YÖK: 2020’de Öğrenci Başına 15 Bin 825 TL Harcama Yapıldı

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) “Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu 2021” raporunu yayımladı. Rapor, 2019-2020 eğitim öğretim yılında aktif olarak faaliyette bulunan 193 üniversiteyi 4 ana kategori ve 45 alt göstergede analiz ederek hazırlandı.

Rapora göre pandeminin yaşandığı ve uzaktan eğitimin yapıldığı 2020 yılında üniversitelerin öğrenci başına yaptıkları ortalama cari harcama miktarı 15 bin 825 lira oldu.

Raporun, yükseköğretim mezunlarına yönelik yapılan KPSS ve ALES gibi sınavlarda üniversitelerin başarısına ilişkin bölümünde, 2020’de yapılan Kamu Personel Seçme Sınavlarında (KPSS) 103 üniversitenin 584 programının ilk yüzde 5’lik dilime girdiği aktarıldı.

2020’de yapılan Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavlarında (ALES) ise 95 üniversitenin 490 programı ilk yüzde 5’lik dilimde yer aldı.

2020’de öğrenciler tarafından 157 üniversitede 8 bin 674 sosyal sorumluluk ve 122 üniversitede 5 bin 689 endüstriyel proje yürütüldü.

Hakemli dergilerdeki yayınlar

Değerlendirmeye alınan 193 üniversitenin tamamının en az bir kurum adresli yayını, 2020’de ulusal hakemli dergilerde yer aldı.

Kurum adresli yayını yayımlanan üniversite sayısı ise 191 oldu. 2016-2020 yılları arasında yayımlanmış yayınlar dikkate alındığında 2020’de 185 üniversitenin toplam 25 bin 627 kurum adresli yayını, en yüksek yüzde 10’luk dilimde yerini aldı.

Af-Ge harcamaları

2020’de 173 üniversitede ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarca desteklenen 9 bin 15 Ar-Ge projesi yürütüldü. Desteklenen Ar-Ge projesi 100 ve üzeri olan üniversite sayısı ise 23 oldu.

2020’de 111 üniversite, Ar-Ge, verimlilik artırma, ürün geliştirme, inovasyon ve benzeri kapsamda endüstri ile ortak 6 bin 218 proje yürüttü. Söz konusu projelerin toplam bütçesi yaklaşık 1,84 milyar lira oldu.

2020 mali yılında 186 üniversite, bütçelerinin ortalama yüzde 3,36’sını Ar-Ge kapsamında harcadıklarını beyan etti. Bütçesinin yüzde 10 ve daha fazlasını Ar-Ge kapsamında harcadığını beyan eden üniversite sayısı ise 21 olarak açıklandı.

Sosyal sorumluluk projeleri

148 üniversitede 2020’de 3 bin 424 sosyal sorumluluk projesi yürütüldü. Dezavantajlı gruplara yönelik sosyal uyum ve kapsayıcılığa ilişkin ise 152 üniversitede 4 bin 749 faaliyet düzenlendi.

2020’de 170 üniversite, sürekli eğitim merkezleri ve dil merkezleri aracılığıyla 281 bin 992 sertifika verdi. Bu kapsamda 2 bin 500 ve üzeri sertifika veren üniversite sayısı 35 olarak kayıtlara geçti.

Paylaşın

TKP’den ‘Demokrasi İttifakı’ Toplantılarına Katılmama Kararı

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) çağrısıyla oluşturulan ve 8 sol yapının katıldığı ‘Demokrasi İttifakı’ çalışmasının ikinci toplantısına sayılı günler kala TKP, toplantıya katılmama kararı aldı. Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Detaylarını da öğrendik. Fotoğraf çektirilecek gibi detaylar yer alıyordu. Bu aşamadan sonra bizim artık bu algıyı değiştirme şansımız yok. Biz burada bir ittifakın parçası değiliz ve toplantıya gitmeyeceğiz” dedi.

HDP’nin ‘Geniş Demokrasi İttifakı’ oluşturma çağrısıyla bir araya gelen 8 siyasi yapının katıldığı toplantının ilki 18 Ocak tarihinde Ankara’da yapıldı. İkinci toplantı içinse 8 siyasi oluşumun genel başkanları düzeyinde katılım sağlanarak, 26 Şubat Cumartesi günü yeniden masaya oturulması kararı alındı. İkinci toplantı tarihini basından öğrendiklerini, çalışmanın ‘ittifak’ ile sınırlandırıldığını belirten Türkiye Komünist Partisi (TKP), ikinci toplantıya katılmama kararı aldı ve bunu HDP’ye iletti.

HDP öncülüğünde organize edilen ilk toplantıya Türkiye İşçi Partisi, Türkiye Komünist Partisi, Emek Partisi, Toplumsal Özgürlük Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Halkevleri ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun temsilcileri katılmıştı. Yeni katılımların olabileceği ifade edilen ikinci toplantı öncesinde Meclis kürsüsünden konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Partimiz, demokrasi ittifakını büyütmek için hayata emekten ve demokrasiden bakan güçlerle bir araya gelmekte ve ittifakı büyütme yollarını aramaktadır” dedi.

İkinci buluşmaya sayılı günler kala toplantıya katılmayacaklarını HDP’ye bildiren Türkiye Komünist Partisi’nin Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Gazete Duvar’dan Serkan Alan’a konuştu.

İkinci toplantıya katılmamalarının temel nedenini anlatan Okuyan, şunları söyledi: “Toplantıların öncesinde basına ayrıntılı bilgi geçilmesi ilk toplantıda da gündeme gelmişti. Bu toplantılar ‘Üçüncü İttifak’ hedefiyle yapılmadı. İlk toplantıda da bu dile getirildi. Bunun bir ‘ittifak’ toplantısı olmadığı söylendi. Buna rağmen bu şekilde lanse edildi. Birileri böyle bir bilgiyi dışarıya geçiyorlar. Bu ikinci toplantıyı biz basından öğrendik. Detaylarını da öğrendik. Fotoğraf çektirilecek gibi detaylar yer alıyordu. Bu aşamadan sonra bizim artık bu algıyı değiştirme şansımız yok. Biz burada bir ittifakın parçası değiliz ve toplantıya gitmeyeceğiz.”

‘Bundan mutlu olmayan çok oluşum var’

İkinci toplantıya katılmama kararını HDP’ye bildirmelerinin ardından karşılaştıkları tepkileri anlatan Okuyan, HDP’nin bir tepkisinin olduğunu zannetmediğini vurguladı. Kemal Okuyan, “Böyle bir şeyi bence bekliyorlardı” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bundan rahatsızlık duyan bir tek TKP değil. Yani basına bu şekilde sızdırmaların olması, bir yönlendirme yapılması… Dikkat ettiyseniz ‘Üçüncü İttifak toplantısının ikincisi toplanıyor’ diye çok yaygın bir algı oldu. Bundan mutlu olmayan çok oluşum var. Zaten SOL Parti ilkine katılmadı, ikincisine de katılmayacak. Durum budur. Belki bir tepki olmuştur ama bize gelen bir tepki yoktur.”

‘Biz bu çabaların parçası olmayacağız’

İkinci toplantının tarihinden haberdar olmamaları, toplantının detaylarını basından öğrenmeleri gibi ‘sorunların’ kaynağı hakkında konuşan TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, “Sorunun kaynağı çok basit” diyerek şunları kaydetti:

“Kamuoyunda, buradan çok hızlı bir şekilde HDP’nin merkezinde durduğu üçüncü bir ittifakın çıkmasını isteyenler var. Bu doğrultuda çaba harcıyorlar. Biz bu çabaların parçası olmayacağız. Bu kadar net bir ayrım var. Eğer bu toplantı bir iletişimin ortaya çıkması, Türkiye’nin bir sürü gündemi var birlikte neler yapılabilir, bunlarla ilgili zemin nasıl yaratılabilir olsaydı ikinci toplantıya da katılırdık. Ama bunun ötesinde bir seçimi merkeze koyan ve HDP’nin de merkezinde olduğu bir ittifakın ortaya çıkması için lobi yapan bir kesim var. HDP’nin kendisi bunu pek istemediğini söylemesine rağmen. O yüzden ‘biz bunun parçası olmayacağız’ dedik.”

HDP öncülüğünde oluşturulan toplantıların sonraki aşamalarına katılmayacaklarını belirten Okuyan, “Bu saatten sonra orası herhalde bir ittifak görüşmesine dönüşecektir. Yolları açık olsun, herkes kendi çizgisinde devam edecektir” dedi.

Okuyan açıklamasını şöyle sürdürdü: “Bizim tavrımızda değişen gizli saklı bir şey yok. Biz yıllardır söylediğimiz her şeyi söylemeye devam ediyoruz. Herkes ilk toplantıya gittiğimizde şaşırmıştı. Niye gitmeyelim? Biz doğru bulduğumuz ya da sonuç almaya çalışacağımız her zeminde bulunmaya çalışırız. Ama oraya giderken de, toplantıda da, toplantıdan sonra da söyledik. Buradan çıkartılmaya çalışılan ittifakı biz kendi açımızdan uygun bulmuyoruz. Zaten HDP de ‘burayla ittifakımızı sınırlı tutamayız’ diyor. ‘Solla sınırlı bir ittifak olmaz, başkaları da olsun diyorlar. Biz bu konuya ilişkin bir iki güne açıklama yapacağız. “

“TKP’nin kendi gündemi var”

Daha önce ilan ettikleri çizgide çalışmalarını sürdürdüklerini ifade eden Okuyan, “TKP’nin kendi gündemi var. Hem hayat pahalılığı, elektrik faturaları, NATO gibi gelişmelerde elimizden geldiğince yolumuza devam ediyoruz. Bir yandan da sol bir güç odağının, altını çiziyorum ‘üçüncü bir ittifak’ falan değil, devrimci ilkeleri olan bir odağın açığa çıkması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi.

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a Yanıt: Çok Beklersin Çok

Cumhurbaşkanı  Erdoğan’ın “Ülkenin kazancından hep birlikte istifade ettiğimize göre külfetine de beraberce katlanacağız” sözlerini değerlendiren İYİ Parti Lideri Akşener, “Ülkemizin kaynaklarını har vurup harman savurdun. Milletimizin cebinden aldığını, yandaşının cebine koydun. Şimdi çıkmış ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışıyorsun. Çok beklersin, çok” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Madem geçen hafta her şey yolundaydı, madem biz yaygara yapıyorduk o zaman bu haftaki külfet nereden çıktı muhterem? ifadelerini kullandı.

Ukrayna-Rusya krizine de değinen Akşener, Ukrayna’nın meşru müdafaa hakkını tanıdıklarını söyledi ve Rusya’nın işgal ve ilhak ettiği Kırım’dan çıkması gerektiğini savundu. Akşener, “Rusya’ya askeri tahkimatına son vermeye ve askerlerini geri çekmeye çağırıyoruz” dedi.

Meral Akşener, hükümetin Ukrayna’ya SİHA satışına devam etmesini de desteklediklerini kaydetti. Akşener, Rusya’nın NATO’nun genişlemesine ilişkin kaygıların giderilmesinin bir savaş tehdidi üzerinden olamayacağını söyledi.

İYİ Parti lideri, AKP’yi de Türk Dışişleri’ndeki büyükelçilik makamlarını “geri dönüşüm kutusu” olarak kullanmakla eleştirdi. Akşener, “Birbirlerini boşa düşüren açıklamaları hem NATO hem de Rusya nezdinde Türkiye’yi kırılgan bir duruma düşürdü” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından öne çıkan satırla şöyle;

“Kanunun gerektirdiği prim ödeme gün sayısını doldurduğu halde yaklaşık 3 milyon insanımız yaş nedeniyle emekli olamıyor.

Yaklaşık 1.8 milyon insanımız da maalesef önümüzdeki dönemde yaşa takılacak. Ortada böyle büyük bir mağduriyet olmasına rağmen iktidar bu insanlarımıza ‘Emekli olamazsın, gençsin’ diyor.

Özel sektör ise ‘Yaşlısın çalışamazsın’ diyor. İnsanlarımıza ‘Sen emekli olamazsın’ demek haksızlıktır.

Biz İYİ Parti olarak, EYT’li kardeşlerimizin yanındayız. Kimse merak etmesin İYİ Parti iktidarında bu mağduriyeti gidereceğiz.

Devletin bu konuda katlanacağı maliyeti hesapladık. Yapacağımız EYT düzenlemesi bir sosyal yardım değil, haktır.

Ayrıca herhangi bir başvuru dönemi öngörmüyoruz yani EYT’liler istedikleri zaman müracaat edip düzenlemeden faydalanabilecek.

Önümüzdeki dönemde prim sayısını doldurarak EYT’li olacak 1.8 milyon insanımız da bu düzenlemeden yararlanabilecek.

Bugün aramızda 782 gündür kayıp olan Gülistan Doku kızımızın ailesi var. Keşke sizi çok daha iyi şartlarda ağırlayabilseydik.

Keşke sizi burada Gülistan’la birlikte ağırlayabilseydik. Maalesef Gülistan 2 yıldan uzun süredir kayıp.

Şayet genç bir üniversiteli kadın iki yıldır kayıpsa bu memlekette kadınlar güvende diyemeyiz.

Kadın cinayetlerinin önüne geçemeyiz. Şayet kadınları koruyamazsak hiçbirimiz güvende yaşayamayız.

Eskiden Sayın Erdoğan’ın söyledikleri birbiriyle aylık ya da yıllık bazda çelişirdi. Gelinen noktada artık bu arkadaşımız haftalık bazda bile kendisiyle çelişir oldu.

Artık her hafta bir önceki hafta söylediğini unutup farklı bir şey söylüyor. Sandık sıkıştırmaya başlamış, panik büyük.

Geçen hafta zamların gerçekliği ile ilgili muhalefetin yaygara yaptığını, her şeyin olağanüstü iyi olduğunu söylerken, bu hafta çıkıp ‘Ülkenin kazancından hep birlikte istifade ettik, külfeti de hep birlikte sırtlayacağız’ dedi.

Madem geçen hafta her şey yolundaydı, madem biz yaygara yapıyorduk o zaman bu haftaki külfet nereden çıktı muhterem?

Sen yandaşlarının gönlü olsun diye milletimizin vergilerini çarçur ederken bu ülkede anneler çocuklarına mama alamaz hale geldiler.

Sen sarayda sefa sürerken bu ülkede gençler tatile gitmenin hayalini bile kuramaz haldeler. Sen danışmanlarına 5,10,11 maaş bağlarken bu ülkede öğretmenler atanıp tek maaşa bile kavuşamıyorlar.

Sen bu millete sabırdan, fedakarlıktan ve külfeti sırtlanmaktan bahsedecek en son kişisin. Ülkemizin kaynaklarını har vurup harman savurdun. Milletimizin cebinden aldığını, yandaşının cebine koydun.

Şimdi çıkmış ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışıyorsun. Çok beklersin, çok. Bu milletin seni bir kez daha yılgın bir hoşgörüyle benimseyeceğini sanıyorsan çok yanılıyorsun. Bu millet artık her şeyin farkında. AK Parti iktidarı artık yok.

Biliyorsunuz, geçtiğimiz günlerde, Tarkan bir şarkı çıkardı. Yaşadığımız bu kötü günlerin, geride kalacağını söyleyen, umut var diyen bir şarkı.

Ama nedense bu şarkı, bazılarına çok ağır geldi. Bu öyle garip bir zihniyet ki; “Bu kötü günler geride kalacak” diye, şarkı söylenmesine bile tahammülleri yok. Şarkıda küfür yok. Hakaret yok. Umut var. Ama bu arkadaşların, o umuda bile alerjileri var.

Kimlere alerjileri yok biliyor musunuz? Mesela, Kendilerini eleştirmek yerine, “kuzu kuzu” oturanlara alerjileri yok.

Mesela; Havuz medyasındaki “dilli düdüklere” alerjileri yok. Mesela; İhaleleri “Hüp diye” götüren, “a-acayip” müteahhitlere alerjileri yok.

Aslında, Tarkan “Geççek” diye şarkı yapınca, arıza çıkarmaları çok normal. Çünkü hiç geçmesin, hiç bitmesin istiyorlar.

Mesela; Türk lirasını pula çevirelim. Enflasyonda dünya rekoru kıralım. Ama sürdüğümüz sefa, hiç bitmesin istiyorlar.

Bu ülkenin sanatçısıyla, bu milletin dinlediği müzikle uğraşacağınıza, oturun kendi işinizi yapın.

Bu ülkenin sorunlarını, milletin dertlerini çözmenin peşinde koşun. En azından giderayak, bu millete bir faydanız dokunsun. Çünkü, er ya da geç, o sandık “gelcek”.

Ağlasanız da, sızlansanız da, milletin başına bela ettiğiniz bu ucube sistem, geldiği gibi “gitçek”

Siz isteseniz de, istemeseniz de, bu çile “bitçek”. İYİ Parti yetkiyi aldığında, milletimize reva gördüğünüz bu kabus, elbette “GEÇÇEK”

Ak Parti iktidarının peşkeş treninin, son durağı PTT. PTT, kendi resmi internet sitesi üzerinden, doğrudan HGS satışı yaptığında, tahsilatın tamamı, kendi kasasında kalacakken, tüm HGS satış gelirlerinin yüzde 60’ı,PTTeM şirketine, hiçbir gerekçe olmadan bırakılmış.

Dış politika ve onun iletişim dili olan diplomasi devlet aklı, birikim ve ciddiyet ister. Diplomasi usta ellerde şekillendirilmesi gereken bir sanattır.

Ancak maalesef Sayın Erdoğan ve arkadaşlarının elinde bu sanatın yok oluşuna şahit oluyoruz.

AK Parti iktidarında ülkemizde ne devlet aklı ne ciddiyet kaldı. Nerede torpilli eş dost varsa, nerede eski vekil, bakan varsa, nerede ayak altından çekilmesi gereken bir siyasi tortu varsa gittiler büyükelçi yaptılar. Hariciyemizi AK Parti’nin geri dönüşüm kutusuna çevirdiler.

AK Parti’nin sergilediği dış politika performansına bakınca milli çıkarlarımızın yerine Sayın Erdoğan’ın gönül bağlarının aldığını görüyoruz.

Uluslararası ilişkilerde caydırıcılık politikası diye bir kavram vardır. Bu kavram devletler arasında ilişkilerde verilecek karşılık ve sonuçları konusunda şüphe uyandırarak bir devleti olası tehditkar eylemlerinden vazgeçirme politikasıdır.

Ukrayna’da bir kriz yaşanıyor ama Sayın Erdoğan ve ekibinin birbirlerini boşa düşüren açıklama ve davranışları hem NATO hem Rusya nezdinde Türkiye’yi kırılgan bir noktaya düşürdü.

Tüm bunların yanında, dikkatinizi çekmek istediğim, bir başka konu daha var. Ya TÜRKŞEKER olmasaydı?

Yani; Ya özel sektör şeker fabrikalarında, 460-470 liraya varan, 50 kiloluk toz şeker fiyatı, TÜRKŞEKER’de, 250-260 lira civarında olmasaydı?

Çiftçinin cebinden, sadece şeker girdisi üzerinden uçup giden, 1 buçuk kilo balın parasını, kimler ödeyecekti?

Elbette, biz ödeyecektik. Yani Sayın Erdoğan’ın aynı gemide olduğumuzu söyleyip, kürek mahkumluğunu layık gördüğü vatandaşlar olarak, bizler ödeyecektik.

Zamanında iktidarı uyardık. “Şeker fabrikalarını böyle hoyratça özelleştirmeyin.” dedik. Anlamadılar…

“Almanya’nın, yüzde 78’i, Fransa’nın, yüzde 82’si, Hollanda ve İngiltere’nin ise, yüzde 100’ünde, şeker, kooperatifler tarafından üretiliyor.” dedik.

Dinlemediler… “ABD’de, şeker pancarından şeker üreten fabrikaları, Devlet, özel sektörden satın alıp, kanunla, kooperatiflere devretti.” dedik. Duymadılar…

“Şeker fabrikaları, sadece tarımsal sanayi değildir.” dedik. “Şeker fabrikaları, sadece şeker pancarı, ya da şeker de değildir.” dedik.

“Şeker pancarı, çiftçiyi tarlaya ve köye bağlayan, ailenin tüm fertlerine, çalışma ve istihdam imkânı sağlayan, yan ürünlerinin, tamamı değerlendirilen, katma değeri arttırıcı bir bitkidir.” dedik.

“Bütün tüketicileri, yüzbinlerce çiftçiyi, besiciyi arıcıyı, yem sektörünü, kısacası, çoklu alanları ilgilendiren bir konudur.” dedik. Ama yok, inatla burunlarının dikine gittiler.”

Paylaşın

Dikkat Çeken Rapor: Demokrasi Dünya Çapında Geriliyor

Almanya merkezli düşünce kuruluşu Bertelsmann Vakfı Dönüşüm Endeksi (BTI), 2004 yılından bu yana ilk kez otokratik devletlerin sayısının, demokratik rejimlerden fazla olduğunu saptadı. Rapor kapsamında, gelişmekte olan ve gelişmenin eşiğindeki 137 ülke incelemeye alındı. Bunların 67’sini demokratik rejimler oluştururken, otokratik devletlerin sayısı 70’e yükseldi.

Bertelsmann Vakfı BTI Proje Yöneticisi Hauke Hartmann, “Bu, son 15 yılındaki çalışmalarımız kapsamında ölçtüğümüz en kötü siyasi dönüşüm sonucu,” diyor. Endekse göre, küresel bazda daha az özgür ve adil seçim, daha az ifade ve toplanma özgürlüğü söz konusu. Ayrıca kuvvetler ayrılığı prensibi de giderek aşınıyor.

Uzun zamandır Arap Baharı’nın demokratikleşme hareketlerinde son umut ışığı olarak kabul edilen Tunus, otokratikleşmeye doğru dönüşümün en güncel örneği olarak gösteriliyor. Cumhurbaşkanı Kays Said’in Temmuz 2021’de parlamentoyu feshedip hükümeti görevden alması ve anayasanın bazı kısımlarını rafa kaldırmasından bu yana ülke kararnamelerle yönetiliyor. Son olarak Said, ülkede yargı bağımsızlığının güvencesi konumundaki Yüksek Yargı Konseyi’ni de feshetmişti.

Dönüşüm Endeksi’nde Türkiye’ye dair tespitler de yer alıyor. Bertelsmann Vakfı BTI Proje Yöneticisi Hartmann, Deutsche Welle’ye (DW) yaptığı değerlendirmede “Aslında Erdoğan yönetiminde bir umut ışığı olmaya başlayan Türkiye, son on yılda demokrasi yolunda en fazla gerileyen ülke oldu. Çünkü burada kuvvetler ayrılığı ve toplumsal katılım o kadar kısıtlandı ki, iki yıl önce Türkiye’yi otokrasi olarak sınıflandırmak zorunda kaldık. Ne yazık ki aradan geçen sürede bu değerlendirmede bir değişiklik olmadı” görüşünü dile getirdi.

Siyasi ve ekonomik elitler

Yıllar önce kurulmuş ve oturmuş birçok demokratik rejimin de artık “kusurlu demokrasiler” kategorisine girmesi endişe verici bulunuyor. Örneğin, Hindistan’da Başbakan Narendra Modi’nin etnonasyonalist tutumu veya Brezilya’da Jair Bolsonaro ve Filipinler’de Rodrigo Duterte’nin sağcı otoriter hükümetleri, bu ülkeleri de otokrasiye doğru yaklaştırıyor.

Hartmann, “On yıl önce sağlıklı ve istikrarlı bir demokrasiye sahip olan bu ülkeler, bugün gelinen siyasi süreçte “ağır kusurları olan demokrasiler” haline dönüştü. Avrupa’da ise Polonya ve Macaristan’da hukukun üstünlüğü ilkelerinin çiğnendiğine şahit oluyoruz” diyerek endişelerini dile getiriyor.

Peki, otokratik sistemlerin güçlenmesinin ve demokratik normların erozyona uğramasının nedenleri ne? Bertelsmann Vakfı yetkilisi, başlıca itici güçlerin, torpil ve yolsuzluklar nedeniyle yozlaşmış sistemi kendi çıkarları için muhafaza etmek isteyen siyasi ve ekonomik elitler olduğunu söylüyor:

“İncelediğimiz 137 devletin çoğunda, göreceli toplumsal katılıma dayalı bir siyasal sistem ve rekabeti çarpıtarak ekonomik ve sosyal katılımı engelleyen bir ekonomik sistemle karşı karşıyayız.”

Bu durum, özellikle siyasetin mafya benzeri yapılarla çoğu kez iç içe olduğu Orta Amerika ülkelerinde yaygın. Aynı zamanda bazı kişilerin zayıf kurumsal yapılardan istifade ederek birtakım imtiyazlar elde ettiği Sahra’ın güneyindeki Afrika ülkelerinde de benzer olumsuzluklar söz konusu.

Popülist akımlar

Yoksulluk, açlık ve sosyal dışlanma tehdidi altında olan ve demokratik süreçler altında herhangi bir iyileşme görmeyen bazı vatandaşlar, genellikle popülist alternatifleri cazip görmektedir. Bu durum sadece söz konusu 137 ülkede değil, BTI’nin dikkate almadığı ABD gibi demokratik istikrarın var olduğu kimi demokrasiler için de geçerli olabiliyor. 1989’dan önce OECD’ye üye olan, demokratik süreçleri ve piyasa ekonomisi istikrara kavuşmuş olarak kabul edilen ülkeler, Bertelsmann Dönüşüm Endeksi kapsamı dışında tutuluyor.

Hartmann, “Donald Trump’ın seçilmesinden ve devam eden popülaritesinden ya da İngiliz elitlerinin sorumsuz tutumlarından dolayı, demokratik sistemlerimizin gücü hakkında bazı insanlar şüpheye kapıldı. Kimi grupların marjinalleştirilmesine ek olarak, özellikle basit çoğunluğa dayalı iki partili seçim sistemi, kutuplaşmanın fitilini ateşliyor. ABD’de bu durumu bariz bir şekilde gözlemliyoruz” diyor.

Pandeminin gölgesinde baskı

Korona salgını, birçok ülkede siyasi ve sivil hakların kısıtlanmasına da neden oldu. Hartmann, çoğu durumda bunların ılımlı, geçici ve demokrasiler söz konusu olduğunda, aynı zamanda parlamento tarafından onaylanan önlemler olduğunu belirterek şöyle konuşuyor:

“Ancak Filipinler veya Macaristan gibi otoriter özelliklere sahip popülist rejimlerde veya baskıyı daha da artırmak için salgını bahane olarak kullanan Azerbaycan, Kamboçya veya Venezuela gibi otokrasilerde istisnalar söz konusu. Ayrıca Çin gibi gelişmiş otokrasilerde, dijital gözetimin boyutu büyük ölçüde artmış durumda.”

Daha fazla otokrasi yönündeki küresel eğilime rağmen Hartmann, çoğunluğun daha fazla özgürlüğe ve söz hakkına özlem duyduğuna inanmaya devam ediyor. Küresel çapta sivil toplum faaliyetlerinde bir azalmanın olmayışını da hayli umut verici buluyor:

“Belarus’taki özgür seçimlerin, Lübnan’daki sivil toplum dayanışmasının, Sudan’daki askerî dikta ile mücadelenin veya Myanmar’daki darbe karşı protesto gösterilerinin aktörlerine bakın. Bu insanlar sıradan bir gösteriye gitmiyor. Daha iyi bir toplum için hayatlarını ortaya koyuyor. Onların hepsi birer kahraman. Otokrasiye karşı küresel mücadelenin son ve en sağlam kalesi.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Davutoğlu: Türkiye, NATO’da Etkin Ve Proaktif Diplomasi Yürütmeli

Gelecek Partisi Lideri Davutoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamayla, Rusya-Ukrayna krizine ilişkin iktidara çağrıda bulunarak, izlenmesi gereken politikaları 5 madde halinde sıraladı. 

Haber Merkezi / Ahmet Davutoğlu, “Sistemik bir depremle karşı karşıyayız. Ukrayna krizi, uluslararası krize dönüşmüştür. Türkiye acilen özellikle NATO’da etkin ve proaktif bir diplomasi yürütmeli. Ülke içinde sorunlarımız olsa da dış politikada Türkiye’nin çıkarları çerçevesinde ortak çizgide buluşmalıyız” dedi.

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Rusya-Ukrayna krizine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Rusya Devlet Başkanı Putin’in dün açıkladığı kararlar sonrasında Ukrayna krizi son derece kritik bir aşamaya gelmiş bulunuyor. Uluslararası toplum Ukrayna’ya odaklandı. Bu kriz artık herhangi iki ülke arasındaki bir kriz olmanın ötesine geçmiş; Karadeniz, Doğu Avrupa, Avrasya dengelerini etkileyebilecek küresel nitelikte bir kriz haline dönüşmüştür.

Bu krizin doğrudan tarafı olmamakla birlikte, Ukrayna’ya ve Rusya’ya aynı anda komşu olan en önemli NATO ülkesi olan Türkiye için artık kriz kritik aşamanın da ötesine geçmiş bulunuyor.

Maalesef bu kriz esnasında takip edilen diplomasi, etkin bir arabuluculuğu beraberinde getirmediği gibi kriz süreçlerinin nabzını tutma konusunda da belirli zaafları ortaya çıkardı. Buradan iktidara bir kez daha seslenerek ifade ediyorum: Artık Soğuk Savaş sonrası dönemin taşları teker teker oynuyor. Daha önce birçok kez vurguladığım gibi, akademik çalışmalarda altını çizdiğim gibi sistemik bir depremle karşı karşıyayız. Hep beraber Türkiye’nin geleceğiyle ilgili bu krizin sonuçlarına odaklanmak ve sağlıklı bir değerlendirme yapmak durumundayız.

İktidar sahiplerine 5 önemli konuda çağrıda bulunuyorum ve Türkiye’nin bu krizle ilgili temel yaklaşımını bu 5 ana çerçeveye oturtmaları tavsiyesinde bulunuyorum.

Birincisi; Krizin herhangi bir ileri aşamaya, doğrudan çatışma ihtimali aşamasına gelmeden önce Montrö Anlaşması’nın getirdiği bütün kurallara harfi harfine uyacağı deklare edilmeli ve Boğazlar üzerinden Türkiye’nin herhangi bir savaşın parçası haline gelmesinin önüne geçilmelidir.

İkincisi; Ukrayna’nın toprak bütünlüğü konusunda tavizsiz bir politika takip edilmeli ve herhangi bir ülkenin toprak bütünlüğünün sarsılmasının doğurabileceği daha geniş ölçekli krizleri konusunda hem Rusya nezdinde, hem NATO ve diğer ülkeler nezdinde doğrudan temaslarda bulunulmalıdır. Kırım’ın ilhakını tanımamıştık haklı olarak, şimdi de Ukrayna devletinin kendi toprakları içinde bağımsız ve özel bir stratejik ortak olarak Türkiye’nin yanında olması büyük bir önem taşıyor. Toprak bütünlüğünü vurgulamalıyız.

Üçüncüsü; Maalesef NATO’nun en önemli ülkelerinden birisi olan Türkiye bütün bu süreçte NATO istişarelerinin dışında kalmıştır. NATO liderlerinin yaptığı son dönemde 3 önemli zirveye Türkiye davet edilmemiştir. Polonya ve Romanya’nın dahi girdiği bu zirvelerde Türkiye maalesef yer almamıştır. Dolayısıyla NATO içindeki küçük nüansların, görüş ayrılıklarının da doğrudan nabzını tutarak etkin bir rol oynama ve NATO içinde Türkiye’yi olabilecek risklere karşı korumak konusunda önemli bir aracı kaybettik. Şimdi artık krizin bu aşamasında Türkiye NATO’nun bütün mekanizmalarında doğrudan görüş beyan eden ve bu krizden etkilenecek bir ülke olarak bu görüşlerini NATO ülkeleri nezdinde ifade eden bir konuma derhal geçmelidir.

Dördüncüsü; Rusya Türkiye’nin tarihi dostudur, tarihi komşusudur. Gerilimli dönemlerimiz de oldu, barış dönemlerimiz de. Rusya ile ilişkilerimizin özenle yürütülmesi gerektiği kanaatindeyim. Ancak bu özen Rusya’nın, Putin’in son konuşmasında da olduğu gibi tarihi referanslarla Türkiye’yi karşısına alan bir tutum içine girmesini asla mazur göstermez. Rusya ile ilişkilerimizi, istişarelerimizi kapsamlı bir şekilde derinleştirmeliyiz. Rusya nezdindeki etki gücümüzü Ukrayna’nın toprak bütünlüğü bağlamında bir arabuluculuk içinde kullanmaya çaba sarf etmeliyiz.

Beşincisi; Bütün bu gelişmeler soğuk savaş sonrası dönemin temel stratejik depremlerinin, kalıntılarının, sarsıntılarının hissedildiği bir dönemin başladığını gösteriyor. BM sistemi etkisizdir. Rusya’nın Suriye’de takip ettiği politikayla Ukrayna’da takip ettiği politika arasındaki çelişkiler her an her ülkenin başka ülkeye müdahale edebileceği kanaatini oluşturmuş bulunuyor. Son dönemde Rusya’nın Donetsk ve Luhansk, kendilerinin ilan ettikleri adıyla, Cumhuriyetlerini tanıması ulus devletlerin yapısını çözecek çok tehlikeli bir süreci başlatır. Bu bağlamda Moldova, Gürcistan, Azerbaycan, Suriye, Irak, Bosna Hersek gibi ülkelerin toprak bütünlüğü konusunda Türkiye açık ve net bir tavır almalı ve bütün bu farklı bölgelerde, farklı ülkelerdeki çıkar farklılıklarını gözeten ama hepsine alternatif stratejik planlamalar yapan bir esneklik göstermek zorundadır.”

Davutoğlu, açıklama yaptığı videoyu, “Sistemik bir depremle karşı karşıyayız. Ukrayna krizi, uluslararası krize dönüşmüştür. Türkiye acilen özellikle NATO’da etkin ve proaktif bir diplomasi yürütmeli. Ülke içinde sorunlarımız olsa da dış politikada Türkiye’nin çıkarları çerçevesinde ortak çizgide buluşmalıyız” notu ile paylaştı.

Paylaşın

TİP Genel Başkanı Erkan Baş: NATO Bir Terör Örgütüdür

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Rusya ile Ukrayna arasında gerilimin tırmanmasına ilişkin, “Bizim tarafımız halkların kardeşliğidir, bizim tarafımız barıştır. Bizim tarafımız açık ve net bir biçimde emperyalizme karşı mücadele tarafıdır” dedi.

Suriye savaşını hatırlatan Baş, partisinin İstanbul il örgütünde yaptığı açıklamada, “İktidarın çıkarları uğruna yeni maceralara sürüklenmesine izin vermeyeceğimizi de vurgulamak istiyoruz” ifadelerini kaydetti.

Bölgede “savaş naralarının” yükseldiğini, Türkiye’nin silahların, bombaların, tankların gölgesinde bir gündemde yaşamak durumunda olduğunu söyleyen Baş, “Sözlerimize başlarken Orta ve Doğu Avrupa’yı bir cephaneliğe çeviren emperyalist bir suç örgütü olarak değerlendirdiğimiz NATO’yu, Ukrayna’dan elini çekmeye çağırıyoruz. Bütün bu tartışmaların başlangıç noktası, sözde Sovyet tehdidine, sözde sosyalizm tehdidine karşı kurulduğunu ilan eden, bu amaçla faaliyet sürdürdüğü yalanıyla var olan NATO’nun bu sözde tehdit bile ortadan kalkmasına rağmen yıllardır faaliyetlerini üstelik genişleyerek daha büyük tehditler yayarak sürdürmeye başlamasına işaret ediyoruz” dedi.

“Türkiye İşçi Partisi açısından bu ve benzeri gerilimlerde ilkesel yaklaşımlar esastır. Biz bütün sözlerimize “İşgal politikalarına ve savaşa hayır” diyerek başlıyoruz. Tüm emperyalist askeri paktlara karşı tutum almaya çağırıyoruz. Değerli yurttaşlar, NATO bir terör örgütüdür. NATO’nun varlığı dünya barışına, dünya halklarına dönük bir tehlikedir ve bugün bu kendisini çok daha açık biçimde göstermektedir.”

Taraflarının savaş olmadığını, “halkların kardeşliği” ve “barış” olduğunu ifade eden Baş’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“Çok ağır bedeller ödedik”

“Bizim tarafımız açık ve net bir biçimde emperyalizme karşı mücadele tarafıdır ve özellikle bütün derdi iktidar koltuğunu korumak olan bir iktidar tarafından yönetilen bir ülkenin yurttaşları olarak da saray rejimine Adalet ve Kalkınma Partisi’ne karşı mücadelenin yükseltilmesinin ne kadar yaşamsal olduğunu bir kez daha deneyimlediğimiz bir süreçten geçtiğimizi hatırlatmak istiyoruz. AKP çok uzun yıllardır emperyalist planlar doğrultusunda ülkemizi maceralara sürükleyerek halkımıza bedeller ödeterek iktidarını koruma stratejisini benimsemiş durumda. Suriye örneğinde bunu başardıklarını düşünüyor olabilirler.

Suriye’de savaşı körükleyen politikaların bir parçası olmak orada doğrudan cihatçı çetelerin hamiliğini yaparak Türkiye’yi savaşın fiilen bir tarafı haline getiren politikalar AKP iktidarı açısından koltuğunu korumayı başarma sonucu getirmiş olabilir ama bunun bedelini Türkiye halkları, Suriye halkı ve hep birlikte bölge halkları olarak bizler ödüyoruz. Dolayısıyla oradan çıkardığı sonuçla bu gerilimi de kendi iktidarını korumak için kullanacağı kaygısı çok yaygın bir şekilde yurttaşlarımız tarafından hissediliyor. Biz daha önceki yaşadığımız acı tecrübelerden yola çıkarak bu konuda kararlı bir tutum içerisinde olacağımızı kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Çok ağır bedeller ödedik.

Türkiye’nin pek çok yerinde işçi direnişleri, işçilerin hak mücadelesi büyüyerek devam ediyor. Sevindirici bir haber aldık geçtiğimiz günlerde. Migros depolarında direnen işçi kardeşlerimiz gündem olmuşlardı, kamuoyunun geniş desteğini almışlardı… Verdikleri mücadele ile ilgili olarak ve nihayetinde geçtiğimiz günlerde işten atılan işçi arkadaşlarımız geri alındılar. Maaşlarında bir artışa gidildi, prim ödemelerinin yapılacağı açıklandı. İşçi sağlığı ve çalışma koşullarıyla ilgili de düzeltme taleplerinin yerine getirileceği ortaya çıktı.

Şimdi bu gelişmeyi çok önemli buluyoruz onu söyleyeyim. Migros direnişi bize bir kez daha direnen işçilerin kazanacağını işçilerin inadının dayanışmasının sonuç aldığını göstermiş oldu. Ne patronlar, ne polis, ne onların şiddeti işçilerin birliği dayanışması mücadelesi karşısında hiçbir şey yapamıyor. Sonunda kazanan işçiler oluyor ve şunun da altını özellikle çizmek istiyoruz. Bu zafer esas olarak birlikte direnen işçi arkadaşlarımızın onlara öncülük eden sendikalarının ve kararlı inatçı eylemlerinin bir sonucudur. Hepsine tüm Türkiye işçi sınıfı adına teşekkür ediyoruz. Bu mücadeleye destek veren tüm yurttaşlarımıza ve bir sanatçı sorumluluğuyla onların yanında duran Haluk Levent’e de özel olarak teşekkür etmek istiyoruz.”

Paylaşın

Türk Lirası, Dolar Karşısında Yüzde 1,27 Değer Kaybetti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Luhansk ve Donetsk’in bağımsızlığını tanıma kararıyla tırmanan Ukrayna-Rusya krizi sonrası Türk lirası ABD doları karşısında yüzde 1,27 değer kaybetti.

Dün 13.67 seviyesinde kapanan dolar/TL kuru 22 Şubat sabahı 13.80 üzerini test ettikten sonra 13.75’e geriledi ancak öğleden sonra satışlar devam etti ve kur 13.85 üzerinde seyrediyor.

Küresel piyasalar

Krizin etkisiyle küresel piyasalarda risk iştahı düştü, borsalar inişe geçti, güvenli liman olarak görülen Japon Yeni ve İsviçre Frangı değer kazandı. Altının ons fiyatı 1.910 dolara dayanırken Haziran 2021’den bu yana en yüksek seviyesini gördü.

Asya borsalarında düşüşler yüzde 2’yi geçti, ABD vadelilerinde yüzde 1,5 civarında düşüş kaydedildi. Bitcoin ve Ethereum fiyatı yüzde 5 ile 7 arasında değer kaybetti. Petrol fiyatları ise arz endişeleri nedeniyle 98 dolarla son yedi yılın zirvesine çıktı.

Ekonomist İbrahim Aksoy gelişmeleri sosyal medya hesabından değerlendirdi. Aksoy petrol fiyatlarındaki yükselişin ve turizm gelirindeki zayıflamanın Türkiye’nin cari açık fazlası hedefini riske attığını belirtti. Aksoy Rus ve Ukraynalı turistlerin Türkiye’ye gelen toplam turistlerin yüzde 27’sini ve toplam turizm gelirinin de yüzde 14’üne tekabül ettiğine dikkat çekti.

Enerjide dışa bağımlı

Enerji kaynakları açısından fakir olan Türkiye  yıllık doğalgaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 99,7’sini ve petrol ihtiyacının yüzde 95’ini ithal ediyor. Türkiye’nin enerjide en çok bağımlı olduğu ülkeler doğalgazda Rusya ve petrolde Irak olarak sıralanıyor. Petrol fiyatları ve kurlar artış gösterdiği zaman bu durum Türkiye’nin enerji faturasına ve dolayısıyla cari dengeye yansıyor.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Koca’dan ‘Kendimizi Koruyalım’ Çağrısı

Kovid 19’da son 24 saatte 86 bin 70 yeni vaka tespit edilirken, 271 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Kayıplarımızı genellikle 65 yaş üstünden, hâlihazırda bir veya birden çok hastalığı olanlardan veriyoruz. Kendimizi koruyalım.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 463 bin 335 test yapılırken, 86 bin 70 yeni vaka tespit edildi. 271 kişi hayatını kaybederken, 98 bin 199 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Varyantın güçlü olduğu, aşınınsa bulunmadığı veya yaygınlaşmadığı dönemde Covid-19, sağlıklı ve genç kişilerde de ölüm sebebi olabiliyordu. Bu dönemdeyse kayıplarımızı genellikle 65 yaş üstünden, hâlihazırda bir veya birden çok hastalığı olanlardan veriyoruz. Kendimizi koruyalım.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 84,98 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 92,87 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaş sayısı toplamda 145 milyon 128 bin 369’e yükseldi.

Verilerde, aşılamada önde giden illere de yer verildi. Bakanlığın tablosuna göre yüzde 89,1 ile Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre yüzde 62,1 ile Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Paylaşın

Pervin Buldan, İktidara Seslendi: Bizi Yıldıramayacaksınız

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genl Başkanı Buldan, “Buradan bir kez daha net bir biçimde tane tane söylüyorum. Partimize karşı saldırılarınızla asla bizi yıldıramayacaksınız biz bu saldırılara asla alışmayacağız. Her gün yapılan siyasi soykırım operasyonlarınıza, il-ilçe binalarımıza düzenlenen saldırılar karşısında asla boyun eğmeyeceğiz, geri adım atmayacağız! Ne yaparsanız yapın! Başaramayacaksınız!” dedi.

Haber Merkezi / Partisinin Yüreğin ilçesine yönelik saldırıya ilişkin değerlendirmede bulunan Pervin Buldan, “Geçen hafta biliyorsunuz Adana-Yüreğir ilçe binamıza saldırı gerçekleşti. Bu saldırı da tıpkı İzmir il binamızda Deniz Poyraz yoldaşımızın katledildiği İzmir saldırısının bir devamıdır. İstanbul-Bahçelievler’deki silahlı ve bıçaklı saldırı gibi, özellikle 2015’ten bu yana belli odaklar tarafından yürürlüğe konulan planlı-sistematik saldırıların bir parçasıdır” ifadelerini kullandı.

‘Demokrasi İttifakı’ hakkında da konuşan Buldan, “Hep birlikte ezildiğimize, hep birlikte zulme uğradığımıza göre, kurtuluşu da ancak hep birlikte, yan yana durarak, omuz omuza gelerek başarabiliriz. Demokrasi İttifakı, mücadele ittifakı karanlıktan aydınlığa giden yolun birleşmesidir. Yeni bir yaşam kurmak isteyenlerin ittifakıdır. Bu ittifakın en güçlü sahibi elbette ki halkımızdır, halklarımızdır” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Meclis’te partisinin grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. HDP grubuna Dersim’de 5 Ocak 2020’den bu yana kaybolan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun annesi Bedriye, babası Halit ve ablası Aygül Doku da katıldı.

Buldan, 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nü Kürtçe konuşarak, kutladı. Buldan, “Dilimiz yaşamımızdır. Dilimiz özgürlüğümüzdür. Bütün diller özgür olmalıdır” dedi.

“HDP toplumsal cesarettir”

Dillere yönelik her türlü saldırı ve asimilasyon girişimi insanlığın varlığına yönelik bir saldırı olduğunu ifade eden Buldan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

HDP’ye baskılar: Mahkeme salonlarından alanlara kadar her alanda mücadeleyi yükseltmeye devam ediyoruz. Durmuyoruz. Yaşamın her alanında haksızlığa uğrayan, hak talep eden insanların yanında olmaya, seslerine ses, itirazlarına itiraz olmaya çalışıyoruz.

Tüm bunlarla birlikte, tabi ki çalışmalarımızın önemli bir aşaması olan kongreler sürecimizi de tüm hızıyla sürdürüyoruz. İki gün önce Mersin kongremizi gerçekleştirdik, çok büyük bir coşkuyla gerçekleştirdik büyük bir kalabalıkla gerçekleştirdik. Bir önceki hafta da İzmir kongremizi yaptık.

Demokrasi ve halk şölenine dönüşen kongrelerimiz de göstermektedir ki; HDP Türkiye’nin dört bir yanında büyüyen bir umuttur! HDP, korku duvarlarını yıkan toplumsal cesarettir. HDP, Türkiye’yi içine sürüklendiği çöküşten kurtaracak en güçlü demokratik alternatiftir. Onurlu bir barışın da, demokratik çözümün de, adaletin ve demokrasinin de teminatı HDP’dir!

“Adalet umudunu karartmak istiyorlar”

AKP -MHP: Bir toplumu ve ülkeyi çökertmenin ilk yolu önce umudu çökertmektir. Dikkat ederseniz, AKP-MHP iktidarının tüm politikaları halkın umudunu hedef almaktadır.

Cezaevlerinde ölüme terk etme politikasıyla insanların umut hakkını yok etmeye çalışıyorlar! Tahliye edilmesi gerekirken cezaevinde tutulan hasta tutsakların ölüm haberleri gelmeye devam ediyor. İçeriden sağ çıkma umudu ağır saldırı altındadır. Açlıkla, yoksullukla, işsizlikle insanların refah içindeki bir gelecek umudunu hedef alıyorlar.

Tecritle, çözümsüzlük ve çatışma siyasetiyle barış umudunu saldırı altında tuttuklarını görüyoruz! Hak ve özgürlükleri hedef alarak demokrasi umudunu söndürmek istiyorlar. Bunun farkındayız. Hukuksuzluğa yayarak, adalet umudunu karartmak istiyorlar.

“Doku ailesini duyun”

Gülistan Doku’ya adalet: 780 gündür kayıp olan Gülistan Doku’nun ailesi bugün Meclis’te, burada bizimle, aramızdalar. Karanlıkta bırakılan Gülistan’ın bulunması için Meclis’i göreve çağırmak üzere ailemiz burada. Feryatlarının duyulmasını istiyorlar. Bu feryat hepimizin ortak çığlığıdır.

Buradan ben de bir kez daha soruyorum: Gülistan Doku 780 gündür nerededir? Buradan parlamentoyu göreve çağırıyorum, göreve davet ediyorum. Bu ailenin çığlığına kayıtsız kalmayın. Karartmaya ortak olmayın diyorum! Arkadaşlarımız yarın bir araştırma önergesi vererek Doku’nun kaybolmasının araştırılması yönünde bir teklifte bulunacak. Burada bütün partilere sesleniyorum, bu araştırma önergesini destekleyin ve araştırma komisyonu kurulsun.

“AKP adına seçim kampanyası yürütüyorlar”

Yüreğin ilçesine saldırı: Geçen hafta biliyorsunuz Adana-Yüreğir ilçe binamıza saldırı gerçekleşti. Bu saldırı da tıpkı İzmir il binamızda Deniz Poyraz yoldaşımızın katledildiği İzmir saldırısının bir devamıdır. İstanbul-Bahçelievler’deki silahlı ve bıçaklı saldırı gibi, özellikle 2015’ten bu yana belli odaklar tarafından yürürlüğe konulan planlı-sistematik saldırıların bir parçasıdır.

Yine Bingöl Karlıova’da ve daha birçok yerde sabahın köründe evlere baskın yaparak insanlarımızı darp ettiler. Arkadaşlarımızı hukuksuz bir şekilde tutukladılar. Bu saldırıların amacını gayet iyi biliyoruz. Korkutma, sindirme, toplumu susturma ve iktidarın politikalarına boyun eğdirmedir.

Parti binalarımıza yapılan baskınlar, düzenlenen saldırılar, açılan kumpas davaları ve hukuksuz tutuklamalar aynı zamanda iktidarın bir seçim çalışmasıdır. Yürüttüğü bir seçim kampanyasıdır. İktidarın talimatıyla hukuku çiğneyerek o baskınları düzenleyenler, iktidarın siyasi militanlarıdır ve AKP adına seçim çalışması yürütmektedirler.

“Bizi yıldıramayacaksınız” 

Seçimler: Siyasetin bir çözüm aracı olduğuna inanıyorsanız, rekabet ettiğiniz siyasetin karşısına siyasetle çıkarsınız. Öyle yargı gücüyle, devlet gücüyle, hedef göstererek, tehdit ederek, saldırtarak, seçilmiş iradeye kayyım atayarak siyaset yapılmaz. Bunun adı siyaset olmaz, olamaz.

Varsa bir siyasetiniz, varsa siyasi cesaretiniz HDP’nin karşısına siyasetle çıkarsınız! Kabiliyetiniz varsa, bizim söylediklerimizi siyaseten çürütürsünüz.

Bunlar, HDP’ye siyasi cevap veremiyorlar, veremezler. Çünkü siyasetleri yoktur. HDP’yi tasfiye edersek iktidarın ömrünü uzatırız diye düşünüyorlar. Avucunuzu yalarsanız. Siz kendinizi darı ambarında görmeye devam edin. HDP gümbür gümbür geliyor. Halkımız gümbür gümbür geliyor. HDP’yle değişecek diyen, demokrasi ve adalet isteyen milyonlar gümbür gümbür geliyor.

Buradan bir kez daha net bir biçimde tane tane söylüyorum. Partimize karşı saldırılarınızla asla bizi yıldıramayacaksınız biz bu saldırılara asla alışmayacağız. Her gün yapılan siyasi soykırım operasyonlarınıza, il-ilçe binalarımıza düzenlenen saldırılar karşısında asla boyun eğmeyeceğiz, geri adım atmayacağız! Ne yaparsanız yapın! Başaramayacaksınız! Mersin kongremizde söyledim buradan tekrarlıyorum.

HDP’siz bir Türkiye, HDP’siz bir siyaset, HDP’siz bir parlamento, HDP’siz yerel yönetimler, HDP’siz bir yaşam hayalleriniz çöp olmaya devam edecektir! HDP’nin yürüttüğü demokratik siyaset, Türkiye halklarının orak demokratik çıkış yoludur. Bu yolu kapatmanıza asla izin vermeyeceğiz! Halkımız da demokrasi güçleri de buna izin vermeyecektir!

“Bu ittifakın en güçlü sahibi halklarımızdır”

Demokrasi ittifakı: Kürt sorunundan demokrasi sorununa, Alevi toplumunun sorunlarından emek sömürüsüne, kadınlardan gençlere varıncaya kadar tüm toplumsal sorunlar ortak sorunlarımızdır. Çözüm de ortaktır.

Yolumuz da ortaktır. Kendisi de bir ittifak partisi olan partimiz demokrasi ittifakını büyütmek için hayata emekten ve demokrasiden bakan güçlerle, toplumsal muhalefetle bir araya gelmekte ve ittifakı büyütme yollarını aramaktadır.

Hep birlikte ezildiğimize, hep birlikte zulme uğradığımıza göre, kurtuluşu da ancak hep birlikte, yan yana durarak, omuz omuza gelerek başarabiliriz. Demokrasi İttifakı, mücadele ittifakı karanlıktan aydınlığa giden yolun birleşmesidir. Yeni bir yaşam kurmak isteyenlerin ittifakıdır. Bu ittifakın en güçlü sahibi elbette ki halkımızdır, halklarımızdır.

Evet. Kadınların eşitliğe ve özgürlüğüne kavuştuğu, sokaklarda katledilmediği, emekçilerin, emeklilerin, işçilerin insanlık onuruna uygun, alınteri ve emeğinin karşılığını aldığı, kimsenin yoksul kalmadığı, açlık yaşamadığı, ülke kaynaklarının eşitçe paylaşıldığı, herkesin doyduğu, işçilerin özgürce örgütlenebildiği, sendikalaşabildiği, gençlerin kendi gelecekleri hakkında söz, yetki ve karar sahibi olduğu, Kürt sorununun diyalog ve müzakereyle çözüldüğü, onurlu bir barışın sağlandığı, Alevilerin, tüm inançların inanç özgürlüğünü yaşadığı, doğanın, suyun, ağaçların hakları olacak, derelerimizin özgürce aktığı, kutuplaşmanın değil, kucaklaşmanın, nefretin değil sevginin kazanacağı, başka bir Türkiye mümkündür ve bunu hep birlikte başaracağız diyoruz.

Kazanacağımız günler yakındır. Bu yolun sonunda, halklarımızın özlediği bir demokrasi ülkesini hep birlikte yaratacağız. Yeter ki umutlu olalım! İnanın ki bu günler geççek. Ev roj jî wê derbas bibin.”

Aygül Doku: Herkes Gülistan’ın karanlığına sahip çıkmalı

Buldan’ın konuşması ardından kaybedilen Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku da şöyle dedi:

Tuncay Sonel dönemin valisi. İlla kızınız intihar etti dedi. Hadi öyle diyelim. Gülistan Doku intihar ettiyse savcılığın bizzat gönderdiği kriminal belgesi sonucunda suya atılan bir nesnenin olmadığı belirtiliyor.

İkincisi bu çocuk, baş şüpheli Zainal Abarakov gözaltına alınmadı. Defalarca dile getirdik korunuyor dedik sesimizi duyuramadık. Baş şüphelinin annesi CİMER’e dilekçe yazmış ve ‘Benim oğlum bizzat valinin eliyle Rusya’ya gönderildi’ demiş. Bütün savcılara çağrımdır, vicdani olarak düşünsünler, bir düşünsünler mülki amirinin görevi baş şüphelinin kentten çıkışını engellemek mi yoksa kendi eliyle çıkarmak mıdır?

Kürt kimliği, Türk kimliği taşıyan bütün kardeşlerime çağrı yapıyorum” diyen Doku, “Sevgili kardeşlerim ben bu süreçte o kadar acı çektim ki. 5 Ocak’tan önce böyle olayları bilmezdim. Siz olsaydınız, siz de bunlara maruz kalırdınız.

Yarın öbür gün Gülistan’ınızı karanlıkta aramayın diye benim yaşadıklarımdan dolayı sesleniyorum. Kimliğiniz, ırkınız ne olursa olsun yarın siz de bu acıyı yaşayacaksınız belki. Bunu üzülerek söylüyorum.

Devlet yetkililerine de çağrıda bulunmak istiyorum. Evet Gülistan sizin kızınız değil, hangi cümleyi kurarsam kurayım, sizin yüreğinize dokunamayacağım. Benim tek istediğim, 21 yaşında gencecik bir kadını karanlıkta bırakmamanızdır.

Herkes Gülistan’ın karanlığına sahip çıkmalı, Gülistan’ı karanlıkta bırakırsak umudumuzu tüketeceğiz. Ben bu acıya teslim olduğum gün öleceğim. Ama şunu bilin ben size bunun hesabını sormadan antolsun ki ölmeyeceğim.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan İktidara ‘Sandık’ Çağrısı

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “İktidar sahipleri sorunları çözemiyorsa yapacakları şey sandığı milletin önüne koymak. Sorunların çözüm vaatlerini dinleye dinleye millet perişan oldu. Çıkan milletin önüne şu sorunu şöyle çözeceğiz deyin bilelim. Bekleye bekleye millet perişan oldu. Demokrasilerde yapılacak güzel bir şey vardır, sandığı getirirsin. Millet oy verirse devam edersin” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında, “Vatandaşın tercihinden korkmamak lazım. Kuralların gereğini yapacaksınız. Onları tıpış tıpış milletin iradesiyle göndereceğiz. Gitmez diyorlar, kim diyor gitmez. Bu lafı kullanmak kadar yanlış bir şey yok. Dünya kime baki kaldı. Sorunları çözemiyorlar, çözme kapasiteleri yok. Biz bunları göndereceğiz. ” ifadelerini kullandı.

Ukrayna-Rusya gerilimi üzerinden Montrö Boğazlar Sözleşmesi üzerine yapılan tartışmalara da  değinen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Doğalgaz ithalatının yüzde 40, petrolün yüzde 25’i Rusya’dan ithal ediliyor. Montrö sözleşmesini tartışmaya açmanın nasıl bi ihanet olduğunu gösteriyor. Bölgenin güvenliği açısından son derece önemli. Bunun doğuracağı vehameti 84 milyon iyi bilmeli. Dış politikada sağduyu ile harekete etmemiz lazım.” dedi.

Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP’yi vatandaşın dertleriyle ilgilenmemekle eleştiren Kılıçdaroğlu, “Onların tek görevi Saray’dan aldıkları talimatlara göre “19 Mayıs” hareketleri yapıp, el kaldırıp indirmek. Bu hareketleri kiminle yapıyorlar? AKP milletvekilleriyle…” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, konuşmasında EYT’liler sorununa da değinerek, “Uzun süre sizin sorunlarına kulaklarını tıkadılar. En tepedeki zat sizin için “türedi” lafını kullandı. Bunu unutmadık. Hiç meraklanmayın az kaldı, sizin sorunlarınızı çözeceğiz.” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle;

“Muhtarlar için verdiğimiz önerge AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Önümüzdeki süreçte muhtarları demokrasinin temel taşı yapacak parti CHP’dir. AKP’den bir şey beklemeyin. Zaten MHP toplumla hiç ilgilenmiyor.

Siz hiç MHP’nin, esnafın derdiyle ilgili bir sorunu gündeme getirdiğini duydunuz mu? Duyamazsınız. İşsizlerin dertlerini dile getirdiklerini duydunuz mu? Onların tek görevi Saray’dan aldıkları talimatlara göre “19 Mayıs” hareketleri yapıp, el kaldırıp indirmek. Bu hareketleri kiminle yapıyorlar? AKP milletvekilleriyle.

Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın. Türkiye’nin çözülemeyecek sorunu yoktur. Yeter ki sorunları çözecek kişilerin göreve gelmesidir. İktidar sahipleri sorunu çözemiyorsa sandığı milletin önüne getirmelidir. Millet bekleye bekleye perişan oldu.

Baharı bekleyin, kış geçsin, sonbaharı bekleyin diye diye bekletiyorlar. Sorunları hep çözeceğiz diye vaatleri var. Yeter artık! Demokrasinin kurallarını işleteceksiniz.

Millet oy verirse yine devam edersin. Sorunları çözmekte iddialı olan bir muhalefet var. Bir de onu izleyin. “Bunlar asla gitmez” diyorlar. Ne demek asla gitmez! Onları tıpış tıpış milletin iradesiyle göndereceğiz.

Demokrasi konusunda sorunumuz olduğunu hepimiz biliyoruz. AYM kararı uygulanmaz, Anayasa’nın hükümleri uygulanmaz, üst mahkemenin verdiği karara alt mahkeme uymaz. Çünkü süreç intikam duygusuyla çalışıyor.

Birisi iktidarı eleştiriyorsa tutuklanması ve aylarca hapiste kalması tablosuyla karşılaşıyoruz. Sedef Kabaş onlardan biridir. Ülkede hukuk olmadığı için hapiste tutuluyor. Sadece o da değil Selahattin Demirtaş da öyle Osman Kavala da öyle…

Dünyanın izlediği Ukrayna krizi var. Bölgemizde bir savaş istemiyoruz. Tarafları sağduyuya davet etmek zorundayız. Bölgedeki savaş Türkiye’ye büyük zarar verir. Doğalgaz, petrol fiyatları artıyor ve bu da Rusya’nın işine geliyor. Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açmak ihanettir.

Hayat pahalılığını herkes biliyor. Herkes yakınıyor. Asgari ücrette bir artış oldu. Şubat ayı içinde bir anket yapıldı. “Daha rahat geçiniyorum” diyenlerin oranı yüzde 9.2, “Daha zor geçiniyorum” diyenlerin oranı yüzde 57.2! Milletin yüzde 57.2’si daha zor geçiniyorum diyorsa iktidarın düşünmesi gerekir.

4 milyon 122 bin vatandaşımız bankalara borcunu ödeyemedi. İcra sayıları da arttı. Bu tablo evlerde yangına yol açıyor. Ama biz belediye başkanlarımızı örgütledik. Ciddi engeller çıkarıyorlarsa da elimizden geleni yapıyoruz.

Fakire gidecek paraya el koyuyorlar. Belediye başkanlarımız çalışmalarını sürdürüyorlar. 1 milyon 97 bin aileye gıda yardımı yapıldı. 1 milyonu aşkın aileye ısınma yardımı yaptılar. 846 bin kişiye ulaşım yardımı yaptılar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne vatandaşlara yardım amacıyla bağışlanan 6 milyon liraya el koydular. Bunun adı vicdansızlıktır.

Diyorlardı ki “Sakın ha CHP’ye oy vermeyin, sosyal yardımlar kesilir.” Ne oldu? Sosyal yardımlar arttı. CHP’li belediyelerin olduğu hiçbir yerde çocuklar yatağa aç girmedi. Belediye başkanlarımıza teşekkür ediyorum.

Erdoğan, “Muhtarların aylıklarını asgari ücret seviyesine çıkaracağız” dedi. Bekledik, Aralık geçti, Ocak geçti maaşlar yattı ama asgari ücret seviyesinden yatmadı. Hani ne söz vermişti? Bugüne kadar hangi sözünde durdu ki bu sözünde dursun!”

Paylaşın