Muğla: Hydisos Antik Kenti

Hydisos Antik Kenti; Muğla’nın Milas İlçesi, Karacahisar Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Şehrin baş tanrısı Zeus Areios bir savaş tanrısı olup, sikkeler üzerinde ya sakallı ve miğferli bir büst olarak veya bütün silahlarını kuşanmış halde ayakta tasvir edilmiştir.

Bugün birçoğu sık çam ağaçları içinde kalan kalıntılar arasında Helenistik Döneme tarihlenen şehir surları, agora, bouleuterion, kilise ve daha çok surların dışında kalan ve tipolojik bir zenginliğe sahip nekropolle beraber tanımlanamayan birçok yapı yer almaktadır.

Paylaşın

Muğla Müzesi

Muğla Müzesi: Muğla’nın Menteşe İlçesi Müştakbey Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Konakaltı Kültür Merkezinin hemen yanında, eski cezaevi binasıdır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Müze kapalı alanında sergilenen arkeolojik buluntuların büyük bölümü Yatağan ilçesindeki Stratonikeia antik kenti kazılarından getirilmiştir. Ayrıca Yatağan’da ki Lagina ve Sedir Adasındaki antik Cedrae şehirlerinin buluntuları da suarada sergilenmektedir.

1992 yılı sonlarında Özlüce Köyü Kaklıcatepe’de yapılan kazılar sonucunda birçok hayvan ve bitki fosili çıkarılmıştır. Bu kazılarda çıkarılan fosillerin 1994’te sergilenmeye başlamasıyla müze ziyarete açılmıştır. Müzeye antik kalıntılarla, heykellerle dolu avludan etrafında toplanmış 3 ana bölümden ve 1 adet sanat galerisinden oluşmaktadır. Türkiye’deki ilk Doğa Tarihi Müzesi burada bulunmaktadır.

Muğla Müzesi’nde sergilenen fosiller günümüzden 5-9 milyon yıl önce yaşamış olan canlılara aittir. Bu canlılar, Doğu Asya’dan İspanya’ya kadar uzanan geniş bir alanda yaşamış ve yok olmuş canlılardır. Bu dönem canlılarına ait fosiller ilk defa İspanya’nın Tervel Havzası’nda bulunduğundan, bu döneme Turolian denilmektedir.

Kazılarda zürafagiller, boynuzlugiller, gergedangiller, hortumlu memeliler, domuzgiller, atgiller ve etçilere ait fosiller ile çok sayıda bitki fosilleri bulunmuştur. Bunların bir kısmı müzenin doğa tarihi bölümünde sergilenmektedir. Muğla Müzesi’nde, ziyarete açık olan bir başka bölüm de etnografya seksiyonudur. Muğla’nın çeşitli yörelerinden giyim kuşam ve günlük kullanım eşyaları bu bölümde sergilenmektedir.

Paylaşın

Muğla: Saburhane Meydanı

Saburhane Meydanı; Muğla’nın Menteşe İlçesi, Orta Mahalle sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Muğla 400’ e yakın tescilli evi 170’e yakın sivil mimarlık örneği yapısı, 100’e yakın sokağı, eski hanları, şadırvanları arastası, meydanları ve camileriyle örnek bir Kentsel Sit alanıdır. Saburhane Meydanı özgün mimari karakterin coğrafyayla uyumlu şekillendiği, Türk-Rum yada Müslüman-Hıristiyan olmak üzere iki farklı kültürün bir arda yaşadığı tipik bir yerleşmedir.

Meydan adını bir zamanlar burada yer alan hapishaneden alır. Kimi evlere çıkmaz sokaklardaki avlu kapılarından geçilerek ulaşılır. Açık ya da kapalı ön sofaları, ahşap süslemeleri verandaları, duvara gömülmüş dolap şeklindeki banyoları Muğla evlerinin belirgin özelliklerindendir. 19.yy’ın başlarından itibaren Osmanlının kaybettiği topraklardan (Balkanlar, Kırım ve Girit) göç eden varlıklı insanlar yanlarında Rum ustaları da getirmişlerdir.

Rum ustaların etkisiyle 1820-25’ lerden sonra mimari değişimler ortaya çıkmıştır. Sadece Rum ustalar değil, değirmenciler, terziler, doktor ve eczacılarda Muğla’ya gelip yerleşen Rumlar arasında yer alıyordu. Rumlar Saburhane Meydanı ve çevresinde yoğunlaşmışlardı.

Rumlar zamanında Saburhane, ulu çınarların olduğu, ortasından dere geçen ve dere üzerinde taş köprüsü olan sosyal hayatın yoğun olarak yaşandığı bir mekan özelliği taşımaktaydı. Yapı ustalığı ve marangozluktan sonra en önemli ve yaygın meslek meyhanecilikmiş. Meyhane Boğazı dediğimiz Andon’un hamamının (Zeliha’nın Hamamı) bulunduğu sokakta sağlı sollu meyhaneler yer alırmış ve mezeler adalardan gelirmiş.

Paylaşın

Muğla: İasos Antik Kenti

İasos Antik Kenti; Muğla’nın Milas İlçesi, Kıyıkışlacık Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Mitolojiye göre Argos’tan gelenler tarafından kurulduğu ve ismini kolonistlerin başı İasos’tan aldığı söylenmektedir. M.Ö. 5.yy.’a kadar İasos hakkında eski kaynaklarda bilgi yoktur. Kentin kurulduğu alan önceleri bir ada iken daha sonra adanın denizle birleştiği berzah dolmuş ve ada, yarımada haline dönüşmüştür. Antik kente ait önemli yapılar bu yarımada üzerinde yer almaktadır. Büyük sur, su kemerleri, mezarlar ile balık pazarı olarak adlandırılan yapı ise sur dışında yer almaktadır.

İasos’ta yapılan kazılarda kentteki en eski yerleşimin M.Ö.3.bin sonuna kadar uzandığı tesbit edilmiştir. Bir zamanlar kenti ziyaret eden müzisyen, tiyatroda bir resital vermiş. Bu resital sırasında balık pazarının açıldığını bildiren çan sesi duyulunca elini kulağına götüren yaşlı adam dışında herkes yerinden fırlayarak tiyatrodan ayrılmış.

Yaşlı adamın yanına gelen müzisyen “Bana ve sanatıma gösterdiğiniz saygıdan ötürü size teşekkür borçluyum; çünkü çan sesini duyan bütün seyirciler çekip gittiler” demiş. “Ne?” diye haykırmış bunu duyan yaşlı adam, “Yoksa çan mı çaldı?”, “Evet, neden?”, “Öyleyse izninizle efendim…” ve gözden kaybolmuş. Strabon bu öyküyü bereketsiz topraktan ürün alamayan İasoslular’ın balığa olan düşkünlüklerini belirtmek için anlatır.

İskender’in 334’te Miletos’u kuşatması üzerine İasos, kente yardım etmeye çalışan Pers donanmasına bir gemi bağışında bulundu. On yıl sonra Ekbatan’da İskender’in silah deposu komutanlığında Gorgos adlı bir İasoslu bulunuyordu. İskender’in ilgisini çeken bir başka İasoslu da yunus tarafından sevilme gibi garip bir yazgıya sahip olan erkek çocuktu. İasos’ta erkek çocukların gymnasium’da çalıştıktan sonra denizde yıkanmaları bir gelenekti.

Bu sırada kıyıya yanaşan yunus, çocuklardan birini sırtına alıp, açıklara götürüyor ve sonra yeniden kıyıya bırakıyordu. Bir anlatıya göre bu öyküyü duyan İskender, çocuğu Babil’e getirip, deniz tanrısı Poseidon’un rahibi yapmış. İasoslular bu olaydan, M.Ö.3.yy.’da çıkarılan madeni paralarında, kolunu yunusun sırtına atmış biçimde yüzen çocuk tasvirine yer verecek kadar etkilenmişlerdir.

Paylaşın

Muğla: Keramos Antik Kenti

Keramos Antik Kenti; Muğla’nın Milas İlçesi, Göcekbaşı Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Karyalıların Krysaor Birliği’nin bir üyesi olan Keramos’un adının anlamı çömlektir. Hellenistik çağda, Rodos egemenliği altında bulunan kent, bu dönemde kuzey komşusu Stratonikea ile bağlaşıklık imzalamıştı. İ.Ö. 129 yılında düzenlenen Roma’nın küçük Asya eyaleti içinde yeralan Keramos, bundan sonraki evrede önemini giderek yitirmiştir. Ören’in arkasında yeralan Meşekayası dağları üstünde sur duvarları bulunur.

Surların alt kesimleri çokgen taş dizilerinden oluşurken, üst kesimlerde düzenli çizgi katları yapan duvar tekniği gözlenir. Kayalık bir terasta yeralan ve halk dilinde Bakıcak diye bilinen yerde, kentin iki önemli tapınağı, 25 metreye varan uzunlukları ile görülürler. Kurşunluyapı, taşları birleştirmek için kullanılan kurşun zıvanalardan bu adı almıştır. Güney ve batıda özgün biçimini korumuş olan bu güzel teras duvarlarının doğusu yıkılmıştır.

Terasın üstündeki düzlemde ise Korinth ve İyon düzeninde yapı parçaları bulunur. Sözkonusu tapınak alanının olasılıkla Zeus Krysaoreus’a ilişkin olduğu ileri sürülmektedir. Kasaba içinde bulunan Akyapı, Roma dönemine ilişkin büyük bir yapı kompleksidir. Gökova yoluyla gelenler, Ören’e ulaşmadan Meşekayası dağının arka kesimlerinde su kemerleriyle karşılaşırlar.

Paylaşın

Muğla: Kadyana Antik Kenti

Kadyana Antik Kenti; Muğla’nın Fethiye İlçesi, Üzümlü Beldesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Likçe kitabelerde ismi Kadawanti olarak okunan Kadyanda’nın adındaki –Nd takısı nedeniyle kurulu tarihi M.Ö.3. binlere kadar indiği söylenebilir. Ancak antik kentten günümüze ulaşan yüzeydeki en eski kalıntılar M.Ö. 5. yy’dan daha eskiye gitmez.

Kadyanda ören yerinde kenti çevreleyen sur duvarlarının bir bölümü, kaya mezarları ve bazı kitabeler en erken döneme tarihlenen kalıntılardır. Bunlardan ayrı olarak Roma döneminde de onarılarak kullanılmış olan Helenistik tiyatro, hamam, koşu pisti, agora, hangi tanrıya ait olduğu bilinmeyen tapınak kalıntısı ve yoğun sivil yapı izleri kadyanda ören yerinin antik dönemde yerleşim tam bir kent hüviyetini ortaya koymaktadır.

Kent dik yamaçlarla arazinin topografyasına göre bir çok kez inşa edilmiş sur duvarları ile çevrelenmiştir. Bu duvarların özellikle güneydeki kısım ayakta kalmıştır. Tiyatro alanına istinat oluşturan poligonal sur duvarı Helenistik döneme ait olup kaliteli bir işçilik göstermektedir. Kaçak kazı izlerinin yoğun olarak izlendiği nekropol alanı kentin güney bölümünde, sur duvarlarının dışında kalmaktadır.

Antik kentte sayılarının çokluğu ile dikkat çeken yapı kalıntılarının bir başkası ise sarnıçlardır. Stadyumun doğu kısmında geniş bir alanın altında inşa edilmiş birbirine geçmeli dört büyük sarnıç kentin antik dönemde su sorununun ne kadar etkili olduğu, beklide bu sorun nedeniyle terk edilmiş olabileceğini akla getirmektedir.

Kadianda da izlenen yapı kalıntılarının büyük çoğunluğu roma dönemine aittir. Kent M.S. 7.yy. kadar yerleşime sahne olmasına karşı geç döneme ait kalıntılar fazla yoğun olarak hissedilmez. Antik kentte 1992 yılında Fethiye Müze Müdürlüğünce bir kurtarma kazısı yapılmıştır. Bu çalışma sırasında ören yerinin rahatlıkla ve kolaylıkla gezebilmek için takriben 2,5 km. uzunluğunda bir gezi yolu yapılmıştır.

Paylaşın

Muğla: Sedir Adası

Sedir Adası; Muğla’nın Ula İlçesi sınırları içinde yer alır. Kerme Körfezi’nde (Gökova Körfezi) bulunan görülmeğe değer güzellikte, antik kalıntılarla dolu üçlü bir ada grubunun en büyüğüdür.

Antik çağdaki ismi Kedrae veya Cedrae olup, adada bu dönemden kalma kalıntılar bulunmaktadır. Tarihsel gelişmesini M.Ö. 6. yüzyıldan başlayarak izleyebildiğimiz Kedrae, Karya’nın önemli kentlerinden biriydi. Bazı kaynaklara göre Karya kral aileleri yazlarını bu adada geçirirlerdi. Daha sonraki yüzyıllarda bu adayı Rodos Peria’sının (karşı yakasının) önemli kasabalarından biri olarak görüyoruz.

M.Ö. 454- M.Ö. 428 yıllarında Karya birliğine katılan Kedrae daha sonra Attika-Delos Deniz Birliği’ne girmiştir. Ada bu birliğe önceleri yılda 3 bin, daha sonra 2 bin drahmi aidat ödüyordu. Marmarislilerin Sedir Adası dedikleri bu adanın ilk çağlardaki adının Cedrae olduğu bilinmektedir. Kelimenin kökü büyük boylara erişen bir ağaç türü olan Cedrus’tur (sedir ağacı) ve yüzyıllar öncesinde ada ve çevresi bu ağaçlarla kaplı olduğundan bu isim adaya yakıştırılmış olabilir.

Fakat günümüzde ne adada, ne de çevresinde bu sedirlerden eser kalmamıştır. Bugün ada makilerle, zeytin ve çam ağaçlarıyla kaplıdır. Resmi hazine kayıtlarında Şehroğlu Adası veya Şehroğlan Adası olarak geçer. Halikarnas Balıkçısı bu adaya Gülen adını koymuştur. Kleopatra Adası, Şiir Adası, Aşk Adası, Balayı Adası adını yakıştıranlar da vardır. Bunlar hep adanın tarih ve güzelliğinden kaynaklanmaktadır. Adanın altın sarısı kumlarından öykülenen Kleopatra ile ilintili anlatım yalnızca abartılı turistik bir masaldır.

En yaygın anlatılanı da Kraliçe Kleopatra ile sevgilisi Romalı Komutan Antonius’un adada buluşmaları için Mısır’dan gemilerle getirildiği şeklindedir. Adanın kuzey kıyısındaki kumlar, özel biçimde oluşan kalker damlacıklarıdır ve Ege ve Akdeniz’de Sedir Adası dışında sadece Girit Adası’nda görülür. Çok özel jeolojik oluşumlar sonucu ortaya çıkan kumlar koruma altındadır. Düzgün kesme taştan çok sayıda kule ile sur duvarları, Apollon tapınağı ve onun yerine sonradan yapılan kilise, hâla ayakta duran iyi korunmuş tiyatro, agora ve Sedir Adası’nın antik liman kalıntıları görülmeye değer yerlerdir.

Paylaşın

Muğla: Tlos Antik Kent

Tlos Antik Kent; Muğla’nın Fethiye İlçesi, Yaka Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Antik yazar Panyasis, Kragos hariç tamamı Xanthos vadisinde birer kent olan Tlos, Pınara, Xanthos ve Kragos’u bir nymphe olan Praxidike ile Tremile’nin çocukları olarak tanıtmaktadır. Tlos’un MÖ 14.yy.’da Hitit metinlerinde Lukka topraklarındaki Dlawa, daha sonraki dönemde Likçe yazıtlarda geçen Tlawa ile Grekçe metinlerdeki Tlos kenti ile aynı şehir olduğu ve kuruluşunun MÖ II. binlere kadar gittiği kabul edilmektedir.

Kente yaklaşıldığında akropolün hakim görüntüsü ziyaretçileri hayli etkiler. Dik yamaçlarla doğal açıdan korunaklı akropol tepesinin çevresi yer yer sur duvarları ile takviye edilerek tahkim edilmiştir. Akropolün kuzey-doğu yönündeki erken döneme ait sur duvarları ile kaya mezarları Likya kültürünün örneklerindendir.

Daha çok doğu ve güney-doğu kesiminde izlenen sur duvarları ise Roma döneminde inşa edilmiş olup Bizans döneminde bir çok yapı ve hatta bazı lahit mezarların malzemesi kullanılarak onarılmıştır.  En üstte devşirme taşlarla yapılmış olan Geç Dönem yapıları 19. yy.’da Osmanlı İmparatorluğunca görevlendirilmiş bir beyin yerleşimine ait duvarlardır. Yukarıda bahsi geçen kalıntılar, akropol tepesinin geçirdiği kültür evrelerinin aynı anda dar bir mekanda sergilenmesi açısından ilgi çekicidir.

Akropolün doğu yamacında özenle işlenmiş Roma Dönemi sur duvarlarına istinat oluşturan alanda sur duvarlarına paralel devam eden 12 oturma sırasına kadar krepislerin sayılabildiği bir stadyum bulunmaktadır. Stadyum karşısında izlenen yapı grupları Roma Dönemine ait olup bu gün fonksiyonları net olarak ifade edilememekle birlikte agora ve bölümlerine ait olmalıdır.

Bu alanın güney kesiminde izlediğimiz kalıntılar gymnasion, palestra ve hamam yapılarına aittir. Sitin en doğusunda daha çok Tonozlu galeriler üzerine kurulu Roma Dönemine ait bir tiyatro bulunmaktadır. Tek diazomalı tiyatronun sahne binası kuzey kesimin üçüncü kata kadar ayakta kalabilmiştir. Kuzey paradokstaki Likçe yazıt blokları devşirme malzeme olarak, genişletme veya onarım gördüğü tarihte kullanılmış olmalıdır. Stadyumun güneyinde Xanthos vadisine hakim bir noktada Roma döneminde yapılmış üç katlı bir hamam yapısı bulunmaktadır.

Paylaşın

Muğla: Güllük

Güllük; Muğla’nın Milas İlçesine bağlı bir mahalledir. Milas-Bodrum yolu üzerinden sağa ayrılan 8 km’lik yol sizi Güllük’e ulaştıracak. 

Bodrum’un kalabalığından hoşlanmayan tatilciler için yanıbaşında daha sakin bir tatil olanağı sunuyor Güllük. En azından şimdilik böyle. Güllük bir liman kasabası. Limandan çevrede çıkarılan boksit madeni ihraç ediliyor. Zaten yolda boksit taşıyan kamyonları göreceksiniz.

Mandalya Körfezi ve Asin Koyu çevresine yerleşmiş kasabanın sahili balıkçıları, kahveleri ve lokantaları ile sevimli bir balıkçı köyü özelliğini koruyor. Sahilden hemen sonra yükselen tepelere yerleşmiş oteller ve evler bu topografik özellikten dolayı hep deniz görüyor. Kentin kuzeyine kurulu dalyanda ve denizde iyi balık çıkıyor. Lüfer, kefal ve en çok da yılan balığı avlanıyor.

Sahil lokantalarından birine oturup yılan balığı ziyafeti çekebilirsiniz. Adının “yılan” oluşu sizi itmesin, lezzetlidir. Çevredeki koyların çoğunda kültür balıkçılığı da yapılmakta, çipura ve levrek yetiştirilmektedir. Güllük’te komşusu Bodrum gibi bölgeye özel tekneler (gulet) yapılan tersaneler var. Bunların görünüşü güzel ama limandaki şileplerin yarattığı görüntü için aynı şeyi söylemek zor.

Paylaşın

Muğla: Mabolla Antik Kenti

Mabolla Antik Kenti; Muğla’nın Menteşe İlçesine hakim Asar Tepesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Kale düzlüğünün güneyindeki düzlükteki irili ufaklı taşlardan oluşan ve olasılıkla konut türü yerleşimlere ait yapı yıkıntıları da görülür. Bu alanın altındaki alt düzlükte II. bin Anadolu Hitit ve I.bin Frig ve Urartu geleneklerini yansıtan, Karya ve Likya Bölgesinde varlığını geç dönemde de sürdüren açık hava kutsal alanları görülür.

Mabolla Kalesinin iri dikdörtgen taşlardan oluşan surlarının güneye doğru süren uzantıları oldukça iyi korunmuştur. Sur duvarlarından aşağıya doğru sürüklenen bazı bloklar üzerinde izlenen kenetler ahşap kenet yuvaları özelliğindedir ve M.Ö. 5. yüzyılla tarihlendiğine ilişkin ipucu vermektedir.

Masadağ Kuzeydeki düzlüğe yakın yerinde ise yüksek teraslar üzerine oturtulmuş ve en az 3 katlı olan ve harçlı moloz taşlarından yapılma bir ortaçağ sarayı yer alır. Mabolla’nın doğu ve batı üst yamaçlarında ve çoğu yakın zamanda soyulmuş kaya oygu mezarları yer alır.

Paylaşın