Özgür Özel: Bu Devir Değişecek Hesaplar Sorulacak

Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin açılışında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Bu ülkede, bu iktidarın getirdiği sistemde, rejimde hiç kimse güvende değil ama Boğaz’a nazır villada oturan keyif düşkünü savcılar güvende, AK Parti’nin suç işleyip yargılanmayan siyasetçileri, Ankara’yı parsel parsel satanlar güvende. Bozuk tohumlar güvende. Milletin kanını emen kırk haramiler güvende. Kıbrıs’ta her pisliğe karışan bakan evlatları güvende. Ancak bu devir değişecek. Hesaplar sorulacak. İmamoğlu Cumhurbaşkanı olacak. Bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının dönemi başlayacak” dedi.

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu’nun Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin açılışını yaptı. Burada otobüs üzerinden vatandaşlara seslenen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, şunları söyledi:

“Bu bina, 1978’de Genel Başkanımız Bülent Ecevit tarafından açıldı. 6’ncı Genel Merkezimiz burası. Geçen hafta gözyaşları ile uğurladığımız Altan Öymen’in Genel Başkanlık yaptığı, biraz önce sevgiyle selamladığınız Hikmet Çetin’in Genel Başkanlık yaptığı, Türkiye’de, ‘sol bölündü’ umutsuzluğunu ortadan kaldıran SHP – CHP Genel Merkezlerinin bir araya geldiği, Sayın Murat Karayalçın ile Sayın Deniz Baykal’ın partilerimizi birleştirdiği birleşmenin Genel Merkezi burası. Önünde Bülent Ecevit’in, Karaoğlan’ın, Kıbrıs Fatihi’nin, partimizin yürütmede en yüksek noktaya gelmiş son siyasetçisinin heykelinin dimdik durduğu…

Bugün yeni bir başlangıçla, partimizin yeniden iktidara yürüyeceği ve bu ofisin açılmasıyla birlikte iktidar yürüyüşünde adımların sıklaşacağı, hızlanacağı, adımlara adımların katılacağı, omuzların omuzlara değeceği bir büyük yürüyüşü bu güzel mekandan başlatıyoruz. Bu yürüyüşe hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. Bir darbenin izlerini taşıyan, darbecilerin elimizden aldığı, kapattığı, Devlet Güvenlik Mahkemesi yaptığı, DGM olarak çok sayıda yoldaşımızın sorgulandığı bu binayı yıllar sonra büyük mücadelelerle aldık. Bir darbeye yenilmeyen, ezilmeyen, oradan dimdik çıkan bu bina, şimdi bir başka darbeye, 19 Mart darbesine yenilmeyenlerin, yenilemeyenlerin, o darbeye teslim olmayanların, direnenlerin mücadelesinin simge mekanı olacaktır. Buraya sahip çıkmaya hoş geldiniz. Şeref verdiniz.

23 Mart günü ülkemiz için yeni bir yolculuk başladı. 19 Mart’taki darbe girişimine karşı çağrımızla Saraçhane’ye koşan, orada 7 gün, 7 gece direnen, bir büyük mücadeleyi orada ateşleyenlerin bütün Türkiye’ye yaydığı o direniş ruhuyla, her akşam sokaklara taşanlar, 23 Mart günü 2 milyonu parti üyemiz, 15,5 milyon kişinin sandıklara koşmasıyla, iki elinde iki bastonuyla ninemin merdivenleri tırmanmasıyla, karnında 3 aylık yavrusuyla, o yavrunun geleceğini o dayanışma sandığında arayanlarla, 23 Mart günü yeni bir yürüyüş başladı. O güne kadar Cumhuriyet Halk Partisi’nin Belediye Başkanı olan, bir evladı olan, önümüzdeki seçimlerde Cumhurbaşkanlığı adaylığı için yaptığımız ön seçimde aday adayı olan, o gün o sandıklardan 15,5 milyon kişinin desteğiyle, Cumhurbaşkanı adayımız olarak çıkan Ekrem İmamoğlu artık bir partinin değil, milletin adayıdır, Türkiye’nin adayıdır. O yüzden Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimiz bir partiye ait değildir.

Elbette mekan Cumhuriyet Halk Partisi’nindir ama unutmayın ki mekanın adı da baba evidir. Herkes baba evine doğar, büyür ve sonra kimi daha ırağa gider, kimi yakında kalır, kimi içeride kalır. Kimi daha büyüğünü arar, kimi küçüğüyle yetinir. Ama herkes bilir ki ‘Başım sıkışırsa, dara düşersem baba evinde çay demlidir, çorba kaynamaktadır, baca tütmektedir.’ İşte gün o gündür. Türkiye’nin bütün demokratlarının, sosyal demokratların, muhafazakar demokratların, milliyetçi demokratların, liberal demokratların, Kürt demokratların, sosyalist demokratların hep birlikte birleştiği yerdir baba evi. Bu baba evi, bir partiye ait değildir. Evet, bizler baba evinin bacası tütsün diye odun çekenleriz ama baba evi Türkiye’nin tümüne aittir. Çünkü tapusunda ne Özgür Özel yazar, ne bir başkasının adı, ne önceki Genel Başkanların adı. Baba evinin tapusu bir kişiye kayıtlıdır, o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk.

Anketlerde yüzde 95’lerde Atatürk sevgisi, ona hürmet, ona saygı, ona minnet varken, bina varsın Cumhuriyet Halk Partisi’nin olsun, ofisi Genel Merkezden ayırdık. Buranın kapısı ardına kadar herkese açık. Fikri olana açık. Derdi olana açık. Önerisi olana açık. Enerjisi olana açık. 100 yıl sonra Gazi’nin partisinin bir kez daha iktidara yürüyüşünün, iktidarı devralışının, bir kez daha mağdurların, mazlumların yüzünü güldürüşünün, açlığı bir daha yenmesinin, yoksulluğun sırtını yere getirmesinin, yeni istihdamların, fabrikalar, iş alanları kurmasının, işsizliği ortadan kaldırmasının, başı yere bakanların başını dik tutmasının, geleceğe umutla bakılmasının yolculuğu bugün burada, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisiyle birlikte başlıyor.

Bizim mitinglerin, eylemlerin bir özelliği var. Emeğe, emekçiye, emek verene sahip çıkmak. Covid’de kendi yaşamlarını hiçe sayıp bizi yaşatanlar, şimdi de koştular orada bir kötü olana sahip çıkıyorlar. Demişlerdi ki ‘Hakkınız ödenmez.’ Tayyip Bey hakikaten haklarını ödemedi. Ama biz hiç olmazsa kuvvetli alkışlarla sağlık emekçilerimize bir sahip çıkalım.

Biraz önce söylediğim gibi Cumhurbaşkanlığı adaylığı sadece bir kişinin iktidar yolculuğu değildir. Bir partinin iktidar hevesi değildir. Bir partinin kadrolarının kendilerine makam, mevki arayışı değildir. Aday ofisimiz, 86 milyonun geleceğini hep birlikte kurmanın, bunun umudunu taşımanın, bunun hayalinde ortaklaşmanın simgesel mekanıdır. İcra heyetimizin koordinasyonunda, partimizin tüm organlarının desteğiyle, emeğiyle, katkısıyla, sivil topluma açık olarak, diğer siyasi partilere açık olarak, her geçen gün kapsayıcılığı artacak, her geçen gün daha renkli, her geçen gün çok daha farklı kesimleri temsil eden ve ülkenin kalıcı sanılan ama çözülebilecek sorunlarına en somut önerileri oluşturacak, bunun üzerinden tüm ülkeye, 81 ile buradan dalga dalga umudu yayacak.

‘Evet, şartlar kötü ama nasıl çözeceksiniz’ sorusunun yanıtını üretecek, somutlaştıracak, sloganlaştıracak ve Anadolu’ya taşıyacak bir büyük mücadele merkezini hep birlikte açıyoruz. Hal böyleyken, büyük bir ekonomik çöküş içinde olduğumuzu, 7 yıldır bitmeyen bir krizle boğuştuğumuzu hepimiz biliyoruz. Artık birileri tıka basa karnını doyururken Türkiye’de doymayan karınlar, ağlayan çocuklar var. Artık birileri sürekli kemer sıkarken birilerinin bırakın kemeri gevşetmeyi yedi sülalesine 700 yıl yetecek servetine rağmen, doymayan gözleri, bitmeyen hırsları var.

Atatürk’ten emanet, Anayasada yazan ‘eşit yurttaşlığı’ sınıfsal bir ayrım yaratarak lekeleyenlerin, lekeletenlerin yönetimde olduğu bir dönemdeyiz. Türkiye’de zengin fakir, güçlü güçsüz, birileri tarafından kayrılan ya da şeytanlaştırılan toplum kademeleri oluştu. Maalesef bazı çocuklar, hayata kapatamayacakları kadar büyük bir farkla geriden başlıyor. Eğitimde böyle, sağlıkta böyle, maalesef beslenmede bile böyle. Hal böyle olunca artık kurdukları çarkın dişlileri hep zengine çalışıyor ama yoksulun etini kemiğini çiğniyor. Bu düzeni biz kurmadık ama biz bir başka bozuk düzenden sonra, bir başka büyük umutsuzluktan sonra, önce kurtuluşu, sonra kuruluşu gerçekleştirip bir hayali gerçekleştiren kadroların devamıyız. Kendimize, şahsımıza, eşimize ve dostumuza mevkinin, makamın peşinde değil bu ülkedeki mağdurların ve mazlumların yüzünü güldürmenin peşindeyiz. 100 yıl önce başardık. 100 yıl sonra yine başaracağız. Bu düzeni biz yıkacağız. Yerine adil bir düzeni, güçlü bir düzeni biz kuracağız.

Bugün asgari ücret 22 bin 104 lira. En düşük emekli maaşı 16 bin 881 lira. Diğer yandan açlık sınırı 26 bin lira, ortalama ev kirası 25 bin lira. Düzen, ‘evde oturursan aç kalırsın, karnını doyurursan sokakta kalırsın’ı dayatan bir düzen oldu. Geçmişte birkaç yıl çalışan bir çift memur kendisine önce araba ve sonra ev alabiliyorken şu anda düzen hiçbir maaşlının, eğer piyango isabet etmeyecekse bir yerlerden miras kalmayacaksa ev sahibi olmasını, araç sahibi olmasını olanaksız kılıyor. 13,5 milyon işsiz insanımızla, gençlerimizin yüzde 35’nin ne eğitimde, ne işte olmasıyla büyük bir umutsuzluk üzerimizde dolaşıyor. Avrupa yüzde 6’lık ‘ne işte, ne eğitimde’ dediği ev gençlerine tasalana dursun, yüzde 35’lik rakam kimsenin umurunda olmuyor.

Türkiye, Avrupa’nın maalesef en yoksul ülkesi. Gıda enflasyonunda birinci, maaşların aynı kaldığı ama fiyatların arttığı tek ülke. Dün Yenimahalle’de semt pazarındaydım. Daha önce pazaryerinde filesini doldurup, evine yüzü gülerek giden anneleri görürdük. Dün pazar yerinde filesi boş, gözleri dolu anneleri gördük. Pazarcı, ‘Buraya akşamüstü gelin. Bir armut için, bir çilek için, bir erik için ağlayan çocukları görürsünüz’ dedi. Bütün Türkiye’nin gözü önünde, bir babanın dört tane kayısı alıp ‘Çocuklar hiç olmazsa tadını bilmeden büyümesin’ dediğini anlattı.

Öyle bir süreçteyiz ki 20 yıldır pazara gitmeyen, halkın içine karışmayan bir iktidarın dayattığı eşitsizliğe artık sokakta, pazarda, meydanda, her yerde isyan var. Birileri atadıklarıyla doldurdukları serin salonlarda ahkam kese dursunlar, tenceresi kaynamayan millet artık seçimlerde kazan kaldıracak. Bunları gönderecek. Buna karar vermiş, bunu sokakta görüyorum. Bunu pazarda görüyorum. Bunu meydanlarda görüyorum. Bunun için Türkiye’nin dört bir yanından yaptığımız çağrıyı, bugün aday ofisimizin önünden Sayın Erdoğan’a, Ankara’dan tekrarlıyorum. Ofisimiz var. Her ne kadar içeri atsanız da adayımız var. Cesaretimiz var. Gençliğimiz var. Cesaretin varsa çık milletin karşısına, 2 Kasım’da seni sandığa davet ediyorum.

19 Mart darbesinin üzerinden tam 129 gün geçti. Tek bir iddialarını ispatlayamadılar. İstanbul’da lüks yatlarda gezen, lüks arabalara binen, lüks villalarda oturan, keyif düşkünü bir Başsavcı talimatlandırılmış ve Ekrem Başkan’ın adaylığına karşı kendisi en gözü dönmüş kararları alıyor. 31 yıllık diplomayı iptal ettirirken de… Ki hatırlayın yazıyı İstanbul Üniversitesi’ne yazdı ve dedi ki bir hafta sonra ‘Acele edin. Bu diploma resmi kurumlara -parantez içine- YSK dahil verilmektedir.’ YSK, üniversite diplomasını tek durumda; Cumhurbaşkanlığı adaylığında istemektedir. Yani Savcı kendine verilen talimatı utanmadan, sıkılmadan İstanbul Üniversitesi’ne yollarken ‘Bu diplomayı iptal et ki Cumhurbaşkanı adayı olamasın’ demektedir. O günden sonra, ertesi gün geliştiği bir ucu terör zırvası, bir ucu yolsuzluk iftirasıyla 129 gündür bizlerle uğraşmaktadır. O günden bugüne kadar atmadığı yalanlar kalmadı.

Delil var mı? (‘Yok’) İspat var mı? (‘Yok’) İddianame var mı? (‘Yok’) İnanan var mı? (‘Yok’) Millet şükürler olsun ki bu yalanlara inanmadı. Peki ne var? Şantaj var, tehdit var, iftira var. Tutuklulara ‘İftira at, suçu Ekrem Başkan’a at, hemen evine git. Bundan sonrası senin için rahat’ diyen savcılar var. Ama şunu bilsinler ki bu Başkent’ten ant içerek söylüyorum ki ‘Suçu Ekrem’e at, bundan sonrası senin için rahat’ deyip iftiracıları, daha önce AK Parti‘ye çalışanları ya da bir kuyruğundan yakaladıkları suçluları kullanarak güya ettikleri yemine, cübbelerine, üzerlerine bu millet, bu devlet tarafından verilen bu kutsal göreve rağmen sadece ve sadece bir kişinin korkularından, onun karşısındaki adayın adaylaşmasını engellemek için görev yapanlara söylüyorum.

56 milyonluk tadilat yaptırılmış villada oturana söylüyorum. 30 yıl görev yapan bir öğretmen 1 milyon TL emekli ikramiyesi alıyorken bir savcının oturacağı villaya 56 milyon TL, 56 emekli öğretmenin 30 yıllık emeğini kimse boşu boşuna vermez. Diğer savcılar normal katlarda, böyle mütevazi apartmanlarda, lojmanda oturuyorken; tadilatına 56 milyon TL verilen bir yerde duran kişi, 80 yıllık maaşıyla alamayacağı yatları geziyorsa, lüks araçlara biniyorsa, birileriyle tuhaf ilişkiler kuruyorsa andolsun ki buradan bütün savcıların, bütün hakimlerin; okuduğu derse, ettiği yemine sadık olan herkesin kulu kölesi olayım ama bunlardan hesap soracağım, hesap soracağım, hesap soracağım.

“Umutsuzluğa yer yoktur”

‘560 milyar yolsuzluk’ diye yayın yaptırdılar, İBB’nin altı yıllık bütün bütçesi 490 milyar TL çıktı. ‘Ekrem İmamoğlu‘nun lüks arabaları’ diye yayın yaptırdılar, MHP’li milletvekilinin çıktı. ‘Valizlerde para var’ dediler, kendi dönemlerinden kalan jammer’lar çıktı. ‘Kasa bulduk’ dediler, ‘Dolar çıkardık’ diye yalan görüntü sergilediler; belediyenin mührü çıktı. Mustafa Akın’ın, Ekrem Başkan’ın Korumasının yayla evinde ‘Kasalarca dolar bulduk’ dediler; görüntüler stok, yalan çıktı. Kasadan 48 tek mermi çıktı ruhsatlı silaha ait. Bu kadar yalan ve iftirayı atanları, her akşam televizyonlardan yayanları değil; meydan meydan koşan, meydanları dolduran sizinle birlikte gerçekleri anlatanları bu millet can kulağıyla dinliyorsa umutsuzluğa yer yoktur, umut vardır, umut Türk milletindedir, umut sizlerdedir.

Bir yandan beyaz Toros gösterip Tayyip Bey’e ayar verenler, bir yandan AK Toroslar’la geçmişin JİTEM’cileri gibi bize gözdağı vermeye kalkıyorlar. Yakalanınca önce ekranı değiştiriyorlar, biz meydan okuyunca hesaplarını kapatıp kaçıyorlar. Şu kadarını söyleyeyim. AK Toroslu Savcı, sen milleti 13 yaşındaki evladı ile tehdit ediyorsun ya, ‘Sen iftira at, çocuğuna kavuş’ deyip atmayanlara Afyonlara, Düzcelere, İzmirlere, 600 kilometre ileriye sürüyorsun ya, sen Mehmet Murat Çalık’ın anasının gözyaşlarını sel edip aktarıyorsun ya, and olsun ki o gözyaşlarında boğulacaksın.

Bu konunun en somut halidir. Hepiniz izlediniz, 19 Mart günü gittik Çağlayan Adliyesi’ne, Vatan Emniyet’e, Saraçhane’ye. Duruma baktık, haksızlık yapmasınlar diye takip ettik. Gördük ki tutukluların listesinde bir isim var: Serdar Haydarlı. Karşısına bütün arkadaşlarımızın isimleri var, ‘Evinden alındı.’ Biri, Serdar Haydarlı, ‘Şubeden serbest.’ Düştüm peşine. Kim bu adam? Bu adam 4,5G diye bir reklam firmasının sahibi. Kim bu adam? TeknoFestleri yapan reklamcı. Kim bu adam? Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın Türkiye Yüzyılı kampanyasında yetkilendirdiği tek şirket. Kim bu adam? Devletten 1 milyar TL ihale almış şirket. İBB tedarikçilerinde adını görünce sıradan iftirada bunu da yazmışlar araya. Bunu da almışlar.

Saray’dan bir telefonla şubeden salmışlar. O gün Yeni Şafak, Sabah bunu ‘Ekrem İmamoğlu’nun şöyle reklamcısı…’ derken, iki saat içinde bütün haberleri çektiler. Adamı şubeden eve yolladılar. Çıktık açıkladık. İfadesi şu; ‘Naylon fatura kesiyor İBB’ye.’ Dediler ki, ‘Yalan, burada. Avukat yolladık bulamadı.’ Bir baktık, tabii takip ediyoruz, telefonunu takip ediyoruz. Diyorlar ki ‘Emniyette.’ WhatsApp’tan online görünüyor. Birileriyle yazışıyor. Emniyet müdür yardımcısının odasında beklettiler. Bunu açıklayınca mecburen onu da sevk ettiler, tutukladılar. Dakika dakika takip ettik. Geçen ay şubeden serbest bırakılan, ‘Yanlışlık oldu’ denilen adama bu sefer Ekrem Başkan’a iftira attırarak etkin pişmanlıktan yararlandırıp salmışlar.

Geçen hafta İletişim Başkanlığı belge yayınladı, önceki İletişim Başkanı’nın Avukatı. Bütün iddialarımızı doğruladı. Gazetelere konu oldu. Şimdi buradan açıkça ilan ediyoruz ki Serdar Haydarlı; AK Parti’nin ve bütün bakanlıkların işini yapan, bizimle alakası olmayan, suçüstü yakalanan bu kişi dönüp de Ekrem Başkan’a iftira attırılıp tekrar serbest bırakılıyor. Ama esas mesele; bu kişinin ailenin bu ilişkilerini sürdürdüğü kişi olmasıdır. Yeterince konuşma olmadığı için İletişim Başkanı’yla ilişkileri açığa çıktığında onu değil, İletişim Başkanı’nı feda etmişlerdir. Kara kaplı deftere yazmışızdır, bunun hesabı er ya da geç sorulacaktır.

Ekrem Başkan’ın ve benim en çok üstünde durduğumuz iki konu… Bir, Gazze, Filistin meselesi. O konuda bu hükümetin ataleti. ikincisi de Türkiye’nin güvenliği için olacak işlerin bizim yüzümüzden aksamaması. Geçtiğimiz hafta bütün televizyonlarda ‘Eurofighter’lar şöyle, Eurofighter’lar böyle…’ Sordular, dedim ki ‘İşin aslı biline. Erdoğan’ın bize teşekkür etmesi lazım. Ben olsam yapardım.’ Lafı eveledi, geveledi Sözcü ama bir şey demedi. Dün Alman hükümetinin Sözcüsü açıkladı. Ekrem Başkan 23 Mart’ta tutuklanınca beş ülkenin ortak olduğu Eurofighter’da Almanlar ‘Böyle iş olmaz, Türkiye’ye Eurofighter vermiyoruz’ dediler. Ben SPD’nin Başkanı Lars dostuma, Lars Klingbeil ile Alman Milli Savunma Bakanı’na, yeni bakana bunları söyledim. Ekrem Başkan da kendisine gelen heyetle konuştu. Almanlara soruyorlar, yeni kurulan hükümetin sözcüsüne; ‘Almanya vermiyordu, ne değişti?’ diyor. ‘Açıkça söyleyeyim ki Ekrem İmamoğlu’nun, partisinin onayı oldu da ondan verdik’ diye açıklama yapıyorlar.

Ey Tayyip Erdoğan biz senin gibi işine gelince Cumhuriyetçi, demokrat olup işine gelince otokrat olanlardan değil; geçmişte Türkiye’yi kapı kapı dünyaya şikayet edip şimdi caka satanlardan değil; canı burnunda da olsa, evladı delikte de olsa, siniri tepesinde de olsa bu ülkenin çıkarını senden fazla düşünenleriz. Bu partinin son Başbakan’ı, son yürütmenin başındaki dedi ki, ‘Biz milliyetçiliği onlardan öğrenecek değiliz. Biz milliyetçiliği Kıbrıs’ın Beşparmak Dağları’na, Ege’nin afyon tarlalarına, Ege Denizi’ne kazımış bir partiyiz.’ O yüzden milletimizin içi rahat olsun. ‘Bizi yurtdışına şikayet ediyorlar.’ Darbeyi anlatırım, iki yüzlülüğü söylerim, her türlü eleştiriyi yaparım. Ama Türkiye’nin çıkarını Tayyip Erdoğan’dan 50 kat fazla savunurum. Bir yanda karşısındaki rakibinden korkup onu içeri atan biri. Karşısında hapishanede iken bile Türkiye’nin çıkarlarını düşünen biri. Yazıklar olsun Erdoğan’a, helal olsun Ekrem İmamoğlu’na.

“Pabucumun atanmışı”

Gazze’ye gelince 650 gündür 60 bin sivili çocuk, kadın demeden öldürdüler. Son üç günde 21 çocuk, söylemeye utanıyor insan, açlıktan öldü. Erdoğan ise Netanyahu ile kayıkçı kavgası yapıp, ‘Gazze’yi boşaltacağım’ diyen Trump‘a susmakla İsrail ile ticareti cayır cayır sürdürmekle meşgul. Son olarak Kolombiya‘da Lahey grubu ülkeleri Gazze için bir araya geldi, İsrail’i kınayan bir bildirinin ardından İsrail’e yaptırımlar uygulamaya karar verdi. Biz de oradaydı. Eylem planına göre İsrail ile ticaretin tamamen kesilmesi Filistin’de işlenen suçların diğer ülkelerde de yargılanabilmesi vardı. Bizim temsilci imzayı atmadan tabanları yağladı, oradan kaçtı. Biz de bunu eleştirdik. İki kez açıklama yaptılar. Meclis’te gündeme getirdik, Meclis’te savunamadılar.

Dün Hakan Fidan çıkmış açıklama yapıyor. Yok efendim orada bir sözleşmeye atıf varmış, UNCLOS sözleşmesine göre bizim çekincemiz varmış, o yüzden imza atmamış. Ufak at da civcivler yesin. Aynı sözleşmeye, Libya, Suriye şerh düşmüş altına. Şerh düşeydin, yok. O sözleşmeye göre Ege hariç Karadeniz’de bile uyuyorsun. Bu sözleşmeyi Ege dışında uyduğun için meşru kılıyorsun. Yok. ‘İsrail’le ticareti keselim’ deyince ‘Arızayı oradan çıkardık’ diyor, onu da bir hafta sonra aklına getiriyor. Buradan Hakan Fidan’ı uyarıyoruz. Netanyahu’ya tık yok. Trump’a tık yok. Millet, 12 ülke ne güzel eylem planı alıyor, tık yok. Ondan sonra orada, burada geziyor. İkide bir Tik Tok. Tik Tok’a video koyuyor, Kurtlar Vadisi koyuyor pabucumun kenarı. Kurtlar Vadisi’nden umut besleyen, Tik Tok’la gençleri kandıracak olan pabucumun atanmışı, Dışişleri Sözcüsü, Dışişleri bürokratı. Yazıklar olsun sana.

Dün akşam aklına gelmiş, efendim ‘Yoksa Yunan tezini mi destekliyorsun?’ Yunan tezini destekleyeni de işgal ordusuna halı sereni de onlara ‘Geldikleri gibi gidecekler’ diyeni de Yunan tezine karşı Kıbrıs’ı kurtaranı da bu millet biliyor. Sen kimsin Hakan Fidan? Sen kimsin? Bu yüzden bu Erdoğan’ın da Hakan Fidan’ın da tüm kadrolarının da Trump’ın karşısında suspus olduklarını, Filistin davasını sattıklarını cümle alem bilsin. Biz 74’te Erbakan ile nasıl Kıbrıs harekatında birlikte olduysak, o günlerde Yaser Arafat – Bülent Ecevit dostluğundan nasıl yıllardır bir adım geri atmadıysak bugünkü duruşumuz Ecevit’in duruşudur, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının duruşudur. Belli konularda çok farklı düşünebiliriz. Erbakan hocanın oğlunun partisiyle de Erbakan hocanın partisinden siz gömlekleri, ceketleri çıkarıp sıvıştığınızda Erbakan hocanın partisini bekleyenlerle de biz Filistin mücadelesinde aynı samimiyette yan yana duruyoruz. Trump’ı görünce karşımıza geçenleri, yanımızdan kaçanları, Filistin’i satanları bu millet affetmeyecek.

Maalesef bu ülkede bazıları güvende, bazıları değil. Bu iktidar birilerini güvende tutuyor, birilerini güvencesiz bırakıyor. Bu memlekette maalesef kadınlar güvende değil. Yılın ilk yarısında 250 kadın cinayete kurban gitti. Bu memlekette işçiler güvende değil, altı ayda üç Soma faciası yaşandı, 961 işçi hayatını kaybetti. Emekçiler güvende değil. Sıvasız evlerinden giden kınalı kuzular, Mehmetçikler güvende değil. 12’si metan gazından boğuldu, 2’si dün güneşin altında susuzluktan hayatını kaybetti. Mehmetçik güvende değil. Bu memlekette çocuğunu, torununu tatile götüren aileler güvende değil. Kartalkaya’da 36’sı çocuk, bebek, 78 vatandaşımız yanarak öldü.

Çocuklar sokakta güvende değil. Mattia Ahmet Minguzzi pazar yerine gitti, hunharca katledildi. Bu memlekette ormanlar güvende değil. Ormandaki börtü böcek, hayvanlar güvende değil. Yangını söndürmeye giden emekçiler, AKUT gönüllüleri güvende değil. Bu ülkede, bu iktidarın getirdiği sistemde, rejimde hiç kimse güvende değil ama Boğaz’a nazır villada oturan keyif düşkünü savcılar güvende, AK Parti’nin suç işleyip yargılanmayan siyasetçileri, Ankara’yı parsel parsel satanlar güvende. Bozuk tohumlar güvende. Milletin kanını emen kırk haramiler güvende. Kıbrıs’ta her pisliğe karışan bakan evlatları güvende. Ancak bu devir değişecek. Hesaplar sorulacak. İmamoğlu Cumhurbaşkanı olacak. Bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının dönemi başlayacak.

Bu ülke işgal gördü, umudunu kaybetmedi. Darbeler gördü, umudunu kaybetmedi. Dünya savaşları gördü, umudunu kaybetmedi. Dünyadan boykot, ambargo yedi umudunu kaybetmedi. Krizler oldu, depremler oldu umudunu kaybetmedi. Bugünkü duruma hiçbir zaman düşmedi. Bugün de yeniden umudu yükseltmenin zamanıdır. Biraz önce adını andığınız Cumhurbaşkanı adayımız, hani diyorlar ya ‘Bu ülkede hiçbir şey değişmez.’ Hiçbir şeyi değiştiremesek bu umutsuzluğu değiştireceğiz. Son yerel seçimlerde yerleşen o algı, ‘yenilmeyecekler, gitmeyecekler algısı, Mansur Başkanımla, Ekrem Başkanımla, Zeydan Başkanımla, bütün Ege’yi kazanan başkanlarımızla, Vahap Başkanla, Kastamonu’yla, Kilis’le, Kırıkkale’yle, bütün Trakya’yla yerle bir oldu. ‘Yüzde 25’lik cam tavanı yıkıp atacağız, parçalayacağız’ dedim. 31 Mart akşamı gerçek oldu. Atatürk’ün partisi, kurulduğu günkü gibi.

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin birinci partisi oldu. O yüzden bu ülke değişecek. Bu ülke değişecek. Adaletle, demokrasiyle değişecek. Bizim Cumhurbaşkanımız bu ülkede yoksulluğu bitirecek, adaleti getirecek. Mahkemedeki adaleti de sosyal adaleti de getirecek. Köylüyü yeniden milletin efendisi yapacak. En düşük emekli maaşını asgari ücret yapacak. Asgari ücreti onurluca yaşanılacak iyi bir ücret yapacak. Atanmayan öğretmenleri atayacak. Polislere yapılan zulmü bitirecek. Astsubayın, uzman çavuşun, erbaşın sesini duyacak. Staj ve çıraklık mağdurlarının sorunlarını çözecek. Kimsenin hak ettiği emekliliğinin önünde engel bırakmayacak. Memuru ay sonunu düşünmeyecek. Kimse evladını pazara götürmekten çekinmeyecek. İşte bunların hepsini birden partinin yazılan, hazırlanan programıyla, Cumhurbaşkanı adayımızın hazırlanan iktidar programıyla, Cumhuriyet Halk Partisi’nin güçlü örgütleriyle, milletvekilleri, Parti Meclisi üyeleriyle birlikte yapacağız.

Meclis kapandı, programlar ortaya çıktı. İlk kez açıklıyorum siyasette kaç vites birden yükselteceğimizi. Bütün milletvekilleri, Parti Meclisi üyeleri, YDK üyelerinden oluşan dev bir ekip, iki ay boyunca, kendi illerinde yapacakları çalışmaları saymıyorum. Elbette yapacaklar. Ancak sadece ilk bir ay, ilk hafta, 22 ilde, 108 kişilik heyet, üç gün boyunca sahada, ikinci hafta 18 ilde 118 kişilik heyet dört gün boyunca sahada, bu ayın üçüncü haftası 22 ilde 130 kişilik heyet sahada. Dördüncü haftası 19 ilde, 103 kişilik heyet. Milletvekili, Parti Meclisi üyeleri sahada. Bu ay 81 ile 459 ayrı görevlendirme. İş günü olarak 1397 günlük çalışma. Bir ayda normal ortalamanın 36 katı fazla çalışma geliyor.

Milletvekili grubumuzu buradan Anadolu’ya uğurlarken Parti Meclisimizi, YDK’mızı uğurlarken önce onlara kuvvetli bir destek ve moral alkışı. Ama yetmez. Onlar çalışırlar ama yetmez. Örgütün çalışması lazım. Gönüllülerin çalışması lazım. Vatanseverlerin çalışması lazım. Bu meydanları dolduranların, İmamoğlu’nu sevenlerin, Cumhuriyet’i sevenlerin, ‘Bu zulüm bitsin’ diyenlerin çalışması lazım. Hazır mıyız? Var mıyız? Hep birlikte umudu ve emeği çoğaltmaya, hep birlikte koşmaya, çalışmaya başlıyoruz. Adalet ve demokrasi gelince ancak bu ülkeye huzur gelecek. Yatırım gelecek, para gelecek. Dertler bitecek. Sofralarımıza bolluk ve bereketi getireceğiz. Gençlerimize andolsun; Türkiye’yi en hızlı şekilde… Zaten 79 ülkeden 87 parti imza altına aldı, Türkiye’yi ışık hızıyla Avrupa Birliği’ne üye yapacağız.

Umutsuz gençlere, onlara üzülen ailelerimize söylüyorum. CHP iktidara geliyor, İmamoğlu Cumhurbaşkanı oluyor. Yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa geliyor. Biz gücümüzü milletimizden alıyoruz. Desteği millete vereceğiz. Bu yolu milletimizle birlikte yürüyeceğiz. Elbette Cumhuriyet Halk Partililer büyük güvencemiz. Ancak siyasetin neresinde durursa dursun, isterse AK Parti’nin üyesi olsun… Bilmeden üye olanlar, iyi olacak diye üye olanlar, yardım için üye olanlar, komşu hatırına ya da torununun sınavı kaygısına üye olanlar hiç korkmayın.

Cumhuriyet Halk Partisi hesaplaşmaya değil, kucaklaşmaya, ötekileşmeye değil ötekiyle sarılmaya, kutuplaşmaya değil kucaklaşma geliyor. Bizden sadece Ak Toroslu savcılar, yolsuzluk yapan bozuk tohumlar korksun. Milletimiz korkmasın. Ankara’nın güzel insanları, bu güzel şehrin Cumhuriyetinin kalesinin güzel insanları, iktidara, yüzyıl sonra bir kez daha iktidara yürümeye var mısınız? Birlikte yürüyecek miyiz? Yine menzile varacak mıyız? Bu ülkeyi kurtaracak mıyız? Cumhuriyeti, demokrasiyi yeniden kuracak mıyız? O zaman gelin yürüyelim arkadaşlar.”

Paylaşın

DEM Parti İmralı Heyeti’nden “Komisyon” Vurgusu

PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşen DEM Parti İmralı Heyeti, Öcalan’ın TBMM gündemindeki komisyon çalışmasının kapsamlı ve kapsayıcı bir yöntemle barış ve demokrasi adına önemli katkılar sunmasını beklediğini vurguladığı aktarıldı.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti, PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yaptıkları görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“DEM Parti İmralı Heyeti olarak 25 Temmuz 2025 tarihinde İmralı Cezaevi’nde Sayın Abdullah Öcalan ile üç buçuk saat süren bir görüşme gerçekleştirdik.

Geçtiğimiz günlerde Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Adalet Bakanı ve siyasi parti liderleriyle heyet olarak gerçekleştirdiğimiz görüşmeler hakkında fikir teatisinde bulunduk.

11 Temmuz’da gerçekleşen silahların imha edilme töreniyle ilgili izlenimler ve törenin yansımaları hakkında bilgi aktarıldı. Sayın Öcalan da törenin gerçekleştirilme biçimini, sergilenen irade, inanç ve barış kararlılığını çok değerli bulduğunu belirtti.

TBMM gündemindeki komisyon çalışmasının kapsamlı ve kapsayıcı bir yöntemle barış ve demokrasi adına önemli katkılar sunmasını beklediğini vurguladı. Halka ve tüm toplumsal kesimlere en içten selam ve iyi dileklerini iletti.”

Paylaşın

Aziz Yıldırım, Başkan Adayı Olmayacağını Duyurdu

Fenerbahçe Kulübü Yüksek Divan Kurulu Toplantısı’nda konuşan Aziz Yıldırım, adaylık tartışmalarına son noktayı koyarak, “Ben aday olmayacağım Ali Bey rahat ol. Olsam burada söylerim” dedi.

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün eski başkanı Aziz Yıldırım, Yüksek Divan Kurulu Toplantısı’nda çarpıcı açıklamalarda bulundu. Yıldırım, son dönemde camiada sıkça konuşulan “aday olacak mı?” sorusuna ise noktayı koydu.

Konuşmasında Eylül ayında yapılması planlanan olağanüstü seçimli genel kurulun zamanını eleştiren Yıldırım, “Eylül’de yapılacak seçim bu camiaya zarar verecek. Siz kazansanız da, başkası kazansa da fark etmez, bu camia yara alacak. Transferleri ve her şeyi siz yapıyorsunuz, sorumluluk da sizin olması lazım. Tekrar gözden geçirin, bunu büyük bir tavsiye olarak söylüyorum.” dedi.

Ali Koç ile arasında geçen bazı diyaloglara da değinen Yıldırım, “Ali Bey bana söylüyor, ‘Galatasaray’a bir şey demiyor’ diye. Başkanlarına ‘sinek ikili’ dedim, daha ne diyeyim ya? Cevap veremediler! Ses çıkaramadılar! 6 senelik şampiyonluk farkımız var. Biz şu an 10 sene gerideyiz.” ifadelerini kullandı.

Aziz Yıldırım, adaylık tartışmalarına son noktayı koyarak, “Ben aday olmayacağım Ali Bey rahat ol. Olsam burada söylerim. Bak Saadettin Bey adaylığını açıkladı. Hakan Bey adaylığını açıkladı. Bırakın Aziz’i Ali’yi gençler gelsin, sahip çıksınlar.” şeklinde konuştu.

Paylaşın

Asit Reflüsü Ve GERD: Aynı Şey Mi?

Asit reflü ve gastroözofageal reflü hastalığı (GERD) yakından ilişkilidir, ancak terimler aynı anlama gelmez. Asit reflü, mide asidinin boğazı mideye bağlayan özofagus adı verilen tüpe geri kaçmasıdır.

Haber Merkezi / Asit reflü atağı sırasında, göğüste yanma hissi hissedilebilir; bu, genellikle mide ekşimesi olarak adlandırılır. Bu, ağır bir yemek yedikten veya kahve ya da alkol tükettikten sonra ortaya çıkabilir.

Bazen asit reflü, daha şiddetli bir reflü türü olan GERD’e dönüşür. GERD’in en yaygın belirtisi, haftada iki veya daha fazla yaşanan mide ekşimesidir. Diğer belirtiler arasında yiyecek veya ekşi sıvıların geri gelmesi, yutma güçlüğü, öksürük, hırıltılı solunum ve özellikle geceleri yatarken görülen göğüs ağrısı yer alabilir.

Eğer ara sıra asit reflüsü yaşıyorsanız, şu yaşam tarzı değişikliklerini deneyin:

Fazla kilolarınızdan kurtulun,
Daha küçük öğünler yiyin,
Yatmadan 2-3 saat önce yemek yemeyin,
Yatağınızın baş kısmını yükseltin,
Kızarmış veya yağlı yiyecekler, çikolata ve nane gibi mide ekşimesine neden olabilecek yiyecekleri tüketmeyin,
Karnınızın çevresini sıkan giysiler giymeyin,
Alkol ve tütün ürünleri tüketmeyin.

GERD’inizin olduğundan şüpheleniyorsanız, semptomlarınız kötüleşiyorsa veya mide bulantısı, kusma ya da yutma güçlüğü çekiyorsanız, doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Sivilce İzleri: En İyi Tedavi Yöntemi Hangisidir?

Sivilceler iyileştikten sonra geride kalan kırmızımsı veya kahverengi izler herhangi bir tedaviye gerek kalmadan kaybolabilir. Ancak sivilceleri sıkmak veya koparmak, iz kalma riskini de artırabilir.

Haber Merkezi / Sivilce izlerini iyileştirmek için çeşitli yöntemler uygulanabilir, ancak tek bir tedavi yöntemi herkes için en iyisi olmayabilir.

Aşağıdaki yaklaşımlardan biri veya birkaçı, sivilce izine, cilt tipine ve sivilce izinin şiddetine bağlı olarak cildin görünümünü iyileştirebilir.

Evde cilt bakımı: Güneş kremi kullanmak, sivilce izi olmayan cilt ile sivilce izi arasındaki kontrastı azaltmaya yardımcı olabilir. Azelaik asit veya hidroksi asit içeren bazı tıbbi kremler de faydalı olabilir.

Yumuşak doku dolguları: Kolajen, yağ veya diğer maddelerin deri altına enjekte edilmesi, sivilcelerin bıraktığı çukur izlerin üzerindeki cildi dolgunlaştırabilir. Bu yöntemin cilt renginde değişiklik riski çok düşüktür.

Steroid enjeksiyonu: Bazı kabarık sivilce izlerine steroid enjekte etmek cildin görünümünü iyileştirebilir.

Lazerle cilt yenileme: Genellikle daha önce dermabrazyon ile tedavi edilmiş sivilce izlerinde kullanılıyor. Bu tekniğin, koyu tenli veya keloid geçmişi olan kişilerde yan etki riski daha yüksektir.

Diğer enerji bazlı işlemler: Darbeli ışık kaynakları ve radyofrekans cihazları, cildin dış tabakasına zarar vermeden sivilce izlerinin daha az fark edilir olmasına yardımcı olur. 

Dermabrazyon: Bu işlem genellikle daha ciddi sivilce izleri için kullanılır. Doktor, cildin üst tabakasını hızla dönen bir fırça veya başka bir cihazla temizler. Yüzeysel sivilce izleri tamamen giderilebilir ve daha derin sivilce izleri daha az belirgin görünebilir.

Kimyasal peeling: Doktor, cildin üst tabakasını soymak ve daha derin izlerin görünümünü en aza indirmek için yara dokusuna kimyasal bir solüsyon uygular. Olası yan etkiler arasında, özellikle koyu ciltlerde kullanılan derin peelinglerde cilt renginde değişiklikler yer alır.

Cilt iğnelemesi: Doktor, alttaki dokuda kolajen oluşumunu teşvik etmek için iğneli bir cihazı cildin üzerinde gezdirir. Sivilce izleri için güvenli, basit ve etkili bir tekniktir.

Ameliyat: Doktor, punch eksizyonu adı verilen küçük bir işlemle sivilce izlerini tek tek keser ve yarayı dikiş veya deri grefti ile onarır. Subsizyon adı verilen bir teknikle, doktor sivilce izinin altındaki lifleri gevşetmek için deri altına iğneler yerleştirir.

OnabotulinumtoxinA (Botoks): Bazen sivilce izlerinin etrafındaki ciltte kırışıklıklar meydana gelir. Botoks enjeksiyonu, çevredeki cildi rahatlatarak akne izinin görünümünü iyileştirebilir.

Paylaşın

Heraklitos Kimdir? Teorik Çalışmaları

MÖ 535 yılında Efes’te dünyaya gelen Heraklitos, MÖ 475 yılında hayatını kaybetmiştir. Antik Yunan’ın en önemli presokratik düşünürlerinden biri olan Heraklitos, “Karanlık Filozof” lakabıyla tanınmıştır.

Haber Merkezi / Heraklitos, doğa felsefesi ve metafizik üzerine yoğunlaşmış, evrenin temel doğası, değişim ve çelişkiler üzerine özgün düşünceler geliştirmiştir. Eserleri günümüze tam olarak ulaşmamış, ancak parçalar halinde korunan aforizmalarından fikirleri bilinmektedir.

Heraklitos’un Öğretileri

Heraklitos’un felsefesi, değişim, çelişkiler ve evrensel bir düzen fikri etrafında şekillenir:

Panta Rei (Her Şey Akar): Heraklitos’un en ünlü fikri, evrendeki her şeyin sürekli bir değişim içinde olduğudur: “Aynı nehirde iki kez yıkanamazsın, çünkü nehir de sen de sürekli değişirsin.” Bu, evrenin statik değil, dinamik bir süreç olduğunu vurgular.

Değişim, evrenin temel özelliğidir ve hiçbir şey sabit kalmaz.

Logos: Logos, evrendeki düzeni, aklı ve evrensel yasayı temsil etmektedir. Heraklitos’a göre, Logos evrenin işleyişini yöneten ilahi bir ilkedir ve her şey bu akılcı düzene tabidir.

Heraklitos, insanların Logos’u anlaması gerektiğini, ancak çoğu insanın bu evrensel aklı fark edemediğini belirtmiştir: “Logos her şeyde ortak olsa da, insanlar kendi akıllarına göre yaşar.”

Karşıtlıkların Birliği: Heraklitos, evrendeki her şeyin zıtlıklar aracılığıyla var olduğunu savunmuştur. Örneğin, gece ve gündüz, sıcak ve soğuk, yaşam ve ölüm birbirini tamamlar ve bir bütün oluşturur.

Çelişkiler, evrendeki uyumu yaratır: “Zıtlıklar uyumdan doğar.” Bu, daha sonra diyalektik düşüncenin temellerini etkilemiştir.

Ateşin Merkezi Rolü: Heraklitos, evrenin temel maddesi olarak ateşi görmüştür. Ateş, değişimin ve dönüşümün sembolüdür; her şey ateşten gelir ve ateşe döner.

Ateş, evrendeki sürekli hareketi ve döngüyü temsil eder: “Bu dünya… ateşle çevrilidir ve ateşten oluşur.”

Bilginin ve Bilgeliğin Önemi: Heraklitos, insanlara duyularına değil, akla ve Logos’a güvenmelerini öğütlemiştir. Heraklitos, çoğu insanın yüzeysel düşündüğünü ve gerçeği anlamadığını eleştirmiştir.

Heraklitos, bilgeliğin, evrendeki değişim ve düzeni kavrayarak Logos’u anlamak olduğunu savunmuştur.

Çatışma ve Uyum: Heraklitos, çatışmanın (savaşın) evrendeki değişimin motoru olduğunu belirtmiştir: “Savaş her şeyin babasıdır.” Çatışma, zıtlıkların etkileşimiyle yeni düzenler yaratır. Ancak bu çatışma, kaos değil, evrensel uyumun bir parçasıdır.

Heraklitos’un Mirası

Felsefi Etki: Heraklitos’un değişim ve zıtlıklar üzerine fikirleri, özellikle Hegel’in diyalektik felsefesi ve modern süreç felsefesi üzerinde büyük bir etki bırakmıştır. Platon ve Aristoteles de onun fikirlerinden etkilenmiştir.

Parçalar: Heraklitos’un eserleri, yaklaşık 130 kısa parça olarak günümüze ulaşmıştır. Bu aforizmalar, hem felsefi hem de edebi açıdan güçlüdür ve onun “karanlık” üslubunu yansıtır.

Kültürel Etki: Heraklitos’un değişim ve Logos kavramları, Batı felsefesinde evrensel düzen ve akıl arayışına ilham vermiştir. Ayrıca, doğu felsefelerindeki Yin-Yang gibi zıtlıkların uyumu fikriyle benzerlikler taşımaktadır.

Modern Yansımalar: Değişim ve süreç odaklı düşüncesi, modern fizik, biyoloji ve sistem teorilerinde yankı bulur.

Heraklitos, münzevi bir yaşam sürmüş ve toplumdan uzak durmayı tercih etmiştir. Heraklitos’un soylu bir aileden geldiği söylenir, ancak o dünyevi unvanları reddetmiştir. Heraklitos’un halkın cehaletini eleştiren keskin bir üslubu vardır ve bu yüzden çağdaşları tarafından anlaşılması zor bulunmuştur.

Efsanelere göre; Heraklitos, yalnız bir şekilde ölmüştür ve ölümü hakkında çeşitli hikayeler (örneğin, gübre yığınında öldüğü) anlatılmaktadır, ancak bunlar muhtemelen abartılıdır.

Paylaşın

Erişim Kontrol Sistemi Nedir, Nasıl Çalışır? Faydaları

Erişim Kontrol Sistemleri (ACS), fiziksel ve dijital varlıklarının güvenliğini ve gizliliğini sağlayarak modern işletmelerde ve kuruluşlarda önemli bir rol oynar. Bir ACS’nin temel amacı, altyapı, bilgi veya personel gibi kritik kaynaklara yetkisiz erişimi düzenlemek ve kısıtlamaktır.

Haber Merkezi / Belirli alanlara, dosyalara veya ağlara girişe izin vermek veya girişleri engellemek için metodik bir yaklaşım uygulayan bu sistemler, kuruluşların korumalı bir ortam sağlamalarına, hassas bilgileri korumalarına ve güvenlik ihlallerine, veri hırsızlığına ve diğer kötü amaçlı faaliyetlere yol açabilecek güvenlik açıklarını azaltmalarına olanak tanır.

Bu koruma, genel operasyonel verimliliği artırmanın yanı sıra çalışanlar, müşteriler ve iş ortakları arasında güven duygusunu da güçlendirir. Ayrıca, erişim kontrol sistemleri çok yönlüdür ve çeşitli kuruluşların benzersiz güvenlik ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde uyarlanabilir. Örneğin, kısıtlı alanlara girişi kontrol etmek için elektronik kart okuyucular, biyometrik tarayıcılar veya tuş takımları gibi çeşitli fiziksel formlarda kullanılabilirler.

Ayrıca, dijital alanda ACS, veri erişimi için kullanıcı kimlik doğrulama ve yetkilendirme süreçlerini yönetir ve genellikle her bir birey için uygun erişim düzeyini belirlemek üzere rol tabanlı erişim kontrolü (RBAC) veya öznitelik tabanlı erişim kontrolü (ABAC) stratejilerini kullanır.

Her iki durumda da ACS, verilen veya reddedilen her erişim örneğini kaydederek güvenlik yönetimi ve uyumluluk raporlaması için değerli bir denetim izi sağlar. Sonuç olarak, erişim kontrol sistemlerinin kullanımı, bir kuruluşun bütünlüğünü ve gizliliğini korurken, aynı zamanda verimli ve sorunsuz operasyonlar sağlar.

Erişim kontrol sistemi hakkında sıkça sorulan sorular:

Erişim kontrol sistemlerinin farklı türleri nelerdir?

Erişim kontrol sistemlerinin çeşitli türleri vardır, örneğin:

1. Takdirî Erişim Kontrolü (DAC)
2. Zorunlu Erişim Kontrolü (MAC)
3. Rol Tabanlı Erişim Kontrolü (RBAC)
4. Nitelik Tabanlı Erişim Kontrolü (ABAC)
Her tür, bir kuruluşun ihtiyaç ve gereksinimlerine bağlı olarak farklı güvenlik ve işlevsellik düzeyleri sunar.

Erişim kontrol sistemi nasıl çalışır?

Bir erişim kontrol sistemi, genellikle kullanıcıların bir erişim kontrol okuyucusuna kimlik bilgilerini (anahtar kartı, PIN veya biyometrik veriler gibi) sunmasını gerektirir. Okuyucu daha sonra bir kontrol paneli veya merkezi sunucuyla iletişim kurar ve bu sunucu, kullanıcının kimlik bilgilerini kayıtlı onaylı kullanıcılar listesiyle karşılaştırır. Kullanıcı yetkilendirilmişse, sistem kapının kilidini açar veya kısıtlı alana erişim izni verir.

Erişim kontrol sistemi kullanmanın faydaları nelerdir?

Erişim kontrol sistemi kullanmanın bazı faydaları şunlardır:

1. Gelişmiş güvenlik: Yetkisiz erişim önemli ölçüde azalır.
2. Özelleştirilebilir erişim seviyeleri: Kullanıcılara iş rollerine veya sorumluluklarına göre farklı erişim seviyeleri atamanıza olanak tanır.
3. Kolay yönetim: Yöneticilerin kullanıcı erişimini uzaktan eklemesine, kaldırmasına veya değiştirmesine olanak tanır.
4. Hırsızlık riskinin azalması: Belirli alanlara erişimi kısıtlayarak değerli varlıkların korunmasına yardımcı olur.
5. Ayrıntılı raporlama: Denetim amacıyla, bir alana giren veya girmeye çalışan tüm kullanıcıların kaydını sağlar.

Erişim kontrol sisteminin bazı yaygın bileşenleri nelerdir?

Yaygın erişim kontrol sistemi bileşenleri şunlardır:

1. Erişim kontrol okuyucuları: Kullanıcı kimlik bilgilerini (örneğin, anahtar kartları, parmak izleri veya PIN’ler) doğrular.
2. Erişim kartları veya jetonları: Kullanıcılara atanan fiziksel veya dijital kimlik bilgileri gibi davranır.
3. Kontrol paneli veya erişim kontrol sunucusu: Kullanıcı kayıtlarını ve erişim hakları bilgilerini depolar.
4. Kilitleme cihazları: Kapıları veya giriş noktalarını güvence altına alan elektronik veya manyetik kilitler.
5. Çıkış talebi (RTE) cihazları: Yetkili kullanıcıların güvenli bir alandan güvenli bir şekilde çıkmalarını sağlar.

Paylaşın

Konfüçyüs Kimdir? Öğretileri

MÖ 551 yılında Lu eyaletinde (bugünkü Shandong bölgesi) dünyaya gelen Konfüçyüs (Kong Fuzi veya Kongzi) MÖ 479 yılında hayatını kaybetmiştir. Konfüçyüs, Zhou Hanedanı döneminde yaşamıştır.

Haber Merkezi / Konfüçyüs, devlet memuru, öğretmen ve düşünür olarak, ahlaki, toplumsal ve siyasi düzen üzerine geliştirdiği fikirlerle Konfüçyüsçülüğün (Konfüçyanizm) temelini atmıştır. Konfüçyüs, bireyin erdemli bir yaşam sürmesi ve toplumun uyum içinde işlemesi için etik bir sistem önerir.

Konfüçyüs’ün Öğretileri, özellikle Analectler (Lunyu) adlı eserde, öğrencileri tarafından derlenmiştir.

Konfüçyüs’ün Öğretileri

Konfüçyüs’ün felsefesi, bireyin ahlaki gelişimi, toplumsal uyum ve iyi yönetim üzerine odaklanır. Temel kavramları şunlardır:

Ren (İnsancıllık/Erdem): Ren, Konfüçyüs felsefesinin merkezindedir ve insan sevgisi, merhamet, iyilikseverlik ve insaniyet anlamına gelir. İnsanların birbirine karşı empati, saygı ve şefkatle davranması gerektiğini vurgular. Ren, bireyin içsel ahlaki gelişimiyle başlar ve topluma yayılır.

Konfüçyüs, “Kendin için istemediğini başkasına yapma” diyerek altın kuralı ifade emiştir.

Li (Tören ve Görgü Kuralları): Li, toplumsal düzenin sağlanması için gerekli olan ritüeller, görgü kuralları ve uygun davranışlardır. Bu, hem günlük hayatta nezaket hem de resmi törenlerde düzeni içerir.

Konfüçyüs, Li’nin insanları bir araya getirdiğini ve toplumsal uyumu sağladığını savunmuştur. Örneğin, ailede saygı, devlet yönetiminde protokol ve ibadetlerde ritüeller Li’nin kapsamındadır.

Xiao (Ailevi Saygı): Xiao, ebeveynlere ve atalara saygı göstermeyi ifade eder. Konfüçyüs, aile bağlarının toplumun temel taşı olduğuna inanır ve ailedeki saygı kültürünün topluma yayılacağını düşünmüştür.

Bu kavram, atalara tapınma gibi geleneklerin de temelini oluşturmuştur.

Zhong (Sadakat) ve Shu (Karşılıklılık): Zhong, bağlılık ve dürüstlüğü; Shu ise empati ve karşılıklı anlayışı temsil eder. Konfüçyüs, ilişkilerde dürüstlük ve başkalarının hislerini gözetme üzerine vurgu yapmıştır.

Shu, “Başkalarına kendin için istediğini yap” fikriyle özetlenir.

Junzi (Erdemli İnsan): Junzi, Konfüçyüs’ün ideal insan modelidir. Erdemli, ahlaklı, bilgili ve kendine hâkim bir bireydir. Junzi, çıkar peşinde koşmaz; topluma hizmet eder ve ahlaki ilkelerden taviz vermez.

Konfüçyüs, herkesin Junzi olma potansiyeline sahip olduğunu, bunun eğitim ve öz disiplinle mümkün olduğunu savunmuştur.

Yönetim ve Liderlik: Konfüçyüs, iyi bir yönetimin ahlaki liderlikten geçtiğine inanır. Hükümdar, erdemli bir örnek olmalı ve halkı cezalarla değil, ahlaki otoriteyle yönlendirmelidir.

Konfüçyüs, Analectler’de şöyle der: “Erdemle yönetirsen, halk yıldızların gökyüzünde sıralandığı gibi seni izler.”

Eğitim ve Kendini Geliştirme: Konfüçyüs, eğitimi bireyin ve toplumun gelişimi için vazgeçilmez görmüştür. Konfüçyüs, herkesin eğitim alması gerektiğini savunmuş ve sınıf farkı gözetmeksizin öğrenci yetiştirmiştir.

Öğrenme, ahlaki karakteri güçlendirmek ve topluma katkı sağlamak için bir araçtır.

Konfüçyüs’ün Mirası

Analectler (Lunyu): Konfüçyüs’ün doğrudan yazdığı bir eser olmasa da, öğrencilerinin onun sözlerini ve diyaloglarını derlediği bu kitap, Konfüçyüsçülüğün temel metnidir. Kısa aforizmalar ve öğütler içerir.

Konfüçyüsçülüğün Etkisi: Konfüçyüs’ün öğretileri, Çin’de Han Hanedanı’ndan itibaren resmi devlet ideolojisi haline gelmiş ve Çin, Japonya, Kore ve Vietnam gibi Doğu Asya kültürlerini derinden etkilemiştir. Devlet yönetimi, eğitim sistemi ve aile yapısı üzerinde kalıcı bir iz bırakmıştır.

Evrensel Değerler: Konfüçyüs’ün ahlak, saygı ve eğitim vurgusu, evrensel bir çekiciliğe sahiptir. Modern dünyada, etik liderlik ve toplumsal uyum arayışında fikirleri hâlâ yankı bulmaktadır.

Konfüçyüs Enstitüleri: Günümüzde, Konfüçyüs’ün mirasını yaşatmak için dünya çapında Konfüçyüs Enstitüleri kurulmuştur.

Konfüçyüs, mütevazı bir ailede doğmuş ve genç yaşta devlet memuru olarak çalışmıştır. Ancak siyasi yozlaşma ve kaos nedeniyle memurluktan ayrılmış, hayatını öğretmeye adamıştır. Binlerce öğrenci yetiştirdiği söylenir.

Ölümünden sonra fikirleri, öğrencileri ve takipçileri tarafından sistemleştirilmiştir. Efsanelere göre, Laozi ile karşılaştığı ve ondan etkilendiği anlatılır, ancak bu tarihsel bir gerçek olmaktan çok semboliktir.

Konfüçyüs, ahlaki bir toplumun bireylerin erdemli davranışlarıyla mümkün olduğuna inanmış ve bu vizyonuyla insanlık tarihine damga vurmuştur. Onun şu sözü felsefesini özetler: “Erdem, yalnız başına kalmaz; mutlaka komşuları olur.”

Paylaşın

Erişim Kontrol Listesi Nedir, Nasıl Çalışır? Türleri

Erişim Kontrol Listesi (ACL), özellikle ağ ve veri erişim yönetimi bağlamında bilgi güvenliğinin önemli bir yönünü temsil eder. Erişim Kontrol Listesinin temel amacı, izinleri yönetmek ve bir ağdaki veya bir uygulama içindeki belirli kaynaklara hangi kullanıcı veya işlemlerin erişim iznine sahip olduğunu belirleyerek ek bir güvenlik katmanı sağlamaktır.

Haber Merkezi / Özünde, belirli dosya ve dizinleri görüntüleme, düzenleme veya silme gibi belirli eylemleri kimin gerçekleştirebileceğini belirler. İyi tanımlanmış bir kurallar kümesi oluşturarak, ACL’ler hassas verilerin gizliliğini, bütünlüğünü ve erişilebilirliğini korumaya katkıda bulunur ve sistem yöneticilerinin sistemlerini etkili ve verimli bir şekilde yönetmelerine olanak tanır.

Erişim Kontrol Listelerinin temel kullanımlarından biri, kaynaklara yetkisiz erişimi engellemeye yardımcı olarak olası güvenlik ihlallerine ve veri sızıntılarına karşı koruma sağlamaktır. Çeşitli sistemlerde kullanılan ACL’ler, yönlendiricilerde ve güvenlik duvarlarında, işletim sistemlerinde ve hatta veritabanı yönetim araçları gibi bireysel programlarda bulunabilir.

Yapılandırılan kurallara göre erişime izin vererek veya erişimi engelleyerek, ACL’ler ağ trafiği üzerinde ayrıntılı kontrol sağlar, yetkisiz kullanıcıları filtreler ve hayati önem taşıyan altyapı ve dijital varlıkları korur. Sonuç olarak, Erişim Kontrol Listeleri, hem kuruluşlar hem de bireyler için hem gizliliği hem de güvenliği sağlamada önemli bir rol oynar ve yalnızca uygun hak ve izinlere sahip olanların hassas bilgilere erişebilmesini sağlar.

Erişim kontrol listesi hakkında sıkça sorulan sorular:

Erişim Kontrol Listesi nasıl çalışır?

ACL, bir kullanıcı veya grubun özniteliklerini (kullanıcı kimlikleri, grup kimlikleri ve IP adresleri gibi) belirli bir kaynak için ACL’de tanımlanan kurallarla karşılaştırarak çalışır. Kullanıcıya veya gruba kaynağa erişim izni veren bir eşleşme bulunursa, işleme izin verilir, aksi takdirde işlem reddedilir.

Erişim Kontrol Listelerinin farklı türleri nelerdir?

ACL’lerin çeşitli türleri vardır, bunlar şunlardır:

Standart ACL’ler: Bunlar, kaynak IP adresine göre erişimi kontrol eder.
Genişletilmiş ACL’ler: Bunlar, hem kaynak hem de hedef IP adreslerine, protokol ve bağlantı noktası numaralarına göre erişimi kontrol eder.
Rol Tabanlı ACL’ler: Bunlar, kullanıcıları ve grupları belirli izinler ve kısıtlamalarla rollere atayarak erişimi kontrol eder.
Dinamik ACL’ler: Bunlar, kullanıcı kimlik doğrulaması veya zamana dayalı kurallar gibi belirli koşullara bağlı olarak kaynaklara geçici erişime izin verir.

Erişim Kontrol Listeleri genellikle nerelerde uygulanır?

ACL’ler bir ağın veya sistemin çeşitli seviyelerinde uygulanabilir, bunlar şunları içerir:

Yönlendiriciler ve anahtarlar gibi ağ cihazları
Güvenlik duvarları ve güvenlik cihazları
Sunucular ve iş istasyonlarındaki işletim sistemleri ve dosya sistemleri
Yazılım uygulamaları ve veritabanları

Erişim Kontrol Listelerini nasıl oluşturabilir ve yönetebilirim?

ACL’lerin oluşturulması ve yönetilmesi, komut satırı arayüzleri, grafiksel kullanıcı arayüzleri (GUI’ler) veya sistem ya da yazılım tarafından sağlanan yönetim araçları aracılığıyla yapılabilir. ACL’leri oluşturmak ve yönetmek için gereken belirli adımlar ve komutlar, kullanılan platforma ve uygulamaya bağlı olarak değişiklik gösterecektir.

ACL’lerde değişiklik yapmadan önce, doğru izin ve kısıtlamaların uygulandığından emin olmak için istediğiniz güvenlik ve erişim kontrol politikalarını planlamanız ve belgelemeniz önemlidir. Ayrıca, güvenli bir ortam sağlamak için ACL’leri gerektiğinde düzenli olarak gözden geçirmek ve güncellemek en iyi uygulamadır.

Paylaşın

Laozi (Lao Tzu) Kimdir? Öğretileri

MÖ 6. yüzyılda yaşadığı düşünülen Laozi (Lao Tzu, “Yaşlı Usta”), Taoizmin kurucusudur. Gerçek adı Li Er veya Lao Tan olarak belirtilse de, varlığı tartışmalıdır ve hakkında kesin bilgiler sınırlıdır.

Haber Merkezi / Zhou Hanedanı döneminde bir devlet arşivcisi olduğu ifade edilen Laozi, Tao Te Ching adlı eseriyle tanınır; bu kısa ama derin metin, Taoizmin temel felsefi ve manevi ilkelerini içerir.

Efsaneye göre, Laozi Çin’den ayrılırken bir sınır muhafızının isteği üzerine Tao Te Ching’i yazmıştır.

Laozi’nin Öğretileri

Laozi’nin felsefesi, Tao Te Ching’de ortaya konan Taoizm’in temel ilkelerine dayanır. Bu öğretiler, evrenle uyum, sadelik ve doğal akış üzerine odaklanır:

Tao (Yol): Tao, evrenin temel düzeni, her şeyin kaynağı ve işleyişinin altında yatan ilkedir. Tanımlanamaz ve kavranamaz bir kavramdır. Laozi, Tao’nun her şeyi kapsadığını ve doğanın spontane akışını temsil ettiğini vurgulamıştır.

Laozi, Tao Te Ching’de şöyle der: “Tao söze dökülse, o gerçek Tao değildir.” Bu, Tao’nun insan dilinin ve aklının ötesinde olduğunu gösterir.

Wu Wei (Eylemsizlik): Wu Wei, “eylemsiz eylem” veya doğal akışa uyum sağlama ilkesidir. Laozi, zorlama yerine doğanın ritmine uygun hareket etmeyi öğütlemiştir. Bu, pasiflik değil, gereksiz çaba göstermeden etkili olmayı ifade etmektedir.

Örneğin, bir nehrin akışına karşı kürek çekmek yerine akıntıyla uyum içinde ilerlemek Wu Wei’dir.

Sadelik ve Alçakgönüllülük: Materyalist ve hırstan uzak, sade bir yaşamı savunan Laozi, insanların doğal hallerine dönmeleri gerektiğini ifade etmiştir.

Güç, zenginlik veya statü peşinde koşmak yerine, tevazu ve içsel dinginlik ön plandadır.

Karşıtlıkların Birliği (Yin ve Yang): Laozi, evrendeki her şeyin zıtlıklar aracılığıyla dengelendiğini öğretmiştir. İyi-kötü, ışık-karanlık gibi karşıtlıklar, birbirini tamamlar ve Tao’nun bir parçasıdır.

Bu denge, evrenin uyum içinde işlemesini sağlar.

Yönetim ve Liderlik: Laozi, ideal liderin halkı zorlamadan, doğal akışa uygun şekilde yönetmesi gerektiğini savunmuştur. En iyi lider, varlığı hissedilmeyen, ancak düzeni sağlayan kişidir.

Laozi, Tao Te Ching’de, “En iyi yönetim, insanların yönetildiğini fark etmediği yönetimdir” der.

Laozi’nin Mirası

Tao Te Ching: Laozi’nin en büyük katkısı, yaklaşık 5 bin kelimeden oluşan bu metindir. 81 kısa bölümden oluşan eser, felsefi derinliği ve poetik üslubuyla dünya çapında etkili olmuştur. Hem bireysel yaşam hem de yönetim için rehberdir.

Taoizm: Laozi’nin öğretileri, Taoizmin felsefi (Daojia) ve dini (Daojiao) kollarını şekillendirmiştir. Felsefi Taoizm, bireysel iç huzur ve doğayla uyum üzerine odaklanırken, dini Taoizm ritüeller ve manevi uygulamalar geliştirmiştir.

Kültürel Etki: Laozi’nin fikirleri, Konfüçyüsçülük ve Budizm ile birlikte Çin düşüncesini derinden etkilemiştir. Ayrıca, Batı’da modern felsefe, edebiyat ve hatta kişisel gelişim alanlarında ilham kaynağı olmuştur.

Evrensel Çekicilik: Laozi’nin sadelik, doğallık ve denge vurgusu, günümüzde çevre bilinci, meditasyon ve minimalizm gibi kavramlarla yankı bulur.

Paylaşın