Cenk Koyuncu Kimdir? Hayatı, Eserleri

27 Haziran 1967 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Cenk Koyuncu, 14 Mayıs 2006 yılında Antalya’da hayatını kaybetti. İlk ve ortaöğrenimini İstanbul ve Isparta’da tamamladı. Yükseköğrenimini yarıda bırakarak çeşitli yayınevlerinde çalıştı.

Haber Merkezi / Cenk Koyuncu, Türkiye Yazarlar Sendikası üyesiydi. 1992’de eski’Z dergisini çıkartanlar arasında yer aldı, bir dönem Kitap-lık dergisini yönetti. TRT 2 kanalında “Okudukça” programının metin yazarlığını yaptı. Son Kişot dergisini kurdu. Cenk Koyuncu’nun şiirleri ve yazıları Gösteri, Varlık, Şiir Atı, Cumhuriyet Kitap gibi dergilerde yayımlandı.

“Hiçbir şeyim yoktu, her şeyimi çaldılar” (Son Akış) ve “Şairin tanığı olmaz! Şairler bütün cinayetlere tanıktır!” dizeleriyle hafızalara kazınan Cenk Koyuncu, modern Türk şiirinin ilginç örneklerini vermiştir. Kısa ömründe Otoben, Suçlu Hafıza ve Yüz’de Yüz/ 10 Desen-10 Tipografi-10 Şiir gibi alanında ilgi çekici eserler bırakan şair; yalnızlık, aşk, yaşama sıkıntısı vb. konularda şiirler yazmıştır.

Bütün şiirleri, her ne kadar ilk şiir kitabının adı ironik bir biçimde Otoben olsa da, kendini ‘hiç’e saymanın farklılığını taşıyan şiirlerle doludur. Topaloğlu’na göre Otoben’deki şiirler, şairin gelecekteki yaşamının yol haritasını çizmektedir adeta. Kitapta kendi yaşamına ilişkin öngörüsü, başına geleceklere yönelik sezgisi şaşırtıcı boyutlarda birçok şiir yer alır.

Uğraştığım tüm işler yarım kalacak / sussa da dilim bir yürek duruşuyla / Yaşadıklarım konuşacak” dizeleri genç yaşta vefat eden şairin vuku bulmuş hisleridir. Cenk Koyuncu, seksenli yılların sonu ile doksanlı yıllların başında verdiği yapıtlarla, dönemin değişen yüzünü şiirlerine yansıtmaya çalışmakla beraber deneysel şiir örnekleri vermiştir.

“Sarhoş ve sessiz gemi”

İskambil kağıtları devrildi, İskenderiye çoktan yandı ruhum gibi
kitaplar da komada ve bir reçete yazmıyar doktorlar da…
Kaçacak delik arar alkolü seven adamlardan dihi şişenin;
her ölü saklambaç oynayan çocuk rolünü üstlenir aklımda!…

Öfkenin tutuşan gövdesini yatıştırıyorum dolaştığım
her kaldırımda, hir tesbih gibi hiçliğin fiillerini çekiyorum;
akşamlar ne gerekçe arıyor ne de bir mazeret, Gece ve
Şiir için hayal kurmak istiyorum… Sonra şarap içeceğim…

Ve bir gece şarkı söylerken öleceğim, böyle ölmek istiyorum; son
meleğimden bana eşlik etmesini dilerken yalnızca Rod duyacak,
yüzümün renginden anlayacak söylediğim şarkıyı; o Cenk sarasında:
Sessizce giderken gürültülü bir ölüm istiyorum babamın anısına!

Ahh, anlatsam böyle uzak sanılır; sussam, bu kadar bilinir.
Kötü bir alışkanlıktır şiir de adam gibi ve hep seyrüsefer…
Çağırır beni uzaklar, bilmezler; fısıltısını duysan delirirsin
ruhumdaki o Sarhoş ve Sessiz Gemi beni bekler… Bilemezsin!

“Şairler bütün cinayetlere tanıktır”

Söze başlamanın eşiğinde kuruyan düşer yeşerirken
çıban gibi büyürken hayatın dar ağacı; cinayetlerin
kabaran ölümleriyle dallanırken kayıp listesinde çizik-
çizik aşklar için yargılanmış sözcüklerle dolu kafam!..

Odamda sıkılan mermiydi gece… Bilmediğim iki hece
gece: Arananlardanım! Bir suçluyu andırıyorum
şakağının ardında saklananı vurmak isteyenlerden
biriyim; kimin katiliyim? Bunu soruyorum size?

Son hamle düştü bu rus ruletlerinde, ardımda kan
yangınları; hayatıma girmiş tüm yaşamların gözyaşları
yeşertmez bendeki kısır ömrün canını, can ki unutkan:
Yaralı ve acı çekiyor aynaya bakarken at’ar damarı!

Şairin tanığı olmaz; şairler bütün cinayetlere tanıktır!
Sözcük: Kendi ölümlerini işleyenlerin; yaşamın ucunda
ömrü ateşleyip, ardından yürüdükleri yolların sonunda
en derin kuyuya attığı ve hayatta ele geçmez kanıttır…

– Şairin tanığı olmaz! Şairler bütün cinayetlere tanıktır!

Paylaşın

Cenk Gündoğdu Kimdir? Hayatı, Eserleri

9 Şubat 1976 yılında Ankara’da dünyaya gelen İşletme ve güzel sanatlar fakültelerinde okudu. KOÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık Ana Sanat Dalından mezun oldu. Aleksandr Sergeyeviç Griboyedov’un Akıldan Bela adlı tiyatro oyununun çevirisini (E. Toprak ile) ve Radyonun İçindekiler adlı oyununu yayımladı (2011). Issız (2012) adlı ilk şiir kitabı ile Arkadaş Zekai Özger ve Metin Altıok Şiir Ödülleri’ne değer görüldü.

Haber Merkezi / 2000’lerde değişen şiirin yolunu gösteren, genç Türk şiirine eleştirel yaklaşımları da bünyesinde barındıran 2000’ler Şiiri Antolojisi (2016)’ni hazırladı. Alternatif şiir yıllığı Şiir Defteri’nin eş hazırlayıcısıydı (2005- 2014). Radyonun İçindekiler adlı oyununu İstanbul Şehir Tiyatroları’nda izleyiciyle buluşturdu (2016). İkinci şiir kitabı Harap’la (2016) Dağlarca Şiir Ödülü’ne değer görüldü. 2001 yılından beri kurduğu Üç Nokta edebiyat dergisinin editörlüğünü sürdürmektedir.

Cenk Gündoğdu edebiyat dünyasında uzun süre çeşitli dergilerde yayımladığı şiirleriyle tanınmıştır. İlk şiir kitabı Issız (2012), savaşın; bayraklar, haritalar, madalyalar, güç, unvan… gibi gösterilen yüzünün aksine insanlardan oluştuğunu işaret eden bir gövdeye kurulu şiirlerle açılır. İki bölümden oluşan kitap, savaşın en karanlık ve kalabalık yerinden yok sayılan insana ve ıssızlığına yakılan bir işaret fişeği gibidir. Issız bir bakıma gücü ve iktidarı sorgulayan; insanı yok sayan bayrakları, üniformaları ve sonuçları ile ezberletilen tarihe karşı bir yepyeni tezdir.

Kuralları aşan ve sınırdan taşan şiirlerden mürekkep Issız; kahramanlığa, güce, erilliğe, büyüklüğe, iktidara karşı bir isyandan öte insanla bakan ve savaşın ortasında oturup göğe bakan, sakalına güneşler öğreten, hayatı savunan insanların hatıralarına yaklaşan şiirlerden oluşmaktadır. “Cenk Defteri” ve “Çekirdek” bölümlerinden oluşan kitap, militarizmi çoksesli sorgulayan şiirleri bünyesinde taşır. Türk şiirinde ilk kez antimilitarist bir yaklaşım bütünlüklü olarak Gündoğdu’nun Issız’ı ile dile gelmiştir.

Ertaş, Gündoğdu’nun Issız’daki bu antimilitarist yaklaşımını şöyle değerlendirmiştir: “İkaros Yayınlarından çıkan ilk tiyatro eserinde de şimdiye kadar ele alınmamış bir konuyu, mülteci sorununu sahneye taşıyan Gündoğdu’nun  Radyonun İçindekiler adını verdiği kitabı, bu kitabının arka planını oluşturmuştur. Mülteci sorununu da okurunda antimilitarist bir bilinci canlandırmak için gündeme getiren Gündoğdu’nun şiir kitabı, bu bilinci, militarizmin gerçekleşme nedenlerinin arkeolojisine girişerek canlandırmakla kalmamış, harekete geçirmiştir”.

Gündoğdu, şiirlerinde en küçük ilişkilerde, iki kişi arasında başlayan ve insanın varlığından beri hüküm süren iktidar olgusunu gerçeklikten kopmadan eleştirel bir dille ortaya koyarak, her türlü iktidara ve onun ürettiği ilişkilere, dile, söyleme, göndermeye, arzuya köle efendi ilişkisi üzerinden itiraz eder. Harap (2016) yalanla yaratılan dünyaya, kurgulanan hayata, maskelenen yüzlere, pudralı sözlere, ambalajlanmış kötülüğe karşı duran şiirlerin gövdeyi oluşturduğu ikinci kitabıdır. Öz, Harap ekseninde şairi şu cümlelerle değerlendirmiştir: “Gündoğdu’nun ilkinde olduğu gibi ikinci kitabı harap’ta da lirik ben’in tekil bir olgu olarak ortaya çıkmaya yanaşmadığı, bununla yetinmediği (ya da daha doğrusu şairin bunun yeterli olmadığını fark ettiği) söylenebilir.

Kitabın başlığındaki ‘harap’ sözcüğü Türkiye toplumunun yıkık-döküklüğünü ifade ettiği kadar şiirdeki ben’in ifade arayışının, sessizlikten sese geçiş çabasının ıstırabını da ifade eder. (…) Gündoğdu lirik ben’ini böler, parçalar, ancak başkalarıyla ilişkileri bağlamında var olabilecek bir unsur olarak kurgular… Gündoğdu’nun cenge girdiği Usta Şairlerin İkinci Yeniciler olduğunu söylemiştim; asıl ilginç olan ıssız’dan harap’a geçerken yaşadığı içsel hesaplaşma ya da özcümle tektonik kırılmalar, kaymalardır.

İki kitap bu olguyu açıklığa kavuşturmak için yeterli veri sunmayabilir okura, eleştirmene. Ancak gene de ilk kitabın müellifinin ikincisinden kısmen farklılaştığı söylenebilir, hem lirik öznenin parçalanması anlamında hem de müzikalitede rap tarzı bir gürlüğe erişme anlamında. Gündoğdu’nun sonraki kitaplarında poetik gidişatın nice olacağını, hangi daimon’larının baskın çıkacağını merak ediyorum bir okur olarak.”. Şair; tolumsal söyleme bağlanmadan, kural ve şekiller belirlemeden toplumsallaşmış bireyi merkeze alarak kendine ait bir şiir dünyası oluşturmuştur.

Şairin, ikinci şiir kitabı Harap ve ilk kitabı Issız arasında gerilim ve kapsam alanı açısından farklılıklar dikkat çekmektedir. Şiirlerin belirgin özelliği ise “çokkatmanlı” ve “yükseksesli” özelliğe sahip olmasıdır. Şiirlerinde ölüm, intihar, savaş cephe gibi temalar da gerilimli havanın oluşmasında etkilidir. Bununla birlikte Gündoğdu, şiirlerinde dilin imkânlarından tasarruflu bir şekilde faydalanır. Zorlu, şairin ‘dil’i kendi doğuş ânına yaklaştırmasına dikkat çekmiş ve şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Cenk Gündoğdu dil ile ilişki kurarken, ne ‘estet’ bir yavanlığa, kısırlığa düşüyor ne de basit dil oyunlarını, twitter yazışmalarını ‘deney’ diye yutturmaya kalkışıyor. Bu iki ‘ilke’nin de aynı ağızdan yuvarlandığının ve nihayetinde aynı boşluğa düştüğünün farkında… Cenk Gündoğdu, biçimsel ve estetik bir kaygı ya da güncel bir dil kuralıyla yola çıkmıyor; onun dili zamana, mekâna ve en önemlisi ölümü ve doğumu aynı karede sunan yaşama kendiliğinden yayılır”.

Çakmakçı ise Gündoğdu’nun şiirinin toplumsal yönüne işaret etmektedir: “Şair, toplumun, insanların içinde ve onların etkisine edilgin bir tepki vermekten çok, eleştirel bir karşılık veriyor. Yoksa düz anlamda toplumcu şiir geleneğimize bağlayamayız bu şiiri. Daha çok bir geleneği dönüştürüyor; ırmağın yatağını değiştirmeye yelteniyor. Bunu yaparken belki teknik ve biçimsel olanakları pek zorlamıyor ama bakışı yeni bir tür eleştirellik barındırdığından, şiiri kendiliğinden anlamlı hâle geliyor. Nereden çıktı bu şiir şimdi, demiyoruz; onu toplumsal dönüşümlerle ilişkilendirebiliyoruz”.

Radyonun İçindekiler (2011) adlı bir tiyatro eseri bulunan Gündoğdu bu oyunuyla okuru, daha iyi hayat için her şeyden vazgeçerek umut yolculuğuna çıkan insanların o uzun, bitmeyen büyük yolculukta yaşadıkları açlık, yokluk, susuzluk ile birbirlerine düşerek kaybettikleri hayatlarının trajedisine özel tarihleri üzerinden toplumsal sorunları anlamlandırma sürecine davet etmektedir. Kitabın önsözünde Zehra İpşiroğlu ve Sema Göktaş, Radyonun İçindekiler’in konusu itibariyle tiyatromuza bir yenilik getirdiğini ve 21. yüzyıl insanının trajedisi olan mültecilerin sorunlarını gündeme taşıması bakımından ayrı bir önem arz ettiğini belirterek kapsamlı bir değerlendirmesini yapmışlardır. Gündoğdu, telif eserlerinin dışında Engin Toprak ile birlikte Rus yazar Aleksandr Sergeyeviç Griboyedov’un Akıldan Bela (2011) adlı tiyatro eserini dilimize kazandırmıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Cengiz Bektaş Kimdir? Hayatı, Eserleri

26 Kasım 1934 yılında Denizli’de dünyaya gelen Cengiz Bektaş, 20 Mart 2020 yılında hayatını kaybetti. Çocukluğu Denizli’de Çaybaşı Mahallesinde geçti. Annesinin adı Ayşe, babasının adı Halil Bektaş’tır. Esnaf bir babanın oğlu olan Bektaş’ın hayatta kalan erkek kardeşleri Cihan ve Ceylan Bektaş’tır. İlkokulu Denizli’de dördüncü sınıfa kadar Gazi İlkokulunda, beşinci sınıfı İstanbul Şehzadebaşı 56. İlkokulunda, ortaokul ve liseyi İstanbul Erkek Lisesinde bitirdi.

Haber Merkezi / Mimarlığa ilk adımını ilkokul sonuna doğru Çocuk Haftası dergisinde yayınlanan ilk çizgisiyle atan Bektaş, lise yıllarında mimar olmaya karar kesi karar verdi. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde başladığı lisans eğitimini Münih Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümünde tamamladı (1959). 1960’ta Alman Şehircilik Akademisi kurslarına katıldı. 1959’dan itibaren Almanya’da serbest mimar olarak çalıştı. 1962’de Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne öğretim görevlisi olarak çağırılan Bektaş, 1962-63 öğretim yılında ODTÜ İnşaat işleri Başkanlığı, Mimarlık işliğini yönetti.

1954’te“Devlet Güzel Sanatlar Akademisi şiir yarışmasında birincilik Ödülü”nü; 1971’de“T.R.T. Şiir Başarı Ödülü”;1971’de“T.R.T. Kısa Metrajlı Film Başarı Ödülü”nü, 1988’de ″Türk Dil Kurumu″, 1992’de ″Haliçte Bir Taş Odanın Kitaplık Olarak Onarımı″ ile iki kez Ulusal Mimarlık Ödülü”nü; 1998’de“Serbest Mimarlar Derneği Eğitim Bölümü Ödülü”nü; 2001’de “Akdeniz Üniversitesi Uluslararası Ağa Han Mimarlık Ödülü”nü; 2003’te“Troya Şiir Ödülü”nü;2005’te Uluslararası O vidius; (Romanya) Şiir Ödülü”nü;2007’de“Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü”nü; 2012’de Dionysos Şiir Ödülü”nü; 2014’te “Uluslararası Mimar Sinan Ödülü”nüaldı. Türk mimarisine Cumhuriyet dönemi mimarlık tarihi örnekleri arasında sayılan yapılar kazandırdı. T.M.M.O.B., Türkiye Mimarlar Derneği, Koca Sinan Komitesi, İTÜ Şehircilik Enstitüsü Danışma Kurulu, TDK, PEN, Uluslararası Sanat Tenkitçileri Derneği, Yazarlar Sendikası gibi kurumlara da yöneticilik ve üyelik yapmıştır.

Amerika, Almanya ve Makedonya’da konuk öğretim görevliliği yapan Bektaş, Eskişehir Anadolu Üniversitesinde 1 yıl, Trakya Üniversitesinde 1,5 yıl ″Halk yapı Sanatı Sosyolojisi ″dersleri Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde 10 yıl ″Estetik″ dersi vermiştir.

Edebiyata ilgisi çocukluk yıllarında ninesinden öğrendiği Yunus Emre şiirleriyle başladı. Edebiyat dünyasına 1950’de Denizli’de yerel bir gazetede yazdığı köşe yazıları adım attı. 1954’te Bedri Rahmi’nin jüride bulunduğu bir şiir yarışmasında aruzla yazdığı şiirle onuncu, serbest vezinle yazdığı şiirle birinci oldu.1960’ta şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Türkçe dergisinde ilk şiirini yayınlayarak yazın dünyasına kendisini kabul ettirdi.

Kültür hayatımıza, yetmişin üzerinde mimarlıkla ilgili kitap ve yirminin üzerinde şiir kitabı kazandıran sanatçı, mimarlıkta ve şiirde öz- biçim ilişkisine önem verdi. Bütün sanatlarla, disiplinlerle elele yazarak öz-biçim arasındaki uyumun sağlanması gerektiğini düşünen sanatçının şiirlerinde de iki disiplinin sentezlendiğini görmek mümkündür. Biçim ve içerik uyumunda Yunus Emre’nin şiirlerinden etkilendiğini belirten şair, şiirlerinde toplumda gördüklerini “az, öz ve sözü dolandırmadan” yazma çabasında olmuştur. Sanat toplum içindir anlayışıyla şiirlerini yazar ve sanatı cemiyet içinde aktif bir müessese olarak anlamak, sanatkârı, ″insan ruhlarının mühendisi″ olarak görmek gerektiğini düşünür.

Bektaş’a göre şiir bilinen sözcüklerle yeni bir duyguyu, kavramı, bilinmeyeni ortaya koymaktır. Bunun için yazılarını aydınlık, mutlu, savaşsız bir ortam için yazdığını belirtir. Bu yönüyle toplumcu şiire eklemlenen şair şiirlerinde aşk, sevgi, doğa, umut, mevsimler, direnme, barış, Akdeniz, hasret, su, kültür gibi temalara ağırlık vermiştir. Yine şiirlerinde geleneksel şiir yanında mitoloji ve masalların epistemolojik bir derinlik yarattığı görülür. Şiirin dilinin müziği olduğunu düşündüğü için yinelemeler ve ses tekrarlarının yapı içinde belirginleştiği şiirlerinin çoğunluğunu serbest tarzda kaleme almıştır.

1981 yılında Tılsımlı Kedi (Grimm Kardeşler’den Masallar); 1978 ve 1983’te Azra Erhat’la birlikte Sapho şiir çevirisini yaparak çeviri dünyasına da katkı sağlamıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Cenap Şahabettin Kimdir? Hayatı, Eserleri

1870 yılında Makedonya’nın Manastır Kentinde dünyaya gelen Cenap Şahabettin, 12 Şubat 1934 yılında İstanbul’da beyin kanamasından hayatını kaybetti. Babası Plevne Savaşı’nda şehit olunca ailesi İstanbul’a geldi. İlköğrenimini Tophane’de Fevziye Mektebi’nde yaptı.

Haber Merkezi / Sırasıyla, Gülhane Askeri Rüşdiyesi (ortaokulu) Tıbbiye İdadisi (lisesi) ve Askeri Tıbbiye ‘den  mezun oldu. Hekim yüzbaşı olarak orduya katıldı. İhtisas için Paris’e gönderildi ve  dört yıl cilt hastalıkları üzerine ihtisası yaptı. Dönüşte Mersin, Rodos, Cidde’de karantina doktorluğu,  sıhhiye müfettişliği yaptı. 1914’te emekliye ayrıldı.

İstanbul Üniversitesi’nde Türk Edebiyatı Tarihi dersleri okuttu. Kurtuluş Savaşı sırasında Kuva-yı Milliye’ye karşı olumsuz tutumu nedeniyle öğrencileri tarafından istifaya zorlandı. Daha sonra Cumhuriyeti destekledi ama yalnızlıktan kurtulamadı.

İlk şiiri öğrencilik yıllarında Saadet gazetesinde yayımlandı. Muallim Naci’nin etkisiyle eski tarz şiirle uğraştı. Sonraları Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit’in etkisiyle batı tarzı şiire yöneldi. Tevfik Fikret ve Halit Ziya Uşaklıgil’le birlikte Servet-i Fünun edebiyatının üç önemli isminden biri oldu.

Topluluğun Tevfik Fikret’ ten sonra en etkili şairi kabul edilir. Şiirde musikiye önem verdi ve heceleri müzikle uyumlu kullanmayı yeğledi. Şiirde yenilik anlayışına karşın dilde yenilikciliğe karşı çıktı. Genç Kalemler’in “sade dil” anlayışına karşı, Tanin, Hürriyet, Kalem ve Hak gazetelerinde çıkan yazılarında Osmanlıcayı savundu.

Eserleri;

Şiir;

Tâmât (1887)
Seçme Şiirleri (1934, ölümünden sonra)
Bütün Şiirleri (1984, ölümünden sonra)

Tiyatro;

Körebe (1917)

Düzyazı;

Hac Yolunda (1909)
Evrak-ı Eyyam (1915)
Afak-ı Irak (1917)
Avrupa Mektupları (1919)
Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh ve Tiryaki Sözleri (1918)
Vilyam Şekispiyer(1932)
Tiryaki sözleri

Paylaşın

Cemal Süreya Kimdir? Hayatı, Eserleri

1931 yılında Tunceli’nin Pülümür İlçesinde dünyaya gelen Cemal Süreya, 9 Ocak 1990 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. 1938 Dersim katliamı sonrasında ailesiyle birlikte Bilecik’e sürülen Süreya, yedi yaşında, sürgünden altı ay sonra annesini kaybetti.

Haber Merkezi / Şair onun ölümü için “küçük kalbimdeki kuş ölmüştü” der ve hayatı boyunca sevdiği her kadında annesini arar, sevdiği her kadın öbür yarısıyla annesi olur. Bu arayış “Beni öp sonra doğur beni” de doruğa ulaşır. İlkokulun iki buçuk senesini İstanbul’da halasının yanında gizlice okumak zorunda kaldıktan sonra, olayın fark edilmesi üzerine Bilecik’e dönerek eğitimini burada tamamladı.

Bilecik Ortaokulu’nu bitirerek Haydarpaşa Lisesi’ne parasız yatılı girdi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü’nü bitirdi. Maliye Bakanlığı’nda müfettişlik, darphane müdürü, Kültür Bakanlığı’nda yayın kurulu danışma üyeliği, Orta Doğu İktisat Bankası yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük, çevirmenlik yaptı. Papirüs dergisini üç kez çeşitli aralıklarla çıkardı. Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, Yazko Somut, 2000’e Doğru gibi yayın organlarında şiir ve yazılarını yayımladı.

İlk şiiri 8 Ocak 1958’de Mülkiye dergisinde çıktı. Şiirlerindeki şekil, içerik ve anlatım özellikleri ile İkinci Yeni şiirine katıldı. Bu akımın önde gelen şairlerinden biri oldu. Bireyin iç dünyasının gizli yanlarını ironik bir söyleyişle dile getiren şair, Göçebe’de yoğun bir anlatıma yöneldi. Dil ve biçim oyunlarıyla kurulu daha sonraki şiir çizgisi giderek yalın bir düzeye erişti. Çağrışımsal öğelerle kurduğu akla dayalı şiirlerinin toplumsal eleştiri yönü ağır bastı. İnsan-toplum gerçekliğinin özel durum ve ‘an’larını nükteli bir dil ile yansıttı. Geleneğe karşı olmasına karşın geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi.

Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı, yoğun, diri imgeleriyle İkinci Yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir. Şahsiyetli bir şiir dili vardır. Canlı halk dilini kullanması, onu okuyucuya yaklaştırır. Üslubundaki mizah ve istihza, ona ayrı bir özellik kazandırmaktadır. Ölümünden sonra adına bir şiir ödülü kondu.

Eserleri;

Şiir;

Üvercinka (1958)
Göçebe (1965)
Beni Öp Sonra Doğur Beni (1973)
Uçurumda Açan (1984; Sevda Sözleri içinde)
Sıcak Nal (1988)
Güz Bitigi (1988)
Sevda Sözleri (1990; bütün şiirleri)

Düzyazı;

Şapkam Dolu Çiçekle (1976)
Günübirlikler (1982)
Onüç Günün Mektupları (1990)
Günler (1991)
99 Yüz İzdüşümler/Söz Senaryosu (1991)
Aydınlık Yazıları/Paçal (1992)
Oluşum’da Cemal Süreya (1992)
Folklor Şiire Düşman (1992)
Papirüs’ten Başyazılar (1992)
Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi (1993)

Antoloji;

Mülkiyeli Şairler (1966)
100 Aşk Şiiri (1967)

Söyleşi; Güvercin Curnatası (1997)

Dergi; Papirüs

Paylaşın

Cemal Kırca Kimdir? Hayatı, Eserleri

1918 yılında Yunanistan’ın Selanik Şehri Kayalar Köyünde dünyaya gelen Cemal Kırca, 28 Mayıs 1995 yılında Giresun’da hayatını kaybetti ve bu şehirde defnedildi. 1924 yılında, Lozan Antlaşması’yla belirlenen mübadele doğrultusunda ailesiyle birlikte Türkiye’ye gelerek Sivas Suşehri’ne yerleşti.

Haber Merkezi / İlkokulu Suşehri’nde, ortaokul ve liseyi yatılı olarak Erzurum Lisesinde okudu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini 1941’de bitirdi. Ağırlıklı olarak Ankara’da bulunmasına rağmen Anadolu’nun çeşitli yerlerinde hakimlik görevinde bulundu. Bir ara Suşehri’nde avukatlık yaptı ve milletvekili adayı oldu.

1942’de Varlık dergisinde yayımlanan şiiri ile edebiyat yaşamı başladı. Orhan Veli, Cahit Sıtkı, Avni Dökmeci, Sabahattin Eyuboğlu, Salah Birsel, Necip Fazıl, A. Muhip Dıranas, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday kuşağı içinde bulunmuş bir şair olmasına rağmen belli bir gruba bağlı kalmadı.

Varlık, Türk Dili, Papirüs, Kaynak, Yeşil Giresun, Samsun Sanat gibi dergi ve gazetelerde şiirleri yayımlandı. Şiirlerini bir kitap haline getirdiği halde bazı talihsizlikler yüzünden yayınlayamadı. Ölümünden sonra İhsan Tevfik tarafından yayıma hazırlanan Geçit – Cemal Kırca Kitabı (2004) ile, çalışmaları kitaplaşmış oldu.

Turgut uyar, şair için, “Cemal Kırca, özenilecek bir sezgiyle, kafiyenin ve veznin ‘Şiirsel ses’e dönüştüğü yeri bulur. Ortaya çıkan, umulmadık, unutulmaz bir bileşimdir. Çünkü duygu tanıdık, eski bir duygudur; bu duygunun verilişi ise şaşırtıcı ve ustaca. Aşinalığı, ‘Han Duvarları’ yla birleşerek Anadolu’nun ve şiirimizin geçmişine uzanır. Böylelikle, Cemal Kırca’nın ve şiirinin başarısını, geleneğe bağlı ve ortaklaşa bir duyarlığı taze bir deyişle söylenmesinde arayabiliriz.” ifadelerini kullanmıştır.

“Develer”

Bir yol uzanır çıngıraktan,
Bembeyaz gecelerin içinde;
Develerdir gelen uzaktan,
Bir eski hatıra halinde…

Taşır ayaklarında zamanı,
Develer sallana sallana…
Sürür peşinde insanı,
Develer gurbete âşina…

Kimi var ki eşi uzaktadır,
Kimi var: Yavrusu gurbettedir;
Develer geçtikçe ağır ağır,
Kimi de yarını düşünmektedir…

Develer gelir sıra sıra,
İnsanları süzerek geçer,
Yumurtayı ezemezmiş amma,
Yüreğimi ezerek geçer…

Develer, bir hazin düşünce,
Örtülen yolların üstünde,
Develer kaybolur sessizce,
Bir eski hatıra halinde…

Paylaşın

Cem Uzungüneş Kimdir? Hayatı, Eserleri

15 Şubat 1962 yılında Bulgaristan’ın Razgrad şehrinde dünyaya gelen Cem Uzungüneş’in asıl adı Şinasi Ahmedov Akaliyev’dir. Çocukluğu Deliorman’da, Razgrad’ın Ezerçe köyünde ve 1970 yılında Tükiye’ye göç ettikten sonra Aydın’da geçti.

Haber Merkezi / İlk ve orta öğrenimini Aydın’da tamamladı. Lise öğrenimini Kuleli Askerî Lisesinde tamamladıktan sonra Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümüne başladı. 1986 yılında buradan mezun olduktan sonra İstanbul’da İngilizce öğretmeni olarak çalıştı. Şiirle uğraşarak yaşamına devam etmektedir.

1988’den itibaren kaleme aldığı şiir ve yazılarının yanı sıra kendisiyle yapılan söyleşileri; Ada, Argos, Mavi Derinlik, Milliyet Sanat, Sombahar, Ludingirra, Varlık, Kaşgar, Defter, E Dergisi, Evrensel Kültür, Üç Nokta, Virgül, Mahfil, Adam Sanat, Yaskmeyve, Duvar, Heves ve kitap-lık gibi süreli yayınlarda belli aralıklarla yayımlamıştır.

Sanatçının Soluğan adını verdiği ilk şiir kitabı 1998’de yayımlanmıştır. Uzungüneş, bu eseri ile aynı yıl Kültür Bakanlığı 75. Yıl Şiir Başarı Ödülü’ne layık görülmüştür. Soluğan adlı şiir kitabını; Arzu Evi (2005), Korkuluk (2012) ve Sessizlik Korkusu (2019) adlı şiir kitapları takip etmiştir. Uzungüneş’in eserlerinden şiirde üretken olduğu görülmektedir. Uzungüneş aynı zamanda Rimbaud: Bir Asinin Çifte Yaşamı (2017) adlı biyografiyi dilimize kazandırmıştır.

“Aldanış”

Kuvars bakışları uğuldayarak
“davul tozu , minare gölgesi” istiyor
dokunulmaz güzelliğiyle — o uğultuyla
hıçkırıklarını boğarak (…..) !

Aktar dede gülümsüyor. Dokunsa
saçlarından altın tozları yağarak
bütün çarşı tarihe gömülecek! (….) “Gel, diyor
sakın ustana söyleme sırrımızı.”

İçerde, düş odasında, çarşının zavallı yalanına
hassas bir aldanış iksiri hazırlıyorlar.
Tozu, gölgeyi ve elbet sır kalacak
baharlı bir duyguyu karıştırarak;
gözyaşlarında kuvars kristalleri! (…)
bilgelikle: saflıkla bakışarak.

Dükkâna döndüğünde
kalfaların kahkahası kaskatı kesiliyor
hınzır bir sezgiyi özenle gizleyen
soylu aldanışının (…..) tılsımıyla.

“Arzu evi”

Feneryolu’nda gölgelerle şakalaşıp yürürken
ölüm (bu kez) uysal bir köpek gibi
beni izliyordu. Ihlamur mahrem
kokuyordu. Bedenin uzağında çın çın eden
bir tramvay. Köpeğe dönüp bakmak
isteğiyle mi, hava’nın kendi merakından mı,
gözüm Arzu Apartmanına kaydı.
Camlardan birinde bir kadın çırılçıplak
gülümsüyordu. Utandım. Ama sanki
onun utanmasız çıplaklığından değil de
az önceki şakalaşmalarımla yakalandım diye.
Acı, ölüme mi yoksa çıplak ölümü
işaret ede ede akan şakacı
zamana mı yakındı? Kadınla
göz göze gelsek… bana, yüzünde bu müstehcen
ıhlamur gölgeleriyle gezen adama,
işaret parmağı ile, “gelsen e!” dese… Beni, arzu evine
çağırsa!.. Ama o; arzunun camlarından
bakan çıplak kadın, bana değil
peşimdeki köpeğe kur yapıyordu.
Gülümseyen yüzünde bir intihar
dinginliği
okudum.

“Ay-kadın dikiş dikiyor”

-Annem için-
çift kişilikli gece: baykuş ve tavşan
korku camdan bakıyor. ama ay var
gecenin fırsatı o
iç odada bir kurtadam ağlıyor
kaçarsa bu ay fırsatı
gece yüzükoyun üstümüze çökecek
susarsa dikiş makinasının sesi. ayın sesi

susmasın. tavşan gece istemiyor bunu zaten
korkusunu ayla gizliyor
susmasın. aksın kumaş. uykumuz. kalp atışımız

biliyor o: gülümsüyor. acıyı avutmayan
öylece saran ay şefkatiyle.
az sonra kurtadam ağlayan elleriyle
yüzüne dokunacak! yüzünde ne çok yüz var!
hangisi annemiz? hangi duygumuzun annesi o?

aksın kumaş.ki baykuş gece kayırsın bizi
kursağında kavisli ötüşler! beklesin bizi

beklesin. biliyor o:
ellerinde yanan fosfor sönüyor
hain belleğimizde.her şey ağlıyor
dikiş makinasının sesiyle. kumaşın. kurtadamın

ağlamak istiyor o da. ama ay var!
gecenin tansığı o!
onu iki ruhuyla
karşılıksız seven gecenin

Paylaşın

Celal Soycan Kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Ocak 1948 yılında ‘in Oğuzeli İlçesinde dünyaya gelen Celal Soycan, ilk okulu Gaziantep Şehit Kamil İlkokulu’nda okudu, ortaokulu ve liseyi Gaziantep Lisesinde bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesine girdi ve bu okuldan mezun oldu.

Haber Merkezi / Mezuniyet sonrasında çeşitli illerde orman mühendisliği yaptı, işletme müdürlüğü gibi değişik üst düzey görevlerde bulundu, 1980 darbesiyle bakanlıktaki görevine son verildi, Mersin’de anakent belediye başkan yardımcılığı görevini üstlendi.

Üniversite yıllarında mesleki eğitimi yanında edebiyata ve sanata ilgi duydu ve özellikle edebiyat ve resimle ilgilenmeye başladı. Orman Bakanlığında çalışırken şiirleri Varlık’ta ve değişik dergilerde yayımlandı. Mersin’de belediye başkan yardımcılığı yaparken yayımlamaya başladığı Islık şiir dergisini on yıl süreyle yayımladı (2000-2010). 2010’dan bu yana Metin Cengiz, Yavuz Özdem ve Müesser Yeniay ile yayımlamaya başladığı Şiirden Dergisi’nin editörlüğünü yürütmektedir.

Celâl Soycan şiiri varlık sorunları üzerinde derinleşti, hayatı yeryüzü serüveni olarak gören bir anlayışla işledi. Şiirlerinde resim eleştirisinden kazandığı resim bilgisinden de yararlandı. Halen resim üzerine teorik yazılar yazmakta ve reim değerlendirmeleri yapmaktadır.

Şiirde ise peotik bilincin önemini vurguladı ve şiirin bir dil içi meselesi olduğu bilinciyle yazdı, çağrışıma, göndermeye önem veren çok katmanlı bir şiir yazdı. Şiir üzerine yazdığı yazılarla şiir poetikasını açmaya ve geliştirmeye çalıştı. Yazılarıyla da bu arayışın kuramsal dayanaklarını açığa çıkarmaya çalıştı. Günümüzün şiir üzerine düşünen ve yazan az sayıda şair ve yazarlarından biridir.

Üniversite yıllarından bu yana sürdürdüğü resim ilgisi onu resim üzerine düşünmeye, eleştirel bakmaya ve yazmaya da yönlendirdi. Günümüzün önemli ressamlarının eserleri üzerine yoğunlaşırken resim sanatı üzerine değerli eleştirel metinler yazdı. Ressamları tanıtan ve resimleri üzerine eleştirel düşüncelerini dile getirdiği birçok katalog çalışmalara katıldı.

Şiir ve yazıları Almancaya, Fransızcaya, İngilizceye, İspanyolcaya, İtalyancaya, Japoncaya, Litvancaya ve İbraniceye çevrildi ve Almanya, İtalya, Fransa, ABD, Japonya, Litvanya, İspanya ve İsrail’de yayınlandı.

Şiirden Dergisi editörlerinden olan Celâl Soycan Türkiye’nin en önemli birçok dergisinde halen yazmaya devam ediyor. Mersin’de Islık dergisinin yayımlanmasına editör olarak katkıda bulundu. Mersin’de yaşayan Celâl Soycan on yılı aşkın bir şekilde verilen ve günümüzün en önemli edebiyat ödülü olan Mersin Kenti Edebiyat Ödülü’nün de sekreteridir.

Eserleri;

Şiir;

Öyle Kal (2000)
Cemresiz Günlerde (2001)
Saptım Burçlar Bilgisinden (2002)
Adın Olsam (2006)
Ölüler İçin Oda Müziği (2007)
Azade (2009)
Kün (2011)
Kırım Günlerinde Aşk (2014)
Hünsa (2016)
Kötülüğü Gördüm (2017)
Beyhude (2018)

Eleştiri, deneme, inceleme;

Şiir İçin Notlar (2005)
Şiirin Zamanı/ Zamanın Şiiri (2006)
Mevsimsiz Bir Şair-Özdemir İnce (2005)
Şiir Pençe/ Poetik Okumalar (2016)
Sokak yazıları (2019, Metin cengiz ile birlikte)

Resim eleştirisi;

Tuvalde Oda Müziği (2015)
Anlatmaktan Anlamaya (2006)
Sonsuza Kıvrılmak (2020)
Varlığımın Garip Şarkısı (2020)

Paylaşın

Celal Sılay Kimdir? Hayatı, Eserleri

1914 yılında Bursa’da dünyaya gelen Celal Sılay’ın tam adı Mehmet Celal Sılay’dır. Babası öğretmen Ahmet Hamdi Bey, annesi Fahriye Hanım’dır. Şairin çocukluk hayatı Bursa’nın Namazgâh Mahallesi’nde geçmiştir. Bu mahalle, şairin doya doya yaşadığı çocukluk hayatında önemli bir yere sahiptir. Almış olduğu dinî terbiyede bu mahallenin etkisi çok büyüktür.

Haber Merkezi / On bir yaşına kadar Bursa’da Hoca İlyas İptidai Mektebi’nde okumuş, daha sonra Işıklar Lisesi’nde ilk ve orta öğrenimine devam etmiştir. Fakat disiplinsiz ve psikolojik rahatsızlığı olduğu gerekçesiyle okuldan uzaklaştırılarak Kuleli Askeri Lisesi’ne nakledilmiştir. Aynı sorunlar, Kuleli Askeri Lisesi’nde de devam ettiği için oradan da ayrılan Sılay, lise eğitimini 1934 yılında İstanbul Hayriye ve İstiklâl liselerinde tamamlamıştır.

Lise yıllarında arkadaşları ona “Atlı Napolyon” lakabını takmıştır. Liseden sonra bir süre İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne dışarıdan devam etmiş; fakat eğitimi tamamlamamıştır. 1935 yılında İstanbul’a gelen Sılay, hayatı boyunca devlet memurluğu yapmamış, kendisine gazeteciliği ve dergiciliği meslek olarak seçmiştir. Celal Sılay, gazeteciliğe 1940 yılında Vatan gazetesinde başlamıştır.

1944 yılında Tasvir-i Efkar’da yazarken aynı zamanda İşte adında bir dergi çıkarmaya başlamıştır. Bu dergi sadece 4 sayı devam edebilmiştir. 1951 yılında Ticaret Postası adlı gazetede çalışmıştır. 1952 yılından 1956 yılına kadar Yeni Memleket gazetesinde hem yazı işleri müdürlüğü hem de Ahmet Selami Sel takma adıyla fıkra yazarlığı yapmıştır. 1957-1958 yılları arasında Yeni Gazete’de fıkra yazarlığı yapmıştır. 1959-1960 yılları arasında yine Ahmet Selami Sel takma adıyla Her Gün gazetesinde günlük konularla ilgili yazılar yazmıştır.

Dergilerde de yazan Sılay’ın şiirleri, 1939-1940 yılları arasında Yücel dergisinde, 1941 yılında İnkılâpçı Gençlik dergisinde, 1943 yılında Demet dergisinde yayımlanmıştır. 1949-1950 yılları arasında Her Hafta dergisinde Paris hayatıyla ilgili yazılar yazmıştır. 1950’de Büyük Doğu dergisinde şiirleri ve yazıları yayımlanmıştır. 1954’ten sonra 1966’ya kadar aralıklarla 28 sayı yayımlanan Doğu-Batı dergisini çıkarmıştır. 1956 yılında Esi dergisinde şiirleri yayımlanmıştır. 1963’ten 1971’e kadar 105 sayı Yeni İnsan dergisini çıkarmıştır. Mesleğinden hiçbir zaman düzenli bir geliri olmadığı için ekonomik olarak zor bir hayat geçirmiştir. 7 Eylül 1974 tarihinde kalp krizi sonucu vefat etmiş, İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Celal Sılay kısa boylu, güler yüzlü, kilolu ve hareketli biridir. Fiziksel özelliğinden ziyade karakteriyle dikkat çekmiştir. “Atlı Napolyon”dan sonraki ikinci lakabı “deli”dir. Deli dolu bir karaktere sahiptir. Bakıldığında neşeli, hayat dolu, hayatı umursamayan biri olarak görünürken özünde alıngan ve kırılgan bir yapıya sahiptir. 1961 yılında edebiyat öğretmeni Nermin Duru ile evlenmiştir.

Celal Sılay, şair kimliğinin yanı sıra edebiyat, sanat gibi birçok alanda görüşlerini ortaya koyan bir düşünce adamıdır. Sılay için hayat, sanatla anlam kazanır. Onun şiir sanatı üzerine yazdığı yazılarda verdiği bilgilerden poetikasını çıkarmak mümkündür. Ona göre şiirde duygu ve fikir bir arada olmalı, şiir hem kalbe hem de zekâya hitap etmelidir. Kelimelerin basit bir ahenkle bir araya getirilmesinin şiir olamayacağını, şiirin söyleyecek sözü olanlar için bir araç olduğunu savunur.

Ona göre şiirdeki ahenk ve musikinin yarattığı güzellik tek başına yeterli değildir, şiiri sadece musikiden ibaret görmek büyük bir hatadır. Çünkü kalbe işleyen musiki değil, şiirdeki anlamdır. Sılay, şiirin geleneğe bağlı olarak gelişmesi gerektiğine inanır. Gelenekle bağı olmayan şiirin temelsiz olduğu görüşündedir. Sılay’a göre şiir, gelenek unsurlarını içinde barındırarak gelişmeli ve yenilenmelidir.

Şiirde kullanılan kelimelerin özenle seçilmesi ve bir anlam ifade etmesi, ruhu karartan kelimelerin tercih edilmemesi gerektiğini düşünür. Ona göre kelimeler mutluluğu, sevgiyi, iyimserliği çağrıştırmalıdır. Bu bağlamda şiirde şeklin önemli olduğunu düşünür. Şiiri bir kelime sanatı olarak gören Sılay, her kelimede bir kuyumcu titizliği gösterilmesi gerektiğini savunur. Çünkü kelimeler şiirin dış yapısını oluşturur ve bu yapı ne kadar mükemmel olursa sanatkârlık da o kadar kuvvetli olur.

Sılay’ın şiirlerini çeşitli şekillerde yazdığı görülür. Birçok şiirini hece ölçüsü ve belli bir kafiye düzeniyle yazdığı gibi bazı şiirlerini serbest tarzda, bazılarını da rubai tarzında kaleme almıştır. Şiirde ve bütün sanat eserlerinde kullanılan dilin basit, berrak ve açık olması gerektiğini savunur ve hikâyelerinde, fıkralarında, denemelerinde ve şiirlerinde basit, akıcı ve berrak bir Türkçe kullanır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Celal İnal Kimdir? Hayatı, Eserleri

1964 yılında Adana’nın Yüreğir İlçesinde dünyaya gelen Celal İnal, ilk, orta ve lise öğrenimini Adana’da tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Hungaroloji (Macar Dili ve Edebiyatı) bölümünü bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü’nde yüksek lisans yaptı.

Haber Merkezi / Değişik yayınevlerinde editörlük yapan İnal, Promete adlı aylık edebiyat dergisinin sorumlu yazı işleri müdürlüğünün yanı sıra Ankara’daki yerel radyolarda (Çağdaş Radyo, Radyo Mozaik, Radyo İmaj, Ekin Radyo, Radyo Özgür) kültür, sanat ve politika ile ilgili programlar hazırladı ve sundu.

Kitap-lık, Düşler Öyküler, Üçüncü Öyküler, Damar, Çağdaş Türk Dili, abece, Amida, Bahçe, Çağla ve Ekin Sanat adlı edebiyat dergilerinde şiir, şiir kuramı ve öykü üzerine yazılar yazdı. Günlük bir gazetede düzeltmenlik yaptı.

1997’de “Dili Zaman Şiirleri” , 2001 yılında ise “Antik Kahveden Sarıya Dönüşürken”, “Şüpheli ve Sakıncalı”, “Geniş Zamanlar İçin” ve “Edip Cansever’e Güzelleme” isimli eserleri yayımlandı. Demokrasi bilincinin yaygınlaştırılması amacıyla Ankara’da Radyo Özgür’de siyaset, kültür, sanat ve edebiyat programları yapıyor. “Yeni Zamanlar İçin”, 1999-2004 tarihleri arasında yazılmış şiirlerden oluşmaktadır.

Eserleri;

Dili Zaman Şiirleri
Geniş Zaman Şiirleri
Edip Cansever Güzelleme
Şüpheli ve Sakıncalı
Antika Kahveden Sarıya Dönüşürken
Yeni Zamanlar İçin
Demokrasi Diye Diye
Demokrasi Kuşağı Radyo Yazıları -II

“Sessiz deniz dipleri”

yeni karlar yağar eski karlar üstüne
yüreği okyanustan da geniş
bir kadın severim
geldiğim yollar kadar uzun
sessiz deniz dipleri kadar derin
güneşin sahipsiz bir turunç gibi
denize düştüğü saatlerde ve
mora çalan gecelerde büyürken yıldızlar
yüreği okyanustan da geniş
bir kadın sever beni
bilirim

“Çocukluktan”

I.
rüzgâr
kolalı bir örtü gibi acıtıyorken yüzümü
“dudakları çatlamış, ateşli,
hasta bir istasyonda
dünyanın bütün elma satıcılarına bakıp”
çocukluğumun uzun yolculuklarını andım

içinden koyu yeşil bir çocuğun baktığı
bir havuzun yanında buldum kendimi
güzel bir yaz ikindisinde
adres sordu birileri

anlattım..

II.
denizi ilk gören bir çocuk
birdenbire yaşlandı
çiçekleri çok biçimli tuttuğumu söyledi biri
sanki koca bir gökyüzünün altında
sadece ikimiz duruyorduk.
öyle bir gök işte, orada öylece duruyorduk
ve nedense hep sana gelirken
yere gül renginde batığım geliyor aklıma
insanın olmadığı bir anının da olamayacağı…

III.
karşıdan karşıya çamaşırların asıldığı
dar bir sokağa girip
eski bir kapının önünde duruyorum
tunçtan bir tokmağı avuçlarken
anahtarı kilide sokuyor
ve haz alıyorum küçük tıkırtılardan.
“kadın dendi mi sanki ben
vişneli bir dondurmayı durmaksızın yalıyorum.”

“Yollar”

Bilirim
Bütün yollar portakalların çiçeklenişine
Işıltılı bir denize götürür bizi
Beyaz, mermer bir heykel gibi
Durur gecede zaman
Her şey ağırlaşır orada
Işıklar bile
Ateşe eğilen yüzün görünür ardından

Gizlenir el, gizlenir parmaklar
İşlemeli bir yelpaze
Usul usul sallanır
Susar su
Doğrusu, uzak denizlerdir
Bizi şefkatli iki elin beklediği
Eski limanlar

Gümüş taslardan
Ve hırçın kazlardan kaçtım
İlk uzun gölgemden…

Ovada çırılçıplakken
Güneşli bir yoldan
Denize gidiyordum….

güneş yutmuş gibi sarıydım
yıldızlar doluyordu içime
yıldızla kaplanıyordu tenim
mavi bir yalana dönüyordu gökyüzü

yerinde kullanılmış
her sözcük
gülümsetiyordu beni

su bulurdu yolunu
nehirler yatağını bilirdi
“sadece bir çocuğun
ya da bir kadının
önünde eğilirim” derdi
eski bir romanın kahramanı.

Şiir ruhumu sağaltan son sığınak olurdu.

Paylaşın