CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Türkiye, Montrö’ye Sadık Kalmalı

Rusya’nın Donbass’a yönelik askeri operasyonunu değerlendiren CHP Lderi Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin güvenliği açısından Montrö Boğazlar Sözleşmesi çok önemlidir. Birilerinin telkiniyle de Montrö Anlaşması farklı uygulanmamalıdır. Atılacak her yanlış adımın faturası ağır olur” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir dizi ziyaret için gittiği Denizli’de Muhtarlar ve Kanaat Önderleri Buluşması’nda açıklamalarda bulundu.

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri operasyon başlatmasına değinen Kılıçdaroğlu, “Güvenlik zirvesinden sonra TBMM’yi acilen toplayın. TBMM’ye bilgi verin. Ülkemiz açısından son derece stratejik ve sorunlu bir süreci yaşıyoruz” dedi.

“Türkiye’nin güvenliği açısından Montrö Boğazlar Sözleşmesi çok önemlidir” diyen Kılıçdaroğlu, “Birilerinin telkiniyle de Montrö Anlaşması farklı uygulanmamalıdır. Atılacak her yanlış adımın faturası ağır olur” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamasından satırbaşları şöyle:

Türkiye ne yapacak? Güvenlik zirvesi toplanıyor. Akşama kadar Denizli’de olacaktım diğer programlarda vardı. Bu toplantıdan sonra diğer programları iptal ettim. Ankara’ya dönmek zorundayım.

Denizli’den ifade ediyorum. Güvenlik zirvesinden sonra TBMM’yi acilen toplayın. TBMM’ye bilgi verin. Ülkemiz açısından son derece stratejik ve sorunlu bir süreci yaşıyoruz. Öyle bir noktaya geldik ki turist göndermediği zaman perişan oluyoruz. Doğalgaz göndermediği zaman perişan oluyoruz.

Normalde, sağlıklı işleyen bir demokrasi içinde bir siyasal iktidar ülkeyi yönetirken, bir başka ülkeye ekonomik açıdan bu kadar bağımlı bir süreci yaşatmazdı. Yaşatmaması lazımdı. Bir ülke bir başka ülkeye sadece enerji alanında yüzde 60 bağımlı olabilir mi? Söylerken içim acıyor. Nükleer Santralle birlikte bu rakam daha da büyüyecek. Dünyanın en pahalı elektriğini alacağız.

Türkiye’nin güvenliği açısından Montrö Sözleşmesi çok önemlidir. Ona bağlı kalmak da sadık kalmak da çok önemlidir. Birilerinin telkiniyle de Montrö Anlaşması farklı uygulanmamalıdır. Atılacak her yanlış adımın faturası ağır olur.

Suriye’de 33 askerimiz şehit edildi. Herhangi olumsuz bir tablonun Suriye’de bize yükleyeceği faturayı da hepinizin dikkatine sunuyorum. Güzel bir ülkede yaşamak, beraber yaşamak varken, bütün komşularımızla huzur içinde yaşamak varken böyle bir tabloyu Türkiye hak ediyor mu?”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Denizli programını yarıda keserek Ankara’ya dönme kararı aldığı da belirtildi. Kanaat önderleri toplantısının açılışında yaptığı konuşmanın ardından Ankara’da, olağanüstü MYK toplantısına başkanlık edecek.

Paylaşın

Petrol Fiyatları Son 8 Yılın Zirvesinde

Rusya’nın Ukrayna’ya askeri operasyon başlatmasıyla birlikte piyasalar çakıldı. Petrolün varil fiyatı 9 yıl aradan sonra 100 dolara ulaşırken, altın fiyatları küresel çapta hızlı bir yükseliş trendine girdi. 

Ons altın 1945 doları gördü. İstanbul serbest piyasada da gram altın 880 liranın, çeyrek altın da 1416 liranın üzerine çıktı. Dolar kuru 14,21’e, Euro ise 15,98’e çıkarak 21 Aralık sonrası en yüksek seviyeyi gördü.

Borsa İstanbul güne yüzde 7,59 düşüşle 1.862 puandan başladı. Borsa İstanbul A.Ş. “Borsamız pay piyasasındaki tüm sıralarda, vadeli işlem ve opsiyon piyasasında işlem gören pay ve pay endekslerine dayalı sözleşmelerde ve borçlanma araçları piyasası pay repo pazarında işlemler geçici olarak durdurulmuştur.” açıklamasını yaparak devre kesici uyguladı.

Asya borsaları da açılışta yüzde 3 düşüş yaşadı. Ruble, dolar karşısında yüzde 6 düştü ve 84,07’yle 21 Ocak 2016 sonrası en düşük seviyeye geriledi. Rusya Merkez Bankası, rubledeki sert düşüş nedeniyle döviz piyasasına müdahale edeceğini açıkladı.

Kripto para birimleri de hızlı bir düşüş yaşadı. Son 24 saatte yüzde 7’ye yakın değer kaybeden Bitcoin 34 bin 688 dolara düştü. Ethereum ise yüzde 9,37’lik kayıpla güne 2 bin 347 dolardan başladı.

Paylaşın

Avrupa Konseyi’nin Türkiye İçin Başlattığı ‘İhlal Süreci’ AİHM’e Ulaştı

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin tutuklu yargılanan iş insanı Osman Kavala ile ilgili Türkiye aleyhine başlattığı ‘ihlal süreci’ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) ulaştı.

Euronews’ta yer alan habere göre; Yapılan yazılı açıklamada, Bakanlar Komitesi’nin Türkiye ile ilgili “ihlal süreci” başlatılması ve davayı Strasbourg Mahkemesi’ne havale etmesiyle ilgili aldığı kararın 21 Şubat’ta AİHM’e ulaştığı bildirildi.

Açıklamada, bu davaya 17 yargıçtan oluşan Büyük Daire’nin bakacağı aktarıldı. AİHM’in Büyük Dairesi Başkanı’nın belirlediği tarih olan 19 Nisan’a kadar davanın taraflarıyla birlikte Bakanlar Komitesi görüşlerini yazılı olarak bildirmek zorunda olacak.

AİHM’in Büyük Dairesi yeniden ihlal kararı alırsa Türkiye aleyhinde alınacak yaptırımlara karar vermek üzere davayı Bakanlar Komitesi’ne geri gönderecek.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 2 Şubat’ta aldığı kararda iş insanı Osman Kavala ile ilgili davanın AİHM’e havale edilmesine karar vermişti.

Büyükelçiler seviyesinde toplanan komitede yapılan oylamada, ihlal sürecinin ikinci aşaması olarak bilinen ve davanın AİHM’e sevkedilmesine olanak sağlayan ara karar oy çokluğuyla kabul edilmişti.

Dışişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, “Avrupa Konseyi’nin Türkiye’de devam eden bağımsız yargı sürecine müdahale niteliği taşıyan yaklaşımını devam ettirdiğini ve yargı sürecine saygı ilkesini ihlal ettiğini” bildirmişti.

AİHM kararına uymayan Türkiye’ye yaptırım gelir mi?

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 2 Aralık 2021’de AİHM kararına rağmen Kavala’yı serbest bırakmayan Türkiye için bir oylama yaparak ihlal sürecinin ilk aşamasını başlattı.

Avrupa Konseyi aldığı bu kararla, Türkiye’den AİHM’nin Kavala kararını uygulayıp uygulamadığının tespiti hususunu AİHM’ye havale etme niyetini içeren bir bildirimde bulundu ve konuya ilişkin Ankara’nın görüşünün iletilmesini talep etti.

Ankara’nın yanıtını yeterli bulmayan Bakanlar Komitesi, bugünkü kararıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesinin kendisine verdiği yetki uyarınca Türkiye’yi toplu bir şekilde AİHM’ye şikayet etmek için ayrı bir karar aldı.

AİHM’nin ihlal yapıldığı yönünde görüş bildirmesi durumunda da Komite, Türkiye’ye karşı alınacak önlemleri değerlendirerek. Bu önlemler arasında Türkiye’nin Konsey üyeliğinden çıkarılması veya oy hakkının askıya alınması da bulunuyor.

Yunanistan’da, Cunta döneminde Atina aleyhindeki devlet davasında Cunta yönetiminden istenenin yerine getirilmemesi dışında, bu tarihe kadar uygulamaya konmayan bir Divan kararı mevcut değildi.

Yunanistan Avrupa Konseyi’nden ihraç edilmemek için “Albaylar Cuntası” döneminde 1967 yılında kendi isteğiyle üyeliğini sona erdirdi. Atina, demokrasiye geçiş sonrasında 1974’de Avrupa Konseyi’ne tekrar katıldı.

AİHM kararlarını uygulamadığı için bir Konsey üyesine karşı ilk dava 2017 yılında Azeri muhalif Ilgar Mammadov’un tutukluluğu nedeniyle Azerbaycan’a karşı açılmıştı. Mammadov, Ağustos 2018’de ise serbest bırakıldı.

Paylaşın

Davutoğlu, Bahçeli’ye ’28 Şubat’ Geçmişini Hatırlattı

“Benim 28 Şubat 1997’de Başbakan Yardımcısı olduğumu ispat etmezsen namerdin en önde gidenisin” diyen MHP Lideri Bahçeli’ye yanıt veren GP Lideri Davutoğlu, ”Cümle alem bilir ki 28 Şubat 1997’de alınan kararlar daha sonraki 2 hükümet döneminde de uygulandı. Özellikle sizin Başbakan Yardımcısı olduğunuz dönemde Batı Çalışma Grubu çalışmaya devam etti” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 22 Şubat’ta partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada Gelecek Partisi (GP) Lideri Ahmet Davutoğlu’nu hedef alarak şu sözleri sarf etmişti:

“HDP’lilerin periyodik olarak dile getirdiği tehditvari beyanları, zilletin diğer ortaklarını uyarmış, masanın altındaki bölücü köstebeğin sisli yüz hattının netleşmesini sağlamıştır. 12 Şubat yuvarlak masa toplantısı hususunda en sivri çıkışı, Serok Ahmet yapmıştır. Serok’un akıl sağlığı ile ilgili ciddi endişeler taşıdığını, karantina altına alınması gerektiğini düşünüyorum. Yazık olacak Serok’a, bu gidişle sefil düşecek. Tedavilere cevap vermeye acıklı hallere düşecek. Burası Türk ve Türkmen diyarıdır ancak Serok Ahmet’in bu diyarla bağı kopalı çok olmuştur.

Onların sofrası Halil İbrahim Sofrası, bizim soframız da kurtlar sofrasıymış. Hüsran ve zillet masası olduğunu milletimiz görüyor. Bizim soframızın kurtlar sofrası olduğuna gelince. Kurtların olduğu yerde kurtlar sofrası kurulur. Kurdun gözünü kan bürüdü mü Kobani’ye kaçmakla bile kurtulamaz Serok Ahmet. (Davutoğlu’nun Bahçeli’ye yönelik, “28 Şubat’tan bahsetmesi gereken son kişidir” sözlerine yanıt olarak) 28 Şubat iddianı belgelendiremezsen müfteriliği, müflisliğin en ileri, en zirve ismi olarak anılacaksın”

Ahmet Davutoğlu ise Bahçeli’nin sözlerine karşılık olarak kişisel Twitter hesabından paylaşım yaparak burada buluşalım dedi. Davutoğlu paylaşımında, “Sn. Bahçeli öyle anlaşılıyor ki, sizinle yan yana gelmeden her hafta buradan sohbet edeceğiz. Benim için sorun yok; saat 18:30’da yine burada buluşalım!” ifadelerine yer verdi.

Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, sosyal medya hesabından yayınladığı video ile Devlet Bahçeli’nin 28 Şubat arşivini açtı. Davutoğlu’nun konuşmalarından öne çıkanlar şu şekilde:

Sayın Bahçeli anlaşılan her hafta sizinle kısa da olsa hasbihal etmemiz gerekecek. Çünkü buna ihtiyacınız var. Dün yine grup toplantınızda bize ağır hakaretlerde bulundunuz. Türk siyasetinde ilk defa bir şey gerçekleşti. Bir siyasi parti lideri diğer bir siyasi parti liderini kamuoyu önünde tehdit etti. Sayın Bahçeli, grup konuşmalarınızdan önce biraz sakinleşin. Biraz Mevlana’dan okuyun, Yunus Emre’den Hacı Bektaş-ı Veli’den okuyun. Biraz Kemal Tahir, biraz Seyyid Ahmed Arvasi, biraz Erol Güngör okuyun. Sizi zihnen sakinleştireceklerdir. Seyyid Ahmed Arvasi der ki ‘Sayılarda anlaşmak kolaydır da kelimelerde ve kavramlarda anlaşmak zordur.’ Seyyid Ahmed Arvasi sizi tanımadan bunu söylemiş herhalde.

Çünkü sizinle sayılarda anlaşmak da çok zor gerçekten. Altıyı çevirip dokuz yaparsınız, birtakım işler içine girersiniz. Ama kelimeler ve kavramlara geldiğinde Sayın Bahçeli işte burada işimiz gerçekten zor. Çünkü siz bizim kurtlar sofrasından neyi kastettiğimizi anlamıyorsunuz. Bilmiyorsunuz herhalde. Onun için de biraz Kemal Tahir okuyun, tavsiye ederim. Kemal Tahir yakın dönem Türk siyasetini çok iyi anlatır. Bu arada kurtlar sofrası sizin anladığını gibi anlatılmaz. Kurtlar sofrasında kurtlar birbirini yer, kurtlar başkalarına saldırmaz.

“Biraz sükunet lütfen”

Birbirini yiyen kurtların olduğu yerde de huzur olmaz. Sayın Bahçeli öfke ile konuşuyorsunuz, biraz sakinleşin. Geçen sefer söyledim, yaşınız artık kemale erdi. Biraz sükunet lütfen. Bu millet öfke dilinden sert sözlerden yoruldu. Sizin her öfke dolu konuşmanızı dinlediğimde Sayın Bahçeli’nin dilini terbiye etmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Ama sonra Hz. Mevlana’nın sözü aklıma geliyor. Der ki Hz. Mevlana, ‘Dilini terbiye etmeden önce yüreğini terbiye et çünkü söz yürekten gelir dilden çıkar.’

Bahçeli gelelim 28 Şubat’ta Başbakan yardımcılığı sorunuza. Cümle alem bilir ki 28 Şubat 1997’de alınan kararlar daha sonraki 2 hükümet tarafından da uygulandı. Özellikle de sizin Başbakan Yardımcısı olduğunuz dönemde Batı Çalışma Grubu çalışmaya devam etti. Ve Sayın Bahçeli bunlar da o günün gazete manşetleri. Bahçeli şaşırtmadı. O zaman o gün yaşayanları şaşırtmadığınız gibi bugün bizi de şaşırtmıyorsunuz. Dün hakaret ettiğiniz, tehdit ettiğiniz idam urganı fırlattığınız Erdoğan’la da dostsunuz, yarın ne olacağınız belli değil. Yine bu genelge de bir yüz karası genelgenin sizin imzanız ile yayınlanmış hali. 28 Şubat zihinlerdeki sancısını sürdürdükçe siz de 28 Şubat ile birlikte anılmaya devam edeceksiniz.”

Paylaşın

DSÖ’den ‘Omicron’un BA.2 Alt Varyantı’ Uyarısı: Daha Bulaşıcı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ/WHO), Kovid 19’un Omicron’un giderek yayılan alt türlerinden BA.2 varyantına ilişkin yaptığı açıklamada, varyantın diğer alt varyantlara göre daha bulaşıcı olduğunu belirtti.

DSÖ’ye bağlı COVID-19 Virüsünün Evrimine dair Teknik Danışma Grubu’nun (TAG-VE) toplantısından sonra yapılan yazılı açıklamada, Omicron’un dünyada en çok yayılan BA.1 ve BA.2 alt varyantlarına dair son veriler değerlendirildi.

Yayılma hızından ötürü BA.2 alt varyantının “endişe verici varyant” olarak tanımlanmayı sürdürmesi gerektiği belirtildi.

Enflüanza Verilerinin Paylaşımı Küresel İnisiyatifi’ne (GISAID) gönderilen vaka örneklerinde Omicron’un en yaygın küresel COVID-19 varyantı olarak görüldüğü kaydedildi ve dünyadaki vaka düşüşlerine rağmen son haftalarda BA.2 alt varyantının BA.1’e kıyasla daha fazla enfeksiyon gösterdiği bilgisi paylaşıldı.

Açıklamada, “Araştırmalar, BA.2’nin büyüme avantajının BA.1’den daha yüksek olduğunu gösterdi. Bunun sebepleri araştırılıyor, fakat ilk veriler bu büyüme avantajının, BA.2’nin diğer alt varyantlara göre daha bulaşıcı olmasından geldiğine işaret ediyor” denildi.

Omicron’a karşı ilk iki doz aşının etkinliğinin hâlâ sürdüğü, güçlendirici dozun etki oranının netleşmesi için daha fazla veriye ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Öte yandan DSÖ’nün yayımladığı Haftalık COVID-19 Güncellemesi raporunda, 14-20 Şubat’ta Kovid-19 vaka ve ölüm artış oranının bir önceki haftaya göre sırasıyla yüzde 21 ve yüzde 8 düşüş gösterdiği bildirildi.

Son bir haftada dünya genelinde 12 milyon yeni vaka görülürken virüs nedeniyle 67 bin kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.

Paylaşın

Babacan: Kayyumlarla Milletin Oyu Gasp Edildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte sandık sonuçlarına ilişkin sözlerini hatırlatarak DEVA Lideri Babacan, “Hani diyor ya ‘Sandığa sahip çıkamayan yönetici, ülkesine sahip çıkamaz’ diye… Kendisi sandık sonuçlarına sahip çıkabildi mi? Ülkenin özellikle doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde seçilmiş belediye başkanları hukuksuz bir şekilde görevlerinden alınırken, vatandaşların iradesine kayyumlar atanırken tüm bu operasyonları bizzat kendisi yönetti. Kayyumlarla milletin oyu gasp edildi. Ülkenin batısında yerel seçim sonuçlarını tanımadı.” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmenin devamında, “Bizim kitabımızda, sandıktan beğenmediğimiz sonuçlar çıkınca mızıkçılık yapmak yok. Dahası, bizler, demokrasimizin sadece sandık sistemiyle ölçülemeyeceğini bilen bir zihniyetin temsilcileriyiz.  Tam demokrasilerin; yetki ve sorumluluğun paylaşıldığı, denge ve denetleme mekanizmalarının işletildiği, hukukun üstünlüğünün temel alındığı rejimler olduğunu biliriz. Tam demokrasilerde, basın özgürlüğünün yaşatıldığını, sivil toplumun ve meslek örgütlerinin özgürce aktif olduğunu biliriz.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın “Başkanlık sisteminde başkanlığın merkezdeki gücü bir yandan Meclis’le, diğer yandan yerel yönetimlerin sahadaki gücüyle dengelenir” ifadelerini de yayınlayan Babacan sözlerini, “Hani yerel yönetimler güçlenecekti? Hani Meclis ve yerel yönetimler merkezdeki gücü dengeleyecekti? Yerel yönetimler baskı altına alındı. Merkezi yönetim, orantısız bir güçle zehirlendi.  Erdoğan’ın ağzından bir çırpıda çıkan ‘Anayasa Mahkemesi’nin, AİHM’in kararlarını tanımıyorum’ gibi lafları sık sık duyar olduk.” şeklinde sürdürdü.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında konuştu. Ukrayna krizini değerlendiren Babacan, dışişleri bakanlığı yaptığı sırada yaşanan Rusya-Gürcistan krizine ilişkin anekdotlar paylaştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2015 yılında yaptığı bir konuşmadan videolar izleten Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Kar yağar, bir şehre günlerce elektrik verilemez, kriz olur. Yağmur yağar, sel olur, kriz olur.Yağmur yağmaz, kuraklık olur, kriz olur. Havalar ısınır, ormanlar yanar, kriz olur. Havalar soğur, doğal gaz akışı kısılır, kriz olur. Sırf inat uğruna kendi vatandaşına hukuksuzluk yapar, uluslararası alanda kriz olur. Sayın Erdoğan, Sayın Bahçeli ve Sayın Perinçek’ten oluşan troykanın bugün kurduğu ittifakın doğru adı Cumhur İttifakı değil, tam bir ‘Kriz İttifakı’dır.

Hani ‘Vatanı satmak yüksek faizle olur’ diyor ya… Bu konuşmayı yaptığı gün Merkez Bankası’nın politika faizi yüzde 7,5. Şu anda tam yüzde 14. ‘Vatanı satmak yüksek enflasyonla olur’ diyor ya… Bu konuşmayı yaptığı zaman enflasyon yüzde 7,5. Bugün TÜİK’in makyajlı enflasyonu yüzde 48. ‘Vatanı satmak ülkeyi kriz üstüne krize sokmakla olur’ diyor ya… Daha ne yapsın? Aldı yanına krizlerin ortağı Bahçeli’yi aldı; ülkeyi sürüklemedikleri kriz kalmadı. Ekonomide, enerjide, tarımda, eğitimde, sağlıkta, hukukta, dış politikada, her alanda kriz yaşıyoruz.”

“Kayyumlar atanırken operasyonları bizzat yönetti”

Erdoğan’ın sandık sonuçlarına ilişkin sözlerini izleten Babacan şöyle devam etti: “Hani diyor ya ‘Sandığa sahip çıkamayan yönetici, ülkesine sahip çıkamaz’ diye… Kendisi sandık sonuçlarına sahip çıkabildi mi? Ülkenin özellikle doğu ve güneydoğu anadolu bölgesinde seçilmiş belediye başkanları hukuksuz bir şekilde görevlerinden alınırken, vatandaşların iradesine kayyumlar atanırken tüm bu operasyonları bizzat kendisi yönetti. Kayyumlarla milletin oyu gasp edildi. Ülkenin batısında yerel seçim sonuçlarını tanımadı.

Bizim kitabımızda, sandıktan beğenmediğimiz sonuçlar çıkınca mızıkçılık yapmak yok. Dahası, bizler, demokrasimizin sadece sandık sistemiyle ölçülemeyeceğini bilen bir zihniyetin temsilcileriyiz.  Tam demokrasilerin; yetki ve sorumluluğun paylaşıldığı, denge ve denetleme mekanizmalarının işletildiği, hukukun üstünlüğünün temel alındığı rejimler olduğunu biliriz. Tam demokrasilerde, basın özgürlüğünün yaşatıldığını, sivil toplumun ve meslek örgütlerinin özgürce aktif olduğunu biliriz.

Erdoğan’ın “Başkanlık sisteminde başkanlığın merkezdeki gücü bir yandan Meclis’le, diğer yandan yerel yönetimlerin sahadaki gücüyle dengelenir” ifadelerini de yayınlayan Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hani yerel yönetimler güçlenecekti? Hani Meclis ve yerel yönetimler merkezdeki gücü dengeleyecekti? Yerel yönetimler baskı altına alındı. Merkezi yönetim, orantısız bir güçle zehirlendi.  Erdoğan’ın ağzından bir çırpıda çıkan ‘Anayasa Mahkemesi’nin, AİHM’in kararlarını tanımıyorum’ gibi lafları sık sık duyar olduk.”

Babacan’ın gündeminde ayrıca Ukrayna krizi vardı. Babacan şunları söyledi: “Rusya Federasyonu, uluslararası hukuku tanımayarak, tüm dünyanın büyük bir krize sürüklenmesine sebep oluyor. DEVA Partisi olarak pozisyonumuz çok net. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün ve uluslararası hukuktan kaynaklanan tüm haklarının kesinlikle korunması gerektiğini söylüyoruz. Çözüm için de kaba kuvveti değil, her zaman müzakereleri destekliyoruz.

Hem Ukrayna halkı hem bölgemiz hem de tüm dünya için son derece kaygı verici bir süreç yaşıyoruz. Çoluk çocuk milyonlarca insanın hayatını derinden etkileyen ve daha da etkileyecek olan bu sorun için, derhal acil inisiyatif alınmalı ve mesele barışçıl yollarla çözülmelidir. Türkiye de çözüm için, çözümden yana taraf olmalı; kriz derinleşmeden, daha ağır kayıplar yaşanmadan, çatışmalı sürecin sona erdirilmesi için çalışmalıdır.

“Arabulucu, Afrika’da geziyor”

Sayın Erdoğan, hemen yanı başımızda böylesi büyük bir güvenlik krizi varken, hiçbir şey yokmuş gibi, tuttu Afrika’ya gitti. Düne kadar da programına devam etti. Bu; ülkemiz adına vurdumduymazlıktır, büyük talihsizliktir. Aynı zamanda hesapsız, kitapsız yönetimin tezahürüdür. Sahadaki gelişmeleri görmüyor musunuz? Afrika programınızın ortasında bu krizin zirveye ulaşacağını ve askeri harekata dönüşebileceği ihtimalini hiç mi hesap etmiyorsunuz? Partili basına bakarsanız, Putin Türkiye’ye geliyordu. Geldi mi? Erdoğan arabulucu olacaktı. Ne oldu? Arabulucu nerede? Arabulucu Afrika’da geziyor.

Bu krizin Türkiye üzerinde etkileri olacaktır. Krizin sebep olduğu güvenlik riskleri, krizin finansal piyasalar açısından oluşturduğu belirsizlikler, Rusya için açıklanan yaptırımlar Türkiye’yi de etkileyecek konulardır. Tüm bunların, halkımız üzerindeki insani ve ekonomik yükünün hesap edilmesi ve derhal önlem alınması gerekir. Hükûmeti, Rusya-Ukrayna krizinin olası etkileriyle ilgili acilen bir önlem paketi açıklamaya davet ediyoruz.

“Rusya-Gürcistan krizinde tavsiyelerimizi en üst düzeyde anlattık”

Takip edenler bilir, 2008 yılında, ben Dışişleri Bakanıyken, benzer bir kriz Rusya ve Gürcistan arasında yaşandı. Etkin bir arabulucu rolünü o zaman üstlenmiştik. Kriz başladıktan hemen sonraki bir akşam, Moskova’da masanın bir tarafında Putin, Medvedev ve Lavrov; diğer tarafında ben, başbakan ve tercüman. Odada sadece altı kişi. Bir gece boyu Rus dostlarımızla samimi bir görüşme gerçekleştirmiştik. Komşusunu işgal etmenin hiç de iyi bir fikir olmayacağını, bunun Rusya için ciddi bir itibar kaybına yol açacağını uzun uzun anlattık. İtibarın verdiği gücün, en az ekonomik güç ve askeri güç kadar önemli olduğunu vurguladık. Kuvvetli görüşlerimizi, tavsiyelerimizi, muhataplarımıza en üst düzeyde anlattık. Ertesi sabah Tiflis’te, o günkü Gürcistan Cumhurbaşkanı Saakaşvili ile buluşup, gerilim üreten eylem ve söylemlerden uzak durmasını tavsiye ettik. Günler içerisinde kriz hafiflemiş, Tiflis’e sadece 20 kilometre kalana kadar yaklaşan Rus birlikleri geri çekilmeye başlamıştı.

Paramızın itibarı yerlere düşerken, vatandaşlarımız günbegün yoksullaştı. Rus rublesi bile şu ana kadar bizim paramız kadar değer kaybetmedi? Niye? 600 küsur milyar dolar döviz rezervleri var da ondan. Kendi kendine kriz çıkartıp, kendi kendine parasını değersizleştirmenin en büyük örneğini Türkiye yaşıyor.”

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Bakan Koca’dan Çağrı

Kovid 19’da son 24 saatte 86 bin 600 yeni vaka tespit edilirken, 268 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Mücadelede bu risk gruplarına odaklanmalıyız. Büyükleriyle yaşayanların, kronik hastası olanların sorumluluğu arttı.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 464 bin 085 test yapılırken, 86 bin 600 yeni vaka tespit edildi. 268 kişi hayatını kaybederken, 95 bin 526 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Salgın, toplumun tamamını aynı anda tehdit eden bir bulaşıcı hastalık olmaktan çıkıp, daha çok belli risk grupları üzerinde etkili bir olay haline gelmeye başladı. Mücadelede bu risk gruplarına odaklanmalıyız. Büyükleriyle yaşayanların, kronik hastası olanların sorumluluğu arttı.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 22 Şubat verilerine göre, dün 463 bin 335 test yapılmıştı. Dün, 86 bin 70 vaka tespit edilirken, 271 kişi hayatını kaybetmiş ve 98 bin 199 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu’ndan ’28 Şubat’ Çıkışı

Haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, Ankara’da 28 Şubat Pazartesi günü tarihi bir toplantı yapacaklarını belirterek, “Siyasi partilerimizin genel başkanlarıyla birlikte bir daha 28 Şubat’lar yaşanmasın, demokrasiye karşı kimse vesayet kurma hevesinde bulunmasın diye hazırlamış olduğumuz Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçişi milletimize duyuracağız. Tabiri caizse 28 Şubat’ın defterini yine bir 28 Şubat günü hep birlikte düreceğiz” dedi.

Haber Merkezi / Basın toplantısında Rusya-Ukrayna arasında yaşanan gerilime de değinen Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu, iki ülke arasındaki gerilimi endişeyle takip ettiklerini aktardı. Karamollaoğlu, “Biz Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğine inanıyoruz. Ukrayna’yı bir devlet olarak tanımamak Rusya’ya bir şey kazandırmaz. Müdahalesine bir gerekçe hazırlar ama bu ne kendisine ne de dünya barışına katkı sağlar.” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Karamollaoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

“27 Şubat 2011 yılında rahmet-i Rahman’a uğurladığımız Erbakan Hocamızı rahmet ve minnetle yâd ediyorum. 85 yıllık bereketli bir ömrü ve yarım asıra yakın mücadelelerle dolu siyasi hayatını anlatabilmek hiç kolay değil… Bugün içerisinde bulunduğumuz sorunları yaşarken “Erbakan Hoca ne kadar da haklıymış.” cümlesini kurmak mecburiyetinde kalıyoruz.

Bizler Saadet Partisi olarak Erbakan Hocamızın umudunu gerçeğe dönüştürmenin gayreti içindeyiz ve her zaman bu gayreti sürdüreceğiz. Milletimizle birlikte bu yolda başarılı olacağımıza inanıyorum. Bir tevafuk olarak Hocamızı Miraç Gecesi’nde dualarla yâd edeceğiz. Bu vesileyle İslam aleminin Miraç Kandili’ni şimdiden tebrik ediyor, Cenab-ı Allah’tan bu mübarek gece hürmetine bütün insanlığa sağlık, huzur ve barış getirmesini niyaz ediyorum.

Bu hafta sonu İstanbul’da, vefatının yıl dönümünde Erbakan Hocamızı anacak ve “Adil Devlet ve İnsanca Yaşam” temasıyla onun bize bıraktığı fikrî mirası daha iyi anlamaya ve anlatmaya çalışacağız.

Siyasi partilerin genel başkanları, STK’lar, teşkilat mensuplarımız ve toplumun tüm kesimlerinden insanımızın katılımıyla hayatı boyunca kutuplaşmanın önüne set çeken, birlik ve beraberliğin zeminini arayan Hocamıza yaraşır bir toplantı olacak inşallah.

28 Şubat’la birlikte Erbakan Hoca’nın önünü kesmek isteyenler, milletimize de ağır bir darbe vurmuş oldular. Ekonomik ve sosyal maliyetlerinin yanında milletin gönlünde ve hafızasında derin travmalara neden oldu 28 Şubat!

Artık daha fazla bedel ödenmesin diye, “Üzerinden bin yıl geçse de…” şeklinde kurulan cümlelerin haksızlığını ispat etmek adına 28 Şubat günü tarihi bir toplantıyı gerçekleştireceğiz.

28 Şubat Pazartesi Günü, Ankara’da bir daha 28 Şubat’lar yaşanmasın, demokrasiye karşı kimse vesayet kurma hevesinde bulunmasın diye hazırlamış olduğumuz “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” toplantımızı icra edeceğiz. Tabiri caizse; 28 Şubat’ın defterini yine bir 28 Şubat günü hep birlikte düreceğiz!

AK Parti darbe anayasasına karşı 2010 Referandumunu 12 Eylül’de gerçekleştirmekle 12 Eylül Darbesinden yana olmuyorsa; biz de bu toplantıyı 28 Şubat’ta gerçekleştirerek vesayet özlemi içinde bulunmuş olmuyoruz. Bıraksınlar artık bu zırvaları!

28 Şubat sürecinde utanç verici duruşları ortada olanların, 28 Şubat ile birlikte önü açılanların, ülkemizin problemlerini çözmek adına bir araya gelen partilere ve özellikle de Saadet Partimize laf etmek; hakkı ve haddi değildir!

Bizler, Türkiye’nin “rövanş cumhuriyeti” olmasını istemiyoruz. Türkiye’nin geçmişiyle kapatamadığı hesaplaşmaları yüzünden bir türlü geleceğe dönemeyişinin çaresini bulmak zorundayız!

İstişarenin, liyakatin, ortak aklın, adalete güvenin ve refahın kalmadığı, torpilin, sadakatin, tek tip düşünce yapısının, hukuksuzluğun ve huzursuzluğun hakim olduğu gidişata son vermekte kararlıyız!

Bu kötü gidişe dur demek istiyoruz ve bunu birlikte yapmakta kararlıyız! Başka bir Türkiye’nin ve “İnsanca Yaşam”ın mümkün olduğunu en kısa zamanda gösterecek; ülkemize nefes aldıracak, insanımızın yüzünün gülmesine vesile olacak adımları tek tek atacağız!

Esas olan Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesidir. 2014’deki Kırım’ın ilhakı neyse, Rusya’nın şu anda Ukrayna’ya bu müdahalesi aynıdır.

Yıllar evvel hazırlanan planlar işletilmekte; emperyalist ve Siyonist güçler aşama aşama yol almaktadır. Bunu görmemek olmaz!

Milli Görüş Hareketi olarak yıllardır dilimizde tüy bitti. BOP, aslında Büyük İsrail Projesi’dir! Son 20 yıldır bu projenin tatbikatı AK Parti’nin iktidarıyla bambaşka bir boyut kazanmıştır.

Zaman zaman İsrail ile kavgalı gibi gözüküp, arkasından İsrail’i baş tacı etmenin izahı yoktur. “One minute” diyeceksiniz, Mavi Marmara katliamını yok sayacaksınız, saldırganlardan yana bir tavır sergileyeceksiniz! Bunun kabulü kesinlikle mümkün değil!

Artık İsrail’in ırkçı devlet anlayışına sahip olduğu, Filistin’lilere zulm eden bir ülke olduğunu farklı ülkelerde kabullenmeye başladı. İsrail zalim bir devlet olarak tescil edilmiş durumdadır! İsrail Cumhurbaşkanını yeniden Türkiye’ye davet edip itibar iade etme gayreti zulme destek manasına gelir! Birileri BOP haritalarını Sayın Cumhurbaşkanının önüne lütfen koysun artık!

BOP sınırlarının nerelere gittiğini, bizim ülkemizin nasıl parçalanacağını ortaya koyan haritalara Sayın Cumhurbaşkanı razıysa, kusura bakmayın bu ülke buna tahammül edemez!

Gaflete düştünüz; Millet Meclisi kabul etmemesine rağmen Amerika Irak’ı işgal ederken ona destek verdiniz, Suriye’yi harabeye çevirdiniz! Şimdi de kalkmış bu zulme destek olmak için israil Cumhurbaşkanını davet ediyorsunuz, neden? Çünkü ekonomi…”

Paylaşın

Küresel Gıda Fiyatlarındaki Artışın Ana Nedeni: İklim Krizi

Yüksek enflasyon ve özellikle gıda fiyatlarındaki artış, Türkiye’de tüm kesimleri etkileyen bir konu. Öte yandan 2021 yılı, tüm dünyada gıdadan başlayarak tüm fiyat endekslerinde bir artışı ve dünya genelinde yayılan bir enflasyon dalgasını da tetikledi. 

Türkiye’de enflasyon oranı kur oynaklığı nedeniyle çok yüksek düzeyde gerçekleşmiş olsa da, tüm ülkeler uzun zamandır görülmemiş enflasyon rakamlarıyla karşı karşıya ve küresel gıda fiyatlarındaki artış, bunun başlıca nedenleri arasında gösteriliyor.

Bianet’te yer alan habere göre; Konuya ilişkin açıklama yapan Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı (ÇEVKO) Genel Sekreteri Mete İmer, dünya genelinde artış gösteren gıda fiyatlarının arkasında gizlenen daha büyük bir tehdide dikkat çekiyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Gıda Fiyat Endeksi’nin 2021 yılının tamamında, bütün dünyada bir önceki yıla göre yüzde 28,1 artış kaydettiğini ve ortalama 125,7 puanla son 10 yılın en yüksek seviyesine eriştiğini belirten Mete İmer, “FAO yetkililerine göre normalde yüksek fiyatların üretimi arttırması beklenirken, girdi maliyetlerinin yüksekliği, devam etmekte olan küresel virüs salgını ve giderek belirsizleşen iklim koşulları 2022 yılı için de iyimserliğe yer bırakmamaktadır” diyor.

İklim krizi en büyük kronik tehdit

Dünyanın karşı karşıya olduğu asıl büyük tehdit olan iklim krizinin, tarımsal verimlilik üzerindeki güçlü etkisi nedeniyle gıda fiyatlarındaki küresel artışın temel nedenleri arasında olduğunu ifade eden Mete İmer’in açıklamaları şöyle:

“Gıda fiyatlarındaki artış, tüm ülkeleri farklı derecede etkiliyor ve tüm ülkelerin kendi ekonomilerinde farklı dinamik söz konusu. Önce küresel sağlık krizi ve pandemi, sonrasında da gıda krizi ve gıda fiyatlarındaki artış gibi ani ortaya çıkan risklerin yanı sıra, dünya ve insan açısından kronik risk oluşturan başka önemli riskleri de göz ardı etmememiz gerekiyor. Bu risklerden en önemlisi iklim krizidir.

“İklim krizi, gelecekte bizi bekleyen bir risk değil, hali hazırda içerisinde yaşadığımız ve dünya üzerindeki hayatı etkilen bir süreç. Kronik bir tehdit olan iklim krizi ile savaşımda bireylere, kamu otoritelerine, sanayi ve sivil toplum kuruluşlarına önemli görevler düşüyor.”

BM verileri krizi doğruluyor

Birleşmiş Milletler verilerinin de iklim krizinin gıda sisteminde neden olduğu sorunları açıkça ortaya koyduğunu söyleyen İmer, sözlerine şöyle devam ediyor:

“İklim değişikliği, açlığın önemli bir nedenidir. Kara, toprak, su ve enerjinin gıda için sürdürülemez şekilde kullanımı sıcaklıkların yükselmesine yol açan sera gazı salımlarını arttırmakta; yüksek sıcaklıklar gıda üretmek için gerekli kaynakları olumsuz etkilemektedir.  2020 yılında 811 milyona yakın insan açlıkla karşılaşmış olup bu rakam 2019 yılından 161 milyon kişi daha fazladır.”

İklim, gıdayı nasıl etkiliyor?

Mete İmer, iklim değişikliğinin gıda sistemi üzerindeki etkileri üzerine de şunları söylüyor:

“Yüksek sıcaklıklarda rekolte ve verim düşmekte; atık artmaktadır. Okyanuslar iklim sisteminde oluşan aşırı ısının yüzde doksanını emmişler, bu nedenle daha asidik hale gelmişlerdir. Aşırı avlanma ve okyanusların daha asidik hale gelmesi 3,2 milyar insanı besleyen deniz kaynaklarını tehdit etmektedir.

“Kutup bölgelerinde kar örtüsünde, göl ve ırmaklardaki buzlarda ve donmuş topraklarda meydana gelen değişiklikler otlatma, avlanma, balıkçılık ve toplama faaliyetleri ile elde edilen gıdaları verimsizleştirmiş, kutuplarda oturanların geçim kaynaklarına ve kültürel kimliklerine zarar vermiştir.

Çözüm var mı?

“Pek çok ülkede pilot ölçekte geliştirilen iklime duyarlı akıllı tarım inisiyatifleri verimliliği yükseltmiş, salımları azaltmış, su verimliliğini ve toprak kalitesini iyileştirmiş, gelirleri ve iklime dayanıklılığı arttırmıştır.  Sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme, gıda sistemlerinden kaynaklanan salımların azaltılması, düşük enerji kullanımı ve kara hayvanlarından elde edilen gıdaların azaltılması da dahil olmak üzere önemli fırsatlar sunmaktadır.

“Ülkemiz için de iklim krizinin gıda sistemi üzerindeki etkilerinin belirlenmesi, çözüm yöntemlerinin geliştirilmesi ve uygulamaya konulması kritik önemdedir.  Ne yazık ki, bu günkü koşullarda, dünyada ve ülkemizde gıda fiyatlarının kısa sürede düşmesi pek olası gözükmüyor.”

Çevre sürdürülebilirliği nasıl mümkün?

Çevre sürdürülebilirliği için ÇEVKO Vakfı şu maddeleri sıralıyor:

  • Sorumlu kaynak kullanımı
  • Çevre dostu üretim süreçleri ve ambalajlar
  • Daha verimli atık yönetimi ve döngüsel ekonomiye geçiş

İklim krizinin gıda sistemi üzerinde yarattığı sorunları çözmek ya da başka bir deyişle gıda sistemlerinin iklim değişikliğine uyum sağlaması için dünya genelinde geliştirilen bazı öneriler ise şöyle sıralanıyor:

  • Erozyon kontrolü
  • Meraların yönetimi
  • Kuraklık ve sıcağa dayanıklı genetik iyileştirmeler
  • Heterojen beslenme biçimi
  • Azaltılmış gıda kaybı ve atığı

Gıda üretim faaliyetleri ve çevre

Gıdayı üretmek, ambalajlamak ve dağıtmak için kullanılan sistemler sera gazı salımlarının üçte birini oluşturuyor ve biyoçeşitlilik kaybının yüzde 80’ine neden oluyor. Eğer müdahale edilmezse, gıda sistemlerinden kaynaklanan salımların 2050’ye kadar yüzde 40 artması bekleniyor.

Gıda sistemi günümüzde dünyanın toplam enerji tüketiminin yüzde 30’nu oluşturuyor ve bu enerjinin büyük bölümü salımlara neden olan fosil yakıtlardan üretiliyor.

Gıdanın yüzde 17’si atık oluyor ve dünyadaki sera gazı salımlarının yüzde 10’u tüketilmemiş gıdadan kaynaklanıyor.

2021’de bütün dünyada gıdadaki fiyat artışlarının ayrıntıları: 

  • FAO Tahıl Fiyat Endeksi 2012’den beri en yüksek düzeye ulaşarak 2020’ye göre yüzde 27,2’lik artış kaydetti; tahıl grubu içinde mısırda yüzde 44,1, buğdayda yüzde 31,3 artış yaşanırken pirinçte yüzde 4’lük düşüş gerçekleşti.
  • FAO Bitkisel Yağ Fiyat Endeksi zamanların en yüksek artışıyla 2020’ye göre yüzde 65,8’e yükseldi.
  • FAO Şeker Fiyat Endeksi 2016’dan beri en yüksek değere ulaşarak 2020’ye göre yüzde 29,8 arttı.
  • FAO Et Fiyat Endeksi 2020’ye göre yüzde 12,7; FAO Süt Ürünleri Fiyat Endeksi ise yüzde 16,9 artış kaydetti.
Paylaşın

İş Dünyası: Ukrayna Krizinin Faturası Türkiye’ye Çıkabilir

Rusya ile Ukrayna arasındaki krizde yaşanan her gelişme Türkiye ekonomisini de yakından ilgilendiriyor. Zira Türkiye’nin turizm, enerji ve gıda gibi çok sayıda sektörde hem Rusya ile hem de Ukrayna ile stratejik ekonomik ilişkileri bulunuyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre 2021’de Türkiye’nin ihracatında Rusya 5 milyar 800 milyon dolarlık pay ile 10’uncu sırada bulunurken Ukrayna ise 2 milyar 900 bin dolarla 20’inci sırada yer aldı. İthalatta Rusya 29 milyar dolarla ikinci, Ukrayna ise 4 milyar 500 milyon dolarla 12’inci sırada. Toplam dış ticaret hacmi ise Rusya ile 34 milyar 700 milyon dolar iken Ukrayna ile 7 milyar 400 milyon dolara denk geliyor.

Peki Rusya ve Ukrayna arasında yaşananlar Türkiye ekonomisi ne anlama geliyor?

“Komşudaki yangın size de gelir”

DW Türkçe’den Emre Eser’in haberine göre; Türkiye Ukrayna İş İnsanları Derneği (TUİD) Başkanı Burak Pehlivan’a göre Rusya ve Ukrayna’dan sonra bu krizden en fazla Türkiye etkilenecek. “Komşudaki yangın mutlaka size de gelir” diyen Pehlivan, bu krizle bağlantılı etkilerin sadece olası yaptırımlarla gerçekleşmeyeceğini söyledi.

Ukrayna ya da Rusya tarafından ciddi bir yaptırım olmasa bile iki ülkenin savaş ekonomisine girmesi durumunda Türkiye’nin önemli ölçüde kayıplar yaşayacağını anlatan Pehlivan, “Bu ülkelerdeki ekonomik hareket durursa tüm dünya etkilenir. Özel bir yaptırıma gerek yok. Temel gıda maddelerinden enerjiye tüm alanlarda olumsuz yansımalar olur. Turizm sektöründe de Türkiye için çok önemli iki ülke. Bu gerginlik onlardan sonra en fazla bizi etkiler” dedi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) istatistiklerine göre 2005 yılında Rusya ve Ukrayna pazarı, Türkiye’ye gelen toplam yabancı turistlerin yüzde 10,6’sını oluştururken bu 2017’de yüzde 18,5; 2018’de yüzde 18,6; 2019’da yüzde 19, 2020’de yüzde 24,6; 2021’de ise yüzde 27,3 olarak gerçekleşti.

İki ülke pazarının Türkiye’deki turizm işletmecileri için oldukça önemli olduğunu söyleyen Cornelia De Luxe Resort Otel Genel Müdürü Ali Şahin, Mart ayından sonra rezervasyonlarda ciddi bir artış beklediklerini, ancak Rusya ve Ukrayna arasında yaşananların kendileri için şimdi önemli bir riske dönüştüğünü söyledi. Şahin, sözlerini “Sektörde biraz kafaları karıştırdı” şeklinde sürdürdü.

Bodrum Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği Başkanı Serdar Karcılıoğlu da bu iki pazardaki gerginlikle beraber Türkiye turizminin hedeflerinden aşağıda kalabileceği tahmininde bulundu.

Bazı siparişler durdu

Yaşanan gerginlik sonucu bazı sektörlerde de siparişlerin durduğu ya da yavaşladığı belirtiliyor. İhracatçı birliği olarak Moskova’da katıldıkları uluslararası bir fuardan gözlemlerini aktaran İstanbul Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği (İDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Şenocak, şöyle konuştu:

“Şu an buraya bir fuar için geldik. Burada iş insanları arasında bir gerginlik olduğunu söyleyemem. Öyle bir korku havası oluşmamış. Ancak Türkiye’de bazı siparişler durdu. Bunda da acaba kriz savaşa döner mi endişesi, belirsizlik önemli bir etken. Bunun kısa süreli olduğunu, ilk tepkilerin de böyle kalacağını düşünüyoruz. İki ülke de bizim çok önemli ticari partnerimiz. Özellikle Rusya sektörümüz için ağırlığı bulunan bir ülke. Bu anlamda yaşanacak gerilimden olumsuz etkileniriz. Ancak isteğimiz ve inancımız bu krizin daha fazla büyümemesi yönünde.”

Yaşanan krizde Rusya’nın Ukrayna’daki ayrılıkçı bölgeleri tanıması piyasalarda da hareketliğe neden oldu. Uzun süredir dolar karşısında 13,40-13,50 seviyelerinde Türk Lirası (TL) 13,80 seviyesinin üzerine çıkarken Brent petrolün varil fiyatı da yıllar sonra 97 doların üzerinde çıktı. TL’nin dolar karşısında son bir yıldaki değer kaybeden performansı da dikkate alındığında petroldeki en ufak bir artış bile akaryakıt gibi kalemlere hızla zam olarak yansıyor. Bu da Türkiye’de neredeyse her sektördeki maliyet artışlarını hızlandırıyor. Ayrıca Türkiye’nin doğal gaz ve petrolde Rusya ile olan ticari ilişkileri de bu noktada kritik önem taşıyor.

Bir süredir gerginlik var

Daha önce Moskova Büyükelçiliği’nde ticaret müşavirliği görevinde bulunan Rusya analisti Aydın Sezer, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in kısa süre içerisinde bir görüşme yapmamaları halinde Türkiye için krizin daha da derinleşebileceği uyarısında bulundu.

Türkiye’nin bu krizde kendini Ukrayna’nın yanında konumlandırdığını, ama bunu sakin bir dille yaptığını kaydeden Sezer, ancak Rusya’nın Ankara ve Kiev arasındaki ilişkiden rahatsızlık duyduğuna dikkat çekti. Rusya’nın, Türkiye’nin Ukrayna’ya silahlı insansız hava araçları (SİHA) satmasına karşı rahatsızlığını uzun zamandır ortaya koymuş olduğunu belirten Sezer, “Biz bu krizi geçtiğimiz Aralık ayından itibaren fiilen yaşıyoruz. Özellikle doğal gaz kontratlarında Rusya’nın tavrı her şeyin işaretiydi. Türkiye ile düşük fiyattan kontrat yapmaya yanaşmadılar. Ayrıca TürkAkım’daki atıl kapasiteyi de kullanamıyoruz. Bunlar gerginliğin uzun süreli yansımalarıydı. Türkiye bu atıl kapasiteyi kullansa geçtiğimiz haftalardaki doğal gaz krizini daha rahat atlatabilirdi” değerlendirmesinde bulundu.

“Ateşle oynamakla aynı”

Sezer’e göre bu süreçte Türkiye’nin Rusya’yı kınaması beraberinde riskler de getiriyor ve bundan sonraki adımların gerilimi arttırma yönünde olmaması gerekiyor. Rusya’nın Batı’nın ambargosunu göze alan bir ülke olduğunu hatırlatan Sezer, bu durumda Türkiye ekonomisinin ciddi bir olumsuz sürece gireceğinin de altını çiziyor.

Bu tabloda Türkiye’nin ambargolara ne yönde tepki vereceğinin de önemli olduğunu dile getiren Sezer, “Türkiye, Kırım konusunda taraf olmamıştı. Burada da benzer bir tavır sergileyebilir. Ama Rusya’nı ciddi anlamda karşımıza almak ateşle oynamak demek. Turizmden enerjiye tüm alanlarda faturası kabarık olur. Eğer ambargoya uyulursa bunun da bir bedeli olur. Türkiye’nin hesabını görmek lazım” ifadelerini kullandı.

Sezer, ayrıca Rusya’da bulunan Türk iş insanlarının da bu gerilim dolayısıyla tedirgin olduğunu belirtirken Rusya’nın olumsuz bir tavrının oradaki projeler için de risk anlamına geldiğini söyledi.

Türkiye’den çok sayıda iş insanının Ukrayna’da yatırımcı konumunda olduğunu belirten TUİD Başkanı Burak Pehlivan ise “Burada 4 milyar 500 milyon dolarlık bir yatırım var. Yaklaşık 700 firma faaliyet gösteriyor. Türk firmaları 30 binin üzerinde istihdam sağlıyor. O yüzden krizin daha da büyümemesi bizim için çok önemli. Şimdilik günlük ekonomik hayatta bu gerginliği görmüyoruz. Kiev’de insanlar yine aynı şekilde aktivitelerine devam ediyorlar. Bir panik havasından bahsetmek için erken ama işlerin daha da kötüleşmesi hepimizi olumsuz etkiler” dedi.

Paylaşın