Kürtaj nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Latince kökenli “curretage” kelimesinden gelen ve kelime anlamı “kazıma” olan Kürtaj, istenmeyen bir gebeliğin cerrahi yöntemle sonlandırılmasıdır. Kürtaj, bunun dışında düşük meydana gelmesi ve kanamanın durdurulması, çeşitli sebeplerle rahim içinin temizlenmesi, rahim içinden parça alınması, bebeğin anormal gelişim göstermesi ya da bebeğin anneye zarar vermesi gibi durumlarda da uygulanabilir.

İstenmeyen gebelikler ve buna bağlı oluşan istemli düşükler önemli bir kadın sağlığı sorunudur. Gelişmiş ülkelerde istenmeyen gebeliklerin büyük bir kısmı kürtajla sonuçlanırken, gelişmekte olan ülkelerde daha fazla doğumla sonuçlanmaktadır. Türkiye’de her dört kadından biri en az bir kez kürtaj yaptırmış olup, kürtaj yaptıran kadınların % 42’si istenmeyen gebelik durumunda birden fazla kürtaja başvurmuştur.

Kimler kürtaj olabilir?

İstenmeyen hamilelik için gebelik sonlandırma (rahim tahliyesi) esnasında aranan şartlar şunlardır:

  • Gebelik 10+0 haftayı aşmamış olmalıdır. (Dikkat: Gebelik haftası hesaplanırken doktor tarafından yapılan ultrasonografi esas alınır. Son adet tarihinden itibaren hesaplanan gebelik haftası çoğu zaman ultrasonografi ile hesaplanan hafta ile uyumluyken, son adet tarihinin yanlış biliniyor olması, gebelik haftası hesaplanırken hamile kalınan tarihin başlangıç noktası olarak alınması (gerçekte hamilelik haftası bu hesaptan iki hafta ileridir) gibi nedenlerle ultrasonografi ölçümleri sizin hesabınızdan daha farklı çıkabilir.)
  • Evli olan kadınlarda eşler de müdahaleye izin ve onay vermelidirler
  • 18 yaş altı genç kızlarda ebeveyn müdahale için onay vermelidir
  • Evli olmayan ve 18 yaş üstü olan kadınların kendi onayları yeterlidir

Kürtajı hangi durumlarda zorunludur?

10 haftadan sonra ki gebeliklerin sonlandırılması, yalnızca bebek ve anne sağlığı tehlikede olduğu durumlarda uygulanabilir. 10 haftayı aşan gebeliklerde bebeğin ölmesi ya da sakat olması durumlarında uygulanabilir. Ancak bunun için en az 3 hekim tarafından onay alınması gerekir. Bu koşullarda bebeğin yaşamını derinden etkileyebilecek bir sakatlığın bulunması şartına bakılır.

Hamile olan kadınların aşırı kanaması varsa ve hayati tehlike yaşanıyorsa, herhangi bir onay alınmadan, hekim tarafından önerildiği takdirde, gebelik kürtajı yapılabilir.

Nasıl yapılır?

Kürtaj olmaya karar verdikten sonra kliniğimizde yaptığımız değerlendirme ve ultrasonografi sonrasında işlem ya aynı gün ya da belirlenen başka bir günde hastane koşullarında gerçekleştirilir. İşlem için 5 saatlik bir açlık ve susuzluk süresi esastır.

Anestezi doktoru tarafından verilen genel anestezi sonrasında (burada uygulanan genel anestezi hafif bir anestezidir ve büyük ameliyatlar için uygulanan anesteziye göre daha çok derin uyku şeklinde de tarif edilebilir) işlem vakum yöntemiyle yapılır ve ortalama 5 dakika sürer.

Kürtajı sonrası neler yapılmalıdır?

  • Gebelik kürtajından sonra hastalara ağrı kesici ve antibiyotik reçete edilir. Hastaların bir hafta süre ile bunları kullanması gerekir. Bir hafta sonra doktor kontrolüne gidilmelidir
  • Kürtaj olan hastalarda aşırı kanama ya da aşırı ağrı olması durumunda, 1 haftalık süre beklenmeden doktor kontrolüne gidilmelidir
  • Kürtaj işlemi sonrasında hastalarda hafif bir ağrı ya da kanama olması normal kabul edilir
  • Kürtajın uygulandığı gün banyo yapılabilir
  • Kürtajdan sonra kanama olması durumunda tampon kullanılmamalıdır. Bunun yerine ped kullanımı tercih edilmelidir
  • Kürtaj işleminden sonra ilk 12 saat araba kullanmamaya ve dikkat gerektiren işlerde çalışmamaya özen göstermelisiniz
  • Kontrol muayenesine kadar spor, cinsel ilişki ve ağır egzersizlerden uzak durmalısınız. Havuz ve denize girmemelisiniz. Aynı zamanda banyo yaparken küvetten uzak durmalısınız
  • Kürtajdan sonraki ilk üç hafta görülen kanamalar, âdet kanaması ile karıştırılmamalıdır. İşlemden sonraki ilk âdetiniz, ortalama olarak 5 hafta sonra olacaktır

Gebelik kürtajının riskleri nelerdir?

Gebelik kürtajı 10 haftadan önce uygulandığında ve deneyimli kişiler tarafından yapıldığında herhangi bir risk taşımaz. Buna rağmen her cerrahi operasyon gibi gebelik kürtajının da bir takım riskleri bulunmaktadır. Bunlar;

  • Kanamaların olması
  • Rahim ve bağırsak delinmesi
  • Gebeliğin sonlandırılamaması
  • Kürtaj işleminden sonra rahim içinde parça kalması
  • Anesteziye bağlı olarak problemler yaşanması
  • Rahim içindeki dokuların tahrip olması
  • Rahim içinde yapışıklık olması sonucunda adet göreme sorunu ya da az adet görme sorununun yaşanması şeklindedir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

.

Paylaşın

Kuş Gribi nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Kuş Gribi (Avian İnfluenza, Tavuk Vebası, Pestis Avium, Bird Flu), sadece kanatlıları değil, insanları ve diğer hayvanları da enfekte eden viral bir enfeksiyondur. Virüsün çoğu formu kuşlarla sınırlıdır. H5N1, kuş gribinin en yaygın şeklidir. Kuşlar için ölümcüldür ve bir taşıyıcıyla temas eden insanları ve diğer hayvanları kolayca etkileyebilir.

Hasta tavuklarda yüksek bulaşıcılığı olan bu hastalık ilk kez 1878 yılında İtalya’da tespit edilmiş ve “tavuk vebası” olarak adlandırılmıştır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, H5N1 ise ilk olarak 1997’de insanlarda keşfedildi ve enfekte olanların yaklaşık yüzde 60’ını öldürdü. Şu anda, virüs insandan insana temas yoluyla yayılmamaktadır. Yine de bazı uzmanlar H5N1’in insanlara pandemik bir tehdit oluşturma riski taşıyacağından endişe ediyorlar.

Nasıl bulaşır?

Hasta hayvanların akıntıları ve özellikle dışkı ile direkt temas; bulaşık yem, su, malzeme ve kıyafetlerle temas; klinik olarak hastalık belirtilerini göstermeyen su ve deniz kuşlarıyla temas bulaşa neden olabilir. Özellikle ölü veya canlı hastalıklı kuşlar ve kuşların atıklarına maruz kalan kişilere solunum ve temas yoluyla bulaşır.

Avian influenza virüsleri genellikle insanları doğrudan enfekte etmez ve insanlar arasında dolaşmaz. İnsanda avian influenza virüsleriyle oluştuğu bildirilmiş doğal enfeksiyon sayısı çok azdır. İnsanlardaki olguların enfekte kümes hayvanları veya kontamine yüzeylerle temas sonucunda geliştiği düşünülmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından insandan insana geçiş olmadığı belirtilmekle birlikte literatürde sağlık çalışanları, kümes hayvancılığında çalışan işçiler ve aile üyeleri arasında şüpheli geçiş olguları bildirilmiştir. Avian İnfluenza A nın bazı suşları (H5N1, H7N7 ve H9N2 vb.) sağlık çalışanları, aile bireyleri, tavukçuluk yapanlar ve tavuk imha ekiplerinde çalışanlarda insandan insana çok sınırlı bir biçimde de olsa bulaşabildiği anlaşılmaktadır.

Hastalık ülke içinde çiftlikler arasında hızlıca yayılım gösterebilir. Enfekte olmuş araçlar, elbiseler, ayakkabılar aracılığı ile bir yerden diğerine taşınırlar. Doğrudan ya da dolaylı yollarla vahşi göçmen kuşların evcil kuşlara enfeksiyonu bulaştırması en önemli salgın nedenidir. Ayrıca, canlı kuş pazarları salgının yayılmasında önemlidir. Bir ülkeden diğerine ise uluslararası canlı kümes hayvanları ticareti ve göçmen kuşlar aracılığı ile taşınabilmektedir.

Enfeksiyonun görüldüğü dönemlerde sulak alanlara girip çıkan araç ve insanlar ile yerleşim yerlerine taşınma riski vardır. Riskli dönemlerde avcılık faaliyetleri ile de hastalığın yerleşim yerlerine taşınma olasılığı bulunmaktadır. Risk yaratan diğer bir durum da, hastalık çıkmış olan yerleşim yerlerinden kontrolsüz araç ve insan hareketleri ile yayılımıdır.

Aşağıdaki gibi tipik grip benzeri belirtiler yaşıyorsanız bir H5N1 enfeksiyonu olabilir:

  • Öksürük
  • İshal
  • Solunum güçlüğü
  • Yüksek ateş (38 ° C üzeri)
  • Baş ağrısı
  • Kas ağrıları
  • Keyifsizlik
  • Burun akması
  • Boğaz ağrısı

Risk faktörleri;

H5N1 uzun süreler boyunca hayatta kalma yeteneğine sahiptir. H5N1 ile enfekte olan kuşlarda virüs 10 gün boyunca dışkıda ve tükürükte bulaşmaya devam eder. Kontamine yüzeylere dokunmak enfeksiyonu yayabilir.

H5N1’in bulaşma riski yüksek olan kişiler aşağıdakiler gibidir:

  • Kümes hayvanı yetiştiren çiftçiler
  • Kuş gribinden etkilenen bölgeleri ziyaret edenler
  • Enfekte kuşlar ile temas
  • Az pişmiş kümes hayvanları veya yumurta yiyen biri
  • Enfekte hastalar için bakım yapan bir sağlık çalışanı
  • Virüslü bir kişinin hanesinde bulunan diğer kişiler

Tanısı;

Laboratuvar tanısında altın standart, virüs izolasyonudur. Şüpheli insan vakalarının hızlı laboratuvar doğrulaması genellikle influenza virüs antijenlerinin immünokromatografik veya immünfloresan tespiti ya da solunum örneklerinde H5 spesifik RNA’sının real-time-polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ile tespit edilmesi ile yapılmaktadır. Ek olarak nükleoprotein gibi viral antijenlere karşı oluşan antikorları tespit eden ticari ELISA kitleri mevcuttur.

Tedavisi;

Farklı kuş gribi tipleri farklı semptomlara neden olabilir. Sonuç olarak, tedaviler de değişebilir. Çoğu durumda, antiviral ilaçlarla tedavi, hastalığın şiddetini azaltmaya yardımcı olabilir. Ancak, belirtiler ilk ortaya çıktıktan 48 saat içinde ilaçlar alınmalıdır.

Grip insan formuna neden olan virüs, en yaygın iki antiviral ilaç, amantadin ve rimantadin formlarına direnç geliştirebilir. Bu ilaçlar hastalığı tedavi etmek için kullanılmamalıdır.

Aileniz veya sizinle yakın temas halinde olan diğer kişilere de, hasta olmadıkları halde önleyici tedbir olarak antiviral ilaç olarak da verilebilir. Virüsün başkalarına yayılmasını önlemek için karantina uygulanır.Şiddetli bir enfeksiyon durumunda solunum cihazına bağlanabilirsiniz.

Hastalıktan korunmak için yapılması gerekenler nelerdir?

Hasta hayvanlarla veya H5N1 virusu ile enfekte olduğu saptanmış insanlarla temas öyküsü veya kuşkusu olanların el hijyenine dikkat etmeleri, hasta kişinin kullandığı tabak, çatal ve kaşık gibi eşyalarının ortak kullanılmaması, yüzyüze yakın temastan kaçınılması ve bakım veren kişinin maske kullanması önerilir. Bir hafta süreyle günde 2 kez ateşini ölçmesi, 38 C’yi aşan ateşle birlikte öksürük, ishal, nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkarsa 7-10 gün süreyle ilaç tedavisine başlanması önerilir. İnsanlarda kullanılabilecek etkili bir aşı yoktur.

Ölü ve canlı virüslerde aşı çalışmaları devam etmektedir. Halen grip aşısı olarak uyguladığımız aşı kuş gribine karşı koruma sağlamaz; ama bu aşının insanlarda hastalık yapan diğer grip viruslarına karşı etkili koruma sağladığı unutulmamalı ve aşıdan kaçınılmamalıdır.

Kuş gribinin bulunduğu bölgelere seyahata edecek kişilere en az 2 hafta önce aşı yapılmalıdır. Tavuk, ördek gibi kümes hayvanlarından uzak durması önerilir. Pişiren kişilerin de işlem sonrası elleri mutlaka yıkaması gerekir. Seyahat eden kişi seyahatten döndükten sonraki 10 gün içinde ateşlenirse ve solunum belirtileri oluşursa gecikmeden bir Enfeksiyon Hastalıkları uzmanına başvurmalıdır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Buruna, kulağa ve göze yabancı cisim kaçmasında ilkyardım

Bireyin yaşam faaliyetinin tehlikeye düştüğü bir durumda, sağlık görevlilerinin olay yerine varıp, müdahalede bulunacağı zaman aralığında yaralı veya yaralıların hayatlarının kurtarılması veya durumlarının kötüye gitmesini önlemek amacıyla, olay yerindeki mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulamaların tümüne ilk yardım denir.

İlk yardımcı; İlk yardım tanımında belirtilen amaç doğrultusunda hasta veya yaralıya tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç gereçlerle, ilaçsız uygulamaları yapan eğitim almış kişi ya da kişilerdir.

Göze yabancı cisim kaçmasında ilkyardım nasıl olmalıdır?

Toz gibi küçük madde ise;

  • Göz ışığa doğru çevrilir ve alt göz kapağı içine bakılır
  • Gerekirse üst göz kapağı açık tutulur
  • Nemli temiz bir bezle çıkarılmaya çalışılır
  • Hastaya gözünü kırpıştırması söylenir
  • Göz ovulmamalıdır
  • Çıkmıyorsa sağlık kuruluşuna gitmesi sağlanır

Bir cisim batması varsa ya da metal cisim kaçmışsa;

  • Gerekmedikçe hasta yerinden oynatılmaz
  • Göze hiçbir şekilde dokunulmaz
  • Tıbbi yardım istenir (112)
  • Hastanın göz uzmanı olan bir sağlık kuruluşuna gitmesi sağlanır

Kulağa yabancı cisim kaçmasında ilkyardım nasıl olmalıdır?

  • Kesinlikle sivri ve delici bir cisimle müdahale edilmez
  • Su değdirilmez
  • Tıbbi yardım istenir (112)

Buruna yabancı cisim kaçmasında ilkyardım nasıl olmalıdır?

  • Burun duvarına bastırarak kuvvetli bir nefes verme ile cismin atılması sağlanır
  • Çıkmazsa tıbbi yardım istenir (112)

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Ksilitol nedir, ne işe yarar, etkileri nelerdir?

Yapay olarak üretilebileceği gibi doğada bazı meyve ve sebzelerin içinde de bulanan Ksilitol, bir şeker alkolü olarak kategorize edilebilir. Ksilitol, ağza alındığı zaman ağızda ferahlık hissinin oluşmasına neden olur ve tadı sukrozla çok benzerdir.

Görünüş ve tat olarak bakıldığında şekere oldukça fazla benzeyen maddenin vücuda alınması dengeli bir şekilde olmalıdır. Bu maddenin çok alınması ishale, neden olmaktadır. Aynı zamanda bu madde, ürün ambalajlarının üzerinde E967 ve xylitol gibi ifadelerle belirtilmektedir.

Ksilitol, diabetik beslenmede önemli bir rol oynamaktadır. Bu madde, sukroz şekeri yerine tatlandırıcılı olarak kullanılır. Maddenin böyle kullanılması, kanda bulunan glukoz seviyesini insülinle paralel bir şekilde azaltır ve düşük kalori değeri oluşur. Bu nedenle şeker alkolü adı verilen maddenin, diabetik beslenmede önemli bir rolü bulunmaktadır. Bunun dışında bu madde, B vitamini ve kalsiyum emilimini artırıcı özelliğe sahiptir.

Vücutta gerçekleşen ksilitol emilimi, kısmi olarak gerçekleşmekte ve bu madde glukoza parçalanmaktadır. Parçalanmadan arta kalan kısım ise, kalın bağırsak tarafından kullanılmaktadır. Kalan kısım, burada fermente edilmektedir.

Fermente süreci içerisinde, vücutta gaz üretimi gerçekleşir. Gaz üretimi de, hem bağırsak da hem de midede şişkinliğe yol açmaktadır. Eğer kişinin intoleransı varsa eğer, bu durum kişide laktasif etkiye(halk arasında cırcır) sebep olmaktadır. Normal şartlarda bu madde yan etkisini, 25 ile 30 gram arasında alınınca kendini gösterir ve de bu oran normal gıdalarda kullanılanın oldukça üzerinde bir miktardır.

Hangi yiyeceklerde bulunur?

Ksilitol yapay olarak üretilen maddelerin tüketiminin yanı sıra doğal yiyeceklerin tüketimi ile de vucuda alınabilir. Ksilitol bulunduran meyve ve sebzelerden bazıları muz, erik, mantar ve karnıbahar gibi yiyeceklerdir. Bunun dışında yapılan araştırmalara göre vücüdümüzun belli oranda ksilitol ürettiğine de ulaşılmıştır.

Ksilitolun etkileri nelerdir?

Ksilitol, tüketilen miktara göre değişerek vucudumuza bazı faydalar sağladığı gibi bazı zararlar da verebilmektedir.

Tatlandırıcı etkisi; Ksilitolun tatlandırıcı bir etkisi vardır. Özellikle şeker hastalarının normal şeker tüketememesinden dolayı şeker hastalarına tatlandırıcı özelliğinden dolayı ksilitol önerilebilmektedir. Tüketiminden sonra düşük kalori oluşturduğu için şeker hastalarının beslenme sistemi için büyük öneme sahiptir.

Ağız ve diş sağlığına etkisi; Ksilitolun zararlarının çokluğunu iddia eden insanların aksine diş sağlığı için tüketilmesi gerektiğini savunan insanlar da vardır. ksilitol ağız içindeki bakterileri temizleme özelliği ile ağız sağlığı ve bakımı açısından önemli bir yere sahiptir. Ayrıca yapılan incelemeler sonucu diş minesindeki çürümeleri durdurduğu sonucuna da varılmıştır.

Boğaz ve kulak sağlığına etkisi; Ksilitol tüketimi sırasında içindeki temizleyici maddelerden dolayı ağız ve boğaz içindeki bakterileri azaltarak boğaz ve kulak enfeksiyonlarını azaltma özelliği ortaya çıkmıştır.

İshal hastalığına neden olma etkisi; Normal kullanımı sırasında ksilitolun vucuda bir zararı bulunmamasının yanı sıra belli bir miktarın üzerine çıkan tüketimlerinden sonra bağırsak sistemini bozarak ishal hastalığına neden olabilmektedir.

Şişkinliğe neden olma etkisi; Ksilitol içeren maddeler tüketildikten sonra vucut içinde gaz oluşumuna neden olabilmektedir. Aşırı tüketim yapıldıysa oluşan gazın çokluğundan dolayı vücutta şişkinliğe neden olabilmektedir.

Ksilitol zararları;

Ksilitol genellikle iyi hazmedilir, ancak bazı insanlar çok fazla tükettiklerinde sindirim yan etkileri yaşarlar. Şeker alkolleri suyu bağırsağınıza çekebilir veya bağırsak bakterileri tarafından fermente edilebilir.

Bu gaz, şişkinlik ve ishale yol açabilir. Bununla birlikte, vücudunuz ksilitol için çok iyi ayarlanmış gibi görünüyor. Alımı yavaş yavaş arttırır ve vücudunuza ayarlanması için zaman verirseniz, muhtemelen herhangi bir olumsuz etki yaşamayacaksınız.

Uzun süreli ksilitol tüketimi tamamen güvenli görünmektedir. Bir çalışmada, insanlar ayda ortalama 1.5 kg ksilitol tükettiler – günlük 30 yemek kaşığı (400 gramdan fazla) – herhangi bir olumsuz etkisi olmamıştır.

İnsanlar kahve, çay ve çeşitli tarifleri tatlandırmak için şeker alkolleri kullanırlar. Şekeri ksilitol ile 1:1 oranında değiştirebilirsiniz. İrritabl bağırsak sendromunuz (IBS) veya FODMAP’lara karşı toleranssızlığınız varsa, şeker alkollerine dikkat edin ve bunlardan tamamen kaçınmayı düşünün.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Crohn nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Genellikle ince ve kalın bağırsaklarda görülmekle birlikte, sindirim sisteminde ağızdan makata kadar olan bölgede etkili olan Crohn, tutulum yaptığı sindirim sistemi bölümlerinde kalınlaşma, ülser adı verilen yara oluşumları ve iltihaba neden olur. Ciddi sorunlara yol açan ve yaşam kalitesini en olumsuz şekilde etkileyen hastalıklardan bir tanesi Crohn, insanlar arasında yaklaşık olarak binde iki oranında görülmektedir.

Hastalığın nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte genetik faktörler ve çevresel etmenlerin hastalığın ortaya çıkışında etkili olduğu bilim dünyası tarafından öne sürülmektedir. Oldukça ciddi etkilere sebep olan Crohn hastalığı, yaşam boyu tam olarak iyileşme göstermez ve çoğu zaman cerrahi müdahaleler gerektirir. Aynı zamanda hastalığın yol açtığı etkiler, birçok başka hastalığın oluşumuna da zemin hazırlayabilir.

Nedenleri;

Crohn hastalığının nedeni ile ilgili halen bir belirsizlik söz konusudur. Hastalıkla ilişkili bazı genetik ve çevresel faktörler bulunmaktadır; fakat bu faktörleri rolü belirli değildir. Bununla birlikte, hastalığın vücudun immün sisteminin bağırsaklarda bulunan bakterilere karşı bir yanıtı olduğu düşünülmektedir. Birçok bilim adamı dış kaynaklı bir ajanın (bakteri veya virüs) immün sistemle etkileşiminin bağırsak duvarında bir atağı tetikleyerek kronik enflamasyona ve nihayetinde ülserasyona ve bağırsak hasarına neden olduğuna inanmaktadır.

Belirtileri;

  • Kalıcı ishal (bazen kanlı olabilir)
  • Karın bölgesinde kramp ve ağrı
  • Kilo kaybı
  • Halsizlik veya yorgunluk
  • Şişkinlik hissi
  • Rektal (makat) kanama
  • Göz kızarıklığı veya ağrı
  • Ateş
  • Eklem ağrıları
  • Mide bulantısı veya iştah kaybı
  • Genellikle bacaklarda kırmızı, ağrılı şişmiş cilt lekeleri
  • Ağız ülseri

Teşhisi;

  • Kan testi
  • Dışkı testi
  • Kolonoskopi ve endoskopi
  • Bilgisayarlı tomografi ve MR
  • Biyopsi

Bazen teşhis için aynı tetkikler birden fazla yapılmak zorunda kalınabilir. Crohn hastalığının kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Uygulanan tedavi seçenekleri hastalığın şiddetini ve sıklığını azaltmaktadır.

Hastalığın belirtileri göz önüne alındığında ülseratif kolit ile karıştırılabilmektedir. Ancak ülseratif kolit sadece kalın bağırsağı etkilerken Crohn hastalığı sindirim sisteminin her hangi bir yerinde ortaya çıkabilir. Bunun yanında ülseratif kolit kolon mukozasının en dıştaki doku tabakasını etkilerken, Crohn hastalığı kalın bağırsak dokusunun tüm katmanlarını etkileyebilmektedir.

Tedavisi;

Chron hastalığı, hiçbir zaman tam olarak iyileştirilemeyen kalıcı bir hastalıktır. Hasta bireyler, Chron hastalığının alevlendiği ve durgunlaştığı çeşitli periyotlar geçirir. Alevlenme dönemlerinde daha yoğun olmak üzere çeşitli ilaç tedavileri ve tıbbi beslenme tedavisi uygulanan hastalarda hastalık önlenemese de yol açtığı semptomların minimuma indirilmesi mümkündür. Bunun dışında Chron hastalığının yaklaşık olarak %50 – %70’lik kısmı yaşamları boyunca en az bir kez cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyar. Özellikle ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda cerrahi müdahale tercih edilmektedir.

Chron hastası bireyler, yaşamları boyunca özel bir beslenme planı çerçevesinde hareket etmelidir. Özellikle yüksek posa oranına sahip besinler hastalığı tetiklediğinden mümkün olduğunca az tüketilmeli, özellikle aktif (alevlenme) dönemlerinde diyetten çıkarılmalıdır. Bireylerin ishal veya kabızlık sorunu yaşadığı dönemlerde de Chron hastalığı diyeti buna göre düzenlenmelidir.

Bunun dışında hastalığın aktif dönemlerinde bireyler ağır sporlar ve fiziksel güç gerektiren hareketler yapmaktan kaçınmalı, mümkün olduğunca istirahat etmelidir. Sonuç olarak Chron hastalığına sahip olan bireylerde doktor ve diyetisyen eşliğinde yapılan tedavilere gereken özen gösterilerek hastalığın yol açtığı sorunlar en aza indirilebilir, bu sayede yaşam kalitesi büyük ölçüde artırılabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Koroner Arter Hastalığı nedir? Teşhisi, Tedavisi

Tüm dünyada en yaygın görülen kalp hastalıklarının başında gelen Koroner Arter Hastalığı, kalp kasını besleyen atardamarların daralması veya tıkanması ile kalbe giden kan akışının azalması ya da kesilmesine bağlı oluşan kalp rahatsızlıklarından biridir. Zamanında fark edilmez ve önlem alınmazsa, kalp krizine gidecek bir süreç yaşanabiliyor. Erken tanıyla değiştirilen yaşam biçimi, hastalığın oluşma riskini düşürüyor.

Koroner damarlar, kalp kasını besleyen damarlardır. Bu damarlar kalp kasını çepeçevre sarar ve bu damarlarda meydana gelen daralma, tıkanıklık ya da diğer hastalıklar kalp kasının canlılığını yitirmesine ve ölmesine sebep olmaktadır. Bu durumda kanın kalpten sağlıklı bir şekilde vücuda pompalanmasında yetersizlik oluşur. Sonuç olarak çabuk yorulma ve vücudun yeterli oksijeni alamamasına bağlı şikâyetler ortaya çıkar. Tedavi edilmediği takdirde, koroner arter hastalığı iyice ilerleyerek, kalp kaslarının kalıcı hasar görmesine ve ciddi kalp hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olabilir.

Nedenleri;

Koroner arter hastalığı, kalbi besleyen damarlar olan koroner arterlerin duvarında kolesterol içerikli yağlı plakların birikerek yıllar içinde damarı tıkaması sonucu oluşmaktadır. Damar duvarındaki yağ birikim sürecine “ateroskleroz”  denir. Ateroskleroz ile kalp damarının giderek tıkanması kalp kasının oksijensiz kalmasına ve uzun vadede kalp yetersizliğine yol açmaktadır.

Belirtileri;

Koroner arter hastalığının şiddeti ve bulguları kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu yüzden bazı vakalarda hastalık hiçbir belirti vermeyebilir. Hastalık ilerledikçe semptomlar daha belirgin hâle gelir. Kalbin yeterince beslenememesine bağlı olarak kişide göğüs ağrısı şikayeti ortaya çıkar. Bazı vakalarda kolda uyuşma gibi belirtiler görülebilir. Fiziksel aktivite sırasında zorlanma, sıkıştırıcı nitelikte ağrı gibi yakınmalar, istirahatle birlikte geçer. Ayrıca koroner arter hastalığına bağlı olarak solunum güçlüğü, göğüste baskı hissi, yanma ve yorgunluk gibi belirtiler de görülebilir.

Koroner arter hastalığı kimlerde görülür?

Koroner arter hastalıkları genelde 40 yaş ve üzeri kişilerde ortaya çıkar. Erkeklerde görülme olasılığı, kadınlara göre 3-4 kat daha fazladır. Özellikle ailesinde koroner arter hastalık geçmişi olan kişiler, riskli grupta kabul edilir. Östrojen hormonunun, koroner hastalıklardan koruma görevi olduğu bilinmektedir. Bu nedenle koroner arter hastalık, kadınlarda menopoz döneminden sonra, daha sık görülmektedir.

Koroner arter hastalığına neden olan risk faktörleri nelerdir?

Yaş, cinsiyet ve genetik faktörler dışında koroner arter hastalığının oluşmasındaki en büyük etken; yanlış beslenme biçimi ve zararlı alışkanlıklardır. Sigara, koroner arter hastalığının ortaya çıkmasında çok büyük bir tetikleyicidir. Aşırı yağlı beslenmek ve az hareketlilik de kolesterolün yükselmesine neden olur. Kolesterol yükseldikçe, koroner damarların içerisinde “atherosklerotik plak” dediğimiz yağ tabakası oluşma riski artar ve koroner damarlar zamanla tıkanabilir.

Tedavisi;

Kalp damar hastalığı teşhisi konan hastalara 3 farklı tedavi yöntemi uygulanıyor. Bunlar ilaç tedavisi, perkütan koroner girişimler ve açık kalp ameliyatı. Bunların içerisinden en uygun tedavi şekline hasta ve doktor birlikte karar veriyor.

İlaç tedavisi; Kalp damar hastalığı teşhis edilmemiş (birincil koruma) ve edilmiş (ikincil koruma) hastalarda ilaç tedavisi farklılık gösteriyor. Her kalp damar hastasının her gün 100-300 mg aspirin kullanması gerekiyor. Ancak her sağlıklı bireye aspirin kullanması önerilmiyor. Yalnızca sağlıklı birey olmasına rağmen 10 yıllık kalp krizi geçirme olasılığı yüzde 6’nın üzerinde çıkan kişilerin de aspirin kullanması öneriliyor.

Yine birincil korumada hastaların diyabet ve tansiyon ilaçlarını düzenli kullanmaları önemli. Birincil ve ikincil korumada kolesterol ilaçlarının başlama kriterleri de farklı. Diğer kullanılan ilaç grupları hemen hemen aynı.

Koroner anjiyoplasti ve stent uygulamaları; Kalp damarlarındaki yerel daralmaların cerrahi olmayan bir yol ile açılması işlemine koroner anjiyoplasti (balonla damar açılması) adı veriliyor.

Kasık atardamarlarından girilerek, kalbin damarlarına doğru itilip buraya yerleştirilen ‘kılavuz tel’ aracılığıyla sönük durumdaki balon, bu kılavuz tel üzerinden kaydırılarak darlığın olduğu bölgeye yerleştiriliyor ve dışarıdan verilen basınçla şişirilip (yaklaşık 3 cm. boyunda ve 3-4mm. eninde) kalp damarı tıkanıklığı açılmış oluyor.

Bypass; Koroner arter bypass cerrahisi, tıkalı veya daralmış olan arter kısmın ötesinde başka bir yol oluşturarak, kalbin yeniden beslenmesine olanak tanıyor. Birden fazla tıkalı damar durumunda birden fazla bypass işlemi gerçekleştiriliyor.

Bypass yapmak üzere kullanılacak damar ya da diğer adıyla greftler göğüs, kalp ya da bacaktan alınarak tıkalı koroner artere bağlanıyor. Sıklıkla kullanılan greftler göğüs duvarından alınan meme atardamarı, koldan alınan aort damarı ve bacaktan alınan toplardamarı oluyor.

Minimal invaziv yöntemler; Minimal invaziv bir teknik olan endoskopik cerrahide, özel endoskopik cihazlar ile göğüs bölgesine açılan küçük kesilerin içerisinden açık kalp operasyonları gerçekleştirilebiliyor. Ameliyat sırasında cerrahi enstrümanlar, tamamen cerrahın kendi kontrolünde oluyor.

Endoskopik yöntem ile koroner bypass işlemi, kapak tamirleri, kapak değişim işlemleri, kalp deliklerinin kapatılması ve ritim tedavisi için ablasyon işlemleri uygulanabiliyor.

Robotik cerrahi; Ameliyat amaçlı geliştirilmiş bir robot, cerrahların yönlendirmesi sonucunda operasyonu gerçekleştiriyor. Robotik cerrahinin endoskopik cerrahiden temel farkı, cerrahın bir monitörden izleyerek robotun kollarını uzaktan kumanda ederek çalıştırmasıdır.

Ameliyat sırasında cerrah, hastanın yattığı masanın biraz ilerisinde bulunan, ameliyatı kumanda edebileceği bir konsola oturuyor. Bu konsoldan görüntü alıyor ve robotun kollarını hareket ettirebiliyor. Cerrah da, bu görüntüler eşliğinde, bir cerrah eli gibi hareket edebilen robotun diğer kollarını harekete geçirerek zor ve hassas bir ameliyatı gerçekleştiriyor.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kolonoskopi nedir, nasıl uygulanır?

Kolonoskopi, bağırsakların iç yüzeyinin kolonoskop adı verilen bir cihazla görüntülenmesi ve gerektiğinde şüpheli dokuların çıkarılarak laboratuvar ortamında incelenmesine yarayan endoskopik bir işlemdir. Sindirim sisteminin son kısmı olan kalın bağırsakta var olan mevcut kanamalara müdahale edilmesi ve erken dönem kolon kanseri oluşumlarının tedavisi amacıyla da kullanılan kolonoskopi, hastaneye yatış gerektirmeyen kısa süreli bir uygulamadır.

Makattan girilerek rektum ve kalın bağırsağın ayrıntılı olarak görüntülenmesine yarayan kolonoskop cihazı, 1 cm. çapında ve yaklaşık 60 cm. uzunluğunda esnek bir tüpten oluşur. Ucunda yer alan soğuk ışık kaynağı ve optik görüntüleme sistemi sayesinde elde edilen görüntüler monitöre yansıtılırken, eş zamanlı olarak bilgisayara kaydedilir. Elde edilen görüntüler ışığında hekim, kalın bağırsakta var olan pek çok problemin tanısını koyabilir. Şüpheli bölge üzerinden örnek doku parçası alarak ya da farklı bir deyişle biyopsi yaparak, ilgili dokunun laboratuvar ortamında ayrıntılı olarak incelenmesi için de uygulanabilir.

Kolonoskopi ne zaman gereklidir?

45 yaşın üzerindeki kimselerde olası bağırsak kanserinin erken teşhisi için 5 yılda bir tarama amacıyla kolonoskopi yapılmalıdır. Bu işlem esnasında saptanan polip denilen ve zamanla kansere dönüşebilen lezyonların çıkarılması ile kanser gelişiminin önüne geçilebilmektedir.

  • Makattan taze kırmızı kanaması olanlarda veya dışkısında gizli kan saptananlarda
  • Birinci derece akrabasında kalın bağırsak kanseri veya polibi öyküsü olanlarda
  • Bağırsak kanseri veya polibi öyküsü olanlarda kontrol amacıyla
  • Çekilen diğer filmlerde kalın bağırsakta şüpheli görünüm saptanan kişilerde
  • Geçmeyen ishali olanlarda ishal sebebinin araştırılması amacıyla
  • İnflamatuar bağırsak hastalığı (ülseraktif kolit crohn hastalığı) olanlarda
  • Nedeni açıklanmayan kilo kayıplarında
  • Uzun süren kabızlık durumlarında
  • Dışkılama alışkanlığında değişiklik olması
  • Tedavi ile geçmeyen ve nedeni açıklanmayan karın ağrılarında yapılmalıdır.

Kolonoskopi işlemine nasıl hazırlanmalıdır?

Kolonoskopi işlemi kalın bağırsağın incelenmesi olduğu için işlemden önce yapılacak diyet ve boşaltıcı ilaçlar ile ile bağırsağın çok iyi temizlenmiş olması işlemin değerini artıracaktır. Bu nedenle hastalarımız işlemden 48 saat önce katı gıda alımını kesmeli ve işlem gününe kadar sadece sıvı gıdalarla beslenmelidir. (Diyetin içeriği için lütfen hekiminize danışınız.) 48 saat süren sıvı diyetini takiben işlemden bir gece önce hekiminiz tarafından yazılan boşaltıcı ilaçları hekiminizin tarif ettiği şekilde kullanmalısınız. O gece ishal olunacağı için bol su alınmalıdır.

Kolonoskopi nasıl yapılır?

Randevu verilen hasta işlemden bir gün öncesinden başlayarak nasıl besleneceği anlatılır. Barsakların temizlenmesi için barsak temizleyici ilaç verilir.İ şlem günü işlem den önce lavman yapılır. Daha sonra hastanın tansiyonu ölçülür, hastaya işlemin yapılmasına olanak sağlayacak özel pantolon giydirilir, damar yolu açılır, hasta işlem için yatağına yatırılır, hastanın nabız ve oksijen satürasyonu işlem sırasında ilgili cihazlarla takip edilir. Kolonoskopide uyutma amaçlı rahatlatıcı iğneler yapılır.

Hasta uyuduktan sonra kolonoskopla anüs, rektum, sigmoid kolon, inen kolon, splenik fleksura, transvers kolon, hepatik fleksura, çıkan kolon, çekum, terminal ileumu incelenir. Gerekirse patoloji için biyopsi alınır. Polip varsa çıkartılır. İşlem sonrasında hasta istirahat için ilgili odaya alınırken yapılan işlemin kolonoskopi raporu hazırlanır. Biyopsi alınmışsa, biyopsi sonrasında gelen sonuca göre tedavisi düzenlenir. Kolonoskopi işlemi 15 dakika ve duruma göre daha fazla sürebilir.

Kolonoskopide anestezi nasıl yapılır?

Kolonoskopi (barsak incelemesi), gastroskopiye göre daha ağrılı ve uzun süren bir yöntemdir. Kolonoskopide barsaklar içinde aletin ilerlemesine bağlı olarak gerilme ve ağrı hissedilebilir. Bu yüzden anestezi uzmanı eşliğinde derin sedasyon yapılması daha uygundur. Derin sedasyonda hasta hiçbir ağrı hissetmez. Bir saatlik müşahadeden sonra hasta taburcu edilir.

Kolonoskopide olası yan etkiler nelerdir?

Tanısal amaçlı kolonoskopilerde yan etki çok nadirdir. Geçici şişkinlik ve gaz sancısı, barsak mukoza ve yapısında zedelenme çok nadir görülür. Sakinleştirici ve ağrı kesici alerjilerine karşı duyarlı ve uyanık olunmalı. Uzun bir süre geçse bile kanlı dışkılamalarda mutlaka doktora haber verilmelidir. İşlemin uygun yapılabilmesi için bir gün önceden, öğleden itibaren katı gıdalar kesilir, onun yerine sulu gıdalar tercih edilir. İşleme gelmeden önceki gün akşamı sulu kahvaltı sonrası (tanesiz çorba, komposto, et suyu) doktorun reçete ettiği ishal yapıcı laksatif ilaç usulüne uygun kullanılır. İşlemden önce kullanılan ilaçlar aspirin, ağrı kesici ilaçlar, kalp ilaçları, pıhtılaşmayı engelleyici ilaçlar insülin kullanımı gibi durumlarda mutlaka doktorunuzu haberdar ederek tavsiyelerine uygun hareket etmelisiniz.

Kolonoskopi riskleri nelerdir?

Kolonoskopi güvenli bir işlemdir. Ancak zaman zaman işlem sırasında veya sonrasında olumsuz durumlar oluşabilmektedir.

  • Kanama
  • İltihaplanma
  • Divertikül denilen kalın bağırsak duvarının dışa doğru fıtıklaşması
  • Şiddetli karın ağrısı
  • İşlem sırasında kullanılan sakinleştiriciye olumsuz tepki
  • Kolon veya rektum duvarında yırtılma (perforasyon)
  • Kalp veya kan damarı hastalığı olan kişilerde sorunlara neden olabilir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kolesterol nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Bir tür lipit olan Kolesterol, karaciğerin doğal olarak ürettiği, mumsu, yağ benzeri bir maddedir. Hücre zarlarının, belirli hormonların ve D vitamini oluşumu için hayati öneme sahiptir. Kolesterol suda çözünmez, bu nedenle kanda kendi başına dolaşamaz. Kolesterolün taşınmasına yardımcı olmak için karaciğerin lipoprotein üretmesi gerekir.

Kolesterol, hayvan hücrelerinin zarlarında bulunan ve aynı zamanda kan plazmasında taşınan, vücutta özellikle endokrin sistem ve sindirim sisteminde birtakım görevlere sahip olan yağ benzeri bir maddedir. Hayvansal kaynaklı besinlerde bulunan ve bu besinlerin tüketilmesi ile vücuda alınan kolesterol, aynı zamanda vücutta da karaciğer başta olmak üzere ince bağırsak, böbrek üstü bezleri, üreme organları gibi pek çok dokuda sentezlenir. Tüm vücut hücrelerinde bulunan ve hücre zarının temel bileşenleri arasında yer alan kolesterolün vücutta pek çok işlevi vardır.

Buna karşılık kandaki kolesterol seviyesinin normalin üzerine çıkması, kalp ve damar hastalıkları ve safra kesesi hastalıkları gibi pek çok hastalığa zemin hazırlar. Kanda biriken kötü kolesterol, damar duvarlarına yerleşerek damar tıkanıklarının oluşmasına neden olur. Ayrıca yine normalden yüksek seviyede olan kolesterol, safra kesesinde bulunan bazı maddeler ile birleşerek safra taşlarının oluşumuna yol açabilir.

Kolesterol çeşitleri;

Kolesterol, vücut için gerekli maddelerden biridir. Hücre duvar yapısına katkıda bulunmasının yanı sıra sindirim sistemi organlarından biri olan bağırsaklarda, safra asitlerinin oluşumunda da rol oynar. Vücudun D vitaminini işlemesinde, üreme ve kortizol hormonlarının üretilmesinde önemli bir role sahiptir. Kolesterolün dolaşım sistemi aracılığıyla taşınabilmesi için suda çözünebilir nitelikte olması gerekir.

Suda çözünme özelliği bulunmayan kolesterolün kanda çözünmesi ve taşınması için karaciğerde lipoproteinlerle paket edilir. Farklı bir deyişle karaciğerde protein ile birleştirilir. İki farklı lipoprotein türü bulunur. Lipoproteinlerin türleri aynı zamanda kolesterol çeşitlerini de belirler:

  • HDL (İyi kolesterol): Yalnızca vücut tarafından sentezlenebilen HDL, besinler yoluyla alınamaz. Halk arasında iyi huylu kolesterol olarak da bilinen HDL, tıpta yüksek yoğunluklu lipoprotein olarak tanımlanır. Doku ve damarlarda bulunan kolesterolün karaciğere taşınmasını sağlayarak kan düzeyindeki kolesterol seviyesinin dengelenmesine yardımcı olur. Vücudun ihtiyaç duyduğu kolesterol miktarının üzerindeki kolesterolün vücutta birikmesini engelleyerek damar sertliği gibi sağlık problemlerinin önlenmesine etki eder. İyi kolesterolün kan düzeyindeki her 1 mg/dL’lik artışı kalp damar hastalıklarının gelişme riskini %2 oranında artırır. Herhangi bir sağlık problemi olmasa bile 20 yaşından sonra her bireyin en az 5 yılda bir kez HDL kolesterol düzeyini ölçtürmesi gerekir. HDL değerinin doğru şekilde yorumlanabilmesi için diğer kan parametrelerinin de bilinmesi gerekir.
  • LDL (Kötü kolesterol): Kolesterolün dokulara taşınmasını sağlayan LDL, halk arasında kötü kolesterol olarak bilinir. Kolesterolün dokulara fazla miktarda taşınmasına bağlı olarak kişinin kan damarı duvarlarında ateroskleroz olarak tanımlanan damar sertliği oluşur. Dolaşım sistemindeki kolesterol yüksekliğine bağlı olarak aterosklerotik plakların zaman içinde birikmesiyle ortaya çıkan damar sertliği, yaşamsal fonksiyonları bulunan doku ve organlara kan akımının bozulmasına neden olur. Kalp krizi, böbrek yetmezliği ve inme gibi çok ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Farklı bir deyişle kan düzeyindeki LDL değerinin 10 mg/dL artması, kişinin kalp krizi geçirme riskini %20 oranında artırır. LDL sonucunun doğru yorumlanabilmesi için HDL gibi diğer kan değerlerinin de ölçülmesi gerekir. 20 yaşından sonra herkesin en az 5 yılda bir kez kolesterol düzeylerini ölçtürmesi gerekir.

Kolesterol belirtileri nelerdir?

Kolesterol, hücre yapısının inşa edilmesinde kullanılan, hormon ve enerji üretimine katkıda bulunan, balmumuna benzer bir yağdır. Vücudumuz, ihtiyaç duyduğu miktarda kolesterol üretebilmektedir, aynı zamanda tükettiğimiz gıdalardan da kolesterol alırız

Kolesterol fazlası (yüksek kolesterol), kolesterolün yapısı nedeniyle bir süre sonra damarlarda birikmeye ve plakalar oluşturmaya başlar.

Yüksek kolesterol tek başına bir hastalık değildir ancak, damarları etkilemesi nedeniyle başta kalp ve damar hastalıkları olmak üzere hayati tehlike taşıyan diğer hastalıklara yol açabilir.

Yüksek kolesterol belirtileri;

Basitçe özetlemek gerekirse, iyi (HDL) ve kötü (LDL) olarak 2 ana kolesterol tipi bulunmaktadır.

İyi kolesterol, kötü kolesterol seviyesinin düşürülmesine ve damarlardaki plak tabakalarının temizlenmesine yardımcı olurken, kötü kolesterol damar tıkanıklığına, kalp hastalıklarına ve kan dolaşımı sorunlarına yol açar.

Yüksek kolesterolü, sağlık açısından bu kadar tehlikeli yapan şey genellikle kötü kolesterolü yüksek olan kişilerde herhangi bir belirti görülmemesidir.

Yani, uzun yıllar yüksek kolesterol seviyeleriyle yaşasanız dahi damar veya kalple ilgili bir sorun yaşanmadıkça kolesterol seviyenizin normalden yüksek olduğunu fark etmeyebilirsiniz. Eğer bu dönemde kolesterol ölçümü yaptırmadıysanız kolesterol damarlarda birikmeye başlamış olabilir.

Yüksek kolesterol sizi hasta yapmaz, günlük yaşantınızı etkilemez, belirtisi yok denebilecek kadar azdır ve genellikle rutin kontroller sırasında yapılan testlerle belirlenebilmektedir.

Nadir olmakla birlikte yüksek kolesterolü bulunan bazı kişilerde, cilt tabakasında biriken kolesterol göz çevresiyle el ve ayaklarda kabarıklıklara yol açabilir. Bu kabarıklıklar yağ bezesine benzer şekillerde görülebilir.

Yüksek kolesterolün riskleri;

Kolesterolün yüksek olup olmadığını bilmemek maalesef yol açabileceği hastalıkları önlemez. Uzun süre yüksek kolesterolü bulunan kişilerin karşılaşabileceği en büyük tehlikelerden biri damar tıkanıklığıdır.

Kolesterolün damar duvarına yapışmasıyla başlayan süreç, zaman içinde damarın elastikiyetini kaybederek sertleşmesi ve kan akışı için kullanılan yolun daralmasıyla devam eder.

Bu plaklar damarları çatlatabilir ve çatlaklarda kan pıhtılaşması oluşabilir. Pıhtılaşma, zaten kolesterol birikimi nedeniyle daralan damarı iyice daraltabilir ve kan akışını durma noktasına getirebilir. Tüm bunların sonucunda da inme ve kalp krizi gibi hayati tehlike yaratan sağlık sorunları görülebilir.

Kolesterol neden yükselir?

Kolesterol vücudumuz tarafından (karaciğer) üretilebildiği için gıdalardan aldığımız kolesterol genel olarak kolesterol fazlası olarak kabul edilebilir.

Omega 3 ve omega 6 gibi esansiyel yağ asitleri içeren gıdalar (badem, keten tohumu, balık, fındık…) sağlıklı yağ ve iyi kolesterol kaynakları arasında gösterilirken, doymuş yağ oranı yüksek gıdalar (margarin, tereyağ, yağlı peynir, tam yağlı süt…), trans yağ içeren gıdalar (kızarmış patates, krakerler, kızartma yemekler, hazır kurabiye, fast-food…) yüksek kolesterol tetikleyicileri arasındadır.

Fiziksel olarak aktif olmamak, spordan uzak durmak ve aşırı kilolu olmak yüksek kolesterolün diğer nedenleri arasında sayılmaktadır. Tabii her fazla kilosu bulunan insanın kolesterol seviyesi yüksek olacak diye bir genelleme yapmak doğru olmaz ancak, fazla kilosu bulunanların çoğunda yüksek kolesterol görülmektedir.

Yaş aldıkça kolesterol seviyesi de artmaya başlar. Bu nedenle uzmanlar, 20 yaşından sonra her 5 senede bir, 40 yaşından sonra her 1-2 senede bir kolesterol ölçümü yaptırılmasını öneriyor.

Eğer yüksek kolesterolünüz varsa ve bunu beslenme ile kontrol altında tutmaya çalışıyorsanız, hangi yaşta olduğunuza bağlı olmadan, her yıl kolesterol ölçümü yaptırmanız gerekiyor. Kolesterol ilacı kullanıyorsanız doktorunuz büyük ihtimalle her 6 ayda bir kolesterol ölçümü isteyecektir.

Düzenli olarak egzersiz yapmanıza ve ideal kilonuzda olmanıza rağmen kolesterolünüz yüksek çıktıysa bunun nedeni aile bireylerinizden birinin kolesterolünün yüksek olması olabilir. Yüksek kolesterol genetikle yakından ilgilidir ve kalıtımsal olarak diğer aile bireylerine miras kalabilir. Son olarak, hipotiroid, şeker hastalığı, böbrek ve karaciğer hastalıkları gibi bazı hastalıkların kolesterolü yükselttiği bilinmektedir.

Yüksek kolesterol tanısı nasıl koyulur?

Kolesterol seviyesinin ölçümü için laboratuvar testi yapılması gerekir. Kan tahlili öncesinde test sonuçlarının etkilenmemesi için 12 saatlik açlık gerekir. Alınan kan numunesinde kan düzeyindeki LDL, HDL ve trigliserid düzeyleri ölçülür ve oranları belirlenir.

Trigliserid, kanda bulunan bir diğer lipit türüdür ve vücudun ihtiyaç duymadığı yağlar trigliserid formunda depolanır. Sağlıklı bireylerde LDL düzeyi 130 mg/dL, total kolesterol 200 ml/dL ve trigliserid 150 mg/dL düzeyinin altındadır. HDL ise kadınlarda 40 mg/dL, erkeklerde ise 50 mg/dL değerinin üzerinde olmalıdır. Elde edilen veriler ışığında kolesterol tanısı koyulur.

Yüksek kolesterol nasıl tedavi edilebilir?

Kolesterol tedavisi, ilaçlı olarak yapılsa da tedavi mutlaka yaşam tarzı değişikliğiyle desteklenmelidir. Farklı bir deyişle tek başına ilaç tedavisi kolesterolün dengelenmesini sağlayamaz. Lipit değerlerinin düşürülmesi için en iyi yol, yaşam tarzının değiştirilmesidir. Yağlı besinlerin tüketiminin sınırlandırılması, sıvı yağ tüketiminin tercih edilmesi, besleyici değeri düşük yüksek kalorili besinlerden kaçınılması, düzenli egzersiz yapılması, fazla kiloların verilmesi, iyi kolesterol düzeyinin artmasını ve trigliserid değerinin düşmesini sağlar. Ayrıca düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme, LDL düzeyinin de %10 ila %15 oranında düşmesini sağlayabilir. Yaşam tarzında yapılan değişikliklerle kolesterol düzeyi çoğunlukla istenilen düzeye geriler. Bu durumda tedavi için ilaç kullanılmasına gerek kalmaz. Ancak tüm çabalara rağmen kolesterol seviyesinin dengelenmemesi durumunda tedavi ilaçla desteklenir.

Kolesterol diyeti;

Hekimin önerileri de göz önünde bulundurularak diyetisyen tarafından hazırlanacak olan bir beslenme planı uygulanarak beslenme yolu ile vücuda alınan kolesterol miktarının azaltılması, bu sayede kandaki yüksek kolesterol düzeyinin normale indirilmesi amaçlanır. Kolesterolün tamamı hayvansal kaynaklı besinler ve hayvansal yağlar ile vücuda alınmakta olduğu için bu besinlerin beslenme planı içerisine dengeli bir şekilde dağıtılması ile kolesterol diyeti hazırlanır. Bu diyet ile vücuda günlük olarak alınan kolesterol miktarı 300 mg’ın altında tutulabilir.

Süt ve süt ürünlerinin yarım yağlı veya yağsız olanlarının tercih edilmesi, kolesterol seviyelerinin dengelenmesine yardımcı olan Omega 3 ve Omega 9 yağ asitlerini içeren besinlerin tüketilmesi, kırmızı et tüketiminin haftada 1-2 günü geçmemesi, tavuk etinin yağlardan zengin olan derisiz kısımlarının tercih edilmesi diyetin temel ilkeleri arasında yer alır. Kolesterol diyeti uygulayan kişilerde kolesterol seviyesini yükselten ve vücuda daha pek çok farklı zarara yol açan trans yağ asitlerini içeren fast food ürünlerinin de tüketilmemesi gerekir. Tereyağı ve kuyruk yağı gibi hayvansal kaynaklı yağlar diyetten çıkarılırken taze sebze ve meyve tüketimine ağırlık verilir.

Kolesterol diyetlerinde oldukça fazla tartışılan bir besin olan yumurta hakkında bilim dünyasında pek çok farklı görüş bulunmaktadır. Fakat son yapılan çalışmalarda yumurtanın kolesterol içeriğinin yüksek görünmesine karşın yağ asidi örüntüsünün oldukça dengeli olması nedeniyle kan kolesterolünü yükseltici etki sağlamadığı üzerinde durulmaktadır. Bu nedenle protein kalitesi oldukça yüksek ve besleyici olan yumurtanın kolesterol diyetlerinde haftada 2-3 kez tüketiminde herhangi bir sakınca olmadığı belirtilmektedir. Eğer siz de yüksek kolesterol tanısı almış bir birey iseniz bir sağlık kuruluşuna başvurarak rutin kan testlerinizi düzenli olarak yaptırmalı hekiminizin vereceği öneriler doğrultusunda tedavi planınızı uygulamaya özen göstermelisiniz.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kolesistit nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Kolesistit, karnın sağ tarafında yer alan armut şeklindeki sindirim organı olan Safra Kesesinin akut veya kronik iltihaplanması durumudur. Safra kesesi iltihap sırasında şişer ve kırmızılaşır. Organda sıvı birikimi, ikincil bir enfeksiyon geliştirebilir.

Karın ağrısı, kusma ve ateşe neden olabilen Safra Kesesi iltihaplanmasının iki çeşidi vardır. Akut veya kronik iltihaplanmadır.

  • Kronik safra kesesi iltihabı’nda safra kesesi büzülür, gereği gibi çalışamaz hale gelir. Hastanın karnında, özellikle yemeklerden sonra gaz ve gerginlik vardır. Ayrıca sağ taraftan başlayıp, kaburgaların altına kadar yayılan geçici bir ağrı ve sarılık nöbetleri de görülür. Bu hastalık genellikle 40 yaşını geçmiş şişman kadınlarda görülür
  • Akut safra kesesi iltihabı bilhassa, safra yollarına yerleşmiş taşın neden olduğu bir hastalıktır. Hastada karnın sağ üst kısmına gelen ani, şiddetli ve çabuk gelişen, sırta, hatta sağ omuzun ucuna kadar yayılan ağrı vardır. Ateş artar, kusma ve bulantı görülür

Nedenleri;

Safra kesesi iltihabı vakalarının çoğunda safra kesesi taşları görülür. Bunlar safra pigmentleri, kolesterol ve kalsiyum tuzlarından oluşan küçük kristal benzeri kitlelerdir. Safra taşları genellikle kendi başlarına semptomlara neden olmaz. Safra kesesi iltihabı riski yaşla birlikte artmaktadır. Diğer risk faktörleri şunlardır:

  • Safra kanalını tıkayacak ve sıkıştıracak şekilde oluşan ve büyüyen tümörler
  • Her hangi yaralanma, darbe ve travma
  • Safra kanalı tıkanıklığı
  • Enfeksiyon
  • Kan damarı sorunları
  • Gebelik
  • Şişmanlık
  • Diyabet
  • Safra taşı geçmişi
  • Hızlı kilo kaybı
  • Kadınlarda aybaşı halleri
  • Soğuk algınlığı
  • Mide rahatsızlıkları
  • Bağırsak hastalıkları
  • Karaciğer hastalıkları
  • Böbrek veya kalp hastalıkları
  • İsteri
  • Yorgunluk
  • Stres
  • İştahsızlık

Belirtileri;

  • Mide ağrıs
  • Bulantı veya kusma
  • Baş ağrısı
  • İştahsızlık
  • Aniden çıkan ateş
  • Baş dönmesi
  • Dilde beyaz pas
  • Yorgunluk görülür
  • Midenin üzerine bastırılınca da ağrı hissedilir

Bu belirtiler özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında artar.

Tedavisi;

Safra kesesi iltihabının uzun vadede tek çözümü, safra kesesinin alınmasıdır. Bu işlem esnasında şu anda kullanılan teknikler sayesinde, safra kesesi vücutta açılan 1 cm çapında bir delikten dışarı alınabilmektedir. Sürekli tekrarlayan vakalarda zaman kaybetmeden safra kesesi alınmalıdır.

İlaç tedavisi; İlaç tedavisi sadece safra kesesi iltihabının belirtilerini dindirir. Hastaya sıvı, antibiyotik ve ağrı kesici verilir. Ne yazık ki safra kesesi iltihabını tekrarlamayacak şekilde tedavi edecek bir ilaç tedavisi henüz geliştirilmemiştir.

Taş aldırma; Cerrahi operasyonla safra kanalında oluşan taşlar alınabilir. Ancak tecrübeler göstermiştir ki operasyondan kısa bir süre sonra tekrar taş oluşumu başlar.

Paylaşın

KOAH nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı kelimelerinin baş harfleri ile adlandırılan KOAH, akciğerlerdeki hava keseciklerinin iltihapla tıkanması sonucunda, şiddetli öksürük gibi şikâyetlere yol açan kronik bir hastalıktır. KOAH’ ın akciğerde yarattığı değişiklikler diğer hastalıklara da sebep olabilmektedir. Bu yüzden KOAH hastası olan kişilerde bu hastalığa amfizem ve kronik bronşit gibi tanılar da eşlik edebilir.

Nefes alma ile birlikte akciğerlere dolan temiz hava bronşlar tarafından emilir ve temiz hava içerisinde yer alan oksijen, kan ile dokulara ulaştırılır. Koah hastalığının oluştuğunda bronşlar tıkanarak akciğer kapasitesinin büyük oranda azalmasına neden olur. Bu durumda alınan temiz hava akciğerlerden yeteri kadar emilemez, dolayısıyla kan ile dokulara yeterli oksijen iletimi sağlanamaz.

Nedenleri;

  • Sigara, pipo, nargile gibi tütünlerin tüketimi en büyük nedenler arasındadır.
  • Hava kirliliğinden kaynaklı çeşitli gazlar, nefes alışverişlerde zorluklar yaratır.
  • Kimyasallar
  • Yakıtlar
  • Genetik faktörler

Belirtileri; Öksürük, balgam, nefes darlığıdır. Diğer şikayetler ise:

  • Bol terleme
  • Dilde, dudaklarda, parmak uçlarında morarma
  • Şiddetli baş ağrısı
  • Çarpıntı
  • Gündüzleri uyuklama, geceleri uykusuzluk
  • Zihinsel faaliyetlerde azalma, unutkanlık, dikkatsizlik
  • Aşırı sinirlilik
  • Şiddetli halsizlik, yorgunluk
  • Zayıflama
  • Cinsel güçte azalma
  • Mide rahatsızlıkları, karında şişkinlik ve hazımsızlık
  • Kabızlık
  • Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, yanma hissi
  • Ellerde titreme

Hastalığın ilk yıllarında sabahları öksürük ve balgam çıkarma şikayetleri varken sigara içmeye devam edilirse hastalık ilerler, öksürük şiddetlenir, balgam miktarı artar. Daha sonra nefes darlığı şikayeti ortaya çıkar. Hastalığın erken dönemlerinde hızlı yürüme, merdiven çıkma, koşma gibi eforlarda nefes darlığı hissedilirken hastalık ilerledikçe istirahatte dahi nefes darlığı oluşur.

Hastaların şikayetleri kirli ve soğuk havalarda, kış aylarında ve nezle, grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonları ile artış gösterir. Ağır KOAH hastalarında sadece akciğerlere yönelik şikayetler ortaya çıkmaz, kalp ve dolaşım bozukluklarına bağlı şikayetler de görülmeye başlar. Hastalığın ilerlemesi ile oksijen destek tedavisi ve solunum cihazına bağlanma ihtiyacı gelişebilir.

Tanısı;

KOAH tanısı kişinin muayenesi sonrası şikayetleri de göz önünde bulundurularak konulmaktadır. KOAH tanısı için hekiminiz tarafından birden fazla test önerilebilir. Bu testlerden bazıları; Akciğer röntgeni, kan sayımı, biyokimya, arteryal kan gazı tayini, solunum testi ve hekim tarafından gerekli görülmesi durumunda tomografi çekimidir.

Solunum fonksiyon testi (spirometri) KOAH tanısının kesinleştirilmesinde kullanılan bir tetkiktir. Uzun dönemli nefes darlığı, öksürük ve balgam şikayeti olan, sigara kullanma öyküsü bulunan hastaların solunum hacimleri ve havanın solunma hızı tespit edilerek KOAH tanısının konmasında ve diğer akciğer hastalıklarından ayrıştırılmasında büyük önem taşımaktadır.

Akciğer röntgeni ile kan tetkikleri, özellikle bir akciğer enfeksiyonu şüphesinde kullanılmaktadır. Arteryal kan gazı ise solunum yetmezliği durumunda, yetmezliğin seviyesini ve türünü saptamak için kullanılmaktadır.

Tedavisi;

Koah tedavisi genellikle hastalığın ortadan kaldırılmasına yönelik değil, belirti ve rahatsızlıkların şiddetinin azaltılmasına yönelik girişimler içerir. Bu noktada tedavi için uygulanacak ilk adım, eğer kullanılıyorsa sigaranın bırakılması ve hava kirliliği bulunan ortamlardan uzaklaşılması olmalıdır. Sigaranın bırakılması ile birlikte bronşlardaki tıkanıklık şiddeti bir nebze hafifler ve kişinin nefes darlığı şikayeti büyük oranda azalır.

Tedavide önemli noktalar;

  • Sigara mutlaka bırakılmalıdır
  • Tozlu ve dumanlı ortamlarda bulunulmamalıdır
  • İnhaler tedavisi dediğimiz nefes yoluyla alınan spreylerin doktorun önerdiği doz ve şekilde kullanılması önemlidir
  • İlerlemiş hastalıkta oksijen tedavisi gerekebilir, önerilen sürede kullanılmalıdır
  • Koruyucu aşıların, grip ve zatürre aşısı gibi yaptırılması önemlidir
  • Düzenli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmeli, kilo almamaya özen gösterilmelidir
  • Düzenli doktor kontrollerine gitmek hastalığın kontrol altına alınması, alevlenmelerin yaşanmaması, daha kaliteli bir yaşam için önemlidir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın