıyor.
Türkiye’de yapılan saha araştırmalarında, üniversite öğrencileri arasında sosyal medya bağımlılığı ile depresyon arasında pozitif korelasyon bulunmuştur.
Son 10 yılda depresyon vakaları yüzde 58 artarken, sosyal medya kullanımı paralel yükselmiştir.
Olumlu Etkiler: Sosyal medya her zaman zararlı mı?
Her ne kadar olumsuz yönler baskın olsa da, sosyal medya destekleyici bir rol de oynayabiliyor:
Bağlantı ve Destek: Depresyon yaşayanlar, online topluluklarda yardım arayabiliyor. Bir inceleme, akıl hastaları arasında kullanımın yüzde 70-97 oranında olduğunu ve topluluk katılımını artırdığını göstermiştir.
Farkındalık ve Müdahale: Platformlar, erken teşhis için kullanılabiliyor. HORYZONS gibi dijital programlar, psikoz hastalarında depresyonu azaltmaktadır.
Öneriler: Sağlıklı kullanım için ne yapılabilir?
Depresyonu önlemek veya yönetmek için sosyal medyayı bilinçli kullanmak şart. İşte pratik adımlar:
Zaman Sınırlaması: Günde 30 dakikaya indirin. Pennsylvania Üniversitesi’nin deneyi, 10 dakika/platfrom sınırı koyanlarda yalnızlık ve depresyonun azaldığını göstermiştir.
Bildirimleri Kapatın ve Gece Modu: Uyku öncesi telefonları uzak tutun.
Gerçek Bağlantılara Odaklanın: Online yerine yüz yüze görüşmeleri artırın. Egzersiz, hobi gibi aktiviteleri ön plana çıkarın.
Takip Edin ve Temizleyin: Negatif hesapları takipten çıkarın, motive edici içerikleri takip edin.
Profesyonel Yardım Alın: Semptomlar artarsa (uykusuzluk, motivasyon kaybı), bir uzmana danışın.
OECD’nin “Bir Bakışta Eğitim 2025” raporu göre; Türkiye’de 25 – 64 yaş aralığında yer alan üniversite mezunlarının yüzde 24,6’sı işsiz. Bu oran lise mezunlarında yüzde 37’ye kadar yükseliyor.
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) her yıl yayımlanan “Bir Bakışta Eğitim 2025” raporu, Türkiye’nin eğitim ve istihdam alanındaki çarpıcı verilerini ortaya koydu. Rapora göre, Türkiye’de 18-24 yaş arasındaki gençlerin yüzde 31,3’ü ne eğitimde ne de istihdamda yer alıyor. Bu oran, OECD ülkelerinin ortalaması olan yüzde 14,1’in neredeyse iki katı.
Raporda dikkat çeken bir diğer önemli bulgu ise Türkiye’nin, hem lise hem de üniversite mezunları için OECD ülkeleri arasındaki en düşük istihdam oranına sahip olması. Lise mezunlarında istihdam oranı sadece yüzde 63 (OECD ortalaması yüzde 77,6), üniversite mezunlarında ise yüzde 75,4 (OECD ortalaması yüzde 87,1) olarak kaydedildi. 25-64 yaş aralığındaki üniversite mezunlarının ise yüzde 24,6’sı işsiz.
Türkiye’de ne eğitimde ne de istihdamda olan genç kadınların oranı yüzde 41,6 ile erkeklerin (yüzde 22,1) neredeyse iki katı. Bu durum, OECD ortalamasındaki 1,5 puanlık farkın çok üzerinde.
Eğitim sistemine bakıldığında ise, Türkiye’de yükseköğretime yeni başlayan öğrencilerin yüzde 42’si ortaöğretim sonrası en az bir yıl gecikmeyle üniversiteye başlıyor. Ancak, üniversitelerin ilk yılında okulu bırakma oranı sadece yüzde 1 olarak ölçüldü ki bu oran OECD ortalaması olan yüzde 13’ün oldukça altında.
Rapora göre Türkiye’de ilkokul düzeyinde okul tatilleri yılda 15 hafta sürerken, bu süre OECD genelinde 13,5 hafta olarak belirlenmiş durumda. Eğitim alanında ilerlemeler kaydedilmesine rağmen, uzun tatiller ve mezunların istihdamındaki yetersizlikler, ülkenin eğitim sisteminin karşı karşıya olduğu temel sorunlar olarak öne çıkıyor.








































