Türkiye, Hukukun Üstünlüğünde 118. Sıraya Geriledi

Hukukun üstünlüğü sıralamasında, 2024 yılında 117. sırada yer alan Türkiye, 2025 yılında 118. sıraya geriledi. 2015 yılında 80. sırada olan Türkiye, 10 yılda toplam 38 sıra birden kaybetti.

Dünya Adalet Projesi’nin (World Justice Project – WJP) 2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi raporu, Türkiye’nin son on yıldaki karnesini gözler önüne serdi. Salı günü yayımlanan verilere göre Türkiye, 2024’te 117. sırada bulunurken bu yıl bir sıra daha gerileyerek 143 ülke arasında 118. sıraya düştü. Raporun en çarpıcı detayı ise 10 yıllık gerileme oldu. 2015’te 80. sırada olan Türkiye, 10 yılda toplam 38 sıra birden kaybetti.

Türkiye, Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgesinde yer alan 15 ülke arasında 14’üncü; üst-orta gelir grubundaki 41 ülke arasında ise 37’nci sırada bulunuyor. Bu veriler, Türkiye’nin hem küresel hem bölgesel sıralamalarda son sıralarda yer aldığını gösteriyor.

Türkiye, 2015 yılında aynı endekste 0,46 puanla 80’inci sırada yer alıyordu. Aradan geçen on yılda puanı kademeli olarak düşerken, sıralamada toplam 38 basamak geriledi. Özellikle 2016’daki 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşanan olağanüstü dönem, Türkiye’nin hukuk devleti göstergelerinde en keskin düşüşü getirdi. Ülke, o yıl yalnızca bir yılda 19 sıra birden gerileyerek 99’uncu sıraya düşmüştü.

Endekste ülkeler; hükümetin yetkilerinin sınırlandırılması, yolsuzlukla mücadele, açık yönetim, temel haklar, güvenlik, düzenleyici uygulamalar, medeni adalet ve ceza adaleti olmak üzere sekiz ana başlıkta değerlendiriliyor.

750×444-cmsv2-a95bd82b-eea4-549b-9cfd-2a5eef9b3bdd-9527682.webpTürkiye’nin 2025’e ait WJP endeksi
Türkiye, bu başlıklar arasında özellikle “Temel Haklar” kategorisinde kötü bir performans sergiledi ve 143 ülke arasında 134’üncü sırada yer aldı. Bu başlık, ayrımcılığın önlenmesi, adil yargılanma hakkı, ifade ve inanç özgürlüğü, toplanma hakkı, mahremiyetin korunması ve çalışma haklarının güvence altında olması gibi göstergeleri kapsıyor.

Türkiye, 2024–2025 döneminde puanı yüzde 1,9 oranında düşen ülkeler arasında yer aldı. Bu oranla Türkiye, Sırbistan’ın ardından hukukun üstünlüğünde en çok gerileyen ikinci ülke oldu.

Benzer şekilde Macaristan ve Burkina Faso yüzde 2,0, ABD ve Meksika yüzde 2,8, Sudan yüzde 4,4, Rusya ise yüzde 4,9 oranında düşüş kaydetti. Buna karşın, Dominik Cumhuriyeti yüzde 2,1 artışla hukukun üstünlüğünde en çok ilerleme kaydeden ülke oldu.

Senegal, Sierra Leone, Bangladeş, Gabon ve Kuzey Makedonya gibi ülkeler de küçük ama istikrarlı iyileşme gösterdi.

Dünya Adalet Projesi, endeksteki genel tabloya ilişkin yaptığı açıklamada, son bir yılda küresel düzeyde hukukun üstünlüğü göstergelerinde gerileme eğiliminin sürdüğünü belirtti. Kurumun raporuna göre, “demokratik kurumların zayıflaması, yargı bağımsızlığının gerilemesi ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıların artması, birçok ülkede gerilemenin temel nedenleri arasında.”

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye’nin Adaylık Süreciyle İlgili Çarpıcı Rapor

Avrupa Birliği’nin (AB) “2025 Aktüel Durum” başlıklı raporunda, Türkiye’nin genişleme sürecindeki haritada yer alan yeni adaylar arasında “kırmızıya alınan tek ülke” olduğu görüldü.

Raporda, 2005 yılında başlayan Türkiye ile üyelik müzakerelerinin durdurulma gerekçesini açıkça belirterek, Türkiye’deki reformlardan memnun olmadığını vurguladı.

Raporda ayrıca, Türkiye’nin yargı reformu, yolsuzlukla mücadele, kadınlar, çocuklar ve sendikalar için daha güçlü haklar konusunda iyileştirmeye ihtiyaç duyduğu belirtildi.

Avrupa Birliği (AB), “2025 aktüel durum” başlıklı genişleme raporunu yayınladı. Raporda, Türkiye’nin genişleme sürecindeki haritada yer alan yeni adaylar (Arnavutluk, Bosna-Hersek, Gürcistan, Moldova, Karadağ, Kuzey Makedonya, Sırbistan ve Ukrayna) arasında “kırmızıya alınan tek ülke” olduğu ve yanına “Adaylık süreci durduruldu” notunun düşüldüğü görüldü.

AB, 2005 yılında başlayan Türkiye ile üyelik müzakerelerinin durdurulma gerekçesini açıkça belirterek, Türkiye’deki reformlardan memnun olmadığını vurguladı. Raporda, özellikle demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarındaki ciddi gerilemeye dikkat çekildi:

Tartışmalı ceza kanunu maddelerinin kaldırılması veya değiştirilmesi gerektiği belirtildi. Bir Avrupa demokrasisinde eleştirmenlerin ve akademisyenlerin siyasi zulme uğramasının kabul edilemez olduğu net bir dille ifade edildi.

Türkiye’nin AB’den giderek uzaklaştığı vurgulanarak, “demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yargı bağımsızlığı alanında ciddi gerilemeler yaşanması nedeniyle başka fasılların açılmasının söz konusu olamayacağı” kaydedildi.

Raporda, Türkiye’nin yargı reformu, yolsuzlukla mücadele, kadınlar, çocuklar ve sendikalar için daha güçlü haklar konusunda iyileştirmeye ihtiyaç duyduğu belirtilirken, ülkenin “ayrı bir partner olarak tutulmasının ise faydalı olduğuna” değinildi.

Raporda, diğer aday ülkelerden Sırbistan ve Karadağ’ın üyelik sürecinde en ileri seviyede olduğu; Kuzey Makedonya ve Arnavutluk’un ise başlangıç sinyalini beklediği ifade edildi. Ukrayna ve Gürcistan ile müzakerelerin geçen yıl başlatıldığı hatırlatıldı.

Paylaşın

IMF’den “Küresel Borç Krizi Derinleşiyor” Uyarısı

IMF’in raporuna göre, ”küresel kamu borcu, 2029 yılına kadar dünya GSYH’sinin yüzde 100’ünü aşacak” ve bu seviye, 1948’den bu yana görülen en yüksek borç oranı olacak.

Küresel kamu borcu, modern tarihteki en hızlı artış dönemine girdi. Üstelik bu kez yalnızca ‘büyük harcayan’ ülkeler değil, tüm dünya bu yükselişe ortak.

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) yayımladığı son Mali Görünüm Raporuna göre, başta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olmak üzere büyük ekonomilerin kamu maliyesi, küresel ölçekte sistemik bir risk haline geldi.

Raporda, “Her ne kadar borcu yüzde 100’ün üzerinde olan ülkelerin sayısı önümüzdeki beş yılda kademeli olarak azalsa da bu ülkelerin dünya GSYH’sindeki (gayri safi yurtiçi hasıla) payı artacak,” dendi.

Buna göre, ”küresel kamu borcu, 2029 yılına kadar dünya GSYH’sinin yüzde 100’ünü aşacak” ve bu seviye, 1948’den bu yana görülen en yüksek borç oranı olacak.

IMF hesaplamalarına göre bu tablo, pandemi öncesi tahminlerden daha yüksek ve daha dik bir borç patikasına işaret ediyor. Yani küresel büyümenin toparlanmasına rağmen hükümetler, borçlarını istikrara kavuşturmayı başaramadı.

IMF’ye göre gelişmiş ekonomiler arasında borç/GSYH oranında en sert artışı ABD yaşayacak.

ABD’nin toplam kamu borcu, 2023’te GSYH’nin yüzde 119,8’iyken, 2030’da yüzde 143,4’e çıkacak.

Bu, ülkenin bu yüzyılda ilk kez İtalya ve Yunanistan’ı geride bırakacağı anlamına geliyor. Yani artık ‘yüksek borçlu ülkeler’ liginde ABD de var.

İtalya’nın borcu yüzde 137 seviyesinde sabit kalırken, Yunanistan’ın oranı yüzde 146,7’den yüzde 130,2’ye gerileyecek.

Karşılaştırmak gerekirse Fransa yüzde 116,5, İspanya yüzde 100,4, Almanya ise yüzde 64,4 oranında borca sahip.

Hollanda, İsveç ve Danimarka’da ise bu oran yüzde 60’ın altında kalıyor. Avrupa, yine kuzeyin mali disipliniyle güneyin borç yorgunluğu arasında ikiye bölünmüş durumda.

IMF’ye göre ABD’deki yükselişin nedeni, kalıcı bütçe açıkları ve hızla artan faiz maliyetleri. Washington’un borç profili artık ‘yüksek borçlu Avrupa ekonomileriyle’ benzer hale geldi.

IMF, “ucuz borçlanma” çağının kapandığını vurguluyor. Yıllarca sıfıra yakın faiz oranlarına alışan hükümetler için artık borçlanmak çok daha maliyetli.

Faiz oranlarının yükselmesi, kamu borçlarının çevrilmesini zorlaştırıyor ve sosyal harcamaları kısıtlıyor.

Birçok gelişmiş ülkede, borç faiz ödemeleri savunma bütçelerinin bile üzerine çıktı. Ortalama faiz oranında her 1 puanlık artış, sosyal programlardan milyarlarca euro’nun faiz ödemelerine aktarılması anlamına geliyor.

Almanya bile, yıllardır sıkı mali disipliniyle bilinirken, artık borç frenini gevşetip altyapı ve savunma yatırımları için daha fazla borçlanma yoluna gidiyor.

IMF’ye göre bu borç yükünün arkasında bir de demografik kriz var: yaşlanan nüfus.

Gelişmiş ülkelerde emeklilik ve sağlık harcamaları hızla artıyor, bu da kamu maliyesi üzerindeki baskıyı büyütüyor.

ABD’de yaşlı bağımlılık oranı 2050’ye kadar yüzde 40’a, Avrupa Birliği’nde ise yüzde 55’in üzerine çıkacak.

Çalışan nüfus azalırken, devletlerin sosyal dengeyi korumak için daha fazla borçlanması gerekecek.

Sonuçta borç, yaşlı nüfus ve yüksek faizlerin birleşimi artık yalnızca yerel bir sorun değil; küresel bir sistemik risk.

IMF, hükümetleri borcu istikrara kavuşturmak için “orta vadeli mali çerçeveler” benimsemeye çağırıyor. Ancak bu tür önlemler, popülist siyasetçiler arasında giderek daha az kabul görüyor. Çünkü seçmenlere daha fazla harcama, düşük vergi ve yüksek emekli maaşları vaat etmek çok daha kolay.

Sonsuz borçlanma çağı bitti

IMF’nin mesajı açık: Sınırsız borçlanma devri kapandı.

Ekonomiler artık kamu kaynaklarını eskisi gibi sınırsızca kullanamayacak.

Borç konusundaki mevcut kayıtsızlık, hükümetlerin gelecekteki ekonomik krizlere karşı çok daha savunmasız hale gelmesine yol açabilir.

Paylaşın

Türkiye, İngiltere’den Eurofighter Typhoon Alıyor

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülkesinin Türkiye’ye 20 savaş uçağı satacağını söyledi. Keir Starmer, anlaşmanın toplam 10.7 milyar dolara karşılık geldiğini kaydetti.

İngiltere Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise, Türkiye’nin savaşı uçağı siparişinin “bir nesil sonra en büyük savaş uçağı anlaşması” olarak nitelendirildi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Türkiye’nin İngiltere’den 20 adet Eurofighter Typhoon savaş uçağı almasına yönelik anlaşmayı imzaladı.

Starmer’in ofisinden yapılan açıklamada, Türkiye’nin bu uçaklar için 8 milyar sterlin ödeyeceği duyuruldu.

Erdoğan, imza töreninde yaptığı konuşmada, “Eurofighter Typhoon savaş uçaklarının tedarikine dair uygulama düzenlemeleri heyetlerarası görüşmelerde imzalandı. Birleşik Krallık ile bu iş birliğimizin savunma sanayiinde müşterek projelere de kapı aralayacağına inanıyorum. Bu mutabakatı iki yakın müttefik olarak aramızdaki stratejik ilişkilerin yeni bir nişanesi olarak görüyorum” dedi.

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, İngiltere ile imzalanan anlaşmayla eş zamanlı olarak Katar ve Umman’dan da Eurofighter Typhoon savaş uçağı alınacağını duyurdu. Güler, Türkiye’nin Katar ve Umman’dan 12’şer, İngiltere’den 20 olmak üzere toplamda 44 Eurofighter Typhoon alımı yapacağını açıkladı.

Eurofighter uçaklarının İngiltere’de son montajının yapıldığı fabrikada üretim Temmuz ayında durmuştu.

BAE Systems’in Lancashire’daki Warton üretim tesisi, “İngiltere içinden ya da dışarıdan yeni sipariş gelmemesi” nedeniyle üretim bandını durdurmuştu. İşçileri temsil eden sendika Unite, tesiste çalışan yüzlerce işçinin başka üretim tesislerine ya da Kraliyet Hava Kuvvetleri üslerine gönderildiğini aktarmıştı.

Sendika, 22 Ekim’de yaptığı açıklamada, Eurofighter ve F-35 üreten fabrikalardaki mühendis ve işçilerin, BAE Systems ile ücretlerde anlaşamamaları üzerine grev kararı aldıklarını açıkladı. Unite, üretim ve kalite kontrolün de dahil olduğu dört departmanın katılacağı grevin ilk aşamasının 5-25 Kasım arasında yapılacağını duyurdu.

Sendikadan yapılan açıklamada “Bu üretimi aksatacak ve üretim tesislerini durma noktasına getirecektir” denildi. Çalışanlar BAE’in %3,6’lık zam teklifini “enflasyon oranının altında olması” nedeniyle reddetti.

Paylaşın

İmamoğlu “Siyasal Casusluk” Suçlamasıyla Tutuklandı

Ekrem İmamoğlu, casusluk soruşturması kapsamında sevk edildiği mahkemece tutuklandı. Soruşturmanın “4 Temmuz’da aynı suçlamayla tutuklanan Hüseyin Gün’ün dijital materyalinde rastlanılan bulgulara dayandığı” belirtilmişti.

Mahkeme, İmamoğlu ile birlikte dün aynı suçlamayla ifade veren TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan’ın da tutuklanmasına hükmetti.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Mart ayında İBB’ye yönelik “mali” soruşturma kapsamında tutuklandıktan sonra ilk kez Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne getirildi. İşlemleri beş saat gecikmeyle başlayan İmamoğlu’nun savcılık ifadesi yaklaşık üç saat sürdü.

İmamoğlu ifadesinde, “Benim nazarımda casusluk vatan hainliği ile eşdeğerdir. Dolayısıyla söz konusu dosya nazara alınarak hakkımda yürütülen casusluk kapsamındaki hiçbir suçlamayı kesinlikle kabul etmiyorum. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Komplo teorisi ile karşı karşıya olduğumu düşünüyorum. Roma’yı benim yaktığım daha gerçekçidir” dedi.

“Wickr me” adlı mesajlaşma uygulamasını kullanıp kullanmadığı da sorulan İmamoğlu, “Sormuş olduğunuz ‘wickr me’ isimli mesajlaşma programını ilk defa duydum. Dolayısıyla bu programda üyeliğim daha önce hiçbir şekilde olmamıştır” yanıtını verdi.

Savcılık sorgusunun ardından nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilen İmamoğlu hakkında tutuklama kararı verildi.

Tutuklama kararları sonrası savcılık yeni bir açıklama yaptı. Savcılık İstanbul Senin uygulamasını kullanan milyonlarca kişinin verilerinin yabancı ülkelere sızdırıldığını ve dark web üzerinden satıldığını iddia etti.

Dark web, mevcut internet tarayıcılarının erişmesinin mümkün olmadığı sitelerin bulunduğu alanı tanımlıyor.

27 Ekim’de bir açıklama yayımlayan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Senin uygulamasını kullanan 4,7 milyon kişinin verileri ve konum bilgilerinin iki farklı yabancı ülkeye sızdırıldığını, uygulamayı kullanan 3,6 milyon kişinin verilerinin ve konum bilgilerinin dark web üzerinden satışa çıkarıldığını, bu uygulamanın içinde bir altı uygulama olan İBB Hanem’de ise 11 milyon kişinin sandık verilerinin işlendiğini ve program dışına sızdırıldığını öne sürdü.

Başsavcılık “firari örgüt yöneticisi” olarak nitelediği Murat Gülibrahimoğlu’nun şirketlerine naylon fatura düzenlendiğini de iddia etti.

Bu kararla birlikte Ekrem İmamoğlu halihazırda iki ayrı suçlamadan tutuklu bulunuyor. İmamoğlu’nun ilk kez tutuklandığı yolsuzluk davasında Mart ayından bu yana henüz iddianame yazılmadı.

Mahkeme, İmamoğlu ile birlikte dün aynı suçlamayla ifade veren TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan’ın da tutuklanmasına hükmetti.

“Mücadele azmimiz daha da büyüdü”

Ekrem İmamoğlu, mahkeme kararının ardından avukatları aracılığıyla sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, “Milletimizin geleceğini perişan etmeye and içmiş bu zihniyetle mücadelemiz, bundan böyle daha da büyümüştür. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz. Asla umudunuzu yitirmeyin. Cesaretle, azim ve kararlılıkla başaracağız” diye yazdı.

İmamoğlu ayrıca yaptığı bir başka sosyal medya paylaşımında ise, “Boşverin şu casusluk zırvasını filan. Mert olun, asıl derdinizi söyleyin. Sıkıştınız mı? Sözde yolsuzluk dosyanız boş mu kaldı? İddianameyi yazamıyor musunuz? Size beni daha çok içerde tutacak başka bir kumpas dosyası mı lazım oldu? Derdiniz ne derdiniz?” diye sordu.

Paylaşın

Bayrampaşa Belediyesi CHP’den AK Parti’ye Geçti

Son yerel seçimlerde CHP’nin oyların yüzde 46,7’sini alarak birinci olduğu Bayrampaşa’da belediye idaresi AK Parti’ye geçti. Bayrampaşa Belediye Başkanı Hasan Mutlu, 13 Eylül’de başlayan soruşturmada tutuklanmış ve görevden uzaklaştırılmıştı.

İstanbul’un Bayrampaşa ilçesinde Belediye Başkanı Hasan Mutlu’nun tutuklanmasının ardından başkanvekilliği için yapılan ikinci seçimi AK Parti ve MHP’nin ortak adayı İbrahim Akın bir oy farkla kazandı. 21 Eylül’de yapılan ve kurayla CHP’nin kazandığı başkanvekilliği seçimi, AK Parti’nin adayı Akın’ın itirazı üzerine iptal edilmişti.

Akın’ın itirazının kabul edilmesi sonrası Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) karşı itirazı reddedildi ve İstanbul Valiliği seçimin 26 Ekim pazar günü yapılmasına karar verdi. Tansiyonun yükseldiği seçim Bayrampaşa Belediyesi’nin YouTube kanalından yayınlandı. Oy kullanma işleminin sona ermesiyle AK Parti ve CHP’li meclis üyeleri arasında arbede çıktığı görüldü.

Bayrampaşa Belediyesi’nde CHP’li Belediye Başkanı Hasan Mutlu, 13 Eylül’de başlayan soruşturmada tutuklanmış ve görevden uzaklaştırılmıştı.

Tutuklu bulunan seçilmiş Belediye Başkanı Hasan Mutlu ise, avukatları aracılığıyla sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Bayrampaşa’nın iradesine açıkça darbe yapılmıştır! Ben ve yol arkadaşlarım, iftiralara boyun eğmediğimiz, AKP’ye katılma baskısını kabul etmediğimiz için hukuksuzca tutuklandık. Tüm bu hukuksuzluklara rağmen 21 Eylül 2025’de düzenlenen belediye başkan vekilliği seçimini kazandık. Ancak bugün hukuka aykırı bir şekilde tekrarlanan Belediye başkan vekili seçiminde alınan karar, Bayrampaşa halkının iradesini hiçe saymak, belediyemize siyasi bir darbe yapmak anlamına gelmektedir” ifadesiyle tepkisini dile getirdi.

Paylaşın

PKK’dan Tüm Silahlı Güçlerini Türkiye’den Çekme Kararı

PKK (Kürdistan İşçi Partisi), tüm silahlı güçlerini Türkiye’den çekme kararı aldığını açıkladı. PKK’nın Mayıs ayında kendini fesh etmesinin ardından açıklama Kürt Özgürlük Hareketi Yönetimi adı altında yapıldı.

Kandil’de düzenlenen basın toplantısında açıklamanın Türkçesini KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok okudu. PKK açıklamada “Türkiye sınırları içinde çatışma riski oluşturan ve olası provokasyonlara açık olan Türkiye’deki tüm güçleri geri çekme işlemini” gerçekleştirmekte olduklarını söyledi. Açıklamada kararın PKK lideri Abdullah Öcalan’ın onayı ile alındığı vurgulandı.

Açıklamada, Türkiye’den ayrılan grupların Irak’a geçeceği belirtilmekle birlikte; Türkiye’de hâlihazırda kaç PKK mensubunun bulunduğu, çekilmenin hangi takvime göre gerçekleşeceği ve bu süreçte Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) nasıl bir tutum alacağına ilişkin açıklamada herhangi bir bilgi yer almadı.

İmralı Adası’nda tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın örgütüne yaptığı çağrı sonrası, 11 Temmuz günü Süleymaniye’de düzenlenen tören ile 30 PKK’li silahlarını yakmıştı. Bu sürecin ardından Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti ve Asrın Hukuk Bürosu avukatları adaya giderek Öcalan ile görüşmeler yapmıştı.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un başkanlığında kurulan ve çalışmalarına 5 Ağustos’ta başlayan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu da “yeni çözüm süreci” kapsamında yaptıkları görüşmeler ile pek çok kesimi dinlemeye devam ediyor.

DEM Parti, partinin İmralı heyeti üyelerinin AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşme tarihini açıkladı. Açıklamaya göre Erdoğan, heyet üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ı 30 Ekim Perşembe günü Beştepe’de kabul edecek.

Paylaşın

Dil, Dünya Görüşünü Nasıl Şekillendirir?

İnsanın gelişiminde temel bir rol oynayan dil sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda dünyayı algılama, anlamlandırma ve ifade etme biçiminin temel bir bileşenidir. 

Haber Merkezi / Farklı diller, farklı dünya görüşlerini destekler ve bu da kültürel çeşitliliğin zenginliğini ortaya koymaktadır.

Dil, dünya görüşünü derinden şekillendirir, çünkü düşünme biçimini, algıları ve gerçekliği anlamlandırma sürecini doğrudan etkilemektedir.

Kavramsal Çerçeve ve Sapir – Whorf Hipotezi: Dil, düşünceleri organize eden bir çerçeve sunmaktadır. Sapir – Whorf Hipotezi’ne göre, konuşulan dilin yapısı ve kelime dağarcığı, dünyanın nasıl algıladığını ve düşündüğünü etkilemektedir.

Örneğin, bazı dillerde renkler için daha az kelime bulunması, o toplumun renkleri ayırt etme biçimini etkileyebilir. İngilizcede “blue” ve “green” için ayrı kelimeler varken, bazı dillerde bu iki renk tek bir kelimeyle ifade edilebilir, bu da konuşanların renk algısını farklılaştırabilir.

Kültürel Değerlerin Aktarımı: Dil, bir kültürün değerlerini, inançlarını ve dünya görüşünü yansıtmaktadır.

Örneğin, Türkçe’de “misafirperverlik” gibi kavramlar, Türk kültürünün konukseverliğe verdiği önemi vurgulamaktadır. Aynı şekilde, Inuit dillerinde kar için çok sayıda kelime olması, onların çevresel gerçekliklerini ve karla olan ilişkilerini yansıtmaktadır.

Duygusal ve Sosyal Bağlam: Dil, duyguları ifade etme ve sosyal ilişkileri düzenleme biçimini etkilemektedir.

Örneğin, bazı dillerde saygı veya statü farklarını ifade eden özel dilbilgisi yapıları (Japonca’daki “keigo” gibi) bulunmaktadır. Bu, konuşanların sosyal hiyerarşiye ve nezaket kurallarına daha fazla dikkat etmesini sağlamaaktadır.

Zaman ve Mekan Algısı: Diller, zaman ve mekanı farklı şekilde kodlamaktadır.

Örneğin, bazı Aborjin dillerinde yönler (kuzey, güney vb.) mutlak coğrafi terimlerle ifade edilmektedir, bu da konuşanların sürekli olarak yön bilgisiyle düşünmesini gerektirmektedir. Türkçe’de ise zaman ifadeleri (“dün”, “yarın”) göreceli bir zaman algısını desteklemektedir.

Dil ve Kimlik: Dil, bireylerin ve toplulukların kimliklerini şekillendirmektedir. Ana dil, ait olunan kültürel ve sosyal grubu güçlendirmektedir.

Örneğin, bir dilde kullanılan atasözleri veya deyimlerin taşıdığı anlamlar, o topluluğun tarihsel ve kültürel birikimini yansıtmaktadır.

Sınırlamalar ve Yaratıcılık: Dil, bazen düşünceyi sınırlayabilir ama aynı zamanda yaratıcılığı da teşvik etmektedir. Yeni kelimeler, metaforlar veya ifadeler aracılığıyla dil, dünya görüşünü genişletmektedir.

Örneğin, teknolojinin gelişmesiyle “selfie” veya “emoji” gibi kelimeler ortaya çıkarak modern yaşamın yeni gerçekliklerini ifade etmiştir.

Paylaşın

İmamoğlu, “İhaleye Fesat Karıştırma” Suçlamasından Beraat Etti

Ekrem İmamoğlu, “ihaleye fesat karıştırma” davasından beraat etti. Karara ilişkin açıklama yapan İmamoğlu, “Varlığımla da icraatlarımla da sizi korkutmaya devam edeceğim…” dedi.

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemine ilişkin ‘ihaleye fesat karıştırma’ iddiasıyla yargılandığı davada beraat etti.

2014-2019 yılları arasında Beylikdüzü Belediye Başkanı olarak görev yapan İmamoğlu hakkında, bu döneme ilişkin “ihaleye fesat karıştırma” suçlamasından 7 yıla kadar hapis cezası isteniyordu.

İmamoğlu’nun, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde şartları oluşmayan firmaya ihale verdiği suçlamasıyla yargılandığı davanın bugünkü duruşması, saat 15.00’te Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. İmamoğlu, söz konusu suçlamalardan beraat etti.

Beraat kararının ardından İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi hesabından yapılan paylaşımda, “Ne kumpaslarınız ne tezgahlarınız beni yolumdan döndürebilir! Ben, bu toprakların has evladı Ekrem İmamoğlu: Varlığımla da icraatlarımla da sizi korkutmaya devam edeceğim…” ifadelerine yer verildi.

İmamoğlu, 18 Mart’ta İstanbul Üniversitesi’nden aldığı diplomanın iptal edilmesinden bir gün sonra gözaltına alınmış daha sonra da 23 Mart’ta ‘yolsuzluk’ soruşturmasından tutuklanmıştı. Tüm bu süreç, İBB Başkanı’na son haftalarda açılan soruşturmaların ardından ve CHP’nin cumhurbaşkanı adaylığı ön seçiminin öncesinde geldi. Bu soruşturmaların başlangıcında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da “Onlar da çok iyi biliyorlar ki daha turpların büyükleri heybede. Telaşlarının sebebi bu,” demişti.

Ancak İmamoğlu tutuklanmasıyla aynı gün 15 milyona yakın oyla CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildi. Ardından İçişleri Bakanlığı kararıyla İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırıldı. İmamoğlu’nun yerine CHP’li Belediye Meclis Üyesi Nuri Aslan İBB Başkanvekili olarak seçildi.

İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve sonrasında tutuklanmasıyla tetiklenen kitlesel protestolar, Türkiye’de on yıldan uzun süredir görülen en büyük gösterilere dönüştü. Polis, protestolara karşı biber gazı, göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su ile karşılık verdi. İstanbul başta olmak üzere ülkenin birçok büyük şehrinde güvenlik güçleri göstericilere sert müdahalelerde bulunuyor.

Yetkililer aralarında gazetecilerin de olduğu 2 binden fazla kişiyi gözaltına aldı. Gözaltılar sonrası 300’ü aşkın kişi tutuklandı. Daha sonra ise bunların bir kısmı itirazlarla serbest bırakıldı.

Paylaşın

Semerkant: Kültürlerin Kesişme Noktası

Tarihi İpek Yolu üzerinde stratejik bir konuma sahip olan Semerkant, 2 bin 500 yılı aşan tarihiyle medeniyetlerin, kültürlerin ve ticaretin kesişim noktası olmuştur.

Haber Merkezi / Semerkant, Persler, Yunanlar, Araplar, Moğollar, Timurlular ve Ruslar gibi birçok farklı gücün egemenliği altında şekillenmiştir.

Semerkant, 14. yüzyılda Timur’un (Tamerlan) başkent seçmesiyle altın çağını yaşamıştır. Timur, şehri bir sanat, mimari ve bilim merkezi haline getirmiştir.

Bu dönemde inşa edilen Registan Meydanı, Bibi Hanım Camii, Gûr-ı Emir Türbesi ve Şah-ı Zinde Türbeleri, Semerkant’ın eşsiz mimari mirasını oluşturdu.

Registan Meydanı: Semerkant’ın kalbi olan bu meydan, üç büyük medreseyle çevrilidir: Uluğ Bey Medresesi (1417-1420), Tilla-Kari Medresesi (1646-1660) ve Şir-Dor Medresesi (1619-1636). Meydan, Timurlu mimarisinin en görkemli örneklerinden biridir.

Bibi Hanım Camii: Timur’un eşi adına inşa edilen bu cami, 14. yüzyılın en büyük camilerinden biriydi. Çini işlemeleri ve devasa kubbesiyle dikkat çeker.

Gûr-ı Emir Türbesi: Timur’un ve ailesinin mezarlarının bulunduğu bu türbe, mavi kubbesi ve süslemeleriyle ünlüdür.

Şah-ı Zinde Türbeleri: Afrasyab Tepesi’nde yer alan bu nekropol, 11.-15. yüzyıl arasında inşa edilmiş türbelerden oluşur. İslam tarihindeki önemli isimlerin mezarları burada yer alır.

Uluğ Bey Gözlemevi: 15. yüzyılda Uluğ Bey tarafından kurulan bu gözlemevi, astronomi tarihinde çığır açan çalışmalara ev sahipliği yaptı.

Bugün Semerkant, Özbekistan’ın ikinci büyük şehri ve önemli bir turizm merkezidir. Tarihi yapılar restore edilmiş ve şehir, modern altyapıyla donatılmıştır. Şehirde her yıl kültürel festivaller düzenlenir ve İpek Yolu’nun mirasını yaşatmak için etkinlikler yapılır.

2001 yılında UNESCO, Semerkant’ı “Kültürlerin Kesişme Noktası” olarak Dünya Mirası Listesi’ne aldı.

Paylaşın