Dünya Genelinde Her Sekiz Kişiden Biri Obez

2022 verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 880 milyon yetişkin ve 159 milyon çocuğun obez olduğu ortaya çıktı. Araştırma, çocuklar ve ergenler arasında obezite oranının 1990’dan 2022’ye kadar dört katına çıktığını, yetişkinler arasındaki oranın ise iki katından fazla arttığını gösterdi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Bu yeni çalışma, obeziteyi küçük yaşlardan yetişkinliğe kadar beslenme, fiziksel aktivite ve yeterli bakım yoluyla önlemenin ve yönetmenin önemini vurguluyor” dedi.

Ghebreyesus ayrıca bunun hükümetlere ve topluluklara sorumluluk yüklediğini ve “ürünlerinin sağlık üzerindeki etkilerinden sorumlu tutulması gereken özel sektörün işbirliğinin gerektiğini” ekledi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile bir grup uluslararası araştırma görevlisinin yaptığı bilimsel çalışmaya göre dünya genelinde obez sayısı 1 milyarı geçti. Bu konudaki en yetkin bulgular olarak kabul edilen araştırmanın sonuçları tıp dergisi The Lancet’te yayımlandı. Araştırmada 190 ülkede 220 milyon insanın verileri baz alındı.

1990 yılına göre yetişkinlerde obezite bir kattan fazla arttı, 5-19 yaş aralığındaki çocuk ve gençlerde dörde katlandı. Obez insanların nüfusa oranının özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde yüksek olduğu kaydedildi.

1990-2022 yılları arasında düşük kilolu olduğu düşünülenlerin oranı kız çocuklarında beşte bir oranında, erkek çocuklarında üçte bir oranında ve yetişkinlerde yarı yarıya azaldı. Kalp damar hastalıkları, böbrek hastalıkları, diyabet ve belli kanser türlerine neden olan obezitenin dünya genelinde yetersiz beslenmeden daha yaygın olduğu kaydedildi.

Cenevre’de araştırmanın sonuçlarıyla ilgili basın toplantısında bir konuşma yapan Dünya Sağlık Örgütü’nün Beslenme ve Gıda Güvenliği Bölümü Başkanı Francesco Branca “Geçmişte obeziteyi zenginlerin bir problemi sanıyorduk. Obezite dünyanın bir problemi” diye konuştu.

Toplantıda bilim insanları obezitenin hızlı yayılmasından duydukları şaşkınlığı ifade etti. Daha önce yapılan bilimsel projeksiyonlarda 1 milyar sınırının 2030 yılında geçileceği öngörülmüştü.

Bilim insanları obeziteye karşı bilgilendirme, çocuk ve gençlerin sağlıksız gıdalar ve içeceklerden korunması, sağlıklı beslenme için vergi politikalarının düzenlenmesi ve ürünlerin içeriğinin doğru şekilde etkilenmesi gibi tedbirler alınması gerektiğini ifade etti.

The Lancet’te yayınlanan makalede obezitenin nedenleri ve nasıl mücadele edileceği belli olsa da siyasi iradenin yeterli olmadığı belirtildi. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022 yılında düzenlendiği toplantıda kabul edilen planı hayata geçirmek için sadece 31 ülkenin adım attığı ifade edildi.

Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus araştırmanın çocukluktan yetişkinliğe obezitenin engellenmesi ve doğru şekilde ele alınmasının ne kadar önemli olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.

Beslenmenin, bedensel hareketin ve uygun terapilerin önemli rol oynadığını söyleyen Ghebreyesus siyasetin daha etkin hale gelmesi gerektiğini belirtti. Ghebreyesus şirketlerin ürünlerinin sonuçlarından ötürü sorumlu tutulması gerektiğini kaydetti.

Paylaşın

Dünya Sağlık Örgütü’nden Kanser Uyarısı: Yüzde 77 Artış Olabilir

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), tütün ve alkol kullanımı, obezite, hava kirliliği ve çevresel risk faktörleri nedeniyle, kanser vakalarında 2050 yılına kadar yüzde 77 artış olabileceğini açıkladı.

Bu artışın yol açacağı yükün dünyanın değişik bölge ve ülkelerinde farklı hissedileceğine işaret edilerek, kanser yükünü yönetmek için en az kaynağa sahip olanların, kanserin en ağır yükünü taşıyacağı belirtildi.

Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) bağlı Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) kanser vakalarında büyük artış olabileceği konusunda uyardı. IARC tarafından Perşembe günü Cenevre’de yapılan açıklamaya göre, kanser hastası sayısı 2050 yılına kadar 35 milyonu aşacak. Bu, 2022 yılındaki vaka sayılarına kıyasla yüzde 77 oranında bir artışa tekabül ediyor.

IARC vaka sayılarındaki artışa kaynaklık edecek en önemli nedenleri, “Tütün ve alkol kullanımı, obezite, hava kirliliği ve çevresel risk faktörleri” olarak sıraladı.

Artan ve aynı zamanda da yaşlanan dünya nüfusunun da kanser hastası sayılarındaki artışta etkili olacağı vurgulanan IARC açıklamasında, “Bu artış aynı zamanda insanların risk faktörlerine maruz kalmasına yol açan değişimle de ilgilidir ve bunların büyük bir bölümü sosyo-ekonomik gelişmelerle ilintilidir” ifadelerine yer verdi.

Vaka sayılarında en büyük artışın, gelişmiş ülkelerde görüleceği öngörülüyor. Tahminlere göre 2050 yılında bu ülkelerde 4 milyon 800 bin yeni vaka görülecek. Oransal olarak bakıldığında ise en büyük artış, yüzde 142’yi aşacak bir oranla, Birleşmiş Milletler’in (BM) İnsani Gelişme Endeksi’nin (HDI) alt sınırında yer alan ülkelerde yaşanacak. Ayrıca öngörülere göre kanser nedeniyle ölümler de bu ülkelerde iki kat artacak.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; IARC Kanser İzleme Bölümü Başkanı Freddie Bray, bu artışın yol açacağı yükün dünyanın değişik bölge ve ülkelerinde farklı hissedileceğine işaret ederek, “Kanser yükünü yönetmek için en az kaynağa sahip olanlar, kanserin en ağır yükünü taşıyacak” dedi.

Paylaşın

Dünya Sağlık Örgütü: Gazze’de Halk Açlıktan Ölüyor

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 117. günü geride kalırken Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Gazze Şeridi’nde halkın açlık nedeniyle hayatını kaybettiğini ve çaresiz durumda olduğunu bildirdi.

Haber Merkezi / İsrail’in abluka altındaki Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları hedef gözetmeksizin devam ederken, Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ) Gazze’deki insani duruma ilişkin dikkat çeken bir açıklama geldi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yoğun bombardıman altında olan Gazze halkının açlıktan öldüğünü ve çaresiz durumda olduğunu bildirdi.

Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında son 24 saatte en az 150 kişi hayatını kaybederken, toplamda can kaybı ise 26 bin 26 bin 901’e yükseldi. Gazze Şeridi’nde, İsrail saldırılarında yaralı sayısının ise 65 bin 949’a yükseldiği kaydedildi. İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarıldı.

Saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulanırken, sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’ın kullandığı tünellere su pompalamaya başladığını bildirdi. Açıklamada, bu adımın “terörle mücadelede önemli bir teknik ve teknolojik çığır” anlamına geldiği belirtilerek hedefin “yer altındaki terör altyapısını etkisiz hale getirmek” olduğu kaydedildi.

İsrail’in tünellere deniz suyu pompalamayı planladığı Aralık ayında kamuoyuna yansımış, ancak uzmanlar bunun tehlikeli olduğu ve sivillere yönelik büyük tehlike barındırdığı uyarısı yapmıştı.

Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki tünellerinin uzunluğunun toplam 480 kilometreyle 720 kilometre arasında olduğu tahmin ediliyor. İsrail, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un altındaki tünellerde Hamas yöneticilerinin saklandığını, İsrailli rehinelerin de burada tutulduğunu tahmin ediyor.

Ateşkes görüşmeleri

Pazar günü ABD, İsrail, Mısır ve Katarlı üst düzey yetkililerin Paris’te yaptığı toplantının ardından İsrail’in elindeki Filistinli tutuklular ile Hamas’ın elindeki İsrailli rehinelerin takası ve Gazze’ye insanî yardımların artırılması için uzun süreli ateşkes çabaları sürüyor.

Hamas, Telegram kanalından yaptığı açıklamada ateşkes taslağının kendilerine ulaştığını, şu an taslağı “inceleme ve yanıt verme” aşamasında olduklarını bildirdi.

Hamas lideri İsmail Haniye de şu an taslağı incelediklerini, taslağın çerçeve koşulları üzerinde görüşmek için Mısır hükümetinin Hamas yönetimini Kahire’ye davet ettiğini kaydetti. Katar medyasında yer alan haberlere göre bir Hamas heyetinin bugün Kahire’de Mısır istihbarat şefi Abbas Kamel ile görüşmesi planlanıyor.

Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, varılacak bir ön anlaşmanın kalıcı ateşkese giden yolu açacağı umudunu dile getirdi.

Katar, Kasım ayında İsrail ile Hamas arasında varılan geçici ateşkeslerde arabuluculuk rolü üstlenmişti. Al Sani, mevcut planın aşamalı ateşkes öngördüğünü, ilk etapta kadın ve çocuk rehinelerin serbest bırakılması ve Gazze’ye ulaştırılan yardımların artırılmasının hedeflendiğini bildirdi.

Gazze’de yapıların yarısından fazlası ya yıkıldı ya da zarar gördü

İsrail’in bombaladığı Gazze’de yapıların yarısından fazlası ya yıkıldı ya da zarar gördü. Gazze genelinde yerleşim yerleri, dükkanlarla dolu olan caddeler enkaz yığınına dönüşmüş durumda. Üniversiteler yok olurken tarım alanları kullanılamaz hale geldi.

Binlerce kişinin evsiz kalması nedeniyle bölgenin güneyinde çadır kentler ortaya çıkmış durumda. Gazze’de nüfusun yüzde 80’i, 1,7 milyon insan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Birleşmiş Milletler’e göre bu sayının yaklaşık yarısı bölgenin güneyini doldurmuş durumda.

New York Üniversitesi’inden Corey Scher ve Oregon Üniversitesi’nden Jamon Van Den Hoek’in çeşitli tarihlerdeki uydu verilerine dayandırdığı ve BBC’nin de teyit ettiği analizde Gazze’de 144 bin ile 175 bin yapı ya yıkıldı ya da zarar gördü.

Bu Gazze’deki yapıların yüzde 50’si ile yüzde 61’i arasında bir orana denk geliyor. Bölgenin güneyinde İsrail’in son haftalarda özellikle sert vurduğu Han Yunus’ta 38 binden fazla bina ya yıkıldı ya da zarar gördü. Sadece son iki haftada yıkılan ya da zarar gören bina sayısı 1500’den fazla.

Uydu verileri bölgedeki tarım alanlarının da oldukça zarar gördüğünü ortaya koyuyor. Gazze, İsrail-Hamas savaşından önce de ithal ürünlere önemli oranda bağımlı olsa da gıdanın önemli bir bölümü de bölgede yetiştirilen ürünlerden geliyordu.

Yardım kuruluşları Gazze nüfusunun yarısının açlıkla karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Bölgedeki tarımın önemli bir bölümünün yapıldığı Gazze’nin kuzeyi ve merkezindeki tarım alanları İsrail askerlerinin geçici savunma yapıları inşa ettiği yerlere dönüşmüş durumda.

Gazze’deki bir diğer önemli değişim de çadır kentlerle geçici yapıların varlığı. Evlerinden olanlar buralarda yaşıyor. 500 futbol sahasına eşit bir alanda çadır kentler dikkat çekiyor. Son verilere göre Gazze’de 7 Ekim’den bu yana yaşamını yitirenlerin sayısı yaklaşık 27 bin.

Paylaşın

Dünya Genelinde Her Beş Yetişkinden Biri Tütün Kullanıyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 2000 yılında her üç yetişkinden birinin sigara içtiğini ya da diğer tütün ürünlerini tükettiğini, 2022 yılında ise bu sayının azaldığını, dünya genelinde yaklaşık her beş yetişkinden birinin tütün ürünleri kullandığını belirtti.

DSÖ Sağlık Teşviki ve Geliştirilmesi Departmanı Direktörü Ruediger Krech, “Tütün endüstrisinin sayısız hayat pahasına kâr peşinde koşmak için ne kadar ileriye gidebileceğini hayretle izliyorum. Hükümetlerin tütünle mücadeleyi kazandığını düşündüğü anda, tütün endüstrisi sağlık politikalarını manipüle etme fırsatını kollar” ifadelerini kullandı.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 2000-2030 Tütün Kullanımındaki Eğilimlere İlişkin Küresel Raporu’nu yayınladı. DW Türkçe‘nin aktardığı raporda, küresel, bölgesel ve ülkeler düzeyinde tahminlere yer verildi.

DSÖ’nün, 2000 ile 2030 yılları arasında tütün kullanım eğilimlerini inceleyen ve tahminleri içeren yeni raporu, 150 ülkenin tütün kullanımını başarılı bir şekilde azalttığını ortaya koydu. DSÖ, 2000 yılında her üç yetişkinden birinin sigara içtiğini ya da diğer tütün ürünlerini tükettiğini, 2022 yılında ise bu sayının azaldığını, dünya genelinde yaklaşık her beş yetişkinden birinin tütün ürünleri kullandığını belirtti.

Rapora göre, Türkiye’de 2022 yılında 15 yaşından büyükler arasında sigara içenlerin sayısı 20 milyon civarında iken, bu sayı Almanya’da 13 milyon oldu.

DSÖ, çoğu ülkede sigara içme oranları düşmesine rağmen, tütüne bağlı ölümlerin gelecek yıllarda da yüksek seyretmesinin beklendiği uyarısında bulundu. İstatistiklere göre halen tütün kullanımının, pasif içiciliğe maruz kalan 1,3 milyon sigara içmeyen kişi de dâhil olmak üzere, her yıl 8 milyondan fazla kişinin ölümüne yol açtığı tahmin ediliyor.

Söz konusu raporda, tütünle mücadele için sıkı önlemler uygulayan ülkelerin, kullanım oranınında düşüş kaydetmesinin ardından, tütünden kaynaklanan ölümlerin sayısının azalması için 30 yıl beklemesi gerekebileceği ifade edildi.

DSÖ, sigara içenlerin sayısı azalmış olsa da, 2010-2025 yılları arasında dünya genelindeki tütün kullanımında yüzde 30’luk bir düşüş hedefinin gerçekleştirilemeyeceğini belirtti. Aralarında 2010 yılından bu yana tütün kullanımını yüzde 35 oranında azaltmış olan Brezilya’nın da bulunduğu 56 ülkenin bu hedefi tutturması bekleniyor.

2010’dan bu yana tütün kullanımının altı ülkede arttığı görüldü. Bu ülkeler; Kongo Cumhuriyeti, Mısır, Endonezya, Ürdün, Moldova ve Umman. Rapora göre genel olarak dünya 2025 yılına kadar olan 15 yıllık dönemde tütün kullanımını dörtte bir oranında azaltma yolunda ilerliyor.

Tütün endüstrisine yönelik uyarılar

DSÖ Sağlık Teşviki ve Geliştirilmesi Departmanı Direktörü Ruediger Krech, “Tütün endüstrisinin sayısız hayat pahasına kâr peşinde koşmak için ne kadar ileriye gidebileceğini hayretle izliyorum. Hükümetlerin tütünle mücadeleyi kazandığını düşündüğü anda, tütün endüstrisi sağlık politikalarını manipüle etme fırsatını kollar” ifadelerini kullandı.

DSÖ, tüm ülkeleri tütünle mücadele politikalarını sürdürmeye ve güçlendirmeye ve “tütün endüstrisi müdahalesi” ile mücadele etmeye çağırdı. Özellikle dumansız ürünler olarak adlandırılan yeni ürünler başta olmak üzere, gençler arasında tütün kullanımına ilişkin daha iyi veri toplanmasına odaklanılması gerektiği belirtildi.

Paylaşın

DSÖ’den Gazze Uyarısı: Salgın Hastalık Riski Artıyor

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşında ikinci ay geride kalırken, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Gazze’deki şartların ölümcül hastalıkların yayılması için ideal olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Tedros Adhanom Ghebreyesus, Filistin topraklarındaki sağlık koşullarını görüşmek üzere toplanan DSÖ yürütme kurulunda yaptığı konuşmada, çatışmaların, Gazze’de sağlık sistemi üzerindeki sonuçlarının “felaket boyutunda” olduğunu söyledi.

“Çatışmanın sağlık üzerindeki etkisinin felaket boyutunda olduğunu söylemek malumun ilanı olacaktır” diyen DSÖ Genel Direktörü Tedros, “Toplamda sağlık ihtiyaçları çarpıcı bir biçimde arttı ve sağlık sisteminin kapasitesi üçte bir oranında düştü” ifadelerini kullandı.

“Sürekli daha fazla insan daha küçük alanlara taşındıkça, aşırı kalabalık, yeterli gıda, su, barınak ve hıfzısıhha eksikliğiyle birlikte hastalıkların yayılması için ideal koşulları yaratıyor” diyen Tedros, ishal, sarılık, nefes yolu gibi salgın hastalık belirtileri olduğunu ve bunlarla ilgili riskin yaklaşan kış nedeniyle daha da artacağını belirtti.

Gazze Şeridi’nde sağlık sisteminin çökmekte olduğunu belirten Tedros, 36 hastaneden sadece 14’ünün kısmen işler halde olduğunu belirtti. DSÖ Genel Direktörü, Gazze Şeridi’nin güneyindeki iki büyük hastanenin de yatak kapasitesinin üç katı kadar dolu olduğu, stoklarının tükendiği ve yerinden olmuş binlerce kişiye ev sahipliği yaptığını söyledi.

Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı Direktör Yardımcısı Carl Skau Gazze’de yaşayanların yarısının açlık çektiğini söyledi. Carl Skau ihtiyaç duyulan malzemelerin sadece bir kısmının bölgeye ulaştığını kaydetti. Skau’ya göre Gazze’deki her 10 insandan dokuzu her gün yemek yiyemiyor.

Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı, son 24 saatte 213 Filistinlinin daha öldürüldüğünü ve toplam can kaybının 17 bin 487’ye çıktığını açıkladı. Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, İsrail saldırılarında yaralananların sayısının ise 48 bin 780’e çıktığını belirtti.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre Gazze Şeridi’nde yaşayan yaklaşık 2 milyon 200 bin kişinin 1 milyon 800 bini, yani nüfusun yaklaşık yüzde 80’i savaş sırasında zorla yerinden edildi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres de BM Güvenlik Konseyi’nin Gazze’de ateşkes talep etmekte başarısız olmasından üzüntü duyduğunu ve örgütün “felç olduğunu” söyledi. Doha Forumu’nda konuşan Guterres, kurumun “otoritesinin ve güvenilirliğinin ciddi şekilde sarsıldığını”, ancak “pes etmeyeceğini” söyledi.

“Gazze’de ateşkes çabalarını sürdüreceğiz”

Katar başbakanı ülkesinin İsrail ve Hamas’a ateşkes için baskı yapma çabalarını “azalan şansa rağmen” sürdüreceğini söyledi.

Geçtiğimiz günlerde Katar’ın arabuluculuğunda varılan anlaşma ile çatışmalara bir hafta ara verilmiş, anlaşma kapsamında Hamas onlarca rehineyi bırakırken İsrail de 300’e yakın Filistinli tutukluyu serbest bırakmıştı.

Bugün Doha Forumu’nda konuşan Şeyh Muhammed bin Abdülrahman es-Sani, rehinelerin İsrail’in askeri eylemlerinin bir sonucu olarak değil, müzakereler sayesinde serbest bırakıldığını söyledi.

İsrail’in Gazze’ye yönelik bombardımanının sürmesine rağmen arabuluculuk çabalarının devam ettiğini ve bunun da başarılı bir sonuç için “olanakları daralttığını” belirten es-Sani “pes etmeyeceğiz” dedi.

Paylaşın

Dünya Sağlık Örgütü’nden Gazze’de Salgın Hastalık Uyarısı

Hamas’ın askeri kanadı Kassam Tugaylarının Aksa Tufanı operasyonuyla başlattığı Filistin – İsrail savaşının 34. gününde, DSÖ, Gazze’deki rutin aşılama faaliyetlerinin kesintiye uğraması ve bulaşıcı hastalıkların tedavisine yönelik ilaçların bulunamamasının, hastalıkların hızla yayılma riskini daha da artırdığını belirtti ve ekledi:

“Sınırlı internet bağlantısı ve telefon sisteminin işleyişi, potansiyel salgınları erken tespit etme ve bunlara etkin müdahale etme yeteneğimizi daha da kısıtlıyor. Sağlık tesislerinde hasar gören su ve sanitasyon sistemleri ile azalan temizlik malzemeleri, temel enfeksiyon önleme ve kontrol tedbirlerinin sürdürülmesini neredeyse imkansız hale getirdi.”

DSÖ açıklamasının devamında, Gazze Şeridi’ne yakıt, su, gıda ve tıbbi malzemeler de dahil insani yardıma acil ve hızlandırılmış erişim sağlanması çağrısında bulundu.

Bianet’te yer alan habere göre; Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ/WHO), İsrail’in ablukası ve yoğun saldırıları altında olan Gazze’deki sağlık durumuna ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Gazze’ye yönelik yoğunlaşan saldırılar nedeniyle ölümler ve yaralanmaların arttığı belirtilen açıklamada, bu durumun da insanların sağlığı üzerinde tehlike oluşturduğu kaydedildi:

“Sağlık tesisleri, su ve sanitasyon sistemlerinin altüst olduğu Gazze’de hastalıkların yayılma riski artıyor. Bu endişe verici eğilimler şimdiden ortaya çıkıyor.”

Yakıt eksikliğinin, tuzdan arındırma tesislerinin kapatılmasına yol açtığı vurgulanan açıklamada, bu durumun, insanların kirli su tüketmesine ve ishal gibi bakteriyel enfeksiyonların yayılma riskinin önemli ölçüde artmasına neden olduğunun altı çizildi.

“Ekim’in ortasından bu yana 33 bin 551’den fazla ishal vakası bildirildi. Bunların yarısından fazlası 5 yaş altındaki çocuklarda görüldü. 2021 ve 2022 yılları boyunca 5 yaş altındaki çocuklarda görülen aylık ortalama 2 bin vakayla kıyaslandığında bu önemli bir artış. 8 bin 944 uyuz ve bit, 1005 su çiçeği, 12 bin 635 deri döküntüsü vakasının yanı sıra 54 bin 866 üst solunum yolu enfeksiyonu vakası rapor edildi.”

DSÖ, Gazze’deki rutin aşılama faaliyetlerinin kesintiye uğraması ve bulaşıcı hastalıkların tedavisine yönelik ilaçların bulunamamasının, hastalıkların hızla yayılma riskini daha da artırdığını belirtti:

“Sınırlı internet bağlantısı ve telefon sisteminin işleyişi, potansiyel salgınları erken tespit etme ve bunlara etkin müdahale etme yeteneğimizi daha da kısıtlıyor. Sağlık tesislerinde hasar gören su ve sanitasyon sistemleri ile azalan temizlik malzemeleri, temel enfeksiyon önleme ve kontrol tedbirlerinin sürdürülmesini neredeyse imkansız hale getirdi.”

Gazze Şeridi’ne yakıt, su, gıda ve tıbbi malzemeler de dahil insani yardıma acil ve hızlandırılmış erişim sağlanması çağrısında bulunulan açıklamada, çatışmanın taraflarına, siviller, sağlık hizmetleri ve sivil altyapıyı korumaya yönelik uluslararası insancıl hukuk kapsamındaki yükümlülükleri hatırlatıldı:

“DSÖ, daha fazla ölüm ve acının önlenmesi için tüm rehinelerin koşulsuz serbest bırakılması ve insani ateşkes çağrısında bulunuyor.”

“Hem İsrail hem de Hamas savaş suçu işledi”

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, beş günlük Ortadoğu ziyareti kapsamında, Refah sınır kapısının Mısır tarafını ziyaret etti. Türk, “7 Ekim’de bu yana hem İsrail hem de Hamas’ın savaş suçları işlediğini” söyledi.

Returs Haber Ajansına göre Türk “Filistinli silahlı grupların 7 Ekim’de gerçekleştirdiği katliamlar tiksindiriciydi, hala ellerinde rehinlerin olması da öyle” dedi. BM yetkilisi “İsrail’in Filistinli sivilleri toptan cezalandırması da aynı zamanda savaş suçu, sivillerin zorla kanunsuz şekilde zorla tahliye edilmesi de” diye de ekledi.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Gazze Şeridi’nde öldürülen sivillerin sayısının İsrail’in Hamas militanlarına karşı operasyonlarında “bir şeylerin yanlış olduğunu açıkça ortaya koyduğunu” ifade etti.

BM Genel Sekreteri Guterres, “Hamas’ın insanları canlı kalkan olarak kullandığında yaptığı ihlaller var. Ancak, askeri operasyonlarla öldürülen sivillerin sayısına bakıldığında da açıkça yanlış olan bir şeyler var” diye konuştu. BM Genel Sekreteri, Filistin halkının her gün yaşadığı korkunç insani tabloyu görmenin İsrail’in de çıkarına olmadığını belirterek, “Bu, küresel imajı açısısından İsrail’e de fayda sağlamıyor” dedi.

Antonio Guterres, Gazze’de öldürülen çocuk sayısının da BM’nin her yıl raporladığı çatışmalardaki çocuk ölümlerinden çok daha fazla olduğuna da dikkat çekti. BM Genel Sekreteri, “Gazze’de birkaç gün içinde binlerce çocuk öldürüldü, bu da açıkça bu askeri operasyonların gerçekleştiriliş şeklinde bir hata olduğuna delalet” diye konuştu.

Gazze’de can kaybı 10 bin 569’a yükseldi

Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Dr Aşraf el-Kudra yaptığı açıklamada Gazze Şeridi’ndeki son duruma ilişkin şu bilgileri verdi: Gazze’de 4.324’ü çocuk, 2.823’ü kadın, 649’u yaşlı olmak üzere en az 10.569 kişi öldürüldü ve 26.475 kişi de yaralandı.

Son 24 saatte düzenlenen 27 saldırıda öldürülen 241 kişinin yarısı Gazze Şeridi’nin güneyindeydi. 18 hastane ve 40 sağlık ocağı hizmet dışı kaldı, çatışmalarda 193 sağlık personeli hayatını kaybetti. 1.350’si çocuk olmak üzere en az 2.550 kişi kayıp.

Bakanlık tıbbi malzeme, yakıt ve sağlık personelinin girişi ve binlerce yaralının çıkışı için güvenli bir insani koridor oluşturulması çağrısında bulundu.

Paylaşın

DSÖ’de Koronavirüs Endişesi: Yeni Varyant Ve Alt Varyantlar Yayılıyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Ghebreyesus, Şu anda dünya çapında tek bir baskın virüs varyantı olmamasına rağmen Omikron alt varyantı EG.5’in yükselişte olduğunu belirterek, 11 ülkede yüksek mutasyona uğramış BA.2.86 alt varyantının yol açtığı bazı vakaların da tespit edildiğini söyledi.

DSÖ Başkanı Ghebreyesus, tespit edilen varyantların “Bulaşıcılıklarını ve potansiyel etkilerini değerlendirmek için yakından izlendiğini” sözlerine ekledi. Ghebreyesus, ayrıca, korona enfeksiyonu nedeniyle hastaneye başvurularda ve ölümlerdeki artışın bu salgının “kalıcı olduğunu ve bununla mücadele etmek için sürekli araçlara ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyduğunu” söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) önümüzdeki kış mevsiminde korona virüsü vakalarında küresel ölçekte artış kaydedilmesinden endişe duyulduğunu bildirdi. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus bugün internet aracılığıyla düzenlenen basın toplantısında dünya genelinde korona vakalarındaki artışla ilgili güncel verileri paylaştı.

Ghebreyesus, burada yaptığı açıklamada, ülkeler tarafından vaka sayılarına ilişkin tam olarak raporlama yapılmaması nedeniyle mevcut enfeksiyon seviyelerine dair sınırlı verilere ulaşıldığını ifade etti.

Ancak eldeki sınırlı veriler ışığında bile Covid-19 vakalarında gözle görülür bir artış tespit edildiğini vurgulayan Ghebreyesus, “Kış mevsimi yaklaşırken kuzey yarımkürede Covid-19 vakalarında endişe verici eğilimler görmeye devam ediyoruz” dedi.

DW Türkçe’nin aktardığına göre şu anda dünya çapında tek bir baskın virüs varyantı olmamasına rağmen Omikron alt varyantı EG.5’in yükselişte olduğunu belirten Ghebreyesus, ayrıca 11 ülkede yüksek mutasyona uğramış BA.2.86 alt varyantının yol açtığı bazı vakaların da tespit edildiğini söyledi.

DSÖ Başkanı Ghebreyesus, tespit edilen varyantların “Bulaşıcılıklarını ve potansiyel etkilerini değerlendirmek için yakından izlendiğini” sözlerine ekledi.

Öte yandan, DSÖ Pandemik Korona Programı Başkanı Maria Van Kerkhove, ön verilerin mevcut korona aşılarının söz konusu varyantlara karşı yeterli koruma sağladığını gösterdiğini belirtti. DSÖ Başkanı Ghebreyesus, ise kendilerini daha çok hatırlatma aşısı yaptırmayan risk grubundaki kişilerin endişelendirdiğini söyledi.

‘Yüz binlerce insanın korona nedeniyle…’

Ghebreyesus, korona enfeksiyonu nedeniyle hastaneye başvurularda ve ölümlerdeki artışın bu salgının “kalıcı olduğunu ve bununla mücadele etmek için sürekli araçlara ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyduğunu” söyledi.

DSÖ Başkanı Ghebreyesus, korona ölümlerinin şu anda Ortadoğu ve Asya’nın bazı bölgelerinde artış gösterdiğini, Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde ise hastaneye yatışlar ve yoğun bakım ünitelerindeki doluluk oranlarının arttığını kaydetti.

“Şu anda yüz binlerce insanın korona nedeniyle hastaneye kaldırıldığını tahmin ediyoruz” diyen Van Kerkhove ise bu durumun yaklaşan kış mevsimi nedeniyle endişelerini arttırdığını söyledi. Van Kerkhove, soğuk kış mevsiminde daha fazla insanın kapalı alanlarda daha uzun süre vakit geçirdiğini belirterek, “Bu da korona gibi hava yoluyla bulaşan virüslere ortam sağlıyor” dedi.

Uzman, grip ve RSV virüslerinin de bu dönemlerde daha fazla yayıldığına işaret ederek, test ve aşılamanın önemine vurgu yaptı.

Paylaşın

Sudan’ın Yüzde 40’ı Açlıkla Karşı Karşıya

Sudan’daki çatışmaların, insanların yaşamı ve sağlığı üzerinde yıkıcı etkilerinin olduğuna belirten DSÖ Sözcüsü Margaret Harris, “Çatışmalardan en çok etkilenen bölgelerdeki hastanelerin yaklaşık yüzde 67’si hizmet dışı kaldı. DSÖ çatışmaların sürdüğü bu 4 ayda sağlık merkezlerine 53 saldırıyı doğruladı. Bu saldırılar 11 ölüm, 38 yaralanma ve 10 binlerce insanın sağlık hizmetlerine erişiminin engellenmesiyle sonuçlandı.” dedi.

Sudan’da devam eden kızamık, sıtma, ve dang humması gibi salgınların da bozulan sağlık sistemi nedeniyle kontrol edilmesinin zor olduğunu vurgulayan Harris, ülkenin yüzde 40’ından fazlasının açlıkla karşı karşıya olduğunu kaydetti.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Sözcüsü William Spindler, BM Cenevre Ofisinin haftalık basın toplantısında, Sudan ordusu ile hükümetin isyancı ilan ettiği paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında 15 Nisan’dan bu yana devam eden iç savaşa ilişkin değerlendirme yaptı.

Spindler, “Sudan’da çatışmaların başlangıcından bu yana 4,3 milyon kişi zorla yerinden edildi. Bu sayıya komşu ülkelere giden 900 binden fazla mülteci ve sığınmacı ile Güney Sudan’a dönmek zorunda kalan 195 bin Güney Sudanlı dahildir. Sudan’da çatışmaların başından bu yana 3,2 milyondan fazla kişi ise ülke içinde yerinden edildi” dedi.

Sudanlıların bulundukları yerden kaçmaya devam etmesi halinde Sudan içinde ve komşu ülkelerde gittikleri yerlerdeki kalabalığın artacağına dikkati çeken Spindler, ulaşabildikleri her yerde hayat kurtaran desteklerine devam ettiklerini belirtti.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sözcüsü Margaret Harris de Sudan’daki çatışmaların, insanların yaşamı ve sağlığı üzerinde yıkıcı etkilerinin olduğuna işaret etti:

“Çatışmalardan en çok etkilenen bölgelerdeki hastanelerin yaklaşık yüzde 67’si hizmet dışı kaldı. DSÖ çatışmaların sürdüğü bu 4 ayda sağlık merkezlerine 53 saldırıyı doğruladı. Bu saldırılar 11 ölüm, 38 yaralanma ve 10 binlerce insanın sağlık hizmetlerine erişiminin engellenmesiyle sonuçlandı.”

Sudan’da devam eden kızamık, sıtma, ve dang humması gibi salgınların da bozulan sağlık sistemi nedeniyle kontrol edilmesinin zor olduğunu vurgulayan Harris, ülkenin yüzde 40’ından fazlasının açlıkla karşı karşıya olduğunu kaydetti.

Ne olmuştu?

Sudan ordusu, bir dönem desteklediği ancak bağımsız ve paralel bir ordu gibi davranması nedeniyle tehdit olarak gördüğü Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK), 2 yıl içerisinde tamamen orduya entegresini istedi.

HDK’nin ise sivil bir hükümetin ardından yaklaşık 10 yıla yayılan bir süreçte bunu kabul edebileceğini açıklamasıyla başlayan gerginlik, 15 Nisan sabahı taraflar arasında başkent Hartum ve çeşitli şehirlerde silahlı çatışmaya dönüştü.

Ordu ile HDK arasında başkent çevresi ve ülkenin batısında yoğun olmak üzere çatışmalar devam ediyor.

Paylaşın

2.3 Milyar İnsan Tütün Kullanımı Nedeniyle Risk Altında

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) sağlığı geliştirme direktörü Dr. Ruediger Krech, “44 ülkede 2,3 milyar insan hala talep azaltıcı tütün önlemleri ile korunmuyor ve 53 ülkede hala sağlık tesislerinde sigara yasağı yok. Bu kabul edilemez bir durumdur” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), dünya genelinde sigaradan ölen 8.7 milyon kişiden yaklaşık 1.3 milyonunun bebekler ve çocuklar da dahil olmak üzere tütün kullanmayan kişiler olduğunu kaydediyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) tütün kullanımını küresel olarak azaltmak için önerdiği tedbirleri sadece dört ülke uygulamaya koydu.

DSÖ’nün tütün kontrolünde kaydedilen ilerlemeye ilişkin son raporuna göre bu tedbirleri uygulayanlar; Hollanda, Mauritius, Brezilya ve Türkiye.

DSÖ tedbir önerilerinde; tütün kullanımının izlenmesi ve önlenmesi, insanların dumandan korunması, bırakma konusunda yardım sunulması, insanların sigaranın tehlikeleri konusunda uyarılması, reklam yasaklarının uygulanması ve tütün üzerindeki vergilerin arttırılmasını tavsiye ediyor.

DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus yaptığı açıklamada “Afrika’da ilk ülke olan Mauritius’u ve Avrupa Birliği’nde DSÖ tütün kontrol politikalarının tamamını en üst düzeyde uygulayan ilk ülke olan Hollanda’yı kutluyorum. DSÖ, tüm ülkeleri örnek almaları ve halklarını bu ölümcül beladan korumaları için desteklemeye hazırdır” dedi.

Sigara, dünya genelinde yılda 8.7 milyon, Avrupa Birliği’nde ise yılda yaklaşık 700 bin kişinin ölümünden sorumlu.

Avrupa Komisyonu’nun konuya ilişkin raporuna göre de tütün, “önlenebilir en büyük sağlık riski ve AB’de erken ölümlerin en önemli nedeni” olmaya devam ediyor.

AB istatistik ofisi Eurostat’a göre 15 yaş ve üzeri AB nüfusunun yaklaşık yüzde 18,4’ü 2019’da günlük sigara içtiğini bildirmiştir, ancak oranlar Bulgaristan’da yüzde 28,7’den İsveç’te yüzde 6,4’e kadar birlik genelinde farklılık gösteriyor.

DSÖ’nün yeni raporuna göre, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 71’i şu anda tütün kullanımını azaltmaya yardımcı olacak en az bir önleme sahip.

Sigara içme oranlarının küresel olarak düşmesiyle birlikte bu oranın 2007 yılına kıyasla beş kat daha fazla olduğunu belirtiliyor.

Ancak DSÖ uzmanları, sigaranın kökünü kazımak için yapılabilecek daha çok şey olduğunu ileri sürüyor.

DSÖ’nün sağlığı geliştirme direktörü Dr. Ruediger Krech, “44 ülkede 2,3 milyar insan hala talep azaltıcı tütün önlemleri ile korunmuyor ve 53 ülkede hala sağlık tesislerinde sigara yasağı yok. Bu kabul edilemez bir durumdur” dedi.

DSÖ, dünya genelinde sigaradan ölen 8.7 milyon kişiden yaklaşık 1.3 milyonunun bebekler ve çocuklar da dahil olmak üzere tütün kullanmayan kişiler olduğunu kaydediyor.

DSÖ raporunun önsözünde, “Dumansız ortamlar, pasif içiciliğe maruz kalmayı azaltarak ve sosyal normlarda değişiklik yaratarak hayat kurtarır” deniliyor ve şöyle devam ediyor:

“Sigara yasakları işe yaradığında, özel alanların dumansız hale gelme olasılığı daha yüksek. Daha fazla kişi sigarayı bırakmaya motive olur ve daha az çocuk sigarayı denemek ister.”

E-sigaralar oldukça zararlı

DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros, tütün endüstrisinin e-sigaraları daha güvenli bir alternatif olarak tanıtmasının sigara kullanımını azaltma konusundaki ilerlemeyi baltaladığını da sözlerine ekledi.

Raporda, “Daha önce hiç sigara içmemiş olanlar da dahil olmak üzere gençler özel bir hedef haline getirilmiş durumda. Aslında e-sigaralar, özellikle kapalı alanlarda kullanıldığında, hem kullanan kişiler hem de etrafındakiler için oldukça zararlı” deniliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

DSÖ’den “Aspartam” Uyarısı: Ne Kadarı Zararlı?

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Beslenme ve Gıda Güvenliği Direktörü Francesco Branca, “Şirketlere (aspartam içeren) ürünleri raflardan kaldırma, tüketicilere de bunun tüketilmesine tamamen son verme çağrısı yapmıyoruz. Sadece ölçülü kullanılmasını öneriyoruz” dedi.

Sentetik yollardan üretilen yapay tatlandırıcı aspartam, diyet içecekler, hamur işi gıdalar, süt ürünleri, kahvaltı gevrekleri, şekersiz sakızlar, hazır kahveler, puding ve hazır gıdaların yanı sıra bazı ilaçlarda da kullanılabiliyor.

DSÖ’nün tahminlerine göre aspartam dünya genelinde 200 milyon insan tarafından düzenli olarak tüketiliyor. Aspartamın katkı maddesi olarak Avrupa Birliği (AB) içindeki kodu E 951.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), şeker içermeyen yapay tatlandırıcı aspartamın insan sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin olarak Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Gıda Katkı Maddeleri Ortak Uzman Komitesi’nin (JECFA) yaptığı değerlendirmeleri açıkladı.

DSÖ Beslenme ve Gıda Güvenliği Direktörü Francesco Branca, Cenevre’de yaptığı açıklamada, “Şirketlere (aspartam içeren) ürünleri raflardan kaldırma, tüketicilere de bunun tüketilmesine tamamen son verme çağrısı yapmıyoruz. Sadece ölçülü kullanılmasını öneriyoruz” dedi.

Aspartamı “insanlar için muhtemelen kanserojen (Grup 2B)” olarak sınıflandıran IARC, sınırlı kanıtlara dayandırarak, insanlarda bir tür karaciğer kanseri olan hepatoselüler karsinom ile ilgili söz konusu tespitte bulundu. Bu konuda hayvanlar üzerinde yapılan deneyler de sınırlı.

Aspartam ne kadarı zararlı?

Değerlendirmelerde aspartam kullanımının riskleri de mercek altına alındı. Veriler ışığında aspartam kullanımında günlük dozda bir değişiklik yapılmasına gerek görülmedi.

Buna göre 1981 yılından beri aspartam kullanımının günlük en fazla kilo başına 40 mg alınması önerildi. Örneğin 200 ya da 300 miligram aspartam içeren bir kutu ya da şişe içecek, 70 kilogram ağırlığındaki bir insan tarafından günde 9-14 kutudan fazla tüketilmemeli.

DSÖ yetkilisi Branca, “Sorun tüketicilerin aşırı tüketimi” diyerek arada sırada aspartam tatlandırıcı içeren içecekleri tüketenlerin tedirgin olmasına gerek olmadığını belirtti.

Branca tüketicilere şeker ve yapay tatlandırıcı tüketimini azaltma çağrısında bulunarak, “Şekerli mi yoksa yapay tatlandırıcı içeren bir içecek mi’ sorusunu soranlar üçüncü seçeneği düşünmeli: Yani su içmeyi” dedi.

Footwatch yetkilisi Wiemann ise, “Diyet kolanın sağlıklı bir içecek olarak susuzluğunu gidereceğini düşenenler, yanlış yolda” ifadesini kullandı.

Sentetik yollardan üretilen yapay tatlandırıcı aspartam, diyet içecekler, hamur işi gıdalar, süt ürünleri, kahvaltı gevrekleri, şekersiz sakızlar, hazır kahveler, puding ve hazır gıdaların yanı sıra bazı ilaçlarda da kullanılabiliyor.

DSÖ’nün tahminlerine göre aspartam dünya genelinde 200 milyon insan tarafından düzenli olarak tüketiliyor. Aspartamın katkı maddesi olarak Avrupa Birliği (AB) içindeki kodu E 951.

Bilimsel çalışmalar ne diyor?

Aspartam üzerine yıllardır geniş çaplı çalışmalar yürütülüyor. Geçen yıl Fransa’da 100 bin yetişkinin katıldığı kapsamlı bir gözlem çalışması yürütüldü. Buna göre büyük miktarlarda aspartam da dahil yapay tatlandırıcı içeren ürün tüketenlerin hafif yüksek kanser riski taşıdığını ortaya koydu.

Bu çalışmanın öncesinde, 2000’li yılların başında İtalya’daki Ramazzini Enstitüsü’ndeki başka bir çalışma da kobaylarda bazı kanserlerin aspartama bağlı olduğu sonucuna varılmıştı.

Ancak İtalya’daki çalışma, aspartamın kanser riskini yükselttiğini kanıtlamadı. Fransa’daki çalışma içinse gözlemsel olması nedeniyle sonuçları açısından yönteme ilişkin olarak yetersiz bulundu.

Hangi ürünlerde aspartam var?

Mevcut tüm kanıtları gözden geçiren düzenleyiciler tarafından dünya çapında kullanım için yetkilendirilen bir yapay tatlandırıcı olan aspartam büyük gıda ve içecek üreticileri tarafından on yıllardır kullanıyor.

ABD merkezli sağlık sitesi Healthline “diyet”, “sıfır şeker”, “sıfır ya da az kalori” diye etiketlenen ürünlere dikkat edilmesi gerektiğine işaret ediyor. Buna göre diyet, şekersiz ya da kalorisiz gazlı içecekler, dondurmalar, meyve suları, sakızlar, ketçap ve soslar, yoğurtlar, çikolata ve şekerleme ürünlerinin bir çoğu aspartam ya da başka bir yapay tatlandırıcı içeriyor.

IARC, 2015 yılı raporunda “kanserojen olması muhtemel” değerlendirmesinde bulunduğu glifosat içeren ürünlerden yabani ot öldürücü ve tarım ilaçları Alman ilaç ve kimyasal devi Bayer’i zor durumda bırakmıştı.

Paylaşın