Her Dört Gençten Biri Ne Eğitimde Ne İstihdamda!

Türkiye’de 15 – 29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 25,9’u ne bir eğitim kurumuna devam ediyor ne de bir işte çalışıyor. bu tablo, Türkiye’nin genç nüfus potansiyelini etkin şekilde değerlendiremediğini ortaya koyuyor.

Karar’dan Berfu Kargı‘nın Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) 2024 yılı verilerine göre, Türkiye’de 15 – 29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 25,9’u ne bir eğitim kurumuna devam ediyor ne de bir işte çalışıyor. NEET (Not in Education, Employment or Training) olarak tanımlanan bu grup, ülkedeki genç nüfusun dörtte birini oluşturuyor.

Eurostat’ın verilerine göre Türkiye’de NEET oranı, 2015’te yüzde 27,9 seviyesindeydi. 2020 yılında pandeminin etkisiyle bu oran yüzde 32’ye çıkarak son 10 yılın zirvesine ulaştı. 2021’den itibaren hafif bir gerileme eğilimi gözlense de 2024 itibarıyla oran hâlâ yüzde 25,9 seviyesinde seyrediyor. Bu oran, Avrupa Birliği ortalaması olan yüzde 11’in çok üzerinde ve Türkiye’yi bu göstergede Avrupa’da ilk sıraya yerleştiriyor.

NEET oranındaki cinsiyet dağılımı, Türkiye’de toplumsal eşitsizliklerin de bir göstergesi niteliğinde. Özellikle 25 – 29 yaş grubunda genç kadınların NEET oranı, erkeklere göre belirgin şekilde daha yüksek. Eurostat, kadınların NEET grubunda erkeklerden ortalama 2 ila 3 kat fazla temsil edildiğini ortaya koyuyor. Ailevi yükümlülükler, çocuk bakımı, geleneksel cinsiyet rolleri ve eğitime erişimdeki engeller bu tabloyu besleyen başlıca etkenler arasında yer alıyor.

NEET oranları bölgesel düzeyde de dikkat çekici farklar gösteriyor. Kent merkezlerinde yaşayan gençlerde oran görece düşük seyrederken, kırsal bölgelerde bu oran artıyor. Eğitim altyapısının zayıf olduğu, istihdam olanaklarının sınırlı kaldığı taşra ve kırsal alanlar, gençlerin sistem dışına itilmesine daha yatkın bir ortam sunuyor.

Gençlerin eğitim seviyesi, NEET grubuna dahil olma riskini doğrudan etkiliyor. Eurostat’a göre ilkokul veya ortaokul düzeyinde kalan gençlerin NEET oranı yüzde 30’lara kadar çıkarken, üniversite mezunlarında bu oran yüzde 7 – 8 seviyelerine kadar iniyor. Eğitimde kalma süresi uzadıkça hem iş gücüyle bağ kuvvetleniyor hem de yeniden eğitim fırsatları çoğalıyor.

Avrupa Birliği, 2030 yılına kadar NEET oranını yüzde 9’un altına çekmeyi hedefliyor. Hollanda, İsveç, Almanya ve İrlanda gibi ülkeler bu hedefi şimdiden tutturmuş durumda. Türkiye ise hâlihazırda bu eşiğin neredeyse üç katı seviyesinde. Uzmanlara göre bu tablo, Türkiye’nin genç nüfus potansiyelini etkin şekilde değerlendiremediğini ortaya koyuyor.

Paylaşın

Bankalara Bireysel Borçlar 5 Trilyon Liraya Dayandı

CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Yurttaşlarımızın bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları, 27 Haziran- 4 Temmuz günleri arasındaki haftada 38,7 milyar lira daha artarak 4 trilyon 826 milyar liraya yükselmiş bulunmaktadır” dedi.

Ömer Fethi Gürer, icra dairelerine 1 Ocak-11 Temmuz günleri arasında UYAP üzerinden gelen yeni dosya sayısının, 2024 yılının aynı dönemine göre yüzde 11,7 oranında artarak 5 milyon 363 bine yükseldiğini de kaydetti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ekonomik gelişmelere ilişkin basın toplantısı yaptı. Gürer, “Yurttaşlarımızın bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları, 27 Haziran- 4 Temmuz günleri arasındaki haftada 38,7 milyar lira daha artarak 4 trilyon 826 milyar liraya yükselmiş bulunmaktadır” dedi ve ekledi:

“Varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan borçlarıyla birlikte vatandaşın toplam finansal borcu 4 trilyon 985 milyar liraya ermiştir. Haftada bireysel kredilerin bakiyesi 13,5 milyar lira artarak 2 trilyon 490 milyar liraya yükselirken, kredi kartı borç bakiyesi ise 25,2 milyar lira artarak 2 trilyon 336 milyar liraya tırmanmıştır. Bireylerin bankalara olan kredi kartı ve bireysel kredi borçlarında, 2024 yılı sonuna göre yüzde 22,6 oranında (888 milyar lira) artış yaşandığı görülmektedir.”

Borcunu ödeyemeyenlerin icra ile varlıklarını kaybettiği bir sürecin yaşandığını ifade eden Gürer, şunları söyledi: “Bankalar ve tüketici finansman kuruluşları, bu yılın ilk beş aylık döneminde 775 bin 160 kişiyi kredi kartı, 636 bin 860 kişiyi de bireysel kredi borcunu vadesinde ödeyemediği için icra takibine aldı.

Hem kredi kartı hem de bireysel kredi borcu nedeniyle takibe alınanlar tek kişi sayıldığında, beş ayda toplam 1 milyon 38 bin 700 kişi bankalar ve finansman şirketlerine borcunu ödeyemedi. Borcunu ödeyemeyenlerin sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre 289 bin 178 kişi artış gösterdi. Kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 224 bin 129, bireysel kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısı ise 182 bin 570 kişi arttı.”

Geliri artmayıp sabit kalan dar gelirli, emekliler, çiftçiler ve esnaf için zor bir dönem yaşandığını belirten Gürer, şu ifadeleri kullandı: “Önceki yıllardan gelenlerle birlikte, halen bankaların takibinde 2 milyon 656 bin 164 kişi; varlık yönetim şirketlerinin takibinde ise 2 milyon 94 bin 827 kişi bulunuyor. Hem bu yıl hem de önceki yıllarda bankalar ve finans kuruluşları tarafından icra takibine alındıkları halde borcunu ödeyemeyenlerin sayısı hem bankalar ve finans kuruluşlarının hem de varlık yönetim şirketlerinin takibinde olanlar tek kişi sayıldığında, 4 milyon 96 bin 259 kişiye yükseldi.”

İcra dosyaları rekor kırdı

İcra dairelerine 1 Ocak-11 Temmuz günleri arasında UYAP üzerinden gelen yeni dosya sayısının, 2024 yılının aynı dönemine göre yüzde 11,7 oranında artarak 5 milyon 363 bine yükseldiğini kaydeden Gürer, “İcra dairelerine, 2024 yılında bu dönemde 4 milyon 800 bin yeni dosya gelmişti. Aynı günler arasında 3 milyon 564 bin dosya da ya sonuçlandırıldı ya da işlemden kaldırıldı” dedi.

“UYAP üzerinden açılan ve icra dairelerinde derdest bulunan toplam dosya sayısı, 11 Temmuz itibarıyla 24 milyon 54 bine çıktı. Derdest dosya sayısı, son bir yılda net olarak 1 milyon 684 bin adet arttı” diyen Gürer, ülkede derin yoksulluğun geniş kesimleri sardığını ve iktidarın sorunları görmezden gelip ötelemekten başka bir şey yapmadığını ifade etti.

Paylaşın

FT’den Çarpıcı Türkiye Ekonomisi Analizi: Siyasi Baskılar Yatırımcıyı Endişelendiriyor

Financial Times’da Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı bir analizde, Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla Özgür Özel hakkında başlatılan soruşturmanın, yatırımcı güvenini zedeleyerek ekonomik programı tehdit ettiğini belirtti.

Birleşik Krallık’ın önde gelen finans yayınlarından Financial Times, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel hakkında AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret suçlamasıyla başlatılan soruşturmayı ve bunun piyasalarda yarattığı olumsuz etkiyi değerlendirdi.

Gazete, bu sürecin Türkiye’de muhalefete yönelik baskının yeni bir evresi olduğunu ve yatırımcı güvenini zedeleyerek ekonomik programın istikrarını tehdit ettiğini yazdı.

FT’ye göre, soruşturma, Özgür Özel’in milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılmasına kadar gidebilir. Soruşturma kararının, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Mart ayında tutuklanmasının ardından geldiğine dikkat çeken gazete, muhalefet üzerindeki baskıların kademeli olarak arttığını ve bu sürecin yatırımcılar açısından siyasi istikrarsızlık sinyali verdiğini vurguladı.

Haberde, savcılığın pazar gecesi başlattığı soruşturmanın ardından pazartesi sabahı Borsa İstanbul 100 endeksinin yüzde 1,2 değer kaybettiği, Türk Lirası’nın ise kısa süreliğine dolar karşısında 40 seviyesinin üzerine çıktığı aktarıldı. Türkiye’nin risk priminin yükseldiği ve borç temerrüdüne karşı sigorta maliyetlerinin arttığı da FT’nin analizinde yer aldı.

Geçen hafta faiz indirimi beklentisiyle yüzde 10’a yakın değer kazanan borsanın, soruşturma haberiyle bu kazanımlarını kısmen geri verdiği belirtildi.

Financial Times, Özgür Özel’in, İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından ülke genelinde kitlesel mitinglerle Erdoğan’a yönelik eleştirilerini artırdığına dikkat çekti. Hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “kamu görevlilerine hakaret” suçlamaları yöneltilen Özel için Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamaya da yer verildi. Altun, “Özel, siyasi nezaket sınırlarını aşan tehditkâr ve kışkırtıcı açıklamalarda bulunmuştur” dedi.

CHP Sözcüsü Deniz Yücel ise soruşturmayı, “ifade özgürlüğü ve meşru demokratik siyaseti bastırmaya yönelik bir girişim” olarak tanımladı.

FT’nin analizine göre, Özgür Özel’e yönelik soruşturma, muhalefeti zayıflatmaya ve kamuoyundaki eleştirileri bastırmaya yönelik daha geniş bir stratejinin parçası. Geçtiğimiz hafta İzmir merkezli yolsuzluk soruşturması kapsamında 120’den fazla kişinin gözaltına alındığını, ardından üç CHP’li belediye başkanının tutuklandığını hatırlatan gazete, bu adımların CHP’nin son yerel seçimlerde elde ettiği kazanımları hedef aldığını belirtti.

Ayrıca LeMan dergisi çalışanlarının, Hz. Muhammed’e atıf yapıldığı iddia edilen bir karikatür nedeniyle tutuklandığı ve bu durumun basın özgürlüğü açısından kaygı uyandırdığına da değinildi.

Hükümet, yargı süreçlerinin bağımsız şekilde yürütüldüğünü savunsa da, Financial Times, muhalefet ve uluslararası gözlemcilerin bu süreci bir “yıpratma ve sindirme kampanyası” olarak gördüğünü belirtiyor. Gazeteye konuşan Middle East Institute uzmanı Gönül Tol, “CHP 2024 yerel seçimlerinde tarihi bir zafer kazandı. Şimdi Erdoğan, bu belediyeleri mahkeme kararları ve tutuklamalar yoluyla geri alıyor” dedi.

Ekonomik dengeler tehlikede

FT’ye göre, bu siyasi baskı ortamı, Türkiye’nin hâlihazırda kırılgan olan ekonomik toparlanma süreci üzerinde olumsuz bir etki yaratıyor. Aberdeen Investments’tan Kieran Curtis, hükümetin piyasaların tepkisini yakından izlediğini belirterek, “Yatırımcıların güveni zedelenirse, Merkez Bankası’nın faiz indirmesi zorlaşır ve bu da yaşam maliyeti krizini uzatabilir” dedi.

Sabancı Üniversitesi’nden siyaset bilimci Berk Esen ise hükümetin süreci anlık tepkilerle yönettiğini belirterek, “Bazı adımlar geri tepebilir. Zaten bunun etkilerini görüyoruz. Faizlerin hâlâ yüksek tutulmasının bir nedeni de bu” ifadelerini kullandı.

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı dönemde yaşanan finansal panik sonrası Merkez Bankası’nın yaklaşık 50 milyar dolarlık rezerv müdahalesi yaptığı, ancak buna rağmen brüt döviz rezervlerinin yılın zirvesinden hâlâ yaklaşık 25 milyar dolar aşağıda olduğu vurgulandı. Öte yandan, enflasyonun yüzde 35 seviyesinde seyrettiği, politika faizinin ise yüzde 46’ya çıkarılmasının reel sektör üzerinde baskı yarattığı belirtildi.

Paylaşın

Siyasi Operasyonlar Türkiye’nin Risk Algısını Yükseltiyor

Belediyelere yönelik operasyonlar, yerel seçimlerde, muhalefetin elde ettiği başarıların geri alınmasına yönelik sistematik bir “sindirme operasyonu” olduğu değerlendirilirken, sürecin, dış yatırımcılar nezdinde Türkiye’nin güvenilirliğini zedelediği belirtildi.

Uluslararası ekonomi yayıncılığının önde gelen kuruluşlarından Bloomberg, son dönemde Cumhuriyet Halk Partili (CHP) belediyelere ve muhalif siyasetçilere yönelik artan operasyonların, Türkiye’nin yatırım ortamı ve risk profili üzerindeki etkilerini analiz eden dikkat çekici bir haber yayımladı.

Haberde, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik tutuklama süreci ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında başlatılan soruşturmanın ardından muhalefet üzerindeki baskının dozunun belirgin biçimde arttığı vurgulandı. Gözaltı ve tutuklamaların sadece siyasetle sınırlı kalmayarak gazetecilerden öğrencilere, sosyal medya içerik üreticilerinden karikatüristlere kadar genişlediğine dikkat çekildi.

Bloomberg analizinde, yaşanan gelişmelerin Türkiye’deki hukuk devleti algısını ciddi şekilde sarstığı ve bu durumun siyasi istikrar üzerinde baskı oluşturduğuna işaret edildi. Özellikle muhalefet çevreleri tarafından, yerel seçimlerde elde edilen başarıların geri alınmasına yönelik sistematik bir “sindirme operasyonu” olarak değerlendirilen bu sürecin, dış yatırımcılar nezdinde Türkiye’nin güvenilirliğini zedelediği belirtildi.

Analizde, Türkiye ekonomisinin halihazırda ciddi zorluklarla mücadele ettiği bir dönemde siyasi baskıların tırmanmasının, ekonomi yönetiminin yeniden güven tesis etme çabalarını sekteye uğratabileceği ifade edildi. Bloomberg, piyasalardaki ilk tepkiye de dikkat çekerek, Türk Lirası’nın hafta başında ABD Doları karşısında yüzde 0,2 değer kaybettiğini not etti.

Bloomberg’in haberinde yer alan bir diğer çarpıcı tespit ise, siyasilerin ağırlıklı olarak yolsuzluk, cumhurbaşkanına hakaret, İslam’a veya ulusal değerlere yönelik söylemler nedeniyle suçlandığı oldu. Bu suçlamaların hükümete yakın medya organları tarafından sıkça kamuoyuna servis edildiği ifade edildi.

Haberde, yaşanan baskı ortamının kısa vadeli etkilerin ötesine geçerek, Türkiye’nin orta ve uzun vadeli ekonomik hedeflerine de zarar verebileceği uyarısı yapıldı. Hukukun üstünlüğü ve ifade özgürlüğü alanlarında derinleşen tedirginliğin, doğrudan yabancı yatırımların önündeki en büyük engellerden biri olduğu vurgulandı.

Bloomberg’e göre, mevcut siyasi atmosfer, Türkiye’nin ekonomik toparlanma sürecine ciddi bir risk unsuru olarak eklenmiş durumda.

Paylaşın

Yasal Takibe Düşen Bireysel Borçlu Sayısı Bir Milyonu Aştı

2025 yılının ilk beş aylık döneminde bireysel kredi ya da kredi kartı borçları nedeniyle yasal takibe giren kişi sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 39 oranında artarak 1 milyon 39 bine yükseldi.

Yüksek enflasyon ve artan faiz oranlarının gölgesinde borçlanma eğilimindeki hız kesilmezken, bireylerin finansal yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlandığına işaret eden yeni veriler, hanehalkı borçluluğundaki kırılganlığı gözler önüne serdi. Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi tarafından yayımlanan son istatistiklere göre, bireysel kredi veya kredi kartı borçları nedeniyle yasal takibe alınan kişi sayısında keskin bir artış yaşandı.

Dünya Gazetesi’nin haberine göre, Mayıs 2025’te bireysel kredi kartı borçları nedeniyle takibe düşen kişi sayısı 162 bin 617 olarak kayıtlara geçerken, bireysel kredilerden dolayı yasal takibe alınan kişi sayısı 171 bin 123’e ulaştı. Böylece yalnızca bir ayda toplamda 333 binden fazla kişi borçları nedeniyle yasal takip süreciyle karşı karşıya kaldı.

Yılın ilk beş aylık dönemine bakıldığında ise tablo daha da çarpıcı. Ocak-Mayıs 2025 döneminde bireysel kredi ya da kredi kartı borçları nedeniyle yasal takibe giren kişi sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 39 oranında artarak 1 milyon 39 bine yükseldi. Bu rakam, bireysel borçlulukta yaşanan yapısal sorunun derinleştiğini ve borç ödeme kapasitesinin giderek zayıfladığını gösteriyor.

Bireysel borçlulukta yalnızca kişi sayısı değil, takibe düşen alacak miktarı da dikkat çekici bir artış gösterdi. TBB Risk Merkezi’nin verilerine göre, Mayıs 2025 itibarıyla bireysel krediler (kredi kartları dahil) kapsamında tasfiye olunacak alacak tutarı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 177’lik artışla 199 milyar TL’ye yükseldi. Bu rakam, bankacılık sektörünün karşı karşıya olduğu riskin boyutuna da işaret ediyor.

Finans çevreleri, enflasyonla mücadele kapsamında sürdürülen sıkı para politikasının bireysel borç ödemelerinde baskı yarattığını, özellikle sabit gelirli kesimlerin kredi geri ödemelerini sürdürmekte zorlandığını belirtiyor. Ekonomistler ise mevcut gidişatın yılın geri kalanında da devam etmesi durumunda, borç yükünün daha geniş kesimlere yayılabileceği uyarısında bulunuyor.

Paylaşın

Satın Alma Gücü Sıralaması: Türkiye, 69 Ülke Arasında 64. Sırada

Türkiye satın alma gücü sıralamasında 69 ülke arasında 64. sırada yer alarak, yalnızca Arjantin, Mısır ve Venezuela gibi kriz yaşayan ülkelerin üzerinde konumlandı.

Almanya merkezli Deutsche Bank’ın “Dünyadaki Fiyatların Haritası 2025” raporu, Türkiye’nin küresel fiyatlar karşısındaki kırılgan pozisyonunu rakamlarla ortaya koydu. Satın alma gücündeki kayıplar, konut erişimindeki zorluklar ve elektronik ürünlerdeki yüksek fiyatlar Türkiye’yi listelerin son sıralarına itti.

Banka tarafından 69 finans merkezi şehirde yapılan karşılaştırmalı analiz, Türkiye ekonomisinin son yıllardaki dengesizliklerinin uluslararası yansımalarını göz önüne serdi. Yüksek enflasyon, gelir kayıpları ve kurdaki dalgalanmalar, vatandaşların temel ihtiyaçlara erişimini zorlaştırıyor.

Karar‘ın aktardığı rapora göre, Türkiye satın alma gücü sıralamasında 69 ülke arasında 64. sırada yer alarak, yalnızca Arjantin, Mısır ve Venezuela gibi kriz yaşayan ülkelerin üzerinde konumlandı. 2010 yılından bu yana 20’den fazla sıra gerileyen Türkiye, en büyük düşüş yaşayan ülkeler arasında.

Deutsche Bank uzmanlarına göre bu gerilemenin başlıca nedenleri arasında yüksek ve kronikleşmiş enflasyon, TL’nin sürekli değer kaybı ve ücret artışlarının bu kayıpları telafi edememesi bulunuyor.

Konut erişimi zorlaştı

Raporda yer alan konut piyasası verileri de Türkiye’de barınmanın giderek daha maliyetli hale geldiğini gösterdi. İstanbul’da konut fiyatları son 5 yılda dolara göre yüzde 103 artış gösterdi. Aynı dönemde Türkiye’de gelirler yalnızca yüzde 18 arttı. Bu durum konut alım gücünün sert şekilde gerilemesine neden oldu.

Uzmanlara göre, Türkiye’de orta gelir grubundaki bir ailenin, şehir merkezinde bir daire satın alabilmesi için gelirinin yüzde 70’inden fazlasını konut kredisi ödemelerine ayırması gerekiyor.

Raporda en çarpıcı uyarılardan biri ise iPhone fiyatlarıyla ilgili olarak Türkiye özelindeyapıldı. iPhone 16 Pro (128 GB) modelinin ülkelere göre fiyat sıralamasında Türkiye, en pahalı ülke olarak ilk sırada yer aldı. Bu farkın nedeni olarak yüksek vergiler, kur etkisi ve düşük gelir seviyesi birlikte gösterildi.

Deutsche Bank raporunda şu dikkat çekici ifade yer aldı: “Türkiye, Brezilya, Mısır, İsveç ve Hindistan; iPhone’unuzu kaybetmemeniz gereken en kötü yerler. Türkiye, ABD’ye kıyasla yüzde 100 daha pahalı.”

ABD’de iPhone 16 Pro’nun fiyatı yaklaşık 1.100 dolar seviyesindeyken, Türkiye’de aynı modelin fiyatı 2.200 dolara kadar çıkabiliyor. Bu durum, özellikle orta ve alt gelir grubundaki tüketiciler için teknolojiye erişimi lüks haline getiriyor.

Net maaşlar sıralamasında Türkiye, 69 şehir arasında 57. sırada yer aldı. İstanbul’daortalama net maaş 934 dolar olarak kayda geçerken, İsviçre’nin Cenevre kentinde bu rakam 7.984 dolara ulaştı. Bu gelir farkı, başta teknoloji olmak üzere birçok tüketim malında oransız bir yük oluşturuyor.

Aynı şekilde temel ihtiyaçlar dışındaki birçok harcamada da Türkiye, dünya ortalamasına göre daha pahalı durumda. Örneğin bir restoran yemeği, sinema bileti ya da marka bir kot pantolon gibi harcamalarda Türkiye, hem mutlak fiyat hem de alım gücüne oranla yüksek listelerde yer aldı.

Paylaşın

Konkordato Başvuruları Yüzde 108 Arttı

2025 yılının ilk altı ayında konkordato talebi kabul edilen firma sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 108 artarak 1.259’a çıktı. Aynı dönemde mahkemelerce kesin mühlet verilen şirket sayısı yüzde 236’lık sıçramayla 822’ye ulaştı.

Konkordato talebi reddedilen firma sayısı ise 333 oldu; bu rakam, önceki yıla göre yüzde 95’lik bir artışa işaret ediyor.

Türkiye’de ekonomideki daralma, finansman koşullarının zorlaşması ve iç talepteki zayıflama, şirketleri konkordato ve iflas başvurusuna yöneltti. Yılın ilk yarısında konkordato talepleri ve iflas kararlarında dikkat çeken artışlar yaşandı.

Konkordato Takip platformunun verilerine göre, 2025’in ilk altı ayında geçici mühlet kararı verilen firma sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 108 artarak 1.259’a çıktı. Aynı dönemde mahkemelerce kesin mühlet verilen şirket sayısı yüzde 236’lık sıçramayla 822’ye ulaştı. Konkordato talepleri reddedilen firma sayısı ise 333 oldu; bu rakam, önceki yıla göre yüzde 95’lik bir artışa işaret ediyor.

Nefes’in haberine göre, iflas kararlarında da ciddi bir artış gözlendi. 2024’ün ilk yarısında 275 olan iflas kararı sayısı, bu yılın aynı döneminde yüzde 101 artarak 553’e çıktı. Yalnızca Haziran ayında 292 şirkete geçici mühlet, 132 şirkete kesin mühlet verilirken, 19 şirketin iflasına karar verildi.

Ekonomik sıkıntılar sadece şirketleri değil, bireyleri de etkiliyor. Adalet Bakanlığı Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) verilerine göre, 1 Temmuz 2025 itibarıyla mahkemelerdeki icra ve iflas dosyası sayısı 23 milyon 854 bine ulaştı. Yıl başından bu yana yaklaşık 5 milyon yeni dosya açılırken, sadece 1 Temmuz günü dosya sayısına 30 bin yeni başvuru eklendi.

Finansal darboğaza giren şirketler arasında Türkiye’nin önde gelen sanayi kuruluşları da yer alıyor. “İSO 500” listesinde 304. sırada bulunan ve 7,2 milyar TL ciroya sahip Sıddık Kardeşler Haddecilik, 3,6 milyar TL’yi bulan borç yükü nedeniyle İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne konkordato başvurusunda bulundu. Mahkeme, şirket ve ortakları için üç aylık geçici mühlet kararı verdi.

Bursa merkezli ihracatçı yatak üreticisi Astin Yatak, ülke genelinde şubeleri bulunan döner zinciri Ekrem Coşkun ve 38 yıllık deri firması Aspells de konkordato başvurusu yapan şirketler arasında yer aldı. Ekonomistler, şirketlerin ayakta kalabilmesi için mali disiplinin yanı sıra sürdürülebilir finansmana erişimin önemine dikkat çekerken, mevcut başvuru sayılarının yılın ikinci yarısında daha da artabileceği uyarısında bulunuyor.

Paylaşın

Türkiye’de İflaslar Yüzde 23 Arttı

Türkiye’de şirket iflasları, 2024 yılında bir önceki yıla göre yüzde 23 oranında yükseldi. Uzmanlar, şirket iflaslarında artış eğiliminin önümüzdeki dönemde de sürebileceği uyarısında bulunuyor.

Türkiye’de CRIF Grubu bünyesinde faaliyet gösteren Dun & Bradstreet,  “2024 Küresel İflas Raporu”nu yayınladı. Karar’ın aktardığına göre; Rapor, pandemi sonrası dönemde sona eren devlet destekleri, yüksek faiz oranları ve küresel ekonomik yavaşlamanın şirketler üzerinde baskı yarattığını gösterdi. 2024 yılı boyunca tedarik zincirindeki aksaklıklar, jeopolitik belirsizlikler ve borçlanma maliyetlerinin artması da küresel ölçekte iflasların tırmanmasında etkili oldu.

Rapora göre, savaşın gölgesindeki Ukrayna, şirket iflaslarında yüzde 126’lık oranla başı çekerken, Singapur yüzde 40, Belarus ise yüzde 39 ile takip etti. Avrupa’nın önde gelen ekonomilerinde de ciddi artışlar kaydedildi; Almanya’da yüzde 22, İtalya’da yüzde 20, İspanya’da yüzde 26 oranında artış yaşandı. ABD’de 2023’te yüzde 79 olan iflas artışı, 2024’te yüzde 6’ya gerilese de ivmenin sürdüğü görüldü.

Türkiye’de ise Ticaret Sicil Gazetesi ve resmi sicil verileri üzerinden CRIF İzleme Servisi tarafından yapılan analizde, 2024 yılı boyunca iflas eden şirket sayısının 465 olduğu belirtildi. Bu rakam, bir önceki yıla göre yüzde 23’lük bir artışa işaret ediyor.

Dun & Bradstreet’in değerlendirmesine göre, incelenen 47 ülkeden sadece 12’sinde şirket iflaslarında azalma yaşandı. Küresel çapta ticari faaliyetin baskılandığı, finansmana erişimin zorlaştığı bir dönemde bu ülkelerin çoğunda da düşüş oranları oldukça sınırlı kaldı.

Uzmanlar, küresel ölçekte sıkı para politikalarının devam etmesi ve makroekonomik kırılganlıkların sürmesi halinde, şirket iflaslarında artış eğiliminin önümüzdeki dönemde de sürebileceği uyarısında bulunuyor. Raporda, özellikle KOBİ’lerin ekonomik dalgalanmalara karşı daha kırılgan olduğuna dikkat çekildi.

Paylaşın

Yatırımlar Durma Noktasında!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, yüksek faiz oranları, kur istikrarsızlığı, yargı bağımsızlığına yönelik müdahaleler ve enflasyon nedeniyle sanayi yatırımlarının ciddi şekilde gerilediğini belirtti.

Hükümetin, üretim yerine rant odaklı politikaları benimsediğini öne süren Karabat, bu tercihin krizi daha da derinleştirdiğini kaydetti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, Türkiye’nin ekonomik yapısının üretimden uzaklaştırılarak rant ve tüketime dayalı bir modele dönüştürüldüğünü belirterek Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e yönelik sert eleştirilerde bulundu. Karabat, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin sıcak paraya bağımlı hale geldiğini ve sanayisizleşme sürecine girdiğini ifade etti.

Karabat, imalat sanayisinin gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki payının yüzde 16’ya kadar gerilediğini, hizmet sektörünün payının ise yüzde 55’e çıktığını belirtti. Bu değişimin tesadüfi olmadığını dile getiren Karabat, yatırımcıların hukuki güvenceden yoksun ortam nedeniyle üretimlerini yurt dışına taşıdığını söyledi. “Sanayi üretimi yerine hizmet ve inşaat sektörünün teşvik edilmesi, ülkeyi yapısal kırılganlıklara açık hale getiriyor” dedi.

Gelişmekte olan ülkelerde hizmet sektörünün bu denli hızlı büyümesinin istikrarı tehdit ettiğini vurgulayan Karabat, Mehmet Şimşek’in bu tabloyu başarı gibi sunmasının gerçekleri yansıtmadığını savundu. Ekonomide inşaat ve tüketime dayalı politikaların ağır sonuçlar doğurduğunu ifade etti.

Karabat, yüksek faiz oranları, kur istikrarsızlığı, yargı bağımsızlığına yönelik müdahaleler ve enflasyon nedeniyle sanayi yatırımlarının ciddi şekilde gerilediğini belirtti. Hükümetin, üretim yerine rant odaklı politikaları benimsediğini öne süren Karabat, bu tercihin krizi daha da derinleştirdiğini kaydetti.

Otomotiv sektöründeki son duruma da değinen Karabat, mayıs ayı itibarıyla ithal araçların pazar payının yüzde 71’i aştığını aktardı. Hükümetin bu tabloya ÖTV zammı ile yanıt verdiğini belirten Karabat, bu artışların ithalatı kısmaktan çok vergi gelirlerini artırmaya yönelik olduğunu iddia etti.

Karabat, yerli üretimin yeterince desteklenmediğini ve ekonomi yönetiminin ithalat lobilerinin çıkarlarını gözettiğini öne sürdü. ÖTV zamlarının halka yeni bir mali yük getirdiğini vurguladı.

Rant ekonomisi halkı zorluyor

Plansız büyüyen hizmet sektörünün özellikle kira ve lokasyon rantlarını artırdığını belirten Karabat, AVM’ler, turizm bölgeleri ve kent merkezlerindeki fiyat artışlarının geniş halk kesimlerini olumsuz etkilediğini söyledi. “Bir avuç kesim zenginleşirken, halkın büyük bölümü geçim sıkıntısı yaşıyor” ifadelerini kullandı.

Karabat, Bakan Şimşek’in uyguladığı ekonomik politikaların sıcak para girişiyle servet transferini öncelediğini ileri sürdü. Kapanan fabrikalar, yurt dışına taşınan işletmeler ve iflas eden firmaların dikkate alınmadığını belirtti. Şimşek’in sık kullandığı “En kötüsü geride kaldı” ifadesine de atıfta bulunan Karabat, “Asıl en kötüsü, siz ve mevcut yönetim anlayışınız iktidardan gittiğinde geride kalacak” diyerek açıklamasını tamamladı.

Paylaşın

Türkiye’de Her 100 Kişiden 29’u Yardıma Muhtaç

DEM Parti Milletvekili Cengiz Çiçek, TÜİK’in açıkladığı 2024 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri’ne değinerek, Türkiye’de her 100 kişiden 29’unun yardıma muhtaç olduğunu, 86 kişinin ise insanca yaşam standartlarından uzak koşullarda yaşadığını belirtti.

Cengiz Çiçek ayrıca, 3,6 milyon hanenin aşırı yoksulluk sınırında bulunduğunu, bu nedenle sosyal yardım harcamalarının 2024 yılında 491,7 milyar liraya ulaştığını ifade etti. Çiçek, nüfusun yaklaşık yüzde 13,7’sinin, yani 12 milyon kişinin, sürekli yoksulluk içinde yaşadığını da sözlerine ekledi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, asgari ücrete ara zam yapılması için Meclis’e çağrıda bulundu. Çiçek, asgari ücretin mevcut haliyle geçim sağlamadığını belirterek, “Zaman kaybedilmeden asgari ücrete ara zam yapılarak insan onuruna yaraşır bir seviyeye çıkarılması elzemdir” dedi.

İktidarın uzun süredir sürdürdüğü ekonomik politikaların ciddi krizlere yol açtığını ifade eden Çiçek, yaşanan bu durumun özellikle asgari ücretle geçinen vatandaşlar üzerinde yıkıcı etkiler yarattığını söyledi. Cengiz Çiçek, derinleşen ekonomik krizle birlikte yoksulluk, işsizlik, yüksek enflasyon ve TL’nin değer kaybı gibi sorunların olağanüstü boyutlara ulaştığını vurguladı.

TÜİK’in açıkladığı 2024 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri’ne değinen Çiçek, Türkiye’de her 100 kişiden 29’unun yardıma muhtaç olduğunu, 86 kişinin ise insanca yaşam standartlarından uzak koşullarda yaşadığını belirtti. Cengiz Çiçek ayrıca, 3,6 milyon hanenin aşırı yoksulluk sınırında bulunduğunu, bu nedenle sosyal yardım harcamalarının 2024 yılında 491,7 milyar liraya ulaştığını ifade etti. Çiçek, nüfusun yaklaşık yüzde 13,7’sinin, yani 12 milyon kişinin, sürekli yoksulluk içinde yaşadığını da sözlerine ekledi.

Asgari ücretin artık temel ücret değil, yaygın ücret haline geldiğini belirten Çiçek, bu durumun büyük bir yoksulluk girdabını beraberinde getirdiğini dile getirdi. Çalışanların yaklaşık yüzde 50’sinin asgari ücretle geçinmeye çalıştığını hatırlatan Çiçek, 2025 yılı için yapılan yüzde 30’luk zammın yetersiz kaldığını vurguladı. Asgari ücretin 22 bin 104 TL’ye yükseltilmesine rağmen bu artışın günlük karşılığının sadece 170 TL olduğunu söyledi.

DİSK/Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi’nin verilerine atıf yapan Çiçek, dört kişilik bir aile için açlık sınırının 23 bin 615 TL, yoksulluk sınırının ise 81 bin 686 TL olduğunu belirtti. Bu rakamlarla karşılaştırıldığında asgari ücretin açlık sınırının bile altında kaldığını ifade etti.

Cengiz Çiçek’ten bakana sorular

Cengiz Çiçek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları Meclis’e sundu:

İşçilerin insan onuruna yaraşır ücret almalarını sağlayacak bir ara zam yapmayı düşünüyor musunuz? Düşünüyorsanız ne zaman yapmayı planlıyorsunuz?
Asgari ücretle çalışan emekçilere yönelik bir ara zam için emek örgütleri ve sendikalarla ortak çalışma yürütmeyi düşünüyor musunuz?
Türkiye’de asgari ücretle çalışan yurttaşların sayısı kaçtır?
Asgari ücret ve altında maaş alan vatandaşların yaşam kalitesini artırmaya yönelik yürüttüğünüz herhangi bir çalışma var mı?
Asgari ücretin temel ücret olmaktan çıkarılması yönünde bir planınız bulunuyor mu?

Paylaşın