Ekrem İmamoğlu: Bir Uçurumun Kıyısındayız

“Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitingine mesaj gönderen Ekrem İmamoğlu, “Ekonomide bir uçurumun kıyısındayız. Demokraside, adalette, eğitimde, sağlıkta, dış politikada bir uçurumun kıyısındayız” dedi.

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Eyüpsultan’da düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitingine bir mesaj gönderdi.

İmamoğlu’nun mesajında şu ifadelere yer verdi: “”Son bir yıldır siyasetin yargı eliyle yaptığı en büyük operasyonlardan biriyle mücadele ediyoruz. Ailelerimiz dahi hedef alınıyor. Bizim ise 2019’dan beri tek amacımız var, İstanbul’un tüm ilçelerine aynı özenle, eşit hizmet etmeye çalışıyoruz.

Her iki ilçemizde yaşayan vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran T5 Haliç-Tramvay Hattı’nı hizmete sunduk. Avrupa Yakası’nın ilk tam otomatik sürücüsüz metro hattı olan Yıldız-Mecidiyeköy-Mahmutbey Metro Hattı’yla, Eyüpsultan’a ve Kağıthane’ye ulaşımı rahatlattık. İlçelerimizin altyapı sorunlarını çözdük. Haliç Su Sporları Merkezi’ni, Cendere Yaşam Vadisi’nin 1. etap 1. kısmı hizmete açtık.

Artİstanbul Feshane’yi, Biyometanizasyon tesisimizi, Türkiye’nin ilk, Avrupa’nın en büyük atık yakma tesisi olan Atık Yakma ve Enerji Üretim Tesisi’ni hizmete açtık. Yurtlarımızla öğrencilerimizin, bölgesel istihdam ofislerimizle iş arayan vatandaşlarımızın, daha önce örneği görülmemiş desteklerle tüm dar gelirli hemşerilerimizin yanında olduk. Milletin parasını, yine milletin hayatını kolaylaştırmak ve güzelleştirmek için harcadık. Eyüpsultan’a da Kağıthane’ye de hak ettiği değeri verdik.

“Bir uçurumun kıyısındayız”

Bizler, hiçbir ayrım gözetmeden vatandaşımıza en iyi hizmeti sunmaya çalışırken, iktidar sahipleri ayrıştıran, kutuplaştıran politikalarıyla ülkemizi bir uçurumun kıyısına sürükledi. Ekonomide bir uçurumun kıyısındayız. Demokraside, adalette, eğitimde, sağlıkta, dış politikada bir uçurumun kıyısındayız. Ya milletçe birbirimize güvenerek kenetleneceğiz ve huzura, refaha kavuşacağız ya da bir kötü aklın, ayrıcalıklı, dar bir zümrenin hırslarına geleceğimizi kurban edeceğiz.

Hepimiz zorlu bir dönemde, ağır görev ve sorumluluklar altındayız. Fakat ne olursa olsun, milletin temsilcilerine diz çöktürmeye çalışanların, milli iradeyi baskı altına almaya gayret edenlerin önünde boyun eğmeyeceğiz. Mücadelemiz, çok partili demokratik rejime son verme niyetini açıkça ortaya koymuş bir avuç insana karşı 86 milyonun demokrasi, adalet ve hürriyet mücadelesidir. Mücadelemiz, herkesin hak ettiği yaşam standartlarına kavuştuğu, özgür, mutlu ve güvenli bir Türkiye kurma mücadelesidir.

Bu mücadelede duraklamaya, ayrışmaya yer yoktur. Bugünkü mücadele azim ve kararlılığımızı dalga dalga büyütmeye devam edeceğiz. Ülkemize adaleti, hürriyeti ve refahı getirene kadar asla durmayacağız. Baştan sona adaletle işleyen, herkesin daha iyi, daha rahat, daha özgür yaşamasını hedefleyen, üretim odaklı, bereketli bir düzen kuracağız.

Bu yeni düzenin hiçbir yerinde partizanlık olmayacak, liyakatsizlik olmayacak. Milletime inancım, güvenim sonsuzdur. Sizleri çok seviyorum. Değerinizi bilin, kendinize güvenin. Kim ne planlar ne kumpaslar kurarsa kursun, son sözü siz söyleyeceksiniz. Bu ülkenin geleceği sizinle aydınlanacak. Her şey çok güzel olacak. Ekrem İmamoğlu. Silivri Zindanı.”

Paylaşın

Türkiye Kupası: Fenerbahçe Çeyrek Finalde

Türkiye Kupası C Grubu son hafta maçında Gaziantep FK ile Fenerbahçe, Gaziantep Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Maçı 4-0 kazanan Fenerbahçe, çeyrek finale yükseldi.

Haber Merkezi / Hakem Direnç Tonusluoğlu’nun yönettiği karşılaşmada Fenerbahçe’nin gollerini, 33. dakika: Anthony Musaba, 52. dakika: Sidiki Cherif, 79. dakika: Dorgeles Nene ve 87. dakika: Archie Brown kaydetti.

Gaziantep FK Teknik Direktörü Burak Yılmaz, mağlubiyetten dolayı üzgün olduklarını belirtti.

Burak Yılmaz, bazı bireysel hataların sonucu etkilediğini söyledi. Yılmaz, ayrıca tartışmalı pozisyonlar için hakem kararlarını eleştirerek özellikle ikinci golde “yüzde yüz ofsayt olduğunu düşündüğünü” ifade etti.

Fenerbahçe Yardımcı Antrenörü Zeki Murat Göle, kupada çeyrek finale yükselmenin önemli olduğunu vurguladı.

Paylaşın

İran Ve ABD‑İsrail Savaşının Seyri Ve Olası Sonuçları

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonları beşinci gününde sürerken çatışma bölgesel ve küresel riskler yaratıyor. Savaşın seyri ve olası sonuçları belirsizliğini koruyor.

Haber Merkezi / ABD ile İsrail’in İran’a karşı başlattığı geniş çaplı askeri operasyon, bölgesel ve küresel istikrar üzerinde derin etkiler doğuruyor. Saldırılar, çatışmayı sadece iki ülke arasındaki bir gerilimden çıkarıp daha geniş bir krize dönüştürdü; sonuçları da giderek daha karmaşık bir tablo ortaya koyuyor.

Yoğun Saldırılar ve Misillemeler

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta “Operation Epic Fury” (Destansı Öfke Operasyonu) ile İran’a yönelik ortak askeri saldırıları, Tahran’daki stratejik hedefleri vurmakla sınırlı kalmadı. Operasyonun ilk 100 saati içinde bu iki aktörün İran’daki yaklaşık 2 bin hedefi vurduğu bildirildi; saldırılar, hava savunma sistemleri, balistik füze rampaları, karargâhlar ve radar ünitelerine yöneldi.

İran ise buna misilleme niteliğinde füze ve insansız hava araçlarıyla karşılık veriyor. ABD üsleri, müttefik askeri tesisler ve bölge genelindeki hedeflere düzenlenen saldırılar, çatışmanın tek bir cephede kalmadığını, Orta Doğu’nun geniş bir coğrafyasını içine aldığını gösteriyor.

Bölgesel Yayılma ve Sivil Kaybı

Çatışma, yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmadı; insani maliyeti de ağır. Uluslararası insan hakları örgütleri ve çeşitli kaynaklar, İran’da sivil kayıplarının yüzlerce ile binler arasında değişebileceğini bildiriyor; bu ölümler arasında kadın ve çocuklar da bulunuyor.

Ayrıca Lübnan’daki Hizbullah’ın İsrail’e füze saldırıları düzenlemeye devam etmesi çatışmayı genişleten faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Bu durum, Orta Doğu’daki istikrarsızlığı dramatik biçimde artırıyor.

Diplomasi, Müzakere ve Sert Tutumlar

Diplomatik kanallar ve müzakereler savaşın başlangıcından beri gündemde olsa da sonuçsuz kalıyor. İran yönetimi resmi açıklamalarda “ABD ile müzakere yapmayacaklarını” belirtti ve bir savaşın uzun süre devam edebileceğini ima ediyor. Bir İran yetkilinin “8 yıl sürebilecek bir direnç”ten söz etmesi, gerilimin kısa vadede sona ermeyeceğine işaret ediyor.

Buna karşılık ABD ve İsrail tarafı da saldırılarını sürdürme niyetinde olduklarını belirterek, İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmaya ve tehdidi ortadan kaldırmaya odaklandıklarını vurguladı. Bu sert tutum, diplomatik çıkış yollarını daraltıyor.

Bölgesel ve Küresel Riskler

Çatışmanın yayılmasıyla birlikte komşu ülkelerde gerilim artıyor. Orta Doğu’daki ABD üslerine ve müttefik tesislerine yapılan saldırılar, çatışmanın sadece İran ile sınırlı kalmadığını gösteriyor. Ayrıca Körfez ülkelerinde ekonomik altyapı hedef alındı, bu da bölgesel güvenlik dinamiklerini sarsıyor.

Devam Eden Kriz ve Belirsizlik

Bu savaşın olası sonuçları, sadece askeri değil stratejik ve ekonomik boyutlarıyla da derin.

Sürekli çatışma ihtimali: Taraflar arasındaki sert tutum ve diplomatik çıkmaz, savaşın daha uzun sürebileceğini gösteriyor. İran yönetimi “müzakere yok” mesajı verirken, ABD‑İsrail cephesi de saldırıları sürdürme niyetinde.

Bölgesel yayılma: Hizbullah ve diğer İran destekli grupların aktif misillemeleri, çatışmanın Lübnan ve Basra Körfezi’ne kadar yayılmasına neden oldu. Bu durum, bölge genelinde güvenlik riskini artırıyor.

Enerji ve ekonomi: Hürmüz Boğazı ve petrol nakliye yollarındaki riskler, küresel enerji piyasalarını olumsuz etkileyebilir; bu da dünya ekonomisinin maliyetini artırma potansiyeli taşıyor.

İnsani kriz: Sivil kayıplar, yerinden edilmiş nüfus ve altyapı hasarı, uzun vadeli bir insani krize işaret ediyor.

Belirsizlik Egemen

Orta Doğu’da patlak veren bu çatışma, sadece iki devlet arasındaki bir askeri mücadele olmanın ötesine geçti. Bölgesel aktörlerin dahil olması, diplomatik çıkmazlar ve küresel ekonomik kaygılar, savaşın seyri üzerinde belirleyici rol oynuyor.

Hem bölge ülkeleri hem de dünya aktörleri, bu krizin daha geniş bir savaşa dönüşmesini engellemek için arayış içinde; ancak mevcut tablo, belirsizliği koruyor ve olası sonuçların birden çok senaryoda kendini gösterebileceğine işaret ediyor.

Paylaşın

Liberalizm Ve Emperyalizm: Çelişki Mi, Süreklilik Mi?

Liberalizm, bireysel özgürlük ve eşitlik ilkelerini savunsa da tarih boyunca emperyal uygulamaları meşrulaştıran bir ideolojik zemin de oluşturdu; çelişki mi, süreklilik mi?

Haber Merkezi / Siyaset tarihinin en tartışmalı sorularından biri şudur: Özgürlüğü ve bireysel hakları savunan bir düşünce sistemi nasıl olur da başka toplumlar üzerinde hakimiyet kuran bir siyasetin yanında yer alabilir? Liberalizm ile emperyalizm arasındaki ilişki tam da bu sorunun etrafında şekillenir.

Bir yanda bireysel özgürlük, hukukun üstünlüğü ve kendi kaderini tayin hakkı; diğer yanda askeri, siyasi ve ekonomik hakimiyet… Bu iki kavramın bir arada anılması ilk bakışta bir çelişki gibi görünür. Ancak tarihe bakıldığında mesele bundan daha karmaşıktır.

Liberal düşünce, teorik düzeyde oldukça net bir çerçeve çizer. Bireyin özgürlüğü, devletin sınırlandırılması, hukukun üstünlüğü ve piyasa ekonomisi bu çerçevenin temel taşlarıdır. Bu ilkeler, uluslararası ilişkiler açısından da müdahale etmeme ve halkların kendi kaderini belirleme hakkını ima eder. Bu nedenle liberalizmin emperyalizme doğal olarak yol açtığını söylemek teorik açıdan kolay değildir.

Fakat siyaset yalnızca teoriden ibaret değildir. Tarihsel pratik çoğu zaman teorik ilkeleri başka yönlere savurur. 19. yüzyıl Avrupa’sı bu durumun en çarpıcı örneklerinden birini sunar. Özellikle Britanya’da birçok liberal siyasetçi ve düşünür, içeride bireysel özgürlükleri savunurken dışarıda imparatorluğun genişlemesini desteklemiştir. Böylece siyaset literatürüne “liberal emperyalizm” adı verilen tartışmalı bir kavram girmiştir.

Bu anlayışa göre imparatorluk yalnızca bir hakimiyet projesi değildir; aynı zamanda “medeniyet”, “ilerleme” ve “özgürlük” götürme misyonu olarak sunulmuştur. Yani güç siyaseti, ahlaki bir söylemle meşrulaştırılmıştır. Emperyal genişleme çoğu zaman işgal ya da sömürü olarak değil, geri kalmış toplumları modernleştirme iddiası olarak anlatılmıştır.

Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkar: Liberal düşünürler bu çelişkiyi nasıl açıklıyordu? Birçok liberal teorisyen Batı dışındaki toplumları siyasi olarak “olgunlaşmamış” veya “geri” olarak tanımlıyordu. Bu bakış açısına göre özgürlük ve demokrasi ancak belirli bir uygarlık düzeyine ulaşmış toplumlarda mümkün olabilirdi. Dolayısıyla Batılı devletlerin müdahalesi, sözde bu toplumları modernleştiren bir araç olarak görülüyordu.

Bu yaklaşım, liberalizmin evrensel olduğunu iddia ederken aslında oldukça seçici uygulandığını gösterir. Özgürlük ilkeleri çoğu zaman Avrupa içindeki devletler arasında geçerli sayılmış, Avrupa dışındaki toplumlar için ise farklı standartlar uygulanmıştır. Bu durum, liberal uluslararası düzenin eleştirmenleri tarafından “çifte standart” olarak tanımlanır.

Tarihsel örnekler de bu eleştiriyi destekler niteliktedir. 19. yüzyıl Britanya ve Fransa’sında birçok liberal siyasetçi başlangıçta imparatorluk politikalarına mesafeli yaklaşmış olsa da zamanla emperyal genişlemeyi destekleyen bir çizgiye kaymıştır. Ekonomik çıkarlar, ticaret yolları ve jeopolitik rekabet gibi faktörler liberal ilkelerin önüne geçmiştir.

Bugün geriye dönüp bakıldığında şu soruyu sormak kaçınılmazdır: Liberalizm emperyalizme kapı mı açtı, yoksa büyük güçlerin çıkarları liberal söylemi kendi amaçları için mi kullandı?

Muhtemelen gerçek bu iki açıklamanın kesiştiği noktadadır. Liberalizm doğası gereği emperyalist bir ideoloji olmayabilir; ancak tarihsel süreçte bazı liberal söylemler emperyal politikalar için oldukça elverişli bir meşruiyet zemini oluşturmuştur. “Özgürlük götürmek”, “medeniyet taşımak” veya “düzeni sağlamak” gibi kavramlar, çoğu zaman güç siyasetinin ahlaki maskesi haline gelmiştir.

Bu nedenle liberalizm ile emperyalizm arasındaki ilişkiyi yalnızca bir çelişki olarak görmek yeterli değildir. Daha doğru bir yaklaşım, bu ilişkiyi fikirler ile güç arasındaki tarihsel gerilim olarak okumaktır. Çünkü siyaset tarihinde idealler ile çıkarlar çoğu zaman aynı yolda yürümez; fakat çoğu zaman aynı dili kullanırlar.

Bugün de uluslararası siyasette benzer tartışmalar sürüyor. Demokrasi, insan hakları ve özgürlük söylemleri zaman zaman müdahale politikalarının gerekçesi haline gelebiliyor. Bu durum bize şu gerçeği hatırlatıyor: Bir ideolojiyi yalnızca söylediği sözlerle değil, tarih boyunca nasıl uygulandığıyla değerlendirmek gerekir.

Belki de asıl soru şudur: Özgürlük adına konuşan güç, gerçekten özgürlüğü mü savunur; yoksa sadece kendi gücünü mü? Bu sorunun cevabı, yalnızca geçmişi değil, bugünün dünya siyasetini anlamak açısından da belirleyici olacaktır.

Paylaşın

Evrendeki En Uç Yedi Gezegen

Seyahat etmenin en büyük keyiflerinden biri, alışılmışın dışına çıkmaktır. Ancak Dünya’da bu sandığınız kadar kolay değildir. Gezegenimizin farklı iklimleri çeşitlilik sunsa da, evrendeki diğer dünyalarla kıyaslandığında oldukça sıradan kalır.

Haber Merkezi / Gerçekten sıra dışı bir deneyim için çok daha uzağa, hatta yıldızların ötesine gitmemiz gerekir.

Bilimi rehber edinerek, bilinen evrendeki en uç, en korkutucu, en güzel ve en tuhaf iklimlere sahip yabancı dünyalara doğru yedi duraklı bir yolculuğa çıkalım. İlk durağımız Güneş Sistemi’nde.

1. Durak: Neptün

Neptün’de dondurucu soğuklara ve ezici basınca dayanabileceğinizi umuyoruz. Soluk turkuaz bir gökyüzü, metan bulutları ve hatta elmas yağmuru ihtimali sizi bekliyor.

Neptün’ün üst atmosferinde sıcaklık yaklaşık -396°F (-237°C)’dir. Derinlere indikçe metan ve diğer hidrokarbon bulutlarıyla karşılaşılır; bu gazlar daha aşağıda sıvılaşır. Işık azalırken basınç ve sıcaklık artar. Sıcaklık Dünya’daki değerlere ulaştığında metan parçalanabilir; ortaya çıkan karbon atomları elmas kristallerine dönüşerek gezegenin çekirdeğine doğru yağabilir.

Bir de rüzgârlar var. Neptün’de rüzgâr hızları saatte 1.200 milin (yaklaşık 2.000 km/s) üzerine çıkar; bu, Güneş Sistemi’ndeki en güçlü rüzgârlardır. İlginç olan, bu kadar uzak bir gezegen için bu enerjinin kaynağının tam olarak bilinmemesidir. Jüpiter’in yüzyıllardır süren Büyük Kırmızı Noktası gibi kalıcı fırtınalar burada görülmez; Neptün’ün fırtınaları nispeten daha kısa ömürlüdür.

2. Durak: 55 Cancri e

Yaklaşık 41 ışık yılı uzaklıktaki bu gezegen, yıldızına son derece yakındır. Bir yılı iki Dünya gününden daha kısadır ve tıpkı Ay gibi gelgit kilitlidir; yani bir yüzü sürekli yıldızına dönüktür.

Gündüz tarafında sıcaklık yaklaşık 3.500°F (1.900°C)’ye ulaşır; bu değer bilinen hemen her kayayı eritecek kadar yüksektir. Yüzeyin en az yarısının lavlarla kaplı olduğu düşünülmektedir. Lav o kadar sıcaktır ki kırmızı değil, parlak soluk sarı bir ışıkla parlar.

Gezegen ilk oluştuğundaki atmosferini kaybetmiş olsa da, lav okyanuslarından çıkan gazlarla oluşmuş ikincil bir atmosfere sahiptir. Karbonmonoksit ve karbondioksit ağırlıklı olduğu düşünülen bu atmosfer sürekli oluşup yok olan bir döngü içindedir.

Gece tarafı da serin sayılmaz: Yaklaşık 2.500°F (1.370°C) sıcaklıktadır. Gündüz ve gece arasındaki aşırı sıcaklık farkı nedeniyle bazı maddeler yoğunlaşıp “kaya yağmuru” şeklinde düşebilir.

3. Durak: TrES-2b

Gotik bir dünya hayal ediyorsanız, doğru yerdesiniz. TrES-2b, bilinen en karanlık ötegezegenlerden biridir.

Üzerine düşen ışığın yaklaşık %99,9’unu emer. Karşılaştırmak gerekirse, kömür ışığın yaklaşık %95’ini emer. Bu nedenle TrES-2b, siyah akrilik boyadan bile daha koyu görünür.

Gündüz tarafında sıcaklık 3.140°F (1.725°C) civarındadır. Gezegenin yaydığı tek ışık, büyük ölçüde kendi termal ışımasıdır. Eğer Güneş Sistemi’nde olsaydı, Venüs’ten binlerce kat daha parlak görünürdü. Bunun nedeni hem yüksek sıcaklığı hem de yaklaşık 1,5 Jüpiter kütlesine sahip devasa boyutudur.

Gece tarafında sıcaklık düşer, ancak koyu kırmızı bir parıltı hâlâ gözlemlenebilir.

4. Durak: KELT-9b

Sıcaklığı bildiğinizi sanıyorsanız, bir kez daha düşünün. KELT-9b bir “ultra sıcak Jüpiter”dir.

Gündüz tarafında sıcaklık yaklaşık 7.800°F (4.300°C)’dir; bu değer Güneş’in yüzey sıcaklığına yakındır ve birçok yıldızdan bile daha sıcaktır. Bu aşırı sıcaklıkta moleküller parçalanarak atomlarına ayrılır. Gündüz tarafında ayrışan atomlar, rüzgârlarla gece tarafına taşınır ve orada yeniden birleşebilir; ancak tekrar parçalanmaları uzun sürmez.

Bilim insanları, gezegenin yoğun ışıma nedeniyle hızla kütle kaybettiğini ve adeta bir kuyruklu yıldız gibi buharlaşmış maddeden oluşan bir kuyruğa sahip olabileceğini düşünüyor.

5. Durak: HD 189733 b

Uzaktan bakıldığında mavi rengiyle Dünya’yı andırır. Ancak bu benzerlik aldatıcıdır.

Saatte 5.400 mil (8.700 km/s) hıza ulaşan rüzgârları, Güneş Sistemi’ndeki tüm rüzgârlardan daha güçlüdür. Atmosferindeki silikat parçacıkları, gündüzden geceye savrularak erimiş cam yağmuru oluşturur. Bu damlacıklar aşağı düşmek yerine yatay şekilde savrulur; adeta dev bir alev makinesi ve kum püskürtme makinesi arasında kalmış gibi bir ortam yaratır.

Ayrıca atmosferde hidrojen sülfür bulunabileceği düşünülmektedir; bu da çürük yumurta kokusuna benzer keskin bir koku anlamına gelir.

6. Durak: GJ 9827 d

Bu gezegen neredeyse tamamen sudan oluşuyor olabilir — ancak sıvı sudan değil, su buharından.

Yaklaşık 450°F (232°C) sıcaklığa sahip olduğu tahmin edilen bu dünya, kalın ve su açısından zengin bir atmosfere sahiptir. Altında kayalık bir çekirdek bulunabileceği düşünülmektedir. “Buhar dünyası” olarak adlandırılan bu tür gezegenler, yaşam için fazla sıcak olabilir; ancak su açısından zengin yapıları astrobiyologlar için büyük önem taşır.

7. ve Son Durak: WASP-76 b

Turumuzu etkileyici bir manzarayla bitiriyoruz.

WASP-76 b, yıldızına çok yakın konumlanmış, Jüpiter benzeri bir gaz devidir. Gündüz tarafı demir ve kurşunu buharlaştıracak kadar sıcaktır. Bu metal buharı, güçlü rüzgârlarla gece tarafına taşınır ve orada yoğunlaşarak demir yağmuru şeklinde düşer.

Ayrıca bu gezegenin atmosferinde nadir görülen bir “ışık parıltısı” (glory) etkisi oluşabileceği düşünülmektedir. Bu optik olay, belirli koşullarda oluşan dairesel ve renkli bir ışık halkasıdır ve atmosferik parçacıkların son derece düzgün ve kararlı olması gerekir.

Bu yolculuk bize bir gerçeği hatırlatıyor: Dünya’nın fırtınaları, çölleri ve buzulları ne kadar etkileyici olursa olsun, evrenin geri kalanı hayal gücümüzü zorlayan, akıl almaz aşırılıklarla doludur. Gerçekten sıra dışı bir seyahat arıyorsanız, yönünüzü yıldızlara çevirmeniz yeterli.

Paylaşın

Türkiye Kupası: Galatasaray Çeyrek Finalde

Türkiye Kupası A Grubu 4. hafta maçında Alanyaspor ile Galatasaray, Alanya Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Karşılamadan 2-1 galip ayrılan Galatasaray, çeyrek finale yükseldi.

Haber Merkezi / Hakem Çağdaş Altay’ın yönettiği karşılaşmada Galatasaray’ın gollerini, 6. dakikada Barış Alper Yılmaz ve 29. dakikada Renato Nhaga, Alnyaspor’un tek gölümü ise 78. dakikada Steve Mounie kaydetti.

Galatasaray grubu 4’te 4 yaparak 12 puanla lider tamamlarken, Alanyaspor 7 puanla 3. sırada yer aldı.

Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, maç sonrası yaptığı basın toplantısında, galip gelmenin kendileri için önemli olduğunu ve kupada lider olarak çeyrek finale çıkmanın psikolojik olarak güç verdiğini vurguladı.

Okan Buruk, takımının oyunu ilk yarıda iyi oynadığını, ikinci yarıda skoru korumayı bildiklerini söyledi. Buruk, hedeflerinin lig, Avrupa ve kupa olmak üzere üç kulvarda da başarılı sonuçlar elde etmek olduğunu belirtti.

Alanyaspor Teknik Direktörü Joao Pereira, ilk yarı performanslarını “utan verici” olarak nitelendirdi ve sahada yeterli ruh ve mücadeleyi göremediklerini söyledi.

Joao Pereira,, ikinci yarıda takımının daha iyi oynadığını, golü bulduklarını, ancak mücadele etmek zorunda olduklarını ifade etti. Pereira, yrıca sonuca bakmak yerine takımın performansını ve mücadeleyi geliştirmeye odaklanacaklarını aktardı.

Paylaşın

Türkiye Kupası: Trabzonspor, Adını Çeyrek Finale Yazdırdı

Türkiye Kupası A Grubu 4. hafta maçında Başakşehir ile Trabzonspor, Başakşehir Fatih Terim Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Karşılaşmadan 4-2 galip ayrılan Trabzonspor, adını çeyrek finale yazdırdı.

Haber Merkezi / Hakem Ozan Ergün’ün yönettiği karşılaşmada Trabzonspor’un gollerini 6. dakikada dakikada Felipe Augusto, 70. dakikada Mustafa Eskihellaç, 84. dakikada Paul Onuachu ve 85. dakikada Ozan Tufan, Başakşehir’in gollerini ise 48. dakikada Nuno da Costa kaydetti.

Başakşehir Teknik Direktörü Nuri Şahin, maç sonrası yaptığı değerlendirmede kupadan elendiklerini ve artık lige odaklanacaklarını söyledi. Şahin, özellikle maçın ikinci yarısındaki performansı ve kırmızı kartın maçın kaderini belirlediğini vurguladı.

Trabzonspor Teknik Direktörü Fatih Tekke, takımının güçlü bir rakibe karşı galip gelmesinden dolayı memnuniyetini belirtti ve oyuncularını tebrik etti. Rakiplerine saygı duyduklarını ve çeyrek finale yükseldikleri için mutlu olduklarını söyledi.

Paylaşın

Türkiye Yolsuzluk Endeksinde Çakıldı

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün yayımladığı 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi (CPI) sonuçlarına göre Türkiye, 31 puanla 182 ülke arasında 124’üncü sırada yer aldı.

Türkiye, 2024’te 34 puanla 107’nci sıradaydı. Buna göre son bir yılda 3 puan kaybederek 17 basamak geriledi.

CPI, ülkeleri kamu sektöründeki yolsuzluk algısına göre 0 ile 100 arasında puanlıyor. 0, yolsuzluğun çok yoğun olduğu; 100 ise yolsuzluktan arınmış bir kamu sektörünü ifade ediyor.

Raporda, 2012’den bu yana en sert gerilemenin yaşandığı ülkeler arasında Türkiye (31 puan), Macaristan (40) ve Nikaragua (14) gösterildi. Bu düşüşlerin; demokratik gerileme, kurumsal zayıflık ve yerleşik patronaj ağlarından kaynaklanan yapısal ve kalıcı sorunlara işaret ettiği vurgulandı.

Türkiye, endekste Cibuti, Moğolistan, Nijer ve Özbekistan ile aynı puanı aldı. Türkiye’nin CPI skoru 2013’te 50 puanla zirveye çıkmıştı. Ancak sonraki yıllarda düzenli bir düşüş yaşandı ve 2025’teki skor, 2013 seviyesinin 19 puan altında kaldı.

Türkiye’nin puanı 2014’te 45’e, 2016’da 41’e, 2020’de 40’a geriledi. 2021’de 38, 2022’de 36 puan alan Türkiye, 2023 ve 2024’te 34 puanda kaldı. 2024’te sıralamadaki geçici yükseliş ise diğer ülkelerin puan kaybından kaynaklandı.

2025’te Togo, Filipinler, El Salvador, Angola, Ekvador, Laos ve Sri Lanka Türkiye’nin önüne geçti. Brezilya ve Malavi de Türkiye ile aynı puandayken üst sıralara yükseldi.

Raporda ayrıca, yolsuzlukla mücadelede görece güçlü kabul edilen demokrasilerde de gerileme yaşandığına dikkat çekildi. ABD (64) tarihinin en düşük puanına gerilerken; Kanada, Birleşik Krallık, Fransa ve İsveç’te de düşüş kaydedildi.

Endekste ilk sıralarda Danimarka (89), Finlandiya (88), Singapur (84), Yeni Zelanda (81) ve Norveç (81) yer aldı. Ancak örgüt, yüksek puanların yolsuzluğun tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmediğini, bazı ülkelerin sınır ötesi “kirli para” akışlarını kolaylaştırdığını vurguladı.

Sonuçlara göre ülkelerin üçte ikisinden fazlası 50 puanın altında kaldı. Bu durum, dünyada yolsuzluğun hâlâ yaygın ve ciddi bir sorun olduğuna işaret ediyor.

Paylaşın

Türkiye Nüfusu 86 Milyonu Aştı: Yaşlanma Eğilimi Güçleniyor

Türkiye nüfusu, iki bin yirmi beş yılı sonunda bir önceki yıla göre artarak seksen altı milyonun üzerine çıktı. Erkek ve kadın nüfus oranları birbirine çok yakın seyrederken, kentlerde yaşayanların oranı yüzde doksan üçünün üzerine yükseldi.

Haber Merkezi / Veriler, Türkiye’de nüfusun giderek yaşlandığını, ortanca yaşın arttığını ve çalışma çağındaki nüfusun çocuk ve yaşlılara bakma yükünün yükselmeye devam ettiğini ortaya koydu.

Türkiye’de ikamet eden nüfus, 31 Aralık 2025 itibarıyla bir önceki yıla göre 427 bin 224 kişi artarak 86 milyon 92 bin 168 kişiye ulaştı. Toplam nüfusun yüzde 50,02’sini erkekler, yüzde 49,98’ini kadınlar oluşturdu. Erkek nüfus 43 milyon 59 bin 434, kadın nüfus ise 43 milyon 32 bin 734 kişi olarak kayıtlara geçti.

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre, Türkiye’de ikamet eden yabancı nüfus da artış gösterdi. Yabancı nüfus, bir önceki yıla göre 38 bin 968 kişi artarak 1 milyon 519 bin 515 oldu. Bu nüfusun yüzde 49,3’ü erkek, yüzde 50,7’si kadınlardan oluştu.

Yıllık nüfus artış hızı, 2024 yılında binde 3,4 iken 2025 yılında binde 5 olarak gerçekleşti. Kentleşme oranı da artmaya devam etti. İl ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı yüzde 93,6’ya yükselirken, belde ve köylerde yaşayanların oranı yüzde 6,4’e geriledi.

Mekânsal Adres Kayıt Sistemi (MAKS) ile yapılan yeni sınıflamaya göre, Türkiye nüfusunun yüzde 67,5’i yoğun kent, yüzde 15,8’i orta yoğun kent ve yüzde 16,8’i kırsal alanlarda yaşıyor.

33 İlin Nüfusu Azaldı

2025 yılında 33 ilin nüfusunda azalma görüldü. İstanbul’un nüfusu 52 bin 451 kişi artarak 15 milyon 754 bin 53 oldu. İstanbul’u sırasıyla Ankara (5 milyon 910 bin 320), İzmir (4 milyon 504 bin 185), Bursa (3 milyon 263 bin 11) ve Antalya (2 milyon 777 bin 677) izledi.

En az nüfusa sahip il 82 bin 836 kişiyle Bayburt oldu. Bayburt’u Tunceli, Ardahan, Gümüşhane ve Kilis takip etti.

İlçelere göre nüfus dağılımında İstanbul’un Esenyurt ilçesi 1 milyon 3 bin 905 kişiyle ilk sırada yer aldı. Böylece Türkiye’de ilk kez bir ilçenin nüfusu 1 milyonun üzerine çıktı. Esenyurt’u Gaziantep’in Şahinbey, Ankara’nın Çankaya ve Keçiören, Gaziantep’in Şehitkamil ilçeleri izledi.

Nüfus piramitleri, Türkiye’de yaşlı nüfusun arttığını ve ortanca yaşın yükseldiğini ortaya koydu. Ortanca yaş, 2024 yılında 34,4 iken 2025 yılında 34,9’a yükseldi. Erkeklerde ortanca yaş 34,2, kadınlarda ise 35,7 olarak belirlendi.

İllere göre ortanca yaş dağılımında Sinop 44 ile en yaşlı il oldu. Sinop’u Giresun ve Kastamonu izlerken, Şanlıurfa 21,8 ile en genç nüfusa sahip il olarak kaydedildi.

Çalışma çağındaki (15-64 yaş) nüfusun oranı yüzde 68,5’e yükselirken, çocuk nüfus oranı yüzde 20,4’e geriledi. 65 yaş ve üzeri nüfusun oranı ise yüzde 11,1’e çıktı.

Toplam yaş bağımlılık oranı yüzde 46 olarak hesaplandı. Buna göre, 2025 yılında Türkiye’de çalışma çağındaki her 100 kişi, 29,7 çocuğa ve 16,2 yaşlıya bakıyor.

Türkiye genelinde kilometrekareye düşen kişi sayısı 112 oldu. İstanbul, kilometrekareye düşen 2 bin 943 kişiyle nüfus yoğunluğu en yüksek il oldu. Tunceli, kilometrekareye düşen 11 kişiyle nüfus yoğunluğu en düşük il olarak kayıtlara geçti.

Paylaşın

Fiziksel Olarak Formda Olmak Ne Anlama Geliyor?

Uluslararası sağlık kuruluşlarına göre fiziksel olarak formda olmak yalnızca kilo ya da görünümle değil; kalp sağlığı, kas gücü, esneklik, denge ve günlük yaşamı zorlanmadan sürdürebilme kapasitesiyle tanımlanıyor.

Haber Merkezi / “Formda olmak” çoğu zaman ince bir vücut, kaslı bir görünüm ya da spor salonunda geçirilen saatlerle eş anlamlı düşünülüyor. Oysa Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Amerikan Spor Hekimliği Koleji (ACSM) ve Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu gibi uluslararası kurumlara göre fiziksel olarak formda olmak, yalnızca dış görünüşle sınırlı olmayan çok daha kapsamlı bir durumu ifade ediyor.

Uzmanlara göre gerçek fiziksel uygunluk, vücudun günlük yaşamın taleplerini yorgunluk, ağrı ya da sakatlık riski olmadan karşılayabilme kapasitesidir. Bu da tek bir ölçüte değil, birden fazla bileşene dayanır.

Formda Olmanın Temel Bileşenleri

Uluslararası literatürde fiziksel uygunluk beş ana başlık altında değerlendiriliyor:

Kardiyorespiratuvar dayanıklılık: Kalp, akciğer ve dolaşım sisteminin birlikte ne kadar verimli çalıştığını gösterir. Düzenli yürüyüş, koşu, bisiklet ve yüzme gibi aktiviteler bu kapasiteyi artırır. WHO’ya göre düşük kardiyovasküler dayanıklılık, erken ölüm riskinin önemli göstergelerinden biridir.

Kas gücü ve kas dayanıklılığı: Kasların kuvvet üretme ve bunu sürdürebilme yeteneğidir. ACSM, haftada en az iki gün kas güçlendirici egzersiz yapılmasını öneriyor. Güçlü kaslar yalnızca spor performansı için değil, düşmeleri önlemek ve yaşlılıkta bağımsız kalmak için de kritik önem taşır.

Esneklik ve hareketlilik: Eklemlerin doğal hareket açıklığını koruyabilme kapasitesidir. Uzmanlar, esnekliğin ihmal edilmesinin sakatlık riskini artırdığına dikkat çekiyor.

Vücut kompozisyonu: Formda olmak, kilodan çok vücuttaki yağ, kas ve kemik oranlarıyla ilgilidir. Harvard araştırmalarına göre, normal kiloda olup düşük kas kütlesine sahip bireyler de metabolik risk taşıyabilir.

Denge ve koordinasyon: Özellikle ileri yaşlarda düşme riskini azaltan önemli bir faktördür. Avrupa Geriatri Dernekleri, denge egzersizlerini sağlıklı yaşlanmanın temel unsurlarından biri olarak tanımlıyor.

Formda Olmak = Sağlıklı Olmak mı?

Uzmanlar, formda olmanın sağlıklı yaşamın güçlü bir göstergesi olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını vurguluyor. Yetersiz uyku, kronik stres, sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam, fiziksel uygunluğu doğrudan etkiliyor.

WHO verilerine göre dünya genelinde her dört yetişkinden biri yeterince hareket etmiyor. Bu durum, kalp hastalıkları, diyabet, depresyon ve erken ölüm riskini ciddi biçimde artırıyor.

Uluslararası sağlık kuruluşları, “formda olmanın” yaşa, cinsiyete, sağlık durumuna ve yaşam koşullarına göre değiştiğinin altını çiziyor. Bir maraton koşucusunun hedefleriyle, masa başında çalışan 50 yaşındaki bir bireyin ihtiyaçları aynı değil.

Uzmanlara göre en doğru ölçüt şu soruda gizli: “Günlük hayatımı zorlanmadan sürdürebiliyor muyum?”

Eğer merdiven çıkmak nefes nefese bırakmıyorsa, uzun süre oturduktan sonra ağrı yaşanmıyorsa ve kişi kendini gün içinde enerjik hissediyorsa, bu fiziksel uygunluğun güçlü bir işareti olarak kabul ediliyor.

Uluslararası bilimsel yaklaşım net: Fiziksel olarak formda olmak estetik bir hedef değil, uzun vadeli bir sağlık yatırımıdır. Küçük ama sürdürülebilir hareket alışkanlıkları, pahalı spor programlarından çok daha etkili olabilir.

Formda olmak, başkalarına nasıl göründüğünüzle değil, hayatı ne kadar rahat ve sağlıklı yaşadığınızla ilgilidir.

Paylaşın