Kahve, Kalp Sağlığını Desteklemek İçin Nasıl İçilir?

Semmelweis Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırma, günde üç fincana kadar kahve içmenin kalbi koruyabileceği,  felç ve ölümcül kalp hastalığı riskini azaltabileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Araştırma, dünyanın en popüler içeceklerinden biri olan kahvenin uzun vadeli faydalarına dair yeni bakış açıları sunuyor.

Araştırmada, İngiltere Biyobankası’ndan yaklaşık yarım milyon katılımcının verileri 10 ila 15 yıl boyunca takip edildi. Araştırmanın başlangıcında, yarısından fazlası kadın ve ortalama yaşları 56 olan katılımcıların hiçbirinin kalp hastalığı yoktu.

Araştırmacılar, katılımcıları günlük kahve tüketimlerine göre üç gruba ayırdılar: Hiç kahve içmeyenler (Yüzde 22), az – orta düzeyde kahve içenler (Yüzde 58), ve çok tüketenler (Yüzde 20), günde 3 fincandan fazla kahve içenler.

Araştırmanın sonuçları, özellikle az ve orta düzeyde kahve içenler için umut vericiydi. Kahve içmeyenlere kıyasla, bu gruptaki kişilerin herhangi bir nedenden ölme riski yüzde 12, kalp hastalığından ölme riski yüzde 17 ve felç geçirme riski yüzde 21 daha düşüktü.

Günde üç fincandan fazla kahve tüketenlerde bile kalp sorunları veya ölüm riskinde artış görülmedi.

Araştırmada ayrıca kahvenin kalbi nasıl etkileyebileceği daha derinlemesine incelendi. Araştırmacılar, kalp sağlığını değerlendirmek için oldukça hassas bir araç olan kardiyak manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanarak 30 binden fazla katılımcıdan oluşan bir alt grubu incelediler.

Araştırma, düzenli olarak kahve içenlerin, içmeyenlere kıyasla daha sağlıklı kalplere sahip olduğunu ortaya koydu. Bu, kahvenin yaşlanmanın kalp üzerindeki etkilerini dengelemeye yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Kahvenin içeriğindeki antioksidan ve anti – inflamatuar maddeler gibi bileşiklerin kalp damar sağlığının korunmasında rol oynayabileceği düşünülüyor.

Paylaşın

Ferekidis Kimdir? Teorik Çalışmaları

MÖ 6. yüzyıl civarında Siros Adası’nda dünyaya gelen Ferekidis’in yine aynı yüzyıl civarında Manisa veya Efes’te hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Ferekidis’in hayatı hakkında kesin bilgiler sınırlıdır ve kaynaklar çelişkilidir.

Haber Merkezi / Ferekidis, modern anlamda bir düşünür olmasa da, felsefi ve mitolojik düşünceleriyle presokratik filozoflar ile mitoloji arasında bir köprü oluşturmuştur. İşte Ferekidis hakkında temel bilgiler ve teorileri:

Düşünür Pittakos’un (Midillili Pittacus) öğrencisi olduğu veya Fenike kaynaklarından kendi kendine öğrenim gördüğü öne sürülen Ferekidis, Pythagoras (Pisagor) ile ilişkilendirilmiş, onun konuşmalarını dinlediği ve hatta hocası olduğu iddia edilmiştir.

Bazı kaynaklar Ferekidis’i Antik Yunan’ın Yedi Bilge’sinden biri sayar, ancak genellikle bir nesil sonra yaşadığı düşünülmekteedir.

Ferekidis, doğa, evren ve tanrılar üzerine yazdığı Pentemychos (Beş Oyuk) veya Heptamychos (Yedi Oyuk) adlı nesir eseriyle tanınmaktadır. Bu eser, felsefi düşünceleri şiir yerine nesir formatında yazan ilk çalışma olarak kabul edilmektedir. Eserin çoğu kaybolmuş, sadece birkaç alıntı ve bir Mısır papirüsündeki fragman günümüze ulaşmıştır.

Kozmogoni ve üç tanrısal ilke: Ferekidis’in kozmogonisi, evrenin oluşumunu üç temel ilkeye dayandırır:

Kronos (Zaman): Evrenin yaratıcı gücü ve düzeni.
Zas (Zeus, Yaşam): Diriliğin ve yaşamın kaynağı.
Kythonie (Chthonie, Yeryüzü): Yeryüzünü biçimlendiren ilke.

Bu ilkeler önsüz ve sonsuzdur. Kronos, yeryüzünün içindeki oyuklarda dört elementi ve diğer tanrıları yaratır. Zas, ejderha Ophion’u bir savaşta yenerek Okeanos’a atar ve Dünya’yı (Gê) yönetir. Kythonie ile evlenerek yeryüzünü şekillendirir.

Ferekidis’in kozmogonisi, Hesiodos’un mitolojik Teogoni’si ile presokratik filozofların doğa temelli açıklamaları arasında bir geçiş oluşturmaktadır. Ferekidis, evrenin oluşumunu mitolojik ama sistematik bir şekilde açıklamıştır.

Yeryüzü merkezli evren: Ferekidis, yeryüzünü evrenin merkezi olarak görmüştür. Yeryüzü önce ortaya çıkmış, çevresindeki varlıklar ise zamanla ve belirli sürelere göre biçimlenmiştir.

Evrenin oluşumunda sevgi (eros), varlıkları birleştiren ve uzlaştıran bir ilke olarak rol oynamaktadır. İyi ve kötü güçler arasında bir savaş olmuş, iyiler üstün gelerek kötüleri okyanusun dibine göndermiştir. Bu görüş, daha sonra Ptolemaios tarafından geliştirilmiştir.

Ruhun ölümsüzlüğü ve reenkarnasyon: Ferekidis, ruhun ölümsüz olduğunu ve bir bedenden diğerine geçtiğini (metempsikozis) savunmuştur. Bu fikir, Hint felsefesindeki ruh göçü inancından etkilenmiş olabilir.

Bu düşünceyi Pythagoras’a aktardığı ve Orfizm ile Pythagorasçılık üzerinde etkili olduğu düşünmektedir.

Doğa ve teoloji: Ferekidis, doğa olaylarını ve evreni mitolojik unsurlarla açıklamış, ancak bunları sistematik bir çerçeveye oturtarak geleneksel mitolojiden kısmen uzaklaşmıştır.

Aristoteles, onu dünyayı sistematik olarak açıklamaya çalışan ilk düşünürlerden biri olarak değerlendirirken, Plutarkhos gibi bazı düşünürlerde onu teolog (tanrıbilimci) olarak sınıflandırmıştır.

Ferekidis, mitoloji ile felsefi düşünce arasında bir köprü kurarak presokratik filozoflara zemin hazırlamıştır. Kozmogonisi, sevgi (eros) ilkesini varlıkların birleştirici gücü olarak tanımlaması ve ruh göçü kavramı, sonraki filozoflar (Empedokles, Platon, Pythagoras) üzerinde etkili olmuştur.

Nesir formatında yazan ilk düşünür olarak, felsefi yazı geleneğinin başlangıcına katkı sağlamıştır.

Orfizm ve Pythagorasçılık gibi akımların teogonik (tanrıbilimsel) ve reenkarnasyon fikirlerini etkilediği düşünülmektedir.

Not: Bazı kaynaklarda Ferekidis’in Miletos’ta yaşadığı ve Eleat Okulu’nun kurucularından biri olduğu iddia edilse de (örneğin, “Bir Şey Var” adlı eseriyle varlık teorisi geliştirdiği söylenir), bu bilgiler doğru değildir ve başka bir filozofla (muhtemelen Parmenides) karıştırılmıştır.

Ferekidis, Eleat Okulu’yla değil, mitografik ve kozmogonik düşünceleriyle tanınmaktadır.

Paylaşın

Anaksimandros Kimdir? Teorileri

MÖ 610 yılında Miletos’ta dünyaya gelen Anaksimandros, 546 yılında yine Miletos’ta hayatını kaybetmiştir. Miletos Okulu’nun önemli bir üyesi olan Anaksimandros, Thales’in öğrencisi ve takipçisiydi.

Haber Merkezi / Anaksimandros, evrenin doğasını anlamaya yönelik sistematik düşünceleriyle felsefe ve bilim tarihinde önemli bir yere sahiptir. Thales’in fikirlerini geliştirerek daha soyut ve kapsamlı bir dünya görüşü ortaya koyan Anaksimandros hakkında temel bilgiler:

Anaksimandros’un yazdığı “Doğa Üzerine” adlı eserin sadece birkaç parçası günümüze ulaşmıştır, ancak fikirleri Aristoteles ve diğer antik yazarlar aracılığıyla bilinmektedir.

Evrenin yapısını ve kökenini açıklamaya yönelik çığır açıcı teoriler geliştiren Anaksimandros, evrenin bir düzen içinde işlediğini ve Dünya’nın evrenin merkezinde serbestçe durduğunu savunmuştur.

Anaksimandros, Dünya’yı silindir şeklinde tasavvur etmiş ve onun herhangi bir desteğe ihtiyaç duymadan uzayda asılı kaldığını düşünmüştür.

Anaksimandros’un ilk dünya haritasını çizdiği söylenmektedir, bu da onun coğrafya ve kartografya alanındaki öncü rolünü göstermektedir. Gök cisimlerinin hareketlerini inceleyen Anaksimandros, yıldızların Dünya’dan çok uzakta olduğunu öne sürmüştür.

Zamanı ölçmek için kullanılan güneş saatinin mucidi olduğu düşünülen Anaksimandros, mevsimlerin ve gök olaylarının düzenli döngülerini açıklamaya çalışmıştır.

Anaksimandros, insanların ve diğer canlıların kökenine dair erken bir evrim fikri öne sürmüştür. Ona göre, canlılar sudaki ilkel formlardan evrilmiş ve zamanla karada yaşamaya adapte olmuştur.

Anaksimandros, insanların bebeklik döneminde uzun süre bakıma muhtaç olduğunu gözlemleyerek, ilk insanların balık benzeri canlılardan türediğini ve suda geliştiklerini savunmuştur. Bu, modern evrim teorisinin çok erken bir öncüsü olarak kabul edilmektedir.

Anaksimandros, doğa olaylarını (örneğin fırtınalar, şimşekler) tanrısal müdahalelerle değil, doğal süreçlerle açıklamaya çalışmıştır. Örneğin, şimşeğin bulutların çarpışmasından kaynaklandığını düşünmüştür.

Anaksimandros, evreni sistematik ve rasyonel bir şekilde açıklamaya çalışan ilk düşünürlerden biridir. Anaksimandros’un Apeiron kavramı, evrenin kökenine dair soyut bir ilke sunarak felsefi düşünceyi derinleştirmiştir.

Bilimsel yöntemin temellerini atarak gözlem, hipotez ve mantıksal çıkarımı birleştiren Anaksimandros’un evrim, kozmoloji ve kartografya alanındaki fikirleri, sonraki yüzyıllarda bilimsel düşüncenin gelişimine katkı sağlamıştır.

Miletos Okulu’nun bir üyesi olarak, Thales’in materyalist yaklaşımını daha soyut ve evrensel bir düzene taşımıştır.

Anaksimandros’un teorileri:

Anaksimandros, Miletoslu Thales’in öğrencisi olarak onun fikirlerini geliştirmiş ve evreni anlamaya yönelik daha soyut, sistematik bir yaklaşım benimsemiştir. İşte Anaksimandros’un başlıca teorileri:

Apeiron: Anaksimandros, evrendeki her şeyin kökeninin Apeiron (sınırsız, belirsiz, sonsuz) adlı bir ilke olduğunu savunmuştur. Thales’in su teorisini reddederek, evrenin belirli bir maddeden değil, nitelikleri tanımlanamayan, sınırsız bir kaynaktan türediğini öne sürmüştür.

Apeiron, ne su, hava, ateş gibi belirli bir madde ne de sınırlı bir şeydir. Tüm varlıklar Apeiron’dan doğar ve ona geri döner, bu da evrenin döngüsel bir düzen içinde işlediğini gösterir.

Bu, evrenin maddi olmayan bir ilkeye dayandığını savunan ilk felsefi kavramlardan biridir. Apeiron, modern fiziğin “sonsuzluk” veya “evrensel enerji” kavramlarına erken bir atıf olarak görülebilir.

Kozmoloji: Anaksimandros, Dünya’nın evrenin merkezinde serbestçe asılı durduğunu ve herhangi bir fiziksel desteğe (örneğin, su veya dev bir kaplumbağa) ihtiyaç duymadığını savunmuştur. Dünya’yı silindir şeklinde tasvir etmiştir.

Bu model, Dünya’nın evrendeki konumuna dair mitolojik açıklamalara meydan okuyan ilk bilimsel yaklaşımlardan biriydi.

Evrim ve canlıların kökeni: Anaksimandros, canlıların sudaki ilkel formlardan evrilerek karada yaşamaya adapte olduğunu savunmuştur. Özellikle insanların, balık benzeri canlılardan türediğini ve uzun bir gelişim sürecinden geçtiğini öne sürmüştür.

Bu fikir, modern evrim teorisinin çok erken bir öncüsüdür ve biyolojik çeşitliliğin doğal süreçlerle açıklanabileceğini göstermektedir.

Astronomik gözlemler ve teoriler: Anaksimandros, gök cisimlerinin Dünya’dan uzak mesafelerde olduğunu ve düzenli hareketler yaptığını savunmuştur. Gökyüzünü, Dünya’yı çevreleyen ateşten halkalar olarak tasavvur etmiştir.

Anaksimandros, astronomiye sistematik bir yaklaşım getiren ilk düşünürlerden biridir.

Doğa olaylarının rasyonel açıklamaları: Anaksimandros, doğa olaylarını tanrısal müdahalelerle değil, doğal süreçlerle açıklamaya çalışmıştır. Örneğin: Şimşek ve gök gürültüsünün bulutların çarpışmasından kaynaklandığını savunmuş, rüzgarların, havanın yoğunlaşması ve hareketiyle oluştuğunu düşünmüştür.

Anaksimandros, bu yaklaşımla, mitolojik açıklamalara karşı rasyonel bir yaklaşım benimseyerek bilimsel düşüncenin temellerini atmıştır.

Coğrafya ve kartografya: Anaksimandros, bilinen dünyanın ilk haritasını çizdiği kabul edilöektedir. Bu harita, Akdeniz çevresindeki bölgeleri ve o dönemin coğrafi bilgilerini içermektedir. Kartografyanın başlangıcı olarak görülen bu çalışma, coğrafi keşiflerin ve bilimsel haritalamanın temelini oluşturmuştur.

Evrenin döngüsel düzeni: Anaksimandros, evrenin bir adalet ve denge düzeni içinde işlediğini savunmuştur: Varlıklar Apeiron’dan doğar, varlığını sürdürür ve sonra ona geri döner, bu döngü, evrenin “adalet” ilkesine göre işlediğini gösterir.

Bu fikir, evrenin kaotik değil, düzenli ve öngörülebilir olduğunu savunan ilk felsefi kavramlardan biridir.

Paylaşın

Thales Kimdir? Teorik Çalışmaları

MÖ 624 yılında İyonya’nın Milet şehrinde dünyaya gelen ve 545 yılında hayatını kaybettiği düşünülen Thales, batı felsefesinin ilk düşünürlerinden biri olarak kabul edilir.

Haber Merkezi / Thales, doğa olaylarını mitolojik açıklamalar yerine akıl ve gözlem yoluyla anlamaya çalışan ilk filozoflardan biri olarak bilinir.

İşte Antik Yunan’da “Yedi Bilge”den biri olarak kabul edilen Thales hakkındaki temel bilgiler:

Felsefe ve bilimdeki katkıları: Thales, evrenin temel maddesinin (arkhe) su olduğunu öne sürmüştür. Bu, doğanın temel bir ilkeye dayandığını savunan ilk felsefi düşüncelerden biridir. Thales, bu nedenle “ilk filozof” olarak anılır.

Matematik ve geometri: Thales, geometrideki bazı temel teoremlerin (örneğin, Thales Teoremi) isim babasıdır. Thales’in bir dairenin çapının onu iki eşit parçaya böldüğünü ve bir üçgenin taban açılarının eşit olduğunu kanıtladığı söylenir.

Astronomi: Thales’in bir güneş tutulmasını (MÖ 585) önceden tahmin ettiği rivayet edilir. Ayrıca gökyüzü gözlemleriyle yıldızların navigasyon için kullanılabileceğini göstermiştir.

Pratik uygulamalar: Mısır’da piramitlerin yüksekliğini gölgelerinden hesapladığı ve Nil Nehri’nin taşkınlarını öngördüğü söylenir.

Bilimsel düşüncenin temellerini atmış ve doğayı rasyonel bir şekilde anlamaya çalışan Thales’in eserleri günümüze ulaşmamıştır, ancak fikirleri öğrencileri (örneğin Anaksimandros) ve sonraki filozoflar aracılığıyla aktarılmıştır.

Thales’in başlıca teorileri:

Evrenin temel maddesi (arkhe) olarak su: Thales, evrendeki her şeyin temel maddesinin (arkhe) su olduğunu öne sürmüştür. Ona göre, tüm varlıklar sudan türemiş ve suya dönüşmüştür.

Bu teori, doğa olaylarını mitolojik açıklamalar yerine tek bir maddi ilkeye dayandırma çabasıydı. Bu fikir, felsefi ve bilimsel düşüncenin başlangıcı olarak kabul edilir.

Geometri ve matematik teoremleri: Thales, geometrideki katkılarıyla da tanınır. Ona atfedilen bazı teoriler şunlardır:

Thales Teoremi (Daire): Bir dairenin çapı, dairenin çevresini iki eşit yarıya böler.
Thales Teoremi (Üçgen): Bir üçgenin bir kenarına paralel bir doğru çizildiğinde, diğer kenarları orantılı olarak böler (benzerlik ilkesi).
Dik Açı Teoremi: Bir yarım daire içinde çizilen bir üçgenin, çapa dayanan açısı her zaman 90 derecedir.
Ölçüm Teknikleri: Thales’in, Mısır piramitlerinin yüksekliğini gölgelerinden hesapladığı söylenir. Bu, benzer üçgenler ilkesine dayalı bir yöntemdi.

Astronomi ve doğa gözlemleri: Thales’in MÖ 585’te bir güneş tutulmasını öngördüğü rivayet edilmiştir. Bu, Babil astronomi bilgilerini kullanmış olabileceğini gösterir.

Thales’in denizcilere, Küçük Ayı (Ursa Minor) takımyıldızını kullanarak yön bulmayı öğrettiği ifade edilmiştir. Thales’in ayrıca, Nil Nehri’nin taşkınlarını incelediği ve bu taşkınların rüzgarlarla bağlantılı olduğunu öne sürdüğü bilinmektedir.

Doğa olaylarının rasyonel açıklamaları: Thales, depremlerin yeryüzünün su üzerinde yüzmesi ve dalgalanmasıyla oluştuğunu savunmuştur. Bu, doğa olaylarına tanrıların gazabı yerine doğal bir açıklama getirme çabasıydı.

Thales’in mıknatıs taşlarının (lodestone) demiri çekmesini gözlemlediği ve bu taşların bir tür “canlılık” içerdiğini düşündüğü belirtilmiştir. Bu, doğadaki güçlerin incelenmesine yönelik ilk adımlardan biri olarak kabul edilir.

Felsefi yaklaşımı: Thales, doğayı anlamak için mitoloji yerine gözlem ve aklı kullanmayı tercih etmiştir. Bu, bilimsel yöntemin ilk adımlarından biri olarak görülmektedir.

“Her şey tanrılarla doludur” sözüyle, evrendeki her şeyin bir düzen ve canlılık içerdiğini ima etmiş olabilir.

Paylaşın

Goblin Modu Nedir? Psikolojik Etkileri

Goblin modu, toplumsal normları, beklentileri veya mükemmeliyetçiliği umursamadan, tamamen özgür, dağınık, kendi zevklerine odaklanan ve biraz da kaotik bir şekilde davranmayı ifade eder.

Haber Merkezi / Bu mod, genellikle öz bakım eksikliği, rahatlık arayışı ve “kendin olma” halini abartılı bir şekilde kucaklamayı içerir.

Örnek davranışlar: Evde pijamalarla gün geçirmek, dağınık bir ortamda yaşamak. Toplumun “şık” veya “düzenli” olma baskısına aldırmadan, içinden geldiği gibi davranmak. Fast food yemek, saatlerce dizi izlemek veya plansızca takılmak.

Terim, ilk olarak 2009 civarında internet kültüründen ortaya çıktı, ancak 2022 yılında pandeminin getirdiği yorgunluk ve toplumsal baskılara tepki olarak popülerleşti. Bireyler, sürekli üretken veya “mükemmel” olma baskısından sıyrılarak, “goblin modu”na geçmeyi bir tür özgürleşme olarak gördü.

Örnek Cümle: “Bugün goblin modundayım, bütün gün koltukta patates cipsi yiyip eski filmler izleyeceğim.

Goblin modunun psikolojik etkileri:

Goblin modunun psikolojik etkileri, bireyin bu yaşam tarzını nasıl benimsediğine ve bağlamına bağlı olarak hem olumlu hem de olumsuz olabilir.

Olumlu psikolojik etkiler:

Stres azaltma ve özgürleşme: Goblin modu, toplumsal baskılardan (mükemmel görünme, sürekli üretken olma) kurtulmayı temsil eder. Bu, bireylerin kendilerini özgür hissetmesine ve “olması gerektiği gibi” davranma zorunluluğundan uzaklaşmasına olanak tanır.

Psikolojik olarak, bu durum zihinsel yükü hafifletebilir. Örneğin, sürekli düzenli veya “başarılı” olma kaygısı yerine, birey kendi rahatlığına odaklanarak anksiyeteyi azaltabilir.

Öz kabul ve otantiklik: Goblin modu, kişinin “kusurlu” yanlarını kucaklamasını teşvik eder. Bu, öz kabulü artırabilir ve bireyin kendini olduğu gibi sevmesine yardımcı olabilir. Toplumun dayattığı ideallere uymaya çalışmak yerine, kendi arzularına ve ihtiyaçlarına öncelik vermek, özsaygıyı güçlendirebilir.

Yaratıcılık ve spontanelik: Goblin modunun kaotik ve plansız doğası, bazı bireylerde yaratıcı düşünceyi teşvik edebilir. Kurallardan uzaklaşmak, yeni fikirler veya alışılmadık çözümler üretmeyi kolaylaştırabilir.

Rahatlama ve öz bakım: Kendi zevklerine odaklanmak (örneğin, sevdiği yiyecekleri yemek, uzun süre dizi izlemek), kısa vadede zihinsel rahatlama sağlayabilir. Bu, özellikle pandemi gibi stresli dönemlerde bir tür kaçış veya “reset” mekanizması olarak işlev görebilir.

Olumsuz psikolojik etkiler:

Motivasyon ve üretkenlikte düşüş: Goblin modu uzun süre devam ettiğinde, bireylerin sorumluluklardan kaçınma eğilimi artabilir. Bu, iş, okul veya kişisel hedeflerde motivasyon kaybına yol açabilir.

Örneğin, sürekli “goblin modunda” kalmak, erteleme (procrastination) davranışını artırabilir ve uzun vadede suçluluk veya yetersizlik hislerine neden olabilir.

Sosyal izolasyon riski: Toplumsal normları tamamen reddetmek, bireyin sosyal ilişkilerini etkileyebilir. Örneğin, dağınık veya umursamaz bir yaşam tarzı, arkadaşlar veya aileyle çatışmalara yol açabilir.

Ayrıca, goblin modu bazen yalnızlığı tercih etmeye dönüşebilir, bu da sosyal bağların zayıflamasına ve depresif hislere neden olabilir.

Zihinsel sağlığa uzun vadeli etkiler:

Goblin modu, öz bakım eksikliğini (örneğin, düzensiz uyku, sağlıksız beslenme) normalleştirirse, bu durum fiziksel ve zihinsel sağlığı olumsuz etkileyebilir. Örneğin, düzensiz yaşam tarzı kaygı veya depresyon belirtilerini kötüleştirebilir.

Kaotik bir yaşam tarzı, bazı bireylerde kontrol kaybı hissi yaratabilir, bu da kaygıyı artırabilir.

Toplumsal yargı ve suçluluk: Goblin modunu benimseyen bireyler, toplumun “tembel” veya “sorumsuz” olarak damgalama riskiyle karşılaşabilir. Bu dış yargılar, bireyin kendine yönelik suçluluk veya utanç hissetmesine yol açabilir.

Bağlama göre değişen etkiler:

Kısa ve uzun vadeli: Goblin modu, kısa vadede özgürleştirici ve rahatlatıcı olabilir, ancak uzun vadede disiplin eksikliği veya öz bakım ihmali gibi sorunlara yol açabilir.

Bireysel farklılıklar: Psikolojik etkiler, kişinin kişilik yapısına, yaşam koşullarına ve zihinsel sağlık durumuna bağlı olarak değişir. Örneğin, dışa dönük bireyler goblin modunu daha eğlenceli bulabilirken, kaygıya yatkın bireyler için bu mod kaotik ve stresli olabilir.

Kültürel faktörler: Toplumların üretkenlik ve düzen konusundaki beklentileri, goblin modunun nasıl algılandığını etkiler. Kolektivist kültürlerde (örneğin, Türkiye gibi), bu mod daha fazla eleştirilebilir ve bireyde dışlanma korkusu yaratabilir.

Psikolojik denge için öneriler:

Dengeyi bulmak: Goblin modunu bir rahatlama aracı olarak kullanmak, ancak tamamen kontrolsüz bir yaşam tarzına dönüşmesini önlemek için sınırlar koymak önemlidir. Örneğin, haftanın belirli günlerinde “goblin modu”na izin vermek, diğer günlerde ise sorumluluklara odaklanmak.

Öz farkındalık: Bireyin goblin moduna neden ihtiyaç duyduğunu anlaması (stresten kaçış, toplumsal baskıya tepki vb.) yardımcı olabilir. Bu, modun sağlıklı mı yoksa yıkıcı mı olduğunu değerlendirmeyi sağlar.

Sağlıklı öz bakım: Goblin modunda bile temel ihtiyaçlara (uyku, beslenme, hareket) dikkat etmek, olumsuz etkileri azaltabilir.

Sosyal bağlantılar: Sosyal ilişkileri sürdürmek, goblin modunun izolasyona dönüşmesini önleyebilir.

Paylaşın

Beslenme Kolorektal Kanser Riskini Nasıl Etkiler?

Oxford Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yapılan kapsamlı bir araştırma, tüketilen yiyeceklerin kolorektal kanserine yakalanma riskin büyük ölçüde etkileyebileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Kolorektal kanser, dünyada en sık görülen üçüncü kanser türüdür. Özellikle yüksek gelirli ülkelerde yaygın olmakla birlikte, dünyanın diğer bölgelerinde de vaka sayısı artmaktadır. Artış, beslenme ve yaşam tarzındaki değişikliklerden kaynaklanıyor olabilir; bu da hastalığın yapılan seçimlerden etkilenebileceği anlamına geliyor.

Nature Communications’da yayımlanan araştırmada, İngiltere’de yarım milyondan fazla kadının, yaklaşık 17 yıllık beslenme alışkanlıkları incelendi.

Bilim insanları, kanser riskini nasıl etkilediklerini görmek için 97 farklı yiyecek ve besin maddesini takip ettiler. Ayrıca, belirli yiyeceklerin kansere nasıl yol açabileceği hakkında daha fazla bilgi edinmek için genetik bilgileri kullandılar.

Bilim insanları, kırmızı ve işlenmiş et veya alkol tüketmenin kolorektal kanser riskini artırdığını buldular. Bir kişinin her gün içtiği her 20 gram alkol (yaklaşık iki kadeh) kanser riskini yüzde 15 artıyordu. Günde sadece bir dilim pastırma veya 30 gram kırmızı veya işlenmiş et yemek ise kanser riskini yüzde 8 artırıyordu.

Öte yandan araştırma, bazı yiyeceklerin kolorektal kanser riskini azaltmaya yardımcı olduğunu ortaya koydu. Günde bir bardak süt içmek (300 miligram kalsiyum) kanser riskini yüzde 17 oranında azaltıyordu. Süt ve yoğurt gibi süt ürünleri, kalsiyum açısından zengin oldukları için kanser riskini azaltmada faydalı olduğu görünüyor.

Araştırma ayrıca, yarım dilim tam buğday ekmeği (20 gram tam tahıl) yemenin riski yüzde 10, bir kase kahvaltılık gevrek (40 gram) yemenin riski yüzde 7, günde bir elma (5 gram lif içerir) yemenin  riski yüzde 8, bir kase meyve (200 gram) yemenin ise riski yüzde 10 oranında azalttığını ortaya koydu.

Araştırmada, her gün 100 mikrogram folat almanın kanser riskini yüzde 12, yeterli miktarda C vitamini almanın ise (100 miligram, yaklaşık bir portakaldaki miktar) kanser riskini yüzde 10 oranında azalttığı görüldü.

Paylaşın

Özgür Özel: Cadı Avıyla Karşı Karşıyayız

Buca Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’i ziyaretinin ardından açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Arkadaşlarımızın bir cadı avıyla hak etmedikleri suçlamalarla karşılaşmayacakları bir süreci hep beraber tamamlamayı umut ediyoruz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir Buca Ceza İnfaz Kurumu’nda partisinin İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin eski Başkanı Tunç Soyer’i ziyaret etti.

Ziyaretin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Özgür Özel, şu ifadeleri kullandı: “Bugün, pazartesi günü için biliyorsunuz, İzmir’de tutuklu arkadaşlarımızı ziyaret etmeyi planlamıştık. Ancak önceki dönem Genel Başkanımız Sayın Altan Öymen’in vefatı ve bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi ve partimizde yapılacak törenlerden sonra uçuş saatimiz çok öne geldi. Onun için bu sabah 05.30 itibariyle İzmir’e geldik ve bakanlığın da oluruyla, savcımızın da oluruyla erken saatlerde ziyaretlerimizi gerçekleştirdik. İzmir Büyükşehir Belediyesi Önceki Başkanımız Sayın Tunç Soyer’i ve İzmir İl Başkanımız Sayın Şenol Aslanoğlu’nu ve arkadaşlarımıza ziyaretlerde bulunduk.

Öncelikle şunu söyleyeyim. İzmir’in gösterdiği dayanışmadan, partinin kendilerine sahip çıkmasından ve ilk andan itibaren hepimizin tereddütsüz bu konuda kendilerine sahip çıkmamızdan duydukları memnuniyeti ifade ettiler. Hem tüm partimizin seçilmişlerine, üyelerine, seçmenlerine, bütün İzmirlilere saygılarını sunuyorlar. Biz İzmir’de özel bir görevlendirme yaptık. O görevlendirme hakkında kendilerine de bilgi verdim. Önceki dönem Genel Sekreterimiz Sayın Bihlun Tamaylıgil, İzmir’de bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak benim özel temsilcim ve tam yetkili olarak konunun tüm tarafları ile ilgileniyor.

İki milletvekilimiz; Aydın Milletvekilimiz Evrim Karakoz ve Ankara milletvekilimiz Özgür Erdem İncesu kendisinin yardımcıları. Ayrıca Genel Sekreter Yardımcımız Tarık Balyalı da Bihlun Hanım’la birlikte İzmir’deki ekipte görev yapacak. Buradaki temel amacımız; hem yargı süreci ile ilgili örgütümüz, arkadaşlarımız, İzmir Büyükşehir Belediyesi arasındaki koordinasyonu, eşgüdümü, partinin birlik ve beraberliğini sağlamak elbette. Ama esas olarak burada yaratılan bir algı var. O algı da şu; İzmir’de sanki birileri, birilerini dolandırmak için bir teşekkül oluşturmuş gibi. Oysaki İzmir’de kentsel dönüşüme devlet, hükümet sırtını dönmüştü.

Başka şehirlerde bu konuya önem verdiklerini söyleyenler, İzmir’de yurt dışından bulunan büyük kaynaklara dahi yıllarca imza atmayarak kentsel dönüşüme engel oluyorlardı. Ve sosyal demokrat bir partinin yapması gereken mesele… Bu konuda bir kooperatifçilik deneyimi var. Özellikle bu konudaki Ankara’daki başarılı örneklerin ilk başlatıcısı, sonlandırıcısı ve tüm Türkiye’ye yayılmasını sağlayan, bu örneklerin Sayın Murat Karayalçın döneminden başlayarak Türkiye, Cumhuriyet Halk Partisi ile biliyor. Bu yüzden bir kooperatif modeline geçildi.

Öyle talihsiz bir dönem yaşandı ki inşaat maliyetlerinin 10 kat arttığı bir dönemde. Bu kooperatifler başarılı olsalardı Türkiye’de çok iyi örnek olacaktı. Şimdi sonuçlandırılmaları ile birlikte bu iyi örnek devam edebilir. Ancak artan maliyetlerden dolayı kimi kooperatif istediği kadar ilerlemedi, kimisi henüz başlayamamıştı. Ve bu mesele iktidar tarafından ‘Cumhuriyet Halk Partili yöneticiler, vatandaşı dolandırmaya çalıştı’ gibi bir haksız, iğrenç iftiraya dönüşmüş durumda. Oysa İstanbul Esenyurt’a baktığınızda 30 bin konut mağduru var. Apartman var, olmayan katlardaki daireler satılmış. ‘Önce siz satın. Emsali artırırız, katı artırırız’ demişler.

Sonra onu başaramayınca ya da bir gözü dönmüşlüğe dönünce bu iş, 30 bin konut mağduru var Esenyurt’ta. Her gün Meclis’teler ve onların yüzüne dönüp bakan bir AK Partili yok, bundan utanan bir AK Partili yok. ‘Deprem bölgesinde 650 bin konutu bir yılda yapacağız’ dediler, üç yılda verdikleri sözün yüzde 35’ini tutabildiler. Bu inşaat maliyetleri ile yapamayınca orada şimdi dönüp de vatandaşı siyaseten dolandırmadı mı AK Parti? ‘Bir yılda vereceğim bu konutları size’ dedi ve vatandaşa, ‘bir yılda vereceğim’ dediği konutu, 2,5 yıl geçmiş 10 vatandaştan altısı, yedisi hala konteynerde. Aynı şeyin İzmir’deki ölçeğinde vatandaşların mağduriyetini, sanki bir dolandırıcılığa teşebbüs gibi ifade ediliyor. Bu konuda biz arkadaşlarımızın iyi niyeti ile ilgili bir şüphemiz yok.

Ama bu mağduriyete de AK Parti’nin Esenyurt’a sırtını dönmesi gibi sırt dönemeyiz. Ya da bir Murat Kurum pişkinliği ile ‘Bir yılda bütün konutları yapacağız’ deyip, 2,5 yılda yüzde 35’ini yapıp da ‘Çok başarılıyız’ diyemeyiz. Özeleştiri yapmak durumundayız. Bu kooperatiflerin mutlaka ilerlemesi ve tamamlanması gerekiyor. Bihlun Tamaylıgil, boşuna seçilmiş bir isim değildir. Hem bütün örgütümüzü çok iyi tanır, hem yıllarca finans piyasalarında çok önemli görevler yaptı ve bu tip bir projenin nasıl kaynak bulacağını, nasıl finanse edileceğini, haklının-haksızın veya verilen paranın ne kadarının karşılanacağını yapılan işleri, hesaplayacak en iyi en iyi ekipleri kurabilecek noktada.

Burada temel, amaç kimseyi üzmeden, kırmadan, kimsenin hakkını yemeden arkadaşlarımızı da bu haksız suçlamalar karşısında yalnız bırakmadan topyekün ve doğru bir mücadele vermek için, bu çalışmayı koordine etmek için kendisi burada görev yapıyor. Bu hafta içinde cezaevindeki arkadaşlarımızı da ziyaret edecek. Bir yandan da Şakran Cezaevinde bürokratlarımız, suçsuz çalışanlarımız var. Hem onların milletvekillerimiz, hem de bu yapı tarafından ziyaret edilmesi, ailelerle iletişim kurulması da bir bütünleşik faaliyet olarak önümüzde duruyor.

Biz İzmir’i seviyoruz, İzmir bizi seviyor. İzmir fırsatçıları, riyakârları biliyor. Ama biz de İzmir’in bizden ne beklediğini biliyoruz. O beklentiye en iyi şekilde cevap vermek boynumuzun borcudur. Zaman zaman basın üzerinden çeşitli yazışmalar, atışmalar, konuşmalar… İzmir yerel basının da böyle bir geleneği var, karşılıklı açıklamaları heyecanla takip ediyor. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partililer’den bu karşılıklı açıklamalar yerine ortaklaşmış bir tek ses ve ortak mücadele duyulacak. Bu konuda aksine davrananlar noktasında tavizsiziz.

“Çizgimizi bundan sonra da sürdüreceğiz”

Sayın basın mensuplarından da bu konuda eski alışkanlıkların terk edilmesi sürecine olumlu katkı vermelerini bekliyoruz. Ayrıca bunun dışında her türlü manipülasyona, her türlü Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğine zarar verebilecek çabaya karşı da tavizsiz olacağımızı ve her türlü kanuni haklarımızı da arayacağımızı, bu konuda net olacağımızı da herkesin bilmesini isterim. İzmir’e İzmir’i duymayan değil, geçtiğimiz dönemde İzmir bizden ne talep ettiyse biz onu yaptık. İzmir’in istediği gibi İzmir’i dinleyen, İzmir’i duyan, ona cevap veren çizgimizi bundan sonra da sürdüreceğiz.

En büyük hedefimiz; ortaya çıkan ya da çıkması olası mağduriyetlerin, daha günü gelmemiş ve teslim edilmemiş evler de var, bir miktar beklenenin gerisinde seyreden yerler de var. Olası mağduriyetlerin de, ortaya çıkan mağduriyetlerin de giderileceği, ama arkadaşlarımızın da bir cadı avıyla hak etmedikleri suçlamalarla karşılaşmayacakları bir süreci hep beraber tamamlamayı umuyoruz. Yanımda çok değerli hukukçu arkadaşlarım da var, tutuklama istisnadır ve son çaredir. Burada ilk başvuru, ilk iş olarak yapılıyor.

Şöyle şeyler anlatılıyor, çok değerli hocalar diyorlar ki, ‘Biz bu öğrencilerimize, kürsüde bu tutuklamaları yapan arkadaşlara şunu anlattık: Bir masum boşu boşuna içeride tutuklu olacağına bırak, 99 suçlu dışarıda gezsin.’ Duyunca insan inanamıyor buna. Diyorsun ki ‘Ya hu olur mu?’ Diyor ki işte ‘Bir masumu boşu boşuna içeride tutmak bu kadar büyük vebaldir. O yüzden kılı 40 yararak düşünmek lazım’ diye. Ama maalesef şunu da görüyorsunuz. Geçen gün Sayın Erdoğan bir değerlendirme yapıyor, ‘Bundan sonra şu süreç başarılı olursa, kayyımlar istisna olacak, tutuklamalar istisna olacak’ diyor. Kardeşim bu zaten istisna. Bunu kaide haline getiren sizsiniz. Gözü dönmüş siyasi mücadelenize alet ettiğiniz yargı aparatlarınız.

O yüzden bu konuda genel sorunuza elbette size hak vererek, soruya hak vererek cevap veriyorum. İzmir’de de çok sayıda tutuklama yapılması yanlış. Ama bir doğruya da doğru demek lazım. Türkiye’de çeşitli şehirlerde insanlar 7-8 ay iddianame beklerken İzmir’de birkaç hafta içinde iddianamenin yazılmış olması çok kıymetlidir. Hızla tensip tutanağının düzenlenip duruşma gününün verilmesini, arkadaşlarımızın da iddianamenin kabulü ile birlikte tutuksuz yargılanmaya başlayacakları bir süreci umut ediyoruz. Bu yönüyle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianameyi bu kadar hızlı yazılması noktasında gösterdiği yaklaşımı da birçok noktada nasıl eleştiri hakkımızı kullanıyorsak, takdir ettiğimizi, bundan memnuniyet duyduğumuzda ifade etmem lazım.”

Paylaşın

Şampiyonlar Ligi: Fenerbahçe’nin Rakibi Belli Oldu

Fenerbahçe, UEFA Şampiyonlar Ligi 3. eleme turunda Feyenoord ile eşleşti. İlk maç 5 – 6 Ağustos’ta deplasmanda, rövanşı ise 12 Ağustos’ta İstanbul’da oynanacak.

Haber Merkezi / UEFA (Avrupa Futbol Federasyonları Birliği) Şampiyonlar Ligi 3. eleme turu kurası İsviçre’nin Nyon kentinde çekildi.

Kura çekiminde Fenerbahçe’nin rakibi Hollanda temsilcisi Feyenoord oldu. İlk maç 5 – 6 Ağustos’ta deplasmanda, rövanşı ise 12 Ağustos’ta İstanbul’da oynanacak.

Fenerbahçe, rakibini geçmesi halinde play-off turuna yükselecek. Elenmesi durumunda ise UEFA Avrupa Ligi gruplarına kalacak.

Ajax ve PSV ile birlikte Hollanda’nın “büyük üçlüsü” arasında sayılan Feyenoord, kırmızı – beyaz renklere sahiptir.

Feyenoord, maçlarını De Kuip (Stadion Feijenoord) adlı stadyumda oynar. Tarihinde 16 Eredivisie şampiyonluğu, 14 KNVB Kupası, 1 Avrupa Kupası (1970), 2 UEFA Kupası (1974, 2002) ve 1 Kıtalararası Kupa bulunmaktadır.

1908 yılında kurulan Feyenoord, “Halkın Takımı” olarak bilinir ve güçlü taraftar desteğiyle tanınır.

Beşiktaş ve Başakşehir’in muhtemel rakipleri belli oldu

Öte yandan Beşiktaş, Avrupa Ligi 2. ön eleme turunda Shakhtar Donetsk’i elemesi halinde, 3. ön eleme turunda, Şampiyonlar Ligi’ndeki Panathinaikos – Rangers mağlubu ile karşılaşacak.

Başakşehir ise, UEFA Konferans Ligi’nde Cherno More’yi geçmesi halinde 3. eleme turunda Viking – Koper eşleşmesinin kazananıyla karşılaşacak.

Paylaşın

DEM Partili Sancar’dan “Süreç” Açıklaması: Güven Sorunu Sürüyor

DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, partisinin “Barış ve Demokrasi” iktidarın ise “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı sürece ilişkin, toplumun destek olduğunu ancak güven sorunun devam ettiğini söyledi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi ve eski eş genel başkanlarından Prof. Dr. Mithat Sancar, 6 Temmuz 2025’te İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan’la gerçekleştirdiği görüşmeye dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Mezopotamya Ajansı’na konuşan Sancar, görüşmenin 2,5 saat sürdüğünü, bu görüşmede barış süreci açısından “tarihi nitelikte” kararların ortaya çıktığını ifade etti.

Sancar, Öcalan’ın, dünyadaki örneklerden farklı olarak, silah bırakmayı sürecin en başına almayı önerdiğini belirtti. Bu kararın radikal ve stratejik olduğunu vurgulayan Sancar, barışın bundan sonra sadece devlet ve örgüt arasında değil, toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla şekilleneceğini söyledi.

Sancar, görüşmede Öcalan’ın sürece dair ortaya koyduğu stratejik yaklaşımı şöyle aktardı: “Sayın Öcalan bu görüşmede çok net bir biçimde yeni bir aşamadan bahsetti. Bu yeni aşamanın temel özelliği ise silah bırakma çağrısının sürecin sonuna değil, en başına yerleştirilmiş olmasıdır. Yani alışılmışın tersine bir yol izlenmektedir.

Dünyadaki örneklerde silahlar en son bırakılır, çünkü önce güven, hukuk ve siyaset zemini inşa edilir. Fakat burada tam tersi bir tercih söz konusu. Bu tercih, çözüm sürecinin artık sadece örgüt ile devlet arasında değil, çok aktörlü, toplum merkezli bir zemine taşındığını gösteriyor. Sayın Öcalan’ın bu tercihi stratejik olduğu kadar dönüştürücüdür.”

Sancar, silah bırakmanın sıradan bir taktik değil, geleceğe dönük bir barış mimarisinin başlangıç taşı olduğunu belirtti: “Bu yaklaşım Sayın Öcalan’ın şahsi tercihi olarak ortaya konmuştur. Radikal bir tercihtir. Gerçekçi bir stratejiye dayalıdır. Bu tavır, ‘önce silah bırak, sonra barışı konuş’ demek değildir.

Aksine, bu sürecin artık toplumun doğrudan öznesi olması gerektiğini ortaya koyuyor. İki tarafın masada olduğu dar modellerin ötesine geçilmesini öngörüyor. Öcalan, barışı sadece örgüt-devlet denklemine sıkıştırmıyor; bütün halkın, bütün siyasal aktörlerin, sivil toplumun ve yerel inisiyatiflerin dahil olacağı bir süreçten bahsediyor.”

Görüşmenin ardından Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’la da temas kurduklarını belirten Sancar, sürecin sadece siyasi değil, hukuki adımlarla da desteklenmesi gerektiğini ifade etti: “Silah bırakmanın öne alınması, sürecin artık silahlı mücadele değil hukuk ve siyaset zemininde yürütülmesi gerektiği anlamına geliyor.

Sayın Öcalan bu konuda da çok açık konuştu. Dedi ki: ‘Süreç artık barış hukukuyla ilerlemelidir.’ Bu noktada biz de Adalet Bakanı ile yaptığımız görüşmelerde şunu vurguladık: Cezaevinde 30 yılını doldurmuş insanlar var. Hasta tutuklular var. İnfazı keyfi şekilde ertelenmiş binlerce insan var. Bunların çözümü için yeni yasa gerekmez. Mevcut mevzuat yeterlidir. Yeter ki siyasi irade olsun.”

Sancar, çatışmasızlık ortamının kalıcı barışa dönüşmesi için silah bırakan kadroların topluma entegre edilmesinin zorunlu olduğunu dile getirdi: “Barıştan söz ediyorsak, bu sadece silahların susmasıyla olmaz. O kadroların siyasal ve toplumsal hayata dahil edilmesi gerekir. Bu da sadece bireysel düzeyde değil, sistemsel bir entegrasyonu gerektirir.

Demokratik entegrasyon dediğimiz şey hem hukuk sistemini hem siyasi yapıyı hem de toplumsal algıyı kapsayan bir geçiş sürecidir. Öcalan bu süreci çok net tanımlıyor: ‘Siyasetin alanı genişlemeden barış kurumsallaşmaz.’ Bu nedenle siyaset üzerindeki kısıtlamaların kalkması, örgütlenme ve ifade özgürlüğünün genişletilmesi gerekiyor.”

Sancar, Öcalan’ın “kardeşlik hukuku” kavramına da özel vurgu yaptığını söyledi. Bunun sadece anayasal bir ifade değil, derin bir toplumsal dönüşüm çağrısı olduğunu belirtti: “Kardeşlik hukuku kavramı sadece bir retorik değil. Bu, yeni bir toplumsal sözleşmeye işaret ediyor.

Sayın Öcalan diyor ki: ‘Bugüne kadar Türk-Kürt ilişkisi, kimlikler arası bir tahakküm ilişkisi olarak yaşandı. Bu tahakküm çözülmeden kalıcı bir barış sağlanamaz.’ Bu nedenle önerilen şey, sadece siyasi değil, kültürel ve toplumsal ilişkileri de dönüştürecek bir sözleşmedir. Bu da ancak eşit yurttaşlık temelinde yeni bir anayasa ile mümkün olabilir.”

Sancar, sürecin sadece hükümet ve muhalefet değil, geniş bir toplumsal mutabakat gerektirdiğini belirterek özellikle CHP’nin rolüne dikkat çekti: “Bu sürecin toplumsal zemini güçlü olmalı. Bu zeminin bir parçası da ana muhalefet partisidir. CHP sürecin dışında kalırsa bu iş yürümez.

Çünkü CHP, sadece siyasi değil, sosyolojik olarak da Türkiye’nin önemli bir damarını temsil ediyor. Barış dediğiniz şey, sadece iki tarafın mutabakatı değil, bütün halkların ve kesimlerin uzlaşmasıyla mümkündür. O yüzden, CHP’nin bu sürece doğrudan katılımı, hatta ön açıcı rol üstlenmesi elzemdir.”

“Destek var ama güven sorunu sürüyor”

Sürece toplumda yüksek destek olduğunu ancak güven düzeyinin düşük kaldığını belirten Sancar, bu açığın ancak somut adımlarla kapatılabileceğini vurguladı:

Şu anda kamuoyu yoklamalarına baktığımızda, özellikle Kürt halkı arasında barış sürecine destek yüzde 80’in üzerinde. Türkiye genelinde ise bu oran yüzde 70’e yakın. Ama aynı kamuoyu çalışmalarında ‘bu sürece güveniyor musunuz?’ sorusuna verilen cevaplar çok daha düşük çıkıyor. İşte bu uçurumu kapatmak gerekiyor. Güven dediğimiz şey, sözle değil, eylemle kazanılır. Somut adımlar, şeffaf mekanizmalar ve güvenceler şart.

Sancar, son olarak barışın inşasının artık devletin tekeline bırakılamayacağını, halkın ve toplumun doğrudan sürecin öznesi olması gerektiğini söyledi: “Barışı devlet kurmaz. Barışı toplum kurar. Devlet ancak bu sürece zemin hazırlayabilir.

Barış müzakeresi artık bir devlet-örgüt diyaloğu olmaktan çıktı. Bu çok aktörlü, çok katmanlı bir yapıya dönüştü. Kadın hareketi, gençlik örgütleri, barolar, akademisyenler, inanç grupları – herkes bu sürecin içinde yer almalı. Demokratik barış, ancak en geniş toplumsal mutabakatla kurulabilir.”

Paylaşın

Depresyon Ve Kaygı İçin Doğal Çözümler

Kaygı ve depresyon, günümüz dünyasında bireylerin karşılaştığı ve bunaltıcı, yorucu, hatta umutsuz hissettirebilen, en yaygın zihin sağlığı sorunlarından ikisidir.

Haber Merkezi / Birçok birey ilaç veya terapide çözüm ararken, bazı bireyler de zihin sağlıklarını desteklemek için daha doğal yollar aramaktadır.

Peki, bilim doğal çözümler hakkında ne diyor?

Egzersiz: Haftada 3 – 5 kez 30 dakikalık yürüyüş, koşu veya yoga gibi aktiviteler, endorfin salgısını artırarak kaygı ve depresyonu hafifletebilir. Yoga ve meditasyon, zihni sakinleştirmede özellikle etkili yönetmlerdir.

Sağlıklı beslenme: Omega-3 yağ asitleri (balık, keten tohumu gibi), B vitamini (tam tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler gibi) ve magnezyum (badem ve ıspanak gibi) içeren besinler zihin halini destekler. Şeker ve işlenmiş gıdalardan uzak durmak da sorunun çözümünde faydalı olabilir.

Uyku düzeni: Her gece 7 – 9 saat uyumak, stres hormonlarını dengelemeye yardımcı olur. Uyku öncesi ekran süresini azaltmak ve rahatlatıcı bir rutin oluşturmak (örneğin, bitki çayı içmek gibi) etkili olabilir.

Bitkisel destek: Sarı kantaron depresyon için, lavanta veya papatya çayı kaygı için kullanılabilir. Ancak bu içecekler ilaçlarla etkileşime girebileceğinden doktora danışılmalıdır.

Meditasyon ve nefes egzersizleri: Günde 10 – 15 dakika mindfulness meditasyonu veya derin nefes egzersizleri (örneğin, 4 – 7 – 8 tekniği) kaygıyı azaltabilir.

Sosyal bağlantılar: Aile ve arkadaşlarla vakit geçirmek, duygusal destek sağlayarak zihin halini iyileştirebilir.

Doğa ile zaman geçirme: Ormanda yürüyüş veya açık havada vakit geçirmek, stresi azaltmada etkili olabilir.

Not: Bu yöntemler destekleyici olup, ciddi kaygı veya depresyon belirtileri varsa bir psikolog veya psikiyatriste başvurulmalıdır. Ayrıca, bitkisel takviyeler veya diyet değişiklikleri öncesi doktor onayı almak önemlidir.

Paylaşın