Seyhan Erözçelik kimdir? Hayatı, Eserleri

13 Mart 1962 yılında Bartın’da dünyaya gelen Seyhan Erözçelik, 24 Ağustos 2011 İstanbul’da hayatını kaybetti. Tam adı Mustafa Seyhan Erözçelik’tir. İlk öğrenimini Bartın Comhuriyet İlkokulunda tamamladı. İstanbul’daki Kadıköy Maarif Kolejini 1982’de bitirdi. Buradan mezun olduktan sonra girdiği Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü (1986) ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Filolosindeki öğrenimini yarıda bıraktı.

Haber Merkezi / 1986’da arkadaşlarıyla Şiir Atı Yayıncılık’ı kurdu ve Şiir Atı dergisinin yönetimine katıldı (Yalçın 2010: 408). 80’li yılarda şiire yakından ilgi uymaya başladı. Çeşitli reklam ajanslarında metin yazarı olarak çalıştı. 1996’da yaratıcı yönetmenlik yapmaya başladı. Türkiye Yazarlar Sendikası, Reklam Yaratıcıları Derneği, Kadıköy Maarif Koleji ve Anadolu Lisesi Mezunlar Derneği ve Uluslararası PEN Yazarlar Derneği üyesi olan sanatçı; yurt içinde ve yurt dışında şiirle ilgili çeşitli toplantılara, seminerlere katıldı. Princeton, Yale, Duke, Stevens Institute ve Buffalo State Üniversitelerinde Türk şiiri üzerine yapılan sempozyumlara davet edildi. Hayal Kumpanyası (1990) adlı şiir kitabı ile 1990 Yunus Nadi Şiir Mansiyon Ödülü (Özel sebeplerle ödülü kabul etmedi.), Toplu Şiirler (1980-2003) ile 2004 Behçet Necatigil Ödülü ve 2005 Dionysos Şiir Ödülü gibi ödüllerin sahibi oldu. Evli ve bir çocuk babası olan Erözçelik, 24 Ağustos 2011 tarihinde beyin kanaması sebebiyle İstanbul’da hayata veda etti. Vefat eden şairin cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

1980’li yıllarda şiire daha fazla ilgi duyan sanatçının Düşünbul başlıklı ilk şiiri 1982’de Yazko Edebiyat’ta yayımlanmış ve edebiyat dünyasında adını duyurmaya başlamıştır. Bu tarihten sonra kaleminden çıkan şiir ve düz yazılarını; Varlık, Sombahar, Şiir Atı, Gösteri, Argos, Defter, Gergedan, Adam Sanat, kitap-lık, heves ve Mahfil gibi süreli yayınlarda belli aralıklarla yayımlamayı sürdürmüştür. İkinci Yeni şiirinin kimi imgesel özelliklerinden ara sıra ilk şiirlerinde faydalansa da şiirde kendini nesnelleştirmesiyle kuşağındaki şairlerden ayrılmıştır. Dönemin imge temelli şiir yazan şairleri arasında dili farklı kullanışıyla dikkat çeker. Ece Ayhan şiirinden yola çıkarak kendine özgü bir dil geliştirme çabasına girer. Onun imgeciliği yer yer dilin sunduğu imkânlara yaslanan bir imgeciliktir. Mehmet H. Doğan da onun az yazan ortalarda görünmeyen birisi olduğunun altını çizmektedir. Erözçelik’te şiirsel öz, genellikle şair özneyle eş değildir. Sanatçının bu anlayışla kaleme aldığı şiirlerden oluşan Yeis ile Tabanca adını verdiği ilk şiir kitabı 1986 yılında yayımlanmıştır.

Erözçelik’e göre şiir bir anlamda “nesneleştirme işi”dir. Şiirlerinde; alışılmış sözdizimini paramparça etmesi, terennümden uzak durması ve dizelerde üçüncü tekil şahsa geçiş yapmasıyla kendini bireyselleştirmiş bir isim olarak ön plana çıkmış ve bu sayede 1980 kuşağı içerisinde adından söz ettirebilmiştir. Kelimeyi sadece anlamıyla değil, ses özellikleriyle de ele alması, kelimeleri büküp kırarak onlara birden fazla anlam yüklemesi, şiirlerindeki kırık dize yapıları, teatral dil kullanımı, yazım konusundaki çeşitlilik (italik, bold, standart yazımlar), Erözçelik’in şiirlerini biçim yönünden renkli bir hâle getirmiştir. İnsan-nesne ilişkisi, kötülük ve eşyanın tükenişi gibi temalar onun şiirlerinde ön plana çıkar. Geçmiş, anımsama, bellek kavramlarının şairin bütün bir şiir atlasına tesir eden kavramlardır. İlk şiir kitabı Yeis ile Tabanca (1986)’dan son kitabı Pentimento (2011)’ya kadar bahsedilen kavram ve tamalar onun şiirlerinde varlığını sürdürmüş ve Erözçelik şiir kitaplarını ilkinden sonuna belli kavramlar ve sorunsallar etrafında şekillendirdiğini belirtmiştir. Şiirleri Kitaplar Toplu Şiirler (1980-2003) adıyla yayımlanır ve Lale Müldür bunun üzerine kaleme aldığı yazısında şiirlerinin başlangıçta “çocukluk hastalıklarından çıktığını” sonraları olgunluğa ulaştığını, olgunluk şiirlerinin yer aldığı Yeis ile Tabanca’nın Erözçelik’in en iyi şiir kitabı olduğunu söyler.

Erözçelik şiirlerinde dile karşı hassasiyet gözterir. Onun şiir dili başlı başına ele alınması gereken bir meseledir. Çünkü Erözçelik eski Türk şiiri ve Türk lehçelerini merak eder dilin köklerine kadar inerek araştırır. Deneysel şiir olarak nitelendirebileceğimiz bazı şiirlerinde Bartın ağzına ve diğer Türk lehçelerinden sözcüklere yer vermiştir. Ergülen onun dile karşı özenli ve meraklı tavrını “Çıkışından itibaren ‘özgün’dü, şiirin bir ‘dilişi’ ve ‘diliçi’ sorun olduğunu erken kavrayan nadir şairlerdendi. Dille oynardı, bu kelimelerle oynamak gibi bir reklamcı işinden çok, mesleğini ‘dil’ haline getirmiş bir insanın işiydi. Ona artık şair mi denir sansar mı denir Seyhan mı denir, hiç önemi yok. O eski ve yeni Türkçelerin dili olmuş bir büyük şairdi. Küçük kardeşimdi”. şeklinde dile getirmektedir. Çoğu şair gibi Erözçelik’te bir yandan kendine özgü çizgisinde şiir yazarken diğer yandan poetik düşüncelerini ortya koymaktan geri kalmaz. Koçak da onun poetik duruşunu “Varlıktan yokluğa oradan tekrar varoluşa giden bir yol izler. Modernizmden kalkmış Kara şiire hareket etmiştir. Bu zaptetme girişiminde dışarıda tuttuklarıyla birlikte serüven renkli bir matematik dersine bürünür.” cümleleriyle ifade etmiştir. Şiirin yanı sıra çeviriyle de ilgilenen Erözçelik bu sayede hem dünya şiirinden beslenmiş hem de dünyasına yakın hissettiği şairler Kavafis ve Mandelştam’dan çeviriler yapmıştır. Yirminci yüzyılın en önemli Rus şairlerinden Osip Mandelştam’ın Vedalaşmaların İlmini Yaptım Ben (1992 adlı eserini dilimize kazandırdırmıştır. Asaf Hâlet Çelebi’nin şiirleri üzerine de bir şerh denemesi hazırlayan Erözçelik’in Gül ve Telve (1997) kitabı, Rosestrikes and Coffee Grinds adıyla 2010’da Talisman House tarafından yayımlanmıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Sevil Avşar kimdir? Hayatı, Eserleri

7 Eylül 1957’de Mersin’de dünyaya gelen Sevil Avşar, aslen Karadeniz kökenlidir. İlk, orta, lise öğrenimini Mersin’de tamamlayan Sevil Avşar, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu.

Haber Merkezi / T. İş Bankası’ndan emekli olan Sevil Avşar, İstanbul’da yaşıyor ve bir kız çocuğu annesidir. Sevil Avşar’ın şiir, öykü ve denemeleri; Varlık, Yaba, Şiir Ülkesi, Şair Çıkmazı, Karşı, Çağdaş Türk Dili, İnsancıl, Pencere, Ütopiya, Ardıçkuşu, Söylem, Şizofrengi, Tay dergilerinde yayımlandı.

Eserleri; Yaşama Dokunmak İçin, Amatör Tamircisi Kalbinin

“Nasılsa”

Harika metod defterlerine çizdiğim
Umutta saklıydı yarın
Gözü pek gezginin matarasındaki
Son damla suda
Küçük harflerle yazdım adımı her
Savrulmada yenik ve yorgun
Sıra sıra düşen barikatların gerisinde
İflâh olmayan çocuğum hâlâ
Anne beni üşüme
Çerçevesinde anlamı solan inceliğimi
Ben yine gezdiririm iyimserliğimi
Çarşılarda nasılsa
Kolayına kaçmadan gurbetin ama
Kurtarılmış bölgeler aramadan aşka

“Masaldaki Yerim Ne”

“Sokak sıçrar eteğine, uzak dur” derdi babam
Durdum
Ev yapıştı etime
Soğuktu, karanlıktı, inadına tüterdi soba
Anadan doğma koşardım sözcüklere
Giyinir kuşanırdım deniz kokan harfleri
Bilmek isterdim ben kimim, masaldaki yerim ne

Hiçlik uğultuları bırakarak ardında
Hurdaya çıktı platonik aşklarım
Horlardım teni
Ben; karasevdalı ‘Sefil’
Her aşkta ezberimi bozuyordum biraz da

İçim sıkılıyordu ütülü rüyalarınızdan
Kalabalık; o bin başlı ejderha
Çocukluğuma dikmişti gözlerini
Çocukluğumu bırakamazdım
Tuttum elinden sımsıkı
Kabahat işler gibi yazdım şiirlerimi

Kazıdım yılların isini sesimin üzerinden
Çıkaramadım anne
Bundandır gülerken ağzım yara izi
Bu yüzden kambur duruyor her sevinç bende

“Düşe Kalka”

Durmadan eksilen gölgeni bağışla
Kıblesi karanlıklar yüceltsin bırak ölümü
Sıcak bir gülüştü o solgun fotoğraftan
Hiçbir yere çağıran akşamla gitti

Mutfaklarda sayıklama sokağı
Ateşböceklerini hatırla biraz
Sığdıramazdın odalara kendini

Sayfalar arasında düşe kalka büyüdün
Yollarda kalmış heveslerin ne kadar da yabancı
Aydınlanır genişlerdi cıvıltılarıyla zaman
Sen yine serçelere ağla diz boyu karda
Dağınık sarışınlığı yakındır dolunayın
Sen yine yalnızlığa başla

Paylaşın

Sevecen Tunç kimdir? Hayatı, Eserleri

1984’te Samsun’da dünyaya gelen Sevecen Tunç, Sinop Anadolu Lisesi mezunudur. Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi’nde yapan Sevecen Tunç, Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’nde yüksek lisans eğitimi aldı; halen doktora çalışmasına devam ediyor.

Haber Merkezi / Babadan miras, şiir ve futbol tutkunu olan Sevecen Tunç’un İlk şiirleri 1995 yılında Varoş dergisinin 7-8. sayılarında yayımlandı. Şiirleri ve yazıları Akatalpa, Kül, Roman Kahramanları, Socrates, Toplum ve Bilim, Trabzonspor vb. gibi dergi, fanzin, gazete ve eklerinde yayımlandı.

Eserleri;

Deneme, İnceleme, Eleştiri Kitapları; Trabzon’da Futbolun Toplumsal Tarihi – Mektepliler, Münevverler, Meraklılar

Söyleşi Kitapları; İşim Gücüm Yaşamak – Mustafa Alabora Kitabı

Ödülleri; Rıfat Ilgaz Şiir Ödülü’nü aldı. Kocaeli Üniversitesi Şiir Yarışması birincisi.

“Sendrom”

hey çocuk! deli dolu serüvenci
elveda, diyemiyorum
yaş on yedi!

ten ve temas. çıplak bedenim
yalan söyleyin, ey aynalar
çocuksun hâlâ, deyin!

toplayalım evcilikleri
bir serenat son defa
gülüver, gülü ver, sonra al
misketlerimi…

bisikletim on sekiz vites
güzeldir korna sesi
gezemiyorum eskisi gibi,
kitaplardaki…

hey çocuk! çıkar cebinden mumları
elveda, de okusan da Gulliver’i
yaş on yedi!

Paylaşın

Seval Esaslı kimdir? Hayatı, Eserleri

8 Ağustos 1958 yılında Trabzon’da dünyaya gelen Seval Esaslı, 11 yaşında çocuk felci geçirdi ve yürüyemedi. Fiziki nedenlerle örgün eğitim alamayan Seval Esaslı 1967 yılından sonra İstanbul’da ikamet etmeye başladı.

Haber Merkezi / Şiir ve yazı yazmaya sekiz yaşında başlayan Seval Esaslı’nın ilk şiirleri 1969’dan sonra Doğan Kardeş, İstanbul Radyosu Çocuk Saati, Kıyı, Zeytin Ülkesinde, Sanat, Amatör Sanat, Yarın, Gökyüzü gibi birçok dergide yayımlandı.

Seval Esaslı, şiirlerinde lirik bir üslup kullandı. Sevgi, yalnızlık ve aşk gibi temalarda yazdı.1984’te Sekizinci Renk adlı dosyasıyla Rıfat Ilgaz Cide Edebiyat ödülüne; 1990’da Su Gölgeleri adlı eseriyle Yunus Nadi ödülüne layık görüldü.

Eserleri; Sekizinci Renk (1984), Yarına Kaç Var (1985), Su Gölgeleri (1990), Kışkırtıcı Çekirdek (1997)

Aşk Akışı

Aşklar vardır, adak ağacına çatılmış beşik
Aşklar vardır, iki ıslak çakıl taşı deniz süzdürür
Aşklar vardır, uzak sanılan bir ülkede çiçekler korkudan ölür
İncinerek geçer beyaz bir perdeden rüzgâr

Aşklar vardır, soru burçları bayraksız, göz akları dalgın duvarlar
Aşklar vardır, mavi gözlü bir şiir mezarı başındaki çınarı düşünür
Aşklar vardır, uyku tutmamış bir masal bir çocuğu kaçarken vurur
İki mumya oturur orta sıralarda sinemaların

Aşklar vardır, sütsüz memeler gibi ağu akıtır kendi içine
Aşklar vardır, ot bürümüş bahçelerde sokulgan öpüşler çürür
Aşklar vardır, güneş batar ve yüzler usul usul çözülür
İner dağlardan bir su, bir su çıkar dağlara

Sonra bir dalgıç bulur en bulunmazı
Sonra bir avcı vurur en vurulmazı
Bir inci utanır yalnızlığından
Bir ceylan öder aldanışını
Olup durur bütün bunlar çünkü aşk
Akıp durur
Akıp durur çünkü bir gül benzemez hiçbir güle

Paylaşın

Serkan Türk kimdir? Hayatı, Eserleri

1977 yılında Trabzon’da dünyaya gelen Serkan Türk, yükseköğrenimini işletme dalında tamamladı. 1993 yılından itibaren çeşitli radyo kanallarında yöneticilik ve yayıncılık yapan Serkan Türk’ün şiir ve öyküleri Almanca, Azerice, Bulgarca, Felemenkçe ve İngilizceye çevrilip yayımlandı.

Haber Merkezi / Değişik edebiyat dergilerinde deneme ve öyküleri yayımlan Serkan Türk, arkadaşları Arzu Alkan ve Ercan Yılmaz ile birlikte Trabzon’da Ada dergisini çıkaranlar arasında yer aldı. Berlin merkezli Freitext adlı dergi ile iki yıl boyunca ortak çalışmalar yaptı. Uzak Yaz , Rüzgârlı Camlar, Tanrı’nın Yalnız Kırları, Bak Önümüzde Yeni Bir Mevsim ve Uyurgezer Bir Gölge, Serkan Türk”ün okura ulaşan öykü kitapları oldu. Yazarın, Her şeyin Güzel Olma Nedenleri, İçimiz Çölse Biri Geçmiştir ve Uzun Ruhlu Bir Cüce adlı üç de şiir kitabı bulunmaktadır.

Ausgang adlı bir romanı da bulunan yazarın doğduğu ve yaşadığı şehri anlattığı Güneşli Bayır’ın yanı sıra, Türk sinemasının 100. yılına denk gelen Yüzyıllık Perde adını verdiği 53 yazarın kişisel hikâyeleriyle bir filmi anlattığı proje kitabını hazırlamıştır. Radyo programcılığı, iletişim ve yaratıcı yazarlık dersleri veriyor. sadece Şiir dergisinin editörlüğünü yapıyor. Edebiyatburada adlı internet sitesini yönetiyor ve YouTube üzerinden edebiyat odaklı programlar hazırlayıp sunuyor.

“Çöl ve Kir”

bıraktığım, sustuğum, sırt döndüğüm
ne varsa benimle geliyor

içeriye açılan kapılar vardır
orada dururum birinin önünde
bakarım dönecek anahtarlara
kilitlere,
açılacak olana

tuhaf bir belirsizlik çöker akşamla
bir salyangoz yürür yeniden
aynı serin yaprakların arasında

hem ağrısısın içimin
hem istediği şenlik,

döndüm dersin
yakasını düzeltirken gömleğimin
kiriyle karşılaşmış kalbim sevinir
söz edersin tozundan kumundan ayaklarından

içimiz çölse biri geçmiştir

“Geçen Kış”

babamı bahçeye gömdük geçen kış
en güzel yerlere bakıyor şimdi dedim
tepeleri göstererek arkadaşlarına

öyle birden bire uçtu
kuşlarımdı, yolunmuştu göğüm
alçaktı, tavandı ve yalnızlıktı sonra
gökkuşağı yağmurundu
açılmış bir zarftı sözün saflığı: ölüm

iki kirazda güzelleştirebilirdi
yetinmekti kurtaran bizi yalnızlıktan
çok ağlama diyordum kendime
sen de çok ağlama boşalttığın odalarda

o gün içimi nereye bıraktım
yıkasınlar götürsünler bütün gölgelikleri
her yerde aynı zamansızlık
dökülür perdeler akşamlara

babamı bahçeye gömdük geçen kış
en güzel yerlere bakıyor şimdi dedim
ağlayan soran arkadaşlarına

“Son Yürüyüş”

ben kendimle nereye taşınsam
orası gecenin köründe sana gelir
geçmiyordum, geçemiyordum senden,
kararlı bir gül gibi batmıştım dikenlerine
sanki kocaman kulağıydım evrenin

her ayrılıkta bütün sesler bende birikti

çok alıştım ulumasına içimdeki köpeklerin
hepsinin bağı çözüldü yalnızlıktan
kimi karıştı ilerideki çalılığına bahçenin
kimi ayın peşinden gitti sızlanarak benim yerime
orada başladı çöl ve uğultusu rüzgârın
gülün sesine bülbülün kokusuna karışarak
ateş böcekleri söndürürdü karınlarındaki fenerleri
her gece acılarımı ehilleştirdim tenimde

yüzüne baktım yıldızlarını dinledim
göğsünün alçalıp yükselmesi bir deniz
ikimiz aynı okula gitmişiz çocukken
o yüzden benziyoruz birbirimize
yolunu uzatıyoruz evlerin

allah biliyor gönlümüz bazen şen
bulduğumuza şükrediyorum birbirimizi
ama bazen dünyam küçük dar oda
zehir zıkkım kara bulutlar yağıyor üzerime

sen beton evlerin arasında yittin
kentin batısına doğru son yürüyüşümüz oldu bu
ben kendimle nereye taşınsam
orası gecenin köründe senden gelir

Paylaşın

Serkan Özer kimdir? Hayatı, Eserleri

1981 yılında Malatya’nın Hekimhan İlçesi’nde dünyaya gelen Serkan Özer, ilk ve orta öğrenimimi Hatay’ın Samandağ İlçesi’nde tamamladı. Lisan eğitimini Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde Sınıf Öğretmenliği okuyarak tamamladı.

Haber Merkezi / Yüksek Lisansını Eğitim Yönetimi ve Denetimi Alanında yapan Serkan Özer, bir süre sınıf öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Başakşehir’de bir devlet okulunda halen yöneticilik görevi yapmaktadır.

Üniversite yıllarında arkadaşlarıyla çıkardığı Çekçeko adlı fanzinde şiirleri yayımlandıktan sonra ilk şiirini 2003 yılında Nikbinlik dergisinde yayımlanmıştır. Daha sonralarında Varlık, Akatalpa , Yarabandı, Budala, Eliz Edebiyat, Çini Kitap,Şiirden, Islık, Kaçak Yayın, İspinoz, İmlasız, Bireylikler, Mühür, Taflan, İmgelem Çocukları, Lacivert, Üvercinka,  gibi dergilerde şiirleri yayımlanan Özer’in şiirleri şiir yıllıklarında da yer almıştır.

2003-2004 yıllarında Yarabandı adında arkadaşlarla kısa süreli de olsa bir dergi çıkarma deneyimi olan Serkan Özer’in 2020 yılında Koş Kişot adlı kitabı yayımlanmıştır.

“Koş Kişot”

kusursuz bir sürgüne yollamıştım seni yaralanma diye.
o zamanlarda en sevdiğim renk maviydi. şimdilerde koyusu.
tekrar acılarla çıkaramadım yokuşlarda yükümü, ağırdım.
içine Çanakkale dolan her sokak benim olmuştu ayazlarda.

umutsuz olma demişlerdi kuraklıklarda! olmadım sandım!
yürümedim ki bileyim tadını ayak parmak uçlarımın sancısını.
kaçırdılar gözlerimi bir odada birden çok kayıplarım mevcutken.
benim için dağılan yollardan birleşen yarınlardan umarsızdım.

gözlerimin kızardığını gören çocuklar deniz yüzlü olanlardı.
onlar da benim gibi hazır değillerdi geniş omuzlu korkulara.
eyvallah demeyi öğrendiğim günlerin hepsinde kanım sessiz.
ağır da olamadım sağır da, hep yalınayak bastım karmaşaya.

iyi bilirdim yalnızlıktan gülmemeyi, kesik kesik düşler ardında.
söyleyemediğim acıyı da söylenmiş gibi yaptım, keyifliydi.
sonunu bitiremediğim laflarda aynı şiirden bedenimin sızısı.
yüzümü astığımdan beri koş kişot!

“Ebemkuşağında At Gezintisi”

İhsan Üren’e

benim bir atım var İhsan Amca!
tek kişilik
olacağı bu
ben buyuruyorum açılıyor
saçlarının tokası

ebemkuşağı dolanıyor başımda
unuttum amca
yağmur yağmıştı az evvel
onu da yazacaktım sana
yoksa çıkmaz ebemkuşağı
öyle olur ya hep
(ben dolaşamam kuşaksız)

benim bir akordeonum var İhsan amca
ama Madam Anahit’inkinden değil!
kendimden bir parça

bir anı şarkısından nakarat
son durakta inemeyen çocuğun şapkası hüznünden
evimin penceresinden kaçmış
mor kelebekler cinsinden

demiştim ya kuşaktan evvel
benim bir atım var diye
ama ne yılkısı var
ne de gemi
tek kişilik üstüne üstelik

ben buyuruyorum açılıyor
saçlarının tokası.

“Keyfe Keder Darbuka Dümbelek”

I

yarı açık uyandın! yalnızlık favorin çay yoktu.
aşk içinde parmak oynatmadan şahını aldılar.

aslı varken hayaline giden, yola bakan, kül yutan,
her taşın altında dünü arayan, geçilmez kale, mühürlü kapıydın.

düşünde balık görür yüce sıfır ile köşe başını tutar,
üstü körlenmiş şansını yel ile kovalardın! zaman bekçindi.

vurdular iskeleni, vapur, gemi, bin bir deniz.
darbukalarla dalga , güneyden dönerken astalavista bebek!

körebelerin kuşattığı şiirsiz okuma bayramlarında,
fiillerin de olmalıydı! onlar hiç olmadılar.

II

yüzü kapalı toprağa çöktün. kim sana uğradı kim öğündü?
isteyen görebilirdi seni, sana göre karaydı aşk.

davullar çalıyordu cep pasajında.
çektin çeşni yabancıları, düşsün dediklerin yaşadı.

illa ki büyüdün! aşk içinden çıkarken.
büyüdün illa ki, yalandan kalp krizi de geçirdin.

uyumsuzluk mu? o sözlükte yoktu! olamazdı da.
sorsalar cevaplayamazdın dilin ağrısını.

su çizgisinden başka çizgisi olamayanlardan,
keyfe keder darbuka dümbelek nikahsız düğündün.

Paylaşın

Serkan Ozan Özağaç kimdir? Hayatı, Eserleri

26 Temmuz 1981 yılında Hatay’ın İskenderun İlçesi’nde dünyaya gelen Serkan Ozan Özağaç, günümüz şiirinin önemli genç şairlerindendir. İlk ve ortaöğrenimini İskenderun’da tamamlayan şair, sırasıyla Marmara Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, Université Lumieré Lyon 2 ve Paris’te Sorbonne’da öğrenim gördü.

Haber Merkezi / Fransa’daki öğrenimini yarıda bırakarak İstanbul’a geri dönen Özağaç’ın ilk şiiri 2000 yılında Milliyet Sanat dergisinde yayımlandı. Ardından Varlık, Kitap Zamanı, Türk Dili, Sanat Adam, Uç, Ada, Güzel Yazılar, Kitap-lık, Yasakmeyve ve Granada gibi dergilerde şiir ve yazılar kaleme aldı. İlk şiir kitabı Ağrılar, 2003 yılında C Yayınlarından çıktı. Serkan Ozan Özağaç’ın yayımlanmış şiir kitaplarının yanı sıra editörlüğünü yaptığı kitaplar ile bir çeviri kitabı bulunmaktadır.

İlk şiir kitabı olan Ağrılar Kitabı (2003) ile edebiyat dünyasına hızlı bir giriş yapan Serkan Ozan Özağaç, 2012 yılında Gül Ayetleri adlı şiir kitabını 2015 yılında ise Marie Sophie adlı şiir kitaplarını yayımlar. Şairin ilk yapıtı olan Ağrılar Kitabı (2003); acı çekme motifinin kutsal kitaplardan, Batı şiirinden ve geleneksel/ modern Türk şiirinden gelen geniş bir birikimle yeniden yorumlanması bağlamında dikkat çeker.

Serkan Ozan Özağaç’ın edebî kişiliğinin oluşmasında Baudelaire’in etkisi vardır. Şairin ifadesiyle ‘hayatın bir ıztırap deryası olduğu gerçeğine’ Baudelaire’i okuyarak vâkıf olur. Serkan Ozan Özağaç’ın Marie Sophie adlı şiir kitabında şiirler birbirinin devamı niteliğindedir. Eserde genç şair, Marie Sophie’yi varlıktan çok yokluktan meydana gelen ya da mahiyetinin yokluk olmasını arzuladığı bir kadın olarak tasvir eder.

“Derin Yazgı”

Duvarlar, korkular, bu soğuk odaların uzağında
Bir bahçe durur, sessiz! Rüzgarı hayalimize düşen
Gideriz… Yol alır birden Aşk’lar yeni iklimlere
Kimin kalbinden savrulur, o gül; hüzne dönüşen?

Yaz da bitti! Dönelim, aradığımız belki bir liman
İşte! Mevsimler arkasından bir tekne mi görünür?
Ki ağlaşır yüzümüze değdikçe dalgalar
Bizimdir, derin sularda çırpınan acılı ömür!

Sen ve ben, karanlığın baktığı sulardan geçerek
Başka yerde olmak isteriz; vücudumuzdan ötede!
Ama Mutluluk ve Haz, kalpteki kayalardan da yüksek
– Döneriz yazgımıza, tekrar gidebilmek’çin düşlere

 

Paylaşın

Serkan Işın kimdir? Hayatı, Eserleri

28 Ekim 1976 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Serkan Işın, Kültür Koleji ve Kabataş Erkek Lisesini bitirdi. İstanbul Teknik Üniversitesi Fizik Mühendİsliği Bölümünden mezun oldu. Arkadaşlarıyla birlikte Mizan adlı bir dergi çıkardı. Bir müddet Varlık Yayınlarında çalıştı. 2004-2005 yılları arasında Yasakmeyve dergisinde editörlük yaptı.

Haber Merkezi / Şiirle yakından ilgilendi ve İki Şehir Arası Gece ve Şeyler (1999) adlı eseriyle İnkılap Yayınları Şiir Ödülü’ne layık görüldü. 2003’ten bu yana Poetik Har(s) adlı şiir dergisini çıkarmaktadır. Hâlen bu derginin ve poetikhars.com isimli sitenin editörü olan Işın, İstanbul’da çalışmalarını sürdürmektedir.

İlk şiiri Düşlem’de yayınlanan Sekan Işın günümüzün önemli şairleri arasındadır. Şiir, öykü ve yazılarını 1997’den itibaren; Mizan, Atlılar, Kökler, Kuzay Yıldızı, Bir Bilet Gidiş-Dönüş, Eylül Öykü, Uç, İmece, Yeni Biçem, Yaratım, Varlık, Yom, Ücra, Ağır Ol Bay Düzyazı, Parşömen, Kül, Yasakmeyve, kitap-lık ve Hece gibi süreli yayınlarda yayımlamayı sürdürmüştür. İki Şehir Arası Gece ve Şeyler (1999)!de sokakların, odaların, ofislerin, trafiğin, arabaların, asansörlerin, kadın yüzlerinin, çelmelerin, burkulmaların, tatminsizliklerin, palyaçoların, telefon ahizelerinin, fesleğenlerin, martıların, kuş resitallerinin ve yüzyılın sonunun gecelerini anlatmıştır. Şairin özellikle üçüncü kitabından itibaren her kitabı başka bir dünyaya kapı aralamaktadır.

Işın, Nesnevî (2002)’de modern insanın yalnızlığını, Hz. Hubble’ın Rüyaları (2005)’nda -Türk şiirinde hiç ele alınmadık bir tarzda- dünyanın ve insanın gidişatını, Bonus (2007)’ta kapitalizm karşısında günümüz insanını, dada korkut (2009)’ta, bu kitaba gelinceye değin iyice sağlamlaştırdığı şiirini ve yazma tekniğini dizelere işlemiştir. Bununla da yetinmeden şiir sistemini bırakıp, şiirin içinde bir teknikten ötekine geçişin bile ötesine geçerek, alfabe ve şiir yazma kuralını değiştirerek görsel şiire geçmiş ve okura dört farklı dünya sunmuştur.

dada korkut (2009) şairin, 2003 yılında Zinhar dergisi çevresinde başlayan ve 2009’a kadar 6 yıllık bir zamana yayılan görsel şiir çalışmalarından oluşan kitabıdır. 94 sayfalık seçki, şairin yayımlanmamış birçok görsel şiir ve işini içermektedir. Bir deney olarak ortaya atıldığından bu yana şiirimizde keskin tartışmalara yol açan görsel şiir “meselesi”, dada korkut kitabıyla dilimizdeki ilk eserini vermiştir. Tipografi, harf, kelime, parça, tarama, fotokopi, resim vb. birçok öğenin şiirin malzemesi olarak ortaya çıktığı Görsel Şiir, gözü pek bir deney girişimi olarak okurun şiir ve okuma alışkanlıklarını sarsmaya yönelmektedir.

Anlam nedir, resim ve şiir bir arada olur mu, şiiri şiir yapan nedir, uyum, ahenk, üslûp, teknik nedir, teknoloji karşısında şiir nedir gibi, şiirin gündemini belirleyen sorulara, sözlü kültür, yazılı kültür ve basılı kültür arasındaki farklar üzerinden cevap arayan dada korkut, modern şiirimizi oluşturan alışkanlıklarımızla da kavgaya tutuşmaktadır. Her kitabında yeni bir teknik deneyen şair, işini bitirdiği teknikte fazla oyalanmadan yeni bir yeniliğin peşine düşmektedir. Her kitabında, sonraki kitabın ilk şiiriyle bir önceki kitabın dünyasından da, şiir yazma tekniğinden de dışarı çıkmaktadır. Kitaplarını içinde bir bütünlük olarak tasarlamaya özen gösteren Serkan Işın’ın bütün şiirleri Büt’an Şiirleri (2018) adıyla bir araya getirilmiştir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Serkan Engin kimdir? Hayatı, Eserleri

Şair, yazar, çevirmen Serkan Engin, 1975 yılında İzmit’te dünyaya gelmiştir. Serkan Engin’in 2001 yılından bu yana ulusal, 2010 yılından itibaren uluslararası edebiyat dergilerinde şiirleri ve poetik yazıları yayımlanmakta. 

Haber Merkezi / Şiir teorisi üzerine şiirleri ve makaleleri Türkiye’de elliden fazla edebiyat dergisinde yayınlandı. 2004 yılında Imagist Socialist Poetry adlı bir şiir manifestosu yayınladı. Türk şiirinde yeni bir akım başlatmaya çalışmış ve bu amaçla edebiyat kuramına ilişkin çok sayıda makale yayınlamıştır.

Şiir teorisi üzerine şiirleri ve makaleleri, The Tower Journal, Poetry’z Own, Belleville Park Pages, Far Enough East, Spilled Infinitive Lit Magazine, Empty Mirror, The Writer’s Drawer gibi dünyanın birçok uluslararası edebiyat dergisinde İngilizce olarak yayınlandı.

Şiir Süper Otoyolu, Mucize E-zine, Industry Night Lit Magazine, Open Road Review, Shot Glass Journal, The Criterion ve Mediterranean Poetry. Şiirlerinden bazıları, önde gelen Japon felsefe ve şiir dergisi Shi to Shisou’da Japonca yayınlandı. Ayrıca şiir teorisi üzerine şiirleri ve makaleleri İtalyanca, İspanyolca, İsveççe, Ermenice, Azerice, Farsça, Bengalce, Kürtçe, Zazaki, Rumca ve Lazca’ya çevrildi. İngilizce şiirlerinden bazıları uluslararası tematik şiir antolojilerine kabul edildi.

“Genelev Travması”

çürümüş düş kokulu odalarda
ıslak bir hayal kırıklığına açılır
kapıların köhneliği
duvarlara sinmiş sahte orgazm senfonileri
arabesk sloganlar hecelenir aynalarda
pencereler sımsıkı gizler yüzünü utancından
perdelerin ardına
buruşuk yatakta akan kirli bir nehir

kadın ki acının asi cambazı
dikenli teller üzerinde
dirimle ölüm arasına gerili
yırtık hevesleri diker kasıklarında
içinden geçer kezzaplı gecelerin
yaslayarak başını umudun omzuna
kirli banknotlar istila eder
hoyrat coğrafyasını şehvetin

“Kentin Aşk Gerillası”

bir gelincik tarlasıyla bir molotof
kokteylini karıştırırsak aynı cezvede
fincana dökülen ben oluyorum
öfke’ye yaslanarak dik
durabiliyor hayatın ortasında kalbim
parmaklarımın arasından dökülen uçurtma
gölgeleri,mor bir düğme
gibiyim yalnızlığa ilikli

bu gece kadehlere bölüştürdüğüm
Güzel şarabın Marmara’lı Nilgün’ü
Ömer Hayyam ve ben şarâbi
rubailer okuyoruz hüznün yüzüne karşı
Aşk yakamızdan düşsün için

( aslında her Aşk yanmaya bir bahanedir
kendine dönen bir pervaneyim
nârım özümdedir )

bu gece dalgın gemiler
geçiyor yine kıyılarından gözlerimin
gene de tek başıma Çin
ordusuyum karşısında kederin
keder ki acı’nın ağır abisi
kim hesaplayabilir ki hayal kırıklığımın hacmini

( yüklemi hep aynı nesnesi çok
bir cümle Aşk dediğin
aslında ben nâra aşıkım
Aşk bana nâr )

bu gece buruk bir anons
olup geçiyorum
haber ajanslarının sarhoşluğundan :
dikkat ! kederden kanayan ağır
bir yalnız için acele Aşk aranıyor…

( aslında her Aşk ‘görülmüş’
eski bir mektuptur,kalbimin
köhne çekmecelerinin dibinde
hangi birinize ağlayayım
ne çok terk ettiniz beni be ! )

Paylaşın

Serdar Ünver kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Ocak 1955 yılında Bursa’nın Orhangazi İlçesine bağlı Karsak Köyü’nde dünyaya gelen Serdar Ünver, Gemlik Atatürk İlkokulu’nu, Gemlik Ortaokulu ve Lisesi’ni bitirdi. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu.

Haber Merkezi / Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni olarak Ordu/Ünye’ye atandı. Gemlik Ticaret ve Meslek Lisesi’nde öğretmen ve bir süre Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Gemlik Ticaret ve Meslek Lisesi’nden emekli oldu.

2012 yılından bu yana Bursa’da ve Macaristan’da yaşamakta olan Serdar Ünver, Edebiyatçılar Derneği üyesidir. ‘’Başak Sokak’’ adlı ilk şiiri üniversite yıllarında Ankara’da Hisar dergisinde çıktı. Yeni Biçem ve Akapalta başta olmak üzere Kitap-lık, Sincan İstasyonu, Varlık, Yasakmeyve, Eşik, İzlek, Şiir-lik, Mühür, Çağdaş Türk Dili, Patika gibi birçok dergide şiirleri yayımlandı.

Serdar Ünver’in Kuşlar Kanadı ve Bakakalmak adlı eserlerindeki şiirlerinin tamamı çobanıl şiirlerdir. Şair öznel ve toplumsal dağdağayı dağlarda, ovalarda, deniz-göl kıyılarında dolaşarak kuşlarla, böceklerle, bitkilerle hemhal olarak atabildiğini belirtmiştir. Şiir türlerinin hatta temalarının da bir karakteri olduğuna inanan Ünver, çobanıl şiirin doğanın dinginliğini, hesapsızlığını, kitapsızlığını giyindiğini söyler.

Arkası Dün ve Eylül Avlusu eserlerinde tematik bir bütünlük gözetmeden sadece saf şiir arayışına yönelmiştir. Ünver, saf şiirden vazgeçmeme ilkesinin bütün kitaplarında geçerli olduğunu söyler. Konularını aşktan, hüzünden, yaşanmışlıklardan, yaşanmamışlıklardan, acılardan, sevinçlerden; doğaya, insanlara, olaylara içinden tanıklıktan alan şiirlerini, yaşama, nesnelere bakışın; yaşamı, nesneleri algılayışın ve yorumlayışın ussal ve duyusal yansıması olarak değerlendirir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın