Yapay Zeka Pazarı Nasıl Yeniden Şekillendiriyor?

Yapay zeka (Artificial Intelligence / AI), pazarları daha verimli, yenilikçi ve rekabetçi hale getiriyor, ancak bu dönüşüm etik ve toplumsal zorlukları da beraberinde getiriyor.

Haber Merkezi / İşletmelerin ve hükümetlerin, AI’nın faydalarını en üst düzeye çıkarırken riskleri yönetmek için stratejik yaklaşımlar benimsemesi gerekiyor.

AI’nın pazarları yeniden şekillendirmesi yedi başlık altında incelenebilir:

Otomasyon ve Verimlilik: AI, üretim, lojistik ve müşteri hizmetleri gibi sektörlerde tekrarlayan görevleri otomatikleştiriyor. Örneğin, robotik süreç otomasyonu (RPA), finans ve muhasebe gibi alanlarda manuel veri girişini azaltarak işletmelerin maliyetlerini yüzde 20-30 oranında düşürebiliyor. Bu, kaynakların daha stratejik görevlere yönlendirilmesini sağlıyor.

Kişiselleştirme: AI, e-ticaret ve pazarlama gibi alanlarda müşteri davranışlarını analiz ederek kişiselleştirilmiş deneyimler sunuyor. Örneğin, Netflix ve Amazon gibi platformlar, AI algoritmalarıyla kullanıcı tercihlerine göre öneriler sunarak müşteri bağlılığını artırıyor. 2023’te yapılan bir araştırmaya göre, kişiselleştirme sayesinde müşteri dönüşüm oranları yüzde 10-15 artabiliyor.

Veri Odaklı Karar Alma: AI, büyük veri analitiğiyle işletmelerin daha iyi kararlar almasını sağlıyor. Perakende sektöründe, talep tahmini yapan AI modelleri stok yönetimini optimize ederek israfı azaltıyor. McKinsey, AI tabanlı analitiğin perakende kar marjlarını yüzde 5’e kadar artırabileceğini belirtiyor.

Yeni Ürün ve Hizmetler: AI, sağlık, finans ve otomotiv gibi sektörlerde yeni iş modelleri yaratıyor. Örneğin, sağlık sektöründe AI destekli teşhis araçları, kanser tespitinde doktorların doğruluğunu yüzde 90’ın üzerine çıkarabiliyor. Finans sektöründe ise AI, dolandırıcılık tespitinde yüzde 85’e varan başarı oranlarıyla güvenliği artırıyor.

Rekabet Dinamikleri: AI, giriş bariyerlerini düşürerek küçük işletmelerin büyük oyuncularla rekabet etmesini sağlıyor. Bulut tabanlı AI araçları, pahalı altyapı yatırımı olmadan KOBİ’lerin gelişmiş analitik ve otomasyon kullanmasına olanak tanıyor. Ancak, büyük teknoloji şirketleri AI yatırımlarında lider konumda; 2024’te küresel AI harcamalarının 200 milyar doları aştığı tahmin ediliyor.

İş Gücü Dönüşümü: AI, bazı işleri ortadan kaldırırken yeni roller yaratıyor. Dünya Ekonomik Forumu, 2030’a kadar AI nedeniyle 85 milyon işin kaybolabileceğini, ancak 97 milyon yeni işin ortaya çıkabileceğini öngörüyor. Bu, çalışanların AI becerilerine yatırım yapmasını zorunlu kılıyor.

Etik ve Düzenleyici Zorluklar: AI’nın hızlı büyümesi, gizlilik, önyargı ve iş güvenliği gibi konularda endişeleri artırıyor. Hükümetler, AI kullanımını düzenlemek için yeni yasalar çıkarıyor; örneğin, AB’nin 2024’te yürürlüğe giren AI Yasası, yüksek riskli AI sistemleri için katı kurallar getiriyor.

Paylaşın

Tarım Arazilerinin Gayrimenkule Dönüştürülmesi Sorunu

Tarım arazilerinin gayrimenkule (imarlı arsaya veya yapılaşmaya uygun hale) dönüştürülmesi, Türkiye’de özellikle verimli toprakların korunması açısından kritik bir sorundur.

Haber Merkezi / Bu süreç, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile sıkı şekilde düzenlenmiştir ve tarım arazilerinin tarımsal amaç dışında kullanılmasını kısıtlamıştır.

Ancak, kentleşme baskısı, nüfus artışı ve rant odaklı yatırımlar nedeniyle bu araziler sıklıkla imara açılmaya çalışılmaktadır, bu da gıda güvenliği, çevre ve sürdürülebilirlik sorunlarını tetiklemektedir.

Nedenleri:

Kentleşme ve Nüfus Artışı: Şehirlerin büyümesiyle verimli tarım arazileri konut, sanayi veya ticari alanlara dönüştürülmektedir. Özellikle büyük ova koruma alanlarında ve kıyı bölgelerinde bu baskı daha da yoğunlaşmaktadır.

Rant ve Ekonomik Baskı: Arazi spekülasyonu nedeniyle tarım arazileri imara açıldığında değeri katlanmaktadır. Bu, yerel yönetimlerde oy kaygısı veya yolsuzlukla birleşince kaçak yapılaşmayı teşvik etmektedir.

Yasal ve İdari Eksiklikler: Tarım arazileri sınıflara ayrılmaktadır (mutlak tarım arazisi, özel ürün arazisi, marjinal tarım arazisi vb.). Mutlak ve dikili arazilerin imara açılması zor olsa da, marjinal arazilerde izinler daha kolay alınmaktadır. Ancak envanter eksikliği ve plansız imar kararları sorunu büyütmektedir.

Miras ve Parçalama: Hisseli tarlalar miras yoluyla bölünmektedir, bu da imara açma taleplerini artırmaktadır.

Belirtileri ve Etkileri:

Tarım Arazisi Kaybı: Verimli tarım arazileri yapılaşmaya kurban gitmektedir. Türkiye’de yapılaşma, günlük 120 hektarlık tarım toprağı kaybına neden olmaktadır.

Gıda ve Ekonomik Sorunlar: Tarım arazilerinin gayrimenkule dönüştürülmesi, ürün pahalılığına neden olmaktadır. Ayrıca, sulama ve drenaj gibi sorunlar daha da kötüleştirmektedir.

Çevre Zararları: Tarım arazilerinin gayrimenkule dönüştürülmesi ile birlikte biyoçeşitlilik kaybı görülmektedir.

Sosyal ve Hukuki Çatışmalar: Köylerde basit bir konteyner bile imar sorunu yaratırken, verimli tarım arazilerinde lüks yapılaşmalara göz yumulmaktadır.

Çözüm Önerileri:

Sıkı Denetim ve Planlama: İmar yetkisi ilgili bakanlığa kaydırılmalı, arazi toplulaştırması teşvik edilmelidir.

Veri Güncellemesi: Tarım sayımlarıyla (örneğin 2025’teki kapsamlı sayım) envanter güçlendirilmelidir.

Cezalar ve Teşvikler: İşlenmeyen araziler kiraya verilmeli, verimli araziler korunmalıdır.

Sürdürülebilir Politika: Tarım dışı kullanım için marjinal araziler tercih edilmeli, büyük ova alanları mutlak korunmalıdır.

Bu sorun, Türkiye’nin tarımsal geleceğini tehdit etmektedir; erken müdahale ile verimli topraklar korunmalıdır.

Paylaşın

Enfokrasi Rejimi

“Enfokrasi rejimi” veya kısaca “enfokrasi”, Güney Koreli-Alman filozof Byung-Chul Han’ın 2021 yılında yayımlanan “Enfokrasi: Dijitalleşme ve Demokrasinin Krizi” adlı kitabında ortaya attığı bir kavramdır.

Haber Merkezi / Bu terim, “enformasyon” (information) ve “bürokrasi” (bureaucracy) kelimelerinin birleşiminden türetilmiş olup, günümüzün dijitalleşmiş enformasyon kapitalizmindeki yeni bir yönetim ve tahakküm biçimini tanımlamaktadır.

Han’a göre enfokrasi, endüstriyel kapitalizmin baskı ve zorlama temelli “disiplin rejimi”nden farklı olarak, bireylerin özgürlüğünü sömürerek işlemektedir; bireyler kendilerini özgür hissederken aslında sürekli gözetim ve veri toplama altında tutulurlar.

Temel Özellikleri:

Enformasyon Kapitalizmiyle Bağlantısı: Enfokrasi, dijital teknolojilerin (sosyal medya, algoritmalar, yapay zeka) hakim olduğu bir rejimdir. Burada iktidar, geleneksel baskı yerine bireylerin gönüllü veri paylaşımı ve davranışlarını tahmin etme yoluyla elde edilir. Bireyler “tıklamak, beğenmek ve paylaşmak” gibi eylemlerle özgür olduklarını sanırken, bu veriler profillere dönüştürülerek kontrol edilirler.

Demokrasi Krizi: Dijitalleşme, kamusal alanı parçalar ve “enformasyon bombardımanı” yaratılır. Seçim kampanyaları botlar, troll orduları ve filtre balonları (echo chambers) ile manipüle edilir; bu da demokrasiyi “enfokrasiye” dönüştürür, yani gerçek tartışma yerine veri akışlarının hakim olduğu bir sisteme.

Gözetim ve Özgürlük İllüzyonu: Disiplin rejiminde (örneğin fabrika disiplini) bireyler izole edilip zorlanır; enfokraside ise herkes bir “dijital sürü” üyesi olur. İnsanlar gözetlendiklerinin farkında olmadıkları için rejim ayakta kalır – özgürlük, aslında sömürü aracıdır.

Han’ın kavramı, özellikle 2020’ler sonrası dijitalleşmeyle (büyük veri, AI) ilgili tartışmalarda yankı bulmuştur. Örneğin, sosyal medyada yayılan dezenformasyon veya seçim manipülasyonları, enfokrasinin pratik örnekleridir.

Kitap, neoliberalizmin “psikopolitik” tekniklerini eleştirerek, bireylerin “gönüllü köle” haline geldiğini savunmaktadır.

Paylaşın

Medya Psikolojisini Anlama

Medya psikolojisi, medyanın bireylerin ve toplumun algıları, duyguları, davranışları ve düşünceleri üzerindeki etkilerini derinlemesine inceleyen bir psikoloji dalıdır.

Haber Merkezi / Medya türleri (televizyon, sosyal medya, haber, reklam, oyunlar vb.) ile insan psikolojisi arasındaki etkileşimleri anlamaya odaklanır. Bu alan, medyanın bireylerin tutumlarını, inançlarını, karar verme süreçlerini ve sosyal davranışlarını nasıl şekillendirdiğini araştırır.

Medya Psikolojisinin Temel Konuları:

Medya ve Algı: Medyanın bilgi sunumu ve çerçevelemesi, bireylerin gerçekliği nasıl algıladığını etkiler (ör. haberlerin önyargılı sunumu).

Duygusal Etkiler: Medyanın korku, kaygı, mutluluk gibi duyguları tetikleme gücü.

Davranışsal Etkiler: Şiddet içeren içeriklerin agresyon üzerindeki etkisi veya reklamların tüketici davranışlarını yönlendirmesi.

Sosyal Medya ve Kimlik: Sosyal medyanın özsaygı, benlik algısı ve sosyal karşılaştırma üzerindeki etkileri.

Bağımlılık ve Medya Kullanımı: Akıllı telefonlar, oyunlar veya sosyal medya bağımlılığı gibi konular.

Eğitim ve Farkındalık: Medyanın eğitimde kullanımı ve medya okuryazarlığı.

Medya psikolojisi, medya tüketiminin bireysel ve toplumsal sonuçlarını anlamak için psikoloji teorilerini, nörobilim ve iletişim çalışmalarını birleştirir. Özellikle dijital çağda, sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla bu alan daha da önem kazanmıştır.

Medya Psikolojisinin Kökleri:

Medya psikolojisinin tarihi veya kökleri, medyanın toplum üzerindeki etkilerinin fark edilmesiyle başlamış ve özellikle 20. yüzyılın başından itibaren bilimsel bir disiplin olarak şekillenmiştir.

Erken Dönem (1900’ler – 1930’lar): Medya psikolojisinin temelleri, iletişim teknolojilerinin (radyo, gazete, sinema) yaygınlaşmasıyla atılmıştır. Bu dönemde, medyanın kitleler üzerindeki etkisi merak konusu olmuştur.

I. Dünya Savaşı sırasında propaganda tekniklerinin psikolojik etkileri üzerine çalışmalar yapılmıştır. Harold Lasswell gibi iletişim teorisyenleri, medyanın kitleleri yönlendirme gücünü incelemişlerdir.

1920’lerde ve 1930’larda, sinema ve radyonun bireylerin duyguları ve davranışları üzerindeki etkileri araştırılmaya başlanmıştır. Örneğin, 1938’de Orson Welles’in “Dünyalar Savaşı” radyo yayını, kitle paniği yaratarak medyanın güçlü etkisini gözler önüne sermiştir.

Orta Dönem (1940’lar – 1970’ler): 1950’lerde televizyonun yaygınlaşması, medya psikolojisinin odak noktasını değiştirmiştir. Televizyonun çocuklar ve yetişkinler üzerindeki etkileri, özellikle şiddet içeren içeriklerin agresyonla ilişkisi, yoğun şekilde incelenmiştir (ör. Albert Bandura’nın Bobo Doll deneyi).

Paul Lazarsfeld ve Elihu Katz gibi araştırmacılar, “İki Aşamalı Akış Modeli” gibi teorilerle medyanın bireyleri doğrudan değil, sosyal etkileşimler yoluyla dolaylı olarak etkilediğini savunmuştur.

Bu dönemde reklamların psikolojik etkileri üzerine çalışmalar artmıştır. Pazarlama ve tüketici davranışları, medya psikolojisinin önemli bir alt dalı haline gelmiştir.

Dijital Çağ Öncesi (1980’ler – 1990’lar): 1980’lerde medya okuryazarlığı kavramı önem kazanmıştır. İnsanların medyayı eleştirel bir şekilde değerlendirmesi gerektiği vurgulanmıştır.

1980’lerin sonunda video oyunlarının popülerleşmesiyle, bu yeni medya türünün psikolojik etkileri (ör. bağımlılık, şiddet) üzerine araştırmalar başlamıştır.

Bu dönemde medya psikolojisi, sosyal psikoloji, bilişsel psikoloji ve iletişim bilimlerinin kesişiminde daha sistematik bir disiplin olarak tanımlanmaya başlamıştır.

Dijital Çağ ve Günümüz (2000’ler – Günümüz): 2000’lerle birlikte internetin ve sosyal medya platformlarının (Facebook, Twitter, Instagram) yaygınlaşması, medya psikolojisini dönüştürmüştür. Sosyal medyanın özsaygı, benlik algısı, sosyal karşılaştırma ve mental sağlık üzerindeki etkileri yoğun şekilde araştırılmaktadır.

Gelişen nörobilim teknikleri (fMRI gibi), medyanın beyin üzerindeki etkilerini anlamada kullanılmıştır. Örneğin, reklamların veya sosyal medya içeriklerinin beyindeki ödül sistemini nasıl aktive ettiği incelenmiştir.

Amerikan Psikoloji Derneği (APA), 1987’de medya psikolojisini resmi bir alt dal olarak tanımıştır(Division 46). Bu, disiplinin akademik olarak kurumsallaşmasını sağlamıştır.

Günümüzde medya psikolojisi, yapay zeka, sanal gerçeklik, derin sahtecilik (deepfake) ve algoritmaların psikolojik etkileri gibi yeni teknolojilere odaklanmaktadır. Ayrıca, dezenformasyon, yankı odaları ve kutuplaşma gibi konular da ön planda tutulmaktadır.

Medya psikolojisi, teknolojik gelişmelerle birlikte sürekli evrilen bir alan olarak, günümüzde özellikle dijital medya ve yapay zekanın psikolojik etkilerine odaklanarak önemini korumaktadır.

Medya Psikolojisinin Geleceği:

Medya psikolojisinin geleceği, hızla gelişen teknoloji ve dijital dönüşümle şekillenmektedir. Yeni medya türleri, yapay zeka, sanal gerçeklik ve algoritmaların yaygınlaşması, bu disiplinin odak alanlarını ve araştırma yöntemlerini dönüştürmektedir.

Yapay Zeka ve Algoritmaların Psikolojik Etkileri:

Kişiselleştirilmiş İçerik: Algoritmaların kullanıcı davranışlarını analiz ederek sunduğu kişiselleştirilmiş içerikler, bireylerin algılarını, kararlarını ve duygularını nasıl etkilediği üzerine araştırmalar artacaktır.

Yapay Zeka ve Etik: Yapay zekanın medya üretiminde kullanımı (ör. deepfake, AI tarafından oluşturulan içerikler) psikolojik manipülasyon, güven ve gerçeklik algısı gibi konuları gündeme getirecektir. Medya psikologları, bu teknolojilerin bireyler üzerindeki etkilerini anlamaya odaklanacaklardır.

Chatbotlar ve İlişkiler: Yapay zeka tabanlı sohbet botlarının (ör. Grok gibi) insanlarla kurduğu duygusal bağlar ve bunların mental sağlık üzerindeki etkileri yeni bir araştırma alanı olacaktır.

Sanal Gerçeklik (VR) ve Artırılmış Gerçeklik (AR):

Duygusal ve Bilişsel Etkiler: VR ve AR teknolojilerinin immersif deneyimleri, empati, öğrenme ve davranış değişikliği gibi alanlarda nasıl kullanılabileceği incelenecektir.

Bağımlılık ve Gerçeklik Algısı: Sanal dünyaların aşırı kullanımı, gerçeklikten kopma (disosiyasyon) ve bağımlılık gibi riskler medya psikolojisinin önemli konuları olacaktır.

Sosyal Medya ve Mental Sağlık:

Dijital Refah: Sosyal medyanın özsaygı, kaygı, depresyon ve yalnızlık üzerindeki etkileri daha fazla araştırılacaktır. Özellikle genç nesillerde sosyal medya bağımlılığı ve ekran süresiyle ilgili endişeler, dijital detoks ve medya okuryazarlığı programlarını öne çıkaracaktır.

Sosyal Karşılaştırma ve Kimlik: Sosyal medyanın benlik algısı ve kimlik oluşumu üzerindeki etkileri, özellikle Z ve Alfa kuşakları için odak noktası olacaktır. Filtreler, estetikleştirilmiş içerikler ve influencer kültürünün psikolojik sonuçları daha fazla incelenecektir.

Dezenformasyon ve Bilişsel Manipülasyon:

Yanlış Bilgiyle Mücadele: Dezenformasyonun (fake news, misinformation) bireylerin inanç sistemleri ve karar alma süreçleri üzerindeki etkileri, medya psikolojisinin önemli bir çalışma alanı olacaktır. Bilişsel önyargılar ve eleştirel düşünme becerileri üzerine araştırmalar yoğunlaşacaktır.

Psikolojik Manipülasyon: Medya platformlarının kullanıcı davranışlarını yönlendirmek için kullandığı nudging (dürtme) teknikleri ve mikro hedefleme, etik tartışmalarla birlikte incelenecektir.

Medya Okuryazarlığı ve Eğitim:

Eğitimde Medya Kullanımı: Medya psikolojisi, dijital öğrenme ortamlarının (ör. çevrimiçi kurslar, oyunlaştırma) bilişsel ve duygusal etkilerini araştıracaktır. Eğitimde medya teknolojilerinin nasıl daha etkili kullanılabileceği üzerine çalışmalar artacaktır.

Medya Okuryazarlığı Programları: Toplumların medya içeriklerine eleştirel yaklaşmasını sağlamak için medya okuryazarlığı eğitimi önem kazanacaktır. Bu, özellikle çocukların ve gençlerin dijital dünyada bilinçli tüketici olmalarına odaklanacaktır.

Nörobilim ve Medya:

Beyin-Medya Etkileşimi: Gelişen nörobilim teknikleri (ör. fMRI, EEG), medyanın beyindeki duygusal ve bilişsel süreçleri nasıl etkilediğini daha ayrıntılı anlamayı sağlayacaktır.

Biyometrik Veriler: Göz izleme, kalp atış hızı gibi biyometrik verilerin medya tüketimiyle ilişkilendirilmesi, kullanıcı deneyimlerini anlamada yeni bir boyut katacaktır.

Çeşitlilik ve Kapsayıcılık:

Kültürel Farklılıklar: Medya psikolojisi, farklı kültürel ve demografik grupların medya tüketim alışkanlıklarını ve bunların psikolojik etkilerini daha fazla dikkate alacaktır.

Temsil ve Kimlik: Medyada çeşitliliğin (cinsiyet, etnik köken, engellilik) psikolojik etkileri, özellikle az temsil edilen grupların benlik algısı ve toplumsal entegrasyonu açısından araştırılacaktır.

İklim ve Sosyal Sorumluluk:

Medya ve Davranış Değişikliği: Medya psikolojisi, iklim değişikliği, sürdürülebilirlik ve sosyal sorumluluk gibi konularda bireylerin davranışlarını değiştirmede medyanın rolünü inceleyecektir.

Toplumsal Hareketler: Sosyal medyanın toplumsal hareketleri (ör. #MeToo, Black Lives Matter) nasıl güçlendirdiği veya şekillendirdiği üzerine çalışmalar devam edecektir.

Medya psikolojisinin geleceği, teknolojinin insan psikolojisiyle etkileşimini anlamada kritik bir rol oynayacaktır. Dijital çağın getirdiği fırsatlar ve riskler, bu disiplini daha dinamik ve etkili bir hale getirmektedir.

Özellikle yapay zeka, sanal gerçeklik ve sosyal medya gibi alanlarda yapılacak araştırmalar, bireylerin ve toplumların medya ile ilişkisini anlamada yeni ufuklar açacaktır. Medya psikologları, bu süreçte hem bireysel refahı artırmak hem de toplumsal sorunlara çözümler üretmek için önemli bir köprü görevi görecektir.

Paylaşın

Abdullah Öcalan’dan Mesaj: Sürecin Gelişmesi Siyasi Ve Hukuki Gerekliliklere Bağlı

PKK Lideri Abdullah Öcalan, 27 Şubat’ta yaptığı ilk “fesih çağrısına” atıf yaparak, sürecin ilerleyişinin “siyasi ve hukuki gerekliliklere bağlı olduğunu” belirtti.

Haber Merkezi / Abdullah Öcalan ayrıca, “müzakereci demokrasi” vurgusu yaparak bu yöntemin Türkiye’nin iç ve dış sorunlarının çözümünde temel alınması gerektiğini vurguladı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti, PKK (Kürdistan İşçi Partisi) Lideri Önderi Abdullah Öcalan ile görüştükten sonra açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“3 Ekim 2025 tarihinde İmralı Cezaevi’nde Sayın Abdullah Öcalan ile üç buçuk saate yakın süren bir görüşme gerçekleştirdik. Sayın Öcalan her zamanki gibi son derece moralli, sağlıklı ve özgüvenliydi.

Bir yıl önce başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile ülkemizde çatışmasızlığın hüküm sürdüğünü ve büyük tehlikelerin önüne geçildiğini, bunda rol oynayan herkesin büyük ve onurlu bir emeğin sahibi olduğunu belirtmiştir.

Sayın Öcalan, “Uygarlığın üç yüzyıl yıkıcı çatışmalardan ve dünya savaşlarındaki korkunç kayıplardan sonra geliştirdiği önemli çözüm modellerinden biri müzakereci demokrasidir. Bunun özünü oluşturan yöntem ve mekanizmalar, Türkiye’nin içeride ve dışarıda yaşadığı pek çok sorunun çözümü için esas alınmalıdır” diyerek, demokratik müzakerenin siyasi ve toplumsal tüm ilişkilere hakim kılınmasını önermiştir.

27 Şubat açıklamasında belirttiğimiz, sürecin gelişmesinin siyasi ve hukuki gerekliliklere bağlı olduğu cümlemizin arkasındayız” diyen Sayın Öcalan, gelinen aşamada hukuksal gerekliliklerin doğru ve bütüncül bir bakış açısıyla tespit edilerek hayata geçirilmesinin son derece önemli olduğunu vurgulamıştır.

Sayın Öcalan, son olarak Cumhuriyetin yeni yüzyılının barış ve demokrasi hukuku üzerine kurulması gerektiğini ifade etmiştir.”

Paylaşın

Jinefobi: Kadın Korkusu

Jinefobi (veya gynofobi, feminofobi), kadınlara karşı anormal ve yoğun bir korku durumudur. Bu, özel bir sosyal fobi türü olarak kabul edilir ve kişinin kadınlarla etkileşim kurmasını, hatta onları düşünmesini bile zorlaştırabilir.

Haber Merkezi / Tarihsel olarak “horror feminae” (kadın korkusu) olarak bilinen bu fobi, kadın düşmanlığı (misojini) ile karıştırılmamalıdır; çünkü jinefobi nefret veya önyargıdan ziyade irrasyonel bir korku temellidir.

Jinefobinin Belirtileri:

Jinefobi belirtileri, kadınlarla temas veya düşünce anında tetiklenir ve şu şekillerde ortaya çıkabilir:

Yoğun kaygı, panik atak veya göğüste sıkışma hissi.
Titreme, aşırı terleme, hızlı kalp atışı ve nefes almada zorluk.
Mide bulantısı, baş dönmesi veya bayılma hissi.
Kadınlardan bilinçli olarak kaçınma (örneğin, kadınların olduğu etkinliklere katılmama veya eve kapanma).
Korkunun mantıksız olduğunu bilmek ama kontrol edememek.

Bu belirtiler, kişinin sosyal, iş veya günlük hayatını ciddi şekilde etkileyebilir.

Jinefobinin Nedenleri:

Jinefobinin kesin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, şu faktörler rol oynayabilir:

Travmatik deneyimler: Çocuklukta veya ergenlikte kadınlar tarafından yaşanan aşağılanma, istismar veya reddedilme.
Genetik ve beyin yapısı: Aile öyküsü veya nörolojik değişiklikler.
Çevresel etkenler: Erkek egemen toplumlarda kadınlara yönelik negatif algılar veya sosyal baskılar.
Psikolojik dinamikler: Bilinçaltında kadınları “ulaşılmaz” veya “tehdit edici” olarak algılama, örneğin adet döngüsü gibi biyolojik farkların yarattığı gizem ve korku.

Bu fobi nadir görülür ve genellikle erkeklerde daha yaygındır, ancak kadınlarda da nadir vakalar rapor edilmiştir.

Jinefobinin Tedavi Yöntemleri:

Jinefobi tedavi edilebilir bir durumdur ve erken müdahale ile başarılı sonuçlar alınabilir:

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Korkuyu tetikleyen düşünceleri yeniden yapılandırma ve maruz bırakma teknikleriyle yüzleşme.
İlaç Tedavisi: Anksiyete belirtilerini hafifletmek için antidepresanlar veya anksiyolitikler (doktor kontrolünde).
Destek Grupları ve Farkındalık: Toplumsal eğitimle önyargıları azaltma.
Yaşam Tarzı Değişiklikleri: Rahatlama teknikleri (meditasyon, egzersiz) ve sosyal beceri eğitimi.

Paylaşın

Hipnoz: Büyü Mü, Bilim Mi?

Beynin dikkat, algı ve telkin süreçleriyle ilgili olan hipnoz, bilimsel bir olgudur. Araştırmalar, hipnozun bilinç durumunu değiştirerek zihinsel ve fizyolojik tepkileri etkilediğini göstermektedir.

Haber Merkezi / Örneğin, hipnoterapi, ağrı yönetimi, anksiyete tedavisi ve davranış değişikliğinde etkili olduğu kanıtlanmıştır; bu etkiler nörolojik olarak fMRI gibi yöntemlerle gözlemlenebiliyor.

Ancak, popüler kültürdeki abartılı tasvirler (örneğin, zihin kontrolü) nedeniyle hipnoz büyüyle ilişkilendirilebiliyor. Gerçekte, hipnoz bir terapi aracıdır ve kişinin iradesini tamamen ele geçiremez; telkine açıklık gerektirir.

Hipnozun Nörolojik Mekanizmaları:

Hipnozun nörolojik mekanizmaları, beynin dikkat, bilinç ve telkinle ilgili bölgelerindeki aktivitelerle açıklanmaktadır. fMRI ve EEG gibi yöntemlerle yapılan araştırmalar, hipnoz sırasında şu süreçlerin öne çıktığını göstermektedir:

Dikkat ve Odaklanma: Hipnoz, beynin ön lobunda bulunan dorsolateral prefrontal korteks (DLPFC) ve anterior singulat korteks (ACC) gibi bölgelerde aktiviteyi artırmaktadır. Bu alanlar, seçici dikkat ve bilişsel kontrolle ilişkilidir, hipnotik telkine odaklanmayı sağlamaktadır.

Bilinç Durumunun Değişimi: Hipnoz, varsayılan mod ağı (DMN) aktivitesini azaltmaktadır. DMN, kendi kendine düşünme ve zihinsel gezinme ile bağlantılıdır. Bu azalma, kişinin dış dünyaya değil, telkinlere odaklanmasını sağlamaktadır.

Telkin ve Plastisite: Hipnoz sırasında, salience ağı (önemli uyarıları algılama) ile yürütücü kontrol ağı arasındaki bağlantı güçlenmektedir. Bu, telkinlerin daha etkili işlenmesine ve davranışsal değişimlere yol açmaktadır.

Ağrı ve Duygu Regülasyonu: Hipnotik analjezi (ağrı azaltma), somatosensoriyel korteks ve insula gibi ağrı algısıyla ilgili bölgelerdeki aktiviteyi modüle etmektedir. Ayrıca, amigdala gibi duygu merkezlerinde aktivite değişimi, anksiyete veya stresin azalmasını sağlamaktadır.

Nörotransmitter Etkileri: Hipnoz, dopamin ve serotonin gibi nörotransmitterlerin salınımını etkileyebilir, bu da rahatlama ve telkine yatkınlık sağlamaktadır.

Hipnoterapinin Etkileri:

Ağrı Yönetimi (Analjezi): Hipnoterapi, kronik ağrı (örn. migren, fibromiyalji) ve akut ağrı (örn. ameliyat sonrası) tedavisinde etkilidir. Nörolojik olarak, somatosensoriyel korteks ve insula gibi ağrı algısı bölgelerindeki aktiviteyi azaltmaktadır.

Örnek: 2000 yılında The Lancet’te yayınlanan bir araştırma, hipnozun kanser hastalarında ağrı yönetiminde etkili olduğunu göstermiştir.

Anksiyete ve Stres Azaltma: Hipnoz, amigdala aktivitesini modüle ederek kaygı ve stres düzeylerini düşürmektedir. Rahatlama teknikleri ve telkinlerle, kişinin stresle başa çıkma kapasitesini artırmaktadır. Klinik araştırmalarda, sınav kaygısı veya fobiler gibi durumlarda etkili olduğu gözlenmiştir.

Davranış Değişikliği: Sigara bırakma, kilo verme veya kötü alışkanlıkların terk edilmesi gibi davranışsal değişikliklerde kullanılmaktadır. Telkinler, bilinçaltındaki alışkanlık kalıplarını hedef alarak motivasyonu artırmaktadır.

Örneğin, 2014’te International Journal of Clinical and Experimental Hypnosis’te yayınlanan bir meta-analiz, hipnoterapinin sigara bırakmada başarı oranını artırdığını belirtmiştir.

Uyku Bozukluklarının Tedavisi: Hipnoterapi, uykusuzluk (insomnia) ve uyku kalitesini iyileştirmede etkili olmaktadır. Rahatlama ve telkin, parasempatik sinir sistemini aktive ederek uykuya geçişi kolaylaştırmaktadır.

Psikolojik Rahatlama ve Travma Tedavisi: Post-travmatik stres bozukluğu (PTSS) veya depresyon gibi durumlarda, hipnoterapi duygusal regülasyonu desteklemektedir. Geçmiş olayların yeniden çerçevelenmesi (reframing) yoluyla travmatik anıların etkisini azaltığı gözlemlenmiştir.

Bağışıklık Sistemi ve Fizyolojik Etkiler: Bazı araştırmalar, hipnozun stres hormonlarını (ör. kortizol) azaltarak bağışıklık sistemini desteklediğini göstermektedir.

Örneğin, 2001’de Journal of Consulting and Clinical Psychology’de yayınlanan bir araştırma, hipnozun bağışıklık fonksiyonlarını olumlu etkilediğini bulmuştur.

Paylaşın

Süper Lig: Derbide Puanlar Paylaşıldı

Süper Lig’in 8. hafta karşılaşmasında Galatasaray ile Beşiktaş, Ali Sami Yen Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Yasin Kol’un yönettiği karşılaşma 1-1 eşitlikle sona erdi.

Haber Merkezi /  Galatasaray’ın golünü 55. dakikada İlkay Gündoğan, Beşiktaş’ın golünü ise 12. dakikada Tammy Abraham kaydetti.

Bu beraberlik ile Galatasaray 22, Beşiktaş ise 13 puana yükseldi.

Galatasaray’dan Davinson Sanchez 34. dakikada kırmızı kart görerek, takımını 10 kişi bıraktı.

Galatasaray, Süper Lig’in 9. haftasında Başakşehir’e konuk olacak. Beşiktaş ise evinde Gençlerbirliği’ni ağırlayacak.

12. dakikada Vaclav Cerny’nin pasında ceza sahası içi sağ çaprazda topla buluşan Orkun Kökçü’nün vuruşunda kaleci Uğurcan Çakır’ın kurtarışı sonrası altıpasın içinde topu önünde bulan Tammy Abraham meşin yuvarlağı filelere gönderdi. 0-1

55. dakikada Torreira’nın Ndidi’ye presinin ardından ceza sahası sol çaprazında topla buluşan İlkay Gündoğan, meşin yuvarlağı kontrol ettikten sonra yaptığı vuruşla ağları sarstı. 1-1

Stat: Ali Sami Yen

Hakemler: Yasin Kol, Abdullah Bora Özkara, Bahtiyar Birinci

Galatasaray: Uğurcan Çakır, Singo (Dk. 26 Sallai), Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Jakobs, Torreira, Lemina, Yunus Akgün (Dk. 77 Eren Elmalı), İlkay Gündoğan (Dk. 77 Sara), Barış Alper Yılmaz (Dk. 86 Sane), Osimhen (Dk. 86 Icardi)

Beşiktaş: Mert Günok, Gökhan Sazdağı, Djalo, Emirhan Topçu (Dk. 66 Uduokhai), Jurasek, Ndidi (Dk. 87 Kartal Kayra Yılmaz), Orkun Kökçü, Cerny (Dk. 67 Cengiz Ünder), Rafa Silva, Toure, Abraham (Dk. 83 Rashica)

Goller: Dk. 12 Abraham (Beşiktaş), Dk. 55 İlkay Gündoğan (Galatasaray

Kırmızı kart: Dk. 34 Sanchez (Galatasaray)

Paylaşın

Chorizo ​​Domatesli Rotini Makarna, Malzemeleri, Hazırlanışı

Akşam yemeği için henüz bir tarif bulamadınız mı? Chorizo ​​domatesli rotini makarna, aradığınız ideal tarif olabilir. Karar verdiyseniz verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi hemen yapın!

Haber Merkezi / Ortalama 45 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

1 yemek kaşığı yağ
110 gr chorizo, doğranmış
½ soğan , doğranmış
455 gr kıyma
2 çay kaşığı tuz
2 çay kaşığı karabiber
3 su bardağı domates sosu (450 gr)
1 ¼ su bardağı rotini makarna (250 gr)
½ su bardağı parmesan peyniri (50 gr)
½ su bardağı taze fesleğen (12 gr), doğranmış

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım…

Büyük bir tencerede yağı orta-yüksek ateşte ısıtın, chorizoyu hafifçe çıtırlaşana kadar pişirin, soğanları ekleyip saydamlaşana kadar pişirin, eti, tuzu ve karabiberi ekleyin ve pembelik kalmayana kadar pişirin, içine domates sosunu dökün ve sos koyulaşana kadar pişirin, makarnayı, parmesanı ve fesleğeni ekleyin ve makarna eşit şekilde kaplanana kadar karıştırın. Afiyet olsun…

Paylaşın

Fırında Peynirli Köfte, Malzemeleri, Hazırlanışı

Fırında peynirli köfte, temel besin maddelerinin bir kombinasyonunu sağlayan sağlıklı ve lezzetli bir tarif. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Haber Merkezi / Ortalama 60 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

455 gr kıyma
455 gr acı İtalyan sosisi
4 diş sarımsak , kıyılmış
½ su bardağı taze maydanoz (10 gr), doğranmış
½ su bardağı parmesan peyniri (55 gr)
1 çay kaşığı tuz

½ çay kaşığı karabiber
1 su bardağı İtalyan ekmek kırıntısı (115 gr)
2 yumurta
1 su bardağı süt (240 ml)
680 ml marinara sosu
2 su bardağı mozzarella peyniri (200 gr)

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım…

Büyük bir karıştırma kabında kıymayı, İtalyan sosisini, sarımsağı, maydanozu, parmesan peynirini, tuzu, karabiberi, galeta ununu, yumurtaları ve sütü karıştırın, her şey iyice karışana kadar karıştırın, 113 – 142 gr’lık köfteler haline getirin, eşit miktarda köfte yapmak için orta boy bir dondurma kaşığı kullanın.

Fırını 220°C’ye (425°F) önceden ısıtın.

Orta ateşte, bir tavaya 1 yemek kaşığı zeytinyağı ekleyin ve köfteleri her iki tarafını da yaklaşık 2-3 dakika veya güzelce çıtır çıtır olana kadar kızartın, yaklaşık yarıya kadar pişirin, fırında pişmeye başlayacaklardır.

Bir güveç kabına, yapışmasını önlemek için birkaç yemek kaşığı marinara sosunu yayın, ardından köfteleri güvece yerleştirin ve kalan marinara sosunu ekleyin, üzerine 2 su bardağı rendelenmiş mozzarella peyniri serpin.

Folyoya sarın ve 220°C fırında 25 dakika veya peynir tamamen eriyip köfteler pişene kadar pişirin, maydanozla süsleyip servis edin.

Paylaşın