“9 Bin PKK’lı Türkiye’ye Dönecek” İddiası

İlk etapta silahlı suçlara karışmamış bin PKK’lının, daha sonra ise yapılacak bireysel incelemelerin sonucuna bağlı olarak 8 bin PKK’lının Türkiye’ye dönüşüne izin verileceği öne sürüldü.

Çözüm süreci kapsamında gözler hükümetin önereceği yasal düzenlemelere çevrilmişken Reuters haber ajansı, ismi verilmeyen “üst düzey bir Ortadoğu yetkilisine” dayandırdığı haberinde, genel bir af anlamına gelmeyecek fakat PKK’dan ayrılarak evlerine dönenleri koruyacak bir düzenleme üzerinde çalışıldığını aktardı.

Ajansa konuşan yetkili, söz konusu düzenlemenin bu ay içinde parlamentoya sunulmasının beklendiğini dile getirdi.

Buna göre, ilk etapta silahlı suçlara karışmamış bin kişinin, daha sonra ise yapılacak bireysel incelemelerin sonucuna bağlı olarak 8 bin militanın Türkiye’ye dönüşüne izin verilecek.

Yetkili, Ankara’nın bin kadar orta ve üst düzey PKK yetkilisinin ise Türkiye’ye dönmesine izin vermeyeceğini, bu isimlerin Avrupa dahil üçüncü ülkelere yerleştirilmesinin gündeme gelebileceğini söyledi.

Ajansa konuşan DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel de, PKK üyelerinin demokratik ve sosyal entegrasyonunu mümkün kılacak özel bir yasa üzerinde çalışıldığını” ve bunun “İster sivil ister militan olsun, PKK’dan dönen herkes için geçerli olacağını” vurguladı. Temel diğer yandan, kademeli bir geri dönüşün değil, herkesi kapsayan bir yöntemin benimseneceğini belirtti.

Bazı PKK üyelerinin üçüncü ülkelere gönderilmesi fikrinin gündeme getirildiğini de doğrulayan Tayip Temel, bunun potansiyel ev sahibi ülkelerle de müzakere edilmesi gerektiğini belirtti.

DEM Parti’den ismi gizli tutulan bir diğer kaynak ise, genel af dili kullanılmadan sadece PKK’ya özgü tek bir yasa üzerinde çalışıldığını belirtti.

Temel’in açıklamasının aksine, “Farklı gruplar için farklı prosedürler olacak” diyen kaynak, bazı PKK üyelerinin Türkiye’ye döndüklerinde muhtemelen soruşturma ve yargılamalarla karşı karşıya kalacağını belirtti.

PKK, kurucusu Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine Mayıs ayında örgütsel varlığına son verdiğini duyurmuş, militanlar Temmuz ayında sembolik bir ateş yakma töreni gerçekleştirmişti. Geçen ay da Türkiye’deki militanların Irak’a döneceği duyurulmuş ancak Türkiye’de halihazırda kaç silahlı savaşçı bulunduğu konusunda bir bilgi verilmemişti.

Halihazırda önemli bir kısmı Türkiye vatandaşı olan PKK militanlarının büyük çoğunluğunun Irak’ta olduğu biliniyor. Ayrıca Suriye’nin kuzeyinde de az sayıda PKK’lının varlıklarını sürdürdüğü değerlendiriliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’de Son On Ayda 235 Kadın Öldürüldü

Ekim ayında 19 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 22 kadın ise şüpheli bir şekilde ölü bulundu. 2025 yılının ilk on ayında ise 235 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 247 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu.

Haber Merkezi / Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP) Ekim ayı raporu, kadına yönelik şiddetin korkunç boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi.

Rapora göre, ekim ayında 19 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 22 kadın ise şüpheli bir şekilde ölü bulundu.

Öldürülen 19 kadından 7’si boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak istemesi bahanesi ile, 1’i kızının kına merasimi eksiklikleri bahanesiyle öldürüldü. 11 kadının ise hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi.

Öldürülen 19 kadının 7’si evli olduğu erkek, 6’sı eskiden evli olduğu erkek, 2’si tanıdığı biri, 1’i eskiden birlikte olduğu erkek, 1’i birlikte olduğu erkek, 1’i akrabası, 1’i ısrarlı takip faili tarafından öldürülmüştür. Bu ay kadınların yüzde 37’si evli olduğu erkek tarafından öldürüldü.

Kadınların 8’i evinde, 6’sı sokakta, 1’i su ve kenarında, 1’i işyerinde, 1’i kamusal alanda öldürülmüştür. 2 kadının öldürüldüğü yer tespit edilememiştir. Bu ay öldürülen kadınların yüzde 42’si  evlerinde öldürüldü.

Bu ay öldürülen kadınların 13’ü ateşli silahlarla, 5’i kesici aletle, 1’i boğularak öldürüldü. Bu ay öldürülen kadınların yüzde 68’i ateşli silah ile öldürüldü.

Ekim ayında öldürülen 19 kadının yaşam mücadelesi hikayeleri:

İzmir’de yaşayan 45 yaşındaki 2 çocuk annesi Serpil Güral, boşanma aşamasında olduğu A.G. tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Serpil’in fail hakkında 22 Eylül’de 1 ay süreyle uzaklaştırma kararı aldığı öğrenildi.

Yalova’da 39 yaşındaki Belgin Aslanoğlu, evli olduğu Özgür Aslanoğlu tarafından sokak ortasında göğsünden ve başından ateşli silahla vurularak öldürüldü. Fail hala yakalanamadı.

Denizli’de 42 yaşındaki Keziban Pars Acar, 6 ay önce evlendiği Tunay Acar tarafından tüfekle vurularak öldürüldü. Fail daha sonra aynı silahla intihar etti.

Çankırı’da 2 çocuk annesi, temizlik görevlisi 40 yaşındaki İlknur Kertlez, eskiden evli olduğu Selami Yılmaz tarafından bıçaklanarak öldürüldü. İntihar girişiminde bulunan fail 2 gün sonra taburcu edilerek gözaltına alındı.

Kahramanmaraş’ta Hakan Yılmaz, 7 yıl önce boşandığı 37 yaşındaki Fatma Görkem  ateşli silahla öldürdükten sonra Fatma’nın annesi 63 yaşındaki Gülistan Görkem’i öldürdü ve üvey kızı 19 yaşındaki Eda Nur Göksu’yu da yaraladı. Fail intihar etti.

Kayseri’de 39 yaşındaki 3 çocuk annesi, üniversite öğrencisi Meliha Keskin 5 yıl önce boşandığı Ferhat Karakaya tarafından üniversite önünde pompalı tüfekle vurularak öldürüldü.

İstanbul’da 42 yaşındaki Nilay Kotan, eskiden birlikte olduğu Ali K. tarafından ayrılmak istediği bahanesiyle sokak ortasında 15 kurşunla vurularak öldürüldü. Nilay’ın öldürüldüğü gün mahallesi Çağlayan’daki duruşma nedeniyle polis ablukasındaydı.

Bolu’da 3 çocuk annesi 29 yaşındaki Hilal Baltaş, evli olduğu Engin Baltaş tarafından av tüfeğiyle vurularak öldürüldü. Failin daha sonra cinayeti sosyal medya üzerinden duyurduğu öğrenildi.

Adana’da 34 yaşındaki Ebru Kaya, eskiden birlikte olduğu Tuğrul Kılıç tarafından ayrılmak istediği bahanesiyle ateşli silahla öldürüldü.

Kocaeli’de 46 yaşındaki Binnur Gökmen, evli olduğu Ramazan Gökmen tarafından kızının kına merasimi eksiklikleri bahanesiyle bıçaklayarak öldürüldü. Fail intihar girişiminde bulundu.

Çanakkale’de Şerife Akyıldız, eskiden evli olduğu Ferdi Akyıldız tarafından işyerinde ateşli silahla vurularak öldürüldü. Fail yakalandı.

İzmir’de 69 yaşındaki yatağa bağımlı İzade Teker, evli olduğu R.T. tarafından ateşli silahla vurularak öldürüldü. Fail tutuklandı.

İstanbul’da 38 yaşındaki Aysel Karakoç, eskiden birlikte olduğu Fethi Şancı tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

İzmir’de 25 yaşındaki bir çocuk annesi Gülben Duru, eskiden evli olduğu Asil ÇAmur tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Gülben çocuğunun okulu yanındaki polis bekleme noktasına iki kere başvurmuştu. Fail tutuklandı.

İstanbul’da üç çocuk annesi 29 yaşındaki Suzan Elik, boşanma aşamasında olduğu Yunus Elik tarafından ateşli silahla vuruldu. Suzan hastanede yaşam mücadelesini kaybetti.  Suzan Elik’in fail hakkında uzaklaştırma kararı vardı. Fail hala yakalanamadı.

Zonguldak’ta Gönül Karakök, eskiden evli olduğu erkeğin babası Hüseyin Derin tarafından ateşli silahla vurularak öldürüldü. Fail tutuklandı.

Ankara’da 35 yaşındaki bir çocuk annesi Muradiye Gökmen, ısrarlı takibine maruz kaldığı A.Ş.A. tarafından ateşli silahla vurularak öldürüldü. Failin çok sayıda suç kaydı olduğu, Muradiye’yi ısrarla takip ettiği ortaya çıktı. Fail tutuklandı

Zonguldak’ta 17 yaşındaki. Hasret Akkuzu, aile tarafından tanınan Deniz Boyacı tarafından boğularak su kuyusuna atıldı. Failin çok sayıda suç kaydı bulunuyor. Fail tutuklandı.

Paylaşın

Merkez Bankası, Yıl Sonu Enflasyon Tahminini Yüzde 32’ye Yükseltti

Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, yıl sonu enflasyon tahminlerini yukarı yönlü revize ettiklerini duyurdu. Buna göre TCMB’nin 2025 sonu tahmini yüzde 32’ye çıktı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan yılın son enflasyon raporunu açıkladı. Sunumunda, dezenflasyon sürecinin son iki ayda yavaşladığını kaydeden Karahan, yıl sonu enflasyon tahminlerini yukarı yönlü revize ettiklerini duyurdu.

Buna göre TCMB’nin 2025 sonu tahmini yüzde 32’ye çıktı. Daha önce TCMB yıl sonu enflasyon tahminini 27 olarak açıklamıştı. 2026 yıl sonu içinse tahmin aralığı yüzde 13-19 seviyesinde korundu.

Yukarı yönlü revizyonun ardından Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi yüzde 1’den fazla, bankacılık endeksi ise yüzde 3’ün üzerinde geriledi.

Üçüncü çeyrekteki enflasyon raporuna kıyasla yılın son üç ayında gıda fiyatlarının yıllık tüketici enflasyonuna katkısının 1,5 puan yükseldiğini belirten Karahan, “Son iki ayda ise enflasyon, tahmin aralığımızın üzerinde gerçekleşmiş oldu. Bu gelişmenin arka planına bakacak olursak; gıda fiyatları kaynaklı etkilerin ön plana çıktığını söylemek mümkün” diye konuştu.

Bir önceki enflasyon raporunda, olumsuz hava koşullarının gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü riskler oluşturduğundan bahsettiklerini hatırlatan TCMB Başkanı Karahan, “Son aylarda ise arza yönelik bu risklerin gerçekleştiğini görüyoruz. Nitekim, bitkisel üretim tahminleri Mayıs ayındaki ilk tahminlere kıyasla aşağı yönlü güncellendi. Söz konusu gelişmelerin de etkisiyle, gıda enflasyonu son dönemde belirgin bir yükseliş gösterdi” dedi.

Fatih Karahan, gıda fiyatlarındaki olumsuz seyrin yanı sıra son üç ayda hizmet ve temel mal enflasyonlarında kaydedilen iyileşmelerin de öngörülenden daha sınırlı olduğunu belirtti.

Üniversite ücretlerindeki artışın da enflasyonun seyrini olumsuz etkilediğini kaydeden Karahan, “2019 sonuyla kıyaslandığında, tüketici fiyatları geçen süre zarfında 7,8 kat artarken, üniversite ücretleri 15 kat artmış durumda. Üçüncü çeyrekte vakıf üniversitelerinde ücret artışları öngörülerimizin üzerinde gerçekleşti. Dolayısıyla, tahmin güncellemesine, sınırlı olmakla birlikte, buradan bir etki geldiğini söylemeliyiz” dedi.

Sunumunun ardından soru-cevap bölümünde Karahan, dezenflasyon sürecinde “durmadan” ziyade, “yavaşlama” olduğunu belirtti. Para politikasının bu gelişmeyle uyumlu olduğunu belirten Karahan, faiz indirimlerinde “durmayı gerektirecek bir bozulma görmediklerini,” ama “riskleri göz önünde bulundurarak adım büyüklüğünü düşürdüklerini” kaydetti.

Karahan, “Enflasyon görünümünde bir bozulma olursa ilk olarak adım büyüklüğünü düşüreceğimizi ifade etmiştik. Para politikasında bir ayar yapmış olduk, gerekirse daha fazlasını yapmaya hazırız” diye konuştu.

Dezenflasyon sürecinin yavaşladığı ortamda TCMB, Ekim ayında faiz indirimlerini sürdürmüş ancak öncekilerin aksine 100 baz puan ile daha sınırlı bir düşüş kararı açıklamıştı. Ekim kararının ardından Türkiye’de politika faizi yüzde 39,5 seviyesinde bulunuyor.

Para politikası ve maliye politikalarının uyumlu hareket etmesinin önemini de vurgulayan Karahan, “Bu doğrultuda (hükümetten gelen), özellikle Ocak ayında yapılacak vergi ve çeşitli güncellemelerin enflasyon hedefiyle uyumlu olacağı açıklamaları son derece kıymetli. Biz önümüzdeki sene için planımızı yaparken bu açıklamaları da göz önünde bulundurduk” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı sunumda, vergi ve harçlardaki güncellemenin yeniden değerleme oranı yerine enflasyon hedeflerini dikkate alarak bütçe imkanları doğrultusunda daha düşük oranda yapılmasının gündemlerinde olduğunu belirtmişti.

Paylaşın

“Süreç Komisyonu” Öcalan’ı Dinleyecek Mi? Kurtulmuş Açıkladı

“Komisyon Abdullah Öcalan ile görüşecek mi?” sorusunu yanıtlayan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Eğer meclis ve siyasi partiler bu konuda mutabakata varırsa yasal çerçevede böyle bir görüşme yapılabilir” dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, İstanbul’da bazı medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleriyle bir araya geldi.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre; Kurtulmuş, bu toplantıda İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı’nı dinleyeceklerini ifade etti.

Kurtulmuş, komisyonun İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmesi ile ilgili tartışmalara da değindi. “Eğer meclis ve siyasi partiler bu konuda mutabakata varırsa yasal çerçevede böyle bir görüşme yapılabilir” diyen Kurtulmuş, kararı meclis komisyonunun vereceğini vurguladı.

Kurtulmuş, süreçle ilgili yasal düzenlemelerin PKK’nın silah bıraktığının teyit edilmesinden sonra yapılabileceğini söyledi:

“MİT ve Milli Savunma Bakanlığı unsurlarının, ‘Evet, örgüt kendisini feshetmiştir, sahada ciddi bir silahsızlanma sağlanmıştır’ diyerek bu tespiti yapmasından sonra TBMM’nin konunun gerektirdiği birtakım yasal düzenlemeleri gerçekleştirmesi mümkün olabilecektir.”

Kurtulmuş Öcalan’ın serbest kalması için gündeme gelen umut hakkı konusundaki bir soruya ise “Henüz öyle bir konu gündemde yok, yani komisyonun gündeminde yok” diye yanıt verdi.

Kurtulmuş toplantıda ayrıca 2013-15 arasında yürütülen çözüm süreciyle ilgili de değerlendirmelerde bulundu.

İki sürecin çok farklı olduğunu söyleyen TBMM Başkanı şöyle konuştu: “Her şeyden evvel üzülerek ifade ediyorum, o dönem içerisinde devlet adına bu süreci yürüten kurumların neredeyse tamamı FETÖ’cülerin yönetimindeydi, onların etkisi altındaydı.

Yani bir siyasi irade bunun olmasını istiyordu ama devletin içinde de yuvalanmış başkalarına ait bir siyasi irade bu işin olmamasını istiyordu.”

Kurtulmuş bugün devam eden görüşmelerle ilgili “şu anda süreci başından beri yürüten devlet kurumlarının tamamı siyasi iradenin emri altındadır” dedi.

Kurtulmuş ayrıca yürütülen sürecin “Türkler ile Kürtler arasında bir barış süreci olmadığını” vurguladı.

TBMM Başkanı bunun “devlete karşı mücadele eden terör örgütünün silahlarını bırakmasını ilan etmesiyle birlikte başlayan bir sürecin parlamento tarafından dikkatle izlenmesi süreci” olduğunu söyledi.

Kurtulmuş, PKK’nın bu süreçte “maksimalist talepleri” olmadığını da ekledi: “Federasyon gibi, birtakım ayrıcalıkların tesis edilmesi gibi, başka bir dilin Türkçenin yanında resmi dil olmasının talep edilmesi gibi bazı taleplerin gündeme gelmediğini biliyoruz.”

Paylaşın

İstanbul’da Yaşamanın Aylık Maliyeti 105 Bin Lira

İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti, ekim ayında bir önceki aya göre, 2 bin 882 lira artarak 104 bin 927 liraya yükseldi. İstanbul’un ekim ayı enflasyonu yüzde 40,84.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) aylık olarak yayımladığı “İstanbul’da Yaşam Maliyeti Araştırması”nın Ekim 2025 sonuçları açıklandı.

Buna göre; İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti, ekim ayında bir önceki aya göre, 2 bin 882 lira artarak 104 bin 927 liraya yükseldi.

İstanbul’daki yaşam maliyeti ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 2,82 oranında arttı. İstanbul’da yaşamanın maliyeti geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 42,30 artış gösterdi.

İstanbul’un enflasyonu yüzde 40,84

İstanbul Ticaret Odası (İTO), 2025 Ekim Ücretliler Geçinme İndeksi ve Toptan Eşya Fiyatları İndeksi verilerini açıkladı. Verilere göre, İstanbul’da yıllık enflasyon yüzde 40,84 seviyesine ulaştı. Yıl başından bu yana kümülatif artış ise yüzde 34,40 olarak kaydedildi.

Aylık bazda en yüksek artış, kış sezonu etkisiyle giyim ve ayakkabı grubunda yaşandı. Bu kalemdeki fiyatlar sadece bir ayda yüzde 17,26 arttı. Habere göre, haberleşme grubu yüzde 5,42, gıda ve alkolsüz içecekler yüzde 4,05, lokanta ve oteller ise yüzde 3,97 oranında artış gösterdi.

Konut harcamalarında yüzde 2,21, ev eşyasında yüzde 2,02 artış izlenirken, sağlık ve eğitim gruplarında herhangi bir fiyat değişimi yaşanmadı. Ulaştırma harcamaları yüzde 0,61 ile daha sınırlı bir artış kaydetti.

2024 Ekim’e kıyasla yıllık artış oranları birçok harcama grubunda genel endeksin üzerinde seyretti. Eğitim harcamaları yıllık bazda yüzde 62,54 ile en yüksek artışı gösterdi. Konut harcamalarında da yüzde 60,33’lük bir yıllık artış dikkat çekerken, eğlence ve kültür grubu yüzde 41,64 ile öne çıktı.

Paylaşın

Türkiye’nin Yeni Normu “Sıfır Gün Harcaması”

KONDA Araştırma tarafından yapılan araştırmaya göre çalışanların büyük kısmı maaşlarını aldıkları gün ya da hemen sonrasında tüketiyor. Bu durumu tanımlayan “sıfır gün harcaması” davranışı toplumda en yaygın eğilim olarak öne çıkıyor.

KONDA Araştırma’nın Eylül 2025 tarihli Barometre raporu, ekonomik baskılar altında şekillenen tüketici davranışlarının çarpıcı bir resmini ortaya koydu. Araştırmaya göre çalışanların büyük kısmı maaşlarını aldıkları gün ya da hemen sonrasında tüketiyor. Bu durumu tanımlayan “sıfır gün harcaması” davranışı toplumda en yaygın eğilim olarak öne çıkıyor. Katılımcıların yüzde 78’i bu tüketim alışkanlığını bir şekilde sergilediklerini ifade ederken, yüzde 38’i ise “her zaman maaşımı alır almaz bitiriyorum” diyor.

Raporda “sıfır gün harcaması” kavramı; maaş alındığı gün yapılan yüksek düzeyli harcamalar, yani paranın hiç bekletilmeden harcanması eğilimi olarak tanımlanıyor. Özellikle sabit ve düşük gelir gruplarında bu durum zorunlu harcamalara yetişebilme çabasının bir sonucu olarak öne çıkıyor. Araştırma, hane halkı bütçelerinin maaşla birlikte anında dağıldığını, tasarrufun ise neredeyse mümkün olmadığını gösteriyor.

KONDA verilerine göre tüketicilerin en sık başvurduğu davranış biçimi sıfır gün harcaması olurken, “küçük ödül anlayışı” yüzde 14’lük düzenli tekrar oranıyla ikinci sırada yer aldı. Tüketicilerin sadece yüzde 5’i her zaman “kendimi ödüllendirmek için alışveriş yaparım” diyor. “Alışveriş terapisi”, “intikam harcaması”, “felaket harcaması” ve “gösterişçi yönetim” gibi diğer kavramlar ise büyük oranda katılımcıların “hiçbir zaman” tercih etmediği davranışlar olarak öne çıktı.

Küçük Ödül Anlayışı: Katılımcıların %46’sı hiç yapmadığını, %5’i ise her zaman yaptığını belirtti.

Alışveriş Terapisi: Yüzde 69 bu davranışı hiç sergilemediğini söyledi.

Gösterişçi Harcama: Yüzde 74’lük büyük bir kesim bu eğilime tamamen uzak.

Veriler, özellikle düşük ve orta gelir grubundaki bireylerin her geçen ay daha fazla ekonomik baskı altında kaldığını ve harcama davranışlarının zorunluluklar doğrultusunda şekillendiğini gösteriyor.

KONDA Araştırma’nın sosyal medya açıklamasında da şu değerlendirme yer aldı: “Ekonomik koşulların baskısıyla en yaygın tüketici davranışı yüzde 78 ile sıfır gün harcaması oluyor. Çalışan kesimin büyük bir bölümü maaşını alır almaz bitiriyor. Bu tüketim davranışına sahip bireylerin yüzde 38’i ‘her zaman maaşım alır almaz bitiyor’ diyor.”

Paylaşın

AİHM’in Selahattin Demirtaş Hakkındaki Hak İhlali Kararı Kesinleşti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Adalet Bakanlığı’nın mahkemenin eski HDP Lideri Selahattin Demirtaş hakkında verdiği ihlal ve tahliye kararına itirazı reddetti. 

Adalet Bakanlığının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluğu hakkında verdiği ikinci ihlal ve tahliye kararına yaptığı itiraz reddedildi.

Bakanlığın itirazında, Demirtaş hakkındaki AİHM kararının AİHM Büyük Daire’de yeniden ele alınması talep edilmişti. AİHM Büyük Dairesi, Adalet Bakanlığı’nın geçen ay yaptığı itirazı reddetti.

Bu ret kararıyla birlikte AİHM’in Demirtaş hakkında verdiği ihlal ve tahliye kararı kesinleşmiş oldu.

AİHM kararı uygulanmazsa ne olur?

Yedi yargıçlı bir daire tarafından 1’e karşı 6 oyla verilen karar, üç ay içinde itiraz edilmemesi halinde kesinleşmiş olacaktı. Kararın kesinleşmesi halinde Ankara Selahattin Demirtaş’a 3 bin 245 euro maddi tazminat, 32 bin 500 euro manevi tazminat ve 20 bin euro mahkeme masrafı ödeyecekti. Kesinleşen kararın uygulanma süreci Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından denetleniyor.

AİHM tarafından 22 Aralık 2020 tarihinde açıklanan ve Kobani olayları ve milletvekilliği dokunulmazlığını da konu alan Selahattin Demirtaş (2) kararının uygulanışına ilişkin denetim süreci hâlihazırda Bakanlar Komitesi önünde devam ediyor.

Türkiye, son AİHM kararına rağmen Demirtaş’ı tahliye etmeyebilir ve Osman Kavala dosyasında olduğu gibi süreci uzatabilir. Türkiye, yaklaşık 7 yıldır cezaevindeki iş insan ve aktivist Osman Kavala’yı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin denetim sürecine girme pahasına tahliye etmemişti.

AİHM kararlarını uygulamayan Konsey üyelerine yaptırım kararları alabilen Bakanlar Komitesi’nin çağrılarına Ankara şimdiye dek olumlu yanıt vermiş değil.

Paylaşın

Çin Budist Sanatının İlk Zirvesi: Yungang Mağaraları

Kaya mimarisinin olağanüstü örneklerinden olan Yungang Mağaraları, Çin’in Shanxi eyaletinde, Datong şehrinin yaklaşık 16 kilometre batısında yer alan eski Budist tapınak mağaralarıdır.

Haber Merkezi / 2001 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan mağaralar, Kuzey Wei Hanedanı (386-534) döneminde, özellikle 5. ve 6. yüzyıllarda inşa edilmiştir ve Çin’in en ünlü üç Budist heykel alanından biri olarak kabul edilir (diğerleri Longmen ve Mogao mağaralarıdır).

Mağaralar, Wuzhou Shan dağlarının eteğinde, Shi Li nehri vadisinde, yaklaşık 1 kilometre uzunluğunda bir kumtaşı kayalığının güney yüzüne oyulmuştur. Toplamda 53 ana mağara, 51 binden fazla Buda heykeli ve nişi ile birlikte yaklaşık bin 100 küçük mağara bulunmaktadır.

Heykellerin boyutları birkaç santimetreden 17 metreye kadar değişir ve detaylı oymalarıyla dikkat çeker. Bu eserler, Güney ve Orta Asya’dan gelen Budist sanatının Çin kültürel gelenekleriyle başarılı bir şekilde harmanlandığını gösterir.

Yungang Mağaraları’nın yapımı, Kuzey Wei’nin Budizm’i devlet dini olarak benimsemesiyle başlamıştır. Başkentleri Pingcheng (bugünkü Datong) olan bu hanedan, mağaraları hem dini hem de politik bir sembol olarak kullanmıştır.

İlk mağaralar (16-20 numaralı mağaralar), 460’lı yıllarda ünlü rahip Tanyao’nun önderliğinde, hanedanın beş kurucu imparatorunu anmak için oyulmuştur. Daha sonraki dönemlerde ise sanat tarzı gelişmiş, heykellerde daha zarif ve Çin’e özgü özellikler ön plana çıkmıştır.

Mağaralar zamanla hava koşulları, kirlilik ve Gobi Çölü’nden gelen kum fırtınaları gibi tehditlerle karşı karşıya kalmıştır. Liao ve Qing hanedanları döneminde restorasyon çalışmaları yapılmış, 1950’lerden itibaren ise modern koruma çabaları hız kazanmıştır. Yungang Mağaraları hem tarihi hem de sanatsal değeriyle önemli bir turistik merkezdir.

Paylaşın

Sahtekarlık Sendromu

Sahtekarlık Sendromu (Imposter Syndrome), bireylerin kendi başarılarını ve yeteneklerini küçümsemelerine, bunları şans, tesadüf veya dış etkenlere bağlamalarına yol açan bir psikolojik fenomendir.

Haber Merkezi / Bu durum, kişinin “gerçekte yetersiz olduğu” ve bir gün bu “sahtekarlığın” ortaya çıkacağı korkusuyla karakterizedir. Özellikle yüksek başarı gösteren bireylerde yaygındır ve özgüven eksikliği, anksiyete ile ilişkilendirilir.

Psikiyatrik bir bozukluk olarak DSM-5’te tanımlanmasa da, milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir deneyimdir.

Bu kavram, 1978 yılında ABD’li psikologlar Pauline Rose Clance ve Suzanne Imes tarafından ilk kez tanımlanmıştır. Başlangıçta başarılı kadınlarda gözlemlenmiş olsa da, sonraki araştırmalar erkek ve kadınlarda eşit oranda görüldüğünü ortaya koymuştur.

Sendrom, bireyin içsel inanç sisteminden kaynaklanır ve genellikle aile, eğitim veya iş ortamındaki baskılardan tetiklenir.

Sahtekarlık Sendromunun Belirtileri Nelerdir?

Başarıları küçümseme: Elde edilen başarılar “şans eseri” veya “kolay oldu” diye içselleştirilmez.
Sürekli şüphe: “Yeterince iyi değilim” düşüncesi hâkimdir; yetenekler hafife alınır.
Keşfedilme korkusu: Bir gün “gerçek yetersizliğin” fark edileceği endişesi yaşanır.
Mükemmeliyetçilik: Küçük hatalar büyütülür, başarısızlık korkusu yoğundur.
Başkalarının onayına bağımlılık: Sürekli geri bildirim aranır, eleştiri aşırı etkiler.

Bu belirtiler, özellikle akademik, profesyonel veya yaratıcı alanlarda yoğunlaşır ve stres, tükenmişlik sendromu gibi sorunlara yol açabilir.

Sahtekarlık Sendromunun Nedenleri:

Sendromun kökeni genellikle şu faktörlere dayanır:

Aile ve yetiştirilme tarzı: Mükemmeliyetçi, rekabetçi veya aşırı korumacı ebeveynler, çocuğun başarılarını içselleştirmesini zorlaştırır.
Toplumsal baskılar: Cinsiyet rolleri, azınlık grupları veya rekabetçi ortamlar (örneğin, yüksek performanslı iş yerleri) tetikleyici olur.
Kişilik özellikleri: Mükemmeliyetçi, çalışkan veya aşırı sorumlu bireyler daha yatkındır.
Deneyimler: Hızlı kariyer yükselişi veya ilk büyük başarılar, “hak etmeme” duygusunu artırır.

Sahtekarlık Sendromunun Türleri:

Sahtekarlık Sendromu, Pauline Clance’ın sınıflandırmasına göre 5 türe ayrılır:

Mükemmeliyetçi: Küçük hatalara odaklanır, başarıyı “yeterince iyi değil” diye görür.
Uzman: Bilgi eksikliğinden korkar, “her şeyi bilmeliyim” diye baskı yapar.
Yetenek İnananı: Görevleri pratik yapmadan üstlenmekten çekinir, yeteneğini kanıtlayamaz.
Bağımsız Süperadam/Süperkadın: Yalnız başarı arar, yardım istemeyi zayıflık görür.
Doğal Yetenek: Erken başarılar “çaba sarf etmeden” geldiği için şüphe yaratır.

Sahtekarlık Sendromu ile Nasıl Başa Çıkılır?

Bu sendromu yönetmek için şu stratejiler etkili olabilir:

Farkındalık geliştirme: Duyguları yazma ve başarıların kanıtlarla listelenmesi.
Gelişim odaklı düşünme: Yeteneklerin geliştirilebilir olduğunu kabul etme (büyüme zihniyeti).
Destek alma: Güvenilir kişilerle paylaşma veya profesyonel yardım (terapi, bilişsel davranışçı terapi) alma.
Başarıların kutlanması: Küçük zaferlerin takdir edilmesi, mükemmeliyetçiliğin bırakılması.
Ortaklık bilinci: Ünlü isimler (örneğin, Maya Angelou, Albert Einstein) bile bu duyguyu yaşamıştır.

Paylaşın

Mehmet Şimşek’e Göre Ekonomide Her Şey Yolunda

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, uygulamakta olan dezenflasyon programına ilişkin, “Programın ikinci evresindeyiz, ilerleme kayda değer. Enflasyonu yeniden tek haneye indirmeyi hedefliyoruz” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, İstanbul’da düzenlenen “Ekonominin Ön Safları: Ticaret Çatışmaları ve Yeni Küresel Rekabetler” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. Küresel belirsizliğin hiç bu kadar yoğun hissedilmediğini dile getiren Şimşek, buna rağmen küresel ekonomi dirençli kaldığı için piyasa algısının hala olumlu olduğunu söyledi.

Son yıllarda küresel ekonomideki büyüme oranlarının önceki dönemlere göre daha düşük olmasından bahseden Şimşek, küresel anlamda karşılarında çok sayıda zorluğun bulunduğunu, bunlardan başlıcalarının “küresel ticaretteki korumacılık”, “yüksek küresel borçluluk”, “yaşlanan nüfus”, “yapay zekanın muhtemel yıkıcı sonuçları”, “iklim değişikliğinin etkileri” ve “jeopolitik gerilimler” olduğunu anlattı.

Şimşek, küresel ticaretteki korumacılığın artık yeni normal haline geldiğini belirterek, zaman zaman Çin ile ABD arasında olduğu gibi geçici yumuşamalar yaşansa da uzun vadeli eğilimin değişecek gibi görünmediğini bildirdi.

Bundan 20 yıl önce Çin’in küresel imalattaki payının yüzde 9’un altında olduğunu, bugün söz konusu oranın yüzde 30’un üzerine çıktığını kaydeden Şimşek, “Aynı eğilim devam ederse bu pay yüzde 45’e bile çıkabilir. Kim pay kaybetti? Genel olarak Batı. ABD’nin küresel imalattaki payı yüzde 22’den yüzde 11’e geriledi. Avrupa Birliği yaklaşık 10 puan kaybetti. Japonya da öyle. İşte korumacılığın asıl nedeni bu.” diye konuştu.

Bakan Şimşek, Çin’in son 20–25 yılda dünyanın çok daha fazla ülkesi için bir numaralı ticaret ortağı haline geldiğine dikkati çekerek, üretimin giderek Asya’ya, özellikle de Çin’e, kaydığını söyledi. Gelişmiş ülkelerde reel ücretler yerinde sayarken, gelişmekte olan ekonomilerde artışın sürdüğünü belirten Şimşek, bu dengesizliğin küreselleşmeye ve kurallı ticaret sistemine yönelik sosyal ve siyasi tepkinin başlıca kaynağına dönüştüğünü ifade etti.

Üretim kaybının yalnızca düşük katma değerli işlerin kaybı anlamına gelmediğini vurgulayan Şimşek, bu kaybın aynı zamanda ona bağlı hizmet sektörlerini de ortadan kaldırdığını belirtti. Bu nedenle korumacılığın artık kalıcı bir eğilim haline gelmiş göründüğünü dile getirdi.

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, Türkiye’nin bu süreçte görece daha az kırılgan olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çünkü ihracatımızın yüzde 62’si serbest ticaret anlaşmamız olan ülkelere gidiyor. Yüzde 80’den fazlası ise yakın coğrafyamıza, Orta Asya, Orta Doğu, Kuzey Afrika gibi dost ve komşu bölgelere gidiyor. Bu bizi kısmen koruyor. Bir diğer avantajımız, hizmet ihracatımızın payının uluslararası ortalamalara göre güçlü olması. Hizmet ticareti henüz korumacılıktan etkilenmiş değil. Bu tabloyu fırsata çevirebiliriz.

Küresel ölçekte parçalanma sürüyorsa biz bölgesel entegrasyona odaklanabiliriz. Bölgesel entegrasyonu, küresel parçalanmaya panzehir olarak görüyoruz. Bu nedenle bölgesel bağlantıları güçlendiriyoruz. Körfez ülkeleri ile yeni serbest ticaret anlaşmaları yaparken, Birleşik Krallık ve AB ile mevcut anlaşmaların güncellenmesi için çalışıyoruz. Tedarik zinciri dayanıklılığını artıracak yatırımlar yapıyoruz.”

Şimşek, Irak’taki FAV Limanı’ndan Londra’ya kadar kara ve demir yolu ile Avrupa’nın her ülkesine Türkiye’den kesintisiz ulaşım sağlanabilecek Kalkınma Yolu Projesi’nin ülkeye sağlayacağı katkılardan bahsederek, Türkiye üzerinden Avrupa’ya ve Çin’e uzanan koridorlara ilişkin örnekler verdi.

Bakan Şimşek, Türkiye’nin hizmetler ihracatında çok güçlü olduğunu belirterek, bu yıl hizmet ticareti fazlasının 65 milyar dolar civarında olacağını, mal ticaretinde açık verilse de turizm, müteahhitlik, sağlık turizmi, eğitim ve yaratıcı endüstrilerde güçlü olduklarını söyledi.

Son 25 yılda küresel borcun GSYH’ye oranının dramatik şekilde artarak yüzde 324’e çıktığını dile getiren Şimşek, “Türkiye’de bu oran yüzde 89. Bu önemli bir avantaj ve altyapı, eğitim ve sağlık harcamalarına daha fazla alan açmamızı sağlıyor. Borç yükü yüksek ülkeler aynı şansa sahip değil. Biz bu alanı, yapısal reformlar, üretkenliği artıracak yatırımlar, yapay zeka ve yeşil dönüşüm için kullanıyoruz.” şeklinde konuştu.

Şimşek, küresel alanda nüfusun yaşlanmasının bir başka problem olduğunu kaydederek, “Türkiye bu konuda da avantajlı. Henüz yaklaşık 20 yıllık demografik fırsat penceremiz var. Kadın istihdamını artırmaya yönelik adımlar atıyoruz. Ayrıca gümüş ekonominin, yani yaşlı nüfus ekonomisinin küresel hacim olarak 5,5 trilyon dolardan 8,5 trilyon dolara çıkması bekleniyor. Türkiye bu alanda hem sağlık hem yaşlı bakım hizmetlerinde uluslararası bir merkez haline gelebilir.” açıklamasında bulundu.

Türkiye’nin yapay zeka, 5G, savunma sanayisi, yenilenebilir enerji gibi alanlarda yaptığı çalışmaları ve hayata geçirdiği yatırımları anlatan Şimşek, “Yenilenebilir enerji dönüşümünü hızlandırıyoruz. Güneş, rüzgar, jeotermal ekipman üretim potansiyelinde Türkiye ilk 10’da. Yeşil teknolojilerde önemli bir oyuncu olma potansiyelimiz yüksek.” ifadelerini kullandı.

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, şu an uygulamakta oldukları dezenflasyon programına değinerek, “Amacımız fiyat istikrarını sağlamak, mali disiplini güçlendirmek ve cari açığı azaltmak. Bu alanda ciddi ilerleme var. Yapısal dönüşüm sürdürülebilirlik için kilit unsur. Programın ikinci evresindeyiz, ilerleme kayda değer. Enflasyonu yeniden tek haneye indirmeyi hedefliyoruz.” dedi.

İhracatta yüksek ve orta teknolojiye sahip ürünlerin payının arttığını dile getiren Şimşek, şunları kaydetti: “Türkiye yeniden doğrudan yatırımlar için bölgesel merkez olma yolunda. Son 20–25 yılda doğrudan yatırımlar yaklaşık 20 kat arttı. Yeni kredi notu artışlarıyla yatırım yapılabilir seviyeye dönmeyi hedefliyoruz.

Son 20 yılda ortalama reel büyüme yüzde 5,4 oldu. Bu, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan dönemindeki ekonomik performansı yansıtıyor. Gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırıldığında, özellikle Çin ve Hindistan hariç tutulduğunda, Türkiye’nin büyüme performansı açık biçimde önde.”

Paylaşın