Halide Yıldırım Kimdir? Hayatı, Eserleri

11 Eylül 1959 yılında Kars’ta dünyaya gelen Halide Yıldırım, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Hatay Kız Öğretmen Lisesini bitirdikten sonra başladığı Bursa Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünden mezun oldu. Anadolu Üniversitesinde bir yıl lisans öğrenimi gördü.

Haber Merkezi / Samsun; Alaçam, Kavak, Havza, Çanakkale; Biga, Lapseki, Kars; Selim, Sarıkamış ve Bursa gibi şehirlerde görev yaptı. Bursa’da edebiyat öğretmeni iken emekli oldu. Kars Cilavuz Öğretmen Okulu (1957) mezunu ünlü keman hocası ve öğretmen olan babası Hayrettin Avcı’nın Bursa’ya tayin edilmesi üzerine 1975 yılından bu yana Bursa eksenli bir yaşam sürdürmektedir.

Şiirle yakından ilgilendi ve Issız Kuğu (2005) adlı dosyasıyla 2004 yılında Süleyman Okay Şiir Birincilik Ödülü’ne layık görüldü. Çinikitap dergisinin yayın kurulunda görev aldı. Edebiyatçılar Derneği, Bursa Yazın ve Sanat Derneği kurucu üyesi olan Halide Yıldırım hâlen Diyarbakır Lîs Yayınlarında editör olarak çalışmaktadır.

Edebiyat dünyasında şair kimliğiyle dikkat çeken Halide Yıldırım’ın ilk şiiri 2003 yılında Evrensel Kültür dergisinde yayımlanmıştır. Daha sonra kaleme aldığı şiir ve yazılarını; Agora, Akatalpa, Akköy, Amanos Yazıları, Cumhuriyet Kitap, Çinikitap, Damar, Edebiyat ve Eleştiri, Esmer, Evrensel Kültür, İmgelem, Lacivert, Öteki-Siz, Sonsuzluk ve Bir Gün, Şiir Ülkesi, Virgül ve Yaratım gibi süreli yayınlarda yayımlamayı sürdürmüştür.

Okurunun karşısına Issız Kuğu (2005) adlı şiir kitabıyla özgün bir şair olarak çıkan Yıldırım, bu kitabında bireysel ve toplumsal temalar ekseninde yer yer kadın sorunsalını yer yer de öğretmenlik mesleğinden yansıyan yaşanmışlıkları dizelere işlemiştir. Kuşkonmaz, şairin ikinci şiir kitabı Çamur (2011)’u şu cümlelerle değerlendirmiştir. “Halide Yıldırım, Çamur adlı şiir kitabında, şiirini çamurdan çıkarmayı bilmiş. Bunu başarmak, ekmeğini taştan çıkarmaktan daha zorlu bir iştir. Tükenen, azalan, bozulan şeylerle; artan, gelişen insani olan şeyler, hepsi de bir tek imgenin içinde.

Üretken bir çamur imgesi öylesine bir ustalıkla bütün kitap boyunca akıyor. Öyle ki, derin bir çamurun kıyısında buluyorsunuz kendinizi. Çamur, madde olarak, mat ve içini göstermez haliyle şiire ev sahipliği yapıyor. Plastik niteliğinde de biçimden biçime girerek, şiire de elastikiyet katıyor.” (Kuşkonmaz 2017). Yıldırım, Dile Dokunma (2016) adlı kitabında, çeşitli dergilerde yazdığı yazıları, şiir üzerine kurduğu metinleri ve çeşitli türdeki kitaplar için yazdığı eleştirel denemelerini bir araya getirmiştir.

“Unutulmuş yerimiş”

          haydi, kalk gidelim
gidelim buralardan!*

unutulmuş bir yer
uç beyine yanmış bir köy
bulup yakarız kim bilir?

kalk, darmadağınım
kalk gidelim!
yanmış bir metin gibi
sanki kar!
buralarda da kravatlı beyazlar!

gidelim
gidelim hız çatlatır
kızarmış çizilmiş içim
gibi buralar

kalk sebepsizliğim
kalk gidelim!
yasak levhasına döndü yüzüm!
fırsatlar çok
her yerde aynı şifre!
annemin kızıığından onlara ne?

kalk güzelliğim
kalk, kayıp ilânına yapışık!
çiğniyor birileri
kayboluyar öteki
hükümsüzdür!

tezlik fiilinden içeri
dışarı fışkırıyor kalabalık
ısırgan gezdirir gibi tinlerini!

gidelim
gidelim, terk edilmişim
gibi dilim dilim

kalk, toplanmış bavul gibiyim
katlanmış kurumuş unutulmuş
bir eski şehre girer gibiyim!

bir yakını bir uzağa
bir sabah bir sabah
bir taze çay geçer gibi heves!

gidelim gidelim
kendimize
yine kendimiz

– unutulmuş buralarda yerimiz –

“bindokuzyüz…”

IV.
kapital’i heceliyoruz üç çocuk
kaleiçi’nde bir çekme katın çekilmiş en yerinde
biri vurulmaya aday
gözlerime sığmıyorsun
idris

zamanın en hız yeri
dokuzyüz yetmiş bilmem kaç geçiyor
unuttuğum neydi, adı o
kimin?

kalemin teriyle düştüm
kelepçeye vurulduk sonra
sonra kendimize

halkımız ey unut sen bizi!

Paylaşın

Halide Nusret Zorlutuna Kimdir? Hayatı, Eserleri

1901 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Halide Nusret Zorlutuna, 10 Haziran 1984’te İstanbul’da hayatını kaybetti. Erenköy Kız Lisesi’ni bitirdi. Mütareke yıllarında çalışmak zorunda kaldı ve Darü’lmuallimat sınavlarına girerek öğretmen oldu.

Haber Merkezi / Bir süre İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde devam etti. Öğretmenliği seçti ve İstanbul, Edirne, Urfa, Kars, Ankara’da görev yaptı. Ankara Kız Teknik Öğretmen Okulu’nda görevliyken emekliye ayrıldı. Roman yazarı Emine Işınsu’nun annesi, Pınar Kür’ün teyzesidir. 10 Haziran 1984’te İstanbul’da öldü.

Yazın yaşamı şiirle başladı. On dokuz yaşında ilk romanı olan “Küller”i kaleme aldı. Şiirin yanı sıra öykü, deneme, roman türlerinde de ürün verdi. Şiir öykü ve yazıları Millî Mecmua, Aydabir, Çınaraltı, Hisar, Türk Kadını, Türk Edebiyatı, Ayşe, Töre, Yeni İstanbul, Sabah, Hürriyet gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Şiirlerinde hece ölçüsünü kullanan Zorlutuna, romanlarında da konuşulan Türkçe’yi kullanmayı seçti. Millî edebiyat akımı içinde değerlendirildi.

Memleket kaygısını her şeyin önünde tutan şair, kadın kimliğini gizleme gereği duymadığı gibi bunu ön plana geçirmek gibi bir tasarrufa da girmemiştir. O, her zaman bir anadır ve memleketi için çalışmak, özverili olmak durumundadır. Bunun dışındaki kadınlık özelliklerini göstermemiştir. Halide Nusret’i en iyi tanımlayacak sıfatlardan biri de vatan sevgisidir.

Eserleri;

Şiir:

Geceden Taşan Dertler (1930)
Yayla Türküsü (1943)
Yurdumun Dört Bucağı (1950)
Ellerim Bomboş (1967)
ağla bahar
gel bahar
git bahar

Roman:

Küller (1921)
Sisli Geceler (1922)
Gül’ün Babası Kim (1933)
Aşk ve Zafer (1978)

Öykü:

Büyük Anne (1971)
Aydınlık Kapı (1974)
Benim Küçük Dostlarım (1948)

Anı:

Bir Devrin Romanı 1978)

Paylaşın

Hakkı Özkan Kimdir? Hayatı, Eserleri

1926 yılında Bursa’da dünyaya gelen Hakkı Özkan, 5 Şubat 1999 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. İlkokulu Bursa’da tamamladı. Bursa Eyüp Ortaokulu’nda başladığı ortaöğrenimini yarıda bırakarak gazete satıcısı ve basımevi işçisi olarak meslek yaşamına başladı. 1957 yılında İstanbul Belediyesi Basımevi’ne geçti.

Haber Merkezi / Daha sonra Basın Yayın Müdürlüğü’nde görev aldı. 1980’de buradan kendi isteği ile emekliye ayrıldı. Hayatının son dönemlerinde İstanbul Ortaköy Çarşısında kendi kitaplarının tanıtımı yaptı.

Hakkı Özkan, yazı hayatına 1950 yılında başladı. İlk hikâyesi kendisi tarafından çıkarılan Buluş dergisinde yayımlandı. Daha sonra eserleri Türk Sanatı, Yelken, İmece, Varlık, Türk Dili ve Yansıma gibi dergilerde yer aldı.

Orhan Kemal ile olan yakın dostluğu onu, yaşadığı çevreyi yansıtmaya yöneltti. Daha sonra şiir çalışmalarına ve çocuk edebiyatına yöneldi. Yazarın Pilli Bebek ve Yıldızları Çalmışlar adlı kitapları oyunlaştırılarak Bizim Tiyatro’da ve Kartal Sanat İşliği’nde sahnelendi. Eserlerinden bazıları ise İngilizce ve Fransızcaya çevrildi.

Hakkı Özkan, 1975 yılında kardeşinin adıyla katıldığı Hürriyet gazetesi tarafından düzenlenen fıkra yarışmasında üçüncülük ödülünün, Grevden Sonra adlı eseri ile Milliyet gazetesinin açtığı roman yarışmasında mansiyon ödülünün, Her Çocuğun Kanadı Vardır adlı eseriyle 1985’te Sıtkı Dost Çocuk Edebiyatı birincilik ödülünün sahibi oldu.

Daha sonra aynı ödülü 1987’de oyun, 1989’da şiir dalında aldı. 1986’da Yenice Gazetesi Sabri Akay Şiir Ödülüne layık görülen yazar, Milliyet gazetesinin 1986-87 yıllarında Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Ödülü Şiir Yarışması’nda üçüncülük ödülünü başka bir şair ile paylaştı.

“Karadut”

diliniz,
dudağınız,
elleriniz,
birazcık leke oldu diye üzeriniz,
güzelim karaduttan
nasıl vazgeçersiniz?

“Gülümse”

güneşi gördün mü
gülümse,
sonra kar yağacağını bilsen bile.

“Endişe”

vallahi basmaya kıyamıyorum
o güzelim kar kirlenir diye korkuyorum…
bir kez karardı mı beyazlık,
kolay kolay aklanmaz, biliyorum..

Paylaşın

Hakkı Engin Giderer Kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Ağustos 1959 yılında Zeynep Hanım ve İsmail Celalettin Giderer’in oğlu olarak İstanbul’da dünyaya gelen Hakkı Engin Giderer, Bakırköy Lisesi’ni (1979) ve Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü (1986) bitirdi.

Haber Merkezi / Yüksek lisansını Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanında tamamladı (1990). Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı’nda “Resmin Sonu Sorunsalı” başlıklı teziyle bilim doktoru oldu (2001).

Ankara’da Onkoloji Hastanesi’nde psikolog olarak çalıştı. Bir süre Çankırı Karatekin Üniversitesi’nde görev aldı. 2010’da plastik sanatlar alanında doçent oldu. 2014’ten beri Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde öğretim üyesidir (Prof.Dr.). Mitoloji, estetik, sanat kuramları, sanat sosyolojisi, sanat kavramları dersleri vermektedir.

İlk kişisel sergilerini Ankara’da 1992’de TOBAV’da, 1994’te ve 1997’de Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde açtı. Türkiye’de ve Türkiye dışında karma sergilere katıldı. 2013’te Berlin’de kişisel sergi açtı. 1995’te 5. AÇS Resim Yarışması’nda ikincilik ödülü, 1996’da HABİTAT Resim Yarışması’nda birincilik ödülü, 2001 Kültür Bakanlığı Şefik Bursalı Resim Yarışması Teşvik Ödülü aldı. Çocuk kitapları resimledi. Çocuk kitapları projelerinde yer aldı.

Sanat Eğitimcileri Derneği (SEDER) üyesidir. İlk şiiri “Pencere” 1981’de Yarın’da çıktı. Şiir ve yazılarını İnsan, Kedi, Sombahar, Kitaplık, Littera, Yarın, Adam Sanat, Yeni Biçem, Edebiyat Eleştiri, Artist, Hacettepe Üniversitesi Sanat Yazıları, Anadolu Sanat, Sanat Çevresi, Cumhuriyet, RH+ Sanart, Hürriyet Gösteri, Abece dergilerinde yayımladı.

Sanat üzerine yazılarında kavramsal sanat, modern sanat konularını irdelemiştir. Çağdaş resim sergileri hakkında eleştiriler yazmıştır. 1996’da Ankara Üniversitesi 50. Yıl Şiir Yarışması’nda birinci oldu.

“Ada, sabun baloncukları üflerken burnuma, soruyor”

Beni kim büyüttü?
Başını denize sokup çıkaran yeşil kayaları gösteriyorum
Oralarda emekledin, sektin
Sütünü ben ısıttım
Sırtını titrek zeytin dalları kaşıdı
Suyunu annen getirdi
Seni karettalar, lapanı tanımadığın çiftçiler, kum ve rüzgâr
Bal arıları

Şaşkın, neşeli, zıp zıp  avcı
Gözleriyle kovalıyor
Yüzüme doğru yaklaşırken ömrü doluyor birinin
Yedi renk yağmur oluyor

Ben senden önce mi öleceğim?
Toparlamam zor yanıtımı
Kor ateşten bir cam küre kadar mükemmel olmalı
Minik ellerini yakmayacak kadar da ılık
Benim yıldızların arkadaşı olduğumu unutma hiç
Düşününce üzülmezsin
Ben senim, baba dilin
Eti yapan ot gibi
saçlarını  ışıktan parmaklarımla taradığımı
Seni aşk acısına hazırladığımı

Başkasının ömrü daha uzun, havada yuvarlanıyor
Ama kara lekeleri çoğalıyor gittikçe

Bizimle evlenecekmiş çünkü çok güveniyor
Güvenin bir tek evi var
Burası, belki şu an
Hepimizin resmi içinde
O da uçup gidiyor

Ada’nın ebesi kırmızı balık
Dedesi uzun tüylü kıskanç sarman
Uyku meleği, halası
Soruyor anlatıyorum
Deniz kabukları ağzını neden açar?
Onlar canlı mıdır?

Hayattayken söylüyorum
Gereken hızda
Kontrollü ve kararlı nefesimi
Geçirerek ruhumun içinden
Kulağına üflüyorum.

Paylaşın

Hakan Sürsal Kimdir? Hayatı, Eserleri

12 Temmuz 1963 yılında Ankara’da dünyaya gelen Hakan Sürsal, liseyi Ankara’da tamamladı. Ankara Üniversitesinde bir yıl biyoloji/botanik eğitimi aldıktan sonra İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi-Jeoloji Mühendisliği bölümünden mezun oldu.

Haber Merkezi / Gençlik yıllarında felsefe, dil felsefesi ve sosyoloji üzerinde çalışmalar yaptı. Pek çok dergi, fanzin ve gazetede şiir, deneme ve yazıları yayımlandı. Amatör olarak kolaj ve fotoğraf alanında çalışmalar yaptı. Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS), PEN Yazarlar Derneği, Bilim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (BESAM) ve Türkiye Edebiyatçılar Derneği üyesidir. Hâlen editörlük, grafik tasarım ve yazarlık yapmaktadır. Sürsal, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

Şiir ve yazıları; Ada, Akköy, Andız, Aykırı Sanat, Berfin Bahar, Beşparmak, BH Sanat, Bireylikler, Bizim Ece, Çalı, Damar, Edebiyat Atölyesi, Edebiyat Eleştiri, Ekin Sanat, Evrensel Kültür, Gecetreni, Göğebakmadurağı, Güney, Hayâl, Istıranca Rüzgarı, İmbik, İm Sanat, İmgelem, İnsancıl, İspinoz, Kalem, Kar Sanat, Koridor, Kum, Kuzey Yıldızı, Lacivert, Madde, Maki, Mavi Ada, Mavi Dergi, Mavi Liman, Mavi Yeşil, On altı kırk beş, Sanat Derzini, Şair Çıkmazı, Sessiz Edebiyat, Tay, Tan Edebiyat, Tren, Yaba Edebiyat, Yaratım, Yaşayan Yarın, Yeni Patika gibi dergi, fanzin ve bazı gazetelerde görüldü.

“Elimde değil”

fal çizgim soyuluyor
elma gibi ayışığı gibi
yara gibi gezegen gibi
izim siliniyor falcı koş
elimde bir yaşam tahttan düşüyor
elimde küçük adamlar çaresiz
elimde bebeler üşüyor analar kesik
elimde yangınlar karabasanlar
elimde bir soy toprağa dönüşüyor
elimde işgalci kitaplar
elimde göz diş kafatası
elimde yüzüm

fal çizgim soyuluyor
oğul gibi kuzu gibi
orman gibi deniz gibi
ufuk çizgim yitiyor falcı koş
elimde bir çağ inliyor
elimde nesiller habersiz
elimde soylular soysuzlar
elimde fabrikalar tarlalar
elimde salyası vebalı komutlar
elimde dişlediğim hakların kanı
elimde umut ekmek acı
elimde kurşun
elimde mitralyöz

elimde değil…

“Gölge, aşk ve sinekler”

kırık suyun cama tutkusu kadar sarılmadınız gözlere
yerçekimine değil uzaklığın sözlük anlamına yenildiniz
cibinliğinize konan sinekleri yıldız bildiniz
suskun seviştiniz radyo gecelerinde
bu muydu gölge altında aşk

size dokunan gitar teli ve kırmızısıydı şarabın
kaprisliydiniz illa da gri
çıplak bir komünist kadar
şiirlerden uçup geceye yapışan yıldızları sinek bildiniz
vardiyalı bir akşam telaşında seviştiniz
bu muydu gölge altında aşk

göndere çekilen vebaydı umutsuzluk
erdem yağmalandı yığma mağaralarda
erk etekleri öptünüz varoluşa dair
üzerinize konan ütopyaları yorgan bildiniz
zührevi ülkelerde genetik seviştiniz
bu muydu gölge altında aşk

çerçevesine dokunulmuştu zamanın
kimine göre şeffaftı sonsuzluk
kimince bilge bir uzgören
şiirlerden uçup ruhunuza değen sinekleri tanrı bildiniz
postmodern gizinde seviştiniz kara deliklerin
bu muydu gölge altında aşk

ne sevdalar konakladı usunuzda
pek yalnızdınız ağaç ve siz
gölge altında çiçek ve günce
kırık su tutkusuyla elinize bir sis sarıldı
şiirlerden uçup
çadır inceliğinde gizeme dönüştü zevk
mehtabı umursamadan
göz aydınlığında seviştiniz
tutkuyla koşan parmakların hızı kadar cüretsiz
bu muydu gölge altında aşk

zaman ve siz
ten rengi şizofreninize tutsak
ve o kadar şehvetliydi
gölge, aşk ve sinekleriniz…

Paylaşın

Erdoğan’ın Görevini Yapış Tarzına Destek Yüzde 38.6’a Düştü

Metropoll Araştırma’nın son yaptığı ankete göre, seçmenin yüzde 57,2’i Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın görevini yapış tarzını onaylamıyor. Anket 11-15 aralık tarihleri arasında 28 ilde 1514 kişi ile yapıldı.

Haber Merkezi / Metropoll Araştırma’nın Türkiye’nin Nabzı Aralık 2021 anketine göre, seçmenin yüzde 57,2’i Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı görevini yapış tarzını onaylamıyor.

Metropoll Araştırma, “Türkiye’nin Nabzı Kasım 2021” anketine katılanlara, “”Genel olarak düşündüğünüzde Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı görevini yapış tarzını onaylıyor musunuz?” diye soruldu.

Ankete katılanlardan yüzde 38,6 ‘sı “Evet, onaylıyorum” cevabını verirken, yüzde 57,2’i ise soruyu “Hayır, onaylamıyorum” şeklinde yanıtladı. Yüzde 4,3’lük kesim ise herhangi bir fikri ya da cevabı olmadığını ifade etti.

Metropoll araştırma şirketinın yayınladığı veriler, Türkiye genelinde 26 bölgeyi esas alan 28 ilde tabakalı örnekleme ve ağırlıklandırma yöntemi ile 11-15 Kasım tarihleri arasında toplam bin 514 kişi ile yapılan ankete dayanıyor.

Metropoll Araştırma’nın “Türkiye’nin Nabzı Kasım 2021” anketine de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı görevini yapış tarzını onaylayanların oranı yüzde 39,3, onaylamayanların oranı yüzde 54,5’ti. Yüzde 6,2’lik kesim ise herhangi bir fikri ya da cevabı olmadığını ifade etmişti.

Paylaşın

İdam Edilen Hıdır Aslan’ın Fotoğrafını Paylaşmaya Soruşturma

25 Ekim 1984’te Burdur Kapalı Cezaevi avlusunda idam edilen Hıdır Aslan’ın fotoğrafını sosyal medyada paylaşmak “terör örgütü propagandası” sayıldı. Arslan’ın fotoğrafını paylaşan SOL Partili Murat Güzel hakkında soruşturma başlatıldı.

DW Türkçe’de yer alan habere göre; Ankara’da SOL Parti Keçiören İlçe Başkanı Murat Güzel’e, Türkiye’de idam edilen son kişi olan Hıdır Aslan’ın fotoğrafını sosyal medyada paylaştığı için “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla soruşturma açıldı.

Güzel, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açtığı soruşturma kapsamında Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde ifade verdi. Güzel’e 12 Eylül’de idam edilen Mustafa Özenç, İlyas Has ile Türkiye’de idam edilen son kişi oan Hıdır Aslan’ın fotoğraflarını, sosyal medya hesabında neden paylaştığı sorulduğu bildirildi.

68 gençlik hareketi liderlerinden, 4 Kasım 2014 tarihinde hayatını kaybetmesinin ardından Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden düzenlenen törenle cenazesi kaldırılan Nasuh Mitap’la ilgili paylaşımı yeniden paylaşması da Güzel’e sorulan sorular arasında yer aldı.

Soruşturma evrakında, “Terör örgütü propagandası, Devrimci Yol örgütü propagandası yaptığınız anlaşılmıştır” ifadeleri kullanıldı.

Güzel, ifadesinde; “paylaşımları suç işlemek amacıyla yapmadığını” ve söz konusu paylaşımların “ifade özgürlüğü kapsamında” olduğunu belirtti. Güzel, “Kaldı ki bu paylaşımlar kamuoyuna açık binlerce insanın ulaşabileceği aynı zamanda beğenerek paylaşımda bulunulan fotoğraflardır” dedi.

SOL Parti Keçiören İlçe Örgütü’nden yapılan yazılı açıklamada ise soruşturmaya tepki gösterildi. Açıklamada, “Terör örgütü propagandası yapma suçlamasıyla açılan soruşturma bir işgüzarlıktan başka bir şey değildir” denildi.

“Açıklamaya dahi gerek duyulmayacak kadar aleni gerçek şudur ki, geçmişte kaybettiğimiz devrimcileri anmak asla suç olamaz, suç sayılamaz, terörle anılamaz” ifadelerine yer verilen açıklamada, Murat Güzel’e yönelik soruşturmanın davaya dönüştürülmeden kapatılmasının beklendiğini belirtildi.

Paylaşın

Trabzonspor, Fenerbahçe’ye Ait Rekoru Kırdı

Süper Lig’in 19’uncu haftasında Trabzonspor ile Başakşehir ile karşı karşıya geldi. Halil Umut Meler yönettiği karşılaşma başladığı gibi 0-0 eşitlikle noktalandı. Trabzonspor sezonun ilk yarısında 46 puan toplayarak bu alanda Fenerbahçe’ye ait rekoru kırdı. Başakşehir ise 33 puana ulaştı.

Haber Merkezi / İlk yarıda Trabzonspor’un iki topu direkten dönerken, ikinci yarıda daha etkili olan taraf Başakşehir’di. Trabzonspor ligde bir sonraki maçında Yeni Malatyaspor’u ağırlayacak. Başakşehir ise, Alanyaspor’a konuk olacak.

Karşılaşmadan dakikalar;

11. dakikada Bakasetas’ın ceza sahası dışından attığı şutta top kaleci Muhammet’te kaldı. 17. dakikada Hamsik’in pasıyla ceza sahasında topla buluşan Djaniny, boş durumda olan Bakasetas’ı gördü. Yunan oyuncunun sağ ayağıyla gelişine vurduğu top, Başakşehir savunmasından döndü.

20. dakikada Trabzonspor, gole çok yaklaştı. Başakşehir kalecisi Muhammet’in kısa düşen topunu kontrol eden Abdülkadir Ömür, içe doğru katetti ve pasını Dorukhan’a aktardı. Milli futbolcunun ceza sahası dışından yaptığı vuruşta top üst direkten auta çıktı.

31. dakikada Trabzonspor bir kez daha direğe takıldı. Karadeniz ekibin yıldız orta sahası Hamsik, sol kanattan aldığı top sonrası ceza sahasına koşu yapan Cornelius’a harika bir uzun pas gönderdi. Savunma arkasına koşu yapan Danimarkalı forvetin ceza sahası içinden yaptığı aşırtma vuruşta top direkten auta çıktı.

34. dakikada Kazanılan serbest vuruşta topun başına Edin Visca geçti. Boşnak yıldızın ceza sahası dışından attığı şutta top kaleci Uğurcan Çakır’dan döndü. 41. dakikada Bruno Peres’in sağ kanattan yaptığı ortaya yükselen Dorukhan, istediği kafa vuruşunu yapamadı. Başakşehir’in genç kalecisi Muhammet, topu rahat bir şekilde kontrol etmeyi başardı.

51. dakikada Visca’nın pasında ceza sahası içinde topla buluşan Aleksic’in vuruşunda meşin yuvarlak kaleci Uğurcan Çakır’da kaldı. 63. dakikada Abdulkadir Ömür’ün ceza sahası dışında sert şutunda meşin yuvarlak kaleci Muhammed’de kaldı.

75. dakikada Chadli’in pasında ceza sahası içinde topla buluşan Okaka’nın vuruşunda top Uğurcan Çakır’da kaldı. 78. dakikada Trabzonspor ceza alanında Siopis’le birlikte hamle yapan Hasan Ali Kaldırım’ın topa eliyle oynadığı gerekçesiyle Karadeniz ekibi futbolcuları ve teknik heyeti penaltı bekledi, Halil Umut Meler ‘devam’ dedi. VAR’ı dinleyen Meler, penaltıya sebebiyet verecek bir pozisyon olmadığını belirterek oyunu devam ettirdi.

89. dakikada sol kanattan kullanılan kornere iyi yükselen Okaka’nın kafa vuruşunda top Denswil’den sekti ve kaleye yöneldi. Uğurcan, son anda topu kontrol ederken penaltı bekleyen ve yoğun bir şekilde itiraz eden Okaka, sarı kart gördü.

Stat: Medial Park

Hakemler: Halil Umut Meler, Mustafa Emre Eyisoy, İbrahim Bozbey

Trabzonspor: Uğurcan Çakır, Peres, Hüseyin Türkmen, Denswill, Trondsen (İsmail Köybaşı dk. 83) Dorukhan (Siopis dk. 76), Hamsık, Bakasetas, Abdulkadir Ömür (Yusu Sarı dk. 88 ?) Djaniny, Cornelius (Koita dk. 76)

Başakşehir: Muhammed, Çiçara , Duarte, Ndayishimiye, Hasan Ali, Mahmut, Berkay (Deniz Taürüç dk. 74), Visca, Aleksic, Gulbrandsen (Chadli dk. 73), Okaka

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Bakan Koca’dan Uyarı

Kovid 19’da son 24 saatte 20 bin 470 yeni vaka tespit edilirken, 145 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Tedbirlere özenle uymak, hatırlatma dozunu aksatmadan yaptırmak ve sosyal hayatı olması gerektiği gibi sürdürmek: Varyant yeni, yapmamız gerekenler aynı. Ciddiyetle” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 357 bin 536 test yapılırken, 20 bin 470 yeni vaka tespit edildi. 145 kişi hayatını kaybederken, 22 bin 109 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Omicron varyantının Avrupa’dan sonra ülkemizde de yayılmaya başlaması hatırlatma dozunun önemini çok artırdı. Tedbirlere özenle uymak, hatırlatma dozunu aksatmadan yaptırmak ve sosyal hayatı olması gerektiği gibi sürdürmek: Varyant yeni, yapmamız gerekenler aynı. Ciddiyetle.

 

Verilerde, aşılamada önde giden illere de yer verildi. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Ordu’yu Osmaniye, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Bartın takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Muş, Bingöl, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Paylaşın

Demirtaş: Mücadele, Zulüm İktidarı Yıkılıncaya Kadar Sürecek

Selahattin Demirtaş, “Bizim çabalarımız, halkımızın da desteği olmasaydı bugün durum çok daha vahim olabilirdi, umut adına kırıntı bile kalmayabilirdi. Dışarıda yürüyen mücadele esas yön verici olmakla birlikte bizler de cezaevinden, sıra dışı bir mücadele yöntemiyle ses olmaya çalıştık. Bu durum sürüyor, zulüm iktidarı yıkılıncaya kadar da sürecek” dedi.

4 Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan Halkların Demokratik Partisi eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, gazeteciler Akın Olgun, Gözde Bedeloğlu ve Kemal Bozkurt’un hazırlayıp sunduğu ‘Aç Parantez’ programı için soruları yanıtladı.

Demirtaş ile yapılan kısa röportaj, 24 Aralık 2021 Cuma günü saat 20:30’da, Aç Parantez YouTube kanalında izleyiciyle buluştu.

Programın ‘3 soru 3 cevap’ bölümünde gazetecilerin gündeme dair sorularını yanıtlayan Demirtaş, halkın desteği ile tek adam rejimine karşı mücadeleye devam ettiğini ve büyük bir değişimin kapısını aralayacak olanın yine halkın kararlığı olduğundan kuşku duymadığını söyledi.

Türkiye’nin ikinci yüzyılına solun rengi ve damgasının vurulmak zorunda olduğunu belirten Demirtaş, “Biz her daim güçlerimizin emekçiler lehine birleştirilmesinden yana olup gönlümüzü ve kapımızı açık tutmaya devam edeceğiz” dedi.

“Biz demir leblebiyiz”

Kemal Bozkurt: Cezaevine girdiğiniz andan itibaren sadece politika değil kitaplar, resimler, karikatürler ve makaleler de üretmeye devam ettiniz. Erdoğan’ın sıklıkla “kültür ve sanatta istediğimiz yerde değiliz!” dediği dönemdi bu aynı zamanda. Özellikle yerel seçimlerde ve tekrarlanan İstanbul seçiminde ülkenin geleceğini de etkilediniz. İktidar sizi “içeriye attığına” pişman mıdır?

Selahattin Demirtaş: Valla pişmanlar mı değiller mi tam olarak bilemiyorum. Ancak onları pişman etmek için elimizden geleni yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Dışarıdayken şöyle bir şey dediğimi hatırlıyorum: “Biz demir leblebiyiz, demir leblebi. Bizi çiğnemeye çalıştıkça dişlerin dökülecek senin.” İçeri girdiğimden beri bu sözün gereğini yerine getirmeye gayret ediyorum. Çünkü bu iş o kadar basit değil. Bizleri, seçilmiş milletvekilleri ve halkın iradesinin temsilcisiyken yasa dışı bir şekilde adeta evlerimizden kaçırdılar. Kurmak istedikleri otoriter tek adam rejiminin önünde engel olarak gördükleri herkese ve her kuruma benzer şekilde hukuk dışı operasyonlar yaparak kendilerine alan açmaya çalıştılar. Bizler de halkla bağ kurabileceğimiz her türlü imkanı sonuna kadar kullanarak mücadeleye cezaevinden katkı vermeye çalıştık ve halkımız sayesinde bunu büyük ölçüde başardık. Bizim çabalarımız, halkımızın da desteği olmasaydı bugün durum çok daha vahim olabilirdi, umut adına kırıntı bile kalmayabilirdi. Dışarıda yürüyen mücadele esas yön verici olmakla birlikte bizler de cezaevinden, sıra dışı bir mücadele yöntemiyle ses olmaya çalıştık. Bu durum sürüyor, zulüm iktidarı yıkılıncaya kadar da sürecek.

“Geleceği inşa etmeye çalışıyoruz”

Akın Olgun: Cumhurbaşkanı Erdoğan, hayata geçirdiği “tek şef” siyasetinin önünde Demirtaş’ı ve HDP’yi hep “ayak bağı” olarak gördüğünü inkar etmiyor ve ifadelerine yansıyor. En son cezaevinde olan size “miting bile yapamaz” diyerek seslendi. Devletin en tepesindeki siyasetçinin süreklilik arz eden bu tutumunu neye bağlıyorsunuz? Politik tavrı dışında, durumu kişiselleştirdiğini de düşünüyor musunuz? Ayrıca Türkiye siyasetine “ketıl konuşmaları” kazandırmış biri olarak sizce iktidarın suyu ısındı mı?

Selahattin Demirtaş: Muktedir şahıs, kendisine biat etmeyen herkesi düşman olarak kodluyor ve “tehlikeli kişi” olarak görüyor. Gücünün karşısında boyun eğmeyen bir tek kişi bile onun o sözde sınırsız gücünün halk nezdinde sorgulanmasına yol açıyor. Bu da onu tedirgin ediyor, muhtemelen uykularını kaçırıyor. Hal böyle olunca, orantısız bir güçle sürekli saldırıyor, bitirmeye ve teslim almaya çalışıyor. Bundan sonuç alamayınca iş, nefrete ve kişiselleştirmeye kadar gidiyor. Sanırım benimle ilgili de böyle bir hissiyatı var. Tabii ki asıl nedeni politiktir ama aşırı kişiselleştirme de var işin içinde. Ne yaparsa yapsın istediği sonucun yanına bile yaklaşamayınca bu defa durum tersine dönüyor. Öldürmeyen darbe güçlendirir misali, o saldırdıkça biz dik duruyor ve güçleniyoruz. O da tersine güç kaybediyor, yıpranıyor, dağılıyor adeta. Giderek yönetme kabiliyetini yitiriyor. Geniş kitleler artık onu terk etmeye başlıyor. Ve evet, siyasette suyu ısınıyor. Son noktayı, günü geldiğinde sandıkta halk koyacak ve gidişata nihai bir son verecek. Halkın kararlılığı büyük bir değişimin kapısını aralayacak, bundan kuşkum yok. Biz daha ziyade, iyi ve güzel olan gelsin diye uğraşıyoruz. Yani bir yandan mevcut zulümle mücadele ederken diğer yandan da geleceği inşa etmeye çalışıyoruz.

Gözde Dedeoğlu: Daha özgür ve daha demokratik bir Türkiye inşa edebilmek için, hep birlikte oturmamız gereken o masada sizce ne eksik, ne fazla?

Selahattin Demirtaş: Masanın kendisi eksik bi’defa. Ortada henüz masa yok. Bir çeşit fiskos sehpaları ve sehpaların etrafında kümelenip mırıldanan siyasi gruplar var. Bu da geleceğe dair umudun ete kemiğe bürünmesini engelliyor.

Tüm demokrasi güçleri (siyasi partiler, sendikalar; emek, çevre, kadın ve gençlik hareketleri, inanç grupları, sol hareketler) eksiksiz bir şekilde ve eşitler arası hukukla yuvarlak bir masaya oturup gelecek yüzyılın ortak manifestosunu ilan edebilirlerse, işte bu, somut bir alternatife dönüşecek, karamsarlığı ve kararsızlığı dağıtacaktır.

Türkiye’nin geleceğine ve ikinci yüzyılına solun rengi ve damgası vurulmak zorundadır. Emekten, eşitlikten, doğadan, kadından, ezilenden yana güçlü bir iktidar alternatifini ortaya çıkarmak mümkündür.

Biz de bu konuda samimi bir uğraş içerisindeyiz. Bunu anlayan da var anlamamakta ısrar edip kısır tartışmalara boğmak isteyen de. Biz hepsine saygı duyarız ancak bildiğimiz ve inandığımız yolda yürümeye de devam ederiz. Kaybedecek zamanımız yok, yoldaşça omuz omuza mücadele etmeye hazır olanlarla beraber somut adımlar atarak ilerleyeceğiz. “Ayrı durup mücadele edeceğiz” diyenlere de saygı duyarız. Ama biz her daim güçlerimizin emekçiler lehine birleştirilmesinden yana olup gönlümüzü ve kapımızı açık tutmaya devam edeceğiz.

Türkiye’nin “ötekileri” ülkenin yeniden inşasında bir adım öne çıkma cesaretini gösteremezlerse “öteki” olarak kalmaya devam edecekler. Biz bunu kabul etmiyoruz ve bir adım öne çıkıyoruz. Hem masayı kuracağız hem de masada olacağız.”

Röportajın tamamını izlemek için TIKLAYIN

Paylaşın