Coşkun Karabulut Kimdir? Hayatı, Eserleri

5 Kasım 1956 yılında Kars’ın Sarıkamış ilçesinde dünyaya gelen Coşkun Karabulut, 1975’te Sarıkamış Lisesini, 1980’de Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümünü bitirdi. Uzun zaman çeşitli bankaların farklı şehirlerdeki şubelerinde yönetici olarak çalıştı (1981-2002).

Haber Merkezi / Bankacılığı bıraktıktan sonra Fethiye Ölüdeniz Belediyesi’nde Sanatevi Müdürlüğü yaptı (2005-2014). Emekliliğini Fethiye’de geçirmektedir. İlk şiiri Mersin’de çıkan Senfoni dergisinde yayımlanmıştır. Sonraları Şiir Defteri, İlkyaz, Tını, Aykırı Sanat, Edebiyat Güncesi, Yaşam Sanat dergilerinde şiir ve yazıları basılmıştır.

Karabulut şiiri kimi zaman dilin kimi zaman da insan dünyasının potansiyelindeki ironiyi, gülmeceyi ve paradoksu arayıp bulur. Nesnesini kendi mizah söylemine çekerken analoji yapar. Eylem ve durum kontrastları oluşturur. Deyimleri ve atasözlerini kullanır. Argodan yararlanır. Dilin negatif imkânını yoklar ve bu buna bağlı olarak da sözcükleri eğip büker.

Orhan Veli’den, Özdemir Asaf’tan gelen yazınsal damara eklenen Karabulut şiiri, çoğun küçük hacimler içinde sunar kendini. Genellikle moral dünyaya, insan toplumuna eleştirel bir mesafeden baktığı anlaşılır. Bu gibi durumlarda kaynaktan uzaklaşıp yergiye dönüşme eğilimi gösterir. Aşk gibi, ölüm gibi kavramlar karşısında bile espri anlayışını yitirmeyen şiir, özellikle ikincisinde kara mizaha yaklaşır. Çok az şiirde ironinin bulaşmadığı ince bir lirizm görünüp kaybolur.

Karabulut yazılarında; konuşma dilinin yalınlığını, somutluğunu ve saydamlığını kullanır. Elbette böyle bir seçimin uzantısı olarak bunlar bünyesinde; fazlaca deyim, atasözü ve halk söyleyişi barındırır. Aynı sebepten bu tadımlık denemelerde Karabulut’un kalemiyle değil sanki sözlü söylemiyle karşılaşırız. Yazıların sorunsalı ise daha çok sanat, edebiyat, şiir, dil kavramlarıyla edebiyat-yaşam ve merkez-taşra ilişkileridir.

“Rafadan bir yumurta”

halkı uyutanları
yumurta yağmuruna tutuyor
üniversiteli gençler

daha ne yapsın çocuklar
mesaj veriyorlar inceden
bizler de uyanalım diye
yumurta kapıya gelmeden

“Sürüm”

ne kadar da çok insan
geliyor ve geçiyor
bir değer bırakarak ardından
ama az ama çok

aza çoğa baktığı yok aslında
sürümden kazanıyor zaman

“Yalnızlık”

Doğru şeyler düşünüp
yanlış yerlerde durdum hep
çook uzağım kendime ustam
yazlnızlığım bu yüzden

 

Paylaşın

Coşkun Büktel Kimdir? Hayatı, Eserleri

1950 yılında İzmir’de beş çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya gelen Coşkun Büktel, 2018 yılında hayatını kaybetti. Babası, İzmir Belediyesinde, yazları seyyar vergi tahsildarı, kışları sinemalarda bilet kontrol görevlisi olarak çalışan ilkokul mezunu bir memurdu. Annesi okuryazar değildi.

Haber Merkezi / Coşkun Büktel, ilkokul 3. sınıftan itibaren, öğrenimini pek çok işe girip çıkarak sürdürdü. Simit satarak başladığı bu yolculuk; kasiyerlik, gazete satıcılığı, İngilizce öğretmenliği, reklam yazarlığı, çevirmenlik hatta oyunculuk da yaparak devam etti. 1981 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Filolojisi bölümünden mezun oldu. Bu yıllarda başladığı profesyonel yazarlık serüveninde tiyatro başta olmak üzere birçok eser ortaya koydu.

Şiir ve çevirileri ise Oluşum ve Varlık dergilerinde yayımlandı. Şiirin yanında oyunlar da yazan, çeviriler yapan Büktel, çoğunu Evrensel Kültür dergisinde Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları genel başlığıyla yayımladığı, şiddetli bir üslupla yazılmış eleştiriler de yaptı. İlk tiyatro eseri Theope devlet tiyatrolarında oynanarak büyül ilgi topladı. Daha sonra antoloji, çeviri ve araştırmalarıyla yazın hayatına devam etti.

Tiyatronun asi delikanlısı olarak anılan Coşkun Büktel edebî türlerin çoğunda eser vermeye çalışmış bir sanatçıdır. İlkokul yıllarında yapmaya başladığı mesleklerin içinde gazetecilik ve reklam yazarlığı gibi işler girince edebiyat dünyasına adım atmıştır. 1993 yılında kalame aldığı ilk tiyatro Theope edebiyat dünyasında ikiliklere sebep olur.

Öyle ki ölümünden sonra Evrensel gazetesinde şu yorumlara yer verilmiştir: “Theope kimine göre intihal, kimine göre kötü yazılmış bir oyun, kimine göreyse bir başyapıttı. Tartışmalar bu minvalde sürerken Büktel metnini göklere çıkarıyor ve oyunun dili, kurgusu ve şahısların derinliği ve bütünlüğü bağlamında Türkçe yazılmış en kıymetli oyun olduğunu savunarak tartışmaları bertaraf etmeye çalışıyordu.

Prof. Selçuk Erez oyun için ‘Theope, Freud okumuş bir Sophokles’in oyunu olabilirdi.’ diye yazıyordu. Bu tartışmalar devam ederken oyun hem Devlet Tiyatrosunda hem de İstanbul Şehir Tiyatrosunda sahneleniyor ve Coşkun Büktel bu yorumları beğenmiyor ve oyunun vandalca tarumar edildiğini savunarak sorumlulara karşı atağa geçiyordu.” Böylesine olaylı bir tiyatro eserinin ardından yazarın elinde son yıllarda yazdığı üç senaryo bulunmaktadır.

Büktel, daha sonra İkinci Geliş, Jigolo ve Fiyasko adlarıyla art arda üç senaryoya imzasını atmıştır. Fiyasko, filme çekilmek üzere, Sinan Çetin tarafından Plato Film adına satın alınmıştır. Büktel, bu üç senaryosundan ikisini romana dönüştürmüş aynı zamanda popüler TV dizilerinden Arka Sıradakiler’n ilk bölümden son bölümüne kadar senaryo doktoru olarak çalışmıştır.

Paylaşın

Cihan Oğuz Kimdir? Hayatı, Eserleri

18 Nisan 1963 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Cihan Oğuz, Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden “Türk Sosyo-Kültür Yapısı İçinde Arabesk” konulu teziyle mezun oldu (1987). Aynı üniversitede Antropoloji dalında “Değişme Sürecindeki Türk Toplumu ve İsmet Özel’de Ulusal Kimlik Arayışı” teziyle yüksek lisans yaptı (1992).

Haber Merkezi / İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Anabilim Dalında “Türk Basını’nda Etik Sorunu ve ‘Tetikçilik’ Kavramı” teziyle doktorasını tamamladı (2007). Anadolu Ajansında muhabir, CNN TÜRK’te , tv8de ve Doğan Haber Ajansı’na (DHA) editörlük yaptı. 1996-2000 yıllarında Akademi İstanbulda gazetecilik dersleri verdi.

2011-2012 öğretim yılında Beykent Üniversitesi / İletişim Fakültesi / Televizyon Haberciliği ve Programcılığı bölümünde Yrd. Doç. Dr. olarak görev yaptı. 2014 yılından itibaren de İstanbul Esenyurt Üniversitesinde çalışıyor. Halen üniversitede Radyo, TV ve Sinema Bölüm Başkanıdır.

İlk şiir kitabı Ay Işığı Karanlığı Yırtarken (1983) henüz 20 yaşındayken yayımlandı Yeni Gündem dergisinde kitap tanıtma yazıları yazdı. Şiir ile eleştiri yazılarını birlikte sürdürdü. 1987-1990 Edebiyat Dostları dergisinin yazı kadrosunda yer aldı. Milliyet Sanat Dergisinin 1987 Abdi İpekçi Öykü/Roman Eleştirisi Yarışmasında Murathan Mungan’ın “Cenk Hikayeleri” kitabıyla ilgili incelemesiyle üçüncülük ödülü kazandı.

Cihan Oğuz, şiirlerinde; kapitalizme, küreselleşmeye, politikacıların basiretsizliğine ve bunların doğal sonucu olarak günden güne yozlaşan/yozlaştırılan toplumlara karşı duruşunu kendine has diliyle işler. Şiir, eleştiri ve deneme yazıları, başta Edebiyat Dostları, Yeni, Varlık, Yazko Somut, Milliyet Sanat, Parantez, Promete, Virgül, Ütopiya, Ludingirra, Sombahar, Pencere, Şiir-lik, Su, Nitelik, Üç Nokta, Şiir Ülkesi, Yeni Biçem, Akatalpa, Rüzgâr, Yom Sanat ve Düzyazı Defteri olmak üzere pek çok dergide yayımlandı.

“Bir çingene ağıdı”

Kınından zor çıkan bir bıçaktır bazen hayat
Dönmez geriye hiçbir yıldızın alın yazısı
Haydi o zaman rakıyı susuz dipleyelim
Çalsın tefler deli edene kadar polis devriyelerini
Dadak Hüseyin klarnetten bir ömre meydan okuyan nidâ çıkarsın
Değil mi ki gece de gündüz de hep aynı öksüzü doğuruyor
Sonra bir köşeye pusulasız notsuz terkediyoruz onu
Salın işte her oyun havasında
Bir bıçağı kınından çeker gibi okşayarak
Önüne bir düello konuldu sen daha bir karışken
Ya ebenin duasıyla dünyalar senin olacak
Ya ebeninkini göreceksin bu dünyada.
Kıpti ile kirmanç bu cümbüşün akortsuz iki teli
Hayatı bir ucundan yakalıyor kırık parmaklar
Sızlaya sızlaya itiraf ediyor nasıl geç kaldığını.
Atları hazırlat Çeribaşı, kilimleri hepten kaldırt
Çıtası eksik kalmasın toplarken çadırları
Şopar aşkı neymiş görsün namussuz coğrafyalar

“Ay tutulması”

Benim bir kalbim vardı
Kusursuz inciler döker yağmur dilenirdi
Sular akar gider, günışığı şaşkın
Her gazete sayfasında bir bulmaca bahanesi
Önce ömrümüz sarsıldı, sonra tek sıra kuyruğa girdik acının önünde
Ardından yapraklarını döktü aşk :
Kimse anlamadı sonbaharın geldiğini…
Hep yıldızları sayıklayan güzel kız
Yengeç bir umut kıskacıdır bilmez misin?
Burçlar bazen zamansız mevsimlere işaret
Onu uğursuz sağanaklara göstermez misin?

Serin bir sonbahar gecesi
Ben, kalbim ve yıldızlar
Hepimiz hayata deli gibi bağlanacak kadar yalnız kaldık
Hepimizde aşkın çınlayan nefesi…

Benim bir kalbim vardı
Gölcük’te yağmur var
Kırık bir gökkuşağı varlığını duyurmaya çalışıyor
Her şey paramparça olacak bir süre
Tanrı’nın sözü bile.
Düşlerimin kış uykusundasın
Hiç bitmeyecek bir mevsimin ortasında
Bu yüzden her dem sürecek anıların tazeliği
Gözlerin toy bir badem olarak kalacak…

Söz bazen zavallı şarkı,
Bazen şiir boşluğa atılan kırık taş.
Benim bir kalbim vardı
Coşkulu işkenceler yaşayan
Her çığlıkta içindeki yarayı kahramanlık nişanı sanan

Artık umursamıyorum mu sanıyorsun susan çığlıkları?
Taş devriydi: Önce anılar gömüldü, önce yazılmamış mektuplar,
[önce şarkılar.
Bu sessizlik haksız bir kıyamet değil de ne?
Benim o kalbim suskunluğu bozan klarnet,
Yivli tüfeğin teptiği omuz,
Bir ömrü sıfırlayan sırat köprüsü…

Söylenmedik ne mi kaldı bu mevsimde?
Bir şeyler kaldı mutlaka : Mahcup bir ıslık,
es geçilen bir demet anı.
Artık hepsini elbirliğiyle saklıyoruz
küçük bir çocuğun maymun resimli çantasında
Yıllar sonra meraklısı çıkıp açarsa
Kendi hüznünü de bulsun diye.

Ömrümüz bir ay tutulmasıydı
Kendine sarıldıkça kayboldu rengi
Aşk için maviydi diyorlar, denizi andırıyor en çok
Gemiler uzaklaştıkça o da eskiyor

Kocamış bir kurdum artık değneksiz köylerde
Çocuklar kuyruğuma teneke bağlayıp hazrolda şiir okuyor

Hayır çıldırmadım, en az deli dumrul kadar yokuşun başındayım
Elimde hangi parçalanmış şarkı varsa dağıtıyorum çocuklara
Gölgesi kırık bir ömre düşen aşk nasılsa ganimet sayılır

Benim bir kalbim vardı
Taşımadı bunları.

Paylaşın

Cezmi Ersöz Kimdir? Hayatı, Eserleri

3 Eylül 1959 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Cezmi Ersöz, Kabataş Erkek Lisesi’ni ikincilikle 1977’de bitirdi. Aynı yıl İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi’ne bağlı olan Şişli Siyasal Bilimler Yüksek Okulu’nda “Siyaset ve Kamu Yönetimi” bölümünde üniversite eğitimine başladı. Bir taraftan okurken bir taraftan da dayısının İstiklal Caddesi’ndeki muhasebe ve mali müşavirlik bürosunda çalışmaya başladı.

Haber Merkezi / 1981’de üniversiteden mezun oldu. İlk denemesi “57’liler ve Kimlik Bunalımı” Sanat Olayı’nda (1981); ilk şiiri “Sesini Bağışla Bana” ise Varlık’ta yayımlandı (1982). 1982’de askere gitti. Polatlı Topçu ve Füze Okulu’ndaki acemi eğitiminden sonra Kıbrıs Ayvasıl’da Topçu Eğitim Birliği’nde görevlendirildi. 1980 askeri darbesi sonrası ülkenin siyasal koşulları, Kıbrıs’ta Rum Kesimi ve Türk Kesimi arasındaki gerginliklerden dolayı epeyce sıkıntılı günler geçirdi. 1984’te terhis oldu ve evlendi. Evliliği yedi yıl sürdü.

1984’te yazar reklam sektöründe metin yazarı olarak işe başladı. Kendisiyle bir türlü bağdaştıramadığı reklamcılık sektöründe çok başarılı olamadı. İşinden arta kalan zamanlarda bol bol okudu, yazdı. 1990’da yayımlanan Son Yüzler kitabından sonra yazara çeşitli yayın organlarından iş teklifleri gelmeye başladı. Dönemin en modern gazetelerinden biri olan daha sonra iflas eden Güneş’te kadrolu olarak işe başladı. Metin Münir’in yayın yönetmenliğinde söyleşiler ve Yeşilçam, Beyoğlu, sinema salonları vb. üzerine mekân yazıları yayımladı.

Güneş’te ismi tanınmaya başlayan Ersöz daha sonra Özgür Gündem’de çalıştı. 1993-94’te gazetenin muhabiri olarak Güneydoğu’ya gitti. Burada yaptığı röportajlar epeyce ses getirdi. Güneydoğu röportajlarından oluşan kitabı Haritanın Yırtılan Yeri (1994) hakkında dava açıldı ve dava takipsizlikle sonuçlandı. Gazetenin bombalanmasının ardından sekiz ay işsiz kaldı. Akabinde iyi bir ücretle haber dergisi Aktüel’de çalışmaya başladı. İki ay sonra buradan kovuldu ve yazarın gazetecilik hayatı böylelikle sona erdi.

Cezmi Ersöz Güneş’te çalışırken Kemal Kenan Ergen, Gani Müjde, Metin Üstündağ gibi isimler Güneş bünyesinde Limon adlı mizah dergisi çıkardı. 1991’de bu ekip Deli adıyla kendi dergilerini yayımladı. Yazar Özgür Gündem’de çalışırken bir taraftan da Deli’ye yazılar gönderdi. Dergi başarılı olduğu hâlde maddi imkânsızlıklar yüzünden kapandı. Aynı ekip kendi olanaklarıyla Leman dergisini çıkarmaya başladı. Cezmi Ersöz de 1993’ten itibaren Leman’da yazmaya başladı ve geniş bir okur kitlesine sahip oldu.

Yazar, 1993’te Yusuf Kurçenli’nin yönettiği “Çözülmeler” filminin senaryosunu yazdı. Film, 1995 Ankara Film Festivali’nde En İyi Senaryo ödülünü aldı. 1995-98’de Ersöz, Mavi Umut radyolarında “İçimizden Biri” programını hazırladı. 2011’de de Kanal 24’te İskender Pala ve Hilmi Yavuz’la “İncir Çekirdeği” adlı programını sundu.[2] Halen serbest yazar olarak çalışan ve İstanbul’da yaşayan Cezmi Ersöz, Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği ve Sokak Çocukları Derneği üyesidir.

YÖK’ün kurulmasıyla İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi Marmara Üniversitesi adını alır. Yüksekokullar fakülteye dönüşür. Ersöz’ün eğitimini gördüğü bina Suadiye’den Bakırköy’e taşınır. İskender Pala’nın ayrılışından sonra programın kadrosuna Beşir Ayvazoğlu katılır.

Cezmi Ersöz, deneme, hikâye, röportaj, şiir, mektup, roman, biyografi, senaryo türlerinde eserler verir. Kitaplarının yanı sıra yazıları Sanat Olayı, Varlık, Aktüel, Deli, Leman, Hürriyet Gösteri, Öküz, Sanat Çevresi, Sombahar, E, Deve, Islık gibi dergilerde; Cumhuriyet, Güneş, Özgür Gündem, Aktüel gibi gazetelerde yayımlanır.

Pek çok edebiyatçı gibi yazarın çocukluk yılları onun yazarlık serüveninde etkili olur. Cezmi Ersöz’ün çocukluğu özellikle annesinin ailesinin maddi olarak çöküşüne denk gelir. Yazar satılan evlere, düşkünleşen aile büyüklerine ve yoksullaşmaya yakından tanık olur. O dönemde İstanbul’un en lüks yerleşim yerlerinden biri olan Suadiye’de Urfalı olmak; Urfa’ya gidince de İstanbullu olmak beraberinde ne oraya ne de buraya ait olamamayı getirir. Ersöz’ün “yöresel kıyafetli”, “tahta bavullu” akrabaları Suadiye’ye gelince oranın insanının garip bakışlarıyla karşılaşır.

Urfa’da ise yazar bir İstanbullu, şehirli olarak alay konusudur. Metaforik bağlamda arada kalma ve yerleşememe durumu yazarın eserlerinde kendini başat izleklerden biri olarak gösterir. Annesi Melek Hanım duyarlı, romantik ve Dostoyevski’den Puşkin’e değin çok okuyan biridir. Subay eşi olmasına rağmen asker eşleriyle görüşmez, orduevlerine gitmez ve yoksul insanlarla arkadaşlık kurar. Babası Alaadin Bey de annesi kadar mütevazıdır.

Yoksul insanların bulunduğu kahvelere gider, toplumsal sınıf ayrımı gözetmeden insanlara eşit davranır. Bunun yanında babası 27 Mayıs darbesi içinde yer aldığından dolayı erken emekli edilen “Emekli İnkılap Subayları”ndandır. Babasının arkadaşlarına kefil olmasından dolayı aileye sürekli gelen hacizlerin yarattığı ortam, varlık içinde yokluk çekmeleri ve daha pek çok istikrarsızlık yazarın hem kişiliğini hem de eserlerinin temalarını etkiler. Bu sebeple Ersöz bakışlarını “arka dünyalar”a, “dışlanmış/kırık hayatlar”a yöneltir.

Yazarın üniversitede okurken dayısının yanında İstiklal Caddesi’nde çalışması ona pek çok deneyim kazandırır; Çiçek Pasajı, Balık Pazarı, Nevizade ve Krapen’de bambaşka dünyaları ve insanları tanımaya başlar. O dönemde sıkça okuduğu Sait Faik’in, Gorki’nin insanlarını bu sokaklarda görür. Yazar Beyoğlu’nda akordeoncu olan Madam Anahit, Muammer Ketencoğlu; bir dönemin en ünlü cazcılarından olan fakat daha sonra huzurevinde ölümü bekleyen Hrant Lusikyan, Beyazıt’ta eski para alıp satan Hüseyin Avni Dede gibi dışlanmış, kıyıda kalmış, unutulmuş, kayıp insanlarla röportajlar yapmaya başlar.

Söyleşi, biyografi ve öykü türünün karıştığı röportajları ilk kez 1985’te Cumhuriyet Pazar’da “Kırk Yıllık Tebessüm” başlığıyla yayımlanır; daha sonra Son Yüzler (1990) adıyla kitaplaşır. Ersöz’ün iş tecrübesi aynı zamanda onun dünya görüşünü de şekillendirir. Emekçi insanlar, patron-işçi ilişkileri vb. onu sosyalizm akımına yöneltir. Fakat eserlerinde ideolojik dogmalar yoktur olaylara hep insani boyuttan yaklaşır.

Kafka Market: Aykırı Yazılar (1991)’dan itibaren yazarın kendine has bir üslûp yarattığı görülür. Son Yüzler, Kafka Market ve Hayat, Bir Emrin Var mı? (1993) adlı ilk dönem denemelerinde yazarın gözlemci yanı ön plandadır. Bu üç eser de kentli insanların başka hayatlarını anlatır. Beyoğlu, gece hayatı, modern zaman ilişkileri ana temalardır. İstanbul her zaman yazarı besleyen atardamarlardan bir olur.

1990 ortalarından sonra yazarın edebi anlayışı değişime uğramaya başlar ve yazar dış gözlemden içe doğru yönelir. İlk dönem yazılarında Memduh Şevket Esendal, Yaşar Kemal vb. etkileri görülürken daha sonraki yıllarda Sait Faik, Ahmet Hamdi Tanpınar, Vüsat O. Bener, Oğuz Atay gibi isimler yazarı besleyen damarlar olur. Bütün çelişkileri, çatışmaları, aşkları, mutluluklarıyla insanı anlatmaya başlar. Düz yazılarında yoğun şiirsellik, kurgusallık ve imgeler ön plana çıkar. Hayallerini Yak Evi Isıt (1998), Yine Seninle Geldi Hayat (2002), Şizofren Aşka Mektup (2001), Beni Asıl Hayat Aldattı (2009) şiir ile düz yazının iç içe geçtiği öykü tadında denemelerdir.

Şiir ve roman türlerinde verdiği eserler de dâhil olmak üzere yazarın ana temlerini insanın yalnızlığı, yabancılaşması, çaresizliği, çelişkileri, hayal kırıklığı, terk edilme korkusu; aşk, ölüm, ayrılık ve cinsellik oluşturur. Bununla birlikte toplumsal sorunlar üzerine de yazar. Örneğin belgesel ve söyleşinin iç içe geçtiği Haritanın Yırtılan Yeri (1994) 1990’lı yıllarda Güneydoğu Anadolu’nun durumu üzerinedir. Bana Türkçe Bir Ekmek Ver (2000) ana dilde eğitimin yasaklanması ekseninde yazarın aile, ordu/askerlik, siyasi partiler vb. üzerine yazılarını içerir. İçime Gir Ama Sigaranı Söndürme (1999) deneme/hikâye formunda şiddete maruz kalan bir kadının yaşadığı şiddeti eleştirir.

Daha ilk eserlerinden itibaren var olan mizah zamanla açıktan olmak ziyade gizli bir konuma çekilip varlığını sürdürür. Yazar Leman başta olmak üzere mizah dergilerinde öykü, biyografi, röportaj ve şiirin iç içe geçtiği yazılar yayımlar. Leman’daki ilk yazılarında ince mizah ve ironi görülürken daha sonra ironi, melankoli ve hüzün ile yoğrulur. Yazarın salt duygusal derinliğe sahip yazıları da bulunur. Derginin okurları zamanla yazarın kendine has tarzına alışırlar.

Cezmi Ersöz’ün Sıddık Akbayır’la birlikte Can Yücel üzerine hazırladığı iki biyografi eseri bulunur: Can’dı Yücel’di Şarabiydi (2013) ve Can Baba: Bir Sevgi Duvarı Hikayesi (2017). Abdocan: Ölümden Başka Her Şey Olacak (2013) ise gezi olaylarında hayatını kaybeden Abdullah Cömert üzerine yazılan şiirlerden oluşur. Açıkla Bana Bu Işığı (2003) ise yazarın kendi üzerine yazığı otobiyografik türde eserdir. 2008 yılından günümüze kadar yazarın çocuk ve genlik edebiyatı üzerine eserler kaleme aldığı görülür. Her zaman kendini seçkinci edebiyatın dışında konumlandıran yazar kendine has bir söylemle muhalif tavrıyla yazın faaliyetlerine devam etmektedir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Ceyhun Can Kimdir? Hayatı, Eserleri

1940 yılında Adana’nın Kozan ilçesinde dünyaya gelen Ceyhun Can, 10 Eylül 1979 yılında yazıhanesinde vurularak öldürüldü.1960 Yılında Adana Erkek Lisesini bitirdikten sonra askere gitti.

Haber Merkezi / Dönüşte İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yüksek öğrenimini tamamladı. Türkiye İşçi Partisi’ne 1972 sonrası kurucularındandır. Ayrıca Türkiye İşçi Partis’nin (TİP) Adana İl Başkanlığını yaptı. Maraş katliamı davasının müdahil avukatları arasında yer aldı.

Toplumcu gerçekçi şairlerimizdendir. İlk şiirleri Adana’da yayımlanan Şölen ve 18 adlı dergilerde göründü. Sonraları Yelken, Ataç ve Dost dergilerinde yayımlandı. İkinci kitabı, Ceza Yasası’nın 142. maddesine aykırı görülerek toplatıldı ve kovuşturma açıldı.

Eserleri;

Soy Savaşı (1966)
Umut Devrimci Savaşta (1970)

“Umutsuz”

akşamı susuz akşamı köprüsüz
akşamı karanlık geçitlerden geçtim
küçük iskelelere mor sular iniyordu
ışıklar yanıyordu metal kulelerde
içimde ne varsa susuzluğun sesi
ve boşalan ırmağın ağzıydı gece
uzakta olmak yetmez uzanmak yetmez
uçurumda bir kuştur susuzluğu tüketen
kimseler bilmez kimseler uğramaz aynaya
her günün yeni bir serserisidir kelebek
nerede şimdi gözyaşlarının koruduğu sular
nerede o yorgun sandallar o mor saksılar
-sıcacık bir geceydi bu sımsıcak bir ten
-en ağır bir tutkuydu karanlıkta biten
artık yeniden olacak portakal rengi dudaklar
işte etekleri yaprak dolu bir sonbahar
bunca kutsal acı kanatsız bir kelebek başımda
koparıp kokladığım çiçeklerde hıncım
bir güz rengi çöktü içime
ki solan her şeyde yaşıyorum

“Kurşun”

Kurşun düşüyor beynime şimdi
İri bir çiçek açıyor başımda kanım
Kör bir kurşun işliyor kanımı şimdi
Acı bir topum iş

Paylaşın

Ceyhun Atuf Kansu Kimdir? Hayatı, Eserleri

1919 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Ceyhun Atuf Kansu, 17 Mart 1978 yılında Ankara’da hayatını kaybetti. Babası, eğitimci ve politikacı Nafi Atuf Kansu’dur. Küçük yaşta annesini kaybetti. Babasıyla birlikte 1921’de Ankara’ya gitti.

Haber Merkezi / Ankara Gazi Lisesi’ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara Numune Hastanesi’nde çocuk hastalıkları uzmanı oldu. Turhal Şeker Fabrikası, Ankara Şeker Fabrikası ve Etimesgut Şeker Fabrikası’nda hekimlik yaptı.

Yazın yaşamı lise yıllarında okul dergisinde yayımlanan şiirleriyle başladı. Sonraki yıllarda yazı ve şiirleri İnkılapçı Gençlik, Ülkü, Yücel, Millet, İstanbul gibi dergilerde yayımlandı. İlk şiirini hece ölçüsü ve halk şiiri geleneği ile yazdı, sonradan serbest ölçüyü benimsedi.Halk dilinden, halk söyleyişlerinden geniş biçimde yararlandı.

Toplumsal sorunlara ağırlık verdi, halkın özlemlerini, sevinçlerini, acılarını ve yaşama savaşımını coşkulu bir söyleyişle dile getirdi. Şiirlerinin kaynağını hoşgörü, insanlık sevgisi, ulusal bağımsızlık ve doğa oluşturdu. Öyküleri ve masalları, Vakit ve Ulus gazeteleri ile Varlık, Seçilmiş Hikayeler ve Çocuk dergilerinde yayımlandı. Anısını yaşatmak için, ilki 1986’da düzenlenen şiir ödülü kondu.

Yapıtları;

Şiir;

Çocuk Bahçesinde (1941)
Bağbozumu Sofrası (1944)
Çocuklar Gemisi (1946)
Yanık Hava (1951)
Haziran Defteri (1955)
Yurdumdan (1960)
Bağımsızlık Gülü (1965)
Sakarya Meydan Savaşı (1970)
Buğday, Kadın, Gül ve Gökyüzü (1970)
Tüm Şiirleri (iki cilt ölümünden sonra, 1978)
Arılar
Bekleyen Kadının Günü
Çocukluk Aşkı
Dünyanın Bütün Çiçekleri
Kar Türküsü
Kızamuk Ağıdı
Lirik Şarkı
Lumumba
Uyuyan Güzel Anneye
Uzun Hava

Makale ve denemeler;

Devrimcinin Takvimi (1962)
Ya Bağımsızlık Ya Ölüm (1964)
Köy Öğretmenine Mektuplar (1964)
Atatürkçü Olmak (1966)
Atatürk ve Kurtuluş Savaşı (1969)
Balım Kız Dalım Oğul (1971)
Halk Önderi Atatürk (1972)
Cumhuriyet Ağacı (1973)
Sevgi Elması 1972

Ödülleri;

1965 Türk Dil Kurumu Deneme Ödülü / Köy Öğretmenine Mektuplar ile.
1966 Yeditepe Şiir Armağanı
1970 Behçet Kemal Çağlar Ödülü / Sakarya Meydan Savaşı ile.

Paylaşın

Cevdet Kudret Kimdir? Hayatı, Eserleri

7 Şubat 1907 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Cevdet Kudret, 10 Temmuz 1992 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Cevdet Kudret’in tam adı Cevdet Kudret Solok’tur. Numune-i İrfan İlkokulu’nu ve Davut Paşa Ortaokulu’nu bitirdi. İstanbul Erkek Lisesi’nde devam ettiği öğrenimine hastalığı dolayısıyla ara verdi. Daha sonra İstiklal Lisesi’nden mezun oldu (1930).

Haber Merkezi / Darülfünûn Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra (1933), Kayseri Lisesi’nde edebiyat öğretmenliğiyle meslek hayatına atıldı (1934). İhsan Nisari Hanım’la evlendi (1937) ve Ayşe adında bir kızları oldu. İhsan Hanım’ın İhsan Benimle Çalışır mısın? adlı anı kitabında çiftin tanışmaları ve hayatlarının çeşitli dönemleri ve karşılaştıkları zorluklar hakkında önemli bilgiler yer almaktadır.

Bir avukat olan Cevdet Kudret, avukatlıktan çok öğretmenlik gibi başka işlerde çalıştı. Kayseri’deki edebiyat öğretmenliğinin ardından Ankara Konservatuvarı Edebiyat ve Diksiyon Öğretmenliği görevine atandı (1938-1939). Ardından Ankara Erkek Lisesi’nde öğretmenlik ve Türk Ansiklopedisi’nde edebiyat sekreterliği yaptı. Demokrat Parti’nin iktidar olmasıyla birlikte (1950), Bitlis Ortaokulu’na Türkçe öğretmeni olarak atanınca görevinden istifa etti. Bu süre içinde bir süre avukatlık yaptı ama bu işten para kazanamadı.

Türk Dil Kurumunda redaktör olarak kısa bir süre çalıştı; ancak burada da kadro dışı bırakıldı (1963-1965). Bu sırada yazdığı dört ciltlik lise edebiyat ders kitapları İhsan Hanım’ın amca oğlu Abdurrahman Nisari’nin adıyla yayımlandı ve Kudret ailesi geçimini bir süre bu şekilde sürdürdü. Bilgi Yayınevi danışmanlığı (1967-1970) ve Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda öğretim görevlisi olarak çalıştı ve buradan emekli oldu.

Emekli olduktan sonra İhsan Hanım’la birlikte Bodrum’a yerleştiler. Başta Sabahattin Eyuboğlu olmak üzere Mavi Anadolucularla birlikte Anadolu medeniyetini keşfe de çıkan İhsan Hanım buralara hayran kalsa da Cevdet Bey, bir süre sonra arkadaş çevresine özlem duydu ve İstanbul’a taşındılar. Hastalığı sebebiyle bir süre tedavi gördüğü Cerrahpaşa Hastanesinde 10 Temmuz 1992’de vefat etti ve cenazesi Rumelihisarı Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi.

Cevdet Kudret, çok yönlü ve çalışkan kişiliğiyle Türk edebiyatına önemli hizmetlerde bulunmuştur. Aziz Nesin, onun çoklu kişiliğine değinerek farklı yönlerini şöyle sıralar: “Çoğu insan bir tek kişidir. Kimi insanlar birkaç kişidir. Yine kimi insanlar da pek çok kişidir. Cevdet Kudret dünyada ve hele Türkiye’de sayıları pek az olan o pek çok kişili insanlardan biridir. Bir kişi olarak gördüğümüz Cevdet Kudret pek çok kişi olarak yaşamış ve yaşamaktadır”.

Şair Cevdet Kudret’in ilk şiiri 1926’da İçtihâd’ın 215’inci sayısında yayımlanan “Okun İzleri”dir. Daha sonra Servet-i Fünûn ve Muhit gibi dönemin önemli dergilerinde şiirleri yayımlanmaya başlar. Yusuf Ziya Ortaç’ın çıkardığı Meşale dergisinde yazan genç şairlerin arasına katılır ve “Yedi Meşale” topluluğunun bir üyesi olur. Sabri Esat Siyavuşgil, Ziya Osman Saba, Yaşar Nabi Nayır, Muammer Lütfi Bahşi, Vasfi Mahir Kocatürk, Kenan Hulusi Koray ve kendisinden oluşan topluluk, 1928’in Nisan ayında ortak kitapları Yedi Meşale’yi yayımlar.

Aynı yıl Meşale dergisinin kapanmasıyla topluluk dağılır. Ziya Osman Saba’dan sonra şiirde en çok direnen Cevdet Kudret olur. 1929’da ilk ve tek müstakil şiir kitabı Birinci Perde’yi yayımlar. Kitapta Yedi Meşale kitabı; İçtihad, Servet-i Fünûn, Meşale ve Muhit gibi dergilerde çıkan şiirleri bir araya getirmiştir. Cevdet Kudret’in Ahmet Haşim’i çok sevdiği ve ondan etkilendiği kitaptaki şiirlerden de anlaşılır.

Şairin kelime dünyası bunun en basit kanıtıdır. Zira Birinci Perde’de sıklıkla kullanılan kırmızı, kızıl, güneş, akşam, ölüm, kuşlar, kuğular, kanat, merdiven gibi kelimeler, Ahmet Haşim’in de şiirlerinde sık sık kullandığı kelimeler olarak bilinir. Şiirlerinin sembollerle dolu olması da şairin, Ahmet Haşim’in hayal dünyasından beslendiğinin bir göstergesidir. Etkilendiği bir diğer şair de Yahya Kemal’dir. Şiirinde aşk, ölüm, yalnızlık gibi bireysel temaları ele almış, Birinci Perde’den sonra yazdığı şiirlerle toplumsal konulara yönelmiştir.

Süleyman’ın Dünyası üst başlıklı Sınıf Arkadaşları, Havada Bulut Yok, Karıncayı Tanırsınız adlarını taşıyan roman üçlemesinde Türkiye’nin Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasındaki otuz yıllık dönemini, o yıllarda yaşananların toplumsal bir kesitini yansıtır. Ayrıca romanlarında kendi yaşamından da izlerin olduğu görülür.

Yazarın süreli yayınlarda bulunan hikâyelerini de alarak yayımladığı tek öykü kitabı Sokak’tır. Kitaba alınmayan öyküleri de bulunmaktadır. Yabancı dillere çevrilmiş öyküleri vardır. Rusya, Bulgaristan ve Amerika’da yayımlanan antolojilerde Türk hikâyelerini temsil için onun öyküleri seçilmiştir. Roman ve hikâyelerinde sosyal adaletsizlik, savaş ve yoksulluk gibi toplumsal sıkıntıları ele almıştır.

Oyunlar yazmıştır. Dil, eğitim, şiir, edebiyat, tiyatro gibi konularla ilgili denemeler yazmış ve bunlar kitap hâline getirilmiştir. Edebiyat tarihçiliği alanında önemli çalışmaları bulunur. Soyadı yasasından sonra kullanmaya başladığı Cevdet Kudret Solok imzasının ardından 1952’den başlayarak önce Nevzat Yesirgil, Suat Hızarcı, Abdurrahman Nisari, Nermi Ocaklı, Cevdet Baykara, Cevkud takma adlarını kullanarak Türk edebiyatının önemli kişileri ve yapıtları üzerine araştırma, inceleme, eleştiri yazıları, tanıtım ve el kitapları yazdı.

Tanzimat’tan bu yana Türk edebiyatının gelişimini inceleyen üç ciltlik Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman adlı kitabıyla önemli bir boşluğu doldurur. Karagöz’le Ortaoyunu’nu inceleyen kitaplarında 35 Karagöz oyununu derledi. Abdurrahman Nisari adıyla lise ders kitabı ve yardımcı kitaplar yazdı.

Paylaşın

Cevdet Karal Kimdir? Hayatı, Eserleri

18 Aralık 1967 yılında Trabzon’un Of İlçesinde dünyaya gelen Cevdet Karal’ın doğum tarihi muhtelif kaynaklarda 18 Aralık 1967 olarak belirtilse de nüfus kaydına göre asıl doğum tarihi 1 Mart 1969’dur. Annesi Mukaddes Hanım babası ise çiftçilikle ailesinin geçimini sağlayan Ahmet Bey’dir. Karal’ın çocukluk yılları Of’un köyünde geçti. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladıktan sonra Of İmam Hatip Lisesini bitirdi.

Haber Merkezi / 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde başladığı üniversite öğrenimini Boğaziçi, İstanbul ve Mimar Sinan Üniversitelerinin sosyoloji ve psikoloji bölümlerinde sürdürdü (Yalçın 2010: 591). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Reklamcılık Bölümünden mezun oldu ve 1993’ten bu yana reklam sektöründe metin yazarı olarak çalıştı. Ömer Erdem ile 1998’de Kaşgar dergisini çıkardı. Cesedi Nereye Gömelim (2015) adli şiir kitabı ile 2015 Necip Fazıl Şiir Ödülü’ne değer görüldü. Uzun Sürdü Hazırlığım (2017) adlı şiir kitabı Türkiye Yazarlar Birliği tarafından yılın şiir kitabı seçildi. Evli olan sanatçı İstanbul’da yazı çalışmalarını sürdürmektedir.

90’lı yıllardaki etkinliği ile edebiyat dünyasına giren Cevdet Karal, mistik ve metafizik duyarlıklı bir şairdir. 80’li yıllarda şiir yazmaya başlasa da çocukluk yıllarındayken bu türde karar kılmıştır. Şiire yönelişinin sebeplerinden biri etkilenişinin manevi atmosferini teşkil eden dedesinin gür sesiyle okuduğu Mevlid-i Şerif’tir. İkincisi, şiirinden ses anlamında etkilendiği Yahyâ Kemal’in “Akıncılar” başlıklı şiiri olmuştur. Bir diğer etken ise Trabzon’da matbuat hayatının gelişmiş olmasına bağlıdır. Zira Karal, daha ortaokul yıllarında Trabzon’da yayımlanan başta Kıyı olmak üzere çeşitli edebiyat dergilerini yakından takip etmiştir.

Hürriyet Gösteri, Sanat Olayı, Mavera, Doğuş, Töre, Varlık ve Nuri Pakdil’in çıkardığı Edebiyat gibi büyük şehirlerde yayımlanan birçok dergi de Trabzon’a hatta Of’a kadar ulaşır. Bu dergileri okuma fırsatı bulan Karal, nitelikli yayınlarla erken tanıştığı için kendini çok şanslı hisseder. Dergilerde şiirlerini okuyup etkilendiği şairlerin peşine düşer. Nitekim bunu da “O zamanlar ulaşabildiğimiz tüm dergileri izliyor, bazılarını kendimiz getirtiyorduk. Önce İslamcı ve sağ dergiler; sonra hepsi. Gösteri, Varlık, Sanat Olayı… Sanat Olayı’nda Attila İlhan vardı. Hem şiirleri hem de ayrıksı düşünceleri ile onu başka bir yere koyuyorduk.” cümleleriyle dile getirmiştir.

Karal, bir yandan dergilerde okuduklarıyla kendini geliştirirken diğer yandan da şiir yazmaya başlar. Onu kalem tecrübelerini yayımlaması için ortaokuldayken felsefe grubu öğretmeni Mehmet Emin Köktaş teşvik etmiştir. 1983’te Yeni Devir gazetesinde ilk denemesini yayımlar, daha sonra Türk Edebiyatı, Kelime ve Sanat Olayı dergilerine şiirlerini gönderir.

İlk şiiri Şubat 1985’te Türk Edebiyatı’nda yayımlanmıştır. Aynı yıl Sanat Olayı’nın eylül sayısında da bir şiiri yayımlanır. Karal bunun üzerine Attilâ İlhan’dan şiiri için cevap beklese de dergiye ulaşamadığı için yazıdan haberi olmaz. Cevabı otuz yıl sonra kendisiyle Türk Dili dergisinde bir ropörtaj gerçekleştiren Özbahçe’den öğrenmiştir. Attilâ İlhan yazısında onun Türkçeyi kullanmadaki başarısından ve şiirde kompoziyonu oluşturduğundan söz etmektedir. Özbahçe’nin “Şiire Kelime dergisiyle başladığınız söylenebilir.

1986’da üç şiiriniz çıkıyor Kelime’de. 1987 ve 1988’de Kelime’de, İkindi Yazıları’nda, Aylık Dergi’de görünüyor şiirleriniz.” cümlelerine “Ben şiire herhangi bir dergiyle başlamadım. Hep şiirin içindeydim, okurun da önünde gibiydim. Bütün ailenin benimle ilgili hatırlayabildiğim bir endişesi ‘Ne olacaksın?’ sorusuna verdiğim ‘Şair olacağım.’ cevabıdır. Telkinlerine karşı başvurduğum yol, onlara itiraz edemeyecekleri bir şiiri okumaktı.” diyerek cevap veren Karal hakikaten şiirle başladığı yazı hayatında rotasını hiç bozmadan, kendinden emin fakat temkinli adımlarla yoluna devam etmiştir. Argos, Yönelişler, Dergâh, Diriliş, Bürde, İpek Dili, Kayılar, Nar, Matbuat, Varide ve Kaşgar, Cins ve Edebi Fikir gibi dergilerin yanı sıra Yeni Şafak gazetesinde şiir ve yazılarını yayımlamayı sürdürmüştür.

Kaleminden çıkanları yayımlamaya başladığı 1985 ile 1990 arası Karal’ın şiir hayatında ilk aşama olarak gürülebilir. 90’lı yıllar ise onun olgunlaşmaya başladığı dönemdir. Zira sanatçı hayatının bir belirsizlik döneminin ardından ferahlığa eriştiği 1990 yılını şahsiyeti için nirengi noktası kabul etmektedir. Bu tarihten sonra şiir üzerinde teknik açıdan titizlikle durmuş ve yayımlayacağı zaman on beş yirmi farklı şekilde tekrardan yazmıştır. Karal âdeta şiiri kendine dert edinen bir şair olmuştur. Kolay yazıp hemen yayımlamaya hazır hâle getiremediği ve dizeler üstünde çok durduğu için kimi zaman ara verdiği de olmuştur.

Öyle ki yıllar sonra şiirleri dergi sayfaları arasından çıkıp kitaplaştığı zaman bile “Kitaplarıma dönüp bakmak içimde korku uyandırıyor. Nadiren bu korkuyu yeniyor ve yazdıklarımdan etkileniyorum. Bu korku, bu niçin böyle? İnsan yazdıklarını yeterince iyi bulmayacaksa, bununla yüzleşebilir. Kendimi eleştirme konusunda bir virtüözüm. Şiirimin daha doğuşunda, kimileyin bana oyun arkadaşı da olan yargıcım, sandalyesini çekip gözünü yazdığımdan ayırmaz. Onca eleştiriden, sevginin de süzgecinden geçen yazdıklarımbir bütün olarak karşıma çıktığında niçin korku duyuyorum?” diyerek her sanatçıda pek de görülmeyen bir tavırla yazdıkları konusunda hayıflanmıştır. Onun bu tavrı şiirlerinin biraz geç kitaplaşmasına da sebep olmuştur.

Karal’ın Horozlu Ayna ve Ölüm adını verdiği ilk şiir kitabı 1998 yılında yayımlanmıştır. Metin Celâl, aralarında Cevdet Karal’ın da bulunduğu genç müslüman şairleri sayar ve doksanlı yıllarda bu isimlere karşı ilgisizliği “Cağaloğlu kalesi gedik veremeyecek kadar sağlam olmadığı gibi tüm dergi yöneticileri de ilgisiz ve duyarsız değil. Hattâ aralarında iyi şiir Çin’de bile olsa arayıp bulacak kararlıkta olanlar var. Mesele ilgisizliğin iki taraflı olmasından kaynaklanıyor.

Adlarını saydığım şairler de yayımlamak-yayımlatmak konusunda pek çaba göstermiyorlar ya da bu isteklerini kendi dergilerinde kendi yayınevlerinde tatmin ediyorlar ve bildik dolaşım yollarına sokmuyorlarlar.” cümleleriyle değerlendirir. Celâl’in bu sözlerinden hareketle Karal’ın titizliği dışında 90’lı yıllar boyunca az şiir kitabı yayımlamasının bir başka sebebi de kendi dünyasına uygun mecra arayışıdır. Ömer Erdem ile birlikte Kaşgar dergisini çıkarması Horozlu Ayna ve Ölüm (1998) ile aynı yıla rastlar. Bu tarihten sonra ilk dönemine göre daha üretken olan Karal, edebî muhitini oluşturmuş ve şiirlerini Kaşgar’da aralıksız olarak yayımlamayı sürdürmüştür.

Şairin “Şiir bir itiraftır. Kendi nefsinin tanrısı olma imkânsızlığının itirafı… Her itiraf gibi, onda da haz ve acı birbirine karışmıştır. Pişmanlık elbisesine bürünmüş da olsa, her itirafta bir parça başkaldırı saklıdır. Şiir bir arınma çabasıdır. Eksile eksile varlık bulur. ideal biçime ulaştığında bir dua saflığındadır. Tanrı’ya yakarmadır. Şiir arındıkça beşeriyet basamaklarını tırmanır kendini mistik yaşantının sonsuzluğuna bırakır. Orada şair yoktur, şiir vardır”. anlayışıyla kaleme aldığı şiirlerinden meydana gelen Horozlu Ayna ve Ölüm (1998) adlı eserinde itiraf ve arınma havasındaki metafizik gerilimlerle mistik duyarlılıklar, varoluşsal sorgulamalar biçiminde dışa vurarak okuyucu tarafından hemen sezilmektedir.

Karal, Horozlu Ayna ve Ölüm’de güçlü bir sese eşlik eden yoğun imgeler, alttan alta sezilen bir Baudelaire sesi ve varoluşsal sıkıntılar ile örülmüş bir şiir yazmıştır. İmge yoğunluğu bir sonraki şiirlerinde hafiflemeye başlar. “Zikir” ve “z: horozlu ayna ve ölüm” şiirlerinde şairin deneysel şiir denemeleri de olmakla birlikte, sonraları bu tekniği pek kullanmaz. Türk şiirinde Hâşim’den Necip Fazıl’a, Yahya Kemal’den Cahit Sıtkı’ya kadar çok sayıda şairde görülen Baudeleire etkisi Karal’a ise “ses” ve “varlık sıkıntısı” olarak yansımıştır.

Hilkatin İlk Günleri (2006)’nde ilk kitaba göre imge yoğunluğu daha azdır. Metafizik gerilimler ve varlık sıkıntısı ise devam eder. Metafizikle arasında kurduğu alanı boşaltarak yalnızca kelimelerle ilerleyen modern şiir anlayışında insan, hakikatle ilişkisini de koparmıştır. Çünkü bu boşluk, modernliğin öngördüğü zaafların başlangıcını oluşturur. Karal da buna işaret eder ve kendi şiirinin durduğu yeri şu cümlerle belirler: “Metafiziği hayattan kovan dünya görüşünün yol açtığı yüzeyselliğe karşı şiddetli bir eleştiri.

Dikte edilen hayat-şiir ayrımına, derinden bir karşı koyuş. Bu duygu, kendi üslubunu ironik bir yıkıcılıkta da kurabiliyor… Sanat yaratıcısı, kendini, dünyayı ve varlığı algılamanın bir aracı olarak konumlandırması gerekir”. Şair, dilde bir sadeleşmeye gitse de anlamı derinleştirmiştir, klasik duruşunu ve radikal eğilimini bu kitaptaki şiirlerde birleştirerek metafizik eğilimiyle varoluşunu anlamlandırmıştır. Rasim Özdenören, Horozlu Ayna ve Ölüm’e dair bir yazısında şairi “Cevdet Karal, kendi asal sesinin hakkını ve cesametini yüklenip taşıyabilecek olan geleneksel sesten vazgeçmese ve o alandaki örneklerini kendinden ve bizden esirgemese diye düşünüyorum.” cümleleriyle değerlendirmiştir.

Cesedi Nereye Gömelim (2015) ile Karal uzun bir aradan sonra Özdenören’in yukarıdaki sözlerine kulak vermiş gibidir. Diğer yandan artık şairin pişmanlığı da geçmiştir. İlk kitaplarındaki sorgulayıcı tavrını bu kez kitabın adına yansıtır: “Cesedi nereye gömelim?”. Şair, bütün kitap boyunca bu soruya yanıt aramaktadır. Aslında bu soru metni bütünüyle taşıyan “leitmotiv”dir. Mehmet Can Doğan eseri değerlendirdiği bir yazısında ilk iki kitabından farklı olarak Karal’ın yeni bir söylem geliştirdiğinin altını çizmiş ve “Yaşanmış olanın duygusunu ve yaşarken çiçek açan varoluş bilincini yitirmeme çabası belirgindir Cesedi Nereye Gömelim’deki şiirlerde. Bu, yitirmiş olanın çabasıdır.

Daha düz ve açık söylenecek olursa, aşkın varlığı duyumsatan coşkusu ile ayrılığın coşkuyu söndüren soğukluğu algılanır bu çabada. ‘Cesedi nereye gömelim?’ sorusunun ardından gelen uzun konuşma, elbette yitirilmiş için söylenen bir ağıt olarak dinlenebilir. Ama bu, konuşan özne için olduğu kadar onu dinleyenler için de bir umudun korunma yoludur.” cümleleriyle şiirlerdeki yaşanmışlıklara vurgu yapmıştır. Aslında şair, bu eserde intihar olgusuna Camus ile aynı pencereden bakmayı denemiştir: “İnsan yeni bir insan olmak için bu anlamda bir intihara başvurabilir. Yapması gereken de odur. İşte bunu yaptığında kendi sorunsalı bağlamındaki gömü işlemini de çözüm yoluna koymuş olacaktır. Camus, gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorununun intihar olduğunu söylüyor, şöyle devam ediyordu: ‘Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir’ “.

Her şair gibi Cevdet Karal da kendi anlayışına göre poetik görüşlerini “Şiir bizi gündelik ve geçici olandan ebedî olana doğru çeker, onunla bağımızı yeni baştan kurar. Bizi yüce olan, insan olma farkımızı yaratan yanımızla buluşturur. Şiirle buluşma, varlığımızın özünü bütünlüğümüze yayma, bir bakıma bütünü özle yeniden kuşatma girişimidir. Şiirle temas anımız, onu içten içe derinliğine yaşayışımız gelip geçici olanın çemberini kırma zamanlarımızdır. Gündelik realiteden şiir yoluyla kopuş, onu inkâr değil bir tür özgürleşmedir.” sözleriyle ortaya koymuştur.

Bu görüşlerini ortaya koyduğu tarihten sonra zamanla içselleştirerek çıkış yakaladığı Cesedi Nereye Gömelim (2015) dahil olmak üzere Uzun Sürdü Hazırlığım (2017) ve Alışveriş Listesi (2018) gibi şiir kitaplarında daha da belirginleştirmiştir. Ölüm izleği ve varoluşsal sorgulamalar Uzun Sürdü Hazırlığım’da devam eder Alışveriş Listesi deneysel şiirlerden oluşmaktadır. Karal; titiz dize işçliği, şiir türünde istikrarlı biçimde ilerlemesi ve pusulasını kaybetmediği metafizik çizgisiyle kişiliğini bulmuş bir şair olarak karşımıza çıkmıştır. Okurları tarafından dikkate değer, eleştirmenlerce de adından söz ettirecek nitelikte şiirler kaleme almış ve çağdaş Türk şiirinde kendine önemli bir yer edinmiştir.

Sevgililer ve Bir Daha Sevemeyecekler İçin Küçük Şiirler ve Diğerleri (2019), önceki kitaplardan farklı ve kitabın adıyla paralel olarak “Küçük” şiirlerden oluşmaktadır. Şair, bu kitabın diğerlerinden iki yönüyle ayrıldığını söylemektedir: Birincisi hayatın temel bir olgusu olan “aşk” ve “sevgi” konusunda bir duyarlılık alanı açma çabası, İkinci ise deneyimi gözlemin konusu hâline getirmesi ve gözlemden deneyim yaratmasıdır. Karal, bu yolla bir estetik üretme çabasının, kendiliğinden “küçük şiir”i doğurduğunu vurgulamaktadır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Cevat Çapan Kimdir? Hayatı, Eserleri

18 Ocak 1933 yılında Kocaeli’nin Gebze İlçesine bağlı Darıca’da Kasabasında dünyaya gelen Cevat Çapan, Robert Koleji ve Cambridge Üniversitesi İngiliz Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde, Mimar Sinan Üniversitesi’nde ve Boğaziçi Üniversitesi Amerikan Edebiyatı Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalıştı.

Haber Merkezi / 1968’de doçent, 1975’te profesör oldu. Bir yıl Amerika’da bulundu. Özel Yeditepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde dekan oldu. Devlet Tiyatroları Edebi Kurul Başkanlığı, ansiklopediler ve yayınevlerinde danışmanlık yaptı.

1980’den sonra şiire daha çok zaman ayırdı.Kendine özgü buğulu ve hüzünlü bir sesle, duygu ve düşünce yükünü şiirin bütününe dengeli yayarak, imge özgünlüğünü her zaman korumuş, şaşırtıcı, usta işi şiirler yazdı. İlk şiiri Varlık dergisinde yayınlandı. Şiirleri, şiir çevirileri, tiyatro eleştirileri ve yazıları Adam Sanat, Dönem, Şiir Sanatı, Papirüs, Yeni Dergi, Milliyet Sanat, Seçilmiş Hikâyeler, Varlık, Yeditepe, Yücel, Cumhuriyet Kitap dergilerinde yayınlandı.

Dünya şiirini Çin’den Peru’ya kateden Çaopan, İngiliz ve Amerikan edebiyatından yaptığı çevirilerin yanı sıra Yunancadan da Türkçeye çeviriler yaptı. Çağdaş Yunan şiiri, İngiliz şiiri ve Amerikan şiiri antolojilerinin de aralarında olduğu birçok kitap yazdı. Şiir ve şiir çevirileriyle üretken bir yazın adamı olarak tanındı. İlk şiir kitabı “Dön Güvercin Dön” ile Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü kazandı.

Eserleri;

Şiir;

Dön Güvercin Dön (1985)
Doğal Tarih (1989)
Sevda Yaratan (1994)
L’biver est fini (1996)
Bana Düşlerini Anlat / Toplu Şiirler (2007)

İnceleme;

İrlanda Tiyatrosunda Gerçekçilik (1966)
Değişen Tiyatro (1972)
Çağdaş Bir Oyun Yazarı: John Whiting (1975)

Antoloj;

Çin’den Peru’ya (1966)
Çağdaş Yunan Şiiri Antolojisi (1982)
Çağdaş İngiliz Şiiri Antolojisi (1985)
Çağdaş Amerikan Şiiri Antolojisi (1988)
Dünya Yazınından Seçilmiş Aşk Şiirleri (1993)
Şiir Atlası I (1994)
Şiir Atlası II (1995)
Şiir Atlası III (1996)

Ödülleri;

1986 Behçet Necatigil Şiir Ödülü / Dön Güvercin Dön ile
2007 BUYAZ Yazın ve Sanat Derneği Şiir Ödülü
2007 Altın Portakal Şiir Ödülü

Paylaşın

Cevahir Bedel Kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Ocak 1976 yılında Tunceli’de dünyaya gelen Cevahir Bedel, lise eğitimini Kayseri Sümer Lisesi’nde tamamlamıştır. Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi’nde İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde bitirmiştir.

Haber Merkezi / Kocaeli Üniversitesi’nde “Türkiye Yazılı Basınında Azınlıklar ve Marjinal Gruplar” isimli teziyle yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde “1980 Sonrası Siyasal Değişimin Işığında Kadın ve Liderlik Olgusu” adlı teziyle doktorasını bitirmiştir.

Varlık, Sincan İstasyonu, Yeniyazı, Şiiri Özlüyorum, Kurgu Düşün Sanat, Akköy başta olmak üzere birçok dergi ve mecrada şiirleri yayımlanan Bedel, ilk şiir kitabı olan Cevher Kapısı’nı da 2010 yılında yayımlamıştır. Ertesi yıl yayımlanan Gece Yanığı isimli kitabıyla Bedel, Homores Arif Damar Jüri Özel Ödülü’nü kazanmıştır. 2014 yılında yayımlanan kitabı Çayırı Saklamak, Ceyhun Atıf Kansu Şiir Ödülü’ne değer görülür.

Bedel, 2015 yılında Ehrimen’le Gece Konuşmaları’nı, 2018’de de son şiir kitabı Dünyanın Kısa Avlusu’nı yayımlamıştır. Cevahir Bedel şiirlerinde genel olarak usulca konuşan bir şair profili dikkat çeker. Şiirlerinde anlatıcı durumundaki şair sözünü dile getirirken oldukça naif davranır. Söz dile gelirken çeşitli yapısal değişikliklere de gidilir ve şair şiirlerinde form arayışlarına girişir.

Paylaşın