Efe Murat Kimdir? Hayatı, Eserleri

1987 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Efe Murat, Robert Kolej’de okudu. Princeton Üniversitesi’nde felsefe ve siyaset bilimi okudu; Harvard Üniversitesi’nden Osmanlı tarihi ve İslam felsefesi alanlarında yüksek lisans ve doktora dereceleri aldı.

Haber Merkezi / Wellesley College’da İslam ve Osmanlı tarihi dersleri vermektedir. Şiirleri, şiir üstüne yazıları ve çevirileri Oda, Adam Sanat, Varlık, Kitap-lık, Yasakmeyve, Heves, Cumhuriyet Kitap, Zinhar, Ücra, Akatalpa, Dize ve Şarapya dergilerinde yayımlandı.

İngilizce şiirleriyle Princeton Üniversitesi 2005 Şiir Ödülleri’nde ikinci oldu. Yayımlanmış kitapları: F’ani Atak (Altıkırkbeş, 2005), Madde (Yasakmeyve, 2005).

Eserleri;

F’ani Atak
Madde

Ödülleri;

2005 Princeton Üniversitesi Şiir Ödülü, ikincilik
2006 14. Uluslararası Felsefe Olimpiyatı, altın madalya

“Yabancılar, yabancılarla tanışık çıktılar”

yabancılar, yabancılarla tanışık çıktılar.
her yerde her yere benzer yerler gördüm.
parkın içinden geçmekten se dışından dolaştım.

ilk girdiğim sokak, ilk tükettiğim yoldur aynı zamanda
darmadağın olduğumda bana takılanlarla yürüdüm.
fark edilmek için reklam panolarının yanında durdum.

bir kişilik merdiven boşluğu bile yeterdi.
yeterdi, karların kapattığı posta kutuları.
gelmeyen mektuplar bana gelirdi; ben de kendime yollardım tekrardan.

öyle bir boşluk düşledim ki ben bile sığdım içine.
boşluk, geçersizlile geçersiz boşlukların içinden geçerek geldim buraya.
yabancılara kendimi anlattım; bir şeyler eklediler kendilerinden.
gideceğin yol geçtiğin yollar olmayabilir: geçişli zaman yabancıları
üstüme örttüğüm örtü, beni benden saklamak içindir
artık lütfen, boşluklarımdan kapatın beni.

“Sofrayı senin yerine uzun masalar kurdu”

sofrayı senin yerine uzun masalar kurdu.
herkesler herşeyleri biliyorlar artık.
kısaldıkça kısaldı umut uçlarından.
bugün aşı oldum, o yüzdendir insanlara kırgınlığım.

benim çocukluğuma döneceğim bir köyüm yok.
ben, şehirçocuğuyum; doğarken doğrulmuşum
yataktan duvara doğruldum. duvarları rahim belleyip
duvarlardan yürüdüm: duvarın bittiği yerde bittim ben.

çağımı yitirdiğim tarlalar olmaz.
donundan çıkarıp paraları sayar oldu çünkü insanoğlu.
her yiğidin bir otobüse sığışı vardır artık.
boş yere otobüsün arka kapılarını da açtırttım:
‘birileri benim için bir şeyler yapsın hiç değilse.’

sofrayı senin yerine uzun masalar kurdu, güzelim.
istanbuldan sürüklenen poşetler sofra örtüsü bursadan
sofra kuruluna anlattım tüm bildiklerimi: hiçbir şey bilmiyorum artık.
içine girdiğim yaşlı kadınlar hasretimi sererlerdi zaten masaya.
sofralarda başlayan aşkımız bardaklar kaldırılırken biterdi.
ama ben gene de bahşiş bırakırdım tekmil alırken.

sofrayı senin yerine uzun masalar kurdu

“Yeni bir koltuğun döşemelerini sökerim”

yeni bir koltuğun döşemelerini sökerim
karartmak için odayı; lambanın ağzının
etrafında dolaştırdım parmağınu; suyunu
çekti dil defalarca: geldiniz ama ben seni bekledim!

kurumuşluğum iyice dinlendirdi beni
yalnız geldiniz ama ben sizi bekledim!
ben, döşemenin Üstündeki bir sökÜk gibi.

koltuğumu kapının önÜne sürdüğÜmde
içindeki demir yay fırladı dışarı;

ince bir sökÜk tenimde; çekyat endişesiyle
tüm bekleyişlerim benim, andırır yeni bir mobilyayı.

Paylaşın

Efe Duyan Kimdir? Hayatı, Eserleri

1981 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Efe Duyan, İstanbul Alman Lisesini bitirdikten sonra, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (OTDÜ) Mimarlık ve Felsefe bölümlerinde lisans düzeyinde eğitim almıştır.

Haber Merkezi / Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Mimarlık Tarihi ana bilim dalında tamamladığı yüksek lisansının ardından Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Tarihi anabilimdalında doktora eğitimi almıştır. Halen MSGSÜ’de Mimarlık Tarihi Anabilim Dalında öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.

Şair aynı zamanda “Nikbinlik” ve “Sanat Cephesi” dergilerinde editör olarak çalışmıştır. Bugün hâlâ “Çevrimdışı İstanbul” dergisinin yayın kurulunda görev yapmaktadır.

Adını 2002’den bu yana çeşitli dergilerde çıkan şiirleri ve yazıları ile duyuran Efe Duyan, şiirlerini Tek Şiirlik Aşklar ve Sıkça Sorulan Sorular adlı kitaplarında bir araya getirmiştir. Şairin şiirlerinin yer aldığı Takas kitabı ise şair Kemal Özer ile yapılmış ortak bir çalışmadır.

Efe Duyan’ın bazı şiirleri Almanca, Bosnaca, Danca, Bulgarca, Çekçe, Çince, Fransızca, Romence gibi birçok dile çevrilmiştir. Kemal Özer, Duyan’ın şiirini yaşamı söylemek isteyen bir başkaldırı olarak görür. Nitekim Duyan’ın şiirlerinde şiir cümlelerinden oluşan bütüncül imgeye ve dize içi uyuma karşı durulmuştur.

Şair, Tek Şiirlik Aşklar ve Sıkça Sorulan Sorular kitaplarında anlam kapalılığına dayalı şiirsel söylemden uzak kalmıştır. Bu kitaplarda Duyan dilsel dizgenin dışına çıkmadan yer yer idolojik ve siyasi göndermeleri olan kendine özgü bir şiir dili yaratmıştır.

“Şiire yabancı kavramları şiire sokmayı seviyorum” diyen şair alışılagelmiş şiir dilinden farklı olarak şiirinde mimari, teknik, bilimsel kelimelerden de faydalanmıştır. Şiirde kullanılan dil ve içerikten hareketle onun şiirlerini birer arayış şiiri olarak görmek mümkündür.

Paylaşın

Edip Cansever Kimdir? Hayatı, Eserleri

8 Ağustos 1928 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Edip Cansever, 28 Mayıs 1986 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Kumkapı Ortaokulunda başladığı ortaöğrenimini, 1946’da İstanbul Erkek Lisesi’nde tamamladı. Girdiği Yüksek Ticaret Okulu’nu bitirmeden ayrıldı. 1950’de Kapalıçarşı’da turistik eşya ve halı ticareti yapmaya başladı. 1976′ dan sonra ise yalnızca şiirle uğraştı.

Haber Merkezi / İlk şiiri 1 Mart 1944’te “İstanbul” dergisinde yayımlandı. “İstanbul”, “Yücel”, “Fikirler, “Edebiyat Dünyası” dergilerinde yayımlanan gençlik şiirlerini İkindi Üstü (1947) adlı bir kitapta topladı. Arkadaşlarıyla birlikte, sekiz sayı çıkardıkları “Nokta” dergisi (15 Ocak 1951 -15 Kasım 1951), şiirinin yeni bir evreye giriş dönemine rastlar. İlk kitabından yedi yıl sonra yayımladığı Dirlik Düzenlik’ te (1954) kendisine özgü bir şiir evreni kurduğu görüldü. Sürekli yazan, yayımlayan bir şair olarak otuz yıla yakın bir süre ilgileri hep üstünde tuttu, şiirlerinin yanı sıra şiir üzerine yazdıkları, söyledikleriyle de tartışmalara neden oldu.

1957’de yayımlanan Yerçekimli Karanfil adlı kitabıyla 1958 Yeditepe Şiir Armağını’nı; 1976′ da yayımlanan Ben Ruhi Bey Nasılım adlı kitabıyla 1977 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü, 1981′ de bütün şiirlerini bir araya getiren Yeniden adlı kitabıyla da 1982 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü aldı.,

Şiirlerinde bireyin arayışlarını, umutsuzluklarını, uyumsuzluğa varan yaşam ilişkilerini yansıtmaya çalıştı. Çevresindeki insanların yaşayışlarını etkileyecek, dünyaya bakışlarını değiştirecek bir şiirin aranışı içinde, kapalı bir imge anlayışına yaslanan, bu yüzden yadırganan, “anlamsız” diye nitelenen yapıtlar verdi.

Gerçi şiirselliği düşüncenin alaca bölgelerinde ararken kapalı söyleyişlerin sınırında dolaşıyordu, ama kesinlikle anlamsızlıktan yana değildi. Tersine şiirlerinde anlatmaya, hatta öykülemeye büyük yer veriyor, düzyazı olanaklarından, oyunlardan, konuşmalardan bol bol yararlanıyordu. Çağdaş şiir akımlarındaki gelişmelerle birlikte, yazdıklarının büyük oranda aydınlığa çıktığı görülerek bir düşünce şairi olarak nitelendi.

Eserleri;

İkindi Üstü (1947)
Dirlik- Düzenlik (1954)
Yerçekimli Karanfil (1957)
Umutsuzlar Parkı (1958)
Petrol (1959)
Nerde Antigone (1961)
Tragedyalar (1964)
Çağrılmayan Yakup (1966)
Kirli Ağustos (1970)
Sonrası Kalır (1974)
Ben Ruhi Bey Nasılım? (1976)
Sevda ile Sevgi (1977)
Şairin Seyir Defteri (1980)
Yeniden (1981,toplu şiirler)
Bezik Oynayan Kadınlar (1982)
İlkyaz Şikâyetçileri (1984)
Oteller Kenti (1985)
Gül Dönüyor Avucumda (1987,ölümünden sonra)

Ödülleri:

1958 Yeditepe Şiir Armağanı
1977 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü
1982 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü

Paylaşın

Ece Ayhan Kimdir? Hayatı, Eserleri

1931 yılında Muğla’nın Datça İlçesinde dünyaya gelen Ece Ayhan, 13 Temmuz 2002 günü İzmir Büyükşehir Belediyesi Gürçeşme Huzurevi`nde hayata veda etti. Tam adı Ece Ayhan Çağlar’dır. Ailesinin asıl memleketi ise Çanakkale’nin Eceabat ilçesine bağlı Yalova Köyü’dür.

Haber Merkezi / 1940 yılında Çanakkale’den ailesiyle beraber İstanbul’a göç eden Ayhan Hırkaişerif İlkokulu, Zeyrek Ortaokulu ve İstanbul Atatürk Lisesi’nde okudu. Yükseköğrenimini Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamladı. Gürün, Alaca, Çardak kaymakamlığında bulundu. Mesleğinden ayrılarak İstanbul’a geldi.

Meydan Larousse Ansiklopedisi’nde çevirmenlik yaptı, çeşitli yayInevlerinde redaktörlük ve editörlükle ugraştı, Türk Sinematek Derneği’nde çalıştı. İsviçre’ye giden şair, burada beyin ameliyati geçirdi ve üç yil tedavi gördü ve dönüşünde Çanakkale’ye yerleşti.

İlk şiiri Türk Dili dergisinde yayımlandı. Türk Dili, Varlık, Yenilik dergilerinde çıkan birkaç şiirinden sonra, Seçilmiş Hikâyeler, Pazar Postası, A, Yeditepe dergilerinde yazdı. Günümüz Türk şiirinin “modern ustalarından biri” olarak adlandırılan şair, ilk şiirlerinden itibaren oluşturduğu kendine özgü dille dikkati çekti “İkinci Yeni” tanımı yerine “Sivil Şiir”i önerdi ve kullandı.

Ece Ayhan’ın, Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Turgut Uyar, Edip Cansever, bir önceki kuşaktan İlhan Berk, o dönemler Garip’in gündelik ve ironik anlayışını terk edip sürrealizme ve daha yoğun bir anlayışa yönelen O. Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte rolü büyüktür. Böylece İkinci Yeni adını alan akım ortaya çıkmıştır. Ece Ayhan’ın ilk yapıtının çağrıştırdığı başka bir yazar da Sait Faik Abasıyanık’tır.

Yaşanılan zamanla geçmiş arasında, düşle gerçek arasında sıkışıp kalmaktan yorgun düşmüş ömrü boyunca bu ikili yaşamdan ötürü gerçekten birtakım belâları yüklenmiş gibi, topluma, doğaya, evrene bakarken iyilik, güzellik, açıklık, yaratıcılık, iyimserlik, umut gibi insanın bir yönünde varolduğu yadsınamayan kavramlarla bir ilinti kurmadı.

1980’den sonraki kitaplarında, yeni açılımlar deneyerek topluma, insanlara bakarken, kendi halinden başkalarının haline yönelişlerinde kurmaya çalıştığı dille şiirin daha önceki evrelerinden “esasta” ayrılarak bu evreleri sert eleştirilerle karşılayanları biraz da haklı çıkaran eğilimler taşıdı.

Ece Ayhan ilk şiirleriyle birlikte eleştirmenlerin ve genel olarak şiir okurlarının ilgisini çekmiş, İkinci Yeni akımının en çok tartışma yaratan şairlerinden biri olmuştur. 1960’lı yılların başından itibaren yenilikçi ve genç şair kuşaklarını, özellikle Devlet ve Tabiat adlı kitabıyla, derin bir biçimde etkilemiştir.

Eserleri;

Kınar Hanımın Denizleri (1959)
Bakışsız Bir Kedi Kara (1965)
Ortodoksluklar (1968)
Devlet ve Tabiat (1973)
Yort Savul (Tüm Şiirleri, 1977)
Zambaklı Padişah (1981)
Çok Eski Adıyladır (1982)
Defterler (Anılar, 1981)
Yalnız Kardeşçe (Söyleşi, 1984)
Kolsuz Bir Hattat (1987)
Sivil Şiirler (Yazı, Söyleşi, Hikâye, Şiir, 1993)
Son Şiirler (1993)
Bütün Yort Savullar (Toplu Şiirler, 1994)
Aynalı Denemeler (Deneme, 1995)
Dipyazılar (Deneme, 1996)
Mor Ötesi Requiem (Anlatı, 1997)
Başıbozuk Günceler (1997)
Sivil Denemeler (1998)

Paylaşın

Ebubekir Eroğlu Kimdir? Hayatı, Eserleri

25 Ocak 1950 yılında Malatya dünyaya gelen Ebubekir Eroğlu, Yeşilyurt Merkez İlkokulunda ve Yeşilyurt Ortaokulunda (1956-64) okudu. Malatya Lisesini bitirdi (1968). İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi (1975) mezunu. 1977’den itibaren İstanbul’da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında iş müfettişi olarak görev yaptı.

Haber Merkezi / Ankara Üniversitesinde Avrupa Topluluğu eğitimine katıldı, eğitim döneminin sonunda “Topluluk Hukuku ve ‘Doğrudan Uygulanabilirlik’ Kavramı” adlı çalışmasını bitirdi (1988-89). Başmüfettiş oldu (1991). 2004’te Başbakanlık danışmanlığına getirildi.

1965’te Yeni Adım dergisinde ilk şiirinin çıkışından sonra, Diriliş dergisinde yayımladığı şiirlerle edebiyat dünyasına girdi (1969). Şiir, deneme, inceleme ve eleştiri yazıları Diriliş (1969-79), Edebiyat (1972-73), Yeni Devir (1977-78), Yönelişler (1981-85 ve 1990), Yeni Şafak (1996), Zaman (1986-87, 1992-2001), Gergedan (1987-88), Yedi İklim, Kitap-lık gazete ve dergilerinde yer aldı. İki arkadaşıyla birlikte Nisan 1981’de Yönelişler dergisini kurdu ve bu derginin (1981-85 ve 1990) yayın yönetmenliğini yaptı. Kayıpların Şarkısı adlı kitabıyla şiir dalında Türkiye Yazarlar Birliği Ödülünü (1984), Modern Türk Şiirinin Doğası kitabı ile aynı kuruluşun deneme dalındaki ödülünü (1993) aldı. Şiirlerinden kimi örnekler İngilizceye ve Fransızcaya çevrildi.

 İlk kitabı olan Kuşluk Saatleri’nde çağımıza özgü bir tedirginliğin yansıdığı, romantik ve kapalı bir şiirin örneğini verirken, Yirmidört Şiir ve Şahitsiz Vakitler’de ustalık dönemi şiirlerini yayımladı. Bu verimleriyle çağdaş Türk şiirinde imgeye dayalı şiir geleneğinin yenilenerek sürdürülmesine katkı sağlayan isimlerden biri oldu. Tasavvuftan ve modern öncesi kültürlerden beslendi. Ülkü Tamer’in “kendi mitologyasını yaratmış şair” diye nitelediği Eroğlu’nun şiirinin modern yanı, Muhsin Macit’e göre, “Klasik şiirimizle çağını yansıtan şiiri kurgulama”sındandır. Muhsin Macit Berzah’taki şiirlerin üç kaynaktan beslendiğini ifade eder: 1. Kısakürek, Karakoç, Zarifoğlu çizgisi. 2. Yeats, Pound, Eliot gibi Anglo-Sakson kökenli şairlerin çizgisi ile mistik Türk şiirinin buluştuğu nokta. 3. Yunus, Nesimî, Fuzulî, Şeyh Galib çizgisi.

Eroğlu, denemelerinde değerlerin ifadesine dayanan teorik yaklaşımını, edebi bilgiyle derinleştirdi. Modern Türk Şiirinin Doğası adlı kitabında, modern şiir dilinin niteliği ve Türk şiirinin modern dönemi hakkında özgün değerlendirmeler yaptıktan başka, modern öncesi şiirin bu dönemdeki yerine ilişkin belirlemelerde bulundu.

Düşünce yazılarında toplumsal değişimleri medeniyet bağlamında açıklamaya girişen Eroğlu, yalnızca görünümleri çözümlemekle yetinmeyip oluşum süreçlerine dikkat çeken bir üslubu benimsedi. Kimlik, kültürel yenilenme, eski kültürlerle barışık bir demokratik toplum, bireyin yaşadığı metafizik gerilim, değerlerin temsilcisi olarak günlük hayat vb. temel kaygılar olarak bu yazıların genel çerçevesini verir. Yenileme Bilinci, bu alanda ilk önemli kitabıdır.

“Berzah beni yaraladı, çünkü birden büyük bir yalnızlıkla dolu buldum kendimi. Sanki bir başka dille konuşuyormuşuz gibi geldi. Bir adadaydı sanki, bir başına yaşıyordu. Bu yalnızlık dayanılır şey değildi. Oysa şimdiye değin İslâmcı diye bildiğim şairlerde böyle bir yabancılık duymamıştım. Ne Arif Ay, ne Nuri Pakdil’in dünyası, ne de Türkçesinin bunca yabancılığına karşın Ali Günvar, biraz da bizim Bayrıl batmadı bana. Okurken böyle bir yalnızlıkla çarpıldım.”

“Yirmidört şiir, Eroğlu’nun metafizik içinde akınlar yaptığı son birkaç yılda yazılmış yirmi dört şiirin bir toplamıdır. Şiirler, doğanın gizemlerini, insan ruhunun muammasını ve kaderin garipliklerini keşfe çıkıyor. Tarzı, Eroğlu’nun şiirsel persona’sının temel belirleyicilerinden biri olan neo-romantik biçimde kalmak yönünde. Onun lirik biçimlemelerinde antik bir kutsal metnin ihtişamı var. Büyüye yeni bir pâye veriyor. Kendisinin günahı ve masumluk hakkındaki mütalaalarında olduğu gibi, doğa içinde insanı, kendi içindeki ve dışındaki daha yüce ve bir güce olan iştiyakı içinde ruhu yüceltmektedir. Her ne kadar fiilen, Tanrı’ya gönderme yapmasa da kişi, her şiirde ilâhi fısıltılar işitiyor.”

Eserleri;

Şiir; Kuşluk Saatleri (1974), Kayıpların Şarkısı (1984), Yirmidört Şiir (1991), Şahitsiz Vakitler (1998), Berzah (2001), Sınır Taşı (2006).

Deneme – İnceleme: Sezai Karakoç’un Şiiri (1981), Yenileme Bilinci (1988), Sevap Defteri (1992), Modern Türk Şiirinin Doğası (1993), Necip Fazıl Kısakürek-Seçmeler (1993), Sabit ve Değişken (1995), Muğlak Ölçekli Harita (1997), Kelimeler Çınladıkça (1997), Hayat Mükemmel Değil (2000), Salınımlar (2005).

Sadeleştirme: Genel Çizgileriyle İslâm (Babanzade Ahmed Naim’den, 1975), Allah’ı İnkâr Etmek Mümkün mü? (Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi’den, 1977).

(Kaynak: biyografya.com)

Paylaşın

Fuzuli Kimdir? Hayatı, Eserleri

Kesin olmamakla birlikte 1480’de Irak sınırları içinde olan Kerbela’da dünyaya gelen Fuzuli, yoksullık içinde yaşamış ve 1556 veba salgınında hayatını kaybetmiştir. Azeri asıllı Türk divan şairi olan Fuzuli’nin asıl adı Mehmet oğlu Süleyman’dır.

Haber Merkezi / Öğrenimi ve gençlik yılları hakkında fazla bilgi yoktur. Yapıtlarına bakıldığında iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Dil, İslami konular ve tıp alanında oldukça bilgili olduğu anlaşılmaktadır.

Irak Safavi’lere bağlı iken Hz. Ali’nin Necef’’teki mezarına hizmet ettiği ve  Safevi hükümdarlarına şiirler sunduğu karşılığında aylık bağlandığı, Bağdat’ın Kanuni tarafından alınmasından sonnra ise Kanuniye kasideler sunduğu ve aylık bağlandığı söylenmektedir. Fuzuli, Şikayet namesinde bu aylıkları almadığından yakınır.

İyi şiirin bilgiyle yazılacağına inanan Fuzûlî, divan şiirinin özelliği olan söz sanatlarını çok ustaca kullanmış, anlam zenginliği olan, süslü ve zengin bir şiir dili oluşturmuştur. Dili, döneminin şairlerine göre daha  sade, anlaşılır bir Türkçe’dir.

Onun için İran şiirinden Hafız, Türk şiirinden ise Nesimi ve Nevai çizgisinin kemale ermiş hali denmektedir. Kendisinden sonra gelen Divan şairleri üzerinde etkisi büyüktür. Sadece Anadolu Türkçe’si ile yazan şairleri değil, Azeri ve Çağatay lehçeleriyle yazan şairleri de etkilemiştir.

Yazın dili olarak Türkçe’nin yanı sıra Arapça ve Farsça’yı da kullanan Fuzuli, Türkçe divanındaki şiirlerini Azeri lehçesi ile yazılmıştır. Din dışı konuları, genellikle de aşk konusunu ele almıştır. Duygu ve düşüncelerini çok içten ve lirik bir şekilde ifade etmeyi kolayca başarmıştır. Leyla ve Mecnun mesnevisi aynı konuda, değişik dillerde yazılmış da dahil, en iyi mesnevilerden biridir.

Eserleri;

Hadikatü’s-Süeda (1837, Kerbela olayını anlatan düzyazı)
Türkçe Divan (1838, 1958)
Sıhhat u Maraz (1940, tıp bilgileri)
Enis’ül-Kalb (1944)
Fuzûlî’nin Mektupları (1948)
Terceme-i Hadis-i Erbain (1951)
Leyla vü Mecnun (3 bin 96 beyitlik mesnevi)
Rind ü Zahid (1956)
Beng ü Bade (1956, 444 beyitlik Türkçe mesnevi)
Arapça Divan (1958)
Matlau’l İtikad (1962)
Heft Cam (tasavvuf içerikli, 327 beyitlik Farsça mesnevi)
Saki name(tasavvuf içerikli mesnevisidir)
Şikayetnãme(nesir türündedir)

Paylaşın

Fitnat Hanım Kimdir? Hayatı, Eserleri

1842 yılında Trabzon’da dünyaya gelen Fitnat Hanım, 1909 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetti. Ordu kazasının Aybastı nahiyesinden olan Canikli Hazînedâr-zâde Süleymân Paşa sülalesindendir. Trabzon valisi Ordulu Hazînedâr-zâde vezir Abdullah Paşa’nın kızıdır. Hazînedâr-zâde sanıyla tanındı. Abdullah Paşa aslen Ordulu olduğu için Ordulular Fıtnat Hanım’ı hep kendi hemşehrileri saymışlardır.

Haber Merkezi / Ordulu Ozanlar adlı esere göre “Fıtnat Hanım’ın annesi ünlü bir Çerkez beyinin kızı olan Sapcan Hanım’dır. Ahmed Paşa ile evlendikten sonra adı Emine olarak değiştirilmiş, aile arasında hep Çerkez Hanım diye anılmıştır”. Ahmed Paşa ölünce Fıtnat Hanım’ın annesi yine Trabzon valisi olan kayınbiraderi Osman Paşa ile evlendirilmiştir. Fıtnat Hanım’ı büyütüp yetiştiren Osman Paşa’dır. Yani Osman Paşa Fıtnat Hanım’ın üvey babasıdır, öz babası ise Abdullah Paşa’dır. Osmanlı Müellifleri’nde “Uzun müddet Trabzon valiliğinde bulunmuş olan Hazînedâr-zâde Osman Paşa’nın kethudası Ahmed Paşa’nın kızıdır” şeklinde farklı bir bilgi verilmiştir ki bu bilgi yanlıştır.

Meşâhîrü’n-Nisâ’da da babasının adı Ahmed Paşa olarak verilmektedir. Henüz üç yaşlarındayken 1261/1845 senesinde babası ile İstanbul’a geldi. Şâir Hanımlarımız adlı eserde de babasının adının Ahmed Paşa olduğu ve beş yaşındayken İstanbul’a gittiği belirtiliyor. Fıtnat Hanım’ın eğitimine itina gösterildi. Mekteb-i Rüşdî hocalarından Fındık Hâfız Efendi’den Kur’ân-ı Kerîm, Hoca Latif Efendi’den Arapça ve Farsça, esbak Mısır Mollası Hoca Şâkir Efendi’den Dîvân-ı Hâfız okudu. Erzurumlu Osman Efendi’den hatt-ı sülüs meşkederek icazet aldı. Ketebeden Ali Şâkir Efendi’den de hatt-ı rik’a meşketti, ayrıca inşa konusunda da ondan ders aldı. Edhem Pertev Paşa da, Fıtnat Hanım’ın babası Abdullah Paşa’nın kâtiplik hizmetinde bulunduğu sırada Fıtnat Hanım’a şiir ve inşa dersleri vermişti.

Üç yaşlarındayken İstanbul’a geldiği bilinen Fıtnat Hanım’ın tahsili konusunda da Osmanlı Müellifleri’nde farklı bir bilgi vardır. Şöyle deniliyor: “İlk bilgilerini Trabzon’da almış, tahsilini İstanbul’da tamamlamıştır”. Henüz çok küçük yaşta iken evlendirildi. Eğitim ve öğrenimine devam etmesini çok arzulayan annesi sayesinde evlendikten sonra da tahsiline devam etti. Eşi ile uyuşamadığından ve onun kıskançlıklarından dolayı bir süre sonra ayrıldı. Çok zeki olduğu kadar müstesna bir güzelliğe de sahip olan Fıtnat Hanım’ın Süleyman Nazîf’e bu konuda şunları söylediğini İbnü’l-Emin naklediyor: “İlk eşim beni o kadar kıskanırdı ki güzel giyinmekten, şiir yazıp okumaktan beni menetmişti. Hatta “Kirpiklerinin uzunluğu gözlerine pek çok letâfet veriyor” diye kirpiklerimi keserdi. Onun yasaklamalarıyla şiirde eski kuvvetim kalmadı. Beni şiir söylemekten, edebiyatla ilgilenmekten, kitap okumaktan menettiği için doğuştan gelen şiir yeteneğimi boğa boğa öldürdü”.

Fıtnat Hanım, edebiyattan menedilince yaratılışındaki sanat ihtiyacını mükemmel bir şekilde öğrendiği hattatlıkla tatmin etmeye çalışmış ve çok nefis bir de Kur’ân-ı Kerîm yazmış, bunu da Süleyman Nazîf bizzat görmüş ve “cidden bir sanat eseri” hükmünü vermişti. Daha sonra Bahriye Nezâreti mektupçusu ve Dâmad Ferid Paşa’nın amcası olan Mehmed Ali Efendi ile evlendirildi. Süleyman Nazîf’e göre Fıtnat Hanım, ömrünün son günlerinde altmış yaşlarındayken Bursa’ya gelmişti ve Süleyman Nazîf onunla defalarca görüşmüştü.

Fıtnat Hanım’ın henüz on sekiz yaşında iken yazdığı gazeller edebiyat çevrelerinde beğenildi. Kaynaklar onun üslubunun yüksekliğinden, nesirde başarılı olduğundan, özellikle gazel, tahmis, tesdis, na’t ve mersiye yazmayı tercih ettiğinden bahsederler. Yine kaynaklarda müretteb bir Dîvân’ı olduğundan söz edilirse de günümüze ancak birkaç parça şiiri gelebilmiştir. Yazdığı söylenen nesir türündeki örneklere de rastlanamamıştır. Fıtnat Hanım, divan edebiyatı tarzında şiir yazan kadın şairlerin önde gelenlerinden biriydi.

İşlek bir zekânın, ince bir duygunun sahibi idi. Meşâhirü’n-Nisâ’da Fıtnat Hanım’ın edebî yönü hakkında şunlar söyleniyor: “Manzum ve mensur birçok edebî eseri olduğu malum olup fevkalade ferâset ve fetânetleri gereğince felsefi ve fikrî meseleler hakkında kılı kırk yararcasına yaptığı muhakemeleri bu işten anlayanları ve genel olarak diğer insanları hayrete düşürecek derecededir. Fıtnat Hanım’ın Râgıb Paşa ve kendisinden önce yaşamış olan meşhur Fıtnat Hanım ile diğer şair ve ediplerin eserlerini tahmis ve tesdis yolunda birçok şiiri, na’t ve mersiye tarzında başka eserleri varsa da onlara ulaşılamamıştır”. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Filiz Özdem Kimdir? Hayatı, Eserleri

19 Temmuz 1965 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Filiz Özdem, İtalyan Lisesini ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Aynı bölümde yüksek lisans programına devam etti.

Haber Merkezi / Çeşitli dergi ve gazetelerde şiir ve yazılarının yanı sıra yorumlayıcı sanat metinleri ve çevirileri yayımlandı. Türkiye’deki bazı şehirler üzerine kapsamlı monografiler yazdı. Pek çok İtalyan yazarın çeşitli kitaplarını çevirerek edebiyatımıza kazandırdı. Yapı Kredi Yayınları editörlüğü görevinden emekli olduktan sonra Bodrum’a yerleşti.

Filiz Özdem, okurlarının karşısına ilk olarak Maltepe Sanat Galerisi Yayınlarından çıkan Saydam ve Seyirci (1999) adlı şiir kitabıyla çıktı. Ardından sırasıyla çıkardığı Korku Benim Sahibim (2007), Düş Hırkası (2009), Yalan Sureleri (2010), Rüya Bekleyen Adam (2013) ve Aşk Meçhule Yürür (2015) adlı romanları yayımlandı. Çocuk ve ilk gençlik edebiyatı sahalarında kaleme aldığı eserleriyle de çocuk okurlarla buluştu.

Özdem’in Kitap Kurtları İçin serisinden Hayvanlar Âlemi Doğadaki Dostlarımız (2010), Kuşlar Bize Neler Söyler (2010) ve Tavşan Dağa Küserse, Kaplumbağa Koşarsa (2011), Pirenin Yorganı, Karıncanın Rüyası (2011), Eşek Dersem Çık, Keçi Dersem Kaç (2012) ve Kedinin Kanadı Olsa (2013) adlı eserleri ile hayvanlar âlemi hakkında ilgi çekici detayları ele aldı. Bu eserler hayvan adlarını içeren atasözü ve deyimlerin ortaya çıkış hikâyelerine, efsanelere yer veren; geleneksel ansiklopedicilik anlayışından uzak bir inceleme serisidir.

Özdem, çocuk edebiyatının bir ders kitabı niteliğinde olmaması gerektiği konusundaki vurgusuyla dikkat çeker. Dış dünyanın kitaplarda çizildiği gibi ideal bir dünya olmadığına değinen yazara göre çocuğun dünyayı tanıması, onun kitaplarda da iyiye olduğu kadar kötüye de rastlamasıyla başlar. Özdem, romanlarında aidiyet, kimlik, yalnızlık, ölüm gibi konuları ele alırken de zengin bir dil tercih eder.

Paylaşın

Fikret Otyam Kimdir? Hayatı, Eserleri

19 Aralık 1926 yılında Aksaray’da dünyaya gelen Fikret Otyam, 9 Ağustos 2015 yılında Antalya’da yaşamını yitirdi. Babası askeriyeden emekli olduktan sonra eczacılığa yönelen Vasfi Efendi, annesi ise Naciye Hanım’dır. Babası Vasfi Bey, askerliği esnasında Yemen’de ve Anadolu’nun kurtuluşunda mücadele etti.

Haber Merkezi / İlk ve ortaöğrenimini Aksaray’da tamamladı. Ünlü besteci ve orkestra şefi Nedim Vasıf Otyam ile Nusret Kemal Otyam’ın kardeşidir. Sanatçıda resim ve fotoğraf tutkusunun başlamasında ortaokulda iken Fransızca öğretmeni olan Emekli Albay Lüleci Haşim Bey’in kendisine “Lenduha ayaklı, cama çeken fotoğraf makinesini” hediye etmesi etkili oldu. Ankara Atatürk Lisesi’nde başladığı eğitimine Kayseri Yatılı Lisesi’nde devam etti.

Otyam, Kayseri Lisesi’nden mezun olduktan sonra babasının yanında çalışmaya devam etti. Bu dönemde, Akademi’de öğrenci olan ressam Neşet Günal ile karşılaştı. Resme ilgisi olduğunu fark eden Neşet Günal, Otyam’a İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmesini önerdi. Fikret Otyam, 1945 yılında Akademi’ye kabul edildi ve resim eğitimi almaya başladı.

Akademi’deki ilk yılında İbrahim Çallı’nın atölyesinde klasik eğitim alan sanatçı, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyesine geçmesi ile birlikte konu ve biçem yönünden serbest olarak çalışma imkânı buldu. Akademiye devam ettiği yıllarda Gece Postası adlı gazetede çalışmaya başladı. 1953 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Orta Resim Bölümü’nden mezun oldu. Mezun olduktan sonra sırasıyla Son Saat, Dünya, Ulus ve Cumhuriyet gazetelerinde çalıştı.

1953 yılında evlendi ve bir yıl sonra kızı Elvan dünyaya geldi. Aynı yıl ilk kez Güneydoğu ve Doğu Anadolu’yu gezdi. Cumhuriyet gazetesinden Yaşar Kemal ile röportaja çıktı. 1956’dan itibaren Ankara’da Ulus gazetesinde, 1962’den itibaren de Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 1979’da Cumhuriyet gazetesinden emekli oldu.

Röportaj yapmak için gittiği yerlerde, Anadolu insanını ve doğasını yakından inceleme ve gözlemleme fırsatı yakalamıştır. Gezilerinde bu coğrafyadaki insanı, yaşamı ve gelenekleri incelemiş, bu gözlem ve incelemelerini resimlerine ve fotoğraflarına konu etmiştir. Yazılarına da yansıttığı gözlemlerini yalın, sade bir dille aktaran sanatçı, olayları olduğu gibi kaleme almış, bu olaylardaki kişilerin konuşma alışkanlıklarını, tepkilerini ve yöreye göre değişen şivelerini yazıya doğrudan aktarmıştır.

Fikret Otyam, her ne kadar yaptığı gezi ve röportajlar neticesinde birçok kitap yayımlasa da resim onun için hayatının sonuna kadar uğraşmak istediği bir sanat dalı olmuştur. Hatta kaleme aldığı birçok eserinde resimlerine rast gelmek mümkündür. Resimlerinde Turgut Zaim ve Namık İsmail’in konu ve betimleme anlayışı etkisinde kaldığı görülmektedir. Anadolu motiflerini sık kullanıyor olması hocası Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan aldığı eğitim ve sanat anlayışının etkisini düşündürmektedir.

Resimlerinde keçi ve başı örtülü Anadolu kadınlarını figür olarak sık sık kullanmaktadır. Anadolu’yu, insanlarını, hayvanlarını, bitkilerini ve mahalli unsurlarını işlemeyi seven bir ressam olarak dikkat çeker. Anadolu’ya ait kültürel ögelere eserlerinde sıkça yer veren Otyam, yaşamı boyunca önem verdiği yerelliği evrensel değerler ile yoğurarak kendine has bir sentez ortaya çıkarmıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Fikret Demirağ Kimdir? Hayatı, Eserleri

10 Ocak 1940 yılında Lefke’de dünyaya gelen Fikret Demirağ, 28 Kasım 2010’da İstanbul’da kalp yetmezliği sebebiyle hayatını kaybetmiştir. İlk ve orta öğrenimini Lefke’de tamamlayan şair, on bir yaşından itibaren şiir yazmaya başlamıştır.

Haber Merkezi / 1961’de Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü bitirmiş Kıbrıs’a dönerek burada yirmi sekiz yıl boyunca Türkçe öğretmenliği yapmıştır. Şölen ve Sanat Postası adlı dergiler ile Halkın Sesi gazetesinin yayınlarına katkı sağlamıştır.

Alaz, Cumhuriyet Kitap, Dost, İnsan, Kedi Şiir Seçkisi, Kurşun Kalem, Kül, Ortam, Budala, Özgür Edebiyat, Sincan İstasyonu, Varlık, Yasakmeyve, Yeni Düzen dergilerinde de yazı ve şiirlerini yayınlayan Demirağ, 1989’da emekli olmuştur. Aynı yıl Kıbrıs gazetesinin kültür sanat bölümünde yöneticilik yapmıştır. 1994’de “Türk Bankası Kültür Sanat Ödülü” ve 1995’te “M. Necati Özkan Kültür Ödülü”nü kazanmıştır.

Küçük yaşlarda şiir yazmaya başlayan Demirağ, şiir dünyasına 1960’lı yıllardan itibaren girmiş ve -Mehmet Kansu’yla birlikte- yeni arayışlar sürecine giren Kıbrıs Türk şiirinin öncü isimlerinden biri olmuştur. İlk kitabı Tutku’yla (1960) aynı yıl -Mehmet Kansu’yla ortaklaşa- çıkan İkinin Yaşamı adlı kitabı, Kıbrıs Türk şiirinde İkinci Yeni etkisiyle yazılmış ilk eserdir.

Aşk, çocukluk, hatıralar, savaş karşıtlığı, doğa duyarlılığı gibi temaları ele alan ve sıkça dil hassasiyetini vurgulayan Demirağ, özgün şiiri yakalamak arzusuyla hemen her kitabında yeni yönelişler peşinde olmuştur. Esperanza (1962), Açar Yörüngeler Çiçeği (1963), Aşkımızın Sarkılan (1965), Kısa Şiirler Durağı (1968) arka arkaya yayımlanan şiir kitaplarıdır.

Esperanza Attila İlhan’ın şiir anlayışından etkiler barındırırken Açar Yörüngeler Çiçeği kitabı, Attila İlhan etkisinden soyut şiire geçişin izlerini barındırır. Ötme Keklik Ölürüm’de (1972) soyut şiir etkisini devam ettiren Demirağ, Dayan Yüreğim’de (1974) bir taraftan soyut şiirin etkilerini devam ettirir; diğer taraftan toplumsal şiire yönelişin ilk işaretlerini verir. Bu kitap ve etkileri Umut ve Dehşet Çağından Şiirler (1978), Dinle Şarkımı (1981), Akdenizli Şiirler ve Şarkı Sözleri (1984), Adıyla Yaralı (1986), Rüzgârda Ozan Türküleri ya da Şiirin Uzun Yürüyüşü (1986) kitapları izler.

Fikret Demirağ son olarak Acılı Bir Yurt İçin genel başlığı altında dört kitaptan seri şiir kitapları yayınlar. Birinci kitap Limnidi Ateşinden Bugüne (1992) de Kıbrıs’ın ‘sekiz bin yıllık tarihini’ hikâye eder, bu acılı tarihi sorgulayarak ayrışmanın, savaşın ve etnik ayrımcılığın eleştirisini yapar. İkinci kitap Hüzün Ana (1992) bilhassa Kıbrıs’ta son otuz yılda insanlığın düştüğü trajik hali şiirin gündeme taşır.

Üçüncü kitap Sırı Dökülmüş Kökayna ile dördüncü kitap Yalnızlık, Gece Müziği tek ciltte toplanır (1994). Sırı Dökülmüş Kökayna’da ilk gençlik günlerini ve doğduğu yeri nostaljik bir yaklaşımla anlatır. Yalnızlık, Gece Müziği’nde ise çağ hastalığını ve değerler bağlamında dejenere olan insanı eleştirir. Öncekilere oranla üslup ve içerik bakımından farklı olan bu dört kitapta Demirağ şiirini daha değişik bir söyleme açar, kendi şiir tonunu yakalar.

Fikret Demirağ, ‘ada şairi’ kimliğinin bütün niteliklerini şiirinde barındırırken toplumculuk anlayışını; bügünün insanını, değişen zamanın insana zarar veren yanlarını, savaşı, eleştirerek karakterize eder. Akdenizli kimliği, aşk, çocukluk ve hatıralar da şiirinin önemli temaları arasındadır. Bu unsurlar Fikret Demirağ’ın evrensel düzlemde bir poetik anlayışa sahip olduğunu gösterir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın