CHP, Kürt Seçmeni Kazanabilecek Mi?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, iki kez ertelenen ziyaretini gerçekleştirmek üzere Diyarbakır’a geliyor. CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun programına göre kentte miting yapılmayacak. Ancak CHP liderini yoğun bir program bekliyor.

Perşembe günü kanaat önderleri ve kadınlarla kahvaltı programında buluşacak olan Kılıçdaroğlu, daha sonra Sur ilçesinde esnaf ziyareti yapacak. Üye katılım törenine katılacak olan Kılıçdaroğlu, STK temsilcileri, muhtarlar ve kanaat önderleri ile buluşmasında bir konuşma yapacak.

Bin 200 kişilik bir yemek programı ve özel bir ziyaret de gerçekleştirecek olan Kılıçdaroğlu, gençlik buluşmaları toplantısına katılacak. Cuma günü Yamaç Aşireti ile biraraya gelecek olan Kılıçdaroğlu, Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin düzenlediği Tigris Söyleşileri Toplantısı’na da katılacak. Kılıçdaroğlu, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde üye katılım törenine katıldıktan sonra uçakla İstanbul’a gidecek.

Ziyaret heyecan yaratmadı

Kılıçdaroğlu’nun ziyareti öncesinde CHP Diyarbakır İl Başkanlığı’nda hummalı çalışmalar var. Kentte bazı yerlere Kılıçdaroğlu’nun ziyareti ile ilgili afişler asıldı, bazı CHP milletvekilleri de hazırlıkları takip etmek üzere Diyarbakır’a geldi.

Ancak Kılıçdaroğlu’nun ziyareti HDP’nin son yıllarda her seçimi açık ara farkla kazandığı iki milyon nüfuslu kentte pek heyecan yaratmadı. CHP liderinin miting yapmaması buna sebep gösterilirken Kürt seçmenin CHP’ye mesafeli duruşuna dikkat çekenler de var.

Kürtler neden CHP’ye mesafeli?

Bölgedeki Kürt seçmenin CHP ile mesafeli ilişkisi herkes tarafından bilinen bir gerçek. Bunun en temel gerekçeleri arasında cumhuriyetin ilk yıllarında Şeyh Said, Seyid Rıza gibi Kürt önderlerinin idamı, Kürt diline karşı geliştirilen yasaklar, CHP’nin geçmişte Kürt varlığını reddetmesi veya yok sayması gibi bazı argümanlar yer alıyor. Neredeyse Cumhuriyet ile yaşıt olan Kürt meselesinin çözümsüz bırakılmasında da geçmişteki CHP kadrolarının rolü olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Dindar Kürtlerin ise ek olarak bazı dini gerekçeleri de bulunuyor.

DW Türkçe’den Felat Bozarslan’a açıklamada bulunan Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) Başkanı Mehmet Vural, 100 yıllık bir sorunu artık CHP’nin de görmezden gelme şansı olmadığını söylüyor:

“Cumhuriyet’in başından beri CHP Kürtlere mesafe koydu. CHP Kürt seçmeni bir türlü kabullenemedi, Kürt halkının varlığını kabullenemedi. Eğer Kürt meselesi bugün bu çıkmazdaysa CHP’nin büyük bir rolü var. CHP kadroları isterse bu olumsuzlukları elinin tersiyle itebilir ve yeni bir kapı açabilir. Eğer böyle yaparsa başta kendisi için en hayırlı olanı yapar. Çünkü CHP’nin geçmişi çok da Kürtlerle barışık değildir.”

“Kürt seçmeninin desteği belirleyici olacak”

Kürt siyasi hareketinin partileşmeden önce kurduğu ittifaklar dışında Kürt seçmenler genellikle CHP’ye mesafeli durdu. Mart 2019’da tekrarlanan İstanbul seçimlerinde ise Kürt seçmenler ile CHP arasındaki buzlar erimeye başladı. PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “Tarafsız kalın” mesajına rağmen İstanbul’da yaşayan Kürtler, Ekrem İmamoğlu’na oy verdi. Bölgede, İmamoğlu’nun seçimi Kürt oyları sayesinde kazandığına ilişkin de yaygın bir kanaat var.

Peki CHP bundan sonra atacağı adımlarla Kürt seçmeni kazanabilecek mi?

Dicle Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Vahap Coşkun’a göre, Kılıçdaroğlu tam da bu sebeple uzun süredir CHP’nin ilişki kuramadığı toplumsal kesimlerle ilişki kurmaya çalışıyor. Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır ziyaretini de buna bağlayan Coşkun, gelecek seçimlerde Kürt seçmenin seçimi kazanacak olanı belirleyecek bir konumda olduğunu belirtiyor:

“Parlamento seçiminde Kürt seçmenin büyük kısmının HDP’ye oy verdiği belli. Bu tercihlerini şu aşamada değiştirebilecek bir işaret görünmüyor. CHP’ye bölgede ilginin arttığı da belli. Ama bu ilginin kısa vedede bir seçmen desteğine dönüşmesi zor. CHP açısından önemli olan ise Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin adayına Kürt seçmenin desteğini sağlamak. Kürt seçmeninin Cumhurbaşkanlığı adaylarından birisine vereceği destek, o adayın seçimi kazanması konusunda çok büyük bir olanak sağlayacak.”

Kentin gündemi ekonomi

Diyarbakır’ın en işlek yeri olarak bilinen Sur ilçesindeki Gazi Caddesi’nde herkesin gündemi ekonomi. İşsizlik, kötüleşen ekonomik koşullar, hayat pahalılığı ve enerjiye yapılan zamlar, siyasetten daha çok konuşuluyor.

Felat Bozarslan’ın konuştuğu çoğu kişi, olası bir iktidar değişikliğinin kötü gidişatı durduracağı görüşünde. Ancak, alternatifin hangi parti olacağı konusunda kimsenin bir fikri veya inandığı bir siyasi hareket yok gibi görünüyor. Kılıçdaroğlu’ndan umutlu olanlar da var. Ancak çoğu kişi oy tercihini HDP’nin göstereceği adaydan yana kullanacağını söylüyor.

HDP’nin ittifaka dâhil edilmemesi nasıl bir etki yaratacak?

Kılıçdaroğlu’nun Ocak ayında yaptığı, “Demokrasinin yolu Diyarbakır’dan geçer” açıklaması bölgede memnuniyet yaratmıştı. Ancak, altı muhalefet partisinin güçlendirilmiş parlamenter sisteme ilişkin imzaladığı mutabakata HDP’nin dâhil edilmemesi bir nebze de olsa hayal kırıklığı yarattı. CHP liderinin bu tartışmanın gölgesinde yapacağı Diyarbakır ziyaretinde vereceği mesajlar ise merakla bekleniyor.

Doç. Dr. Vahap Coşkun, parlamento seçimlerinde herhangi bir ittifaka girmeye ihtiyacı olmadığını ifade ediyor. HDP seçmeninin ittifak konusuna realist yaklaştığını belirten Coşkun’a göre, Kürt seçmen canlarını daha fazla yakan sorunlar konusunda bu partilerin nasıl tavır alacaklarını görmek isteyecek. Mutabakat metninin Kürtlerin bütün sorunlarını karşılayan bir metin olmamasına rağmen bir tartışma zemini yarattığına dikkat çeken Coşkun, HDP’nin de altılı ittifaktan beklentileri olduğunu belirtiyor:

“İki konuda beklentileri var. Geçiş döneminin planlanmasında HDP’nin görüşlerinin dikkate alınması ve özellikle Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi, eğer bu ortak bir aday olacaksa burada da HDP ile istişare edilmesi. Önümüzdeki dönemlerde bu yönde atılacak adımlar HDP ile bu ittifak arasındaki ilişkeleri de sıklaştırabilir veya gerginleştirebilir.”

“En çok da Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bekler”

DİTAM Başkanı Mehmet Vural ise Kürt seçmenin de kendine göre bir hesabı olduğunu belirtiyor. Kürt toplumunun beklentisinin öncelikle kimliğinin tanınması olduğunu ifade eden Vural’a göre yüzleşme veya helalleşme olacaksa Kürtlerle helalleşmek en doğru seçim olacak:

“Umarım yüzleşilirse Kürtler de bir bütün olarak bu ülkede varlığını kendi kimlekleri ile sürdürürse herkes için güzel olur. Türkiye’nen dörtte biri Kürt. Bunu reddedemezsiniz. Bütün bunların kimliğiyle, varlığıyla kabul edilmesi lazım. Kürtler bunu bekler. Bunu herkesten bekler ve en çok da Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bekler.”

Kürt seçmenin CHP’den beklentileri

Doç. Dr. Vahap Coşkun, CHP ile Kürt seçmen arasında derin ve yapısal sorunlar olduğunu ifade ediyor. HDP seçmeninin kısa sürede kendisine CHP’yi adres olarak belirlemesinin mümkün görünmediğine dikkat çeken Coşkun’a göre, CHP ve Kürt seçmen arasında açılan mesafenin daraltılması için ciddi bir çaba sarf edilmeli. Bunun kısa vadede atılacak birkaç sembolik adımla gerçekleşemeyeceğini belirten Coşkun, CHP’nin bu yapısal sorunları çözmek için bazı girişimlerde bulunduğunu vurguluyor. Bunların olumlu adımlar olduğuna, ancak kısa sürede CHP’yi bölgede ağırlık merkezi haline getiremeyeceğine dikkat çeken Coşkun, Kürt seçmenin de beklentileri olduğunu ifade ediyor:

“İlk etapta bütün seçmenler gibi Kürt seçmenlerin de asıl beklentisi bir normalleşmenin olması ve asıl meseleleri konuşabileceğimiz bir toplumsal zeminin oluşturulması. Ondan sonra Kürt meselesinin çeşitli konu başlıkları var. Bunlar Kürtlerin her daim talep ettiği hususlar. Ama asıl şu andaki önemli beklenti bir normalleşme, sorunları konuşabileceğimiz bir hukuk zeminin inşaası.”

Paylaşın

Akaryakıta Gelecek Zamlar Geri Çekildi

Gün içerisinde benzinin litre fiyatına 79 kuruş, motorinin litre fiyatına ise 2 lira 25 kuruş zam geleceğini duyuran EPGİS, zamların ‘ürün fiyatlarının büyük oranlı düşüş göstermesi doğrultusunda kaynağından iptal edildiği’ bildirildi.

Haber Merkezi / Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikası (EPGİS), 10 Mart 2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere getirilen zamların iptal edildiği bildirildi.

Açıklamada, “Akaryakıt Ürünlerinde Fiyat Değişim İptali 10/03/2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere; Benzinde 0,79 Motorinde 2,25 TL/LT olarak yapılan zamlar ürün fiyatlarının bugün büyük oranlı düşüş göstermesi doğrultusunda kaynağından iptal edilmiştir” denildi.

EPGİS, gün içerisinde benzinde 79 kuruş, motorinde ise 2 lira 25 kuruş zam geleceğini duyurmuştu.

Akaryakıt fiyatları, Türkiye’nin de dahil olduğu Akdeniz piyasasındaki işlenmiş ürün fiyatlarının ortalaması ile dolar kurundaki değişiklikler baz alınarak rafineriler tarafından hesaplanıyor.

Bu hesaplanma sonucunda dağıtım firmalarınca uygulanan fiyatlar, rekabet ve serbesti nedeniyle şirketler ve kentlere göre küçük değişiklikler gösterebiliyor.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 143 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 33 bin 243 yeni vaka tespit edilirken, 143 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85.20 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 366 bin 536 test yapılırken, 33 bin 243 yeni vaka tespit edildi. 143 kişi hayatını kaybederken, 68 bin 822 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,20 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,00 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaş sayısı toplamda 146 milyon 097 bin 881’e yükseldi.

Verilerde, aşılamada önde giden illere de yer verildi. Bakanlığın tablosuna göre yüzde 89,2 ile Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti.

Bakanlığın tablosuna göre yüzde 62,3 ile Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın açıkladığı 8 Mart Salı gününe ait verilere göre, 365 bin 005 test yapılırken, 37 bin 407 yeni vaka tespit edildi. 130 kişi hayatını kaybederken, 69 bin 294 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Akaryakıt Fiyatları Artmaya Devam Ediyor: Benzin Ve Motorine Zam

EPGİS, benzinin litre fiyatına 79 kuruş, motorinin litre fiyatına ise 2 lira 25 kuruş zam yapıldığını duyurdu. EPGİS, dün de benzine 1,07 TL, motorine de 1,59 TL zam yapıldığını duyurmuştu.

Haber Merkezi / Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikası’ndan (EPGİS) alınan bilgiye göre, motorin ve benzinin litre fiyatlarına bu gece yarısından geçerli olmak üzere zam geldi. Fiyat artışı, benzinde 79 kuruş, motorinde ise 2 lira 25 kuruş olarak pompaya yansıyacak.

Gelen zamla birlikte, Ankara’da ortalama 20,44 liradan satılan benzinin litre fiyatı 21,23 lira olacak. Benzinin litresi İstanbul’da 20,35 liradan 21,14 liraya, İzmir’de 20,46 liradan 21,25 liraya çıkacak.

Ayrıca, Ankara’da ortalama 22,92 liradan satılan motorinin litre fiyatı 25,17 lira olacak. Motorinin litresi İstanbul’da 22,83 liradan 25,08 liraya, İzmir’de 22,92 liradan 25,17 liraya çıkacak. EPGİS, dün benzine 1,07 TL, motorine de 1,59 TL zam yapıldığını duyurmuştu.

Akaryakıt fiyatları, Türkiye’nin de dahil olduğu Akdeniz piyasasındaki işlenmiş ürün fiyatlarının ortalaması ile dolar kurundaki değişiklikler baz alınarak rafineriler tarafından hesaplanıyor.

Bu hesaplanma sonucunda dağıtım firmalarınca uygulanan fiyatlar, rekabet ve serbesti nedeniyle şirketler ve kentlere göre küçük değişiklikler gösterebiliyor.

Paylaşın

HDP’li Mithat Sancar: Çıkış Yolu Demokrasi İttifakı’dır

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, HDP bu toplumda eşitliği, adaleti, ekmeği, aşı, barışı ve demokrasiyi sağlamak için yola çıkmıştır bu inançla her politikasını örmüştür, geleceği görmüştür çareleri ortaya koymuştur. Çağırılarımızın ne kadar önemli olduğu bu yangın ortamı büyüdüğünde hep birlikte daha fazla görmüş olduk. Çağrılarımızı bıkmadan usanmadan yenileyeceğiz, çalışmalarımızı da hızlandıracağız. Nitekim hızlandırıyoruz.” dedi.

Mithat Sancar konuşmasının devamında, “Demokrasi bloku ve ittifakını her alanda inşa etmek için programlarımızı hayata geçirmeye ve sonuç almaya gidiyoruz. Bu konuda hiç kimsenin bahane, mazeret üretmeye hakkı yoktur. Ülke felakete gitmektedir, felaket büyümektedir ve fatura yoksul halka, emekçilere, kadınlara, gençlere çıkmaktadır. Bütün emekçiler her türlü zulme maruz kalan bütün toplum kesim bu gerçekliğin farkına her geçen gün daha fazla varmaktadır. Kurtuluş buradadır çıkış yolu budur.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Sancar’ın açıklamaları şöyle;

“Eşitlik, özgürlük umudunu ve cesaretini büyüten kadınların mücadelesini, onurlu direnişlerini selamlayarak başlamak istiyorum. 8 Mart Dünya Kadınlar Günüydü dün. Dünya Kadınlar Günü, aynı zamanda ve esas olarak kadınların mücadele günüdür. Özgürlük, eşitlik ve demokrasi için kadınların bitmek bilmeyen, baş eğmeyen, dur durak tanımayan mücadelelerinin günüdür. Dün bunu her yerde bir kez daha gösterdiler. Meydanlarda, fabrikalarda barikatları tanımayarak, polisin gaz bombalarına aldırmayarak yürüyüşlerini gerçekleştirdiler. Selam olsun hepsine!

“Kadınlar özgürlük mücadelesi nasıl yürütülür bize öğretiyor

Kadın mücadelesi bize yol gösteriyor, bize ışık tutuyor; direniş nasıl yapılır, özgürlük mücadelesi birlikte nasıl yürütülür bunu öğretiyor. Demokrasi ittifakı dediğimiz hedefe nasıl verebileceğimizi her gün ve her alanda bir kez daha ortaya koyuyor. Hepsine buradan bir kez daha selam gönderiyorum. Deniz Poyraz ve Garibe Gezer şahsında baskıya, zulme, ayrımcılığa, ırkçılığa, ataerkilliğe ve erkek şiddetine karşı özgürlük mücadelesi yürüten ve bu uğurda yaşamını yitiren bütün kadınların önünde de saygıyla eğiliyorum.

“Kadınlar boyun eğmediği için ceberut iktidarın hedefi oluyor”

Bugün özgür bir toplum inşasının ancak kadın özgürlüğüyle mümkün olacağına inanan binlerce kadın arkadaşımız rehin tutulmuş durumdadır. Siyasetçiler, seçilmişler, parti mensupları hepsi cezaevinde, bu faşist erkek iktidar rejimi tarafından rehin alınmıştır. 8 Mart vesilesiyle cezaevlerinde bulunan bütün kadın yoldaşlara özel selam ve sevgilerimizi yolluyoruz. Aysel Tuğluk’a, Ayşe Gökkan’a, Rojbin Çetin’e, Gültan Kışanak’a, Figen Yüksekdağ’a, Sebahat Tuncel’e ve adını sayamadığımız bütün kadın yoldaşlarımıza bir kez daha selam olsun. Kadınlar boyun eğmiyor, o nedenle bu ceberut devletin, bu erkek zihniyetin hedefi olmaya devam ediyor. Son örnek de Diyarbakır Milletvekilimiz Semra Güzel’in bir linç kampanyası sonrası dokunulmazlığının kaldırılmasıdır. Burada siyasi mücadeleyi hedef alan bir siyasi operasyon, partimize karşı bir kumpas söz konusu ama seçilen kişi kadın ve kadın mücadelesinde emeği olan bir yoldaşımız. Bu da tesadüf değil.

“Muhalefetin hukuksuzluklarda iktidarla ortaklaşması kabul edilemez”

İktidarın HDP ve kadın düşmanlığını zaten biliyoruz. Ancak iktidarın hukuksuzluklarından söz eden muhalefetin de mesele HDP olunca hukuk varmış gibi davranması ve hukuksuzlukta iktidarla ortaklaşması asla kabul edilemez. Bu tutum mutlaka demokratik kamuoyunda ve vicdanlarda kaydını bulmuştur. Kadınlar bunu unutmayacaktır ve bunun faturasını bütün bu güçlere birlikte çıkaracaktır. Sevgili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması aynı zamanda kadın iradesinin ceberut erkek iktidarı tarafından yok sayılması anlamına gelmektedir. Kadınlar bunu böyle okumakta ve mücadeleyi bu eksende yürütmektedir. Ne yaparlarsa yapsınlar HDP yolundan ayrılmayacak ve hedefinden şaşmayacaktır. Demokratik siyaset bizim hayat alanımız, var oluş zeminimizdir. Bütün bu zulme, baskıya, her türlü yıldırma girişimine karşı kadın mücadelesinin bize tuttuğu ışıkla yolumuza devam edeceğiz, bu düzeni ve bu rejimi mutlaka hep birlikte değiştireceğiz.

“Yaşanan zamlar ayçiceği ve buğday tarlalarının inşaat alanına dönüştürülmesinden”

Ekonomi Komisyonumuz geçen hafta Cumhurbaşkanı Hükümet Sisteminin zam raporunu açıkladı; bu sistemin zamlarla nasıl bir talan rejimine dönüştürüldüğünü, yaşamın her alanında nasıl bir yıkıma neden olduğunu ayrıntılarıyla ortaya koydu. Zamlar arka arkaya geliyor. Sofra yangın yeri, açlık ve yoksulluk ülkenin neredeyse yüzde 99’unu sarmış durumda. Bir avuç sermayedar, rantçı, talancı dışında halk yoksullaşıyor açlığa mahkum ediliyor. TÜİK’in manipüle ettiği verilere göre bile 2018 Temmuz ile 2022 Şubat arasında yani Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yürürlüğe girdiği günden bugüne kadar elektriğe yüzde 237, doğalgaza ise yüzde 133 zam yapıldı. Benzer şekilde son 3 yılda temel gıda maddelerinde yapılan zamlar öyle yıkıcı ki etkilerini hafta sonu gördük. Ayçiçek yağında stokların tükenmesi ve fiyatların daha da artması riski mevcuttur. İnsanlarımız bu tehlike ile karşı karşıyadır. O nedenle marketlere akın ettiler, kuyruklar oluştu. Çünkü yağ satışı sınırlanmıştı. Yarın öbür gün başka gıda maddelerinde de aynı sorunları yaşayacağımız kesin. Ayçiçek yağında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yürürlüğe girdiği günden beri yapılan zam yüzde 200’ü bulmuştur. Şu an yaşananlar uçsuz bucaksız ayçiçeği ve buğday tarlalarını birer çöle ve inşaat alanına çeviren iktidarın rant ve talan politikalarının sonucudur.

“Talancı ve rantçı politikaların temelinde savaş zihniyeti vardır”

Yıllardır söylüyoruz; tarımın desteklenmesi gerekiyor, doğayla ve toprakla barışık bir tarım politikasının izlenmesi gerekiyor. Ancak iktidar tarım alanlarını rantçılara, şantiyecilere, inşaatçılara hepsi de yandaş olan sermaye gruplarına peşkeş çekiyor. Böylece kendine gıdada yeten, ülkeyi doyurabilecek olan bu toplum buğdaya, ayçiçeğine muhtaç hale getiriliyor, ithalata mahkum ediliyor. Bize bu tabloyu yaşatan bu iktidarın talancı ve rantçı politikalarıdır. Bu politikaların temelinde savaş zihniyeti vardır. Her alanda her şeye savaş açmış bir iktidar gerçekliği var. Biz de bu gerçekliği görmeli, bu politikalara karşı en geniş birliktelikleri oluşturmalı, mücadeleyi yükseltmeli ve kazanmaya giden yolu açmalıyız. Buna gücümüz yetiyor, buna hep birlikte inanalım. Kaç zamandır bu çağrıları yapıyoruz, bunu yaptığımızda bize dudak bükenler ise bugün daha fazla kulak kabartıyorlar sesimize.

“Ülke felakete gitmektedir; HDP geleceği görmüş ve çareleri ortaya koymuştur”

Çünkü HDP bu toplumda eşitliği, adaleti, ekmeği, aşı, barışı ve demokrasiyi sağlamak için yola çıkmıştır. Bu inançla her politikasını örmüştür, geleceği görmüştür ve çareleri ortaya koymuştur. Çağırılarımızın ne kadar önemli olduğunu bu yangın ortamı büyüdüğünde hep birlikte daha fazla görmüş olduk. Çağrılarımızı bıkmadan usanmadan yenileyeceğiz, çalışmalarımızı da hızlandıracağız. Nitekim hızlandırıyoruz. Demokrasi bloku ve ittifakını her alanda inşa etmek için programlarımızı hayata geçirmeye ve sonuç almaya gidiyoruz. Bu konuda hiç kimsenin bahane ve mazeret üretmeye hakkı yoktur. Ülke felakete gitmektedir, felaket büyümektedir ve fatura yoksul halka çıkmaktadır. Bütün emekçiler, her türlü zulme maruz kalan bütün toplum kesimleri bu gerçekliğin farkına her geçen gün daha fazla varmaktadır. Kurtuluş buradadır, çıkış yolu budur.

“AKP’nin yalanlarını artık kimse yutmuyor”

Biraz önce AKP Genel Başkanını dinlediniz. Yine bütün sorunların kaynağını başka faktörlere bağladı, özellikle dış gelişmelere bağladı. Kendilerinin hiçbir şeyde sorumluluğu yok. 20 yıldır iktidardalar ama hiçbir sorunun sorumluluğunu üstlenecek basireti, dirayeti, samimiyeti ve dürüstlüğü göstermiyorlar. İyi bir şey olduğunda kendileri bunun sahibi ama her türlü felaket ve sorun onların dışındaki sebeplerden kaynaklanıyor. Anlayış bu ama ortada büyük bir yalan var. Toplumu bu yalanla kandıracaklarını sanıyorlarsa büyük yanılıyorlar. Bu yalanları artık kimse yutmuyor. Kendilerini neyle aklamaya çalışıyorlar. “Ukrayna savaşı çıktı, küresel piyasalarda kriz var, enflasyon sadece bu ülkenin değil dünyanın gerçeği” diyerek kendilerini aklamaya çalışıyorlar.

“Ayçiçek tarlaları yetmedi zeytinlikleri talana açtılar, izin vermeyeceğiz”

Peki, o zaman soralım. 31 Aralık gecesi tarihin en büyük zamanları yapıldı. O zaman Ukrayna savaşı var mıydı? Verimli tarım arazilerini ağır maliyet nedeniyle ekilip biçilemez hale getirerek üretici ve çiftçiyi tasfiye edip yerlerine ithalat vurguncularının önünü açarken Ukrayna savaşı mı vardı? 3 yıl önceki tanzim satış kuyruklarında Ukrayna savaşı mı vardı? Askıda ekmek sırasında Ukrayna savaşı mı vardı? Kendisine fazlasıyla yeten bir ülkeyi dışa bağımlı hale getiren bu iktidardır. Daha geçen hafta zeytin bahçelerini talana açtılar. Ayçiçek tarlaları yetmedi, doğayı her alanda tahrip etmek yetmedi, şimdi asırlık zeytin ağaçlarını rantçıların talanına açmak için yönetmelik çıkardılar. Şimdi de gözlerini zeytinliklere diktiler ama halkımız direniyor. İnsanlarımız bu talana karşı çıkmaya kararlı. Bu yönetmeliği uygulatmayacağız değerli halkımız. Zeytinliklerine sahip çıkacağız. Bu ülkenin toprağına, suyuna, derelerine, üretimine, verimine, emeğine hep birlikte sahip çıkacağız.

“Petrol fiyatlarının dünyadaki artışı ile Türkiye’deki artışı arasında 5 kat fark var”

Yaptıkları tam bir kriz fırsatçılığıdır. Evet, dünyada kriz var ama bu iktidarda esas zihniyet krizi fırsata çevirmektir. Bunu daha önce defalarca tecrübe ettik. Nerede kriz varsa iktidar oradan fırsatçılık devşirmeye çalışıyor. Şimdi petrol fiyatlarında her gün yeni zamlar ilan ediliyor. Bunun gerçekten küresel piyasalarındaki petrol fiyatlarının artışıyla bağı nedir bakalım fiyatlara. Geçen Ekim ayında petrolün varil fiyatı 80 dolardı. Bir litre mazot 8 lira. Petrolün varili bugün 130 dolar civarında. Yani dünya petrol fiyatlarında artış yüzde 60. Peki, motorinin litresi bugün ne kadar 23 TL, o da şimdilik. Her gün yeni zamanlar geliyor. Ekim ayına göre artış ne kadar, yüzde 300. Küresel piyasalarda petrolün varil fiyatı 4-5 ayda yüzde 60’a yakın artmışken bu ülkede özellikle motorin yüzde 300’ün üzerinde artmış. Daha da artacak. Motorin fiyatının artması en başta çiftçileri vuruyor. Petrol fiyatlarındaki bu büyük artış her alana zam olarak yansıyor. Gördüğünüz gibi temelinde soygun zihniyeti var, fırsatçılık var. Dünyadaki gelişmeleri örnek gösteriyorlar, gerekçe olarak bu artışı ortaya koyuyorlar ama arada 5 kat fark var. Petrol fiyatlarının dünyadaki artışı ile Türkiye’deki artışı arasında 5 kat fark var. Nereye gidiyor bu fark? Bu fark rantçılara, talancılara gidiyor. Faturayı çiftimiz, halkımız, yoksulumuz, bu ülkenin yüzde 99’u ödüyor. Yüzde 1’in refahı artıyor, yüzde 99 açlığa ve sefalete mahkum ediliyor. Bu düzen böyle gidemez, sefaleti bitireceğiz, ranta son vereceğiz. Bunun sözünü buradan bütün halkımıza bir kez daha veriyoruz.

“Yaşanan çoklu kriz yönetim sistemiyle doğrudan ilişkili”

Karşımızda çoklu bir kriz var. Bu çoklu krizin, yönetim sistemiyle doğrudan ilişkisi olduğunu verilerle ortaya koyuyoruz. Daha fazlası da var. Bu ülkede bu hükümet sistemini ve bunu besleyen yapısal nedenler var. Bu ülkede Kürt sorunu diye bir gerçeklik var. Kürt sorununda çözümsüzlük güvenlikçi ve savaş politikaları demektir. Savaş politikaları, güvenlikçi politikalar aynı zamanda bu ülkede düşmanlaştırma, ayrıştırma, talan ve yoksulluk demektir. O nedenle bu ülkeye barışı getirmek gibi büyük bir görevimiz olduğunu söylüyoruz. Bunun ön şartı şüphesiz savaşlara hep birlikte karşı çıkmaktır. Savaş politikalarına, savaş zihniyetine, ayrıştırma düşmanlaştırma uygulamalarına hep birlikte karşı çıkabilirsek o zaman bu iktidarın dayandığı temel sütunu ortadan kaldırırız. Çünkü bu iktidar bu sütun üzerinde duruyor. O sütünü çekin bu iktidar çökecektir. Ancak iktidar çökerken bunun yerine gelecek olanların aynı zihniyeti farklı yöntemlerle sürdürmelerinin önüne de geçeceğiz.

“Hem bu iktidarı göndereceğiz hem de bu rejimi değiştireceğiz”

Eğer biz yapısal nedenlere ve tarihsel köklere iyi bakarsak, sorunları yaratan tarihsel ve yapısal sorunları iyi görürsek sadece bu iktidarı ve bu iktidarın dayandığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini değil, bu ikisini besleyen rejim unsurlarını da değiştiririz. Bizim hedefimiz, bizim amacımız budur. Sadece iktidarı değil sadece bu iktidarın dayandığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini değil, bu ülkeyi yüzyıldır savaşa, ayrıştırmaya, yoksulluğa mahkum eden rejim unsurlarını da değiştirmek istiyoruz. Yeni başlangıç, yeni bir inşa derken bunu kast ediyoruz. Güçlü demokrasi, büyük demokrasi diyoruz. Bunlar olmadan yeni bir bir başlangıç ve inşa mümkün değildir. Biz de yeni başlangıcın, yeni inşanın temelini demokrasi ittifakı ile oluşturmaya çalışıyoruz. Öyle sağlam bir temel atmak istiyoruz ki hem bu iktidarı göndereceğiz hem de bu rejimi değiştireceğiz. En azından  bu rejimin devamının yollarını tıkayacağız, yeni bir yolun açılmasını sağlayacağız. HDP ve birlikte hareket ettiği demokrasi güçlerinin bundan sonra ve geleceğe ilişkin en büyük vaadi budur. Gerçek demokrasi, güçlü demokrasi, büyük barış, herkese eşitlik, eşit yurttaşlık ve her alanda özgürlük. İşte bunun için yürüyoruz.

“Kimse bir yere gitmiyor; biz birlikte yürüyeceğiz onlar gidiyor”

HDP olarak ülkemizin karşı karşıya kaldığı bu büyük krize yönelik çözüm önerilerimizi de her vesileyle sizlerle paylaşıyoruz. Gıda krizine, açlık ve sefalete karşı ne gibi tedbirler alınması gerektiğini açıkladık, Meclis’te de girişimlerimiz oldu. Bu tedbirleri başlıklar şeklinde paylaşacağım. Acil tedbirler bunlar. Elbette her soruna yönelik çözüm önerilerimiz var, olacak. Gerçek alternatifi bizler ortaya koyuyoruz. Bu iktidarın zihniyetine, politikalarına ve varoluş temellerine karşı gerçek alternatif yaratmadan bu iktidar gitti gidiyor diye bağırıp çağırmanın fazla bir inandırıcılığı olmaz. Bu iktidar gidiyor. Hani hekimlere varsınlar, gitsinler diyor ya. Sevgili hekim arkadaşlarım kimse bir yere gitmiyor, onlar gidiyor. Biz birlikte yürüyeceğiz onlar gidecek.

“Tüm kalemlerde ÖTV hemen kaldırılmalı ve zamlar geri alınmalıdır”

Şimdi ne gibi acil tedbirler alınması gerektiğini sizlere aktaracağım. Öncelikle bu gıda krizinin aşılması için acil olarak tarımsal üretimi artıracak politikaların devreye sokulması gerekiyor. Bunun için çiftçilerin üretime dönebilmesinin sağlanması amacıyla tohum, gübre, mazot, elektrik ve sulama giderlerinin ihtiyaç sınırlarına kadar kamu tarafından karşılanması gerekiyor. Bunun için derhal bir düzenleme Meclis’e getirilmeli. Bizler sunuyoruz, Meclis derhal harekete geçmeli. Çiftçiye verilen destek güncel döviz kuru baz alınarak iki katına çıkarılmalıdır. Çiftçilerin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan 100 bin TL’ye kadar olan borçları hemen silinmeli, kalan borçlar faizsiz olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Akaryakıt başta olmak üzere tüm kalemlerde ÖTV hemen kaldırılmalı ve yapılan tüm zamlar geri alınmalıdır. Vergide adaletin sağlanması için Kurumlar Vergisi artırılmalı ve servete duyarlı vergilendirme hayata geçirilmelidir.

“Elektrik, doğalgaz, su, telefon ve internet ücretsiz olmalıdır”

Geriye dönük vergi affı ve istisnaları gözden geçirilmeli ve bu yolla elde edilen haksız kazançların hepsi geri alınmalıdır. Elektrik, doğalgaz, su, telefon internet gibi temel ihtiyaçlar tek hane için ihtiyaç sınırına kadar ücretsiz verilmelidir. Derhal elektrik dağıtım hizmetleri kamulaştırılmalıdır. Yandaşlara peşkeş çekilen kamu ihaleleri derhal iptal edilmelidir. Köprü ve otoyollar için yandaş şirketlere yapılan ödemeler hemen durdurulmalı ve buralar acilen kamulaştırılarak ücretsiz hale getirilmelidir. Gerçek ve tüzel kişilerin kredi kartı ve ihtiyaç kredisi ve tüm borçlarının faizleri silinerek 2023 yılının sonuna kadar ertelenmelidir. Kamu bütçesinden işsizlere ve asgari ücretin altında geliri olanlara güncel açlık sınırını tamamlayacak şekilde temel yurttaşlık geliri sağlanmalıdır. Asgari ücret insan onuruna yaraşır bir düzeyde acil olarak yeniden belirlenmelidir.

“Dün kadınların meydanlardaki güçlü ve onurlu mücadelesini örnek alalım”

Ekonomik kaynakları kara delik gibi yutan savaş ve çatışma politikalarına bir an önce son verilmelidir. Bunlar hayata geçirilmesi zor işler değil, yeter ki yönetim halkı düşünsün. Yönetim halkı düşünmüyorsa o zaman halk yönetimi buna zorlamalıdır. Her alanda mücadeleyi büyüterek, birlikte güçlenerek yürürsek iktidarı değiştirmeden de bu talepleri hayata geçiririz ve iktidarı da göndeririz. Bu iktidarı gönderdikten sonra adil ve demokratik bir yaşamı hayata geçirecek gücü ve yönetimi taşırız. Hep birlikte ülkeyi büyük barış ve demokrasi ile yönetelim. Buna inanalım, gücümüze inanalım. Yayılan umutsuzluk politikalarına aldırış etmeyelim. Dün kadınların meydanlardaki güçlü ve onurlu mücadelesini örnek alalım. Bu mücadele azmini bütün ülkeye yayalım. O zaman göreceksiniz mutlaka kazanacağız.

“Hep birlikte mücadele, başka yolu yok”

Tüm Emekliler Sendikasın yöneticileri de seslerini ve taleplerini duyurmak için aramızda. Bu ülkede sefaletten en büyük payı alan toplum kesiminin emekliler olduğunu biliyoruz. İktidarın politikalarının bu sonucu yarattığını hep birlikte görüyoruz. Emekliler örgütlü mücadele için on yıllardır çalışıyorlar. İlk kuruluş çalışmalarını birlikte yaptığımız zamanlardan bugüne binbir engelle karşılaştılar ama vazgeçmediler. HDP gibi, direnişçi toplum kesimleri gibi emekliler de mücadelesini sürdürüyorlar. Zulme boyun edemeyeceklerini gösteriyorlar. Kendilerine buradan bir kez daha selam gönderiyoruz. Bütün emekliler ülkeyi değiştirecek en önemli dinamiklerdendir. Hep birlikte mücadele, hep kazanma. Başka yolu yok.

“İşgale karşı çıkıp çözümü göstermek boynumuzun borcudur”

Dünya halklarının sesine kulaklarını tıkayanlar güç ve egemenlik savaşı yürütüyorlar. Ukrayna savaşı bir birikimin savaşı ama Rusya’nın müdahalesinin kabul edilemez bir işgal operasyonu olduğu açıkça ortada. Ancak küresel zeminde savaşların zeminini yaratan bir düzenin hakim olduğunu görmemiz gerekiyor. Ortadoğu’da savaş Ukrayna’da savaş, daha önce de Kafkasya’da savaş… Bu durum küresel egemenlik mücadelelerinim ve paylaşım çabalarının sonucudur. Somut bir askeri operasyona karşı somut tavrımız açıktır. Kim ki uluslararası hukuka aykırı işgal politikası yürütürse onu en net şekilde reddederiz, ona karşı çıkarız. Fakat çözümün nerede olduğunu da göstermek görevimizdir, boynumuzun borcudur. Savaş yıkım demektir bunu biliyoruz. Bunu bu ülkeden biliyoruz, bu coğrafyadan biliyoruz.

“Burada da Suriye’de de Ukrayna’da da işgal politikalarına karşı çıkmaya ihtiyaç var”

Bu iktidarın savaş politikalarıyla ayakta durduğunu söyledik. İşgal politikaları yürütüyor. Evet, Efrîn bu iktidarın işgal ettiği bir topraktır. Serêkaniyê de öyledir. Kendilerinin, iktidarlarının, devletlerinin işgal politikalarına sessiz kalanların başka yerde işgal politikalarına itiraz etmeleri inandırıcı olmuyor. Barış mücadelesi çok değerli bir ilke mücadelesidir. Savaşa karşı çıkma bir ilke meselesidir. Savaşlara her yerde karşı çıkmak gerekiyor. Eğer benim desteklediğim iktidar savaş politikaları yürütürken sessiz kalıp başka yerde savaşlara karşı barış diye bağırırsam inandırıcı olmaz. Tabii ki böyle yapınca savaşlarda bitmiyor. O nedenle diyoruz ki; bu ülkede samimi, ilkeli, güçlü bir savaş karşıtı koalisyona ihtiyaç var, savaş karşıtı duruşa ihtiyaç var. İşgal politikalarına karşı çıkmaya ihtiyaç var. Burada da Suriye’de de Ukrayna’da da aynı tavrı, aynı samimiyeti kararlılıkla göstermeye ihtiyaç var.

“Büyük barış hareketine ihtiyaç var, bizler bunun için varız”

HDP demokrasi ittifakını büyük barış koalisyonuna dönüştürmek için her türlü çalışmayı yürütüyor, yürütecektir. Çünkü biz biliyoruz ki savaşların en önemli nedeni küresel çapta paylaşım mücadeleleri ve ülkelerdeki nefret, ayrımcılık, diktatörlük politikalarıdır. Bir ülkede eğer halkların, emekçilerin, toplum kesimlerinin özgürlüklerini tanımayan bir iktidar varsa, bu iktidarın bu ülkeye eninde sonunda getireceği felaket savaştan başka bir şey değildir. Sadece kendi ülkelerinde değil, diktatörler ve despotlar aynı zamanda bulundukları bölgede de imkan bulduklarında savaş çıkarmayı mutlaka isterler. Varlıkları ancak böyle güven altına alınabilir. Ayrıştırma ve düşmanlaştırmayı düşünürler. Büyük barış hareketine, büyük barış buluşmasına ihtiyaç var. Bizler bunun için varız. Barış aynı zamanda adalet, demokrasi ve refah demektir. Aynı zamanda sömürüye ve zulme karşı çıkmak demektir. O nedenle barış mücadelesini sonuna kadar sürdürmekten başka şansımız yok. Barışı da dar çerçevede anlamıyoruz. Büyük barışı da ancak tabandan, toplumdan kurabileceğimizi söylüyoruz. Barış toplumdan, tabandan kurulabilir. Barış halkların birbiriyle eşit ilişkisiyle kurulabilir. Halklar arası düşmanlıkları ortadan kaldıracak müzakere, diyalog ve özgürlük hedefiyle kurulur. Birbirimizin haklarına saygı, birbirimizin özgürlüğünü sahiplenme becerisi gösterebilirsek barışı toplumda inşa etmek mümkündür, kolaydır ve hatta kesindir. O nedenle her alanda barışa odaklanmamız lazım. Çünkü her alanda savaş zihniyeti ve politikalarıyla yürüyen bir iktidar var.

“Bu iktidar her şeyle savaş halinde”

Ortadoğu’da, Suriye’de savaş politikalarını yürütüyor. Bu ülkede Kürt sorununda çözümsüzlük politikalarının zorunlu sonucu savaş politikalarıdır ve çözümsüzlük savaşa götürür. Bu şimdiki iktidar için de bundan sonra iktidara talip olanlar içinde geçerlidir. Savaş politikalarına açık ve net tavır koymadan bu ülkeye barışı ve demokrasiyi getirmek mümkün değildir. Bunun için de Kürt sorununda demokratik çözümün yolunu açacak, bu ülkede ve bölgede halkların birlikte ve eşit yaşamasını hedefleyecek bir anlayışa ihtiyaç var. Sadece bununla yetinmiyoruz. Bu önemli ama bu iktidar her şeyle savaş halinde. Bu iktidar toprakla savaşıyor, toprağı talan ediyor, toprağın ürün vermesini engellemek için her türlü yöntemle toprağa savaş açıyor. Doğa ile savaş halinde bu iktidar. Ağaçlarla, ormanlarla, derelerle savaş halinde. Kürtlerle, kadınlarla, gençlerle, emekçilerle, yoksullarla savaş halinde.

“Savaş politikalarına hayır diyecek büyük barış koalisyonunu kurmak zorundayız”

Biz de diyoruz ki işçiyle, esnafla, üreticiyle, herkesle; toprakla, ağaçla, dereyle savaş halinde olan bu iktidara ve savaşa dayanan bu rejime karşı büyük barışı hedeflemeliyiz. Büyük barış toprakla barıştır, halkların barışıdır, halkların eşit ortak yaşamını hedefleyen özgür bir düzenin inşasıdır. Büyük barış çölleştirilen, üretimsiz bırakılan topraklarla barışmayı gerektirir. Üreticiyle, çifçiyle, esnafla, emekçiyle, doğayla bütün toplumsal kesimlerle barışmayı gerektirir büyük barış. Savaşın sonucu yıkımdır, yaşamın ve toprağın çölleşmesidir. Barış ise rehaftır, özgürlüktür, demokrasidir, huzurdur, adil paylaşımdır ve güçlü üretimdir. Bu yüzden büyük barış diyoruz. Bütün bu saydığım alanlarda talan ve savaş politikalarına hayır diyecek büyük barış koalisyonunu kurmak zorundayız. Aksi durumda ekmeğimizden de aşımızdan da özgürlüğümüzden de haklarımızdan da olmamız neredeyse mukadderdir. Eğer ekmeği demokrasiyle, toprağı üretim ve refahla, doğayı eşitlik ve saygıyla ele alırsak; özgürlüğü, eşitliği her alanda hakim kılacak politikaları sonuna kadar ilkeli ve kararlı bir şekilde savunursak işte o zaman büyük barışı kuracağız. Büyük barışı kurmak da neredeyse mukadderdir. Büyük barış bizim tam da orada, bu karanlık tünelin ucunda bekleyen güneşimizdir, ışığımızdır. Yürüyüşümüz orayadır. Mutlaka bu karanlık tünelden hep birlikte geçeceğiz, aydınlığa birlikte çıkacağız.

“Halkın sofrası yangın yerine dönmüştür, birlikte çözüm üretelim”

Bu krizleri hep birlikte çözelim istiyoruz. Krizleri önceden gördük uyardık; mitinglerimizle, demokratik kitle örgütleri ve emek örgütleriyle bir araya gelerek, halkımızla birlikte çözümler üretmek için çalışmalar yürüttük. Bugün ise durum daha vahimdir. Halkın sofrası, hakları ve özgürlüğü tam bir yangın yerine dönmüştür. Bu krizden halkı nasıl çıkarırız, bu enkazdan halkı nasıl koruruz birlikte konuşalım, birlikte tartışalım, birlikte çözüm üretelim. Bunu yarına, seçime erteleyemeyiz, çünkü yangın her tarafı sarmış durumda. Her tarafımız yanmaktayken biz itfaiyenin bir yıl sonra yetişeceği bir zamana erteleyemeyiz. İtfaiye biziz, bu yangını söndürecek su bizim ortak irademizdir, birlikte mücadelemizdir.

“Gelin bu merkezi ceberut yönetime son verecek alternatifleri ortaya koyalım”

Büyük barış ve güçlü demokrasi temel hedefimizdir. Bakın bu gıda krizinin, daha önce yaz aylarında yaşadığımız felaketlerin, kışın karşımıza çıkan yıkımların, doğa felaketlerinin ve bunların halka zarar vermesinin temelinde merkezi yönetim ve anti demokratik zihniyet yatıyor. Biz diyoruz ki gelin bu merkezi ceberut yönetime son verecek alternatifleri doğru ortaya koyalım. Nedir bu adres? Yerel demokrasi. Toprağa neyin ekilip biçileceğine o toprakta yaşayan insanlar karar vermelidir. Yerel yönetimler o nedenle önemlidir. Yerel yönetimlerin güçlü yetkilerle donatılması ve kaynaklarla beslenmesi o nedenle önemlidir. Güçlü demokrasi derken biz bu merkezi ceberut yönetimi değiştirmek kadar yerel demokrasiyi de hedefliyoruz. İşte o zaman bu toprağın, doğanın, derenin, suyun talanına çok daha kuvvetle karşı koyabiliriz. Bu sistem değişmedikçe, yerel demokrasi ile tamamlanmış güçlü demokrasi gelmedikçe bu sorunlar dönüp dolaşıp yeniden karşımıza çıkacak. O nedenle diyoruz sadece bugünün meselelerine değil geleceğin inşasına da odaklanalım. Sorunların yeniden yaşanmasını mümkün kılacak bütün unsurları dönüştürmeyi hedef alalım. Bunu bugünden yarına toptan gerçekleştiremeyebiliriz ama yolumuza ve önümüze görev olarak bunu koymamız lazım.

“Ölüme karşı yaşamı, talana karşı emeği, zulme karşı özgürlüğü savunacağız”

Halkların ve barış ve demokrasiden yana güçlerin ortak mücadelesi savaşları durduracaktır. İnsanlığın başına bela olan bu savaş siyasetini her yerde durdurmanın yolu saydığım programdan geçiyor. Halkların barış ihtiyacından ve iradesinden geçiyor. Yaşam siyasetine inanan, ölüm siyasetine boyun eğmeyen mücadele güçlerine burada asıl görev düşüyor. Ölüme karşı yaşamı, talana karşı emeği, zulme karşı özgürlüğü, ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlığı savunacağız ve barışarak kazanacağız. Barışarak büyüyeceğiz, barışarak güçleneceğiz. Barışarak hep birlikte yöneteceğiz. Başka bir ülke mümkündür, başka bir dünya mümkündür. Yolumuz açıktır, hepinizi kalpten selamlıyorum.”

Paylaşın

CHP’li Başevirgen: Her 100 Aileden 17’si İcralık

CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, Türkiye’de insanların ekonomik zorluklar nedeniyle borçla yaşamaya çalıştıklarını belirten bir açıklama yaptı. Özellikle düşük gelir grubundaki kişilerin, gelir ve gider dengesini sağlayamadıklarını söyleyen Başevirgen, ödenemeyen borçlar nedeniyle her 100 aileden 17’sinin icralık olduğunu söyledi.

Vatandaşların sadece bankalara olan kredi kartı ve tüketici kredisi borçlarının 1 trilyon 33 milyar liraya ulaştığını ifade eden Başevirgen şöyle devam etti:

“Bireylerin bankalara ve finansman şirketlerine olan konut, taşıt, ihtiyaç ve kredi kartı borcu takiptekiler de dahil bir haftada 4,7 milyar lira daha artarak 1 trilyon 34 milyar liraya yükseldi. Bu borcun 812,2 milyar lirası bireysel kredilerden, 221 milyar lirası da kredi kartlarından kaynaklanıyor.

“Son hafta tüketici kredilerinde 2 milyar, kredi kartı borçlarında ise 2,7 milyar liralık artış yaşandı. Cebinde parası olmayan vatandaş mecburen yüksek faizli kredi kartlarını ve varsa kredili mevduat hesaplarını kullanmak zorunda kalıyor. Günü kurtarayım derken de yüksek bir faiz yükü altına daha giriyor.

“Bankalar tarafından son beş yılda kara listede olduğu için takibe alınan ve 2021 yılı sonu itibariyle borcu devam edenlerin sayısı geçen yıl 650 bin 504 kişi artarak 4 milyon 121 bin 998 kişiye ulaştı. Türkiye’de yaklaşık 24 milyon aile bulunduğu dikkate alındığında her 100 aileden yaklaşık 17’sinin icralık olduğu söylenebilir.”

“4 Milyon 122 bin kişi bankalara borcunu ödeyemiyor”

Bekir Başevirgen, 2021 verilerini de hatırlatarak, “Geçen yıl 1 milyon 354 bin kişi tüketici kredisi, 732 bin kişi de kredi kartı borcunu süresinde ödeyemediği için icra takibine alınmıştı. Bankalar tarafından son beş yılda takibe alınan ve 2021 sonu itibariyle borcu devam edenlerin sayısı geçen yıl 650 bin 504 kişi artarak 4 milyon 121 bin 998 kişi oldu. Birden fazla bankaya hem kredi kartı hem de tüketici kredisi borcunu ödeyemediği için takibe alınanlar tek kişi sayıldığında ise 2021’de toplam 1 milyon 704 bin 412 vatandaş bankalar tarafından icraya verildi.” dedi.

“Açlık sınırı asgari ücretin 300 TL üzerinde”

Türk-İş verilerine göre, Şubat 2022’de açlık sınırının, asgari ücretin 300 TL üzerine çıkarak 4 bin 552 TL’ye yükseldiğini söyleyen Bekir Başevirgen şöyle devam etti:

“Şubat’ta yoksulluk sınırı 15 bin lirayı aştı. Türk-İş’in açlık ve yoksulluk sınırı verileri, açlık sınırının yılın daha ikinci ayında asgari ücreti geçtiğini ortaya koydu. Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı şu an 4 bin 552,56 TL. Bir ailenin aylık gıda harcamasının yanı sıra kira, faturalar, ulaşım, eğitim gibi tüm aylık harcamalarını kapsayan yoksulluk sınırı ise Şubat’ta 15 bin 139 TL’ye çıktı.

Türk-İş, mutfak enflasyonundaki artışın aylık yüzde 7,12, son 12 ayda ise yüzde 66,38 olduğunu açıkladı. Bu tabloda karını doyurup evini geçindiremez halde olan vatandaşın, bankalara olan borçlarını ödeyebilmeleri de imkansız. Korkarım ki önümüzdeki günlerde borcundan dolayı kara listeye alınan ve evine haciz gönderilen vatandaşlarımızın sayısında büyük bir artış yaşanacak. İcralar yoluyla vatandaşın elinde ne var ne yoksa alınacak.”

Paylaşın

Erdoğan’ın Sözlerine TTB Başkanı Fincancı’dan Yanıt

Yurt dışına gitmek hekimleri eleştiren ve “ücret” nedeniyle gittiklerini öne süren Erdoğan’a yanıt veren Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “Sağlığı metaya dönüştürüp, kâr alanı olarak tanımlamaları nedeniyle kışkırttıkları sağlık talebini karşılayamamalarının bedelini şimdi hekimlere çıkartıyorlar” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hekimlerin “az ücret aldıkları için yurt dışına gittiği” iddiası üzerine Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı açıklamalarda bulundu.

Hekimlerin çalışma koşullarının ağırlığı nedeniyle ülkeden ayrıldığını belirten Fincancı, Erdoğan’a eleştirilerde bulunarak, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın o övündüğü devasa hastanelerin hepimizin sırtında bir yük olduğunu unutmamak gerekiyor. Üstelik ulaşımın neredeyse olanaksız olduğu yerlere yapılan, hastanenin içinde bile ulaşımın zorlukla yapılabildiği o hastaneler övünülecek değil, utanç duyulacak hastanelerdir” ifadelerini kullandı.

Gerçek Gündem’den Ece Seçil Şahin’in haberine göre Fincancı, şunları söyledi:

“Hekimler yalnızca ücretlerinin düşüklüğü nedeniyle gitmiyorlar bu ülkeden; değer görmedikleri için, şiddete uğradıkları için, hakaret işittikleri için, emekleri değersizleştirildiği için, çalışma koşullarının ağırlığı nedeniyle gidiyorlar. Çünkü daha iyi koşullarda çalışma olanağı bulacaklarını düşünüyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı’nın o övündüğü devasa hastanelerin hepimizin sırtında bir yük olduğunu unutmamak gerekiyor. Üstelik ulaşımın neredeyse olanaksız olduğu yerlere yapılan, hastanenin içinde bile ulaşımın zorlukla yapılabildiği o hastaneler övünülecek değil, utanç duyulacak hastanelerdir. Sağlığı metaya dönüştürüp, kâr alanı olarak tanımlamaları nedeniyle kışkırttıkları sağlık talebini karşılayamamalarının bedelini şimdi hekimlere çıkartıyorlar. Onun için hekimler bu topraklarda kalmıyorlar. “Gençlerle bu işi yaparız” diyor ancak zaten gençler gidiyor, gelecek göremedikleri için.

Bizim giden insanlarımızın dönme talebi olmadığı gibi, gerçekten nitelikli eğitimin sağlandığı ülkelerden talep de söz konusu değil ne yazık ki. Bizim koşullarımızı kendi koşullarından görece daha iyi bulan yerlerden belki gelmek isteyenler oluyordur ama onların koşullarının bizden çok daha zor olması demek, eğitimlerinin de bizden çok daha sınırlı olması demek. Bütün olanaksızlıklara ve olumsuzluklara rağmen, özellikle üniversitelerin içini boşaltmış olmalarına rağmen Türkiye’de hala tıp eğitimi nitelikli bir eğitimdir.”

14 Mart Tıp Bayramı ve 15 Mart’ta Türk Tabipleri Birliği olarak 2 günlük greve gideceklerini de anımsatan Fincancı, şöyle devam etti:

“Bizim haklarımızı talep etmek ve bunun için mücadele etmek gibi bir hakkımız bulunmaktadır. Buna karşılık bizim haklarımızı vermeyeceğini ilan etmek ve bunu öfkeyle ifade etmek, son dönemde tüm hak arama eylemlerine yönelik bu öfkeli ve düşmanlaştırıcı söylemlerin de bir uzantısı olarak değerlendirilebilir.”

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan, hekimleri eleştirdiği açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı:

“Açık konuşuyorum, açık konuşmayı severim. Varsın gidiyorlarsa gitsinler. Bizler de üniversiteleri yeni, bitiren doktorlarımızı buralarda istihdam ederiz, buralarda onlarla devam ederiz. Gerekirse yurt dışından ülkemize dönmek isteyenleri süratle davet ederiz. Buralar boş kalmaz merak etmeyin. Doktorluk gibi bir aziz mesleği oraya onu dayamak herhalde pek de insani değildir.”

Paylaşın

Akaryakıta Bir Zam Daha Geliyor

Sektör kaynaklarının aktardığı bilgiye göre, bu gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere benzine 79 kuruş, motorine 2 lira 25 kuruş zam bekleniyor. Bu geceki zamla birlikte, akaryakıt fiyatları peş peşe 7. günde zamlanmış olacak.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, alınan sert yaptırım kararları ve dolar kurundaki artışlar, akaryakıtta zam yağmurunu beraberinde getiriyor.

Sektör kaynaklarının aktardığı bilgiye göre, bu gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere benzine 79 kuruş, motorine 2 lira 25 kuruş zam bekleniyor.

Sözcü’nün sektör kaynaklarından aktardıklarına göre; bu geceki zamla birlikte, akaryakıt fiyatları peş peşe 7. günde zamlanmış olacak.

Motorin 25 TL’yi aşıyor

Bu geceki zamla birlikte benzinin litre fiyatı yaklaşık olarak İstanbul’da 21,14 TL’ye, Ankara’da 22,24 TL’ye, İzmir’de 22,26 TL’ye yükselecek.

Motorinin litre fiyatı ise yaklaşık olarak İstanbul’da 25,06 TL’ye, Ankara ve İzmir’de 25,17 TL’ye yükselecek.

Küresel piyasalarda motorin talebinin yüksek olması ve en fazla üretimin yapıldığı rafinerilerin Rusya’da bulunması nedeniyle söz konusu ürüne yapılan zam benzinden daha fazla oluyor.

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: İttifak İçin İlkelerde Uzlaşmalıyız

DEVA Partisi’nin Millet İttifakı’na katılıp katılmayacağına ilişkin değerlendirme yapan DEVA Lideri Babacan, “Hepimizin bir ittifak vizyonu varsa ki görünen o yönde, değer ve ilkelerde uzlaşılması gerektiğini görüyoruz” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin kuruluşunun ikinci yıldönümünde internet medyası ve gazetelerin Ankara temsilcileriyle bir araya geldi.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e ilişkin ortak metin çalışmasını tamamladıklarını hatırlatan Babacan, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in seçimden sonra en fazla altı ay gibi bir sürede Meclis tarafından onaylanmasını hedefliyoruz ancak cumhurbaşkanının yetkilerini nasıl kullanacağı, kendisini destekleyen parti ve partilerin tutumu gibi pek çok konunun çalışılması gerekiyor” dedi.

“Kendi içimizde epey ilerledik”

Tüm bu konuların altı başkan olarak ortak çalışılması gereken bir konu olduğu konusunda mutabık kaldıklarını kaydeden Babacan, “Artık o çalışmanın başındayız. Kendi içimizde epey ilerledik” ifadesini kullandı.

Babacan, DEVA Partisi’nin Millet İttifakı’na katılıp katılmayacağına ilişkin soru üzerine “Hepimizin bir ittifak vizyonu varsa ki görünen o yönde, değer ve ilkelerde uzlaşılması gerektiğini görüyoruz” dedi.

“İlk 90 dakika önemli”

Toplumda ve siyasi partilerde ittifaka doğru bir gidiş olduğuna dair bir ön kabul olduğunu kaydeden Babacan, şöyle devam etti: “Konuşulması gereken bir konu var. Geçiş süreci, ilkeler, ekonomi ya da diğer başlıklarda mutabakata varmamız gerekiyor. Hangi konularda ortak çalışacağımız konusunda mutabakata varmamız gerekiyor. Seçimin ardından ilk 90 dakikada yapılacak açıklamalar da çok önemli. Hızlıca çözülmesi gereken sorunlar var. Örneğin artık hükümet, hiçbir baskı yapmayacak, herkes istediğini özgürce söylesin dediğinizde herkes bir nefes alır.”

“Altı başkan adayda mutabık olmalı”

Babacan, 12 Şubat’ta altı liderin yuvarlak masa buluşmasında adaylık konusunun gündeme gelip gelmediğine ilişkin soru üzerine ise “Adaylıkla ilgili iki konu konuştuk. Birincisi adayla ilgili altı başkanın mutabakatı olsun dedik. İkincisi aday konusunun bugünün meselesi olmadığını konuştuk. Çok kısa bir konuşma oldu. Bunun dışında adaylıkla ilgili bir konu konuşulmadı” yanıtını verdi.

“Kürt sorununun varlığını kabul ediyoruz”

Babacan, HDP ve Kürt sorununa ilişkin bir soru üzerine de HDP ile diyalog kanallarını açık tuttuklarını belirterek, şunları söyledi:

“Öncelikle Kürt sorununun varlığını kabul ediyoruz. Çözümün de öncelikli olarak temel insan hakları ve özgürlükler neyse aynen tanınmasından geçtiğini söylüyoruz. Daha önce çözüm süreci yaşandığını biliyorsunuz. Çözümün önce eşit vatandaş görmekten insan olmaktan, hakların tanınmasıyla olacağını söylüyoruz.”

Altı genel başkanın buluşması ayda bir kez olmak üzere devam edecek. DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan gelecek buluşmanın kendi ev sahipliğinde 27 Mart tarihinde düzenleneceğini açıkladı.

Paylaşın

Karamollaoğlu, Erdoğan’a Sert Sözlerle Yüklendi

Sosyal medya hesabından açıklama yapan SP Lideri Temel Karamollaoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hekimlere yönelik sözlerine tepki göstererek, “Hekimlere yönelik itibar suikastı yapıyor adeta!” dedi.

Haber Merkezi / Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarına sosyal medya hesabından yaptığı açıklamalar ile tepki gösterdi. Karamollaoğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı;

“Cumhurbaşkanı Erdoğan, söylenmemesi gereken cümleler sarf etmiş hekimlerimiz için. Hekim maaşlarını çok buluyor. Aslında; bugünkü şartlarda bir hekimin bir aylık maaşıyla, orta sınıf bir aracın yakıt deposunun en fazla altı kez dolacağını bilmiyor numarası yapmaya çalışıyorlar!

Bütçeden sonra Meclis’te görüşüleceği sözü verdikleri sağlık emekçilerinin maaş, ek ödeme ve emekli maaşlarında artış yapılmasını kapsayan düzenlemeyi Meclis’e getirmeyeceklerini ikrar etmek yerine; hekimlere yönelik itibar suikastı yapıyorlar adeta!

Ayrıca madem yurt dışına gidenlerin dönmesini sağlayacak imkanlar verilecekse; şu anda yurtta bulunanlardan bu imkanlar neden saklanıyor? Hatta bu imkanlar var idiyse; neden daha öncekilerin yurt dışına gitmesine neden olundu ve seyirci kalındı?

Hiç kimse kusura bakmasın! Güven vermek yerine tehdit eden devlet, vatandaşına nasıl nitelikli sağlık hizmeti sunacak? Erdoğan ve Hükümeti ise ister anlasın ister anlamasın; bir hekim kolay yetişmiyor!

Hekimlerimiz ve diğer bütün sağlık emekçilerine ahde vefa gösterilmelidir. Gösterdikleri emek ve aldıkları ücret arasındaki mağduriyet oluşturan fark giderilmelidir. Sağlığımızı koruyanları korumak yerine korkutmaya tevessül eden tavırlara da kesinlikle son verilmelidir!”

Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı açıklamada, “Bu devlet sizi okuttu, yetiştirdi. En çok maliyeti yüksek olan da hangi birimdir? Sağlıktır. Ama şimdi ‘efendim işte az para veriyormuş’. Sordum, en az alan ne alıyordur? 8 bin, 9 bin. En yüksek alan ne alıyordur? İşte 25 bin civarında alıyordur. E buna rağmen özel sektör çok daha büyük paralar verdiği için oralara kaçıp gidiyorlarmış. Bakın açık konuşuyorum. Varsın gidiyorlar, gitsinler” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın