İmamoğlu’ndan “Kayyım” Açıklaması: Günü Gelir Hesabı Sorulur

Belediyelere kayyım atanmasını eleştiren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Özellikle kayyum uygulamasıyla insanların hakkına, hukukuna müdahale eden müdahale eden o anlayışa karşı, size söz veriyorum; bu kardeşiniz demokrasi için, hukuk için, adalet için, insan hakları için, özgürlük için sonsuz mücadele vermeye çok kararlı. Bu ülke, bütün hücrelerine kadar cumhuriyete de inanıyor, demokrasiye de inanıyor. Hakkın ve hukuk önde olmasını istiyor” dedi.

Hakkında siyasi yasak istenen davaya değinen İmamoğlu, şöyle devam etti: “Bu millet, tehdit edeni sevmez. Bu millet, tehdit edene boyun eğmez. Ben, bu milletin gücüne görüyorum ve ona inanarak, o kudretle konuşuyorum. Efendim birini tutukla, meclis üyelerini belediyeye sokma… Bu insanlar, bu millet bunu yemez kardeşim. Gerektiğinde sandıkta hesabını sorar. Günü gelir adalet tesis edilir.

O adalet, hukuki yöntemlerle, hukuksuz davrananlardan hesap sorar kardeşim. Dolayısıyla neymiş? Ekrem’i, bir davadan dolayı siyasi yasaklı yapacaklarmış. Vız gelir tırıs gider. Neymiş? Ekrem’i oradan, buradan, şuradan kuşatacaklarmış. Efendim, uydurma belgelerle operasyon yapacaklarmış da şuymuş, buymuş; vız gelir tırıs gider kardeşim. Dolayısıyla sevgili dostlarım; kendinize güvenin. Ben kendime güveniyorum. Bu millet, öyle bir kişinin partizanlığına, siyasi baskısına boyun eğmez.”

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Hatay’ın Defne ilçesinde düzenlenen “TBB hizmet araçları tanıtım töreni”nde konuştu.

Toplam 23 aracın, Hatay Büyükşehir Belediyesi ve 13 ilçe belediyesine hibe edildiğini aktaran Ekrem İmamoğlu, “TBB olarak bugün, Hatay ilimize ve ilçelerine 23 araç hibe ediyoruz. Araçların iki tanesi, biri burada, biri arkamızda. 23 tane önemli belediye hizmet aracı, 1000 adet çöp konteyneri hibe etmek için geldik. TBB olarak, 3 aracımız daha önce teslim edildi. Bugün de 7 aracımızı teslim ediyoruz. Yaklaşık bir ay içinde de 15 Aralık’a kadar da kalan 13 tane aracı teslim edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Teslimini sağladıkları ve sağlayacakları araçlar içerisinde arazöz, çöp kamyonu, damperli kamyon, ekskavatör, itfaiye aracı ve kepçe gibi olan araçlar bulunduğunu dile getiren İmamoğlu, “Bakın bu destek olduğumuz belediyeler Altınözü, Arsuz, Antakya, Belen, Defne, Dörtyol, Erzin, Hassa, Kırıkhan, Payas, Reyhanlı, Samandağ, Yayladağ ve Hatay Büyükşehir’e bu desteklerimizi sunuyoruz. Az önce saydığım belediyelerin 7’si AK Partili, 3 tanesi CHP’li, 1 tanesi MHP’li, 1 tanesi Türkiye İşçi Partili. Yani biz adalete, hakkaniyete önem veririz. Partizanlığı asla kabul etmeyiz. Onların yaptığı gibi yapmayız. Herkese adaletli davranırız. Bu kardeşiniz, İstanbul’un sokaklarından, caddelerinden, ilçelerinden, belediyelerinden partizanlığı söküp attı; Allah’ın izniyle Türkiye’den de söküp atacak” dedi.

Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Öntürk ve Hatay Valisi Mustafa Masatlı’nın izne çıktığını söyleyen İmamoğlu, “Bu kardeşiniz o kadar alıştı ki bu kaçamak işlere. Bugün biz buraya geldik diye, şehrin Valisi de izne çıktı, şehrin Büyükşehir Belediye Başkanı da. Bunlara ben, eskiden üzülüyordum. Onlar için dua ediyorum. Diyorum ki, Allah sizi ıslah etsin, Allah size akıl versin. Bu tam bir nezaketsizliktir ama önemli değil. Benim için önemli olan ne biliyor musunuz? Benim için önemli olan hakkını vermeyen vekil değil, hakkını vermeyen yönetici değil. Benim için asıl olan millet, sizsiniz, siz. O bakımdan ben, onlara dua etmeye devam edeceğim. Allah akıl versin” şeklinde konuştu.

“Bu ara bir moda var: ‘Ekrem İmamoğlu’na laf atarsak birinin gözüne gireriz’. Onların kimin gözüne girmek istediğini biliyorsunuz değil mi?” diyen İmamoğlu, “Bir kişi! Yeter ki onun gözüne girsinler. Hatta onun bakışı böyle ya mesela. Ona görünsünler yeter ki. Hani kameraya görünmek isteyenleri hatırlıyorsunuz değil mi? Yanında durmaya çalışanları. Yahu onun değil, milletin yanında olacaksın, milletin yanında duracaksın milletin. Ama biz bunu, bunlara öğreteceğiz. Ne yapalım? Olamıyor hızlı. Ama yavaş yavaş olacak” ifadelerini kullandı.

Eksikleri, hataları olduğunu ve bunu düzelteceklerini belirten İmamoğlu, şunları söyledi: “Şimdi, o bir çift göze girmek isteyenler, ona görünmek isteyenler, bir de bu ara moda ne? Ekrem İmamoğlu’na hakaret etmek. Ekrem İmamoğlu’na laf etmek, büyük büyük iş. Büyük iş başarıyorlar. Bazı büyükşehir belediye başkanları da çıkıyor, bana hakaret ediyor vesaire. Hani bu meşhur bir tane dava var ya ‘ahmak davası’ hakkımda. Güya bana hakaret ediyor Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı. Ona da Allah akıl versin. Onun cesaretini de biliyorum.

O demeçle falan değil. İnşallah yüz yüze geliriz onunla en yakın zamanda. Halbuki o bana hakaret eden bakanın hakaret ettiği konuşmayı yaptığımda, benim ilk elimi sıkan kendisiydi, ilk tebrik eden kendisiydi konuşmadan sonra. Ben bu anıları onlarla yaşıyorum. Biri oradan, öbürü Konya’dan, Ekrem İmamoğlu’na laf sokacaklar. Yahu kardeşim, size o laf sokmalarınız itibar kazandırmaz. Birinin gözüne girmek itibar kazandırmaz. Siz, eğer tarihe geçmek istiyorsanız, milletinize hizmet edin. İşinize bakın.

Bir de diyorlar ki diyorlar ki, efendim neymiş, Ekrem İmamoğlu üzerinden yine; boş işlerle uğraşıyormuşuz, şehrin işleriyle uğraşmıyormuşuz. Bunu alacak akılları, kafaları bile yok. Halbuki, onun yaptığı görevin onurunu kurtarmak için mücadele ediyorum. Neyle uğraşıyorum? Adaletsiz ve hukuksuz bir biçimde belediyelere kayyum atayan, o hukuksuz uygulamaları yapanlarla uğraşıyorum. Yani senin görevinle ilgili mücadele yapıyorum. Milletin iradesini yok sayanlarla uğraşıyorum. Onlar zannediyorlar ki Ekrem İmamoğlu’nu yıldırırız. Ben 11 senedir sizinle uğraşıyorum, siz gidene kadar sizinle uğraşacağım, siz gidene kadar. Yani bu şehirlerin insanları, birilerini seçecek; uydurma iddianamelerle, uydurma tavırlarla, uydurma uydurma bir takım yaptığınız işlerle ama yargıda ama mülki amirler üzerinden bunları yapacaksınız, biz de öyle köşede oturacağız öyle mi?

11 partiyle irtibat kurduk. Ben, pazartesi günü 10 genel başkanla görüştüm. Bir tanesi de vermedi randevu. Yani ‘istismar edilir’ dedi. Saygı duyuyoruz şimdilik. Ama ondan da istemeye devam edeceğim randevuyu. Hiç elimizden kurtulamaz. Sonuna kadar isteyeceğim. Ama 10 parti genel başkanı, bu konuda haksızlık, hukuksuzluk yapıldığını, hakkında olumsuz karar verilen, hukuksuz karar verilen kişilerle aynı fikirde olmamasına rağmen, onun fikirlerine karşı çıkmasına rağmen, birkaç genel başkan, ‘Ben uygulamaya bakarım’ dedi. ‘O haksızlığa karşıyım’ dedi. ‘Milletin iradesine kimse dokunamaz’ dedi. Şimdi Meclis’te bunun çalışması yapılacak. Genel Başkanımızla konuştuk. Onun talimat verdiği Grup Başkanvekillerimiz buna çalışma yapacak, ortak bir kanun maddesini Meclis’in gündemine getirecekler.

Öyle bir dedikodu harmanı var ki; adliyeden adliyeye, bilmem hangi birinden öbürüne. Yok İstanbul’un şu ilçesine operasyon yapılacakmış. Yok bu ilçesine operasyon yapılacakmış. Yok şu şehre operasyon yapılacakmış. Gazetecilere, hukukçulara, eşe, dosta, palavra cümleler ve boylarını aşan ifadelerde bulunan devleti temsil eden insanların çevresinden oluşturulan o dedikoduları duyuyoruz. Bu millet sizi uyarıyor. Bu millet size diyor ki; ‘Aklınızı başınıza alın’. O yüzde 22-23 desteği olan partiye, onun başındaki insanlara güvenerek, bu yanlış ve kötü işlere girmeye sakın kalkışmayın.

Kapıda vali bekletiyor; insanları, meclis üyelerini belediyedeki grup odasına almıyor. Niyeymiş? Ona güvenmiyormuş. Kendine güveniyor, milletin seçtiği meclis üyelerine güvenmiyor. Hadi oradan. Hadi oradan. Hadi oradan. İşine bak. Kraldan fazla kralcılık oyunu bu işler. Hepsiyle, bir adım geri at adım atmadan konuşacağız. Oturduğu yerden milleti ‘terörist’ ilan etmeler… Ama 10 yıl önce yemek yiyen terörist değil, uydurma bir telefon konuşması üzerinden birileri terörist.

Bunların adaletsizliğini en iyi kim biliyor biliyor musunuz? Hataylılar biliyor. Depremin en acı gününde, en acı zamanında sizlere, ‘Oy vermezseniz hizmet de olmaz’ dedi mi? Bu var ya, bir millete asla denmeyecek bir sözdür. Yahu oy için bu denir mi? Böyle bir akıl olur mu? O seçim kazanacak diye. Kardeşiniz, hemşeriniz, Hatay’ı şuraya koymuş, zihninden hiç çıkarmayacak, sizin ve bütün deprem bölgesindeki insanlarımızın bu yokluğu, bu huzursuzluğu, bu mutsuzluğu bittiği gün, benim de başım öne eğik olmayacak, başım dik olacak.

Daha sonra Hatay’ın Samandağ ilçesine geçen Ekrem İmamoğlu, içinde Hz. Hızır Türbesi’ni de barındıran ve İBB tarafından yenilenen Samandağ Parkı’nın hizmete açılması nedeniyle düzenlenen törene katıldı.

Depremzedelerin sitemlerinin farkında olduklarının söyleyen İmamoğlu, “Kesinlikle bu moloz yığınını, bu memleketin üstüne yığılan moloz yığını hep beraber kaldıracağız. Bu büyük acıdan sıyrılmak, ayağa kalkmak, hep beraber yine o eski günlerden daha iyi günlere kavuşmak, koşmak için büyük bir mücadele vereceğiz. O mücadeleyi verip, buradaki çocuklarımızın gözünde hiçbir endişenin kalmadığı, kendilerini mutlu, huzurlu ve güvende hissettikleri gün, işte biz görevini yapmış insanlar olacağız. Bu bakımdan dilinizde sitem, içinizde hüzün var çoğu zaman. Dönem dönem o yalnız bırakıldığınız anları yaşadığınızın da farkındayım. 6 Şubat’ta depremi gördük. Çok acı, çok büyük bir sarsıntı. Ama biz bu kadar yıkılmamalıydık. Biz bu kadar yalnız kalmamalıydık. Biz bu kadar tedbirsiz olamayız” dedi.

Depreme hazırlık çalışmalarının siyaset üstü görülmesi gerektiğini belirten İmamoğlu, “Bu tür konular siyasi malzeme yapılacak, üzerinde tepilecek meseleler değildir. On binlerce canımızı, insanımızı yitirdik. Şimdi bundan sonra akıl, bilim ve mutlak doğruları yapma bilinci, dayanışma, makamın, sizin seçtiğiniz o makamların bir kişiye, bir siyasi partiye ait olmadığını, millete ait olduğunu ve bu milletin aklının kendine yetebileceğini; bu şehrin, bu ilçenin dahi, o zeki insanlara, beyinleri güçlü insanlara hakkını verdiğinizde, onları dinlediğinizde, inanılmaz güçlü, daha kuvvetli, daha dayanıklı şehirler, ilçeler, beldeler hatta bir ülke var etme konusunda hiç endişe duymamanız gerektiğini herkes öğrenecek” diye konuştu.

“Bir kısım haksızlıkla, hukuksuzlukla uğraşıyoruz” diyen Ekrem İmamoğlu, belediyelere kayyım atanmasını eleştirdi. İmamoğlu, “Özellikle kayyum uygulamasıyla insanların hakkına, hukukuna müdahale eden müdahale eden o anlayışa karşı, size söz veriyorum; bu kardeşiniz demokrasi için, hukuk için, adalet için, insan hakları için, özgürlük için sonsuz mücadele vermeye çok kararlı. Bu ülke, bütün hücrelerine kadar cumhuriyete de inanıyor, demokrasiye de inanıyor. Hakkın ve hukuk önde olmasını istiyor” ifadelerini kullandı.

Hakkında siyasi yasak istenen davaya değinen İmamoğlu, şöyle devam etti: “Bu millet, tehdit edeni sevmez. Bu millet, tehdit edene boyun eğmez. Ben, bu milletin gücüne görüyorum ve ona inanarak, o kudretle konuşuyorum. Efendim birini tutukla, meclis üyelerini belediyeye sokma… Bu insanlar, bu millet bunu yemez kardeşim. Gerektiğinde sandıkta hesabını sorar. Günü gelir adalet tesis edilir.

O adalet, hukuki yöntemlerle, hukuksuz davrananlardan hesap sorar kardeşim. Dolayısıyla neymiş? Ekrem’i, bir davadan dolayı siyasi yasaklı yapacaklarmış. Vız gelir tırıs gider. Neymiş? Ekrem’i oradan, buradan, şuradan kuşatacaklarmış. Efendim, uydurma belgelerle operasyon yapacaklarmış da şuymuş, buymuş; vız gelir tırıs gider kardeşim. Dolayısıyla sevgili dostlarım; kendinize güvenin. Ben kendime güveniyorum. Bu millet, öyle bir kişinin partizanlığına, siyasi baskısına boyun eğmez.”

“Birlik” çağrısı

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, temelini CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile birlikte 6 Şubat 2023 Maraş depremlerinin birinci yıldönümünde attıkları “İBB Emekçileri Kırıkhan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi”ni Hatay İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne teslim etti. İBB Şehircilik Grubu şirketlerinden KİPTAŞ tarafından yaklaşık 9,5 ayda tamamlanan eğitim kurumunun teslimi için Kırıkhan’da tören düzenlendi.

İBB’nin, 11 ilde on binlerce can kaybına ve yıkıma yol açan 6 Şubat 2023 depremlerinden hemen sonra, AFAD tarafından Hatay ile eşleştirildiğini hatırlatan İmamoğlu, “Afetin ilk gününden itibaren, burayı hiç unutmayacağımızı, her an bir gözümüzün, kulağımızın, elimizin bir şekilde burada olacağını hep ifade etmiştik. Tam da o duyguyla buradayız” dedi. Bu süreçte, İBB emekçilerinin katkılarıyla temelini attıkları Kırıkhan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin yapımını, gerekli izinler alındıktan sonra başlattıklarını aktaran İmamoğlu, 6 Şubat depremlerinin devletin tüm yetkili kurumlarına büyük sorumluluklar yüklediğinin altını çizdi.

İmamoğlu, “Ne yazık ki, felaketin yaşandığı an ve sonrası tartışılsa da ‘Biz niçin yıkıldık? Niçin insanlarımızı kaybettik? 21. yüzyılın 2023 yılında, İstanbul ve çevresinde depremin hissedildiği 99 depreminden bu yana niçin doğru adımlar atamadık ve bu çareyi, çözümü bulamadık, tedbirli davranamadık, öncü konuları önümüze öncelikli bir şekilde koyamadık; sorularını sorar olduk, sormalıyız. Gece gündüz sormalıyız. Hep birlikte hesabını vermeliyiz, tedbirler almalıyız. Ben meseleye böyle bakıyorum” şeklinde konuştu.

Hatay’ın ve depremde ağır şekilde sarsılan bütün illerin eksiklerin giderilmesi konusunda herkese sorumluluk düştüğünü vurgulayan İmamoğlu, konuşmasına şöyle devam etti: “Hatay’ın ve diğer illerimizin acılarının hafiflemesi ve bir an önce eksiklerinin giderilmesi konusunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün fertleri sorumludur. Yere düşen bu bölgedeki halkımızın ayağa kalkıp, her birimizle eşitlendiği ana kadar sorumluluğumuz devam edecektir. Yarın 10 Kasım. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kez daha saygıyla, minnetle, özlemle anacağız, rahmetle anacağız.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, ‘Şahsi davam’ dediği Hatay meselesini çözmek için, gerekirse cumhurbaşkanlığından ve milletvekilliğinden istifa edeceğini ve serbest bir Türk vatandaşı olarak, bu işte çalışan arkadaşlarıyla birlikte Hatay topraklarına gidip, orada mücadeleci edeceğini, oraya geçeceğini ifade etmişti. Biz, bu bayrağı ondan, bu milletin ve özellikle makamın, koltuğun, unvanın önünde tutan o güzel akıldan, o zihniyetten devraldık. Dolayısıyla biz de her zaman 6 Şubat’tan itibaren, ‘Hatay benim davamdır, benim meselemdir’ diyen bilinçle, şiarla yol yürüyoruz, yürümeye devam edeceğiz.”

Siyasetin amacının toplumun hiçbir ferdini ayırmadan zorluklarla başa çıkmak olduğunu belirten İmamoğlu, şunları söyledi: “Siyaset; aklın, bilimin ışığında vatandaşa hizmetteki araçtır. Siyaset, millet için yapılır. Milletin birliği, beraberliğini, eksikliğini gidermek için yapılır. Siyaset, insanları ayrıştıran bir unsur asla olmaz, olamaz. Siyasetin amacı, hiçbir ayrım yapmadan, her vatandaşı için, herkes için sağlığını, güvenliğini, mutluluğunu sağlamak için kullanılan bir yöntemin, sürecin ya da görev bilincinin tarifidir. Siyaset, ‘Bize oy verene yardım edelim, vermeyene ne hali varsa görsün diyelim’ diye yapılmaz, yapılamaz. ‘Depremlerde hiç kimse ölmesin’ diye görev yapmak zorunda olduğumuz sürecin içerisindeki insanlarız.

Siyaset; afetleri, krizleri, vatandaşın yaşadığı zorlukları yenmek için yapılması gereken bir görevdir. Yapamamışsanız, milletin vicdanında kesinlikle bir yerde durmazsınız ve bu milletin vicdanı sizi cezalandırır. O bakımdan temennimiz ve isteğimiz, tam da bu yöntemle siyaseti yapmak, insanlarımızın beklentilerini karşılamak ve bizim siyasetimizin temeline de 7’den 70’e herkesi, güvenli ve refah içerisinde hayat sunma konusunda prensipleri, asla vazgeçmeden yerine getiren bir dönemi var etmek. Gençlerin, geleceğini kendi ülkesinde görebilmesini sağlamak, umutlarını burada yükseltmesini sağlamak. Çocuklarımızın daha huzurlu, mutlu, korunduğu günlere uyanmasını sağlamak.”

Paylaşın

İmamoğlu: Toplumsal Birliği Yeniden İnşa Etmek Zorundayız

Brand Week İstanbul 2024’te konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Son 20 yılda bozulan, dostlukları zedeleyen ve toplumu ayrıştıran yaklaşımları geride bırakarak, toplumsal birlik ve dayanışmayı yeniden inşa etmek zorundayız” dedi ve ekledi:

“Ekonomik, sosyal ve kültürel olarak kaybettiklerimizi geri kazanmak için toplumsal ilişkilerimizi sağlıklı ve karşılıklı güvene dayalı bir temele oturtmalıyız. Bu yeniden inşa süreci, kurumlarımıza güvenin yeniden tesis edilmesini, hukukun üstünlüğüne olan inancın pekiştirilmesini ve ülke içinde adaletin ve toplumsal barışın sağlanmasını içermelidir.”

İmamoğlu, konuşmasının devamında, “Bu yolla Türkiye’nin dayanıklılığını artıracak, birlik içinde hareket edecek güçlü bir toplum oluşturabiliriz. Bu üç boyutlu strateji, Türkiye’yi sadece ekonomik açıdan değil, sosyal, siyasi ve kültürel açıdan da daha güçlü bir konuma taşıyacaktır. Refahı artıran, değerlere bağlı kalan ve toplumsal bağları onaran bir Türkiye, yalnızca vatandaşlarına değil, dünya toplumuna da katkı sunacaktır” ifadelerini kullandı.

İş dünyası, markalar ve sektör temsilcilerinin buluştuğu Brand Week Istanbul 2024, Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu yaptığı açılış konuşmasıyla Haliç Kongre Merkezi’nde başladı.

Bu yıl ‘Bir Tarihin Başlangıcı’ temasıyla hayata geçen etkinliğin açılışında ‘Yeni ve Adil Bir Başlangıç Mümkün’ başlığıyla tarif ettiği bir konuşma yapan İmamoğlu gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulundu. İmamoğlu’nun konuşmasından öne çıkan satırlar şu şekilde:

“Normalde böyle seçkin bir topluluğa hitap eden her siyasetçi, kendi projelerini, kendi başarılarını anlatmak ister. Neticede insanları ikna ettikçe sürdürülebilir başarının mümkün olduğu bir alan, siyaset alanı. Ama ben yarın için ilham kaynağı olacak fikirler, trendler ve teknolojiler arayan sizin gibi yaratıcı profesyonellerin olduğu bu salonda, ortak geleceğimize ilişkin bir değerlendirme yapmak istiyorum. ‘Bir Tarihin Başlangıcı’ temasıyla düzenlenen Brand Week İstanbul’da açılış konuşmamın başlığını ‘Yeni ve Adil Bir Başlangıç Mümkün’ diye tanımlamak istedim.

Sunumuma bir soruyla başlamak istiyorum: Tarihin neresindeyiz? 1990’ların başında Soğuk Savaş sona ermiş, Sovyetler Birliği dağılmıştı; Batı’nın değerlerinin galip geldiği ilan edilmişti. Çeşitli siyaset bilimcilere göre bu ‘Tarihin Sonu’ydu. Çünkü Batı’nın serbest piyasa ekonomisi ve liberal demokrasisi artık rakipsizdi.
Küreselleşme her yeri saracak, uluslararası sistem de daha uyumlu ve daha barışçıl bir yapıya bürünecekti. Ancak, öyle olmadı! Dünya, öngörülemeyen bir düzensizlik ve kaos dönemine sürüklendi. Geride bıraktığımız otuz yılda demokrasiler, yalnızca gelişmekte olan ülkelerde değil, Batı’da bile ciddi zorluklarla yüzleşti. Popülizm, milliyetçilik ve otoriter eğilimler güç kazandı.”

Keza tarihin bitişiyle ekonomik üstünlüğün Batı’da kalacağı düşünülüyordu. Ama Çin ve diğer yükselen ekonomiler, Batı’nın bu üstünlüğünün sona ermesinin mümkün olduğunu gösterdi. Bugün Çin, dünyanın ikinci büyük ekonomisi. Afrika ile Asya’da ise yeni güç merkezleri doğuyor. 2008 küresel finans krizinden sonra Batı’nın duraklamaya giren ekonomileri, büyüme ve eşitlik sorunlarıyla mücadele ediyor.

Küreselleşmenin sonu bile artık konuşuluyor. Pandemi ve Ukrayna krizi gibi olaylar, stratejik alanlarda yerel ve ulusal üretimi destekleme ihtiyacını ve korumacı politikaları tekrar öne çıkardı. Ticaret savaşları, küresel iş birliğini sarsarak içe kapanma dönemini başlattı. Başta ABD olmak üzere birçok ülkede gümrük engellerinin yükseltilmesi eğilimlerini güçlendirdi. Ne yazık ki dünya çapında barış umudu da gerçekleşmedi. 21. yüzyılın ilk çeyreği, savaş, çatışma ve krizlerle dolu bir dönem oldu.

Özetle bana göre tarih bitmedi, aksine yepyeni bir aşamaya geçtik. Bu aşamada, zorlukları aşmak ve geleceği yeniden inşa etmek bizim elimizde. Ancak bu yeni aşamanın nasıl bir dünya getireceği, hangi yolu seçeceğimize bağlı. Önümüzde iki seçenek var: Parçalanma, kriz ve düzensizliklerle şekillenen kaotik bir gelecek mi? Yoksa dayanışma, iş birliği ve sürdürülebilirlikle daha iyi bir yaşam kurabileceğimiz umut dolu bir dünya mı? Eğer her ülke kendi içine kapanır, toplumlar kutuplaşmayı ve bölünmeyi sürdürürse, karşılaşacağımız tablo çok karanlık.

Bugün dünyamızın karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan biri, beş farklı alanda derinleşen adaletsizliklerdir. Bu beş temel adaletsizliğe çözüm üretmeden, daha iyi bir gelecek inşa etmemiz mümkün değil.

Öncelikle teknolojik adaletsizlik, günümüzün en büyük sorunlarından biri olarak karşımızda duruyor. Teknolojik devrim, zengin ülkelerde daha fazla zenginlik ve refah yaratırken, birçok yoksul ülkeyi daha da geri bırakıyor. Dijital ekonomiye geçiş yapamayan, yüksek teknoloji sektörlerinde rekabet edemeyen bu ülkeler, altyapı ve eğitim yetersizliği nedeniyle büyük bir dezavantaj yaşıyor. Teknolojik eşitsizlik, küresel eşitsizliği daha da derinleştiriyor. Dış şoklara karşı savunmasız hale gelen yoksul ülkelerin, gelişmiş ülkelere bağımlılığı her geçen gün artıyor. Bu, gelecekte ulusların fırsat eşitliklerini sağlamak adına ele alınması gereken derin bir adaletsizliktir…

Gelişmekte olan devletlerin düşük gelirde birleşeceği korkusu yaygınlaşıyor. Bu riskler Türkiye için sahici bir beka sorunu olabilir. Teknolojik adaletsizlik, yapay zekayı geliştirme ve sahibi olma konusundaki gecikmeyle birleşirse, matbaayı 300 yıl gecikerek kullanmadan daha zor koşullarla karşı karşıya kalabiliriz.

İkincisi iklim adaletsizliğidir. İklim değişikliği, tüm dünyayı etkilese de bu krizden en çok etkilenenler, bu krize en az katkıda bulunan yoksul ülkelerdir. Küresel karbon emisyonlarının büyük kısmından sorumlu olan zengin ülkeler, gelişmiş altyapıları ve ekonomik güçleri sayesinde iklim krizine karşı kendilerini koruyabiliyorlar. Ama yoksul ülkeler aynı şansa sahip değil. Yoksul ülkeler, iklim değişikliğinin en yıkıcı sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Bu, adalet kavramını sorgulamamıza neden olan bir durum; çünkü küresel sorundan en az sorumlu olanlar, en ağır bedeli ödüyorlar.

Üçüncü olarak göçleri, küresel eşitsizliğin hem bir sonucu hem de sebebi olarak görmeliyiz. İnsanlar, yoksulluktan, siyasi istikrarsızlıktan ve çevresel felaketlerden kaçarak daha güvenli bölgelere ulaşmaya çalışıyor. Ancak göç yükünün bile adil olmayan bir şekilde dağıldığını görüyoruz. Gelişmiş ülkeler göçmenlere kapılarını kapatırken, yoksul ülkeler kapasitelerinin çok üzerinde mülteciye ev sahipliği yapmak zorunda kalıyor.

Dördüncü olarak gelir adaletsizliğini konuşmalıyız. Gelir adaletsizliği hem ulusal hem de uluslararası düzeyde toplumları içten içe kemiren en büyük sorunların başında geliyor. Ulusal düzeyde, son 20 yıldaki siyasi tercihlerle durmadan artmış olan ekonomik eşitsizlikler, toplumsal huzursuzlukların, parçalanmanın ve sosyal adaletsizliğin temel sebeplerinden biri oldu. Orta direğin zayıflatıldığı, refahın giderek dar bir zümrenin imtiyazına dönüştürüldüğü bu adaletsiz düzende, dar gelirli kesimlerin hayata tutunabilmeleri her geçen gün zorlaşıyor. Gelir dağılımındaki bu uçurum, sosyal uyumu tehdit ediyor; toplumsal bütünlüğü derin bir biçimde sarsıyor.

Adil gelir dağılımının olmadığı bir toplumda, toplumsal barışın sürdürülebilmesi nasıl mümkün olabilir? Uluslararası düzeyde ise gelir adaletsizliği, ülkeler arası eşitsizlikleri derinleştiriyor ve küresel istikrarı sarsıyor. Gelişmiş zengin ülkeler, küresel ekonomik kaynakların büyük bir kısmını elinde bulundururken, düşük ve orta gelirli ülkeler yeterli yatırımları yapamıyor; altyapılarını geliştiremiyor ve toplumsal refahı sağlayamıyor. Bu durum, zengin ülkelerin ekonomik ve siyasi güçlerine güç katarken, yoksul ülkeleri dış şoklara karşı daha savunmasız hale getiriyor.

Son olarak, temsilde adaletsizliğe değinmek isterim. Temsilde adaletsizlik hem ulusların hem de küresel sistemin en büyük yapısal sorunlarından biri. Ülke içinde temsil adaletsizliği, farklı toplumsal kesimlerin karar alma süreçlerinde yeterince temsil edilmemesiyle kendini gösteriyor. Farklı görüşlerin ve grupların haklarının korunması ve her vatandaşın sesinin duyulması, gerçek bir demokrasinin olmazsa olmazıdır. Bir taraftan demokrasiden bahsedip, diğer taraftan bir silaha dönüştürdüğünüz yargı marifetiyle seçilmiş siyasetçileri oyun dışına atarsanız, temsilde adaletten bahsedemezsiniz. Bu alanlardaki adaletsizlik, toplumdaki güveni ve sosyal uyumu zayıflatır, toplumsal huzursuzluğu derinleştirir.

“Karşımızda iki seçenek var”

Az önce karşımızda iki seçenek var demiştim: Parçalanma, kriz ve düzensizlikle şekillenen karanlık bir gelecek… Veya dayanışma ve iş birliğiyle inşa edebileceğimiz umut dolu bir dünya. Ne yazık ki, derinleşen adaletsizlikler her geçen gün daha fazla hayatımızın bir parçası haline geliyor ve bizi adım adım o karanlık geleceğe doğru itiyor.

Adaletsizlikler toplumları bölüyor, güveni sarsıyor ve çoklu krizleri kaçınılmaz hale getiriyor. Eğer bu eğilimleri tersine çeviremezsek, karşılaşacağımız gelecek, yalnızca daha fazla çatışma ve daha fazla eşitsizlik içeren bir gelecek olacak. İşte tam da bu noktada, tarih bize açık bir çağrı yapıyor: Karanlık bir geleceğe sürüklenmektense, birlikte daha umut dolu bir dünya inşa etmek elimizde. Zorlukların büyüklüğü ve küreselliği bizi yıldırmamalı. Aksine, geleceğimizi nasıl dönüştüreceğimize karar verme fırsatını yakaladığımız bu dönemde, kararlılıkla harekete geçmeliyiz. İyimser bir geleceği şekillendirmek için beklediğimiz aktörler bizleriz.

Toplumlar olarak, liderler olarak, bireyler olarak. Dayanışma ve iş birliğiyle inşa edeceğimiz daha umut dolu bir dünya ve Türkiye, adalet ve refah odaklı bir yeni siyaset anlayışıyla mümkündür. Ülke olarak, toplumsal refahı artırmak, değerlerimizi güçlendirmek ve kaybettiğimiz itibarı ve ilişkileri onarmak adına kararlı bir yol haritasına ihtiyacımız var.

Ben bu amaçla, üç boyutlu bir politika öneriyorum: Refah, değerler ve yeniden inşa. İlk boyut, refah boyutudur. Refahın sürdürülebilir olması için sosyal devleti genişletmeli, gelir eşitsizliğini azaltmalı, iş gücünü eğiterek modern ekonomiye entegre edecek mekanizmalar kurmalıyız. Ekonomik kalkınmamızı yalnızca mevcut kaynaklarla sınırlı tutmak yerine, teknolojiyi yakalayacak ve geleceğin endüstrilerine yatırım yapacak bir vizyon geliştirmeli, yeni bir hikaye yazmalıyız. Bizim Türkiye olarak geleneksel küresel ekonomide payımız yüzde 1. Buna karşın dijital ekonomideki payımız binde 1 civarında.

BM tarafından yapılan araştırmalara göre, yapay zekanın da aralarında olduğu 17 ileri teknoloji alanı, 2030 yılına kadar 10 trilyon dolarlık bir pazar yaratacak. Bu oran, Hindistan ekonomisinin mevcut büyüklüğünün yaklaşık üç katı. Refahı gerçek anlamda yaygınlaştırmak için üretim kapasitemizi, teknolojik altyapımızı ve eğitimli nüfusumuzun gücünü artırmalı, böylece ülkemizi her türlü dış şoka karşı daha dirençli hale getirmeliyiz. Şayet dünyadaki en büyük ilk 10 ekonomiden biri olmak, ilk 10 ihracatçı ülkeden biri olmak gibi hedeflere doğru yürüyeceksek, inovasyon ekosistemine stratejik yatırımlar yapmalıyız.

Teknolojik ve dijital dönüşümlerle Türkiye’nin sanayisini, ticaretini, yaratıcı endüstrilerini ve ihracatını bir üst lige taşımalıyız. Yeni bir Milli Sanayi Politikası ve nitelikli insan kaynağı, güvenilir ve kapsayıcı kurul ve kurallar, ile bilim, teknoloji ve inovasyona dayalı Endu¨striyel Strateji belirlemeli, paydaş ekonomisi anlayışıyla ülkemizi sıçrayarak kalkındırmalıyız.

Yeni nesil sanayi politika yasası çıkararak özellikle yüksek teknolojili üretim ve katma değerli ihracat yapan stratejik sektörlere, eğitimden yatırımlara kadar uzun vadeli ve uygun koşullarda destek sağlamalıyız. Ancak bu yolla yalnızca ekonomik büyümeyi değil, aynı zamanda toplumsal refahı da artırabiliriz. Bu alanlarda daha fazla gecikmek, ileri ve zengin ülkelerle aramızın bir daha kapatamayacak kadar açılması sonucu doğurabilir.

İkinci boyut, değerler boyutudur. Türkiye, hem ülke içinde hem de dünya sahnesinde özgürlükleri, adaleti ve demokrasiyi savunan, bu değerlere sımsıkı bağlı bir ülke olmalıdır. Değerlerimizi korumak ve güçlendirmek için içeride güçlü bir hukuk devleti kurmalı, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerini garanti altına almalıyız. Toplumda hak ve adaleti güçlendirecek, farklı görüşlerin bir arada uyum içinde yaşamasını sağlayacak bir anlayışı hâkim kılmalıyız.

Ayrıca, çevre ve iklim adaletini gözeten, ekonomik kalkınmayı insan hakları ve sosyal adaletle birleştiren politikalarla, yalnızca kendi ülkemizde değil, dünyada da örnek olmalıyız. İçine düşürüldüğümüz kimlik bunalımından hızla çıkmalı, ülkemizi tam bir özgürlükler adasına çevirmeliyiz. Küresel düzeyde iş birliği, dayanışma ve demokrasiye dayalı bir düzenin inşasına liderlik edebilmeliyiz.

Üçüncü ve son boyut ise yeniden inşadır. Son 20 yılda bozulan, dostlukları zedeleyen ve toplumu ayrıştıran yaklaşımları geride bırakarak, toplumsal birlik ve dayanışmayı yeniden inşa etmek zorundayız. Ekonomik, sosyal ve kültürel olarak kaybettiklerimizi geri kazanmak için toplumsal ilişkilerimizi sağlıklı ve karşılıklı güvene dayalı bir temele oturtmalıyız. Bu yeniden inşa süreci, kurumlarımıza güvenin yeniden tesis edilmesini, hukukun üstünlüğüne olan inancın pekiştirilmesini ve ülke içinde adaletin ve toplumsal barışın sağlanmasını içermelidir.

Bu yolla Türkiye’nin dayanıklılığını artıracak, birlik içinde hareket edecek güçlü bir toplum oluşturabiliriz. Bu üç boyutlu strateji, Türkiye’yi sadece ekonomik açıdan değil, sosyal, siyasi ve kültürel açıdan da daha güçlü bir konuma taşıyacaktır. Refahı artıran, değerlere bağlı kalan ve toplumsal bağları onaran bir Türkiye, yalnızca vatandaşlarına değil, dünya toplumuna da katkı sunacaktır.

Bir keza daha vurgulamak isterim: Karşımızda tarihî bir dönüm noktası var. Bugün, ya adaletsizlikler ve krizlerle parçalanmış bir dünyaya doğru sürüklenmeye devam edeceğiz ya da dayanışma, iş birliği ve adaletle şekillenecek daha aydınlık bir geleceğe birlikte adım atacağız. Bu karar, yalnızca hükümetlerin değil, toplumların, bireylerin ve liderlerin birlikte alması gereken bir karardır.

Zorluklar büyük olsa da, önümüzde inşa edebileceğimiz daha kapsayıcı, daha adil ve daha sürdürülebilir bir dünya var. Refahı artıracak, değerlerimizi güçlendirecek ve onarıcı bir anlayışla hareket edersek, geleceği kazanabiliriz. Bu noktada, tarih bize güçlü bir çağrı yapıyor: Yeni ve adil bir başlangıç mümkün! Daha adil, daha güçlü ve daha dayanıklı bir Türkiye ve dünya inşa etmek elimizde. Beklediğimiz, aradığımız o aktörler bizleriz… Toplumlar, liderler, bu salondaki bireyler ve bu ülkenin eşit ve onurlu vatandaşları olarak hepimiz bu görevi üstlenmeliyiz.

Bu yolda, vazgeçmeden, umudumuzu kaybetmeden, kararlılıkla ilerleyelim. Elimizde derslerle, ilhamlarla dolu, çok değerli bir tecrübe var: İstanbul tecrübesi! Bu tecrübe bize, toplumsal refahı artırmayı amaçlayan politikalarla neler başarabileceğimizi gösterdi. Özgürlük, adalet ve demokrasi değerlerine dayalı, birlik ve dayanışmayı yeniden inşa etmeye kararlı bir anlayışın toplumda nasıl karşılık bulacağını gösterdi. Stratejik ve jeopolitik konumuyla Türkiye ekonomisinin kalbinin attığı yer.

Bir Dünya kenti, küresel bir güç olan İstanbul adil, yeşil ve yaratıcı bir kent olma vizyonuyla umut dolu bir performans sergiliyor. 16 milyon İstanbullu ile birlikte ortaya koyduğumuz İstanbul’un 2050 vizyonu; degˆis¸ime açık, giris¸imciligˆin ve yaratıcılıgˆın merkezi olan, yarattıgˆı zenginligˆi toplumsal refaha dönüs¸türen, nitelikli is¸gücünü ve istihdamı artıran, toplumsal ve ekonomik çes¸itliligˆi ile herkesi kapsayan, demokratik bir kent öngörüyor. Bu yolda atılan her adım İstanbul’un, tarihin çağrısına verdiği umutlu ve kararlı yanıtın bir ifadesidir.

Böyle bir kentte iş dünyasına da uzun vadeli bir perspektifle, sorumluluk içerisinde davranma görevi düşüyor. Biz, toplumsal görev ve sorumluluklarının idraki içerisinde hareket eden herkesin, her kesimin yüklerini paylaşmaya hazırız, kararlıyız. Bunu söylerken de elbette ki en önemli görevin en başta bana düştüğünü iyi biliyorum.. Çünkü tarihin bu zor dönemecinde, ülkemizde yanlış giden işleri düzeltmek, kentlerimizi ve doğamızı korumak, demokrasimize sahip çıkmak her zamankinden daha da önemli. O nedenle ben kendimi bu konularda sorumlu kabul ediyorum.

Başta haksız ve hukuksuz Kayyım atamaları olmak üzere ülkemizde uygulanan demokrasi karşıtı vesayetçi tutumlara sesimi yükseltmeyi önemsiyorum. Bir ülkede demokrasi iktidarların keyfiliğine bırakılamaz. Bir ülkede demokrasi iktidarların keyfiliğini asla bırakılamaz. Bu ülke 200 yıldır demokrasi mücadelesi veriyor. 101 yıldır muhteşem bir cumhuriyet hikayesi var, Zorluklarıyla, hatalarıyla, eksikleriyle… İşte tam da bu pencereden baktığımızda bir belediye görevden alınacaksa bu muhakkak bağımsız yargı tarafından verilmiş bir karara bağlı olmalı.

Görevden alınan belediye başkanı yerine geçici olarak gelecek kişiyi belediye meclisi seçmelidir. Evrensel hukuk ve demokrasi standartlarının önümüze koyduğu kurallar bunlardır. Bu yüzden Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı olarak inisiyatif alıyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki partilerin genel başkanlarıyla bizzat görüşüyorum. Görüşmeyen devam edeceğim. Görüşemeyen, görüşememesini istismar olarak nitelendirip kabul etmeyen insanlara ısrarla gitmeye devam edeceğim.

Hiç kimsenin bizim ısrar ve iyi niyetimizden kurtulma şansı yok. Çünkü biliyorum ki iktidarların hukuk ve demokrasi dışı arayışlarının cezasını millet ve ekonomi hem de uzun yıllar boyunca çeker. ‘Milletin değil, benim dediğim olur’ anlayışıyla hareket eden iktidarlar, güçlü bir demokratik tepki görmezse, kendilerinde her hakkı bulurlar. Bugün Türkiye’de yaşanan budur. Buna asla fırsat vermeyeceğiz. Geleceğe dair tariflediğimiz bütün çağdaş teknik, bilimsel unsurlar kadük kalır aksi takdirde.

Milletimizin ekonomik zorluklardan, sağlık, eğitim, adalet, güvenlik sorunlarından dolayı yaşadığı isyanı duymazdan gelenlerin… Milletin verdiği gücü kendi güçleri zannedenlerin çok güçlü bir demokratik uyarıya ihtiyaçları var. Burada sizler vasıtasıyla tüm milletime seslenmek isterim… Biz, demokrasiyi koruyacak, özgürlüklere sahip çıkacak sorumlulukla hareket ediyoruz. Etmeye de devam edeceğiz. Bu süreçte hiçbir şekilde geri adım atmayacağız. Türkiye’nin geleceğinin muhafızı olmak için tüm gücümüzle mücadele edeceğiz. Bu konular konuşulmadan bu konuları çözmeden özellikle sizin gibi çok ama çok yetenekli insanların önünde çok ama çok acı ve bizi hepimizi üzen engeller oluşacaktır.”

(Kaynak: Cumhuriyet)

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu: Türkiye, Tek Adam Rejiminden Kurtulmalı

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) toplantısı sonrası basın açıklaması yapan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Türkiye bir an önce tek adam rejiminden kurtulmalıdır” dedi ve ekledi:

“Belediye Başkanlığının sona ermesi, Anayasa ve belediye kanunda bellidir. Daha sonra getirilen kanunlara ihtiyaç yoktur. Suç gibi cezada bireysel olmalıdır. Olağanüstü durumlarda getirilen kayyım uygulamalarına olağan zamanda da yapılmasına son verilmelidir.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) toplantısı sonrası açıklamada bulundu. İmamoğlu’nun açıklamasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Anayasamızda İçişleri Bakanlığı’na verilen görevden uzaklaştırma kararı yalnız mahalli idare organlarının görevlerini suç olarak işlemeleri halinde görevden alma yetkisi vardır. 1930 yılından bu yana elden ettiğimiz yerel yönetim seviyesi geliştirilmiştir.

Kayyım uygulaması halk iradesini ortadan kaldırmaktadır. Bu koşullar belediye meclis üyelerinin de görevlerini ortadan kaldırmaktadır. Bu kararlara imza atan iktidar yüzünden millet iradesi yok sayılmaktadır. İktidar seçiliyorsa kayyum atamıyor seçilmiyorsa kayyum atamaktadır.

Emeklisinden öğrencisine herkes geçim sıkıntısı içindedir. Gençlerimiz umudu başka ülkelerde aramaktadır. Tüm modern çağdaş yeniden yönetim modelinin merkezi dinamikleri tarafından yönetildiği sürece ket vurulmaktadır. Demokrasimiz derin yara aldı.

Kayyum kullanılacak istisnai bir yetki olarak sayılmamıştır. İçişleri Bakanı’na kayyum atama ve görevden alma yetkisi tanınmamıştır. Kararların sonuçları siyasi değildir. Demokrasiden uzaklaşmak dünyanın en kırılgan ekonomisi olmak demektir. Belediyeler bütçe ve stratejik planlarını yeni hazırlamıştır.

Kayyum kararıyla, bu yetkiler İçişleri Bakanlığı’nın bir memuruna teslim ediliyor. Son 8 yıldır alınan kararlar keyfi vesayet yönetimini ortaya çıkarmıştır. Türkiye bu zihniyetten bir an önce kurtulmalıdır. Bunun iradesi de sandıktır seçimdir. Seçim ve seçilme hürriyeti yok edilmektedir.

AKP Grup Başkanvekili Güler’in bu uygulamaların devam edeceği yönündeki tavrı o kadar çirkin ve yakışızdır ki… Bu yargı için irade beyan etmektedir. Ben bu söylemini kınıyorum. Hukuka aykırıdır. Hukukçu kimliğiyle bunu söylüyorsa hukuk bilgisini gözden geçirmelidir. Tümden bir kurumun kapatılması doğru değildir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletimizindir”

Partilerin birçoğu ile irtibata geçilmiştir, başka partilerle de iletişime geçilmesi yönünde adımlarımız olacaktır. Devlet Bahçeli, Numan Kurtulmuş’a da randevu talebimizi ilettik. olumsuz bir dönüş almadık. Görüşmeler devam edecek.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Kayyım” Tepkisi: İktidar Kontrolü Kaybetti

DEM Partili belediyelere kayyım atanmasına ilişkin açıklama yapan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İktidar kontrolü kaybetti, tutarsız ve ciddiyetsiz savrulmalar yaşıyor” dedi.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, DEM Partili belediyelere kayyım atanmasına tepki gösterdi. Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “İktidar kontrolü kaybetti, tutarsız ve ciddiyetsiz savrulmalar yaşıyor. Daha bir hafta önce Cumhurbaşkanı Yardımcısıyla aileleri barıştıran Ahmet Türk bu hafta terörist oldu.

Demokrasilerde seçmen iradesinin sürekliliği esastır. Seçilmiş görevden uzaklaştırılıyorsa yerine yine seçilmiş yani Meclis üyelerinden biri gelir. Seçme yetkisi sadece seçmene aittir ve devredilemez. BM Habitat toplantısı için geldiğim Kahire’den bu akşam dönüyor ve yarın Türkiye Belediyeler Birliği Encümeni’ni olağanüstü topluyoruz.”

“Uyarıyorum, söz bitmek üzeredir”

Öte yandan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile, Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Halfeti Belediyesi’ne bu sabah İçişleri Bakanlığı tarafından kayyım atanmasına tepki gösterdi. Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Bu sabah Türkiye’de barış denilince ilk akla gelen siyasette diyaloğun en önemli isimlerinden Ahmet Türk ile birlikte iki seçilmiş belediye başkanına daha kayyum atandı. Günlerdir yaşananlardan hiçbir ders almadan, Söylenenlere hiç kulak asmadan, Seçimde kazanamadığı belediyelere el koyan, Islah edemediği siyasetçileri darbeyle görevden almaya cüret eden, Zihni bozuk, kalbi kötü, eli kirli, utanmaz arlanmaz bir pişkinlikle muhatabız. Uyarıyorum, Söz bitmek üzeredir. Bu kötülükle mücadele etmek için ne gerekiyorsa o yapılacaktır.”

Ne olmuştu?

Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük ve Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan görevden alındı. Açıklamada belediye başkanlarının “geçici bir tedbir olarak” İçişleri Bakanlığı’nca görevden uzaklaştırıldığı belirtildi.

Mardin Valisi Tuncay Akkoyun Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne, Batman Valisi Ekrem Canalp Batman Belediyesi’ne, Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu Halfeti Belediyesi’ne kayyım olarak atandı.

Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’ün görevden alınmasına, Kobani davasında 10 yıl hapis cezası alması ve hakkında devam eden dava ve soruşturmalar gerekçe gösterildi.

Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük’ün ve Şanlıurfa Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan’ın görevden uzaklaştırılması konusunda da “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan aldıkları 6 yıl hapis cezaları ve haklarında “silahlı terör örgütüne üye olma suçundan” yürütülen soruşturma gerekçe gösterildi.

Türk, Sönük ve Karayılan’ın görevden alınmasıyla birlikte 31 Mart yerel seçimlerinden bu yana yerine kayyım atanan belediye sayısı beşe çıktı. DEM Parti Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış 3 Haziran’da görevden alınmış, yerine Hakkari Valisi Ali Çelik atanmıştı.

CHP’li Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer de 30 Ekim’de görevden alındı. Özer’in yerine İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy atandı. Akış ve Özer, “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla tutuklandı.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Kayyım” Açıklaması: Partimizin Dengesini Bozmak İstiyorlar

Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in görevden alınıp yerine kayyım atanmasına ilişkin konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Bu siyasi kumpasın çok sebebi var ama en temel hedefi partimizin dengesini bozmak olduğunu unutmayın” dedi ve ekledi:

“Bizi kudretsiz göstermek, iç çekişmelerimizin büyümesini sağlamak olduğunu unutmayın” diye devam eden İmamoğlu “Bizi bölerek, parçalayarak, korkutarak, savurarak, savrulmamızı sağlama çabasıyla yolumuzdan etmeye çalıştıklarını unutmayın. Odağımızı şaşırmamızı, iktidar hedefimizden vazgeçmemizi, müzmin bir muhalefet partisi olmamızı, kendi rejimlerini ve sistemlerini bu ülkeye yerleştirerek neredeyse daimi bir iktidar kurma çabası içinde olduklarını unutmayın.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “TBMM Grubu Çalışma ve Değerlendirme Toplantısı”nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. İmamoğlu, konuşmasına şu sözlere başladı:

“Nereye gitsem ekonomiden sağlığa, adaletten eğitime her alanda bir çöküş tablosuyla karşı karşıyayız. Herkes sorunlarını ifade ederken, sorunlarının sebebini de çok iyi biliyor. Kimin, hangi uygulamaların ülkemizi böylesi bir sürece taşıdığını çok net ifade ediyorlar. CHP’liler olarak bize sorumluluğumuzu hatırlatıyorlar.

Halkımız bir kez daha topluma ilham olan, kurucu irade gibi bir irade göstermemizi, tekrar ayağa kalkarak itibarlı bir devlet, her bireyini eşit bir birey olarak seven, kucaklayan, kucaklanan bir ortamın varlığını, sürecin hayata geçirilmesini bekliyorlar. Nereye gitsem, avaz avaz millet bizi çağırıyor ve bizden bu söylediğim sorumluluğumuzu taşımamızı bekliyor. Adaletsizliklerle kuşatılsa da yerel seçimde bu iktidara karşı durma bilincini gösteren, bizi birinci parti yapan milletimizin bizi çağırdığını hissetmenizi istiyorum. Bu kahredici tabloyu değiştirebilecek tek güç olarak CHP’yi görüyorlar.”

Erdoğan’ın, kendisine ve Özgür Özel’e Esenyurt’ta yaptıkları konuşma nedeniyle açtığı 1 milyon TL’lik tazminat davasına ilişkin de konuşan İmamoğlu, şu tepkiyi gösterdi: “Yeni bir yargı tacizini de taze taze bize yaşattılar. Esenyurt Meydanı’ndaki haklı sözlerimiz, ifadelerimiz ve hatırlatmalarımıza sayın Cumhurbaşkanı kızmış. Hemen avukatına talimat vermiş bana ve Sayın Genel Başkanımıza 1’er milyon liralık tazminat davası açmış. 65 yaşına gelmiş, 40 yılını yaklaşık Türkiye’nin bilim dünyasına ayırmış, Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer’in kişilik haklarını ayaklar altına alırlarken, bizim onlara sorduğumuz gerçek ve kanıtlı sorularımızı kişilik haklarını saldırı olarak görmüşler.

Neymiş kamuoyu önünde küçük düşmüş. Bizim ne kişilerle ne de kişilikleriyle meselemiz olmaz. Ta ki kişilikleri memlekete zarar verir hale gelene kadar. Bizi, cumhuriyetin var oluş sebeplerini yerle bir ederek, milletimizi ülkemizi devletimizi dünyaya sefil ve rezil ederlerken, bunları yaptıkları an tam da bu noktada gereken sözü söylemeyi, gereken soruyu sormayı asla geride bırakmayız. Açıkçası benim konuşmam tam da bu eksendeydi.”

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın, 2 gün önce tutuklanan ve yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’i kastederek kullandığı “Şehrin emini terör yandaşı olamaz” ifadelerine de yanıt veren İmamoğlu, şöyle konuştu:

“Ne kadar uydurma safsata bir kısım cümleleri içerin iddianameyi okuduğumda ben o iddianameyi yere fırlattım. Utanç duydum. 10 yıl önceki telefon görüşmesiyle birini terörist ilan eden anlayış, o itham açıkçası dün o sözü söyleyen İçişleri Bakanına döner bumerang gibi vurur. Şimdi buradan hatırlatma yapmak isterim. 10 yıl önce Fethullah Gülen’e nasıl övgüler düzdüğünü hatırlatayım. 10 yıl önce Türkiye’de ‘Türkçe Olimpiyatları geldiği aşamayla maşallahı hak ediyor’ diyen sensin. Organizasyonu düzenleyen sensin, İçişleri Bakanı olan zat sensin. Sponsor katkısı sağlayan da sensin. 10 yıl önce terör örgütüyle kol kola olan sensin.

Ne diyelim şimdi? Dönüp senin söylediğin sözleri sana mı ifade edelim? Tam olarak senin cümlelerini de o döneme dair seçersen şöyle mi diyelim? “Sureti aktan görünüp, diğer taraftan fikriyle zikriyle terör örgütüyle bir olunmaz” deyip sana mı hatırlatalım. İçişleri Bakanı terör yandaşı olamaz mı diyelim? Nasıl, hoşunuza gitti mi sayın İçişleri Bakanı? Siz önce bakanlığınızı kim yönetiyor ona bakın. Ben İçişleri Bakanı’na seslenmek istiyorum. Sana bile haksızlık yapılsa, ona bile karşı duracak insanlar var bu salonda.”

Paylaşın

Esenyurt’ta Kayyım Protestosu: Darbe Vurgusu

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde, CHP’den Esenyurt Belediye Başkanı seçilen Ahmet Özer’in tutuklanıp yerine kayyım atanmasına ilişkin Esenyurt Meydanı’nda miting düzenlendi.

Haber Merkezi / Siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaşın katıldığı mitingde, “Direne direne kazanacağız”, “Hak, hukuk, adalet”, “Kayyım gidecek, biz kalacağız”, “Her yer Esenyurt, her yer direniş”, “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Bijî biratîya gelan” sloganları atıldı.

Mitingde, “Biz buradayız bir aradayız, Ahmet başkanımızın yanındayız” pankartı açılırken, “Her yer direniş, her yer Esenyurt”, dövizleri taşındı.

Mitingde, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu konuşma yaptı. Konuşmalarında ‘darbe’ vurgusu yapan Hatimoğulları, Özel ve İmamoğlu, kayyım uygulamasına direneceklerini kaydetti.

Mitingde ilk olarak DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları konuştu: “Dün bir darbe yapıldı. Bu darbeyi yapan otoriter rejimi kınıyoruz ve asla kabul etmiyoruz. Esenyurt, Türkiye’nin en büyük ilçesi, burası herkesin tüm farklılıklarla bir arada yaşadığı bir yer. Tam da farklılıklarınız bir arada olduğunuz için kent uzlaşısıyla kazanılan bu darbeyi asla kabul etmiyoruz ve kınıyoruz.

Onlar iç barıştan bahsediyor. Evet, Türkiye’nin iç barışa ihtiyacı var. O zaman kent uzlaşısını sağlamış, iç barışı sağlamış bir ilçenin başkanını neden şafak operasyonu yaptınız? Bugün Esenyurt halkının iç barışına darbe yapıldı. Asla kabul etmiyoruz. Kayyım demek halkın seçme ve seçilme hakkını almaktır, kayyım demek sizlerin iradesine darbedir, kayyım demek seçilmişler belediyeyi yönetemez benim atayacağım memur yönetecek demektir. Bu da otoriter rejim demektir.

Biz kayyım rejimini Van’da Hakkari’den biliyoruz. Bu rejimin ne kadar tehlikeli olduğunu deneyimledik. Buradan bütün demokrasi güçlerine sesleniyoruz, kayyım rejimine izin vermeyelim. Hukuku demokrasiyi ayaklar altına alan kayyım rejimine direnecek miyiz demokratik bir cumhuriyet için hep birlikte direneceğiz. Cumhuriyetin 100 yılında demokratik cumhuriyeti inşa etmek için demokratik paydada buluşacağız ve kazanacağız. Mücadelemiz mübarek olsun.”

“Seçimlerde bükemediğiniz bu bileği yasaklarla ve kayyumlarla bir milim bile bükemeyeceksiniz”

Hatimoğullar’ından sonra İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, konuştu: “Sevgili dostlarım, sevgili hemşehrilerim, benim güzel komşularım, yıllardır, 30 yılı aşkındır birlikte yaşadığım sevgili Esenyurtlu hemşehrilerim, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Bu meydanlar böyle dolmamalı. Bugün bu meydanların dolma biçimi, bir araya gelme biçimimiz gerçekten üzüntü vericidir. Ama bir hak arama mücadelesidir.

Bugün burada Esenyurt’un güzel insanları var, memleketimizin karması var. Doğusundan batısından, güneyinden, kuzeyinden, Karadeniz’den, Doğu, Güneydoğu, İç Anadolu’dan yerden. Türkü, Kürdü, Alevi’si, Sünni’si burada. Esenyurt sadece 1 milyonun yaşadığı ilçe değil; aynı zamanda koca bir yürek.”

Ne yazık ki her gün bir başka şaibeli sürecin içerisindeyiz. Bir başka karanlık hamlenin peşinde koşan bir iktidarla karşı karşıyayız. Şimdi de Esenyurt’un üzerine kirli bir oyun kurguluyorlar. Uzun yıllardır tanıdığım bilim insanını, bu memleketin yetiştirdiği bir profesörü, bütün Esenyurt’un katılımı ve büyük desteğiyle seçtiği Ahmet Özer başkanımızı uyduruk sebeplerle terörist ilan edip, tutuklayıp, Esenyurt’u kayyuma emanet ettiler.

Bakın az önce söyledim. 2019 yılından bu yana seçildiğimiz 31 Mart gününden bu güne hep aynı uygulamaları, hep sandıkta kaybettiklerini yargı aracıyla geri almak istemediler mi? İşte bugün de yaptıkları aynı şey. Milletin onlara vermediği yetkiye siyasi güdümlü mahkemeler aracılığıyla ulaşmak istiyorlar. Önümüzdeki seçimi bugünden kazanmak ve tahakküm altına almak için şimdiden milleti baskı altına almak istiyorlar. Ama yapamayacaksınız.

Hukuk görüntüsü altında yaptıkları bu utanç verici uygulamaların altında kalacaklar. Bakın bunlar yalanı, iftirayı, uydurmayı yemek gibi yiyorlar. Bakın Ahmet Özer başkanımıza atılan iftiraları, tutuklama gerekçelerini size bir kısım anlatayım. Neymiş mantıken uzaktan yakından yanına yaklaşılmaz. Neymiş Ahmet Özer başkanımız ile terör örgütü arasında varmış gibi gösterilmek istenen ilişkinin kanıtı olarak ortaya konan inanın okursanız gülersiniz, iddialara baktım hemen elime uzandı 7 sayfalık iddiayı akşam 10 dakikada okudum.

Ben hukukçularımızdan özür diliyorum, o iddianameyi yazanın derhal psikiyatriste gitmesi lazım. Anlaşılmaz, akıldan ve gerçeklikten uzaktır. Örneğin bakın savcılık diyor ki; neymiş efendim terör örgütü ile bağını gösterir en önemli telefon görüşmesi diye tanımladığı madde var. Mehmet Kaya adlı vatandaşa annesinin cenazesinden dolayı taziyede bulunuyor. Vatandaşın acısını hafifletmek amacıyla söylenilmiş sözü bağlamından koparmak ve buradan terör örgütü bağlantısı kurmak nasıl bir akıl ürünüdür? Bunu bir insan nasıl düşünür anlayamıyorum.

Bunun için böyle bir hamleyi yapmak için insanlıktan, hukuktan, gelenek, göreneklerimizden, izandan hiç nasip almamış olmak gerekir. Bakın siz buradan iktidara sesleniyorum, burası önemli. Siz bakan yaptığınız, vekil yaptığınız, devletin önemli kademelerine getirdiğiniz arkadaşlarınız bir yakınını kaybedince onun kardeşi terör örgütü üyesiymiş diyerek taziyede bulunmuyor musunuz?

Aklını, vicdanını, başkasına kiraya vermemiş hiç kimse, bu işin bir siyasi operasyon olduğunu bilir. Biz asla dilsiz şeytan olmadık, olmayacağız. Hak kimin ise o hakkı savunmak Ekrem İmamoğlu’nun boynunun borcudur. İktidar hukukun akışını tersine çevirmiştir. İktidar ne yazık ki, herkese yaftalamaktadır.

Bu kardeşiniz neredeyse 6 yıldır bunların yalanlarıyla, iftiralarıyla uğraşmıyor mu? Uydurma teftiş, müdahalelerle uğraşmıyor mu? Allah aşkına ahmak davası nedir? Böyle bir dava olur mu? Bunların işi yargı eliyle Ahmet Özer başkanımıza terörist yaftası yapıştırılıyor, tutuklanıyor, ondan sonra ‘hadi kendini akla’ deniyor. Bu ne vicdansızlık? Sergilemekte olduğunuz bu oyunun önce hukuk olduğunu kanıtlayın. Böyle hukuk olmaz.

Siz önce milletin sandıktan çıkan iradesine saygılı, demokratik meşruiyete sahip bir iktidar olduğunuzu kanıtlayın. Bakın daha da önemlisi; hep diyorum ki 86 milyon insan, 86 milyon yurttaş, 86 milyon eşit hissedar, 86 milyon benim canım insanım diyorum her yerde. Bunu niye söylüyorum? Bu iktidar önce bu millete olan sevgi ve saygısını kanıtlasın. Ama kanıtlayamaz. İlk günden bugüne bunlar oy verenler vermeyenler diye ayırdı mı? Oy verenlere iyi vermeyenlere terörist dedi mi?

Bunlar kötü insanlar. Bu lafları diyenler kötü insanlar. Biz kardeşliğin sevgisinin tüm kötülüğü bertaraf etmek için buradayız. Bir insanı sevmesi için tek şeker yeter. Biz hepimizi çok seviyoruz yaradandan ötürü demiyor muyuz? Bunlar bütün bu ahlaklı, erdemli, o güçlü mirası yok sayıyorlar. Bu anlamda biz bu toplumun özellikle ifade edeyim ki, eninde sonunda biz bu sorunu aşacağız. Hep birlikte bu kötülükten kurtulacağız.

Asla vazgeçmeyelim. Bunlar çatışma isteyecek, kutuplaşma isteyecek, kavga, kaos isteyecekler. Bunlar ülkenin huzurunu, vatandaşın refahını düşünmeyecekler. Bunlar tek bir güne bile huzurla, güler yüzle günaydın bile kalkınmasını istemeyecekler. Ama biz buna teslim olmayacağız. Ben sizinle uğraşacağım buradan söylüyorum. Bu kadar net.

Bu kötülükle mücadeleyi büyüteceğiz. Cumhuriyete ve demokrasinin çürütülmesine asla seyirci kalmayacağız. Atamızın, milletimizin ize emaneti olan bu Cumhuriyeti yüzyıllar yaşatacağız. Asla bu Cumhuriyeti geldiği yere, o oligarşik, monarşik anlayışa, otoriter anlayışa asla teslim etmeyeceğiz. Cumhuriyetimizi ve ülkemizi yoran bu zigzaglarla zorlu dönemi bitirip dün ne başardıysak yarın da birlikte başaracağız. Bunları hep birlikte evine göndereceğiz.

Bizi ne yasaklar ne mahkemeler ne tehditler ne de kumpaslar durduramaz. Milletin sözünün başladığı yerde muktedir olduğunu düşünenlerin zulmü biter, bunu unutmayın. Zalimin zulmünü yok edecek olan demokrasilerde milletin sözüdür. Yeter söz milletin dendiği yıllar da vardır. En güzeli egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

Bakın şu bileği görüyor musunuz? Seçimlerde bükemediğiniz bileği yasaklar, tutuklamalar, kayyımlarla 1 milim bile eğemeyeceksiniz. Çünkü kendi iradesini milletin iradesinin üstünde görenler artık bu ülkede muktedir kalamayacaklar. Buna hep birlikte son vereceğiz. Bu ömrü bu yola adayacak milletin sesi ve iradesine vurulmak istenen darbeyi alaşağı edecek milyonlarca vatandaşımız var.

Biz meselelerimizin çözümünü gizli, saklı hesaplardan, çıkar hesaplarında aramıyoruz. Ortak değerlerimizde arıyoruz. Kimsenin hakkını yememekle, herkesin hakkını ona teslim etmekte arıyoruz. Her bir vatandaşımızın özgürce söylediği sözde, toplumsal uzlaşı ve mutabakatlarda arıyoruz. Esenyurt’ta iki elimizi de sıkmadan, saklamadan açtık.

Gönlümüzü açtık kardeşlerimize. Sadece Kürt kardeşlerimizle değil, Kürt vatandaşlarımızla değil bütün kardeşlerimizle, vatandaşlarımızla elimize gizli bir sözleşmeyi, diğerinde isen tehdidin şantajın sopasını hiç saklamadık, her şeyimiz açık olduk. Çünkü biz gönlümüzü açtığımız insanlarımızın canım vatandaşlarımızın olduğunu biliyoruz. Şartsız, samimiyet ve güvenle açtık.

Benim tek şartım var, o benim vatandaşım, onun kızı benim kızım, onun oğlu benim oğlum, hanımefendiler başımın tacı, beyefendiler başımın tacı. Burada biz hep birlikte oturduk, konuştuk. Anlaştık. Medeni rekabetle her daim vatandaşımıza baktık. Hep beraber kazanmanın tadına varma yolunu seçti.

Ahmet Özer’i seçmedi mi Esenyurt? Esenyurt’ta kucaklaşanlar barışı, huzuru, kardeşliği istedi. Esenyurt’ta geçmiş yıllarda yapılan talanı bertaraf edip buradan uzaklaştırdık diye dua ediyor. Esenyurt’u o akıl bir daha yönetemeyecek. Esenyurt’ta kapalı kapılar ardından kimsenin kariyer hesapları yapılmadı. Esenyurt’ta herkesin kendini özgürce ifade ettiği, toplumsal mutabakat sağlama gayreti gösterildi.

Siz ne yaptınız? Kucaklaştınız. Peki bugün yargının sopasıyla sizin inşa ettiğiniz o barış ve huzur ortamı bertaraf edilmek istenmiyor mu? Ayıp değil mi? Milletin iradesini yok saymak Cumhuriyetimize, demokrasimize yakışıyor mu? Buradan onlara sesleniyorum, ellerinizi gizlemeyin, ellerinizi açın gösterin, arkanızda sakladığınız öbür elinizi de açın.

Baltanızı, balyozunuzu, sopanızı, tehdidi, şantajı bir kenara bırakın. Milletle sözleşme mi yapmak istiyorsunuz? Sözleşmeler verilen sözlerle yapılır. Önce milletin tercihlerine saygı sözü verin. Seçme özgürlüğünü sağlayın, milletin seçtiklerine değer verin. Milleti sizi seçmediği için cezalandırmayacağını garanti edin. Milletin egemenliğine, iradesine halel getirmeyeceğinizi garanti edin.”

“Bu darbeye karşı dimdik ayaktayız, biriz birlikteyiz, hep beraberiz”

İmamoğlu’nun ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel söz aldı. Özel konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Ahmet Başkan her sabah sekiz buçukta gittiği belediyeye davet edilse gidebilecekken sabah 5’te kırarak evinin kapısına dayandılar. Eşi telaşla kapıyı açtı, izah etmek yerine ittirip geçtiler. Özer’in yatak odasına gidip kendisini bizzat uyandırdılar. bunu bilerek yaptılar. oradaki kötü, ahlaksız, kanunsuz muamele eninde sonunda bir kez daha bu milletin vicdanından dönecektir. Eş zamanlı belediyeye gidip devletin belediyesinin kapısını balyozla kırdılar.

belediye Meclis üyesi avukatlar yetişip aramaya tanıklık etmek istedi, içeri alınmadı. Ne evde ne de belediyede avukat vardı. Ahmet Başkan’ın ilk kez gördüğü bir kitap taslağını bile tutuklanırken gerekçe diye gösterdiler. Onunla görüşmüş, bununla görüşmüş… 10 yıldır dinliyorduk diyor. 10 yıl geriye kimin teröristle konuştuğuna gidersek; AKP’de FETÖ mensubu olmayan bir kişi kalmaz.

Diyor ki 2015 yılında, Remzi Kartal’la belli sayıda telefon görüşmesi yapıyorsun diyor. Bir bakıyorsunuz yıllar sonra AKP’li milletvekilleri oturmuşlar Remzi Kartal’la aynı masada yemek yemişler. Bu meydanda konser verilmiş, şarkıcı gelmiş. Bu şarkıcıyı getirmek terör örgütüyle ilişkiliymiş. Terörse eğer onu dinleyen Esenyurt Kaymakamını ne yapacağız?

Yapılan iş, önce Esenyurt’un sonra İstanbul’un son olarak da Türkiye’nin iradesine ipotek koymaktır. FETÖ’dan kalma kumpaslardan medet umarak Ahmet Özer’i görevinden uzaklaştırıyorlar. Bir de diyorlar ki terör sorununu biz çözeceğiz ama Türkiye’de Kürt sorunu yoktur diyorlar.

Bir ülkede bir sorun varsa sorunun sahibine sorulur. Eğer o ülkede bir sorunun olup olmadığına yaşayanlar değil yönetenler karar veriyorsa o ülkede diktatörlük vardır. Bugün Kürt sorunu yok diyenler, kayyım politikalarıyla Kürt sorununun var olduğunu sadece Türkiye’ye değil, bütün dünyaya ilan etmişlerdir. Sen Recep Tayyip Erdoğan’ın Zekeriya Öz’üsün Akın Gürlek. Bu vicdansız bu millete hesap verecektir.

Özgür Özel, Ahmet Özer’in mesajını okudu. mesajda şunlar yer aldı: “İlk sözümüz personel ve arkadaşlarımın işlerine dört elle sarılmasıdır. Vatandaş asla mağdur olmamalıdır! Daha güçlü çıkacağım ve hizmetlerime kaldığım yerden devam edeceğim.”

Özel şöyle devam etti: “Recep Tayyip Erdoğan, ahmak davasıyla mı kumpas davasıyla mı onlan mı bunlan mı diye düşünme. Aklından geçeni piyonlarına, cellatlarına yaptırmaya çalışma. Cesaretin varsa, zaten bıçak kemikte, kaçma çık karşıma.

Çık karşıma, biz seçime hazırız, el mi yaman bey mi yaman. Varsa cesaretin, sayın Erdoğan, bir ses duyuyorum. Sen duyuyor musun? Sen dün sözünü dündün, maşanla silahşörünle talimatınla sözünü söyledin. Çirkin kayyumunu, Beyoğlu’nda partili kaymakam olan kişiyi dün vali yardımcısı yapıp Esenyurt’un başına yolladın.

Bak Esenyurt’un meydanı sözüne karşı ne diyor duyuyor musun? Hükümet istifa diyorlar. Bir daha söylüyorum Erdoğan, Esenyurt meydan tek yürek tek ses sana sesleniyor. Hükümet istifa diyorlar. Senin seçim kaybetme korkun, Esenyurt’tan başlayıp İstanbul’u, İstanbul’dan sonra Türkiye’yi kuşatma planının farkındayız. İstiyorsun ki kutuplaşma olsun, gerilim olsun vatandaş derdini konuşamasın. İşsizlik var, yoksulluk var, hayat pahalılığı var, enflasyon yüksek.

Belli ki ortada bir koltuk hesabı var. Belli ki bir al ver hesabı var ama emin ol ki Esenyurt da sana göstermiştir ki milletin hesabı, halkın hesabı koltuk hesabını bozacak. Türkiye’nin daha fazla geriye götürülmesine hiç kimsenin tahammülü yok. Artık geriye dönüş yoktur. Herkesi sesini yükseltmeye davet ediyorum.

İktidarda kalmak için illa da illa bir anayasa değişikliğine ihtiyaç var. Önce Numan Kurtulmuş’u yolladılar. Dedim ki ne konuşuyoruz? Anayasa’ya uymayan biriyle Anayasa olur mu? Gezi tutsakları, Can Atalay içerideyken, AYM kararlarına uyulmazken, AİHM kararları tanınmazken, Kürtlerin seçtiği neredeyse bütün siyasiler tutukluyken ne anayasası?

Devlet Bahçeli eliyle Kürt sorununu görmeyen bir açılım yaptılar. Bir kişi konuşacak, bir kişi istediğini alacak bu al ver ile herkes istediğini alacak. Buna karşı toplumsal mütabakat çağrısı yaptım, yapmaya devam ediyoruz. Anaların gözyaşlarını durmasına, terörün bitmesi ve şehitlerin gelmemesi için her şeye varız; gizli pazarlıklara anayasa değiştirmeye yokuz.

Bazı sosyal medya hesaplarından DEM Parti, CHP, muhalefetten çekilsin, sine-i millete çekilsin, erken seçim yapılsın çağrıları yapılıyor. Sen çekilmişsin, AKP-MHP giriyor. Mevcut vekil sayısını arttırıp, ne sana ne bana başka kimseye ihtiyacı olmadan Anayasa’yı değiştiriyor; canı ne istiyorsa onu yapıyor. Buradan bütün muhalifleri uyarıyorum. Sine-i millet demek erken seçim demek değildir. 90 gün sonra ara seçim demektir. Bu tuzağa kimse düşmesin.

Ama biz erken seçim için ne gerekiyorsa onu yaptırmaya sesimizi yükseltmeye hep beraber mecburuz. BEN CHP’nin genel başkanı olarak sizlere söz veriyorum ki tüm kurumlarımızın gücüyle örneğin yarın, sabahleyin yarın grup toplantımızı Ahmet Özer’i ziyaretimizin hemen sonrasında Silivri Cezaevi’nin hemen önünde yapıyorum.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Ahmet Özer” Tepkisi: Kucaklaşma Dediğiniz Bu Mudur?

Esenyurt Belediye başkanı Ahmet Özer’in gözaltına alınmasına ilişkin açıklama yapan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Sizin Türkiye hayaliniz, Türkiye Yüzyılı’nız bu mudur? Kucaklaşma dediğiniz bu mudur?” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu Esenyurt Belediye başkanı Ahmet Özer’in gözaltına alınması hakkında yeni bir yazılı açıklama yaptı.

“Bugün sabah saatlerinde Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer hakkında başlatılan soruşturmayı büyük bir dikkat ve ciddiyetle izliyorum” diyen İmamoğlu “Sayın Ahmet Özer’e yönelik operasyon, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına dair endişelerimizi daha da artırmıştır. Yargının siyasallaştırılarak siyasi rakiplerin oyun dışına atılması amacıyla kullanılmasının, demokratik hukuk devleti ilkesine aykırı olduğunu vurgulamak zorundayım. İBB Başkanı olarak bizzat ben, bu tür uygulamaları en acı şekilde tecrübe edenlerin başında geliyorum” dedi.

Kendisine açılan ‘ahmak davasını’ hatırlatan İmamoğlu şunları söyledi: “Bana yönelik olarak açılan ve kamuoyunda ‘ahmak davası’ olarak bilinen dava ve benzeri pek çok soruşturma devlet ciddiyetinden ve yargı tarafsızlığından uzaktır. Devlette görev yapmış ve yıllarca dekanlık, rektör yardımcılığı, GAP Belediyeler Birliği Genel Sekreterliği gibi kamu görevleri üstlenmiş bir bilim insanı ve seçilmiş belediye başkanı olan Sayın Özer’in emniyet güçlerinden kaçma ihtimali yokken ifadeye çağrılmak yerine, bir şafak operasyonuyla göz altına alınması uygunsuzdur. Biz bu şafak operasyonlarının ilhamını hangi mirasınızdan aldığınızı iyi biliyoruz. Siyasi rakiplerin önünü kesmeye yönelik bu tür uygulama ve davalar hukuk ve adalete değil, yalnızca iktidarın amaçlarına hizmet etmektedir.”

“Kamuoyuna mal olmuş şahsiyetlerle ilgili bu tür uygulamaların tarafsızlık ilkesine uygun, titizlikle yürütülmesi gerekir” diyen İmamoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugünkü şafak operasyonu ardından kamuoyuna yapılan açıklamada, Sayın Özer’in 10 yıl boyunca 694 terör örgütü mensubuyla görüştüğü iddia edilmektedir. Şayet buiddia doğruysa kendisinin, ayda 5-6 terör örgütü mensubuyla görüştüğü anlamı çıkmaktadır. O halde neden bugüne kadar beklediniz? TUSAŞ’a saldıran teröristleri izlemek yerine devlete yıllarca hizmet etmiş akademisyenleri mi izliyorsunuz? Sayın Özer, belediye başkan adayı olduğunda adli sicilini soruşturdunuz, arşiv kaydını soruşturdunuz. Aynı adliyeden temiz kağıdı verdiniz. Altı ayda ne değişti?”

‘Yeni bir çözüm süreci’ olarak tartışılan sürece de değinen İmamoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ön yargısız bir kucaklaşmanın talep edildiği, Abdullah Öcalan’ın terörü sonlandırmak üzere Meclis’te konuşmasına zemin hazırlandığı bir dönemde CHP’li bilim insanı bir belediye başkanının terör iddiasıyla göz altına alınmasını milletimizin vicdanına havale ediyorum. Bu çaba ana muhalefete ve İstanbul’a itibar suikasti değilse nedir? Daha açık sorayım sizin İstanbullularla derdiniz nedir? Sizin Türkiye hayaliniz, Türkiye Yüzyılı’nız bu mudur? Kucaklaşma dediğiniz bu mudur? Ne yaparsanız yapın, hangi karanlık planı düşünürseniz düşünün bu siyasi ve kurumsal çürümeyi bitireceğiz. Türkiye Cumhuriyeti devletini kişilere değil, kurallar ve kurumlara bağlı, herkes için eşit ve adil hizmet üreten bir yapıya kavuşturacağız” dedi.

Paylaşın

Ahmak Davası: CHP’den Yeni Adım

CHP, kamuoyunda “Ahmak Davası” olarak bilinen davayla ilgili HSK’ya yeni başvuru yapacak. Ahmak Davası, “Temyiz Mahkemesi” olarak da kabul edilen Yargıtay’ın bir alt basamağı İstinaf Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, 31 Mart 2019 seçimlerinin YSK tarafından iptal edilmesi sonrasında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya verdiği yanıt üzerine Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla dava açılmıştı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla açılan ve hakkında siyasi yasak ile hapis cezası istenen ‘ahmak davası’ için harekete geçti.

Kamuoyunda ‘ahmak davası’ olarak bilinen davanın, hakimi değiştirilmişti. Geçtiğimiz İBB Meclis oturumunda AKP Grup Sözcüsü Faruk Gökkuş’un “İzah edeceğim, neden Samsun’a sürdüğümüzü de izah edeceğim” şeklindeki sözleri üzerine CHP’den yeni bir adım geldi.

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ve CHP Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı Turan Taşkın Özer, yarın HSK’ye başvuracak.

Mevzuata ve ilke kararnamelerine aykırı olarak görev yeri değiştirilen Hakim Hüseyin Zengin’in atamasını yapan HSK Birinci Dairesi üyeleri hakkında inceleme ve soruşturma yapılmasını talep edecek.

Ahmak Davası nedir?

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, 31 Mart 2019 seçimlerinin YSK tarafından iptal edilmesi sonrasında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya verdiği yanıt üzerine Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla dava açılmıştı.

İmamoğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptığı bir konuşmada, isim vermeden kendisine yönelik “Avrupa’ya giderek Türkiye’yi şikâyet eden ahmağa söylüyorum. Bunun bedelini bu millet sana ödetecek” şeklindeki sözlerine bir gazetecinin sorusu üzerine yanıt vermişti.

“31 Mart’ta seçimi iptal edenler ve dünyada, Avrupa’da, onların gözünde nereye düştüğümüz noktasında, o olan şeylere, biten şeylere baktığımızda, tam da işte 31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır. Önce ona bir odaklansın” diyen İmamoğlu hakkında YSK’nın o dönemki başkanı Sadi Güven, kendisi ve görevdeki kurul üyelerine hakaret edildiği iddiasıyla şikayette bulunmuştu.

Şikayet üzerine İmamoğlu hakkında dava açılmış, İmamoğlu’na 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ve siyasi yasak kararı verilmişti. Dava, son iki yıldır Türkiye’de “Temyiz Mahkemesi” olarak da kabul edilen Yargıtay’ın bir alt basamağı İstinaf Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Özel’e: Her Gün Erken Seçim Demek Yerine, Sorun Çözmeliyiz

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Lideri Özgür Özel’in erken seçim çağrılarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bir muhalif partinin her gün ‘erken seçim’, demesi yerine, ben partimin her gün ülkenin sorunlarına çözüm önerilerini anlatan bir parti olmasını daha doğru bulurum” yanıtını verdi.

İmamoğlu, Yavaş ve Özel ile parti içinde diyalog kanallarının açık olduğu mesajı da verdi: “Ortak akıllı süreci en doğru yere ulaştırmak konusunda kararlı bir ekibiz. Genel başkanım en az benim kadar kararlı. Bu konuda birbirimizi tamamlayarak, birbirimize katkı sunarak en başından beri mutlaka bu az önce söylediğimiz bütün olumsuzlukların müsebbibi süreci sona erdirerek, Türkiye’yi çok aydınlık bir sürece taşımak konusunda karalı bir ekibiz.”

Türkiye Belediyeler Birliği ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara’da gazetecilerle bir araya gelerek yaklaşık üç saatlik bir toplantıda gündeme dair sorulara yanıt verdi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aktardığına göre; CHP’nin cumhurbaşkanlığı adaylığı için en güçlü iki isimden biri olan İmamoğlu, daha önce farklı yorumlanabileceği ve dedikodulara yol açabileceği gerekçesiyle böyle bir toplantıya fırsat bulamadığını belirtti ve TBB Başkanı olarak bu toplantıyı gerçekleştirdiğini ısrarla vurguladı.

İmamoğlu, bu toplantının “Ankara’ya ısınıyor, Ankara’ya açılıyor” biçiminde yorumlanmasının doğru olmayacağını ifade etti.

Türkiye’de büyük bir çürüme ve çöküş olduğunu belirten İmamoğlu’na, bir çıkış yolu olarak bir erken seçim bekleyip beklemediği sorusu yöneltildi. İmamoğlu, erken seçime ‘milletin karar vereceğini’ ifade etti. Ancak İmamoğlu, önümüzdeki seçimlere ilişkin de bir özeleştiri yaptı:

“Bugün itibariyle bu seçimi kazanacak bir iktidar önümüzde yoktur. Bu seçimi kaybedersek bir tek muhalefet olarak biz kaybederiz. Kendi hatalarımızla, eksiklerimizle, uyuşmazlığımızla ya da hazırlıksız olmamızla kaybederiz.

“Bu manada da buna fırsat vermeyecek bir muhalefet yapısını kurmak, toplumsal muhalefeti güçlü bir biçimde bir araya getirmek, çocuklarını dahi, gençlerini dahi Türkiye’nin geleceğini nasıl hazırlayacağını, kalem kalem her konuda izah edecek hale getirecek bir muhalefet duruşu ve ortak aklın hakim olduğu bir ortam bize seçimi kazandırır.”

İmamoğlu bu özeleştirisinin altını çizdi ve hatta toplantının sonunda bir kez daha bu ifadeleri tekrarladı.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine “ahmak” dediği iddiasıyla yargılandığı ve hakkında siyasi yasak istenen davayla ilgili değerlendirmelerde bulunan İmamoğlu, kendisinin adalete inancını korumak istediğine vurguladı.

Dava yargıcının teamüle uygun olmayan şekilde değiştirilip, Samsun’a sürüldüğünü anımsatan İmamoğlu, AKP’li bir belediye Meclis üyesinin de “’Hakimin Samsun’a neden sürüldüğünü birazdan anlatacağım” sözleriyle bunu itiraf ettiğini vurguladı.

İmamoğlu, “yargısal tacize uğradığını” söyledi: “İşin özü şudur; ben kimseye ‘ahmak’ demedim. Bana ‘ahmak’ diyene sözümü iade ettim, çok net. Ben ciddi bir yargısal tacize uğradığımı düşünüyorum. Bazen yurt dışında soranlar oluyor, anlatın diye, nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Utanıyorum ve anlatamıyorum.”

Yargıyı silah olarak kullanıp, siyasi menfaat sağlamanın, millette karşılığı olmadığını, bunun en somut örneğinin de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi süreci olduğunu belirten İmamoğlu, “Bu millet mağdur edilenin yanında olduğunun ve bunun en güçlü cevabını da 23 Haziran 2019’da verdiğini daha dün yaşadınız. O bakımdan umarım bu yanlıştan dönerler” dedi.

“Takım arkadaşıyız, yol arkadaşıyız”

Sık sık “Cumhurbaşkanlığına aday mısınız?” sorusuyla karşılaşan İmamoğlu da aynı soru toplantıda da yöneltildi. “Günü geldiğinde, tabii bakarız” diyen İmamoğlu, adaylığa günü geldiğinde ”milletin”, ”partisinin” karar vereceğini ifade etti.

İmamoğlu, CHP Lideri Özgür Özel’in, cumhurbaşkanı adaylığı ile ilgili “Sağ açık Mansur Yavaş, sol açık Ekrem İmamoğlu” tarifine katılmadığını da ilk kez bu toplantıda açıkladı:

“Ben bu mevki işine hiç sıcak değilim, daha doğrusu pozisyon meselesine. Biz takım arkadaşıyız, yol arkadaşıyız. Bu işin sağ açığı, sol açığı olmaz. Yol arkadaşlığı müessesesi benim için önemlidir. Bunu ben genel başkanımla da paylaştım bu arada, yani paylaşmadığım bir duygu değil. Ve yol arkadaşlığı, takım arkadaşlığı meselesinin hedefi tektir. Ve biz o hedefe koşan insanlarız. O takımın içindeki insanlarız. Günü geldiğinde dediğim gibi hem partimizin kurulları hem de milletimiz en doğru kararı verecektir.”

Bu konuda Özel’e yaptığının “sempatik eleştiri” olduğunu vurgulayan İmamoğlu, Özel’in de kendisine hak verdiğini ifade etti.

İmamoğlu’nun Özel’e ikinci eleştirisi ise “erken seçim çağrısı” konusunda oldu. Özel’in ısrarlı çağrılarının anımsatılması üzerine İmamoğlu, erken seçimin zamanlamasını bilemeyeceğini vurgulayarak, “Bir muhalif partinin her gün ‘erken seçim’, demesi yerine, ben partimin her gün ülkenin sorunlarına çözüm önerilerini anlatan bir parti olmasını daha doğru bulurum” yanıtını verdi.

İmamoğlu, Yavaş ve Özel ile parti içinde diyalog kanallarının açık olduğu mesajı da verdi: “Ortak akıllıla süreci en doğru yere ulaştırmak konusunda kararlı bir ekibiz. Genel başkanım en az benim kadar kararlı. Bu konuda birbirimizi tamamlayarak, birbirimize katkı sunarak en başından beri mutlaka bu az önce söylediğimiz bütün olumsuzlukların müsebbibi süreci sona erdirerek, Türkiye’yi çok aydınlık bir sürece taşımak konusunda karalı bir ekibiz.”

“Ben görevimin başındayım ve İstanbul’a hizmet ediyorum”

İmamoğlu, cumhurbaşkanı seçilmesi halinde parlamenter sisteme dönmeye sıcak bakmadığı yorumlarına da yanıt verdi. Cumhurbaşkanının mevcut sistemle seçileceğini anımsatan İmamoğlu, “kontrolsüz” dediği mevcut sistemin değişmesini istediğini vurguladı.

Sistemi düzeltmek için yeni anayasaya ihtiyaç olmadığını vurgulayan İmamoğlu, “Ama bu ülkenin gerçekten iyi bir anayasa düzeni için, gerçekten bugünü temsil eden doğru bir parlamentoya kavuşması lazım. Umarım o parlamento, doğru bir süreçte, iyi bir çoğunlukla ülkemizin demokratik ve hukukun üstünlüğü kavramlarıyla geleceğini hazırlayacaktır” görüşünü dile getirdi.

Son dönemde CHP kulislerinde, İmamoğlu’nun hakkındaki davadan siyasi yasak kararı çıkması ihtimaline karşı, CHP Genel Başkanı olması formülünün devreye sokulabileceği iddiaları konuşuluyor. “CHP Genel Başkanı’na siyasi yasak getirmenin daha zor olacağı” gerekçesiyle bu iddia dillendiriliyor. İmamoğlu, bu soruya temkinli yanıt verdi:

“Ben öyle bir fırsatçı insan değilim. Yani böyle bir gündemin bir parçası olmam. Olmadım da… Partimin genel başkanı var. Gerçekten böyle bir ‘sıradan dava’ bile denmeyecek bir meselenin işte kurtuluşu ‘partiye, genel başkanı ol’ vesaire… Ben görevimin başındayım ve İstanbul’a hizmet ediyorum. Böylesi bir kavramla değil ama bir süreç gelişir, oluşur ya da dönemimin sonu olur, başka bir vesile olur… Oluşana kadar da İstanbul’a hizmet etmeyi çok önemli buluyorum ve başarılı olmayı istiyorum. Öyle bir gündemim yok.”

İmamoğlu, parti yönetiminde yaklaşık bir yıl önce gerçekleşen değişim anımsatılarak, “değişim talepleri karşılandı mı?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Tabii ki eksiklerimiz var ama güzel olan şu; biz eksiklerimizi konuşuyoruz. Yani daha dün bile konuştuk. Haftada bazen iki kez konuşuyoruz. Benim şahsen tespit ettiğim ya da ekibimizin tespit ettiği ne varsa bunları anında genel merkezle paylaşan mekanizmalarımız var.

“Benim bizzat Genel Başkanla konuşmak ve paylaşma konusunda hiçbir engelim, hiçbir sınırım yok. Kaldı ki benzer bir durumu bana yaşatan bir Genel Başkanımız var. O muazzam bir fırsat alanı doğuruyor bize. Eksiklerimizi de birebir çok açık konuşabiliyoruz. Sadece ikili olarak da değil, kurullar çerçevesinde de dönem dönem konuşuyor, tartışıyoruz.”

CHP’nin oyunun düştüğü eleştirilerini de değerlendiren İmamoğlu, anketlerde büyük oranda partisinin birinci olma konumunu sürdürdüğünü, ancak “tarafsız seçmen”in büyüdüğünü ifade etti.

“Bu seçimi iktidar kazanamaz. Ancak biz istersek kaybederiz”

Başarı için her günün, saatin önemli olduğuna dikkat çeken İmamoğlu, “Umarım genel başkanımızın partimizdeki başarısı bizlerin şu anda aldığı şehirlerinde ya da ülke genelinde aldığımız sorumluluklardaki başarımız bizi iktidara taşıyacağına da inancım tamdır” dedi.

İmamoğlu, bir kez daha özeleştirisini anımsatıp, “Bu seçimi iktidar kazanamaz. Ancak biz istersek kaybederiz. Biz de milletimiz adına, milletimizin kazanması için kararlı bir ekibiz” diye konuştu.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, Meclis’in yeni yasama yılı açılışında, DEM Partililer’in elini sıkması ile başlayan siyasette yumuşama atmosferi, “yeni çözüm süreci mi başlıyor?” sorularını gündeme taşımıştı.

İmamoğlu, ”Kürt sorununun, ülkenin en önemli sorunu” olduğu belirtirken, el sıkmanın değerli olduğunu, ancak Meclis ve toplumsal zeminde konunun tartışılması gerektiğini söyledi. Ancak iktidarın samimiyeti konusundaki kuşkusunu da dile getirdi:

“Benim tek dileğim ve isteğim bir an önce bu konuyla ilgili çözüm süreçlerinin, problemlerin tartışma süreçlerinin en uygar, medeni şekilde olgunlaşması. Buna ihtiyaç var. Ama bu bir seçim stratejisi ise, masaya pazarlık unsuru olarak getirilecekse valla hiç getirmesinler. Zarar verirler yarın iyi bir dönemin oluşmasına. Pazarlık değil, samimi konuşulma meselesi bu.”

İmamoğlu, İstanbul Barosu Başkanı seçilen İbrahim Kaboğlu’nun, Anayasa’nın ilk 4 maddesiyle ilgili yaptığı “Değişmez maddelere olumlu anlamda dokunulabilir” açıklamasını eleştirdi.

Kaboğlu’nun “talihsiz bir başlangıç” yaptığını belirten İmamoğlu, “Anayasa’nın ilk dört maddesi gayet olumlu bir biçimde, gayet güçlü bir biçimde tariflenmiştir ve bu dört maddenin Türkiye’mizde mevzu edilecek bir pozisyonu ve durumu yoktur. Bu çok net” dedi.

Fethullah Gülen’in ölümünü de değerlendiren İmamoğlu, “Türkiye’nin bir dönemine kara bir leke olarak işlenen örgütsel yapının başındaki insanı vefatından sonra Allah’a havale ediyorum, Allah bildiği gibi yapsın isterim” dedi. Gülen’in, Türkiye’ye büyük bir travma yaşattığına işaret eden İmamoğlu, göz yumulması halinde, Türkiye’de benzer örgütlerin “üreme kapasitesi” olduğuna işaret etti.

Paylaşın

Ahmak Davası: CHP’de Ekrem İmamoğlu Hazırlığı

CHP, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu hakkında açılan ‘ahmak’ davasında İstinaf Mahkemesi’nden çıkacak karara ilişkin hazırlık yapıyor.

Ekrem İmamoğlu’na siyasi yasak çıkması halinde, İstanbul’da büyük bir miting düzenlenmesi ve CHP lideri Özgür Özel’in, muhalefet liderlerini de mitinge davet etmesi planlanıyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yönetimi, Yüksek Seçim Kurulu üyelerine “ahmak” diyerek hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davada hakkında verilen hapis cezası ve “siyasi yasak” kararının İstinaf Mahkemesi tarafından onanması olasılığına karşı harekete geçti.

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ve hukuk işlerinden sorumlu Genel Başkanı Yardımcısı Gül Çiftçi, muhalefet partilerini ziyaret turu başlattı. İlk ziyareti Salı günü İYİ Parti ve Saadet Partisi’ne yapan CHP heyeti, dün de DEM Parti ve DEVA Partisi’nin hukukçu kurmayları ile görüştü.

CHP Grup Başkanvekili Günaydın, yapılan ziyaretleri sosyal medya hesabından “Genel Başkan Yardımcımız Gül Çiftçi ile birlikte DEVA ve DEM Parti genel merkezlerini ziyaret ederek ülkemizin yaşadığı demokrasi sorunlarını değerlendirdik. Her iki siyasal parti yöneticisi dostlarımıza konukseverlikleri için teşekkür ederim” paylaşımıyla duyurdu.

CHP heyetinin ziyaretlerde, başta İmamoğlu hakkındaki “ahmak” davası olmak üzere önemli siyasi davalarla ilgili muhalefetin ortak hareket etmesi ve dayanışmanın önemine vurgu yapıldı.

Edinilen bilgiye göre Günaydın ve Çiftçi, görüşmelerde İmamoğlu hakkındaki dava süreçleri hakkında bilgi verdi. Ayrıca, İstinaf Mahkemesi’nden İmamoğlu aleyhine bir karar çıkması halinde, muhalefet partilerinden dayanışma içinde olunmasını ve yapılacak eylem ve etkinliklere de katılmaları çağrısında bulundu.

Görüşmelerde, İmamoğlu hakkında siyasi yasak kararı çıkması halinde CHP olarak İstanbul’da büyük bir miting planlandığı belirtilerek, Genel Başkan Özgür Özel’in, bu mitinge bütün muhalefet liderlerini davet etmeyi planladığı bilgisi de paylaşıldı. CHP heyeti, bugün de Gelecek Partisi’ni ziyaret edecek.

CHP, muhalefet partileri ile “ortak mücadele” hattı örülmesinin yanısıra, ulusal ve uluslararası kamuoyunu harekete geçirmek için farklı seçeneklerin devreye sokulması planlanıyor. Bu çerçevede, İstanbul’un ardından İmamoğlu ve Özel’in Anadolu turuna çıkarak, mitingler düzenlenmesi planlanıyor.

CHP’nin hukukçu kurmayları ve İmamoğlu’nun avukatları ayrıca, “yargısal taciz dosyası” hazırlıyor. İmamoğlu hakkında siyasi yasak istenen “ahmak” davasının yanısıra hakkında açılan çok sayıda dava ve soruşturmanın içeriği bu dosya içinde yer alacak.

CHP kurmayları, bu dosyanın amacı ve içeriğine ilişkin ise bilgileri verdiler: “Beylikdüzü belediye başkanlığı dönemine ilişkin 2015’de dava açılmış, İçişleri Bakanlığı Büyükşehir Belediye Başkanı olduktan sonra 2020’de izin veriyor. Türbe önünde elini arkasına bağladığı için soruşturma açılıyor.

Birisi CİMER’e şikayet ediyor İmamoğlu’na soruşturma geliyor. Yani yargı tarafından yapılan bir taciz var. Biz o tacizi, ulusal ve uluslararası kamuoyuna göstereceğiz. Hukukçularımız, hukukçu siyasetçilerimiz yargısal taciz dosyası üzerinde çalışıyor. Zamanı geldiğinde de bunu kamuoyuna açıklayacağız.”

İstinaf mahkemesine yapılan Türk Ceza Yasası’nın “kamu görevlisine hakaret suçunun anayasaya aykırı olduğu” ve bu nedenle davanın Anayasa Mahkemesi tarafından görülmesi gerektiğine ilişkin yaptığı norm denetimi başvurusu ve İmamoğlu’nun daha önce iki kez avukatları aracılığıyla en son geçtiğimiz günlerde bizzat başvurarak “istinaf incelemesinin duruşmalı yapılması” talebinin de bu stratejsinin parçası olduğu belirtiliyor.

Norm denetim başvurusunun, ulusal ve uluslararası kamuoyunun dava konusunda bilgilendirilmesi konusundaki önemli adımlardan biri olduğuna işaret CHP kaynakları Venedik Komisyonu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, kamu görevlisine hakaret suçuna “tazminatla cezalandırılması” yönünde kararları olduğunu, norm denetimi başvurusunun da bu anlamda önemli olduğuna işaret ediyorlar.

CHP’de İmamoğlu davasınının seyrini etkileyecek hukuki gelişmelerden birisi olarak Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Halil Güner’in görülen bir dava üzerine, “kamu görevlisine hakaret suçu”nu düzenleyen Türk Ceza Yasası hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı iptal başvurusu görülüyor.

İmamoğlu’nun da yargılandığı başvuruyla ilgili AYM’nin 5-6 ay içinde kararını verebileceği beklentisi dile getiriliyor. Böyle bir durumda İmamoğlu’nun da davasının düşeceği ifade ediliyor.

Paylaşın