Akciğer Kanserinin Bilinmesi Gereken Beş Erken Belirtisi

Akciğer dokularında, genellikle bronşlarda veya alveollerde, kontrolsüz hücre büyümesiyle başlayan bir kanser türü olan akciğer kanseri, her yıl diğer tüm kanser türlerinden daha fazla hayata mal oluyor.

Haber Merkezi / Akciğer kanserinin başlıca iki türü vardır: küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK) ve küçük hücreli olmayan akciğer kanseri (KHOAK).

Akciğer kanserinin erken belirtileri genellikle belirsiz olabilir ve başka hastalıklarla karıştırılabilir. Ancak, aşağıdaki 5 belirtiye dikkat etmek önemlidir:

Sürekli Öksürük: 2-3 haftadan uzun süren, geçmeyen veya kötüleşen öksürük, özellikle sigara içenlerde uyarıcı olabilir.
Nefes Darlığı: Sebepsiz yere ortaya çıkan veya aktivitelerle artan nefes alma güçlüğü.
Göğüs Ağrısı: Sürekli veya öksürük, nefes alma gibi durumlarda artan göğüs ağrısı.
Kanlı Balgam: Öksürükle birlikte kanlı balgam veya tükürük gelmesi ciddi bir belirti olabilir.
Yorgunluk ve Kilo Kaybı: Açıklanamayan halsizlik, bitkinlik ve istemsiz kilo kaybı.

Not: Bu belirtiler akciğer kanserine özgü olmayabilir, ancak devam ederse bir doktora başvurulmalıdır. Erken teşhis, tedavi başarısını artırabilir.

Paylaşın

Zaman Kısıtlı Beslenme Obeziteyi Önlemeye Yardımcı Olabilir

Zaman kısıtlı beslenme, tüm günlük kalori alımını belirli bir zaman aralığında, genellikle 6-10 saatlik bir pencerede tüketmeyi ve geri kalan sürede yemek yememeyi içeren bir beslenme yöntemidir.

Haber Merkezi / Örneğin, sabah 10:00 ile akşam 18:00 arasında yemek yemek ve kalan 16 saatte oruç tutmak (sadece kalorisiz içecekler tüketmek) yaygın bir uygulamadır.

Bu yöntem, aralıklı oruç (intermittent fasting) türlerinden biridir ve kalori kontrolü, metabolik sağlık ve kilo yönetimi için kullanılır. Besinlerin kalitesi ve miktarı da sonuçları etkiler.

Peki, zaman kısıtlı beslenme obeziteyi önlemeye yardımcı olabilir mi?

Evet, zaman kısıtlı beslenme (intermittent fasting veya time-restricted eating) obeziteyi önlemeye yardımcı olabilir. Bu yöntem, yemek yeme süresini belirli bir zaman aralığıyla sınırlandırarak kalori alımını azaltabilir ve metabolik sağlığı iyileştirebilir.

Araştırmalar, zaman kısıtlı beslenmenin kilo kaybını destekleyebileceğini, insülin duyarlılığını artırabileceğini ve inflamasyonu azaltabileceğini gösteriyor. Örneğin, 8-10 saatlik bir yemek penceresi (ör. 10:00-18:00) ve geri kalan zamanda oruç tutma, kalori kontrolüne yardımcı olabilir.

Ancak, etkileri kişiden kişiye değişir ve beslenme kalitesi de önemlidir. Sadece zaman kısıtlaması değil, sağlıklı ve dengeli besinler tüketmek de obeziteyle mücadelede kritik rol oynar. Ayrıca, bu yöntemin uzun vadeli etkileri üzerine daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Zaman kısıtlı beslenmenin faydaları:

Kilo Kontrolü: Yemek yeme süresini kısıtlamak, kalori alımını doğal olarak azaltabilir ve kilo kaybına yardımcı olabilir.

Metabolik Sağlık: İnsülin duyarlılığını artırabilir, kan şekeri seviyelerini düzenleyebilir ve tip 2 diyabet riskini azaltabilir.

İnflamasyon Azalması: Vücuttaki inflamasyon belirteçlerini düşürebilir, bu da kronik hastalık riskini azaltabilir.

Kalp Sağlığı: Kan basıncını, kolesterol seviyelerini ve trigliseridleri iyileştirebilir.

Hücresel Onarım: Oruç dönemlerinde otofaji (hücre temizliği) teşvik edilebilir, bu da hücre sağlığını destekler.

Beyin Sağlığı: Bazı çalışmalar, zaman kısıtlı beslenmenin bilişsel işlevleri ve nörolojik sağlığı destekleyebileceğini öne sürüyor.

Displinli Beslenme Alışkanlıkları: Düzenli bir yemek zamanlaması, aşırı atıştırmayı azaltabilir ve daha bilinçli beslenme alışkanlıkları oluşturabilir.

Paylaşın

Yaşlılarda Depresyon: Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Depresyon, sürekli üzüntü, ilgi kaybı, enerji düşüklüğü ve günlük yaşamı etkileyen duygusal, fiziksel ve bilişsel belirtilerle karakterize bir ruh sağlığı bozukluğudur.

Haber Merkezi / Yaşlılarda depresyon, yaygın ancak sıklıkla göz ardı edilen bir ruh sağlığı sorunudur. 65 yaş ve üstü bireylerde, fiziksel sağlık sorunları, sosyal izolasyon ve yaşam değişiklikleri gibi faktörler depresyon riskini artırabilir.

Yaşlılarda Depresyonun Nedenleri: Yaşlılarda depresyon, biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin bir kombinasyonundan kaynaklanabilir:

Biyolojik Faktörler:

Beyin Kimyasındaki Değişiklikler: Dopamin, serotonin gibi nörotransmitterlerin dengesizliği.
Kronik Sağlık Sorunları: Kalp hastalığı, diyabet, kanser, Parkinson, Alzheimer gibi hastalıklar depresyon riskini artırır.
İlaç Yan Etkileri: Bazı tansiyon ilaçları, kortikosteroidler veya ağrı kesiciler depresyonu tetikleyebilir.
Genetik Yatkınlık: Ailede depresyon öyküsü olanlarda risk daha yüksektir.

Psikolojik Faktörler:

Kayıp ve Yas: Eş, arkadaş veya aile üyelerinin kaybı.
Kimlik Kaybı: Emeklilik, bağımsızlık kaybı veya toplumsal rolün azalması.
Düşük Özsaygı: Yaşlanmayla birlikte fiziksel yeteneklerin azalması.

Sosyal Faktörler:

Yalnızlık ve Sosyal İzolasyon: Aileden veya arkadaşlardan uzaklaşma, yalnız yaşama.
Finansal Sorunlar: Ekonomik güvensizlik veya sınırlı kaynaklar.
Yaşam Değişiklikleri: Eve bağımlı hale gelme, bakım evine geçiş.

Yaşlılarda Depresyonun Belirtileri: Yaşlılarda depresyon belirtileri, gençlere göre farklılık gösterebilir ve bazen fiziksel şikayetlerle karışabilir. Yaygın belirtiler şunlardır:

Duygusal:

Sürekli üzüntü, umutsuzluk veya boşluk hissi.
İlgi kaybı (eskiden keyif alınan aktivitelerden zevk almama).
Sinirlilik, huzursuzluk veya ajitasyon.

Fiziksel:

Yorgunluk, enerji eksikliği.
Uyku bozuklukları (uykusuzluk veya aşırı uyuma).
İştah değişiklikleri (kilo kaybı veya artışı).
Açıklanamayan ağrılar (baş, sırt, eklem ağrıları).

Bilişsel:

Konsantrasyon güçlüğü, karar vermede zorluk.
Hafıza sorunları (bazen demansla karıştırılır).
Ölüm veya intihar düşünceleri.

Davranışsal:

Sosyal geri çekilme, aile ve arkadaşlarla iletişimi kesme.
Günlük işlere ilgisizlik (kişisel bakım ihmali).

Not: Yaşlılarda depresyon, “üzüntü” yerine daha çok fiziksel şikayetler veya sinirlilik olarak kendini gösterebilir. Bu nedenle, “normal yaşlanma” ile karıştırılabilir.

Yaşlılarda Depresyonun Tedavi Yöntemleri: Yaşlılarda depresyon tedavisi, bireysel ihtiyaçlara göre kişiselleştirilir ve genellikle çok yönlü bir yaklaşım gerektirir:

Psikoterapi:

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Olumsuz düşünce kalıplarını değiştirmeye yardımcı olur.
Kişilerarası Terapi (IPT): Sosyal ilişkiler ve kayıplarla başa çıkmayı destekler.
Grup Terapisi: Sosyal bağlantıyı artırır, yalnızlık hissini azaltır.

İlaç Tedavisi:

Antidepresanlar: Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI’lar, örn. sertralin, escitalopram) genellikle yaşlılar için güvenli kabul edilir. Trisiklik antidepresanlar daha az tercih edilir çünkü yan etkileri fazladır.
Farmakogenomik: Genetik testler, yaşlılarda ilaç seçimini ve doz ayarlamasını optimize edebilir (örneğin, CYP2D6 gen testi).

Dikkat: Yaşlılarda ilaç metabolizması yavaş olabilir; bu nedenle düşük dozlarla başlanmalı ve yan etkiler yakından izlenmelidir.

Yaşam Tarzı Değişiklikleri:

Fiziksel Aktivite: Hafif egzersizler (yürüyüş, yoga) endorfin salgılar ve ruh halini iyileştirir.
Sağlıklı Beslenme: Omega-3, B vitamini ve antioksidan açısından zengin gıdalar (örneğin, somon, avokado, yeşillikler) destekleyici olabilir.
Uyku Düzeni: Düzenli uyku, depresyon belirtilerini hafifletebilir.

Sosyal Destek:

Aile ve arkadaşlarla düzenli iletişim kurma.
Topluluk etkinliklerine katılım (kıdemli merkezler, hobi grupları).
Gönüllü çalışmalar, yalnızlık hissini azaltabilir.

Tıbbi Müdahaleler:

Altta Yatan Sağlık Sorunlarının Tedavisi: Tiroid bozuklukları, B12 eksikliği veya kronik ağrılar gibi durumlar depresyonu tetikleyebilir; bunların tedavisi önemlidir.
Elektrokonvülsif Terapi (EKT): Şiddetli, tedaviye dirençli depresyonda nadiren kullanılır ve yaşlılarda etkili olabilir.

Destek Sistemleri:

Aile Desteği: Yakınların farkındalığı ve desteği, tedaviye uyumu artırır.
Bakım Evi Veya Evde Bakım Hizmetleri: Sosyal etkileşimi artırabilir.
Destek Grupları: Depresyonla başa çıkan diğer yaşlılarla bağlantı kurmak, yalnızlık hissini azaltır.

Paylaşın

Yalnızlık Hissi Nedir, Nasıl Başa Çıkılır?

Yalnızlık hissi, bireyin sosyal bağlantılarının veya duygusal yakınlıklarının yetersiz olduğunu algılaması sonucu ortaya çıkan subjektif bir duygusal durumdur.

Haber Merkezi / Fiziksel olarak yalnız olmaktan ziyade, kişinin istediği düzeyde anlamlı ilişkiler veya sosyal etkileşim kuramama hissiyle ilgilidir. Yalnızlık, hem geçici hem de kronik olabilir ve fiziksel, zihinsel ve duygusal sağlığı etkileyebilir.

Yalnızlık Hissinin Özellikleri:

Duygusal Boşluk: Sevilmeme, anlaşılmama veya izole olma hissi.
Sosyal İzolasyon Algısı: Çevrede insanlar olsa bile bağlantı eksikliği hissetme.
Fiziksel ve Zihinsel Etkiler: Yorgunluk, motivasyon kaybı, kaygı, depresyon veya uyku problemleri gibi belirtiler görülebilir.

Yalnızlığın Türleri:

Duygusal Yalnızlık: Yakın, anlamlı ilişkilerin eksikliği (örneğin, bir partner veya yakın arkadaş olmaması).
Sosyal Yalnızlık: Geniş bir sosyal ağ veya topluluk eksikliği.
Durumsal Yalnızlık: Yeni bir şehre taşınma, iş değişikliği veya kayıp gibi belirli olaylar sonrası ortaya çıkan geçici yalnızlık.
Kronik Yalnızlık: Uzun süreli, devam eden yalnızlık hissi.

Yalnızlığın Nedenleri:

Sosyal izolasyon (örneğin, pandemi, taşınma).
Yakın ilişkilerin kaybı (ayrılık, ölüm).
Düşük özgüven veya sosyal beceri eksikliği.
Yoğun iş/yaşam temposu nedeniyle bağlantı kuramama.
Genetik veya psikolojik faktörler (depresyon, anksiyete).

Yalnızlığın Etkileri:

Zihinsel Sağlık: Depresyon, kaygı ve düşük özsaygı riskini artırabilir.
Fiziksel Sağlık: Kronik yalnızlık, bağışıklık sistemini zayıflatabilir, kalp hastalığı riskini artırabilir ve uyku düzenini bozabilir.
Davranışsal: Sosyal geri çekilme, madde kullanımı veya sağlıksız alışkanlıklar.

Yalnızlık Hissiyle Nasıl Başa Çıkılır?

Yalnızlık hissi, zaman zaman herkesin deneyimleyebileceği duygusal bir durumdur ve bununla başa çıkmak için çeşitli yöntemler kullanılabilir.

Duygularınızı Tanıyın ve Kabul Edin:

Duyguyu Fark Edin: Yalnızlık hissinizi bastırmaya çalışmak yerine, bu duyguyu kabul edin. “Şu an yalnız hissediyorum ve bu normal” diyerek kendinize şefkat gösterin.
Günlük Tutun: Duygularınızı yazmak, yalnızlık hissinin nedenlerini anlamanıza yardımcı olabilir. Tetikleyici durumları veya düşünceleri fark etmek, çözüm bulmayı kolaylaştırır.

Kendinizle Bağ Kurun:

Kendinizle Vakit Geçirin: Yalnızlık, yalnız olmakla aynı değildir. Kendi başınıza keyif aldığınız aktiviteler yapın (örneğin, kitap okumak, resim yapmak, meditasyon).
Kendinizi Geliştirin: Yeni bir hobi edinin (yemek pişirme, yoga, enstrüman çalma) veya bir online kursa katılın. Bu, kendinize değer kattığınızı hissettirir.

Sosyal Bağlantılar Kurun:

Küçük Adımlar Atın: Yakın bir arkadaşınıza veya aile üyesine mesaj atın, kısa bir telefon görüşmesi yapın. Büyük buluşmalar yerine küçük, samimi etkileşimler bile etkili olabilir.
Topluluklara Katılın: Yerel bir kulübe, spor grubuna veya gönüllü bir organizasyona katılabilirsiniz. Ortak ilgi alanları etrafında yeni insanlarla tanışmak yalnızlık hissini azaltır.
Çevrimiçi Topluluklar: Sosyal medya veya forumlarda (örneğin, Reddit, Discord) ilgi alanlarınıza uygun gruplara katılabilirsiniz.

Rutin Oluşturun:

Günlük Yapı: Gününüzü planlayarak kendinizi meşgul tutun. Sabah yürüyüşü, düzenli yemek saatleri veya akşam ritüelleri yalnızlık hissini dağıtabilir.
Fiziksel Aktivite: Egzersiz (yürüyüş, koşu, yoga) endorfin salgılar ve ruh halinizi iyileştirir. Grup sporları da sosyalleşmeyi teşvik eder.

Teknolojiyi Dengeli Kullanın:

Bağlantı Kurun: Görüntülü görüşmeler veya mesajlaşma ile sevdiklerinizle temas halinde kalın.
Dengeyi Koruyun: Sosyal medya, başkalarının “mükemmel” hayatlarını görmek yalnızlık hissini artırabilir. Ekran süresini sınırlayın ve gerçek bağlantılara odaklanın.

Başkalarına Yardım Edin:

Gönüllülük: Gönüllü çalışmalar, hem başkalarına fayda sağlar hem de size amaç ve bağlantı hissi verir.
Küçük Jestler: Bir komşuya yardım etmek veya bir arkadaşınıza destek olmak, kendinizi daha az yalnız hissettirebilir.

Zihinsel ve Duygusal Sağlığa Odaklanın:

Meditasyon: Nefes egzersizleri veya meditasyon, zihninizi sakinleştirerek yalnızlık hissinin yoğunluğunu azaltabilir.
Olumlu Düşünceler: Kendinize karşı nazik olun. “Kimse beni istemiyor” gibi olumsuz düşünceleri, “Bağlantı kurmak için fırsatlar yaratabilirim” gibi olumlu ifadelerle değiştirin.

Profesyonel Destek Alın:

Terapi: Yalnızlık hissi kronikleşirse, bir terapist veya psikologla konuşmak faydalı olabilir. Bilişsel davranışçı terapi (BDT), yalnızlık hissinin altında yatan düşünce kalıplarını değiştirmede etkilidir.
Destek grupları: Benzer duygular yaşayan insanlarla bir araya gelmek, yalnız olmadığınızı hissettirebilir.

Evcil Hayvan Düşünün:

Bir evcil hayvan sahiplenmek, sevgi ve bağlılık hissi sağlayarak yalnızlık duygusunu hafifletebilir. Köpekler veya kediler, günlük rutin ve duygusal destek sunar.

Paylaşın

Farmakogenomik Nedir? Faydaları

Farmakogenomik, bireylerin genetik yapısının ilaçlara verdikleri yanıtları nasıl etkilediğini inceleyen bilim dalıdır. Genetik varyasyonların ilaç metabolizması, etkinliği ve yan etkileri üzerindeki etkilerini analiz ederek kişiye özgü tedavi yaklaşımları geliştirilmesini amaçlar.

Haber Merkezi / Örneğin, bazı genetik varyantlar bir ilacın toksik olmasına veya etkisiz kalmasına neden olabilir. Farmakogenomik, bu bilgileri kullanarak doğru ilacı, doğru dozu ve doğru hastaya seçmeyi hedefler, böylece tedavinin etkinliğini artırır ve yan etkileri azaltır.

Temel İlkeler:

Genetik Varyasyonlar: CYP450 gibi enzim kodlayan genlerdeki değişiklikler, ilaçların metabolize edilme hızını etkiler.

Kişiselleştirilmiş Tıp: Hastanın genetik profiline göre ilaç seçimi ve doz ayarlaması yapılır.

Uygulama Alanları: Kanser, kalp hastalıkları, psikiyatri ve enfeksiyon hastalıkları gibi alanlarda kullanılır.

Farmakogenomik Nasıl Çalışır?

Genetik Varyasyonların Tespiti:

Genetik Testler: Hastadan alınan kan, tükürük veya doku örneğiyle DNA analizi yapılır. Bu testler, ilaç metabolizmasında rol oynayan genlerdeki varyasyonları (polimorfizmler) tespit eder. Örneğin, CYP450 enzimlerini kodlayan genler (CYP2D6, CYP2C19 gibi) sıkça incelenir.

Hedef Genler: İlaç metabolizması, emilimi, taşınması veya hedef reseptörlerle etkileşimde rol oynayan genler analiz edilir.

İlaç Yanıtının Değerlendirilmesi:

Metabolizma Hızı: Genetik varyasyonlar, bir ilacın vücutta ne kadar hızlı veya yavaş metabolize edileceğini belirler.

Yavaş metabolize ediciler: İlaç vücutta birikir, bu da toksisite riskini artırabilir.

İlacın Etkinliği: Bazı genetik varyantlar, ilacın hedeflediği biyolojik yolakları etkileyerek ilacın işe yarayıp yaramayacağını belirler.

Yan Etkiler: Genetik yapı, bir ilacın yan etkilere neden olma olasılığını öngörebilir.

Kişiselleştirilmiş Tedavi Planı:

İlaç Seçimi: Genetik profile göre en uygun ilaç seçilir. Örneğin, meme kanseri tedavisinde CYP2D6 gen varyasyonu, tamoksifen yerine başka bir ilacın tercih edilmesini gerektirebilir.

Doz Ayarı: Genetik test sonuçlarına göre doz optimize edilir. Örneğin, warfarin kullanan hastalarda VKORC1 ve CYP2C9 gen varyasyonları doz ayarlamasında kullanılır.

Yan Etki Önleme: Genetik yatkınlıklara göre yüksek riskli ilaçlardan kaçınılır.

Uygulama Süreci:

Test ve Analiz: Genetik test sonuçları laboratuvarda analiz edilir ve genellikle bir rapor halinde doktorlara sunulur.

Klinik Karar Destek Sistemleri: Doktorlar, bu verileri klinik kılavuzlarla birleştirerek tedavi planı oluşturur.

Sürekli İzleme: Tedavi sırasında hastanın yanıtı izlenir ve gerekirse genetik verilere dayalı ayarlamalar yapılır.

Farmakogenomiğin Faydaları Nelerdir?

Daha Etkili Tedavi: Genetik profile uygun ilaç seçimi, tedavinin başarısını artırır. Örneğin, CYP2D6 gen varyasyonlarına göre uygun antidepresan seçimi, daha iyi sonuçlar sağlar.

Yan Etkilerin Azalması: Genetik yatkınlıklar tespit edilerek toksik yan etkiler önlenir. Örneğin, UGT1A1 gen testi, irinotekan (kanser ilacı) kullanımında ciddi yan etkileri azaltabilir.

Doğru Doz Ayarı: İlaç metabolizma hızına göre doz optimize edilir, böylece aşırı doz veya etkisizlik riski azalır. Örneğin, warfarin dozlaması için VKORC1 ve CYP2C9 gen testleri kullanılır.

Maliyet ve Zaman Tasarrufu: Yanlış ilaç veya doz denemeleri azalır, bu da tedavi sürecini hızlandırır ve sağlık harcamalarını düşürür.

Kişiselleştirilmiş Tıp: Hastaya özel tedavi planları, özellikle kanser, kardiyovasküler hastalıklar ve psikiyatrik bozukluklarda daha iyi sonuçlar sağlar.

İlaç Geliştirme ve Araştırma: Farmakogenomik, ilaç geliştirme süreçlerinde genetik verileri kullanarak daha hedefe yönelik ilaçlar üretilmesine katkı sağlar.

Tedavi Başarısızlığını Önleme: Genetik olarak ilaca dirençli hastalar önceden tespit edilerek alternatif tedavilere yönlendirilir.

Hasta Güvenliği: Alerjik reaksiyonlar veya ciddi advers etkiler gibi riskler, genetik testlerle önceden öngörülebilir.

Örnek: Kanser hastalarında, EGFR gen mutasyonları test edilerek uygun hedefe yönelik tedaviler (örn. gefitinib) seçilebilir, bu da hem etkinlik artırır hem de gereksiz kemoterapiyi önler.

Paylaşın

Badem Kabuklu Somon, Malzemeleri, Hazırlanışı

Badem kabuklu somon, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan bu tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Haber Merkezi / Ortalama 30 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

4 adet somon fileto (her biri yaklaşık 150-200 g, derili veya derisiz)
1/2 su bardağı badem, ince kıyılmış veya rondodan geçirilmiş
1/4 su bardağı galeta unu veya panko (isteğe bağlı, daha çıtır bir doku için)
1 yemek kaşığı Dijon hardalı
1 yemek kaşığı bal
1 yemek kaşığı zeytinyağı

1 çay kaşığı limon kabuğu rendesi (isteğe bağlı)
1/2 çay kaşığı tuz
1/4 çay kaşığı karabiber
1/4 çay kaşığı kırmızı toz biber (isteğe bağlı, hafif baharat için)
Taze maydanoz veya dereotu, ince kıyılmış (süsleme için, isteğe bağlı)
Limon dilimleri (servis için)

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım… Fırını 200°C’ye ısıtın ve fırın tepsisine yağlı kağıt serin.

Küçük bir kapta Dijon hardalı, bal ve zeytinyağını karıştırın, limon kabuğu rendesi ekleyebilirsiniz. Başka bir kapta kıyılmış badem, galeta unu (kullanıyorsanız), tuz, karabiber ve kırmızı toz biberi karıştırın.

Somon filetolarını fırın tepsisine yerleştirin, her bir filetonun üstüne hardal-bal karışımını fırça ile sürün, ardından badem karışımını somonların üzerine eşit şekilde serpin ve hafifçe bastırarak yapışmasını sağlayın.

Fırında 12-15 dakika pişirin, somon kolayca çatalla ayrılacak kıvama gelene ve bademler altın rengi olana kadar (Pişme süresi somonun kalınlığına bağlı olarak değişebilir.), somonları fırından çıkarın, üzerine taze maydanoz veya dereotu serpin, limon dilimleriyle servis yapın.

Notlar:

Badem yerine ceviz veya fındık da kullanabilirsiniz.
Daha hafif bir tat için galeta ununu atlayabilirsiniz.
Yanında yeşil salata, ızgara sebzeler veya kinoa ile servis edebilirsiniz.
Füme somon yerine taze somon tercih edin, çünkü füme somon bu tarif için uygun olmayabilir.

Paylaşın

Somon, Avokado Ve Narenciye Salatası, Malzemeleri, Hazırlanışı

Lezzetli bir salata yapmak hiç de zor değil. Somon, avokado ve narenciye salatası, sadece damak tadınıza hitap etmeyecek, aynı zamanda eksiksiz bir yemeğin tadını çıkarmanızı da sağlayacak.

Haber Merkezi / Ortalama 30 20 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

200 g somon fileto (pişmiş, ızgara veya füme, küçük parçalara ayrılmış)
1 olgun avokado, küp doğranmış
1 portakal, dilimlenmiş veya küp doğranmış (kabukları soyulmuş)
1/2 greyfurt (isteğe bağlı), dilimlenmiş veya küp doğranmış (kabukları soyulmuş)
2 su bardağı karışık yeşillik (roka, ıspanak veya marul)
1/4 kırmızı soğan, ince dilimlenmiş

2 yemek kaşığı zeytinyağı
1 yemek kaşığı limon suyu
1 yemek kaşığı portakal suyu
1 çay kaşığı bal veya akçaağaç şurubu (isteğe bağlı)
Tuz ve karabiber (damak tadına göre)
2 yemek kaşığı nar taneleri veya kıyılmış ceviz (süsleme için, isteğe bağlı)

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım… Somonu ızgarada veya fırında pişirin (180°C’de 10-12 dakika, zeytinyağı ve tuzla tatlandırarak), soğuduktan sonra küçük parçalara ayırın, füme somon kullanıyorsanız doğrudan parçalayın.

Geniş bir salata kasesine karışık yeşillikleri yerleştirin, üzerine somon parçaları, avokado küpleri, portakal ve greyfurt dilimlerini (varsa), kırmızı soğan dilimlerini ekleyin.

Küçük bir kapta zeytinyağı, limon suyu, portakal suyu, bal, tuz ve karabiberi çırpın, sosu salatanın üzerine gezdirin ve hafifçe karıştırın, üzerine nar taneleri veya ceviz serpin (isteğe bağlı), soğuk servis yapın.

Notlar:

Somon yerine ızgara karides veya ton balığı kullanabilirsiniz.
Narenciye çeşitlerini damak tadınıza göre değiştirebilirsiniz (örneğin, mandalina veya kan portakalı).
Daha doyurucu bir salata için kinoa, farro veya haşlanmış mercimek ekleyebilirsiniz.
Sosu daha kremsi yapmak için bir tatlı kaşığı yoğurt veya hardal ekleyebilirsiniz.

Paylaşın

Ahududu, Ananas Ve Feta Salatası, Malzemeleri, Hazırlanışı

Ahududu, ananas ve feta salatası, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Haber Merkezi / Ortalama 30 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

1 su bardağı taze ahududu, yıkanmış
1 su bardağı ananas, küp doğranmış (taze veya konserve, suyu süzülmüş)
100 g feta peyniri, ufalanmış
2 su bardağı roka veya bebek ıspanak
1/2 salatalık, ince dilimlenmiş
1/4 su bardağı ceviz veya badem, iri kıyılmış (isteğe bağlı)
2 yemek kaşığı zeytinyağı
1 yemek kaşığı balzamik sirke veya limon suyu
1 çay kaşığı bal (isteğe bağlı, sos için)
Tuz ve karabiber (damak tadına göre)

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım… Geniş bir salata kasesine roka veya bebek ıspanağı yerleştirin, üzerine ahududu, ananas küpleri, salatalık dilimleri ve ufalanmış feta peynirini ekleyin, isterseniz ceviz veya badem serpin.

Küçük bir kapta zeytinyağı, balzamik sirke (veya limon suyu), bal, tuz ve karabiberi çırpın, sosu salatanın üzerine gezdirin ve hafifçe karıştırın, böylece ahududular ezilmez, hemen servis yapın, salata, taze ve soğuk olarak en iyi lezzeti verir.

Notlar:

Ahududu yerine böğürtlen veya çilek kullanabilirsiniz.
Daha yoğun bir tat için nane yaprakları ekleyebilirsiniz.
Feta yerine keçi peyniri veya lor peyniri de kullanılabilir.
Salatayı daha doyurucu yapmak için ızgara tavuk veya kinoa ekleyebilirsiniz.

Paylaşın

Yaban Mersinli Mısır Salatası, Malzemeleri, Hazırlanışı

Lezzetli bir salata yapmak hiç de zor değil. Yaban mersinli mısır salatası sadece damak tadınıza hitap etmeyecek, aynı zamanda eksiksiz bir yemeğin tadını çıkarmanızı da sağlayacak.

Haber Merkezi / Ortalama 30 20 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

2 su bardağı taze veya dondurulmuş mısır taneleri (taze mısır koçanından ayıklanmış veya haşlanmış)
1 su bardağı yaban mersini, yıkanmış
1 adet salatalık, küp doğranmış
1/2 kırmızı soğan, ince doğranmış
1 avuç taze fesleğen veya maydanoz, ince kıyılmış

1/2 su bardağı beyaz peynir veya lor peyniri, ufalanmış (isteğe bağlı)
2 yemek kaşığı zeytinyağı
1 yemek kaşığı limon suyu veya elma sirkesi
1 çay kaşığı bal (isteğe bağlı, tatlılık için)
Tuz ve karabiber (damak tadına göre)

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım… Taze mısır kullanıyorsanız, koçanları haşlayın (yaklaşık 5 dakika) ve taneleri bıçakla ayırın, dondurulmuş mısır kullanıyorsanız, çözdürüp hafif haşlayın ve süzün, mısırları soğumaya bırakın.

Geniş bir kasede mısır taneleri, yaban mersini, salatalık ve kırmızı soğanı karıştırın. Küçük bir kapta zeytinyağı, limon suyu (veya sirke), bal, tuz ve karabiberi çırpın, sosu sebzelerin üzerine dökün ve iyice karıştırın, taze fesleğen veya maydanozu ekleyin, üzerine isterseniz ufalanmış beyaz peynir serpin.

Soğuk veya oda sıcaklığında servis yapın, dilerseniz buzdolabında 15-20 dakika bekletip daha ferah bir tat elde edebilirsiniz.

Notlar:

Yaban mersini yerine çilek veya nar taneleri kullanabilirsiniz.
Salataya avokado veya cherry domates ekleyerek çeşitlendirebilirsiniz.
Daha doyurucu bir salata için kinoa veya bulgur ekleyebilirsiniz.

Paylaşın

Yeşil Yaz Minestrone, Malzemeleri, Hazırlanışı

Birçok kişi çorbayı sadece soğuk havalara özgü bir şey olarak düşünse de, yeşil yaz minestrone, çorbanın tüm yıl boyunca keyifle tüketilmesi gerektiğinin bir kanıtı.

Haber Merkezi / Ortalama 30 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

2 yemek kaşığı zeytinyağı
1 orta boy soğan, doğranmış
2 diş sarımsak, ezilmiş
1 kabak, küp doğranmış
1 su bardağı taze yeşil fasulye, doğranmış
1 su bardağı bezelye (taze veya dondurulmuş)
2 adet orta boy havuç, dilimlenmiş
1 su bardağı ıspanak veya pazı, doğranmış
1 su bardağı domates, küp doğranmış (veya 1 su bardağı domates püresi)

1 litre sebze suyu
1 su bardağı küçük boy makarna (örneğin, ditalini veya orzo)
1 kutu (400 g) beyaz fasulye, süzülmüş
1 çay kaşığı kuru kekik
1 çay kaşığı kuru fesleğen
Tuz ve karabiber (damak tadına göre)
Taze fesleğen yaprakları (servis için, isteğe bağlı)
Rendelenmiş parmesan peyniri (servis için, isteğe bağlı)

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım… Büyük bir tencerede zeytinyağını orta ateşte ısıtın, soğanı ekleyip şeffaflaşana kadar 3-4 dakika soteleyin, sarımsağı ekleyin ve 1 dakika daha kokusu çıkana kadar kavurun, kabak, havuç ve yeşil fasulyeyi tencereye ekleyin. 5 dakika soteleyin.

Domates (veya domates püresi), sebze suyu, kekik ve kuru fesleğeni ekleyin, kaynamaya bırakın, ardından ateşi kısın ve 10 dakika pişirin, makarnayı ve beyaz fasulyeyi tencereye ekleyin, makarna yumuşayana kadar (yaklaşık 8-10 dakika) pişirin, ıspanak veya pazıyı ekleyin ve 2-3 dakika daha pişirin, yeşillikler sönene kadar.

Baharatları ayarlayın: Tuz ve karabiberle tatlandırın, gerekirse biraz daha zeytinyağı ekleyin, çorbayı kaselere paylaştırın, üzerine taze fesleğen yaprakları ve rendelenmiş parmesan serpin (isteğe bağlı).

Notlar:

Sebzeleri mevsimine göre değiştirebilirsiniz (örneğin, taze mısır veya pırasa ekleyebilirsiniz).
Daha yoğun bir lezzet için pesto sosuyla servis edebilirsiniz.
Çorba bir gün beklediğinde daha lezzetli olur.

Paylaşın