Nazmi Ağıl Kimdir? Hayatı, Eserleri

1964 yılında Eskişehir’de dünyaya gelen Nazmi Ağıl, Kuleli Askeri Lisesini bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden 1987’de mezun oldu. Yine Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünde 1995’te yüksek lisansını, 2001’de doktorasını tamamlayarak “doktor” unvanını aldı.

Haber Merkezi / 1987-2002 yılları arasında Kuleli Askerî Lisesinde İngilizce öğretmeni olarak çalıştı. Dokuz Eylül ve Ege Üniversitelerinde; Amerikan Şiiri, Yaratıcı Yazarlık ve Şiire Giriş gibi çeşitli dersler verdi. 2008’de Koç Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümüne yardımcı doçent olarak atandı. Daha sonra doçent unvanını alan Nazmi Ağıl hâlen burada öğretim üyesi olarak çalışmakta ve dersler vermektedir. 1990’lı yıllarda şiirle yakından ilgilendi ve Boşanma Dosyası (1998) adlı şiir kitabıyla 1998 Yunus Nadi Şiir Ödülü’ne layık görüldü. Evli ve iki çocuk babası olan Ağıl İstanbul’da yaşamakta ve yazı çalışmalarını sürdürmektedir.

Nazmi Ağıl edebiyat ortamında kaleme aldığı şiirler ve İngilizceden yaptığı çevirilerle tanınmıştır. 1995’ten beri şiir ve çevirileri; Cumhuriyet Kitap, Adam Sanat ve kitap-lık başta olmak üzere birçok süreli yayında belli aralıklarla yayımlanmıştır. Ulusal ve uluslararası dergilerde ise akademik araştırma-inceleme yazılarınıyla makalelerini yayımlamayı sürdürmektedir. Gökçe Yazı (1998) adlı ilk şiir kitabında Gökçeada’ya yaptığı yolculuktan hareketle iç yolculuğunu lirik bir anlatımla dile getirdi. Sonraki kitaplarında da yaşamın içinden çıkan lirik ve ironik durumları ustalıklı bir rahatlıkla şiirlerştirdi (Yalçın 2010: 24). Yağmura Bunca Düşkün Toplu Şiirler (1998-2014) adı altında 1990’lı yıllardan beri; Gökçe Yazı (1998), Boşanma Dosyası (1998), Beni Böyle Değiştiren (2000) Aşk Küçücük, Kırılgan (2002), Kokarca Aramak (2005), Babalar ve Oğullar – Umut’un Defteri (2008), Yavaş Matematik (2012) adlı şiir kitaplarıyla ilk kez bu kitapta yayımlanan yeni şiirlerini toplu olarak okuyucuyla bulıuşturmuştur.

Şiirlerine toplu bir şekilde bakıldığında kendi şiir evrenini kuran Nazmi Ağıl’ın; okuduğu bütün şiirlerden gördüğü bütün resimlere, entelektüel meselelerden yaşadığı hayata her şeye şiirle uzanabilen, dokunduğunu şiir yapan bir şair olduğu görülmektedir. Şiirin yanı sıra çeviriye de ağırlık veren Nazmi Ağıl; Canterbury Hikayeleri (1995), Schopenhauer’in Teleskopu (2007) ve Prelüd Bir Şairin Zihinsel Gelişimi (2010) gibi eserler başta olmak üzere Batı Edebiyatı’ndaki önemli şairlerin eserlerinden bazılarını dilimize kazandırmıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Nâzım Hikmet Ran Kimdir? Hayatı, Eserleri

15 Ocak 1902 yılında Selanik’te dünyaya gelen Nazım Hikmet Ran, 3 Haziran 1963 sabahı 06:30’da geçirdiği kalp krizi sonucunda yaşama veda etmiştir. Çok sayıda yazar ve sanatçının katılımıyla Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan tören sonrası ünlü Novo-Deviçye Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Haber Merkezi / İlköğretimini Göztepe Taşmektep, Galatasaray Lisesi ilk bölümü ve Nışantaşı Numune Mektebi’nde tamamladı. Heybeliada Bahriye Mektebi’nden deniz subayı olarak mezun oldu. Hamidiye Kruvazörü’nde stajyer subayı olarak görevliyken sağlık nedeniyle çürüğe çıkarıldı. İstanbul’un işgali üzerine Millî Mücadele’ye katılmak için Anadolu’ya geçti., Bolu Lisesi’nde kısa süre öğretmenlik yaptı.

Rus devrimini yakından tanımak isteğiyle Batum’dan üzerinden Moskova’ya gitti ve Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat öğrenimi gördü. Dönüşte Aydınlık dergisinde yazmaya başladı. Yayımlanan bir şiiri nedeniyle hakkında “gıyaben” tutuklama kararı çıktı. Bunu öğrenen Nâzım yeniden Rusya’ya gitti ve af çıkması üzerine Türkiye’ye döndü. Hopa’da tutuklandı ve bir süre cezaevinde kaldı. Özgür kalınca İstanbul’a yerleşen Nâzım, değişik gazete ve dergilerle film stüdyolarında çalıştı. ilk şiir kitabını yayımladı ve oyunlarını yazdı. Tekrar tutuklandıysa da Cumhuriyet’in 10. yılı nedeniyle çıkarılan aftan yararlandı. Orhan Selim takma adıyla, Aksam, Son Posta veTan gazetelerinde fıkra yazarlığı ve başyazarlık yaptı.

Düşüncelerinden ve yazılarından rahatsızlık duyan dönemin iktidarı, Kara Harp Okulu öğrencileri arasında propaganda yaptığı gibi uyduruk bir gerekçesiyle yargılanmasını sağladı ve Harp Okulu Askeri Mahkemesi’nce 15 yıl hapse mahkum edildi. Bununla da yetinilmedi ve Donanma içinde faaliyette bulunduğu gerekçesiyle de Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce 20 yıla mahkum edildi. Toplam 35 yıllık ceza Türk Ceza Kanunu’nun 68 ve 77 maddeleri uyarınca 28 yıl dört aya indirildi ve Çankırı Hapishanesi’ne, oradan Bursa Hapishanesine gönderildi. Demokrat Parti’nin iktidara gelince genel af ilan etti. Nâzım’ı kapsam dışı bırakan yasaya karşı aydınlar ve hukukçular kampanya başlattılar. Nâzım Hikmet de hapishanede açlık grevine başladı. Bu gelişme üzerine cezası affedildi ve 13 yıl sonra özgür kaldı.

Özgür kaldıktan sonra iş bulamadı ve kitap yayımlayamadı. Bu kez de 50 yaşında askere alınma kararı çıktı. Zor durumda kalan ve öldürüleceğinden korkan Nâzım Hikmet, Refik Erduran’ın önerisiyle Romanya bandıralı bir gemiye binerek Türkiye’den ayrıldı. Demokrat Parti iktidarı çıkardığı Bakanlar kurulu kararıyla Nâzım Hikmet’i Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı.

Sovyetler Birliği’nde Moskova yakınlarındaki yazarlar köyünde ve daha sonra da, eşi Vera Tulyakova (Hikmet) ile Moskova’da yaşadı. Yurt dışında bulunduğu süreçte Bulgaristan, Macaristan, Fransa (Paris), Havana, Mısır gibi ülkeleri gezdi, buralarda konferanslar düzenledi, savaş ve emperyalizm karşıtı eylemlere katıldı, radyo programları yaptı.

Nâzım Hikmet, hece vezniyle yazdığı ilk şiirlerini Yeni Mecmua, İnci, Ümit ve Celal Sahir (Erozan)’in çıkardığı Birinci Kitap, İkinci Kitap dergilerinde yayımladı. “Bir Dakika” adli şiiriyle Alemdar gazetesinin açtığı yarışmada birincilik kazandı. Rusya’dan döndükten sonra Aydınlık, Resimli Ay, Hareket, Resimli Her şey, Her Ay gibi dergilerde yazan Nâzım Hikmet cezaevine girdikten sonra yıllarca yayın yapamamıştır. Ancak, 1940’li yıllarda, Yeni Edebiyat, Ses, Gün, Yürüyüş, Yığın, Bastan, Barış gibi toplumcu dergilerde İbrahim Sabri, Mazhar Lütfi takma adlarıyla ya da imzasız olarak bazı şiirleri çıktı. Kuvâyi Milliye Destanı İzmir’de Havadis gazetesinde tefrika edildi. Destanı Yön dergisi yayınladı ve Nâzım’ı okurlarıyla buluşturdu.

Ömrünün çoğunu hapislerde geçiren şairin, dünyanın bütün dillerime çevrilen, ödüller alan şiirleri memleketinde yasaklandı. Uzun yıllar süren yasağın izlerine günümüzde de rastlamak olası. Oysa Nâzım Hikmet, Çağdaş Türk şiirinin öncüsü, serbest nazımın ilk uygulayıcısıdır. Uluslararası bir üne sahip olan şair dünyanın en büyük şairleri arasında gösterilmektedir.

Eserleri;

Şiir;

835 Satır
Jokond ile Si-Ya-U
Varan 3
1+1=1
Sesini Kaybeden Şehir
Benerci Kendini Niçin Öldürdü
Gece Gelen Telgraf
Portreler
Taranta Babu’ya Mektuplar
Kurtuluş Savaşı Destanı
Saat 21-22 Şiirleri
Şu 1941 Yılında
Memleketimden İnsan Manzaraları
Rubailer
Dört Hapishaneden
Yeni Şiirler
İlk Şiirleri
Son Şiirleri
Yatar Bursa Kalesinde

Roman;

Kan Konuşmaz
Yeşil Elmalar
Yaşamak Güzel Şey be Kardeşim

Öykü;

Hikayeler
Çeviri Hikayeler

Oyun;

Kafatası
Bir Ölü Evi Yahut Merhumun Hanesi
Unutulan Adam
İnek
Ferhat ile Şirin
Enayi
Sabahat
Yusuf ile Menofis
İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu

Yazılar;

İt Ürür Kervan Yürür
Alman Faşizmi ve Irkçılığı
Millî Gurur
Sovyet Demokrasisi

Mektuplar;

Kemal Tahir’e Hapishaneden Mektuplar
Cezaevinden Memet Fuat’a Mektuplar
Bursa Cezaevinden Vâ-Nû’lara Mektuplar
Nâzım’ın Bilinmeyen Mektupları
Pirâye’ye Mektuplar

Masal;

La Fontaine’den Masallar
Sevdalı Bulut

(Kaynak: siirakademisi.com)

Paylaşın

Namık Kemal Kimdir? Hayatı, Eserleri

21 Aralık 1840 yılında Tekirdağ’da dünyaya gelen Namık Kemal, 2 Aralık 1888 yılında Sakız Adası’nda hayatını kaybetti. Gelibolu’da Bolayır’da gömüldü. Asıl adı Mehmed Kemal’dir. (Namık adını ona şair Eşref Paşa vermiştir.)

Haber Merkezi / Küçük yaşta kaybetti, dedesinin yanında büyüdü. Çocukluğu Rumeli ve Anadolu’nun çeşitli kentlerinde geçti. Özel öğrenim gördü, Arapça ve Farsça öğrendi. On sekiz yaşında İstanbul’a babasının yanına döndü. Babıali Tercüme Odası’na kâtip olarak çalışmaya başladı. girdi. Dönemin önemli düşünür ve sanatçılarıyla tanışma olanağı buldu. Yeni Osmanlılar adlı gizli derneğe katıldı. Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin görüşleri doğrultusunda yayın yapan Tasvir-i Efkâr gazetesinde hükümeti eleştiren yazılar yazdı. Gazete kapatıldı. İstanbul’dan uzaklaştırılmak için Erzurum’a vali muavini olarak atandı. Göreve gitmedi ve Ziya Paşa’yla birlikte Paris’e kaçtı.

Bir süre sonra Londra’ya geçti ve Ali Suavi’nin çıkardığı ‘Muhbir’ gazetesinde yazmaya başladı. Daha sonra Hürriyet adlı bir gazete çıkardı. Hüsnü Paşa’nın çağrısı üzerine İstanbul’a döndü. I. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. Şura-yı Devlet (Danıştay) üyesi oldu. Kanun-î Esasi’yi (Anayasa) hazırlayan kurulda görev aldı. II. Abdülhamid’in Meclis-i Mebusan’ı kapatması üzerine tutuklandı. Beş ay kadar tutuklu kaldıktan sonra Midilli Adası’na sürüldü. Midilli mutasarrıfı oldu. Aynı görevle Rodos ve Sakız Adası’na gönderildi.

Türk Edebiyatında öncü niteliği bulunan şair ve tiyatro yazarıdır. “Vatan şairi” olarak da anılır. Küçük yaştan itibaren şiirle uğraşmaya başladı. İlk  şiirlerinde tasavvuf etkileri görülür. Türk şiirini Divan şiirinin etkisinden kurtarmaya çalıştı. Vatan Şairi diye de onurlandırıldı. Özellikle “İntibah” isimli romanı ve “Vatan, Yahut Silistre” isimli tiyatro oyunu ile tanındı. İlk romanı “İntibah” 1876’da yayınladı.

Ruhsal çözümlemelerinin, bir olayı toplumsal ve bireysel yönleriyle görmeye çalışmasının yanı sıra, dış dünya betimlemeleriyle de İntibah Türk romanında bir başlangıç sayılır. Romanı ve tiyatroyu toplumsal yaşama soktuğu gibi, edebiyat eleştirisini de Türkiye’ye ilk getiren kişilerden biri oldu. En önemli eleştiri eserleri Tahrib-i Harâbât ile Takip. Gazeteci olarak da Türk kültürü içinde önemli bir yeri var. Döneminin hemen hemen bütün yenilik yanlısı ve ilerici gazetelerinde yazıları yayınlandı. Siyasal ve toplumsal sorunlardan edebiyat, sanat, dil ve kültür konularında 500 kadar makalelesi vardır.

Eserleri;

Oyun:

Duranoğulları (1831)
Vatan Yahut Silistre(1873)
Zavallı Çocuk(1873)
Akif Bey(1874)
Celaleddin Harzemşah(1885)
Kara Bela(1908)
Gülnihal
Bir Zamanlar Gızanken

Roman:

İntibah, 1876 (yeni harflerle, 1944)
Cezmi, 1881 (yeni harflerle, 1969)

Eleştiri:

Tahrib-i Harâbât (1885)
Takip (1885)
Renan Müdafaanamesi (1908, yeni harflerle 1962)
İrfan Paşa’ya Mektup (1887)
Mukaddeme-i Celal (1888)

Tarih:

Devr-i İstila (1871)
Barika-i Zafer (1872)
Evrak-ı Perişan (1872, yeni harflerle 1973)
Kanije (1874)
Silistre Muhasarası (1874, yeni harflerle 1946)
Osmanlı Tarihi (1889, ölümünden sonra, yeni harflerle 3 cilt, 1971-1974)
Büyük İslam Tarihi, (1975, ölümünden sonra)

Paylaşın

Naime Erlaçin Kimdir? Hayatı, Eserleri

1946 yılında Adana’da dünyaya gelen Naime Erlaçin, halen Ankara’da yaşamaktadır. Lise sonrasında, bir süre ABD’de okuduktan sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne devam eden Naime Erlaçin, Sosyal Bilimler Ana Bilim Dalı, Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu.

Haber Merkezi / Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nde lisansüstü (MS) çalışmasını tamamlayan Naime Erlaçin’in şiir ve yazıları Hayal, Simge, Mor Taka, Varlık, Yasakmeyve, Kıyı, Ada, Bireylikler, Yeni Düşün, Deliler Teknesi, Her Şeye KARŞIN, Lara, Kedi, Sonra-Edebiyat, Onaltıkırkbeş, Enkoyu, Lacivert Sanat-E gibi dergilerde; Borges Defteri Kültür-Sanat portalında; Taka ve Yeni Adana gazetelerinde; 2006 Yeni Şiirler Antolojisi’nde yayımlandı.

Eserleri;

6. dekad
Zerenze
Galileo
Şikayetname
Bir tutam tuz

“An ve Anlam!”

aşkla tanımlar kişi kendini
ipini çeker sonra darağacında
mezarında kükrer yeniden
kül kalıntıları sorgular tinden

ateş kuşu
şiir tanrısı ve
magmada son bulur serüven

harf aldatmaz bir tek!
yontar sesini çığlığın bilirim
ışıltısını saklar sözün hamurunda çünkü dil

kristal nidalarda
kesif bir hüzün kuşanır narin kırılmalar
bıçak ezgilerde nihayetlenir çıkmaz sokaklar
yorgun sahafların
gürgen kokulu eskimiş raflarında veya

aşka yarılır sözün mücerret tohumu
geç kalmış bir bahar gecesinde
zifir gibi!
iblisini karşılar insan
bir yüz düşer ansızın yüzüne
çehresinde yırtılır beklenen tan

o an ki ışık yüklüdür
ve yaşam

aşktan anlamlanan!

“Gazel Sarısı”

başka yolu yok
yağmur tozu serpeceksin saçlarıma
veya dördüncü zamanın
çürüyen tenimde küf tutacak toprağına

içime konuşur gibiyim nicedir
çınar altlarında arama suretimi
yaprak hışırtısından sorma hiç
böyle yetim akıyor nehrim
___söğüt küs
:
yosun tutmaz oldu su kenarları…

nicedir kum masallara bağışlandım
onlar ki dilsiz ve sağırdırlar
cinlerden vergi bir sayrılık böğrümde
kıyasıya yüzleştiğim
kırık dökük heceler dans ediyor eteklerimde
işgalci hüznümle dörtnala koşan infazcı dilim bir de

susacak elbet nal sesleri bir gün
dalını yitiren serçeler yas tuttuğunda
gideceğim rüzgarın oğlu ey!
şarkılar gülmeyi unuttuğunda…

solgun mevsimlerin en şaşaalısı
___aşkı bilenim!
sararmış yapraklara yazdığım divanı yakmak
yine sana kaldı
ellenmeden solan delifişek düşlerim adak ağaçlarında

‘bir yağmur inmeli’ diyorum gazel sarısına
yok başka yolu anla!

bir yağmur ki boylu boslu
____hüznümün endamında…

“Dışbükey”

ehram taşlarıyla sırtında nereye kadar yürür insan
nasıl sevişir uykuda kurumuş dudaklar
zulümden ruhsatlı asırlar eteğinde

susuzdur zaman
açgözlü ve masum
kanatlanır us
muhakeme iflas eder yangın isinde
çatlak tenli bir kitabe kadar ahraz kalınır
rahmet özleyen mezar sessizliğinde

içimin divane atı koşar orada
şahlanır dörtnala!
delirmiş ırmağın kıyısında kişneyerek
serüvenin kanlı teri siner serazad yelesine

koşumsuz at çılgınlığından ne anlar insan!
sırrını çözer mi suyun ve ateşin ve rüzgarın
dışbükey bir aynanın pitoresk inikasından
ne anlar! kader karasında büyüyen sevda sarısından

göğsünde sebepsiz bir hançerden ne anlıyorsa
o kadar işte!

bu ne bu?

bilemedin ey insan!
uçuşan yelelere sakladığın yalnızlık
yol arkadaşındı senin

Paylaşın

Naim Kandemir Kimdir? Hayatı, Eserleri

1961 yılında Samsun’da dünyaya gelen Naim Kandemir, ilk, orta ve lise eğitimimi Samsun’da bitirdi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun olan Kandemir, özel firmalarda yöneticilik yaptı. 2003 yılında Çanakkale’ye yerleşti.

Haber Merkezi / 1983 yılında henüz üniversitede öğrenci iken arkadaşlarıyla birlikte açtığı Mayıs yayınlarından “Görüşmek üzere” isimli ilk şiir kitabını çıkardı. Aradan 26 yıl geçtikten sonra 2009 yılında yine bir şiir kitabıyla Camın Buğusuna Yazılanlar’la okuyucusunun karşısına çıktı. Sonra art arda kitapları yayınlandı.

2011’de “Bir Dakikalık Hikayeler” raflarda yerini aldı. Kendi çocukluğundan hareketle eğlenceli bir üslupla kaleme aldığı “Benim Amarcord’um” ve yine 78 kuşağına denk gelen gençlik yıllarında verdiği mücadeleden anlatıların bulunduğu 2015 basımı “Ömrümüzü Hayat Yaptığımız Yıllar” isimli kitabıyla karşımıza çıktı. Son olarak farklı bir yapım olan İnziva Diyaloları’nı okuruyla buluşturdu.

“Ömrümden biriktirdim seni”

                                                    Sema’ya

Boşluğa açılıyor evimin tüm kapıları
Dışarıya hangi mevsim gelmiş bilemiyorum
Yunuslar yok yaz bitmiş
Üşüyor ellerim
Haşim’in bir sokak ressamından getirdiği
Kübalı kedileri seviyorum
Sarı Küba sokakları gözlerimde yanıyor

Bahar gelmiş duyuyorum kıpır kıpır
Çocuk sesleri yükseliyor gökyüzüne
Peşlerinden bakıyorum anlayarak
Adının ne kadar yakıştığını sana
Yırtıyorum zaman yazan tüm reçeteleri
Neyi unutayım ki?
Ömrümden biriktirdim ben seni.

“Burcum sensin”

Yenilmişliğimiz konuşuldu günler geceler boyu
Nafile uğraşlar edindim kendime
Bir bir aşıp yarattığım engelleri sonunda kendime vardım

Ne zaman sakin bir köşe bulsam
Sözcükleri dizeleri ceplerimden çıkarıp
Sevip güzelleştirdim
Tarihi anlatanlar da bilmedi kahramanların
Bir büyük hayatta figüran olduklarını
Yalan söyleyip aynalara baktım
Aynalar gözüme oturdu
Değer miydi bunca yaşadığım
Doğururken annemin akıttığı kana?
Nasıl yanıtlarım bu soruyu bunu öğrenmeliyim

Nedense benden büyük kadınların ilgisini çektim
Yine de en çok küçük kara bir kız sevdi beni
Burcumu bilmiyor hâlâ o
Çünkü hiçbir burca girmiyor doğum tarihim

Yanlış da yazabilir doğum tarihimi nüfus memuru
Burcum sensin karakız gülüşünü eksik etme.

“’78 buçuk”

Nasıl yaşanır onca yıl?
Aynı sokak, aynı ev, aynı masa
Hep aynı saatleri aynı yerlerde geçirmek
Ne tuhaf, şimdi bakmak gençlik yıllarına

Sokak, ev, masa kıskacında
Nasıl kurulur bir dünya?
Hayat akıp giderken göz1erinizden
­Dil yorulmadı mı gözün gördüğünden?

Bağımlılık, düzen, bordro, güvenlik. . .
Kuru bir çeşme kendine yük­
Kim kurtulmuş fırtınadan kapanarak kamaraya?

Bak nasıl da geçiyor dalgaların arasından
eli burnunda bir taka.

Paylaşın

Nabi Kimdir? Hayatı, Eserleri

1642 yılında Şanlıurfa’da dünyaya gelen Nâbi, 12 Nisan 1712 yılında İstanbul’da vefat etmiş, Üsküdar’da Karacaahmet Mezarlığına gömülmüştür. Asıl adı Yusuf’tur. Hacı Gaffarzadeler diye bilinen ve âlimler yetiştirmiş bir ailedendir. Babasının adı Seyyid Mustafa’dır. Urfa’da iyi bir öğrenim görerek Arapça ve Farsçayı şiir yazacak derecede öğrendi. Arzuhalcilik (dava vekili) yaptı.

Yirmi dört yaşlarında İstanbul’a (1665) giderek Musahib Mustafa Paşa’ya sunduğu medhiye üzerine onun divan kâtibi oldu. 1671’de yapılan Lehistan seferine IV. Mehmed’le birlikte katıldı. Kamaniçe Kalesinin fethi üzerine yazdığı Fetihnâme ile padişahın büyük ilgisini gördü. 1678 yılında hacca gitti. Dönüşünde kethüdalığa (kâhya) tayin edildi. Mustafa Paşa’nın Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) göreviyle saraydan uzaklaştırılarak Mora’ya gönderilmesi sırasında onun yanında bulundu. Paşa’nın ölümünden sonra da Halep’e gitti.

Devletçe sağlanan özel imkânlardan yararlanarak yirmi beş yıl rahat bir hayat yaşadığı Halep’te evlendi ve eserlerinin büyük bölümünü orada yazdı. Ayrıca bu dönemde İstanbul, Manisa ve Erzurum’daki dostlarıyla yazışarak onlara şiirler ve tebrik kasideleri gönderdi. Halep’e vali olarak gelen Baltacı Mehmet Paşa’nın sadrazamlığa getirilmesi üzerine onunla birlikte İstanbul’a (1710) döndü. İstanbul’da üstad bir şair olarak büyük saygı gördü. Şeyhü’ş-şuara (şairlerin en büyüğü) sayılmaya başlandı. Ömrünün son yıllarında Darphane Eminliği  görevinde bulundu. Ağır hasta iken yazdığı ve ölüm tarihini belirttiği kıta mezar taşına işlendi. Karacaahmet Mezarlığında gömülüdür.

Osmanlı hükümdarlarının altısını gören Nâbi’nin devri, yeniçerilerin başkaldırdığı, vezirlerin mal ve mülkünün gasp edildiği, devletin siyasî ve sosyal durumunun bozulmaya başladığı, Osmanlının duraklama dö-nemidir. Bu dönemde saraydan ve devlet büyüklerinden yardım umarak onlara nazireler yazan pek çok şair türedi. Nâbi, bu şairler arasında farklı bir tarz geliştirmeyi başardı. Kendisini takip edenlerle birlikte bir “Nabi mektebi” kurdu. Bu mektebin başlıca özelliği, bilgi ve düşünce unsurlarını didaktik (öğretici) bir zihniyetle ifade etmekti. Nabi’nin oğluna da sade, mütevazı bir hayat sürmesini, felsefe hariç bütün ilimleri, özellikle dinî ilimleri öğrenmesini, hayatını her zaman “orta tabaka” içinde sürdürmesini önerdiği bilinmektedir. Şiirlerinde sık kullandığı “terazi” imgesi, hayatının sürekli bir denge arayışı içinde olduğunu ortaya koyar.

Şeyhi’nin kaydettiğine göre; “sohbeti leziz, külfetsiz, seriü’l intikal, bediü’l-irtical, gayet güzel ve tatlı konuşan” bir kimsedir. Şeyhülislâm Mehmed Esad Efendi onun güzel besteler yaptığını, musikîde de üstat olduğunu belirtir. Bu yönünün eserlerine gizli bir lirizm kazandırdığı söylenmektedir. Doğu dillerini ve İslâm ilimlerini iyi bilen, İslâm medeniyeti edebiyatına vakıf olan şair, divan şiirinde konu olarak hep aynı temaların seçilmesini ilk eleştiren şairdi. Didaktik şiire büyük önem veren Nabi, devrinin bozulan sosyal, siyasî, ahlâkî durumu karşısında insanları dine, ahlâk ve fazilete çağırdı.

Şiirlerinde, özellikle mesnevi tarzında yazdıklarında, tasavvuf ve hikmet konularına geniş yer verdi. Eserlerinde Osmanlı toplum düzeni hakkında görüşlerini de ayrıntılı olarak dile getiren Nabi; para, mevki ve eğlence ihtirasını da eleştirir. O, bu yönüyle devrinin sosyal ve tarihî olaylarının bir aynası olarak görülmektedir. Elli yıldan fazla süren sanat hayatı süresince, devrinin ihtiyaçlarına uygun eserler vererek çevresinin düşünüş ve sanat anlayışı üzerinde önemli bir tesir ortaya koydu. Divan şiirinde bir yenilik gibi görünen bu tarz, daha sonraki yüzyıllarda daha büyük bir önem kazandığı için şairin etkisinin de uzun süreli olduğu değerlendirmesi yapılmıştır.

Gazelde açık bir dille yazmanın gerekliliğini öne sürmüşse de kimi gazellerinde bu kurala uymadığı, karmaşık, bol sanatlı ve ağdalı bir dil kullandığı görülür. Ancak didaktik şiirlerinde fikrini söz sanatlarıyla süslemeden, doğrudan anlatma yolunu seçtiği ve sade bir dil kullandığı için beyitleri birer vecize gibi günümüze kadar ezberlenerek gelmiştir. Bu yönüyle Divan edebiyatında Bağdatlı Ruhi’den sonra bu tarz şiirin en büyük temsilcilerinden sayılır. Kusursuz dili ve sağlam tekniğiyle de edebiyatımızın en büyük şairleri arasında yer alan Nabi, şiirlerinde İstanbul Türkçesini kullanır. Sözlüklerden kelime taramak suretiyle gazel yazanlarla da şu beyitte olduğu gibi alay eder:

“Ey şi’r meyânında satan lafz-ı garîbi

Divan-ı gazel nüsha-i kâmus değildir”

Devrin önemli şairlerinden olan Sâbit, Râmî Mehmed Paşa, Sâmî, Seyyid Vehbî, Koca Ragıp Paşa gibi şairler, “Nabi mektebi”ne mensup olup şiirlerini onun etkisi altında yazmışlardır. Nabi’nin Türkçe Divan’ı hacim bakımından eski edebiyatın en büyük divanları arasındadır. Ayrıca, yaşadığı devrin özelliklerini yansıtması bakımından önemi büyüktür. Eserdeki şiirlerin çoğunluğunu hikmet ve tasavvuf unsurları oluşturur. Tercüme-i Hadis-i Erbain, Cami’nin kırk hadis tercümesinden yapılmış nakillerdir (Gen. bilgi için bkz. Abdülkadir Karahan, İslâmî Türk Edebiyatında kırk hadis toplama, tercüme ve şerhleri, 1954 ve Kırk Hadis Çevirisi, Necip Âsım tar. Millî Tetabbular Mecmuası, s. 4. 1912). Hayriyye adlı eseri, şairin oğlu Ebulhayr için Halep’te yazdığı mesnevi şeklinde bir nasihatnamedir. Hayrabad, Feridüddin Attar’ın eserinin genişletilerek yapılmış bir tercümesi olup mesnevi şeklindedir ve Fransızcaya da çevrilmiştir (1887).

Surname, 1675’te Edirne’de IV. Mehmed’in şehzadeleri için yapılan sünnet düğününü tasvir eden manzum bir eserdir (Geniş bilgi için bkz. Âgah Sırrı Levend, Nabi’nin Surnamesi, 1944). Fetihname-i Kamaniçe, içinde manzum parçalar da bulunan bir eser olup, Lehistan seferine dair bir gazavatnâmedir (Tarih-i Kameniçe adıyla basıldı, 1864). Tuhfetü’l-Harameyn (1849) şairin hac seyahatinin izlenimlerini dile getiren mensur bir eserdir. Zeyl-i Siyer-i Veysî adlı eser, Veysi’nin Hz. Peygamber’in doğumundan Bedir Savaşına kadar gelen hayatını içine alan siyer (Hz. Peygamber’in hayat hikâyesi) kitabına zeyl (ek) olarak yazılmıştır ve Mekke’nin fethine kadar dönemi içine alır (Bulak, 1832). Münşeat adlı eser ise şairin özel ve resmî mektuplarını içine alan bir mecmua olup devrinin sosyal hayatıyla ilgili örnekler içermektedir.

“Nabî’nin ekol sahibi oluşu, onun düşünmeye ve düşündürmeye ağırlık veren sanat anlayışıyla yakından ilgilidir. İnsan, hayat ve toplumla ilgili görüşlerini, çağının huzur ve sükundan yoksun insanına doğru yolu göstermeyi, öğüt vermeyi amaç edinmiş düşüncelerini, Nabî şiirinde vermeye çalışmıştır.” (Mine Mengi)

Eserleri;

Divan (1841, 1875), Divançe (Farsça), Terceme-i Hadis-i Erbain (kırk hadis çevirisi, Necip Asım tar. Millî Tetabbular Mecmuası, s. 4. 1912), Hayriyye (Halep’te iken oğlu Ebulhayr için yazdığı ahlâk öğütleri veren mesnevisi, 1889. Fransızcaya da çevrilmiştir. 1887), Hayrabad (mesnevi, yaz. 1705), Surnâme (1675 yılında IV. Mehmed’in şehzadeleri için Edirne’de yaptırdığı sünnet düğünlerini anlatır. Agâh Sırrı Levend tar. Nâbî’nin Surnamesi adıyla, 1944), Fetihnâme-i Kameniçe (düz yazı, Lehistan seferini anlatır, Tarih-i Kameniçe adıyla, 1864), Tuhfetü’l-Haremeyn (Hac yolculuğunu anlatan gezi notları, düzyazı, 1849), Zeyl-i Siyer-i Veysî (Veysî’nin Siyer kitabına zeyl, Bulak, 1832), Münşeât -ı Nâbî (özel ve resmî mektupları).

(Kaynak: biyografya.com)

Paylaşın

Ozan Telli Kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Ocak 1950 yılında Gaziantep’in İslahiye İlçesi Telli Köyü’nde dünyaya gelen Ozan Telli, çocukluğu köyde geçmiş, düzenli bir öğrenim görmemiştir. Irgatlık, seyyar satıcılık, işçilik yapan Telli 1975’te şiirlerini yayımlamaya başlamış; 1978’den sonra Sanat Emeği dergisinde düzenli olarak şairin imzası görülmüştür.

Haber Merkezi / 1979’da Özgürlük adlı kitabını yayımlayan Telli, Birikim dergisinde yazmaya başlaması ile daha çok tanınmış ve yazın dünyasına kendini kabul ettirmiştir.

1977’de Vatan gazetesinin açtığı şiir yarışmasında birincilik ödülünü kazanan şair, 1980’de Akademi Kitabevi Şiir Başarı Ödülünü Murathan Mungan ve Turgay Fişekçi ile paylaşmış; Şahkulu ile “1983 Gösteri Şiir Ödülü”nü; İshakça ile “1984 Natıroğlu Şiir Ödülü” ikinciliğini ve “1992 Kültür Bakanlığı Şiir Başarı Ödülü”nü kazanmıştır.

Şiire adım attığı yıllarda Dadaloğlu, Köroğlu, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal vb. halk ozanlarından etkilenen sanatçının şiirlerinde biçim ile içerik uyum içindedir. 1983’te İshakça ile birlikte destan yazıcılığına başlayan şair, Anadolu’daki halk hareketleriyle ilgili olan destanlarını, materyalist bir tarih anlayışıyla yazmıştır. Nazım Hikmet ve 1940 kuşağı şiirinden etkilenen Telli, sosyalist gerçeklikten sapmayarak halk türkülerinin söyleyiş biçimlerinden ve estetik dokusundan yararlanmıştır.

“Sömürüsüz, sınıfsız bir toplum istemi” şiirlerinin derin yapısını oluşturur. Toplumcu şiirin doğa-insan, birey-devlet ilişkisi ve proleter sınıfın sorunları gibi başat temalarını diyalektik materyalizm ekseninde değerlendiren şair, halk şiiri ile toplumcu şiiri birleştirmeyi amaçlamıştır.

Eserleri;

Şahince (1981)
Ekmeğin Şarabın Tuzun Aşkına (1982)
İshakça (Baba İshak Destanı) (1983)
Şah Kulu Destanı (1985)
Kalenderoğlu Piri Mehmet Destanı (1987)
Aşktan Umut Kesilmez (1987)
Koçgiri Destanı (1987)
Dersim Destanı (1990)
Bizim Çeliğin Suyunda (önceki üç destanla birlikte,1991)
Ararat Destanı (1992)
Aşka Amin (2002)
Komüncüler (2002)
Ölümsemek (2007)

Ödülleri:

1977 Vatan gazetesi birincilik ödülü
1980 Akademi Kitabevi Şiir Başarı Ödülü (Murathan Mungan ve Turgay Fişekçi ile paylaştı)
1983 Gösteri Dergisi Şiir Ödülü /birincilik / “Şahkulu” ile
1984 Natıroğlu Şiir Ödülü / ikincilik / “İshakça” ile.
Gülhane El Sanatları Festivali birincilik ödülü (1987)
Kültür Bakanlığı başarı ödülü (1991)

Paylaşın

Ozan Eren Kimdir? Hayatı, Eserleri

21 Aralık 1984 yılında Şanlıurfa’da dünyaya gelen Ozan Eren, 2005’te Hacettepe Konservatuarı yarı zamanlı gitar bölümünü bitirdi. 2009’da, Bilkent Üniversitesi İşletme fakültesinden mezun oldu.

Haber Merkezi / Haziran, 2009’da “İkinci Perde” adlı müzik grubunu kurdu. Halen, ODTÜ Sosyoloji bölümünde yüksek lisans eğitimime devam ediyor.

Şiirleri bugüne dek, Edebiyat ve Eleştiri, Kıyı, Bireylikler, Damar, Berfin Bahar, Lacivert, Mühür, Koridor, Ekin Sanat, Şiiri Özlüyorum, Eliz ve Kurşun Kalem dergilerinde yayımlandı. Tüm çabasının; Octavia Paz’ın, “şairlerin öz yaşam öyküleri olmaz. Onların öz yaşam öyküsü yapıtlarıdır.” sözünden hareketle öz yaşam öyküsünü yazabilmek olduğunu söylüyor.

“Aynı nokta”

Bir gezgin yürüyor sokakta;
Dudaklarındaki türkü,
O an yazılmış sanki
Ve doğa eşlikte;
Her şey doğaçlama.

Bir gezgin yürüyor sokakta
Yolu ilk kez geçer gibi
Ve izliyor kendini
Yola bakan adımlarında.

Kendini söylüyor bir gezgin
Şehirlerde gördüğü yansımasına.
Gezginler yürüyor sokakta
Ayakları herkes gibi
Çocukluktan kalma.

Yollar yeniliyor kendini;
Varılan yine aynı nokta.

“Buruk bir tat ucuz bir tarife”

Sevgilimsin hayat
İntihar gecelerinden kalma
Ve bir o kadar inatçı,
yeni kulvarla
daha hızlı ölüme koşmakta.

Her ıslığa kayıp dudak,
Her sevişmede varılan uzak;
Çocukluk mahallelerimde
Mastürbasyon mevsimi
Susam Sokağı’nın yerini alacak.

Bir sarhoşluk anıysa gecelerim
Ve tek bir senfoniye yazılmışsa tüm şiirler
Ağaçsız bir sincap kadar mutluyum,
Adı unutulmuş bir sokak kadar çıkmaz;
Yani mesele, yüzümdeki çizgilerden karışık:
Çaresiz; tüm notalar,
Bisle başlayıp susacak.

Son kampanyalarda bana anlatılan
Yeni hattımla yâd etmek seni:
En ucuz tarifesiyle acının
“dakikası yalnız iki kontöre”
Yaralı aşklara kabuk bağlamak.

İntihar gecelerinden kalma
Sevgilimsin hayat.

“Kendine düşen kediler mezarlığı”

Kendine düşen kedileri diri diri gömerler;
alarm çalarım sesimden uzak.
Saatler, yüzünü döner hayatın;
köşede cinayetler…

Dilimde bedeniniz,
yalnızlıkların bekareti bozuk;
peşin peşin yakamam ışıkları,
karşılık bekler geceleriniz.
Mevsim sonları susar,
birikir taksitler.

Adımıdır insanın;
kedilerin gözlerinde baş aşağı düşer.
Bıçağım olur benim de ayaklarım;
yürürüm kanlı kanlı,
odama sığmaz ölümler.

Kendine düşen kedileri diri diri gömerler.
Kışa gizlenir yakalanması muhtemel zanlı;
postalları görünse karlar erir,
silinir iz:
Kar yağarım ağlamaklı.

Paylaşın

Oya Uysal Kimdir? Hayatı, Eserleri

24 Mayıs 1952 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Oya Uysal, 1971’de İstanbul Mecidiyeköy Lisesi’nden mezun oldu. 1972-1992 yılları arasında Yapı Kredi Bankası’nın Şişli Şubesi’nde kambiyo şefi olarak çalıştı, ardından emekli oldu. BİLSAK’ın kurucu üyesi olan Oya Uysal, Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği, Dil Derneği, Uğur Mumcu Vakfı üyesidir.

Haber Merkezi / Oya Uysal; 1972 Çağdaş Genç Şairler ve Şiirleri Antolojisi Yarışması’nda ikinciliğe, 1973’te Sesimiz dergisi şiir yarışması ile 1974 İstanbul Radyosu Moral Reklam Organizasyon 50. Yıl Şiir Yarışması’nda birinciliğe layık görüldü. Ayrıca 1997’de Uçuruma Düşen Nedir adlı kitabı ile Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü’nü, 1999’da Mevsimini Kaybetmiş Rüzgâr adlı şiir kitabı ile Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü, 2013’te Uzak Olan Sendin adlı kitabı ile Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü kazandı.

Henüz on altı yaşındayken, ilk şiiri Genç İstidatlar dergisinde yayımlanan Uysal’ın şiirleri; Varlık, Yazko, Edebiyat, Gösteri, Yeni Biçem, Düşler, Türk Dili, Adam Sanat, Yaşam İçin Şiir, Ankara Sanat, Hisar gibi dergilerde yayımlanmıştır. Aloğlu, Oya Uysal ile ilgili şunları dile getirir: ”Biraz ilkel bir yaklaşım; ama söylemeden edemeyeceğim, kitaplarının adları güzelleştikçe içindeki şiirleri de güzelleşiyor Oya Uysal Hanım’ın. Diyorum ki ben, gelecek kuşaklar Oya Hanım’dan ‘Geç İkinci Yeni şairi’ diye söz edecekler. Belki de 21. yüzyıla özgü hüznün şairi diyecekler. Ne diyeceklerini şimdiden bilemem; ama mutlaka ondan söz edecekler.”

Ufacık ise Uysal’ın Yürüdüm Yanında Yağmurun adlı şiir kitabıyla ilgili değerlendirmeler yapmıştır: ”Oya Uysal’ın dili sizi hayatın bir köşesinden alıp kendinizi olduğunuz gibi kabul etmeyi, bu hayatı iyisi ve kötüsüyle sevilmesi gerektiğini sadece kendi isteğiyle yaşanması gerektiğini savunur (…) Şiirlerinde aşkı çağırıyor. Bunu sonbahar, yağmur, yalnızlık imgeleri ile okuyucuya aktarıyor. Bu imgeleri hayat ile bütünleştiriyor. Şiirlerinin dili anlaşılır. Bu yüzden okurken zorlanacağınızı düşünmüyorum. Şiirler serbest şekilde yazılmış ve başlangıç sonu aynı cümlelerden oluşuyor. Nakarat etkisini okuyucuya sunarak onları şiirleri ile bütünleştiriyor.”

Eserleri;

İkili Düşünceler (1972)
Büyük Düşlerin Türküsü (1974)
Savaş Çocukları (1976)
Elim Sende Ayışığı (1994)
Yıldız Kokuyordu Gökyüzü (1994)
Uçuruma Düşen Nehir (1997)

Ödülleri;

Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü (1977)

“Uçuruma düşen nehir”

Sende bu yükseklik korkusu,
boşluğunun kıyısından geçmişe baktığın gün mü başladı
oturduğun yerden seyrettiğin kuşlar bile ürpertiyor içini.
İçin ki uğultulu bir orman. Ruhunu çizen, kanatan dallar ve rüzgar…
– Ah! kalbin sürgün günlerinden kalma hüzün
diyorsun
yüzünde güzden gölgelerle karşılarken akşamı
kucağında yalnızlığına sürtünen kedin.
Tanımlamak gerekirse bir imgeyle seni
uçuruma düşen nehir… Oysa şehir
aşağıdan seni çağırıyor

“Yıldız kokuyordu gökyüzü”

Bir aşklık yer aradık güvertede iliştik
ayışığına tuttuk yüzümüzü.

Uçuştu
saçlarımıza serpiştirilmiş tek tük ağarmış tel
açık kalmış göğün penceresinden.
Yıldız kokuyordu gökyüzü.

Işıklarını sarkıtmış suya
kımıldıyor şehir
seçilmiş düşler tutturulmuş yakaya
el tersiyle itilmiş sığıntı dün.

İskelede
dantelli bluzumun fırfırıyla oynaşırken rüzgar
çekip gitti ‘kalın sağlıcakla’sız vapurumuz
usuldan içime dönmüştüm bile
çoktan çimdiklenmişti hüzün.

Paylaşın

Osman Zeki Yüksel Serdengeçti Kimdir? Hayatı, Eserleri

15 Mayıs 1917 yılında Antalya’nın Akseki İlçesi’nde dünyaya gelen Osman Zeki Yüksel Serdengeçti, 1974 yılında Parkinson hastalığına yakalanmış ve 10 Kasım 1983’te Ankara’da vefat etmiştir. Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Haber Merkezi /  Asıl adı Osman Zeki Yüksel’dir. Akseki Müftüsü Hacı Ahmet Salim Efendi ile Emine Hanım’ın dört oğlundan üçüncüsü olan şair, ilkokulu Akseki’de, ortaokulu yatılı olarak Antalya’da okumuştur. Ankara Atatürk Lisesini bitiren şair 1940’ta Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümüne kaydolmuştur. Sabahattin Ali’yi tokatlaması ve 3 Mayıs 1944 olaylarına katılması hasebiyle dört ay hapis ve 66 TL para cezasına çarptırılmıştır. Bu karar Yargıtay tarafından bozulmuş ve 31 Mart 1945’te beraat etmiştir. Fakültenin son sınıfındayken Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından okuldan uzaklaştırılmıştır.

Kendi çıkardığı Bağrıyanık adlı mizahi gazetede Hasan Ali Yücel’e yazdığı “Yüksek Vekâletin Alçak Vekiline” dilekçesi yüzünden tutuklanmış ve bir sayı çıkan gazetesi kapatılmıştır. 1947-1962 yılları arasında sık sık tutuklandığı için sadece 33 sayı çıkarabildiği Serdengeçti dergisini yönetmiştir. 1956 yılında halasının kızı İsmet Hanım’la evlenmiştir. 1965 yılında Adalet Partisi’nden milletvekili seçilmiştir. Alparslan Türkeş’in Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ve Necmettin Erbakan’ın Milli Selamet Partisi’ne girmiş ama bu partilerden de istifa etmiştir.

İslami gelenekten yetişen şair; Mevlana, Yunus Emre ve Mehmet Akif’ten çok etkilenmiştir. Mevlana ve Mehmet Akif biyografileri vardır. Çıkardığı Serdengeçti dergisi ve Bağrıyanık gazetesi iktidar aleyhine yazdığı yazılar nedeniyle kapatılmıştır. Mabetsiz Şehir ve Gülünç Hakikatler adlı düzyazıları yüzünden kovuşturmaya uğramıştır. Müslüman Türk Çocuğunun Şiir Kitabı adlı antolojisi bulunan şairin Buhran ve Kara Kitap adlı dönemin Ankara’sını anlatan basılmamış iki romanı vardır. Hem Türkçülüğü hem de İslam’ı savunan şair “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanız!” diyerek fikrini ortaya sermiştir. Nükteli yanını şiirlerine de yansıtan şair için Ayasofya, içinde kanayan bir yaradır.

Bütün şiirlerini Türklüğün Perişan Hali adlı kitabında toplayan sanatçının Akdeniz Hilalindir ve Bu Duygular Benim Değil Bizimdir adlı iki şiir kitabı daha vardır. Bu Millet Neden Ağlar adlı kitabı Türklüğün Perişan Hali adlı kitabının yeni baskısıdır. Cumhuriyet Ankara’sını anlattığı Bir Nesli Nasıl Mahvettiler adlı romanı forma halinde basılan ilk romanımızdır. Bir dava adamı olarak ömrü boyunca yazıları yüzünden hapis yatan ama duruşunu hiçbir zaman bozmayan sanatçı eserleriyle özellikle Milli Şef dönemi CHP yönetimini eleştirmiştir.

Eserleri;

Mabetsiz Şehir
Bir Nesli Nasil Mahvettiler
Bu Millet Neden Aglar
Gülünç Hakikatlar
Ayasofya Davasi
Türklügün Perişan Hali
Mevlana ve Mehmet Akif
Kara Kitap
Radyo Konuşmalari
Müslüman Çocugun Şiir Kitabi

“Bu kervan böyle gitmez”

İster beni hoş görün, ister vurun öldürün,
İster bir cani gibi zindanda süründürün,
Yeter artık illallah! Şu yangını söndürün,

Amerikan dolan bu yangına kâr etmez.
Ey meclis-i mebusan bu kervan böyle gitmez!

‘l love you America’ yazılı durur duvarda,
Donanmalar taşıdı yığın yığın hovarda,
Kızlarımız dansetti, salep içtiler barda,

Kimse görmez bunları, haya etmez, ar etmez.
Ey meclis-i mebusan bu kervan böyle gitmez

Bankalar mâbed oldu, daktilo sesi dua,
Adet oldu hırsızlık, dalkavukluk ve riya,
Yapmayanlar düz yolda kalıverirler yaya,

Vallahi bilmem amma bu millet iflah etmez,
Ey meclis-i mebusan bu kervan böyle gitmez! ..

Her yerde yükselirken âvaze-i sefalet.
Yurdu cennet gösterir radyo denen kör alet,
İlâhi bu ne halet, Ya Rab bu ne dalâlet?

Zorbalık, cebr-ü şiddet kimseye gık dedirtmez
Ey meclis-i mebusan bu kervan böyle gitmez! ,

Haykırırım hakkı her sözüm ağır olsa da,
Şaklasa kamçı, sırtım onmaz yağır olsa da,
Duyulmaz mı bu feryat insan sağır olsa da,

Bu derde çâre lâzım, nutuklarla iş bitmez,
Ey meclis-i mebusan bu kervan böyle gitmez!

“Gelsen de bir gelmesen de”

Artık olan oldu bize
Gelsen de bir gelmesen de
Gelemeyiz biz yüz yüze
Gelsen de bir gelmesen de

Hep kendini çektin naza
Yok bahara yahut yaza
Bıktım gayrı yaza yaza
Gelsen de bir gelmesen de

Bir candır bu bir andır bu
Giden gelmez bir handır bu
Dağ taş değil insandır bu
Gelsen de bir gelmesen de

Göreceğim bir boş kafes
Ceset kalmış çıkmış nefes
Nerde o can nerde o ses
Gelsen de bir gelmesen de

“Yangın var!”

Yangın var, bağrım yanık, herkes şaka sanıyor,
Yanıyor avuçlarım bir kor gibi yanıyor.
Ya… Rabbim neydi bu hal, başa gelenler neydi?
Ya ben Cehennem’deyim, ya Cehennem bendeydi,
Denizlere atılsam deniz kurtarmaz beni,
Ufuklara uzansam ufuk da sarmaz beni.

Paylaşın