Petrol fiyatları 60 doların altına geriledi

Petrol fiyatları, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) toplantısı öncesinde art arda üç gün kayıp yaşayarak varil başına 60 doların altına geriledi.

Haber Merkezi / OPEC+ koalisyonu, perşembe günü yapacakları toplantıda üretim kesintilerini gevşetip gevşetmeyeceklerine dair karar verecek. Suudi Arabistan ise ülkeleri dikkatli bir şekilde karar almaları konusunda uyarıyor.

OPEC+’ın kesintilerine ek olarak ham petrolün toparlanmasında Asya piyasalarındaki talep de etkili oldu. ABD Başkanı Joe Biden’ın 1,9 trilyon dolarlık teşvik paketine bir adım daha yaklaşılması da petrol fiyatlarını destekledi.

Paylaşın

Takipte borcu olanlara yeni ödeme imkanı!

Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgını tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ekonomik kayıplara neden olurken Ziraat Bankası, takipte borcu bulunan müşterilerine yeni bir ödeme imkanı sağlayacağını açıkladı.

Haber Merkezi / 8 Mart-30 Haziran 2021 tarihleri arasında geçerli olacak hizmet uygulamasına ilişkin Ziraat Bankası’ndan yapılan açıklama şu şekilde;

“Bu imkan ile takip hesaplarında borcu bulunan kurumsal, tarımsal ve bireysel müşterilerinin, vadesinde ve/veya ödenmesi gereken tarihte ödeyemeyerek 31.12.2020 tarihi itibarıyla takip hesaplarına intikal etmiş kredilerine ödeme kolaylığı sunuluyor.” ifadelerinin yer aldığı açıklamanın devamı şöyle;

Temerrüt faizi dahil takip borcu 1 milyon TL’yi geçmemek üzere; bireysel, tarımsal ve kurumsal müşteriler için takibe intikal bakiyesi, aşağıda belirlenmiş tutarlar içerisinde kalan müşteriler, takipteki borçlarını tek seferde ödemek kaydıyla bu imkandan yararlanabileceklerdir.

Bu imkandan yararlanmak isteyen müşterilerden, borçlarının takibe intikal ettiği tarihten sonraki dönem için temerrüt veya başka ad altında herhangi bir faiz tahsil edilmeyecektir. Diğer bir ifade ile Ziraat Bankası müşterileri, takip hesaplarına aktarıldığı tarihteki bakiyelerini tek seferde ödedikleri takdirde, takip tarihinden borcun kapandığı tarihe kadar işlemiş olan faizi ödemek durumunda kalmayacaklardır.

Uygulama, 8 Mart 2021 – 30 Haziran 2021 tarihleri arasında geçerli olacaktır. Takip hesaplarına intikal bakiyesine ilişkin sınırlar; bireysel kredi müşterileri için 100 Bin TL, tarımsal kredi müşterileri için 500 Bin TL ve diğer kurumsal kredi müşterileri için ise 500 Bin TL olarak belirlenmiştir.”

 

Paylaşın

2021’in ilk ayında 23 kadın erkekler tarafından öldürüldü

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 2021 Ocak ayı içerisinde 23 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 14 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulunduğunu açıkladı. Ocak ayı içerisinde öldürülen kadınların yüzde 70’i evlerinde öldürüldü.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 2021 Ocak ayı raporunu yayımladı. Rapora göre 2021’in ilk ayında 23 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 14 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Öldürülen 23 kadından 16’sının neden öldürüldüğü tespit edilemedi. Kadınlardan 2’si ekonomik, 5’i ise boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak isterken öldürüldü.

Ocak ayında öldürülen 23 kadının 7’si evli olduğu erkek, 6’sı birlikte olduğu erkek, 2’si eskiden birlikte olduğu erkek, 2’si akraba, 1’i eskiden evli olduğu erkek, 1’i babası, 1’i ise oğlu tarafından öldürüldü. 3 kadının ölümüne sebep olan kişilerin yakınlık durumu ise tespit edilemedi.

Bu ay öldürülen kadınların yüzde 70’i evlerinde öldürüldü. Kadınların 16’sı evinde, 2’si sokak ortasında, 1’i arabada, 1’i arazide, 1’i ıssız yerde, 1’i de otelde öldürülürken, 1’inin öldürüldüğü yer tespit edilemedi. Kadınların 12’si ateşli silahlarla, 6’sı kesici aletle, 4’ü ise boğularak katledildi. 1 kadının ise nasıl öldürüldüğü tespit edilemedi. Ocak ayında en çok kadın cinayetinin işlendiği il ise İstanbul oldu. İstanbul’da Ocak ayında 7 kadın katledildi.

Paylaşın

Niğde’de bir kadın boşandığı eşi tarafından öldürüldü

Niğde’de boşandığı eşi M.K. tarafından kesici aletle ağır yaralanan Halime T. isimli kadın kaldırıldığı hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. M.K güvenlik görevlileri tarafından gözaltına aldı.

Niğde’nin Yukarı Kayabaşı Mahallesi Süleyman Fethi Caddesi’nde Halime T., boşandığı eşi M.K. tarafından kesici aletle ağır yaralandı.

Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Ambulansla Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Halime T., müdahalelere rağmen kurtarılamadı. M.K, güvenlik görevlileri tarafından bir süre sonra gözaltına aldı.

Paylaşın

“8 Mart’ın resmi tatil olması” kanun teklifi TBMM’ye sunuldu

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün resmi tatil günü ilan edilmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) kanun teklifi sundu.

HDP’li Güzel, aynı zamanda pandemide kadın emeği ve kreş hakkına ilişkin Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’a da soru önergesi sundu.

Pandemi sürecinde kadın işsizliğinin arttığına dikkat çekilen önergede, DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) yayınladığı son rapora göre kadın işgücünün son bir yılda 867 bin kişi azalarak 10 milyon 596 bine gerilediğinin altı çizilen önergede, kadın iş gücünün son bir yılda yüzde 8,2 azaldığı kaydedildi.

HDP’li Güzel, Bakan Selçuk’un cevaplaması istemiyle şu soruları yöneltti:

– DİSK-AR’ın açıkladığı verilere ve kamu işyerlerinde örgütlü konfederasyon KESK’in açıklamalarına göre artan kadın işsizliği ve yoksulluğuna dair Bakanlık olarak yürütmekte olduğunuz bir çalışma var mıdır? Kadın işsizliğini azaltmak ve istihdamını arttırmak için hangi politikalar yürütülmektedir?

– Kadınların iş yaşamına ve toplumsal yaşama eşit biçimde katılımını sağlamak adına işgücü piyasalarındaki cinsiyetçi uygulamalara son verilip, sendikal haklar ile sağlık ve sosyal güvenlik hakkının güvence altına alınması, bakım emeğinin kamusal, kurumsal hizmetler olarak sunulması için yürütmekte olduğunuz çalışmalar nelerdir?

– Kamu kurum ve kuruluşlarında kadın istihdam ve yönetici oranı nedir? Bu oranın kurumlara göre dağılımı nedir?

– Pandemiyle birlikte yaygınlaştırılan esnek çalışma biçimlerinin uygulandığı sektörler hangileridir?

– Türkiye’de 0-4 yaş aralığı için hizmet veren kreş sayısı kaçtır? Bunların ne kadarı kamu kesiminde ne kadarı özel sektördedir?

– Pandemide yaygınlaştırılan evden, esnek çalışma biçimiyle kadınlar için artan bakım emeği ve iş yüküne karşı ne gibi önlemler alınmıştır?

– Pandemi ile birlikte yaygınlaştırılan esnek çalışma biçimiyle, kadınların sosyal, ekonomik ve özlük haklarının korunmasına dair ne gibi tedbirler alınmış ve uygulanmıştır?

– Pandemi ile yaygınlaştırılan esnek, yarı zamanlı çalışma biçiminin kadın emeği sömürüsünü derinleştirdiğine dair tepkiler bu denli yükselmişken, kadınların tam zamanlı ve güvenceli işlerle işgücüne katılımını sağlamak için gerekli adımlar atılacak mıdır?

Paylaşın

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’den Nakliyat-İş Sendikası’na destek

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB), “Yemek Sepeti işçilerinin ve DİSK/Nakliyat-İş Sendikası’nın haklı mücadelesi destekliyoruz.” açıklamasında bulundu.

“Yemek Sepeti yönetimini işçilerin kararına, iradesine, hukukuna saygı göstermeye, Başta Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olmak üzere tüm yetkilileri hileli yollar kullanarak işçilerin haklarını kullanmalarını engellemeye çalışanlara karşı göreve çağırıyoruz.” ifadelerinin yer aldığı açıklama şöyle;

“Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın resmi verilerine göre, Yemek Sepeti Elektronik İletişim Perakende Gıda Lojistik Anonim Şirketi işletmesinde Türkiye genelinde 2021 Ocak ayı itibarıyla 6200 işçi çalışmaktadır.

Yemek Sepeti işçileri, insanca yaşayabilecek bir ücret ve insan onuruna yaraşır çalışma koşulları için anayasal haklarını kullanarak DİSK üyesi Nakliyat-İş Sendikası’nda örgütlenmeye, üye olmaya başlamışlardır.

2020 yılının son aylarında başlayan bu süreç, 2021 Ocak ayında daha da hızlanarak devam etmiştir.

6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası’na uygun olarak DİSK/Nakliyat-İş Sendikası’nın Toplu İş Sözleşmesi için Bakanlığa yetki başvurusu aşamasında işveren, işyerinin SGK kayıtlarında hukuka aykırı bir müdahale yaparak işçilerin bulunduğu “Taşımacılık” işkolunu, “Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar” işkolu olarak değiştirmiştir. Bunun sonucu olarak işyerinde çalışan 2.000’e yakın işçinin Nakliyat-İş Sendikası üyeliği düşmüştür.

Yemek Sepeti yönetimi bu şaibeli, muvazaalı girişimle işçilerin Anayasa, uluslararası sözleşmeler ve yasalardan kaynaklanan örgütlenme ve toplu sözleşme haklarını açık bir şekilde çiğnemiştir.

İşçilerin DİSK’i, Nakliyat-İş Sendikası’nı seçmeleri haklarını kullanmalarının ve özgür iradelerinin bir sonucudur. Başta işveren olmak üzere herkes bu haklara ve işçilerin özgür iradesine saygı göstermelidir.

Bizler;

Yemek Sepeti yönetimini işçilerin kararına, iradesine, hukukuna saygı göstermeye,

Başta Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olmak üzere tüm yetkilileri hileli yollar kullanarak işçilerin haklarını kullanmalarını engellemeye çalışanlara karşı göreve çağırıyoruz.

Yemek Sepeti işçilerinin ve DİSK/Nakliyat-İş Sendikası’nın haklı mücadelesi destekliyoruz.”

Paylaşın

‘Emekli Sendikaları Koordinasyonu’ kuruldu

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Emekli-Sen, Tüm Emekli-Sen, Emekliler Dayanışma Sendikası (EDS), İstanbul Emekli Sendikaları Koordinasyonu emeklilerin sorunlarının çözümüne dair ‘güç-birliği, birleşik mücadele’ ekseninde kurulduğunu açıkladı.

İstanbul Emekli Sendikaları Koordinasyonu’nun kuruluş amacına yönelik yapılan açıklamada, “Gerçekleştirilen toplantılarda, sendikalar arasındaki ilişkilerin, “siyasal iktidarın politikaları, emeklilerin yaşadığı ekonomik, sosyal, siyasal, psikolojik ve kültürel sorunları ve bunlara çözüm olacak taleplerimizi, emeklilerin sendikal örgütlenmede karşılaştıkları sorunlar vb. birçok konuda ortak görüşlere sahip olunduğu tespit edilmiştir” ifadeleri yer aldı.

Koordinasyonun iktidar karşısında emekli hareketinin ve sınıf mücadelesinin kazanımlarına ulaşmasında önemli etki sağlıyacağına inandıklarını ve atılan bu somut adımın “güç-birliği, birleşik mücadele” konusunda önemli katkıları olacağı ifade edildi.

Emekli Sendikaları Koordinasyonu’nun yaptığı açıklamanın tamamı şu şekilde:

“İstanbul’da bir araya gelen emekli sendikalarımıza bağlı temsilcilerimiz, ekonomik-demokratik mücadelemizde eylem ve güç birliği sağlamak amacıyla “İSTANBUL EMEKLİ SENDİKALARI KOORDİNASYONU” nu oluşturmuştur.

İstanbul Emekli Sendikaları Koordinasyonuna neden ihtiyaç duyduk?

Biz emeklilere dayatılan insanlık dışı toplumsal koşullarda, emekli sendikalarımızın birleşik mücadele vermesi kaçınılmazdır!

COVİD19 salgınıyla birlikte yaşanan ekonomik krizin faturası emeklilere, işçilere, memurlara, çiftçilere ve küçük esnafa çıkarılıyor. Temel tüketim maddeleri olsun, elektrik-su-doğal gaz faturaları olsun % 40 ların üzerindeki zamlarla açlık ve yoksulluğun dayatıldığı süreçteyiz.

İçerisine itildiğimiz sefaletin yanı sıra, en küçük demokratik hak kullanımında dahi baskı ve yasaklamalar giderek artmış ve bu durum zulüm halini almıştır. Bırakalım işçilerin sendikalaşma hakkını özgürce kullanmasını, emeklilerin sendikal örgütlenme hakkının dahi engellenmeye çalışıldığı günlerden geçiyoruz. Yazılı ve görsel medya üzerindeki baskılar ve özgürlüklerin kısıtlanması, eğitim ve sağlık haklarındaki gerilikler, kadına şiddet, hukuksuzluk ve adaletsizlik vb. unsurlarıyla, yaşam bizlere açıkça zehir edilmektedir.

Giderek ağırlaşan salgın koşullarında, emekli maaşlarına yapılan ‘sefalet zamlarıyla’ karşılaştık. Biz emekliler temel ihtiyaçlarımızı dahi karşılayamaz olduk.

AKP iktidarı dahil tüm sermaye güçleri servetlerine servet katarken, BİZ EMEKLİLER ASGARİ GEÇİM STANDARTLARINA DAHİ ULAŞAMIYORUZ!

Evet güncel yaşamımız çok sorunludur ve geleceğimize ilişkin umutlarımız tüketilmek istenmektedir.

Ülkemizde yaşayan 13 milyon emekli ve yaşlı insanımız bu tablodan çok etkilenmekledir. Bizler, İstanbul emekli sendikalarından üyeler olarak, yaşam umudumuzu ve mücadele kararlılığımızı yitirmiş değiliz.

Artık yeter! Biz emekliler açlık, yoksulluk, aşağılanmak, yalan ve talan düzeni istemiyoruz!

Değerli basın mensupları, emek kamuoyu ve sevgili emekliler,

Güncel sürecin getirdiği görev ve sorumlulukların bilinciyle, emekli sendikalarımız arasında güç birliği ve dayanışma gerekliliğine inanıyoruz. İstanbul’da, emekli sendikalarımızın değişik şubelerinden katılan temsilcilerimiz tarafından düzenlenen toplantılar yaptık. Örgütlü emeklilere yakışan hoşgörü ve olgunluk düzeyimizle, emekli mücadelemizi ve güç birliği konusunu tartıştık. Bu konuda sendikalarımızı ve üyelerimizi ayrıntılı bilgilendirdik. Sonuç olarak ayrı sendikal kanallarda yürüttüğümüz emekli mücadelemizi, koordinasyon çatısı altında omuz omuza vererek, sınıf dayanışması bilinciyle sürdürmeye karar verdik.

Demokratik bir zeminde, özgür ve bağımsız iradelerimizle İstanbul Emekli Sendikaları Koordinasyonu ’nu (İstanbul-ESK) kurmuş bulunuyoruz. Koordinasyon oluşumunda DİSK-EMEKLİ SEN, EMEKLİLER DAYANIŞMA SENDİKASI ve TÜM EMEKLİLER SENDİKASI’ nın İstanbul şubelerinden katılan temsilcilerimiz yer almaktadır.

Sendikalarımız arasında gerçekleştirdiğimiz güç ve eylem birlikteliği; diğer emekli oluşumlarının, emekli dostlarımızın destek ve sahiplenişiyle de yeni boyutlar kazanacaktır. Bu öngörüyle, güç birliği ve dayanışmamızı ülkeye ve uluslararası platformlara taşıma ufkumuzu ifade ediyoruz.

Ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik vb. toplumsal koşullardan kaynaklanan taleplerimiz ve insan onuruna yakışır koşullarda yaşamak arzumuz ve mücadelemiz ortak paydamızdır.

Örneğin ülke GSMH’sına verdiğimiz emeklerin ve birikimlerin karşılığı olarak, emeklilik haklarımızı adaletli biçimde almak ve kullanmak istiyoruz. Bu amaçla, devlet ve ilgili sosyal güvenlik kurumlarıyla emeklilere ait TOPLU SÖZLEŞME yapmak istiyoruz. Biz emekliler adına birilerinin yarım ağızla konuşmasını kabul etmiyoruz. Artık sermayenin ve devletin tek taraflı belirlediği hukuku istemiyoruz. Emekli ve yaşlılar tarafı olarak sözleşme masasında, toplu sözleşme hakkımızı kullanmalıyız.

İstanbul Emekli Sendikaları Koordinasyonu, bu ortak zeminlerde örgütlenecek, etkinlik ve eylemleriyle kararlı mücadelesini sürdürecektir. Kapitalist sisteme, sermaye güçleri ve siyasal iktidarına karşı, emekli sendikalarımız ve üyelerimiz omuz omuza olacaktır.

Başta emekliler olmak üzere, emek ve meslek örgütlerini, aydınları ve sanatçıları, insan haklarından yana olan tüm emek dostlarını; emeklilerin ve emekli örgütlerinin haklı mücadelesinde yanımızda göreceğimize inanıyoruz.

İnsanlık dışı koşulları, açlık ve sefaleti hak etmiyoruz! Sadece onurumuzla insanca yaşamak istiyoruz.

Sevgi ve saygıyla…”

Paylaşın

Emeklilerin sorunları TBMM’ye taşındı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana Milletvekili Tulay Hatimoğulları, emeklilerin durumunu önceki gün TBMM oturumunda gündeme getirdi ve iletilen sorulara bakandan yanıt istedi.

Sendika kurma hakları davalar yoluyla ellerinden alınmak istenen Tüm Emekliler Sendikasının gündeme getirdiği sorunu ve güncel süreçte de yaşanmakta olan emeklilerin sorun ve taleplerini Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’a şu sorularla soruldu.

Aşağıdaki sorularımın, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk tarafından Anayasa’nın 98. ve TBMM İçtüzüğü ’nün 96 ile 99. maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Tüm Emekliler Sendikası’nın 13 Kasım 2020 tarihinde yayınladığı açıklamada; emekliler için uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan sendika kurma hakkının mahkemeler vasıtasıyla ellerinden alınmaya çalışıldığını, uluslararası sözleşmelere uygun iç hukukta düzenlemeler yapılması gerekirken, emeklilerin 25 yıllık sendikal geçmişinin ve kazanımlarının yok sayılmaya çalışıldığı ifade edilmiştir.

2021 Bütçesinin de değerlendirildiği açıklamada; “Türkiye’de 8 milyon emekli asgari ücretin altında ücret almaktadır. Hazine katkısı ile aylık ödemeler 1500 TL’ye çekilmiş olsa da zamlar gerçek ücretlerine yapılmakta gerçek ücretleri hazine katkılı düzeye gelinceye kadar aldıkları aylık sabit kalmaktadır. Bu uygulama emeklileri açlığa mahkum etmenin başka bir yoludur. 2021 yılı için emeklilere reva görülen zam oranı 3+3 ve enflasyon farkıdır. Zam oranlarının vicdansızlığı ve komikliği bir tarafa, enflasyon oranlarının siyasi iktidarın işine geldiği gibi hesaplanıp açıklandığını bilinmektedir. Dolayısıyla 2021 bütçesi emekliler açısından sefalet ve yoksulluk demektir.” ifadeleri yer almıştır.

Bu bütçe teklifinde emeklilerin sağlık haklarını iyileştirici bir politikanın varlığından bahsetmek mümkün değildir. İçinden geçtiğimiz pandemi koşulları nedeni ile emeklilerin yüküne bir de salgının yükü eklenmiştir.

Tüm emeklilerin sağlık hizmetlerinden parasız olarak yararlanması sağlanmalıdır.

Bu bağlamda;

1-Emeklilerin sendikalarına karşı neden kapatma davaları açılmıştır?

2-Davaların geri çekilmesi için Bakanlığınız tarafından adım atılacak mıdır?

3-Uluslararası sözleşmelerin tanıdığı haklar ve emeklilerin yıllardır sürdürülen mücadele ile elde ettiği kazanımların ve sendikal örgütlenme haklarının tanınması ve anayasal güvence altına alınması için çalışmalarınız var mıdır?

4-En düşük emekli aylığının talepleri doğrultusunda brüt asgari ücret tutarına yükseltilmesi için Bakanlığınızın çalışmaları var mıdır?

5-Emeklilerin yılda 4 defa aylık tutarında ikramiye verilmesi talebi karşılanacak mıdır?

6-Emeklilerden sağlık ve tedavi katkı paylarının alınmaması sağlanacak mıdır?

7-Salgın süresince emeklilerin elektrik, su ve ısınma giderlerinin karşılanması talebi için adım atılacak mıdır?

8-Salgın koşullarında yaşlılara, kronik rahatsızlığı olanlara destek verilmesi, ihtiyaçlarının karşılıksız sağlanması için çalışmalarınız var mıdır?

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Vatandaşın derdi bini aşmış gidiyor

“Türkiye’de çok sert bir siyaset var. Herkesin birbirine hakaretin sınırlarını zorladığı bir durum. Nasıl dayanıyorsunuz?” sorusuna İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Ben çok şeyi bir arada gördüm. 40 yaşında İçişleri Bakanı oldum. O zamanlar müthiş bir nezaket vardı. Yaşlılar gençlere el verirdi. O devrin siyasetçileri kitap okur, literatür takip ederlerdi. Kurşun gibi sözler olurdu ama Türkçe’nin güzelliği onu anlatamam.” şeklinde cevap verdi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, ünlü televizyoncu Armağan Çağlayan’ın Youtube’daki kanalında yayınlanan GörBeni programına konuk oldu. Akşener, programda Çağlayan’ın sorularına verdiği yanıtlar şu şekilde;

Türkiye’de giderek büyüyen bir siyasi partinin lideri olmak zor bir şey mi?

Zor.

Bu sizin küçüklükten beri hayaliniz mi siyasetle uğraşmak? Yoksa şartlar mı sizi buraya getirdi?

Hayalimdi, ben İzmit doğumluyum, Kocaeli’ndeki bütün ilçelerde yaşayan benim yaş grubumdan, tahsil yapmaya gayret etmiş ailesi tarafından okutulmuş kız çocuklarının bir hayali vardı, idolü vardı Leyla Atakan rahmetli. Benim Kocaeli’ne belediye başkanı olmak gibi bir hayalim vardı, milletvekilliği falan değil. Leyla abla belediye başkanıyken trafik kazasında hayatını kaybetmişti.

Abim MHP İl Başkanıydı 60 ihtilaline kadar. Biz çok siyasi bir aileyiz. Kadın olduğunuz zaman o yıllarda, siyaset yapmayı ailenizdeki erkekler üzerinden tanımlıyorsunuz. Abim siyasetçi, ailemde annemin dayısı İstanbul İl başkanı, çocukları ilçe başkanı, babamın tarafı rahmet İnönü ve Atatürk’ün arkadaşları böyle bir devlet ve siyaset kavramı olan bir ailenin kızıyım ben.

Abilerinizden birinin sol görüşlü olduğu söylenir?

Hayır, benim abim tek, eşim sol görüşlüdür. Eşim, CHP üyesi, üst kurul delegesi bir babanın oğlu. O devirde Mao’cu olmuş bir arkadaş… Doğu Perinçek benden hiç hoşlanmaz muhtemelen bir Mao’cu neferini ülkücü edip evlendiğim için olabilir. Ben il başkanının kız kardeşiyim. Ne kadar Marksist kitap varsa okumuştum, adamı ikna edeyim diye. Antitez geliştirmek için okumadığım kitap kalmadı ama başarılı oldum.

Okuldan mı tanışıyorsunuz?

Yok, komşuyuz biz.

Günde kaç saat çalışıyorsunuz? 

Vallaha ben de bilmiyorum. Ben uzun yıllardır politika yapıyorum 27 yıl olmuş. Bir kadın olarak siyasette bu kadar aktif bulunup siyasi olarak sağ kalan tek kadınım ben. Çok fırtınalı bir siyasi hayatım oldu. O dönem içerisinde zamanı kullanmayı öğreniyorsunuz. Ben politikaya başladığımda oğlum 13 yaşındaydı. Dolayısıyla bir planlamanız oluşuyor.

Fakat şöyle bir durum oluşuyor; Hem annesiniz hem eşsiziniz, hem politikacısınız vs kendinizle ilgili zaman ayıramıyorsunuz. Şahsi bir alan oluşmuyor temel zorluğu bu. Ben iyi kitap okuyan bir insandım akademi dünyasından geliyorum. Şu anda literatür takip ediyorum ama genellikle eşim okuyup özet çıkarır, iki yıldır da oğlum özet çıkarır. Roman okumayı, literatür takip etmeyi çok severdim ama şimdi o kadar vaktim yok.

Yemek yapıyor musunuz?

Şu anda çok fazla yaptığım söylenemez, Kovid döneminde yaptım. Çok iyi yemek yaparım. İzmit Kız Enstitüsünün yemek bölümü mezunuyum. Üniversiteden mezun olduktan sonra evlenmeden evvel “yemek pişirmeyi öğren kızım deyip” 2 yıllık yemek bölümü okudum bir de.

En çok hangi yemeğiniz meşhur?

Tandır gibi kuzu eti pişiririm, domatesli pilav, düğün çorbası bir de pastırmalı böreğim vardır kendime has. Yemek yemeyi severim ama dikkat ediyorum.

Çok yoruldum ben, artık birilerine bıraksam mı bu işi dediğiniz oluyor mu?

Oluyor tabii, şöyle; benim bugünkü pozisyonumu tamamen şartlar getirdi. Bazen düşünüyorum kelebek etkisi ne kadar önemliymiş. Eğer 7 Haziran 2015 seçimlerine giderken bana kocamı aldattığıma dair bir iftira atıldı. O iftira olmasaydı ve ben çok sert bir mücadele vermeseydim, böyle dost zannettiğiniz yüzüne ayna tutulup da bazı iğrençlikleri şahit olmamış olsaydım ve genç kadınların bilmediğiniz yerlerde her gün böyle tacizlere maruz kaldığını her alandan bahsediyorum şahit olmamış olsaydım bu yolculuk olmayabilirdi.

2015 son seçimim diyordum bir daha aday olmayı düşünmüyordum. O kavga buraya getirdi. 2017’de malum referandum oldu, o referandumda bireysel olarak şehir şehir gezerek, yapılmayacak bir gayretle, işin ucundan tutmadan gövdemle bir referandum karşıtlığı çalışması yaptım. Sonrası bu günü getirdi. Bunların hiçbiri planlı değildi.

Sonra MHP Genel Başkanlığı… ve orada çok büyük bir mücadele verdiniz. Demirleri tutma sahneniz… Orada “benim burada ne işim var ya” diyor musunuz?

Öyle durumlarda öyle demiyorsunuz. Ben Rumeli göçmeni bir ailenin kızıyım. Bizde kadınlar mücadele edicidir, sadece benim ailem 3 kere göç etmiş ve erkekler askerde bu göçü organize eden kadınlar olmuş. Doğal bir genetik var sanki, derleyici toplayıcı bir kültür kodu diyorum ben buna. O mücadele haline geçildikten sonrasını düşünmüyorsunuz. Ailemdeki tüm kadınlar, genci yaşlısı, okumuşu okumamışı tümü böyledir. Mücadele esnasında traktör gibiyiz. Orada hiç öyle düşünmedim. Onca insan benimle birlikte ve polisler duruyor. Bir problem çıktığı takdirde o insanların zarar görmemesi birinci öncelikti. O demiri tutmak arkadaşlarımın o teli yıkmasının önüne geçmekti. Çünkü; orayı o teli oraya gerenleri alması gerekiyordu. Haksızlık oradaydı. Bizim arkadaşlarımız o teli yıkmaya kalkışsa o doğru değildi. Kendinizden önce başkalarını düşünmeye başlıyorsunuz. Bu tamamen muhtemelen hem ailenin hem de kadın olmanın getirdiği karakter.

Babanız ne iş yapardı?

Babam İzmit Devlet Hastanesi’nin muhasebe müdürüydü. Ondan evvel Tarım Kredi Kooperatifleri’nde çalışıyordu. Ortaokul mezunuydu benim babam. Bölge müdürlüğüne kadar çıktı ve şehir şehir gezerdi. Dört kardeşiz biz, 10 yaşıma kadar olan süreci ağırlıkla annemle geçirdim ben evin en küçüğüyüm. Annem ev kadınıydı, çiftçilik yapardık biz geriye dönüp bakıyorum benden çok çalışmış.

Nerede çiftçilik yapıyordunuz?

İzmit’in Gündoğdu köyündeniz biz. İlkokulu köyde bitirdim, ortaokula bir yıl köyden gittim geldim ondan sonra benim için İzmit’e taşındı ailem.

Akademisyenlik nereden?

Sınav açılıştı, ben Kocaeli Mühendislik Fakültesi’nde hocalık yaptım. İnkılap tarihi hocalığı yaptım. En son politikaya 1993 Kasım gibiydi teklif aldım. DYP’den Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı üzerine o zaman bölüm başkanıydım. Politikaya başladım. Doktoram var ama kullanmıyorum ben. Ama en önemli özelliği ben ilkokul öğretmeniyim Bursa Öğretmen Okulu mezunuyum. O okul öyle bir eğitim vermişti ki köyden gitmişsiniz, yetiştirme yurdundan kız arkadaşlarımız vardı. Türkiye’nin her yerinden arkadaşlarımız vardı, subay kızları vardı, memur kızları da vardı yetim çocukları da vardı… Mesela 3 rengin dışında üzerinizde kıyafet olmayacak gibi bir talimat gibi beynimize işlenmesi Bursa Öğretmen Okulu’ndandır. Niye? Öğrencinin dikkaktini çekmeyeceksin diye. Topuklu ayakkabı giymeyeceksin öğrencinin karşısında…Saçın uzunsa toplu olacak… Büyük küpe takmayacaksınız, etek dizin altında olacak ama bilekte de olmayacak…Bana mesleğim sorulduğu zaman ben öğretmenim diyorum.

Türkiye’de çok sert bir siyaset var. Herkesin birbirine hakaretin sınırlarını zorladığı bir durum. Nasıl dayanıyorsunuz? Dinlerken ben televizyonda çok utanıyorum.

Ben çok şeyi bir arada gördüm. 40 yaşında İçişleri Bakanı oldum. O zamanlar müthiş bir nezaket vardı. Yaşlılar gençlere el verirdi. O devrin siyasetçileri kitap okur, literatür takip ederlerdi. Kurşun gibi sözler olurdu ama Türkçe’nin güzelliği onu anlatamam. Şimdi bugünün Türkiye’sinde anadili konuşmak gibi bir problemleri var arkadaşların. Öğretmen gözüyle söylüyorum bunu bildikleri kelime sayıları oldukça düşük. Kelime bilginiz iyi değilse söversiniz. Bu resmi görünce bir gün şöyle ayıldım ben; bir gazeteci genç arkadaş dedi ki “Sayın Erdoğan, Sayın Kılıçdaroğlu’na şöyle dedi; Sayın Kılıçdaroğlu şu cevabı verdi, Sayın Bahçeli de bu konuşmaya şöyle dedi, siz ne diyorsunuz?” O kadar enteresan bir anki benim için banane diyemedim, sektirdim cevabı. Ondan sonra geldik Genel Merkeze arkadaşlara oturduk. Bu insanların gerçek sorunlarını gizlemek için bu bir orta oyunu. İktidar partisi bu işi yapıyor. Sonuç itibariyle biz de buna düşüyoruz. Ben 20 Ocak 2020 tarihinden itibaren ilçe ilçe gezmeye başladım. İnsanları dinlemeye bugün gelinen noktada gittiğim her ilçede yüzde 70-80 AK Parti’ye oy vermiş insanlarımızla karşılaşıyorum ve sinir krizi geçirenler var. O gerçek gündemi kapatmak için bu hakaretlerin havada uçuştuğuna kanaat getirdim. Rahmetli Özal’ın, Demirel’in, Başbuğ Türkeş’in, Erbakan’ın… Meclis konuşmalarına denk geldim. Seçim zamanları televizyonlarda da yaptığı konuşmalar var. Gülümseyerek bitiyor program. Şimdi öyle olmuyor. Buna hakkımız yok ki. Vatandaşın zaten derdi bini aşmış gidiyor. Onun için bunun içine girmemeye çalışıyoruz.

Siz Türkiye siyaseti için şanssınız. Bir kadın liderin olduğu yerde daha kibar olmak gerekiyor. 

Siz kibarsınız. Niccolò Machiavelli görseydi Türkiye’nin bugünkü halini yerinde ters dönerdi. Bir sonuç odaklı, seçim kazanma odaklı her şey mubah diye bir anlayış var ben bunu reddediyorum. O perdeyi yıkmak üzere bir çalışmamız var. İşsiz gencin, siftahsız dükkan kapatan esnafın… Kadınlar gelip kulağıma söylüyor, “3 çocuğum var 1 televizyon var bir cep telefonu var, tablet lazım” her gittiğim yerden 22-23 bilgisayar talebi oluyor. Ama siz geçilmeyen köprüden gidilmeyen yoldan, tünellere para veriyorsunuz. Öğrenciye bilgisayar dağıtamıyorsunuz. Böyle bir şey olur mu? Bunu gündeme getirmek siyasetçinin görevidir. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz.

Oğlunuzun siyasetle ilgilenmesini ister misiniz?

Ben insanlara şunu yapın bunu yapın demem, bu soruyu hep kendi kendime sorarım ailemden de gençler var. Genel başkan olmasam kendisi bilir derim ama ben genel başkanlık görevini yürüttüğüm için. An itibariyle ilgilensin istemem, çok zor ve yoğun bir iş. Siyaset sevildiği zaman çok güzel yapılan bir iş. Odağında insan olan bir iş. İnsan seven kişilerin siyaset yapmasında büyük fayda var. Ailemdeki tüm gençler kendileri bilir. Oğlumun çok siyasetle ilgisi yok.

Buraya gelen her siyasetçi dedi ki “çocuğum benim çocuğum olduğunu saklıyor” 

Oğlum Galatasaray Lisesi mezunu, orada okurken benim çok fırtınalı bir siyasi hayatım vardı. O zaman soyadını söylemezdi. Ben Fatih derdi o kadar.

Sizin eşiniz kendisini az göstermeyi başarıyor ama..

İşine gidip geliyor, İzmit’te bir işi var. Otobüs ya da trenle İzmit’e gider gelir. Akbili var İstanbul içinde toplu taşıma kullanır ve sonuç itibariyle benim sokaktaki gözümdür. Kimse de tanımaz.

Eşinizle en uzun ne kadar görüşmediniz?

4-5 gün eşimle görüşmüyorum, Pazar günü bir yere gidiyoruz, Perşembe falan dönüyorum. Ama evlilik çok canlı kalıyor haberiniz olsun.

Paylaşın

Ayhan Bilgen: Türkiye’nin ihtiyaç ve yol haritasını birlikte geliştireceğiz

“Türkiye sorunlarını dış baskılarla değil, iç dinamik ve dengelerle çözmesi her zamankinden daha zorunlu hale geldiği bir döneme giriyoruz.” diyen Kars Eski Belediye Başkanı Ayhan Bilgen, “Bunun fikri çerçevesine toplumsal zeminlerde tartışarak Türkiye’nin ihtiyaç ve yol haritasını birlikte geliştireceğiz. Bunu bir platforma ya da hareket mi yoksa bir partiye mi dönüşmesi gerektiği toplumsal karşılığı ile şekillenecektir. ” ifadelerini kullandı.

Partisi HDP’ye yönelik açıklamaları ve tenkitleriyle ‘Yeni bir parti mi kuracak’ tartışmalarının odağındaki tutuklu Kars Belediyesi Eş Başkanı Ayhan Bilgen, konuya ilişkin Sözcü yazarı Aytunç Erkin’in sorularını yanıtladı.

Bugünkü köşe yazısında, Ayhan Bilgen’in avukatı ve aynı zamanda kızı olan Hilal Bilgen’in “Hangi HDP?” yazısından sonra kendisini aradığını belirterek “Bu yazımın ardından 6 Ocak 2021’de, Bilgen’in avukatı aynı zamanda kızı Hilal Bilgen’den şu mesaj geldi: ‘Geçen gün babamı cezaevinde ziyarete gittim. Sizin yazılarınızı yakından takip ettiğini ve ‘Hangi HDP’ başlıklı yazınızı özellikle çok beğendiğinin söyledi. Bu konuyu en açıklayıcı sizin ifade ettiğinizi beraberinde teşekkür ettiğini ifade etti” dediğini aktaran Aytunç Erkin, bu mesajın ardından röportaj talebinde bulunduğu ilettiği Ayhan Bilgen’in sorularını yanıtladığını belirtti.

Erkin’in “Siz siyasi olarak kendinizi nerede tanımlıyorsunuz?” sorusuna yanıt veren Bilgen, “Hak temelli siyaseti her şeyin üzerinde gören ve ‘Anadoluculukta’ bir ortak payda inşa etmeyi önemseyen noktadayız. Alevi felsefesinin Orta Çağ Anadolusu’na taşıdığı dayanışma, barış ve kardeşlik mesajının önümüzdeki kutuplaşmayı da aşabilecek bir felsefi miras sunduğuna inanıyorum. Nurettin Topçu’nun isyan ahlâkındaki Sufi, yerli ve devrimci duruşunu sentezleyebileceğimize inanıyorum” cevabını verdi.

HDP’nin tutuklu eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a ilişkin de dikkat çeken açıklamalarda bulunan Bilgen’in “HDP’ye katıldığınıza pişman mısınız?”, “AKP’den teklif mi geldi” şeklindeki sorulara ve ‘yeni muhalefet tarzı’ çıkışına ilişkin sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

18 Ocak’ta sosyal medya hesabınızdan “Türkiye’de yeni bir fikir ve tarza ihtiyaç var. Bunun düşünsel ve toplumsal zeminini oluşturmak gerekiyor. Bunun yeni bir siyasi partiye dönüşme ihtimali, göreceği ilgi ve imkanlarla ilgilidir” dediniz. Bu tartışma yarattı. Açar mısınız? Ne demek istediniz?

Türkiye sorunlarını dış baskılarla değil, iç dinamik ve dengelerle çözmesi her zamankinden daha zorunlu hale geldiği bir döneme giriyoruz. Soğuk Savaş döneminin konjonktürel ve pragmatik özgürlük söylemi yerine Anadolu hafızasındaki dayanışmacı eşitlik anlayışı ile yeni bir paradigma geliştirmemiz gerekiyor. Bunun fikri çerçevesine toplumsal zeminlerde tartışarak Türkiye’nin ihtiyaç ve yol haritasını birlikte geliştireceğiz. Bunu bir platforma ya da hareket mi yoksa bir partiye mi dönüşmesi gerektiği toplumsal karşılığı ile şekillenecektir. Suriye’de yaşanacak muhtemel gelişmelerin Türkiye’de yaşayan Kürtleri de Türkleri de rehin almasına izin vermemeliyiz.

HDP’den açıklamanıza yanıt geldi ve “Temennimiz odur ki Bilgen’in ifade ettiği fikirler bu iktidara payanda olmasın ve iktidar tarafından kullanılmasın…” Bu cevabı nasıl buldunuz?

Ben ihtiyacı ve siyasetteki tıkanmayı aşmayı öncelikli görüyorum. Siyasetteki sorun, iktidarla muhalefet ardındaki kısır çekişmenin bedelini tüm ülkenin ödemesidir. Yeni bir muhalefet tarzı siyasette iktidar olmadan da değişimin önünü açabilir.

HDP’ye katıldığınız için pişman mısınız?

Ben bir insan hakları savunucusu olarak vicdani dayanışma sorumluluğunun gereğini yaptım. Kürtler’in sorununu Türkler’in kendilerine dert etmesi, Alevilerin taleplerini Sunnilerin empatisi ile gündemleştirilmesi hepimiz için öğretici olacağı gibi yeni bir çatının da inşasına zemin oluşturacaktır.

İddia şuydu: Sizin HDP’nin başkanlığına geçmenizi Selahattin Demirtaş engelledi. Demirtaş neden karşı çıkmış olabilir?

Sorunun muhattabı Selahattin Demirtaş olmakla birlikte Türkiye siyasetindeki lider merkezli siyasetin psikolojik etkisinin belirleyici olduğu kanaatindeyim. Liderlik konusunun Max Weber’in karizma tarifiyle değil, toplumsal siyaset penceresinden ele almayı önemsiyorum. Kişilere endeksli siyasi beklenti ve planlamaların partileri felç ettiğini, toplumu pasifize ettiğini ve kurtarıcı bekleyen bir yere ittiğini düşünüyorum.

Kobani (Ayn el Arap) olayları… Siz o gün, 6 Ekim’de HDP MYK toplantısında katıldınız mı? Toplantıda MYK tarafından “Halklarımızı sokağa çıkmaya ve sokağa çıkmış olanlara destek vermeye çağırıyoruz” denilmişti.

Toplantı önceden planlanmadığı için Parti Meclisi toplantısı sonrasında son anda koyulan bir Merkez Yürütme Kurulu olduğu için aynı saatte başka bir programımla çakıştığından katılmadım. Halkın sokaktan çekilmesini sağlayan irade sokağa çıkmasını sağlayan iradeyi de belirler. HDP’ye yüklenen rol de abartılıdır.

Kürt siyasi hareketinin Kandil’den kopması zor mu ya da nasıl kopar?

– Önce silahlı hareketin başladığı sonra legal siyasi arayışların geliştiği ortamlarda bu tabloyu yönetmek kolay değildir. İrlanda’daki durumun tam tersi Türkiye için geçerlidir. Legal siyaset edilgen pozisyon alıp sorumluluktan kaçınmak yerine kendi işine odaklanıp toplumsal hassasiyet ve beklentilere göre yeniden yapılanmalıdır.

Recep Tayyip Erdoğan’dan ya da AKP’den kendilerine katılma teklifi geldi mi hiç?

Bana ulaşan herhangi bir teklif yoktur. Ben siyasal ilkeler ve programlar üzerinden yaklaşırım. Kim sorusundan önce nasıl sorusunun cevabına odaklanmadığımız için bugün siyaset kişisel karizma ve hesaplaşmanın arenasına dönmüştür.

Siyasal İslam’ın geldiği yeri nasıl değerlendiriyorsunuz

Teopolitik, zor zamanların kurtuluş simidi gibi görülse de insanlığın deneyimi göz ardı edilmemelidir. Kiliseyle ilgili Avrupa’da yaşanan süreç tüm insanlık için büyük kazanımlar ortaya çıkarmıştır. Hilafetin bir savunma aracı olarak Osmanlı’nın dağılma döneminde gündeme alınması işgal ve sömürgeye karşı direniş bayrağı hesabını yaptırmıştır. Bugün… Ortadoğu’da dini siyasetle araçsallaştırmak sadece çatışma ve geriye gidişe hizmet eder. Bir ahlak öğretisi olmadan din sadece din savaşlarının aracı olur.

Paylaşın