Muğla: Karabağlar Yaylası

Karabağlar Yaylası; Muğla İl Merkezi sınırları içerisinde yer almaktadır. İl merkezine 3 km uzaklıktaki yaylaya, şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Soğuk kaynak suyu, ulu çınarları, bol meyve ağaçları ile sıcak günlerde bir kaçış yeridir Karabağlar. Yaylanın beyaz badanalı, kırmızı kiremitli evleri Muğla’nın Saburhane mahallesinin korumaya alınmış tarihi evleriyle aynı özellikleri taşır.

Yayladaki bu yerleşim de korumaya alınmış, çirkin yapılaşmaya izin verilmemiştir. Yaşayanlar evlerine ve çevrelerine de sahip çıkmaktadır. Karabağlar’a gelenleri bir sürpriz de beklemektedir.Süpüroğlu mahallesindeki lokantalarda nefis “kuyu büryanı” sunulmaktadır.

Yaylanın doğal ve tarihi dokusu korunup geliştirilirse eğer, yakın zamanda turistler için bir çekim merkezi olacağından kuşku yoktur. Muğla çevresinde Karabağlar dışında başka gezi ve piknik alanları da var.

Ova’yı çevreleyen dağlardan biri olan Kızıldağ yamacında, çam ormanı içindeki Kızıldağ piknik alanı, Muğla-Denizli yolunun 18. km’sindeki Yaraş Piknik yeri ilk elde sayılabilecekler arasında.

Paylaşın

Muğla: Letoon Antik Kenti

Letoon Antik Kenti; Muğla’nın Fethiye İlçesi, Kumluova Beldesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Letoon Antik Kenti: Şair Ovidius’un anlattığı bir efsaneye göre Zeus’dan Hamile kalan Tanrıça Leto, ikiz çocukları Artemis ve Apollon’u Delos’ta doğurur, sonra Xanthos nehrinin denize ulaştığı yere gelip, nehir boyunca Leto tapınağının bugünkü bulunduğu yerdeki kaynağa varıncaya dek yürür.

Kaynakta çocuklarını yıkamak isteyen fakat yerli halk tarafından engellenen tanrıça, yöre halkını, izin vermemeleri sonucu kurbağaya çevirir. İşte Letoon ören yerinin kuruluşu bu mitolojiye dayanmaktadır. Letoon ören yerinde 30 yıldır yapılan kazılarda ele geçen buluntulara göre ilk yerleşim M.Ö.7.yy.la kadar gider.

Buradaki kalıntılar ve ele geçen kitabeler Letoon’un Likya birliği döneminde politik ve dini bir merkez olduğunu göstermektedir. Antik kent merkezinde yan yana dizilmiş 3 tapınak bulunaktadır. Bunlardan en batıdaki iyon düzeninde olup Ana Tanrıça Leto’ya aittir. Daha küçük olan ve ortada bulunan tapınak Artemis’e en doğuda ki tapınak ise Tanrı Apollon’a ithaf edilmiştir.

Apollon Tapınağının ortasında bulunan ve Apollon Mozaiği olarak tanınan mozaik pano kazı alanında doğal tahribata açık olması nedeniyle kazı ekibince kaldırılarak Fethiye müze müdürlüğüne taşınmış olup bugün müzede teşhir edilmektedir. Apollon Tapınağı yakınındaki Helenistik çöplük alanı içinde bulunarak bugün Fethiye müzesinde sergilenen Üç Dilli kitabe çok büyük bir önem taşımaktadır.

Likçe, Aramice ve Grekçe olarak yazılmış olan kitabe Likya dilinin çözülmesinde çok büyük bir rol oynamıştır. Tapınakların güney batısında Nymphe kültüne adanmış bir çeşme binası ile bu çeşmenin doğu kenarında erken Hıristiyanlık dönemi kilisesi yer almaktadır. Ören yeri içerisinde ayrıca bir stoa ve Helenistik dönem tiyatrosu görülmeye değer kalıntılar arasında yer alır.

Paylaşın

Muğla: Milas Müzesi

Milas Müzesi; Muğla’nın Milas İlçesi, Ahmet Çavuş Mahallesi, Köprüler Meydanı üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Milas Müzesi ilk kez 1983 yılında Bakanlık Onayı ile Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinden devredilen eserler ile ilçe sınırları içerisindeki kazılardan çıkan eserlerin bir araya toplanmasıyla oluşturulmaya başlanmış ve 04.04.1987 tarihinde ziyarete açılmıştır. Müze bahçesinde kurtarma kazıları temel hafriyatları ve yüzey araştırmalarında bulunan mermer eserler sergilenmektedir.

Teşhir salonunda ve bahçede yeni bir düzenleme yapılarak 21 Mayıs 2007 tarihinde yeni teşhiri ile ziyaretçilere açılmıştır. Teşhir salonundaki vitrinlerde ise kronolojik bir sıra içerisinde Neolitik Dönemden Roma Dönemine kadar Milas ve çevresindeki ören yerlerinde bulunan yüzey araştırması, kazıdan çıkan eserler ile Milas Müzesinin yaptığı kurtarma kazılarında ele geçen buluntular sergilenmektedir.

Paylaşın

Muğla: Boğaziçi Köyü

Boğaziçi Köyü; Muğla’nın Milas İlçesine bağlı bir köydür. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Boğaziçi tam bir balıkçı köyü. İstediğiniz zaman Bodrum’un eğlencesini yaşarsınız. Ertesi günü sakin bir ortamda yorgunluk atarsınız. Boğaziçi’nin eski adı Bargliya bir efsaneden geliyor. Kahraman Bellerofo’nun kanatlı atı Pegasos’un çiftesi ile sahibinin en yakın arkadaşı Bargylos’u öldürmüş.

Bellerofo sevgili arkadaşının öldüğü bu yere onun adını vermiş. Çevresi zeytinliklerle çevrili masmavi güzel bir koyu var Boğaziçi’nin. Eskiden tuzlaları varmış, çevrenin bütün tuzu burada üretilirmiş. Şimdilerde tuz havzaları kaderine terkedilmiş. Ekilip dikilecek toprağı da olmadığı için köylüler ekmeklerini denizden çıkarıyorlar.

Köyün hemen tümü balıkçılıkla uğraşıyor. İyi balık yapan körfezdeki balık yavrularının toplanıp balık çiftliklerine satılması köyün balıkçılığını tehdit ediyor. Yaşlı balıkçıları dinlerseniz bir zamanlar buranın nasıl bir balık yatağı olduğunu öğrenirsiniz. Gene de iyi ve taze balık yiyebileceğiniz lokantalan var.

Çipurası, levreği bol, denize kurulan balık çiftliklerinden canlı balık da satın alabilirsiniz. Yakalanan balıklar denizde çevrilmiş havuzlara atılıyor ve büyütülüyor. Balığın yanında kendi ürettikleri has zeytinyağı, kekik, sarımsak ve karabiber ile hazırlandıkları özel sosla tadlandırılmış bir salata veriyorlar ki tadına doyum olmuyor.

Zeytinyağını beğendiyseniz dönerken götürmek üzere satınalabilirsiniz. Boğaziçi aynı zamanda, bir kuş cenneti. Kuğular, flamingolar, pelikan ve yaban ördekleri, ne ararsanız var. Kuşlar da kimi gaddar avcılar yüzünden tehlikede. Özel bir koruma da olmadığı için denetim sağlanamıyor.

Paylaşın

Muğla: Sidyma Antik Kenti

Sidyma Antik Kenti; Muğla’nın Fethiye İlçesi, Dodurga Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Kentin ismi tarih sahnesinde M.S. 450-457 yıllarında imparator olan Mercian’ın başından geçen bir olayla ilgili olarak anılır. Mitolojiye göre basit bir asker olarak Perslere karşı savaşa katılan Mercian, yolda hastalanınca birliğinden ayrılıp Sıdyma da kalır.

Kentte iki erkek kardeşle dostluk kuran Mercian’a kardeşler, hastalığı boyunca bakarlar. Biraz iyileştiğinde kardeşlerle ava çıkan Mercian öğle vakti dinlenmek üzere uzanıp uykuya dalınca, güneşte kalan bedenine büyükçe bir kartalın havada kanatlarını iki yana açarak gölge yaptığını gören kardeşler olayı uyandığında Merciana anlatırlar. Bunun imparatorluk belirtisi olabileceği şeklinde yorumlarlar.

Mercian’da bunun mümkün olamayacağını ancak ilerde böyle bir durum olursa iki kardeşi kentin ulu kişileri yapacağı yönünde söz verir. Yıllar sonra ikinci Theodosius’un ölümünden sonra tahta geçen Mercian kardeşlere verdiği sözü tutarak Likya’nın en yüksek mevkilerine getirir. Kentin batısında yükselen sivri tepenin şehrin ilk yerleşimi olan akropolüdür.

Ancak üzerindeki kalıntılar daha geç döneme tarihlenmektedir. Tepenin güneydoğu eteğinde yaklaşık 400 m. uzunluğunda sur duvarları bulunmaktadır. Sur duvarlarının istinat oluşturduğu doğu uçta, birkaç oturma sırasının izlenebildiği küçük bir tiyatro kalıntısı yer almaktadır. Antik kentten günümüze ulaşan diğer kalıntılar bugünkü köy evleri arasında yer yer seçilebilmektedir.

Kalıntıların büyük bir çoğunluğunu mezar anıtları oluşturmaktadır. Kentin doğu kesimindeki nekropolde klasik çağdan başlayarak Roma dönemine kadar devam eden sürece ait pek çok Lahit, Kaya mezarları ve anıt mezarlar sıdyma’nın toprak üzerinde ayakta kalabilen eserleri arasındadırlar.

Paylaşın

Muğla: Oinoanda Antik Kenti

Oinoanda Antik Kenti; Muğla’nın Fethiye İlçesi, İncealiler Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Oenoanda, bir yerleşim adı olarak ilk kez Hitit metinlerinde geçer. Ancak antik kentten günümüze ulaşan kalıntıların en erkeni M.Ö. 3.yy. dan daha önceye tarihlenemez. Kentin kuruluşuna dair mitoloji de günümüzde bilinmemektedir. Oenoanda asıl ününü M.S. 2. yy.ın ilk yarısında kentte yaşamış Epikürcü filozof Diogenes’e borçludur.

Diogenes düşüncelerini uzun bir yazıt halinde kentteki kuzey stoanın duvarlarına kazımıştır. Ancak yapı yıkılıp parçalar dağıtılınca kentin her yerinde bu yazıttan parçalar görmek mümkündür. Antik kentte günümüze ulaşan en erken kalıntı kentin güneyinde yer alan ve M.Ö. 200’lü yıllara tarihlenen sur duvarlarıdır. Sur duvarı son derece güzel taş işçiliği ve beşken kulesi ile dikkat çekicidir.

Roma döneminde şehre yukarı agorayı tepeden görecek konumda inşa edilen ve muhtemelen Augustos dönemine ait dorik bir tapınak inşa edilmiştir. Bu yapının içinde imparator Augustos için yazılmış bir yazıt parçası ele geçmiştir. M.S. 70 yıllarından itibaren Flavius döneminde yukarı agoraya çıkan yolun güneyine şehirdeki iki gymnasiume, hamam kompleksinin küçük alanı inşa edilmiştir.

Büyük gymnasium- hamam kompleksi ise M.S. 140’larda kısmen Rhodiapolis’li Opramoas tarafından bağışlanan paralar ile yukarı agoranın batısına yapılmıştır. Yapıya daha sonra III. yy. başlarında sütunlu bir avlu eklenmiş ve yapı imparator Septimus Severus ile Caracalla’ya adanmıştır. Şehrin güneyindeki su kemeri de olasılıkla Flaviuslar döneminde yapılmıştır.

Erken Bizans döneminde şehir, en büyüğü aşağı agoranın doğusunda, tapınağın yerine inşa edilen kiliselerin yapına tanıklık etmiştir. Kent tepe yamaçlarına inşa edilen mezarlar ile çevrilidir. Tarihlenen mezarların hemen hemen tümü Roma dönemine aittir. Bunların en büyüğü M.S. 2.yy.ın II. yarısına Licinnia Flavilla tarafından yaptırılan Hereondur. Bu anıt mezarda birinci Flavilla’nın ailesinin soyağacını veren bir yazıt yer almaktadır.

Bu yazıtta roma döneminin Likya seçkinlerini tanımamız mümkün olmaktadır. Kentin doğusundaki Seki Beldesinin kuzey kısmında Seki çayı kenarında bir höyük bulunmaktadır. Eceler höyük olarak bilinen bu höyük yüzey buluntularına göre kalkolitik dönemden Roma’ya kadar geniş bir zaman dilimi içersinde iskan görmüştür. Muhtemelen de Oenoanda’nın erken yerleşimi buradaydı.

Paylaşın

Muğla: Labranda Antik Kenti

Labranda Antik Kenti; Muğla’nın Milas İlçesi, Kargıcak Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Zeus Labrandos’un kutsal alanı olan Labranda, Milas’ın 14 km. kuzeydoğusunda yer almaktadır. En eski buluntular yaklaşık MÖ.600 yılına aittir. 6. ve 5. yy.’da kutsal alan, sonradan tapınak terası olarak kullanılan küçük suni bir düzeltiden oluşuyordu. 497’de kutsal alanda bir savaş yapılır ve Karia ordusu müttefikleri Milet’lilerle beraber Pers ordusuna yenilirler. MÖ.4.yy. tapınağın en önemli devridir.

Mausolos (377-352) ve İdrieus (351-344) adlı satraplar zamanında burası yeni bir görünüm kazanır.355’te Labranda’daki yıllık kurban şöleninde Mausolos kendisine yapılan bir suikastten son anda kurtulur. Bu mutlu kurtuluş nedeniyledir ki burada bir dizi suni teraslar, küçük bir Dor bina, anıtsal merdiven, iki geniş ziyafet salonu (andronlar), sundurmalı yapı (oikoi), stoa ve etrafı sütunlu Zeus Tapınağı gibi geniş çapta inşaat faaliyetleri başlatılmıştır.

344’te İdrieus’un ölümüyle bu imar faaliyetleri son bulmuştur. Kutsal alanın kült yeri olarak kullanılması MS.4.yy.’da meydana gelen büyük yangın felaketiyle son bulmuştur. Labranda’daki kutsal alana Mylasa’dan başlayan ve 8 m. genişliğinde olan kutsal yol ile ulaşılırdı. Bu yolun üzerindeki döşeme izleri günümüze kadar koruna gelmiştir. Alana iki giriş binasından biriyle geçilir.

Dor binası diye adlandırılan yapı dikdörtgene yakın düzensiz oluşumuyla güney propylon binasının hemen doğusunda yer alır. Kuzeye dönük, dört sütunlu ön avlulu, mermer cepheli, Dor düzeninde bir yapıdır. Roma Dönemi’nde bu küçük bina hamam külliyesine dahil edilmiştir.Propylon bölgesi kuzeyde etkileyici bir duvarcılık gösteren, üzerindeki dört geniş geçitle uzun odalara açılan bir duvarla sınırlanır.

Bu uzun odalar depo veya hazine odalarıdır. Geniş bir yapı külliyesinin bir kısmını oluştururlar. Bu Hekatomnos Sülalesi’nin başlattığı ilk yapıdır. Dörtgen cellası ve arka kısımda bulunan geniş dikdörtgen girintisi ile mabet benzeri bir binadır.  Yerleşmenin en iyi korunagelen binasıdır. Plan olarak Mausolos’un Andronunun aynısıdır. Cellanın içinde kutsal ziyafet sırasında kullanılan sedirlerin yer aldığı alçak sıvalı sekilerin izine rastlanır.

Arka duvarda yer alan nişte kral ailesi İdrieus ile ve karısı Ada ve Zeus’un heykelleri saklanıyordu. OikBu bina muhtemelen hem kutsal alanın arşivi olarak hem de rahiplerin çalışma yeri ve kutsal ziyafet için kullanılmıştır. Kutsal alanın kuzeyinde dik bir yokuş yer alır. Bunun güney yamacında mabedin üzerinde 15 m. uzunluğunda bir mezar yer almaktadır. Mezar odası ve girişi çıkıntılı tonozludur. Çatı Dor düzeninde granitten yapılmıştır. Kutsal alanın 200 m. batısında arkası istinat duvarıyla takviyeli stadyum bulunmaktadır.

Paylaşın

Muğla: Bafa Gölü

Bafa Gölü; Muğla’nın Milas İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Söke ovası 2000 yıl kadar önce denizdi, burada büyük bir körfez vardı. Büyük Menderes ırmağının getirdiği alüvyonlar körfezi duldurdu ve ova haline getirdi.

Bugünkü Bafa Gölü denizden bir parça olarak arada kaldı. Gölün üzerinde iki ada bulunmaktadır. İkiz adalardan biri aslında tam ada değil, bir kumulla karaya bağlıdır.

Bafa Gölü’nde kefal, levrek, yılan balığı tutulmaktadır.  Gölde gezmek isterseniz dolmuş usulü motorlara binebilirsiniz. Bu sayede Adalar, Heraklia antik kentini de gezebilirsiniz.

Göldeki adalarda manastırlar, kiliseler kurulmuş. Bunlardan “Yediler Manastırı” en eskisidir. Gölün çevresi zeytinliklerle çevrili. Bu nedenle gölün çevresindeki lokantalar da yapılan yemeklerin hepsi zeytinyağı ile yapılmaktadır.

Paylaşın

Muğla: Pınara Antik Kenti

Pınara Antik Kenti; Muğla’nın Fethiye İlçesi, Minare Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Antik yazar Stephanus, Byzantion Menekrotes’ten alıntı yaparak “Xanthos’un nüfusu çok artınca yaşlılardan bir gurup Kragos dağının yüksek olan tepesinde bir kent kurup adına da yuvarlak anlamına gelen Pınara ismini verdiler.” diyerek kentin kuruluşunu anlatmaktadır. Kentin erken döneme ait kalıntıların bulunduğu yukarı akropolün gerçekten yuvarlak bir şekilde olması bu mitolojiye gerçeklik payı kazandırmaktadır.

Kentin ismi Likçe kitabelerde Pinale olarak okunmaktadır. Günümüzde ise antik kentin yakınında bulunan köyün ismi Pınara’yı çağrıştırır bir değişimle Minare olarak yaşamaktadır. Strabon Artemidoros’dan alıntı yaparak, Likya Birliği Meclisinde üç oy hakkına sahip altı kentten birinin Pınara olduğunu bildirmektedir.

Antik kente yaklaşıldığında yukarı akropolün sarp olan doğu yamacında bir dantele gibi oyulmuş yüzlerce kaya mezarı dikkati çeker. Yukarı akropol kısa sürede yetersiz kalınca ulaşımın daha kolay sağlandığı aşağı akropol yerleşime açılmıştır. Aşağı akropol’ün yamaçları geçit vermeyecek şekilde dik olmasına karşın gerek terasın oluşturulması, gerekse tahkimat açısından sur duvarı ile desteklenmiştir.

Surun güneyindeki kapıdan geçerek kenti dolaştığımızda arkasını yamaca dayamış Odeon ve önündeki düz alanda agora kentin odağını oluşturmaktadır. Aşağı akropolün alt kesimindeki su kaynağı çevresinde kentin antik çağda geçirdiği depremler ile büyük oranda tahrip olmuş pilyeli mezarlar ve kayalara oyulmuş pek çok mezar dikkati çeker.

Buradaki kaya mezarlarının büyük çoğunluğu ev tipli olup içlerinden birisi alınlığındaki ve ante duvarı içindeki kabartmalar nedeniyle önemlidir. Bu kabartmalarda surlarla çevrili bir kent izlenmektedir. Bu nedenle mezarın kabartmadaki kentin (Pınara) prensine ait olması gerektiği düşüncesinin hasıl olmasına neden olmaktadır.

Aşağı akropolün doğu yamacında sur duvarlarının dışında plan ve konum açısından Likya bölgesinin pek çok kentlerinde benzerlerine rastladığımız Roma dönemine ait bir hamam kalıntısı bulunmaktadır. Kentte sur dışında bulunan ikinci yapı akropol ve hamamın karşısında yer alan arkasını doğal yamaca dayamış tiyatrodur. Plan ve konum itibariyle Helenistik dönem özelliklerini yansıtmaktadır.

Paylaşın

Muğla: İasos Balık Pazarı Açık Hava Müzesi

İasos Balık Pazarı Açık Hava Müzesi; Muğla’nın Milas İlçesine 28 km. uzaklıktaki Kıyıkışlacık Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Halk arasında Balıkpazarı olarak bilinen Roma dönemine ait anıt mezar etrafındaki revaklı galeriler 1993 yılında restore ettirilmeye başlanmış ve restorasyon çalışmaları sonucunda İtalyan kazı ekibince İasos kazılarında bulunan mimari parçalar ve diğer eserler galeriler içerisindeki teşhir tamamlanarak anıt mezar Balıkpazarı Açıkhava Müzesi olarak 11 Ağustos 1995 tarihinde ziyarete açılmıştır.

İasos Antik Kenti’ndeki İasos Balık Pazarı Açık Hava Müzesi sırasıyla; Selevkilerin, daha sonra Alinda Beyi Olympikhos’un, milattan önce 201 senesinde Makedonya Kralı V. Philip’in, lll. Antiohos’un milattan önce  219 yılında Romalıların hâkimiyetine girmiştir.

Milattan önce üç binli yıllara dayanan antik yerleşimi, Argos’tan gelen göçmenlerin kurduğu bilinmektedir. Kent ismini bu kolonistlerin lideri İasos’tan almıştır. Tera Yanardağı’nın patlamasıyla, Minos Uygarlığı yok olmuş, küller altında kalan İasos’un kanalizasyon sistemi ve tünelleri ise ilk günkü gibi korunmuştur.

Paylaşın