140 Ülkenin Yıllık Enflasyonu Türkiye’nin Aylık Enflasyonundan Daha Düşük

Dünyanın en yüksek enflasyon oranına sahip altıncı ülke konumunda bulunan Türkiye’nin aylık resmi enflasyonu dünyanın 140 ülkenin yıllık enflasyonundan daha yüksek!

Ekim ayında, ENAG, yıllık enflasyonu yüzde 81,01 olarak hesaplarken, TÜİK ise beklentilere paralel olarak, yıllık enflasyonu yüzde 42,12 olarak hesapladı. Yılsonu enflasyon tahmin ise yüzde 21 bandında.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) Şubat 2025 Enflasyon Bülteni’ni yayınladı. Bültene göre; Türkiye, dünyanın en yüksek enflasyon oranına sahip 6. ülkesi konumunda bulunuyor. 190 ülkenin 185’inde enflasyon Türkiye’den daha düşük seviyede seyrediyor.

DİSK-AR’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine dayandırdığı analize göre, Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 42,1 olarak hesaplandı. Türkiye’den daha yüksek enflasyona sahip ülkeler Zimbabve (yüzde 404,8), Sudan (yüzde 242,2), Güney Sudan (yüzde 216,4), Arjantin (yüzde 139,7) ve Venezuela (yüzde 60) olarak sıralandı.

DİSK-AR raporuna göre, gıda fiyatları son 20 yılda genel fiyat artışından daha hızlı yükseldi. 2003 yılından bu yana genel fiyatlar 24 kat artarken, gıda fiyatlarındaki artış 35 katı buldu. Bu durum, dar gelirli vatandaşlar için yaşam maliyetinin çok daha hızlı arttığını gösteriyor.

2025 Ocak itibarıyla en yüksek fiyat artışı yüzde 99,9 ile eğitimde görülürken, konut fiyatları yüzde 68,9, sağlık hizmetleri ise yüzde 55,02 oranında arttı. Gıda ve alkolsüz içeceklerdeki yıllık artış ise yüzde 41,76 olarak kaydedildi.

TÜİK verilerine dayandırılan DİSK-AR analizine göre, en düşük yüzde 20’lik gelir grubunun toplam gelirin yalnızca yüzde 6,3’ünü aldığı, ancak harcamalarının yüzde 36,6’sını gıdaya ayırmak zorunda kaldığı belirtildi. Buna karşın en yüksek yüzde 20’lik gelir grubunun toplam gelirin yüzde 48,1’ini aldığı ve gıdaya ayırdığı payın yalnızca yüzde 14,5 olduğu ifade edildi.

Bu veriler, yüksek fiyat artışlarının düşük gelir gruplarında çok daha şiddetli bir geçim sıkıntısı yarattığını ve gelir dağılımındaki adaletsizliği derinleştirdiğini gösteriyor.

DİSK-AR, enflasyon verilerinin toplum üzerindeki gerçek etkisini ölçmek için algılanan (hissedilen) enflasyonun da açıklanması gerektiğini vurguladı.

Raporda, 2023 yılında hissedilen enflasyon ile açıklanan resmi enflasyon arasında 53 puan fark olduğu hatırlatıldı. Avrupa ve ABD’de merkez bankalarının hissedilen enflasyon verisini düzenli olarak yayımladığına dikkat çeken DİSK-AR, TÜİK’in de benzer bir şeffaflık politikası izlemesi gerektiğini belirtti.

Paylaşın

“Gezi Parkı” Soruşturması Genişletiliyor

RTÜK’e yazı yazan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 27 Mayıs 2013 başlayan “Gezi Parkı” olaylarına ilişkin tüm medya kayıtlarının derlenerek, soruşturma dosyasına gönderilmesini talep etti.

2013 yılında gerçekleşen Gezi Parkı olaylarına iştirak ettiği gerekçesiyle gözaltına alınan ID Danışmanlık Limited Şirketinin kurucusu ve ortağı menajer Ayşe Barım “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme etme” suçundan tutuklanmıştı.

Habertürk’ten Ceylan Sever’in haberine göre soruşturma kapsamında aralarında Halit Ergenç, Bergüzar Korel, Nehir Erdoğan, Dolunay Soysert, Rıza Kocaoğlu ve Mehmet Günsür, Nejat İşler ve Ceyda Düvenci’nin de bulunduğu çok sayıda ünlü isim tanık olarak dinlendi.

İfadelerinde kendilerini Ayşe Barım’ın yönlendirmediğini ve Mehmet Ali Alabora ile samimiyetlerinin olmadığını söyleyen Halit Ergenç ile Rıza Kocaoğlu’na savcılık, şüpheliyi kayırmaya yönelik gerçeğe aykırı ifade verdikleri gerekçesiyle “yalan tanıklık” suçundan soruşturma başlattı.

Bu süreçte soruşturma sürerken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na (RTÜK) yazı gönderdi. Savcılık RTÜK’e yazdığı bu yazıda, bazı medya kuruluşlarının 27 Mayıs 2013 tarihinden itibaren meydana gelen Gezi Parkı olaylarının propagandasını yaptığını ve bu şekilde toplumsal olayların yaygınlaşmasına neden olduğunu belirtti.

Bu sebeple o dönem kamuoyunda gezi parkı olaylarını legal gösteren medya kuruluşlarının yayınlarının tespit edilerek kayıtların bir örneğinin savcılığa gönderilmesini talep etti. RTÜK’ün hazırlayacağı dosya savcılığa ulaştıktan sonra tespit edilen medya kuruluşlarının sorumluları da savcı huzurunda şüpheli sıfatıyla ifade verebilir.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Kabine Toplantısı” Sonrası Dikkat Çeken Açıklamalar

Kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan Erdoğan, “22 yıldır milletimizin güvenine, teveccühüne mazhar olmanın bize ağır bir emanet yüklediğinin de fevkalade bilincindeyiz. Milletimizi mahçup etmedik, milletimize hiçbir zaman mahçup olmadık. İnşallah bundan sonra da milletin emanetine gölge düşürmeyecek Türkiye’yi her alanda büyütmeye, güçlendirmeye devam edeceğiz” dedi. 

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle: “Bölgesel ve küresel gelişmeler bağlamında tarihi sıfatının tam olarak ete kemiğe büründüğü bir dönemden geçmekteyiz. Dünya ve insanlık tarihine yön veren bu hadiselerin hemen hemen tamamı Türkiye’nin merkezinde yer aldığı coğrafyada cereyan ediyor. Bu hadiselerin doğrudan etkilediği ülkelerin en başında da hiç tartışmasız Türkiye’ye geliyor.

Temkin, tedbir ve teyakkuzu bir an bile elden bırakmanın ağır sonuçlarının olacağının gayet farkındayız. Rehavete kapılma, gardımızı düşürme, hadiseleri seyrine bırakma gibi bir lüksümüzün olmadığını çok net biçimde görüyoruz. Karşımızdaki tabloyu binlerce yıllık birikimin neticesinde tekemmül ve tebellül eden devlet aklının geniş merceğinden bakarak okuyoruz.

Bunun için dibini görmediğimiz suya adım atmıyoruz. 1000 yıllık mirasın 100 yıllık ufkun rehberliğinde bütün süreçleri titizlikle yürütüyoruz. Stratejik akıl ve sabırla hareket ediyoruz. Allah’ın yardımı aziz milletimizin desteği, mazlum ve mağdurların duasıyla hedeflerimize emin adımlarla yürüyoruz. Elbette daha yapacak çok işimiz, gidecek çok yolumuz var. Hedefe varmak için sabırsızlanan ok misali büyük ve güçlü Türkiye idealine kenetlenmiş durumdayız.

Artan tehditler karşısında ülkemizin hak ve menfaatlerini muhafaza ve müdafaa ediyoruz. Muhalefetin bizi çekmeye çalıştığı sahte, sakat gündemlerine takılmıyor hiçbirini zerre miskal umursamıyoruz. İki günü birbirine eşit olanın ziyanda olduğu gerçeğinden hareketle her anımızı milletimize hizmet yolunda en güzel şekilde değerlendirmeye çalışıyoruz.

22 yıldır milletimizin güvenine, teveccühüne mazhar olmanın bize ağır bir emanet yüklediğinin de fevkalade bilincindeyiz. Milletimizi mahçup etmedik, milletimize hiçbir zaman mahçup olmadık. İnşallah bundan sonra da milletin emanetine gölge düşürmeyecek Türkiye’yi her alanda büyütmeye, güçlendirmeye devam edeceğiz. Bu tasavvurla ekonomi, sağlık, güvenlik, turizme kadar pekçok konuyu ele aldığımız bir kabine toplantımızı daha az önce tamamladık.

Yangın faciasında vefat eden 78 kardeşimizin her birine bugün bir kez daha Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Sevdiklerini ve yakınlarını kaybeden vatandaşlarımıza sabr-ı cemil diliyorum. Yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum. Facianın üzerinden geçen 2 haftaya rağmen acımız da öfkemiz de halen çok büyük. Tek bir kişiyi atlamadan sorumluların hepsinin hesap vermesi adaletin tecellisi için gereken ne ise yapıyoruz, yapacağız. Meclis’te kurulması kararlaştırılan araştırma komisyonu da bu sürece katkı verecek.

Tedbirler, mevzuat düzenlemeleri ve diğer hususları belirleyecektir. Yangından sonra mülkiye baş müfettişlerimiz raporları tamamlıyorlar. Şunu açık açık belirtmek durumdayım, bir gecelik hasılatını masraf olur diyerek yangın tedbirlerine harcamayan aç gözlüler başta olmak üzere hatası, kusuru, ihmali olan kim varsa hepsinden tek tek hesap sorulacaktır. İhmali olanların da canının yanacağından kimsenin şüphesi olmasın.

Turizm sektörümüzün de yine bu kürsüden daha evvel dikkat çektiğim tamahkarlıkla mücadele konusunda artık elini değil tüm vücudunu taşın altına koyması gerekiyor. Her yıl daha çok turist ağırlayıp daha çok para kazanırken güvenliğe daha az yatırım yapamazsınız. Turizm gelirimiz 61 milyar 103 milyon dolarla rekor kırdı. 2024 yılı için açıkladığımız hedeflerin de önüne geçmiş oldu. Turizmde hedefimiz 65 milyon ziyaretçi 64 milyar dolar gelir.

İnşallah yakın vadede 100 milyar dolar hedefine ulaşmayı ümit ediyoruz. İnsan hayatına ve onuruna gerekli değeri vermeyen bir anlayışın bilhassa turizm sektöründe asla başarı şansı oktur. Sektörün çürükleri ayıklaması tercihten öte zaruret halini almıştır. Bolu Kartalkaya faciasından turizmcilerimizin gereken dersi çıkaracaklarına inanıyorum.

Sağlık iktidarlarımızın son 22 yılda en büyük yatırımları yaptığı alanların başına geliyor. Bizden önce imtiyazlı kesim dışında halkımızın çoğu için nitelikli sağlık hizmeti almak ciddi problemdi. Dert üreten bu sistemi son 22 yılda attığımız adımlarla eski Türkiye’nin kötü bir hatırası olarak geride bıraktık. Dünyada örnek gösterilen bir sistemi milletimizin istifadesine sunduk. Gelişmiş ülkelerin dahi altında ezildiği sağlık krizini biz hamdolsun başarıyla yönettik. Değişen şartlara, ihtiyaçlara göre sağlık sistemlerini güncelliyor, eksiklerini gideriyoruz.

Sağlıklı Türkiye Yüzyılı programımızı duyurduk. Koruyan sağlık modelimizle vatandaşlarımızın sağlık modeline ilk kapı aile hekimlerimiz olacak. Böylece hastanelerimizdeki yoğunluk da azalacak. Doktorlarımızın hastalarına daha fazla vakit ayırması için yeni uygulamaları gündeme alıyoruz. Hastanelerimizde aile hekimlerimiz için randevu kontenjanları ayırdık. Aile hekimlerimiz sadece ilk 1 ay içerisinde 5 milyon 200 bin vatandaşımıza sağlık taraması yaptı. 620 bin vatandaşımızda koroner arter hastalığı, hipertansiyon ve diyabet gibi hastalıklara erken tanı konuldu. Tetkik ve tedavileri için gerekli yönlendirmeler yapıldı. Kronik hastalığa yakalanan vatandaşlarımız raporları için hastanelere gitme zorunluluğu kaldırdık. Bu durum hastanelerde oluşan yükü de hafifletecek.

Dünyanın genelinde ülkemizde yüksek oranda seyreden ilaç, antibiotik ve ağrı kesici kullanımdır. İleriki yıllarda bu meseleyi de makul seviyelere çekmeyi hedefliyoruz. Buradan vatandaşlarımıza doktor tavsiyesi olmadan ilaç kullanımından uzak durmalarını bekliyoruz. Sağlık Bakanlığımız tarafından özel hastaneler yönetmeliğinde bazı önemli değişikliklere gidildi. Hizmet standartları, denetim konusunda özel hastanelerimizde farklı bir çalışma kültürünün yerleşeceğine inanıyorum.

6 Şubat’ta asrın felaketinin 2. yıldönümünü geride bırakacağız. İlk günden beri her kabine toplantısında deprem çalışmalarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunduk. Engellerin aşılması için ne yapılması gerekiyorsa yaptık. Her fırsatta deprem bölgesini ziyaret ederek depremzede kardeşlerimizle kucaklaştık, inşa ve ihya çalışmalarını yerinde gördük. 201 bin 431 bağımsız birimi hak sahiplerine teslim etmenin bahtiyarlığını yaşadık. Hükümet bu enkazın altında kalır diyen kifayetsiz muhterislere cevabımızı daha çok konut ve işyeri teslim ederek verdik.

İnşallah Perşembe günü Adıyaman’ın misafiri olacağız. Neler yaptığımızı milletimizle ve Adıyaman halkıyla paylaşacağız. Amacımız afetzede şehirlerimizi altyapı, üstyapı, tarihi ve doğal güzellikleriyle eskisinden daha görkemli, dayanıklı hale getirmektir. Yaralar tamamen sarılmadan, hak sahibi kardeşlerimiz ev ve işyerlerine kavuşmadan bize durmak, dinlenmek yok. Seçim döneminde bedava ev vaat edip, 2 yıldır ortalıkta görünmeyenler elbette bizim gayretimizi ve mücadelemizi anlayamazlar.

Sandıktan istedikleri sonuç çıkmadığı için depremzedelerimize hakaret edenler bizi anlayamazlar. Gidin, ne yaparsanız, yapın, ama biz giden canları yerine getiremezsek de inşallah depremin izlerini tamamen silmiş olacağız. Son birkaç gündür Ege’nin Yunanistan tarafındaki sarsıntılar hem yaptığımız çalışmaların değerini hem de ülkemiz için beka meselesi olduğunu bizlere tekrar hatırlatmaktadır. İstanbul başta olmak üzere şehirlerimizi dayanıklı şehirler hale getirmekten başka meselemiz bulunmuyor.

Son kabine toplantımızdan bugüne il kongremizle, teşkilatımızla buluştuk, bölgemizdeki gelişmeleri an be an takip ettik. Eser ve hizmet siyasetimizle reform çalışmalarından ödün vermedik. 4. Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni 23 Ocak tarihinde milletimizin ve yargı camiamızın takdirine sunduk. 4. Strateji Belge’mizde pekçok alanda kaydadeğer adımlar atıyoruz. Trafik emniyetini tehlikeye atanlarla düğün, nişan, asker uğurlama gibi sebeplerle silahla ateş edenlere yönelik cezaları önemli ölçüde artırıyoruz. Ayrıca cezasızlık algısının önüne geçecek uygulamaları ve tedbirleri de devreye alacağız.

Türkiye ile Ruanda arasında imzalanan 4 anlaşma ile bu ziyareti taçlandırdık. Afrika kıtasındaki tüm ülkelerle kazan kazan, eşit ortaklık temelinde işbirliğimizi daha da geliştirmek arzusundayız. Etiyopya ile Somali arasında gerçekleşen tarihi mutabakat, ülkemizin duruşunu ve itibarını göstermesi açısından önemli referanstır. Bundan sonra da barış, adalet ve kalkınma için tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Türk Dünyası olarak merhum İsmail Gaspıralı’nın ‘dilde, fikirde, işte birlik’ şiarıyla her alanda dayanışmamızı güçlendiriyoruz.

Hamas heyeti Türkiye’nin Filistin davasına ve Gazze halkına verdiği güçlü destek için müteşekkir olduğunu söylediler. Esir ve tutuklu takasları İsrail’in tüm kışkırtmalarına rağmen devam ediyor. Gazze’ye insani yardımlar da girmeye başladı. Gazzeli kardeşlerimizin evlerine, topraklarına, vatanlarına sahip çıkma iradelerini gördükçe onlara olan saygımız daha da artmaktadır. Esirler arasındaki devasa farka bakmak bile zihniyet farkını görmek için kafidir.

Yarı yıl tatili sonrasında okulları, arkadaşları ve öğretmenleri ile buluşan tüm öğrencilerimize Rabbimden zihin açıklığı temenni ediyorum.

Tarımda üretimin artması, kırsalda kalkınmanın sağlanması için çalışmalarımızı çok yönlü şekilde sürdürüyoruz. Hayvancılık yapan aile işletmelerimizi güçlendirmeyi, genç ve kadınlarımızın tarım sektöründe daha fazla yer almalarını amaçlıyoruz. Aile işletmelerinin yanısıra ilk kez hayvancılık yapacak genç ve kadınlar bu projeden istifade edebilecek.

TİGEM işletmelerimizdeki gebe büyükbaş hayvanları uygun maliyetle üreticilerimize vereceğiz. Ziraat Bankası’ndan 2 yıl ödemesiz subvansiyonlu kredi kullanabilecek. Üreticilerimiz hayvanlarını TARSİM’den 1 yıl sigortalı olarak alacak, bunun da bedeli devletimiz tarafından ödenecek. Deprem bölgesindeki üreticilerimize bu projemizde de öncelik vereceğiz. Hayvancılıkta yerli üretime ciddi katkı sunacak projenin hayırlı olmasını diliyorum. Kabine toplantımızın ve alınan kararların hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.”

Paylaşın

Süper Lig: Galatasaray, Üç Puanı Tek Golle Aldı

Süper Lig’in 22. hafta maçında Gaziantep FK ile Galatasaray, Gaziantep Büyükşehir Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Sahadan 1 – 0 galip ayrılan Galatasaray, üç puanı hanesine yazdırdı.

Haber Merkezi / Hakem Kadir Sağlam’ın yönettiği karşılaşmada Galatasaray’a galibiyeti getiren golü 5. dakikada yeni transfer Ahmed Kutucu kaydetti.

Galatasaray, bu sonuç ile puanını 57’ye yükseltti. Gaziantep FK 26 puanda kaldı.

Galatasaray’da yeni transfer Alvaro Morata, 69. dakikada oyuna dahil oldu ve sarı-kırmızılı formayla ilk maçına çıkmış oldu.

5. dakikada sağ kanattan Mertens’in ceza yayına kullandığı köşe vuruşunda Ahmed Kutucu’nun gelişine vuruşunda meşin yuvarlak ağlarla buluştu. 0-1

Stat: Gaziantep Büyükşehir

Hakemler: Kadir Sağlam, Süleyman Özay, Murat Ergin Gözütok

Gaziantep FK: Mustafa Burak Bozan, Cyril Mandouki (Salem M’Bakata dk. 30), Arda Kızıldağ, Bruno Viana, Deian Sorescu, Kacper Kozlowski (Furkan Soyalp dk. 89), Badoo Ndiaye, Maxim (Kenan Kodro dk. 69), Mustafa Eskihallaç (Emmanuel Boateng dk. 84), David Okereke, Christopher Lungoyi (Halil İbrahim Dervişoğlu dk. 46)

Galatasaray: Fernando Muslera, Kaan Ayhan, Davinson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Elias Jelert (Barış Alper Yılmaz dk. 62), Lucas Torreira, Gabriel Sara (Eyüp Aydın dk. 90+4), Roland Sallai (Berkan Kutlu dk. 79), Dries Mertens (Alvaro Morata dk. 68), Victor Osimhen, Ahmed Kutucu (Metehan Baltacı dk. 90+4)

Gol: Ahmed Kutucu (dk. 5) (Galatasaray)

Paylaşın

DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, Abdullah Öcalan’ın Mesajını Paylaştı

“Özgürlük İçin Barış” mitinginde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Sayın Öcalan’ın siz değerli halkımıza mesajı şudur; bütün toplumsal dinamikler mutlaka bu sürecin yürütücüsü olmalıdır” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Esenyurt Cumhuriyet Meydanı’nda “Özgürlük İçin Barış” mitingi düzenledi. Mitinge, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş katıldı.

Mitingde konuşan Hatimoğulları, şunları söyledi: “Merhaba hevalino hûn bi xêr hatin li ser seran li ser çavan hatin. Hoş geldiniz baş göz üstüne geldiniz. Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Bugün Esenyurt’ta İstanbullularla, siz değerli halkımızla, Kürdistan’ın dört bir tarafından buraya göç etmek zorunda kalan, burada yaşamak zorunda kalan siz değerli halkımızla barış için buluştuk, barışın sesini bütün dünyaya duyurmak için buluştuk. Bir kez daha hoş geldiniz. Baş göz üstüne geldiniz. Bugün buraya barış için geldik, ekmeğimizin hakkını savunmak için geldik. Bugün buraya Türkiye’de eseri kalmayan adaleti talep etmeye geldik.

Bugün burada özgürlükleri baskılayan bu iktidara özgürlüklerimizi talep ediyoruz demeye geldik. Biz bugün bu alanda, bu meydanda toplanırken toplanmamızı engellemek için ellerinden geleni yaptılar. Bakın oluşturdukları bu barikatlara, resmen kitlenin içerisinde odacıklar oluşturmuşlar. Bu barikat barışa karşı kurulan bir barikattır. Bizler barışın savunucuları olarak, barış için her türlü bedeli ödeyenler olarak bu barikatları çoktan yıkmışız. Değerli halklarımız, sözlerimin başında bugün neden buradayızı söyledim.

Ekmek için, özgürlük için, adalet için, barış için. 10 yıllardır mücadelemiz bunun için devam ediyor. Ve bu mücadelede şehit düşen bütün yol arkadaşlarımızı, bu mücadele yitirdiğimiz bütün canlarımızı burada bir kez daha saygıyla ve minnetle anıyorum. Ve bu mücadelede gözaltına alınan, tutuklanan, yıllardır hapishanelerde siyasi rehine olarak tutulan bütün yoldaşlarımıza buradan alkış ve zılgıtlarımızla selam ve sevgilerimizle gönderelim hep beraber.

Değerli halklarımız, bu mücadelemiz hapishane duvarlarını, demir parmaklarını yıkmak içindir. Bu mücadelemiz İmralı tecridinin ortadan kalkması içindir. Bu mücadelemiz Figen Yüksekdağların, Selahattin Demirtaşların ve adını sayamadığımız on binlerce yoldaşımızın özgürlüğü içindir. Bizler bu mitingleri, Ortadoğu ve dünyada küresel sistemin kendisini yeniden dizayn ettiği bir dönemde devam eden ölümleri durdurmak için düzenliyoruz. Suriye’de, Lübnan’da, Filistin’de, Irak’ta, Kuzey ve Doğu Suriye’de, Rojava’da, Ortadoğu bölgesinde devam eden savaşı durdurmak için düzenliyoruz.

Bugün Suriye’de rejim değişikliği olduktan sonra Kuzey ve Doğu Suriye’de, Rojava’da binbir mücadele ile oluşan özyönetimin bir statü kazanmasını engellemeye çalışıyorlar. Buradan bir kez daha diyoruz ki Rojava’dan elinizi çekin. Kuzey ve Doğu Suriye’den elinizi çekin. Bırakın Suriye halkları Kürdüyle Türkmeniyle Arabıyla Dürzisiyle Alevisiyle Sünnisiyle özgürce, kendi iradesini ortaya koyabilecek bir demokratik Suriye’yi inşa edebilsin. Elinizi çekin. Elinizi oradaki Kürt halkının üzerinden çekin, elinizi Alevilerin üzerinden çekin. Suriye ve Lazkiye’de gerçekleşen, Hama’da, Humus’ta gerçekleşen Alevi katliamını asla kabul etmiyoruz.

Rojava oluşturduğu özyönetim ile bütün Ortadoğu’ya model olan bir demokratik toplumsal yönetimi sağlamıştır. Rojava’da mevcut olan bütün farklı halklar ve inançlar orada kendilerini temsil etmektedir. Kadınlar, Ortadoğu’nun karanlığında boğulmak istenen kadınlar, Rojava’da eş başkanlık ve eşit temsiliyet ile siyasette, kamusal alanda, toplumsal alanda, yaşamın her alanında kadınlar var. Rojava devrimini kadın devrimi yapan bütün kadınlara binlerce kez selam olsun. Bugün Suriye ‘de Rojava’da Kürt halkının çok önemli bir kazanımı var.

Buradan Rojava’ya dönük mesajımızı çok net olarak veriyoruz. Tişrin Barajı başta olmak üzere Suriye Milli Ordusu ve benzeri çetelerle oraları bombalamak, orada insanları katletmek, barış nöbeti tutan sanatçılara saldırmak kimsenin kabul edeceği bir şey değildir. Demokratik bir Suriye için, demokratik bir anayasaya ihtiyaç var ve bizler bunun için çalışmalıyız. Bu nedenle Rojava’dan elinizi çekin. İstanbul Esenyurt’tan orada özgürlük, barış ve kardeşlik mücadelesi veren, kadın mücadelesini büyüten bütün Rojavalılara selamlarımızı gönderelim hep beraber.

Ülke ağır bir ekonomik krizden geçiyor. Açlık ve yoksulluk diz boyu. Bugün en yoksul kentlerden biri İstanbul’dur, İstanbul’un varoşlarıdır. En pahalı kentlerden biri İstanbul’dur. Ev kirasının, sebzenin, meyvenin en pahalı olduğu yerlerden biri İstanbul’dur. Biz özellikle Türk işçi kardeşlerimize, emeklilere, geçinemeyen, açlıkla yüz yüze kalmış bütün Türk kardeşlerime seslenmek istiyorum. Bakın tekstil atölyelerinde güvencesiz, merdivenaltı çalıştığınız zaman ya da asgari ücret aldığınız zaman hatta asgrari ücretin altında bir ücretle çalıştığınız zaman orada ayrımcılık yoktur işçi sınıfı içinde.

İşçi sınıfını Türk Kürt diye ayırmıyorlar. Hepsini aynı şekilde eziyorlar, sömürüyorlar. Bu kapitalist sistem halkları ayırmadan sömürüyor. Ama gelin görün ki ben ekmeğimin hakkının peşinde gideceğim dediğinizde, ben grev yapacağım dediğinizde hemen size bir terörist yaftası yapıştırılıyor. Bugün sendikaların grev halkları ellerinden alınmıştır. Niye, terör adı altında açmış oldukları kocaman bir parantez yüzünden. Burada Kürt işçi ile Türk işçinin yanyana gelmesini engelliyorlar. Bizler bizi bu şekilde bölmek isteyenlere karşı hep birlikte, işçiler ve emekçiler olarak yaşasın halkların kardeşliği, işçilerin birliği diyelim mi alkış ve zılgıtlarımızla?

İmralı görüşmelerini bu meydanı dolduran siz değerli halklarımız çok merak ediyorsunuz. Bunu iyi biliyoruz. Ama şundan emin olun ki Türkiye’de yaşayan bütün yurttaşlarımız şu an İmralı’daki görüşmelerin nasıl geçtiğini ve nasıl sonuçlanacağını dört gözle izlemektedir, merak etmektedir. Öncelikle şunu söylemeliyim. Sayın Abdullah Öcalan’ın sağlık durumu oldukça iyi ve sizlere selamlarını getirdim.

Selamlarını iletiyorum size. Sayın Öcalan’ın siz değerli halkımıza verdiği mesajı şudur. Türkiye’yi demokratikleştirdikçe Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülecektir demiştir. Barışın toplumsallaşması için sadece iktidar sadece DEM Parti değil Türkiye’deki bütün siyasi partiler, bütün muhalefet partileri, bütün kurumlar, bütün toplumsal dinamikler mutlaka ve mutlaka bu sürecin bir parçası olmalıdır, yürütücüsü olmalıdır. Yürütücüsü olmalıdır ki kalıcı bir barışı hep beraber sağlayalım.

Kanın her yerde aktığı bir dönemde barışa her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Türkiye oldukça karanlık bir dönemden geçiyor. Bir yandan savaş ve çatışmalar öte yandan özgürlüklerin kısıtlanması. Bakın kendi belediyeniz ve burada halkın ortak iradesiyle seçilmiş olan değerli Ahmet Özer şu an cezaevinde ve Esenyurt’a kayyım atandı. Bununla kalınmadı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında açmış oldukları davalarla onu mahkeme koridorlarına göndemeye çalıştılar.

Bu bir irade gaspıdır. Bunu asla kabul etmiyoruz. HDP’nin belediyelerinde geçmiş dönemde iki kez şimdi de DEM Parti’nin belediyelerine kayyım atıyorlar. Bir yandan barış diyorlar öte yandan kayyım atıyorlar. Bunun kabul edebilir miyiz değerli halklarımız? Siirt’te yine kayyım atandı. Biraz önce kayyım atanmış belediyeleri değerli yoldaşım tek tek saydı. Bizler bir ellerinde sopa bir ellerinde havuçla barışın olamayacağını haykırmak istiyoruz. Biz çok istiyoruz DEM Parti olarak, Kürt halkı barışı istiyor, Türkiyen’in bütün demokrasi güçleri barışı istiyor. Bir yandan barış diyeceksiniz sonra kayyım atayacaksınız.

Bir yandan barış diyeceksiniz diğer yandan şu arkada gördüğümüz barikatları barışın mitinginin içine kuracaksanız. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Bir yandan barış diyecekseniz öte yandan gazetecileri tutuklayacaksınız, bir yandan barış diyecekseniz öte yandan gazetecileri İHA ve SİHA’yla vuracaksınız. Bir yandan barış diyeceksiniz bir yandan Rojava’ya bombalar yağdıracak, İHA ve SİHA’larla suikastler düzenleyeceksiniz. Değerli halkımıza sormak istiyorum böyle bir barış olur mu? Umuyorum ki Saray bizi izliyor, iktidar bizi takip ediyor. Halkın duygu ve düşüncesini, siyasini görüşünü, toplumsal duruşunu görüyordur.

“Barışı biz kendi ellerimizle getireceğiz”

Bizlere çok önemli bir görev düşüyor. Barışı biz kendi ellerimizle getireceğiz. Mücadele ederek onurlu bir barışı ve demokratik çözümü hep beraber kazanacağız. İşte burada yaptığımız miting gibi Mersin’de de Amed’de de mitinglerimizi gerçekleştireceğiz. Sadece bu mu, hayır değil. Türkiye’de muhalefeti, herkesi, her kurumu tek tek dolaşacağız. İl il çalışma yapacağız barış için. Buradan bütün il ve ilçe örgütlerimize ve değerli halklarımıza elbette çok önemil görev ve sorumluluk düşmektedir.

Bizler 10 Şubat’a kadar 42 merkezde halk toplantıları yapacağız. Bu halk toplantılarında onurlu bir barışın nasıl tesis edilebileceğini hep birlikte konuşacağız. İmralı görüşmelerinin bilgisini siz değerli halkımızla paylaşacağız. İstanbul’da da 3 bölgede bu toplantılarımız gerçekleşecek. Bizim bu çalışmadaki en büyük amacımız, evimizde oturarak barışın gelmeyeceğini bildiğimiz için barış mücadelemizi daha çok büyütmek için yollara koyulduk.

Nasılsa barış olacak, nasılsa çözüm var deyip sizden ricam hiç kimse evinde oturmasın. Barışa bu kadar yaklaştığımız bir dönemde barışı dört elle tutabilmek için yapmamız gereken şey daha çok çalışmaktır. Alanlara mitinglere gelirken 3 kişi geliyorken 10 kişi gelmektir. Alanlara yüzbinleri doldurmaktır. Newroz için şimdiden büyük bir hazırlığın içine girmektir. Gençleri kadınları örgütlemektir. Ancak bizler bu şekilde barışa kavuşabiliriz.

Biliyorum hepinizin kafasında çokça soru var. Nasıl olacak bu süreç diye. Şu bilinmeli ki bizler İmralı’dan gelen mesajları çok iyi okuyoruz. İmralı’dan gelen mesaj çok net, Türkiye demokratikleşmelidir. İran demokratikleşmelidir. Aksine bölgede nelerin yaşandığını herkes görüyor. Ve Öcalan diyor ki Türkiye kendi halkıyla ve iç iradesiyle iç barışını sağlamalıdır.

Ben buraya gelmeden önce Türkiye Barışını Arıyor Konferansının kitapçığına göz gezdirdim. Vedat Türkali ta o zamanlarda ne demiş biliyor musunuz? Vedat Türkali Türkiye Barışını Arıyor Konferansında demiş ki bizler eskiden barış konferanslarını Brüksel’de Londra’da yapardık ama şimdi Ankara’da Amed’te yapabiliyorsak barışa bir adım daha yaklaştığımız içindir. Sayın Öcalan da bunu söylüyor. Diyor ki barışı Ankara’da İstanbulda Esenyurt’ta konuşmalıyız, barışı Amed’te konuşmalıyız, Amed’te. Buradan iktidara çağrımızdır.

Buradan iktidara çağrımızdır. Barışın üzerinde bu kadar gölge oluşturamazsınız. Barışın üzerinde bu kadar baskı oluşturamazsınız. Sayın Öcalan bir adım attı, DEM Parti bir diyalog ve müzakere partisi olarak üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu söyledi. Biz Türkiye’nin dört bir yanında Kürdistan’ın bütün illerinde kapı kapı gezip barışı anlatıyoruz, anlatmaya devam edeceğiz. Ama devlete ve iktidara düşen görev konusunda henüz onlar somut bir adım atmış değiller.

Acilen atılması gereken adımlar vardır. Bunun başında Sayın Öcalan üzerinde devam eden tecridin kalkması ve Sayın Öcalan’ın barış için daha çok çalışması için olanaklarının genişletilmesi ve koşullarının iyileştirilmesidir. İkinci önemli talebimiz güven arttırıcı somut adımların atılmasıdır. Bu adımlar atılırsa o zaman barışa olan inancımız artar. Ama kayyımlar, gözaltı ve tutuklamalar devam ederse değerli halklarımızın barışa olan inancını kaybetmesini sağlarsınız. Umarız bugün Esenyurt’tan bu mesajı bu iktidar alır.

Sayın Öcalan’ın mesajını ve selamlarını ilettik size. Buradan Esenyurt’tan bizler de İmralı’ya alkış ve zılgıtlarımızla selamlarımızı gönderelim. Ölen gençler, çocuklar bizim, ölen kadınlar biziz, katledilmek istenen insanlık biziz, katledilmek istenen diller bizim dillerimizdir, Kürtçe, Türkçe Arapça ve sayamadığım bütün diller hepsi bizim.  Bu memlekette yakılan yıkılan her karış toprak bizim, hepimizin. İşte bizler ortak yaşam, ortak mücadele için, barışı tesis etmek için mücadelemizi olanca gücümüzle devam ettireceğiz.

Kadınlara seslenerek konuşmamı tamamlayacağım. Sevgili kadınlar yaşamın her yerinde bizler katlediliyoruz. Cinayetlerde katlediliyoruz, kadın siyasetçiler olarak katlediliyoruz, Rojava’da mücadele eden kadınlar olarak katlediliyoruz, beyaz tülbentlerimizle barış istediğimiz için hapsediliyoruz, katlediliyoruz. Bizler barışa olan inancımızla hep beraber Jin Jiyan Azadî diyelim. Sizlere sözümüz olsun ki barış annelerinin bize söylediği gibi asla ve asla başımızı öne eğdirecek hiçbir adım atmayacağız. Siz değerli halkımızın iradesi ile onurlu bir barışı hep beraber inşa edeceğiz. Yolumuz açık olsun. Serkeftin, berkeftin, serkeftin.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Ana Muhalefet İçin “Sirk Çadırı” Benzetmesi

AK Parti Kadın Kolları Kongresi’nde konuşan Erdoğan, “Karşımızda ana muhalefet mi sirk çadırı mı var belli değil. Genel başkanları kırmızı kartla ortada dolanıyor. Eski genel başkan ona sarı kart göstererek oyuna girmeye çalışıyor. Sorun kırmızı kart sarı kart ne işe yarar bilmez” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Kadın Kolları Kongresi’nde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

AK Parti olarak hanelere ağırlıklı olarak kadın üzerinden girerek seçimlerde yüzde 50’leri bulan oy oranlarını yakaladık. Şayet bugün oylarımız istediğimiz seviyelerde değilse, kadınlara istediğimiz gibi ulaşamıyor, haneleri fethedemiyoruz demektir. Çünkü bu fethi ancak kadınlarımız yapabilir. Partimizi hak ettiği yere kadınlar taşıyabilir.

2028’de yeniden yüzde 50 oy oranına ulaşmak istiyoruz. Siyasette her şeyin bir parça etkisi vardır ama en büyük amil çalışmaktır. Bakmayın muhalefetin çalışmadan armut piş ağzıma düş mantığı ile iktidar beklediğine. Bu kafa ile daha 22 yıl da beklerler 222 yıl da beklerler. Kendi aralarında tepişmekten fırsat bulup ülke meselelerine kafa yormadıkça bunlar ancak 23 nisan müsameresi tadında iktidarcılık oynar.

Biz bu günlere çok çalışarak, her zeminde mücadeleyi diri tutarak geldik. Yarın da aynı dinamizm ile milletimizin huzuruna çıkmalıyız. Aksi takdirde geçen mahalli seçimlerdeki gibi bu muhterislere mahkum ettiğimiz için milletimiz bizi affetmez.  Bizi yarı yolda bırakmayan kadınlarımıza inanıyor ve güveniyoruz. İstanbul’un her alanda olduğu gibi diğer vilayetlerimize örnek olacağına inanıyorum.

Bizde kadın daima ailenin temeli, ayrılmaz parçası olarak kabul edilmiş, daima kadına hürmet edilmiştir. Türkçemizdeki adam ve kadın kavramları da sadece cinsiyet ayrımı belirtir. Küresel rüzgarlara kapılarak erkek kadın arasındaki çizgiyi ortadan kaldırmak bizi çağdaş yapmaz, emperyalistlerin küreselcilerin oyuncağı yapar.

“Aile kurumu için yeni politikaları devreye alacağız”

Evlilik sayıları düşerken boşanma sayıları artıyor. Bu tür akımlara yol veren ülkeler tehlikeyi gördükleri için tedbir almaya başladı. Evlatlarımızın doğumundan, evliliğine kadar hayatlarının her safhasında desteklerimiz ile yanlarında olacağız. Çocuklarımızın zihin ve beden sağlığı için tavizsiz mücadele yürüteceğiz. Aile kurumu için yeni politikaları devreye alacağız.

Toplumun her bir ferdini küresel ahlaki tehditlere karşı korumasız, yalnız, çaresiz bırakmayacağız. Bakanlığımızın adındaki aile ifadesinden rahatsız olan marjinaller bizi ve gayretlerimizi hedef alacaklardır. Kadın haklarını dile getirenler, Gazze’deki katliamlara sessiz kalanlar aileye kadına çocuğa sahip çıktığımız için bizi eleştirecektir.

Ellerindeki tüm okları bize yönelteceklerdir. Kesinlikle geri adım atmayacağız. Yüzlerindeki maskeyi indirmeye kararlılıkla devam edeceğiz. Kadın aile ve nüfus politikalarımızın milletin değerleri ile kopmuş sesi çok çıkan marjinal yapılar tarafından sabote edilmesine izin vermeyeceğiz. En az 3 çocuk çağrımızdaki gibi burada da ülkemiz ve milletimiz için en doğrusunu yapmaktan geri durmayacağız.

Türkiye’nin kadınlarını şer odakları karşısında muhafaza edeceğiz. Türkiye’nin, dünyanın dört bir yanındaki yeminli düşmanları bunların en büyük destekçisi. Amaçları bizi devirmek. Muhalefet ve beraberinde yol yürüdüğü kimliksiz kesimler küçük hesapları için milletten beklediği desteği alamıyorlar.

Seviyeyi her defasında daha da aşağı çekiyorlar. Bizimle boy ölçüşemeyince kamu görevlilerine, milletin kendisine saldırmaya hakaret etmeye başladılar. Kurumları şovlarının malzemesi haline getirdiler. Hırslarını artık gizlemekte zorlanıyorlar. Ayak oyunlarını Türkiye meselesi gibi gösterecek kadar gerçeklerden kopmuş haldeler. Karşımızda ana muhalefet mi sirk çadırı mı var belli değil.

Genel başkanları kırmızı kartla ortada dolanıyor. Eski genel başkan ona sarı kart göstererek oyuna girmeye çalışıyor. Sorun kırmızı kart sarı kart ne işe yarar bilmez. Belediyecilik hizmetleri bakımından sürekli irtifa kaybeden başkanlar ortada fol yok, yumurta yokken meçhul bir adaylık peşinde koşuyor. Kokuşma ayyuka çıkmış durumda ama sorsanız etkili muhalefet yapıyorlar.

Biz seçimlerin ne zaman yapılacağını gayet iyi bilenlerdeniz. Gerektiğinde kendi özeleştirimizi yapmaktan çekinmeyeceğiz. Önemli olan tökezlemek değil hemen güçlü şekilde yoluna devam edebilmektir. İlk safhayı atlattık biz, şimdi vites yükseltme vakti.

Paylaşın

CHP’de “Mansur Yavaş” Düğümü

CHP’de Cumhurbaşkanı adayının tüm üyelerin katılacağı ön seçimle belirleneceği ifade ediliyor. Ancak Mansur Yavaş’ı tanıyan birçok siyasetçi sadece CHP üyelerinin oy kullanacağı bir seçime Yavaş’ın katılmama ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyor.

Öte yandan ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın aday olamaması durumunda partiden ayrılıp aday olması seçeneği de dışlanmıyor.

CHP’li kurmaylar ise bu konudaki görüşmelerin devam ettiğine dikkat çekerek, “Mansur Bey bizim değerimiz. Ön seçimle ilgili kararı ne olur henüz bilmiyoruz ama ön seçim kararı alınıp takvim netleşene kadar görüşmeler sürecektir. Yavaş aday olsa da olmasa da ülkenin geleceğinde mutlaka bir pozisyonda yer bulacaktır” diyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında, Cumhurbaşkanı adayının tüm üyelerin katılacağı ön seçimle belirleneceğini, ön seçimin de en geç nisan ayında yapılacağını söyledi. Özel çağrıyı yaptı ancak henüz alınmış bir karar yok.

CHP Tüzüğü’ne göre Parti Meclisi’nin toplanıp bu kararı alması gerekiyor. Parti Meclisi’nin de önümüzdeki haftalarda toplanacağı ifade ediliyor. Bu süreçte ön seçim ile ilgili de bir yönerge hazırlanacak.

Özel’in açıklamasını, adı Cumhurbaşkanı adayları arasında geçen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu çok olumlu buldu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise yakın çevresine dayandırılan haberlere bakılırsa hem “erken” dedi, hem de sadece CHP üyeleriyle yapılacak bir ön seçimin doğru olmadığını ifade etti.

Bu nedenle ön seçim takvimi çıktığında Yavaş’ın alacağı tutum merak konusu. Yavaş’ı tanıyan birçok siyasetçi sadece CHP üyelerinin oy kullanacağı bir seçime Yavaş’ın katılmama ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyor. Ancak Yavaş’ın bu durumda partiden ayrılıp aday olması seçeneği de dışlanmıyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; CHP’li kurmaylar ise bu konudaki görüşmelerin devam ettiğine dikkat çekerek, “Mansur Bey bizim değerimiz. Ön seçimle ilgili kararı ne olur henüz bilmiyoruz ama ön seçim kararı alınıp takvim netleşene kadar görüşmeler sürecektir. Yavaş aday olsa da olmasa da ülkenin geleceğinde mutlaka bir pozisyonda yer bulacaktır” diyor.

Paylaşın

AK Parti’de “Erken Seçim” İçin 2027 Konuşuluyor

AK Parti’de erken seçim için, “Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi her halükarda 2027 yılında yapılır. Yapılacak seçim de her halükarda ikinci tura kalır” deniliyor.

CHP’li Esenyurt Belediye Başkanının tutuklanıp yerine kayyım atanması, Beşiktaş Belediye Başkanının tutuklanması, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında arka arkaya açılan soruşturmalar…

Son aylarda yaşanan tüm bu gelişmeler karşısında erken seçim çağrısını büyütme kararı alan CHP, bu yıl içinde bir seçim istiyor. Hakkında açılan soruşturmada ifade verdikten sonra bir konuşma yapan İmamoğlu, “Bizi engelleyemezler, sandık gelecek, bu iktidar gidecek” dedi.

Sık sık erken seçim çağrısı yapan CHP Genel Başkanı Özgür Özel de en son, “2025 yılında sandık gelecek. Sandığın gelmesi için var gücümüzle çalışacağız” değerlendirmesi yaptı. Muhalefet bu yıl erken seçim istiyor ama iktidar daha sonrasını işaret ediyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; AK Parti’de erken seçim için, “Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi her halükarda 2027 yılında yapılır. Yapılacak seçim de her halükarda ikinci tura kalır” deniliyor.

Öte yandan Ekrem İmamoğlu hakkında YSK üyelerine hakaret iddiasıyla açılan “Ahmak Davası”nda siyasi yasak isteniyor. İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanı iken yapılan bazı ihaleler de İBB Başkanı olduktan sonra dava konusu oldu.

Geçtiğimiz haftalarda hakkında arka arkaya iki yeni soruşturma açılan İmamoğlu bu süreci “Yargısal taciz” olarak adlandırıyor. İmamoğlu’na yönelik bu davaların olası cumhurbaşkanı adaylığını önlemek amacı taşıdığını düşünen birçok muhalefet mensubu var.

Kimi yorumcular ise iktidarın bu müdahalelerinin İmamoğlu’nu daha da büyüttüğünü söylüyor. Bu tartışmalar AK Parti kulislerinin de önemli gündem başlıklarından biri. “Yanlış yapanın hukuka elbette hesabını vereceğini” söyleyenler kadar, bu tablonun İmamoğlu’na hak etmediği bir fayda sağladığını düşünenler de var.

AK Partili bir yönetici, İmamoğlu hakkında ihale dosyaları nedeniyle açılan soruşturma dışında diğerlerini çok doğru bulmadığını belirterek, şu ifadeleri kullanıyor: “Bunlar İmamoğlu’nu büyütmüyor ama İmamoğlu gerçeğini görmemizi engelliyor. Aslında İmamoğlu İstanbul’da dişe dokunur hiçbir iş yapmıyor.

Sonra bu davalar, soruşturmalar üzerinden mağdur olarak milletin önüne çıkıyor. Sürekli önüm kesiliyor havası veriyor. Göreve geldiği günden bu yana fazlasına talip. İstanbullu bundan rahatsız. Belediye başkanlığını yapsın millet asıl gerçekliğini, hakikatini görsün.”

Paylaşın

DEM Parti, “Süreç” İçin Meclis’i İşaret Etti

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Kürt’ü görmeyen, reddeden bir anlayıştan, Kürtleri gören sayan bir sürece ihtiyaç var. İmralı ile yapılan görüşmelerin Meclis’e taşınması çok önemlidir” dedi ve ekledi:

“Heyetimiz bunun için bütün siyasi partilerle görüştü. Bu görüşmelerin detaylarını da İmralı’ya taşıdı. Sayın Öcalan, bu görüşmelere büyük kıymet verdi. Tüm bu görüşmelerde ortaya çıkan tartışmaların Meclis’e taşınması gerekiyor. Hiç kimsenin canı istediğinde adım atacağı canı istediğinde bırakacağı bir şey istemiyoruz. Bunun olmaması için bu görüşmelerin Meclis’e taşınması lazım.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerden çıkan mesajların tartışılacağı ‘Toplumsal Barış ve Özgürlük Buluşmaları’na başladı. DEM Parti Ağrı İl Örgütü binasında yapılan buluşmaya çok sayıda kişi katıldı.

Buluşmada konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere değindi. Koçyiğit, Kürtlerin statüsüne karşı saldırıların sürdüğüne işaret ederek, AKP’nin en büyük korkusunun Kuzey ve Doğu Suriye’nin statüsü olduğunu kaydetti. Koçyiğit, “Kürtlerin statülerinin resmiyet kazanmasını engellemek için her gün Türkiye’den birisi Suriye’ye gidiyor. Kürtlerin adının dahi olmaması için her şeyi yapıyorlar” dedi.

“Bir taraftan Suriye’de Kürt halkını statüsüz bırakmaya çalışıyorlar, diğer taraftan içeride görüşmeler başlatılıyor” diyen Koçyiğit, şöyle devam etti: “Demokratik çözüm için biz de bunu (görüşmeler) istiyoruz. Söylenenlerin sözde kalmaması için çokça direndik ama günün sonunda bunun çok da ilerlemediğini gördük. Sayın Öcalan, yeğeni Ömer Öcalan üzerinden verdiği mesajda tecridin devam ettiğini söyledi.

Sayın Öcalan, bu meseleyi çözecek teorik güce sahip olduğu mesajını vermiştir. Gerçek anlamda Kürt sorunun demokratik çözümüne kapı aralaması gerekenler bütün tartışmayı silah bırakmaya kilitlemiş durumdalar. Bütün kamuoyunu buraya kilitlemişler. PKK, Kürt sorununu nedeni değil, sonucudur. Kürt sorununun ortadan kalkmasını istiyorsanız önce bu sorunun nedenlerini ortadan kaldırmalısınız. Türkiye’nin en köklü sorununu bir konuya bağlayamazsınız. Nedenleri kaldırmadan sonuçlar üzerinden manipülasyon yaparsanız onurlu bir barış ve kalıcı bir sonucu alamazsınız” diye konuştu.

“Görüşmelerin Meclis’e taşınması lazım”

DEM Parti Heyeti’nin sorunun Meclis’te çözülmesi için siyasi partilerle yaptığı görüşmeleri hatırlatan Koçyiğit, “Kürt’ü görmeyen, reddeden bir anlayıştan, Kürtleri gören sayan bir sürece ihtiyaç var. İmralı ile yapılan görüşmelerin Meclis’e taşınması çok önemlidir. Heyetimiz bunun için bütün siyasi partilerle görüştü. Bu görüşmelerin detaylarını da İmralı’ya taşıdı. Sayın Öcalan, bu görüşmelere büyük kıymet verdi. Tüm bu görüşmelerde ortaya çıkan tartışmaların Meclis’e taşınması gerekiyor. Hiç kimsenin canı istediğinde adım atacağı canı istediğinde bırakacağı bir şey istemiyoruz. Bunun olmaması için bu görüşmelerin Meclis’e taşınması lazım” diye konuştu.

Antep’te ‘Toplumsal Barış ve Özgürlük Buluşmaları’ kapsamında DEM Parti halk buluşması gerçekleştirdi. İl örgütünde yapılan halk buluşmasına DEM Parti Emek Komisyonu Eş Sözcüsü Mehmet Bozgeyik ile çok sayıda kişi katıldı. Salona ‘Örgütlü toplum ile özgür yaşama’ pankartı asıldı. Mehmet Bozgeyik, barışın toplumsallaşması için buluşmaların önemli olduğunu kaydetti. Buluşma, sürece dair yapılan değerlendirme, öneri ve eleştirilerle son buldu.

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

CHP Lideri Özgür Özel: 2025 Yılında Sandık Gelecek

İzmir’de yaptığı açıklamada erken seçim çağrısını tekrarlayan CHP Lideri Özgür Özel,  “2025 yılında sandık gelecek. Sandığın gelmesi için var gücümüzle çalışacağız. Aksi takdirde biz bu milletin önüne bir sandık koyacağız ve bu milletin bu iktidardan artık desteğini çektiğini göstereceğiz. Bunun bir başka yolu yok” dedi.

Haber Merkezi / Aday belirleme sürecine ilişkin de konuşan Özgür Özel, ”Ortak akıl artık bizim adayımızın belli olması yönünde. En geniş katılımla belirleyelim dedik. En geniş katılım kim? Ya sayıları 1 milyon 600 bine yaklaşan Cumhuriyet Halk Partisi üyesi. Burada da şöyle bir süreç tarif ettik. Dedik ki üyelikleri açalım ve cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinde söz sahibi olmak isteyen herkesin Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine davet edelim, dedik. Şu anda online üyeliklerde günlük 10-12 kat artış var” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’de basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Şimdi zaten bir bilirkişi raporu biliyorsunuz ilk önce ‘korsan’ dedikleri sonra ismiyle cismiyle çalışırken fotoğraflarıyla, görevlendirme yazılarıyla resmi bir bilirkişi raporu var. O bilirkişi raporunu yok edemedikleri için yok saymaya çalıştılar. Ve gözaltıları, tutuklamalara çevirirken bile bilirkişi raporunu dosyaya sunmadılar. Şimdi de bu konuda o bilirkişi raporu gizlenemeyecek, mızrağın çuvala sığmadığını gösteriyordu. Sorumluyu Valilik, İl Özel İdaresi ve Bakanlık olarak ifade ediyordu. ‘Bakanlığı sil, yerine Bolu Belediyesi’ni yaz.’ Bilirkişiler mesleki onurlarına sahip çıktılar, bu baskıya direndiler. Ben de raporu yayınladım. O günlerde rapora ‘korsan’ diyordu, korsan olması için yetkisiz olması lazım. Yetki belgesi de çıktı.

Çalışırkenki fotoğrafları çıktı, isimleri belli. Bir kere Adalet Bakanı’nın benim şahsımdan değil, benden yana haydi sorun yok. Ama manipülasyon yaptığı, kandırdığı ve duygularıyla oynadığı hem o mağdur insanlardan hem de bütün milletimizden özür dilemesi gerekir. İkincisi İçişleri Bakanı söylediğinde kendisini dinledik. ‘Müfettişlerimiz var, kimin sorumlu olduğu ortaya çıkacak’ diye. Niye açıklamıyorlar? Neyi bekliyorlar biliyor musunuz? Nasıl o gün vefat sayısını açıklamak için Ankara il kongresini bekledilerse şimdi de büyük kongrelerini bekliyorlar. Büyük kongrede birkaç bakanla birlikte veya çok sayıda bakanla birlikte, takdir kendilerinin, ama bu bakanı da içine koyup normal bir kabine revizyonuymuş gibi bakan değiştirecek.

Böylelikle bu bakanın yaptığı sorumluluğun partisinin sırtına yük olmamasını istiyor. Ama böyle oyunlarla devlet yönetilmez, bu ciddiyetsizlik. Ve hepimiz biliyoruz ki sorumlu Turizm Bakanı’dır, koca tabelada yazdığı gibi, bütün bilirkişi raporunda yazdığı gibi, bütün kanunlarda yazdığı gibi. Ve bu bakanı atayan da Recep Tayyip Erdoğan’ın ta kendisidir. İyi bir şey olduğunda ‘Ben yaptım, ben’ deyip, kötü bir şey olduğunda susmak ve daha sonra da normal kabine revizyonuyla bakan değiştirme numaraları çekmek olmaz. Çatır çatır istifa etmesi lazım, istifa etmiyorsa görevden alması lazım. Ama maalesef suçluların telaşıyla ve kendisini gizleme amacıyla böyle bir yola giriyor.

“Sandığın gelmesi için var gücümüzle çalışacağız”

2025 yılında sandık gelecek. Sandığın gelmesi için var gücümüzle çalışacağız. Aksi takdirde biz bu milletin önüne bir sandık koyacağız ve bu milletin bu iktidardan artık desteğini çektiğini göstereceğiz. Bunun bir başka yolu yok. Bunun için ön hazırlıklarımızı yaparken aday belirleme sürecine de başlamış durumdayız. Bu benim şahsi kararım değil. Zaten eğer şahsen ‘Ben kendim aday olacağım’ desem bu bir şahsi karardır. Ben ondan feragat etmişim. Bir partinin genel başkanı aday olacaksa aday olur zaten. Ama ben bundan feragat etmişim. ‘Biz belirleyeceğiz, bir grupla’ desek.

Onu yapmıyoruz. ‘Sadece MYK ile’ desek, yapmıyoruz. Ben bunu nasıl yaparım diye partinin bütün seçilmişlerini bir dizi toplantıya çağırdım biliyorsunuz. Tüm milletvekillerimizi çağırdım, Parti Meclisi üyelerimizi, MYK’mızı defalarca topladık. Ortak akıl artık bizim adayımızın belli olması yönünde. ‘Nasıl belirleyelim’de de en geniş katılımla. En geniş katılım kim? Sayıları bir milyon 600 bine yaklaşan Cumhuriyet Halk Partisi üyesi. Burada da şöyle bir süreç tarif ettik. Dedik ki ‘Üyelikleri açalım ve cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinde söz sahibi olmak isteyen herkesi Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine davet edelim’ dedik.

Şu anda online üyeliklerde günlük 10-12 kat artış var. Zaten bunun çok üstünde de bütün il ve ilçelerimiz üyelik başvuruları var. Ensar Aytekin ve Selin Sayek Böke imzasıyla gönderdiğimiz talimatla Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilçe ve il başkanlıkları cumartesi-pazar dahil gece 21.00’e kadar üye kaydı için açık tutuluyor, nöbetçiler var. Yoğun bir üye kaydı yapıyoruz. İleride bu rakamlar paylaşılır. Şu anda adeta Türkiye’de bir seçmen kaydı yapılıyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhurbaşkanı adayının, dolayısıyla geleceğin cumhurbaşkanının aday gösterilmesi sürecinde seçmen olmak isteyen herkes şu anda kayıtlarını yaptırıyorlar.

CHP üyesi iseniz yeniden kayıt yaptırmanıza gerek yok. CHP üyesi değilseniz ama gönlünüzden geçen bir adayı desteklemek istiyorsanız, baba evinin kapıları ardına kadar açık. O sürecin içindeyiz. Partinin bütün seçilmişlerine danıştığımız, görüşlerini aldığımızı ve ekseriyete uyduğumuz bir sürecin içindeyiz. Bazı farklı görüşler elbette olabilir, her konuda olabilir. Onlara da saygı duyuyoruz. Ama bu organlardaki toplantılardaki genel eğilimin bu olduğunu zaten bu organlardaki herkes biliyor.

Önce Suat Bey’i çıkaracağız, sonra kapatacağız. Yani Suat Bey’i Silivri’nin kapatılmasını bekleyene kadar bekletemeyiz. En kısa zamanda, itiraz dilekçesinin sonucunu hızlı alacağımızı düşünüyoruz. En kısa zamanda Suat Bey’in aramıza dönmesini bekliyoruz. Ama Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, talimatlandırılmış yargının ön infaz yöntemi terk edilecek. Herkesin tutuklanması, tutuklu yargılanması değil, tutuklama çok istisnai bir durum olacak. Hızlı ve adil yargılamalar yapılacak.

“Kimseye düşman hukuku uygulanmayacak”

Kimseye düşman hukuku uygulanmayacak. Zaten kimseye düşman gözüyle bakılmayacak. O zaman da Silivri gibi devasa yapılara değil, daha mütevazi ve mahkum yakınlarının da daha rahat gidip gelebilecekleri, daha mütevazi binalara ihtiyaç olacak. Bizim büyük binalara üniversiteler için, araştırma, Ar-Ge merkezleri için, silikon vadileri için ihtiyacımız var. Silivri‘deki o binalar yıkılmayacak sadece tabelası değişecek. Bilime hizmet eden, insanlığa hizmet eden bir yer olacak. Mansur Bey’in dün ifade ettiği, Sevgili Ekrem İmamoğlu‘nun sahiplendiği konu Cumhuriyet Halk Partililerin hepsinin geleceği ilişkin umududur, beklentisidir. Bunları mutlaka hep birlikte omuz omuza, el ele, kol kola gerçekleştireceğiz.

Şimdi Tuncay Özkan bir iddia ortaya koymuş ve kendisi yaşadığını bunu söylüyor. Bu iddiaya soruşturma açmak yerine Tuncay Özkan’a soruşturma açıyorlar. Tuncay Özkan ne diyor? Bize de geçmişte anlattı. ‘Ben böyle böyle böyle süreçler oldu. Gittim işte tahlillerimde şu ağır metaller çıktı, karaciğerim şu zararları gördü, şu tedavileri gördüm.’ Aklı başında bir savcı, yani burada çok kıymetli hukukçular var, belediye başkanlarımız, il ilçe yöneticilerimiz içinde. Bana düşmez ama, aklı başında bir savcı bu durumda Tuncay Özkan’a soruşturma açmak yerine Tuncay Özkan’ı bilgi vermek üzere, bu konuyu tahkik etmek üzere bilgisine başvurması lazım Tuncay Özkan’ın. Tuncay Özkan’dan yapacakları basit.

Tahlillerini isteyecekler, hangi süreçte, ne saptanmış. Bilirkişi tayin edecekler, bu kişinin vücudunda bu nasıl bulunabilir? Tuncay Özkan’ın iddiasını bilirkişilere soracaklar ve bir soruşturma başlatacaklar. Bir kere Tuncay Özkan’ın söylediğinin yalan olduğunu nereden biliyor? Diyor ki ‘Gerçek olmayan bilgiyi alenen yayma suçu.’ Bilgi daha bugün sabah söylendi. ‘Beni zehirlediler’ diyor. Önce bir bak bakalım zehirlemişler mi zehirlememişler mi? Zehirledilerse zehirleyenleri yargılarsın. Yok zehirlemedilerse o zaman ‘Gerçek olmayan bilgi’ dersin.

Kötü niyet buradan belli yani. Beş dakika içinde sen bunu gerçek olmayan bilgi.. Tuncay Özkan’ın da elinde kapı gibi Almanya’da tedavi gördüğü, ağır metalden vücudunu arındırdığı, efendim daha öncesinde tahlilleri var. Bana kendisi bunları bir uçak yolculuğumuzda uzun uzun anlatmıştı. ‘Böyle şeyler yaşandı bu ülkede’ dedi. Tabii ki ispata muhtaç. Ama Tuncay Özkan’ı çağır, bir bilgisine başvur bakalım. Yalan olduğunu nereden biliyorsun? Sen buna direkt yalan diyorsan kendin gerçeğe kapalısın zaten. Öyle bir durum var ortada. Araştırılır, ortaya çıkar ama yaklaşım son derece yanlış.”

Paylaşın