Babacan: Türkiye, Komşu Ülkelerin ‘Her Şey 1 Lira’ Mağazasına Döndü

Ankara’da partisinin 8’inci İl Başkanları Toplantısı’nda konuşan DEVA Lideri Babacan, “Ülkemiz, sınır komşularımızın ucuz pazar yeri oldu. Paramızın, karşısında değer kaybetmediği para birimi neredeyse kalmadı… Koskoca Türkiye, komşu ülkelerin ‘Her şey bir lira’ mağazasına döndü neredeyse.” dedi.

Haber Merkezi / Ali Babacan, “Emeğin sömürüldüğü, alın terinin değersizleştiği bir ülke olduk. Gün gelir tüm bu yanlışların denetimi yapılır. Hiç kimse ilelebet bu iktidar devam edecek deyip bir vurdumduymazlık, pervasızlık yapmasın.” ifadelerini kullandı.

Babacan, stokçuluk yapanlara verilecek cezaların artırılması kararını ilişkin, “Vatandaşa dönüp, ‘Fiyat artışlarının sebebi işte şunlardır, stokçulardır’ diyerek başka failler uyduramazsınız. Bu dürüst bir yönetim anlayışı değil. Buradan iktidara sesleniyorum, bu eser sizin eseriniz, fail de sizin yönetiminiz. Haksız yere cezalar yağdırmayın insanlara” değerlendirmesinde bulundu.

İktidara gelmeleri halinde, Türkiye’yi hızla refaha ve huzura kavuşturacaklarını iddia eden Babacan, “Kimseyi ezdirmeyeceğiz. Güçlü, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyümeyle topyekun zenginleşeceğiz. Gençlerin kaçmak değil, yaşamak istediği bir Türkiye için çalışacağız. Çünkü biz, kadınlarla, gençlerle, çiftçilerle, emeklilerle, öğretmenlerle, işçilerle, esnafla eşitlik için, adalet için yola çıktık. Ayrışmayacağız, ayrıştırmayacağız. Toplumu kutuplara ayırmayacağız” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Ankara’da partisinin 8’inci İl Başkanları Toplantısı’nda konuştu. Vatandaşlara e-devlet üzerinden parti üyeliği sorgulama çağrısı yapan Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Binlerce vatandaşımız, rızasına aykırı olarak iktidar partisine üye yapılmış. Niğde’de üye olmak üzere gelenlerin yarısı şaşkınlıkla iktidar partisine üye olduğunu öğrendi. Hakkari’de partimize üye olmak üzere gelen 130 arkadaşımızdan 40’ı habersizce iktidar partisine üye yapıldığını fark etti.  Karaman İl Başkanı’mız, her ilçenin üçte birinde benzer bir durum olduğunu tespit etti.İstanbul’un Arnavutköy ilçesinde partimize üye olmaya gelip de iktidar partisi üyeliğiyle karşılaşan kişilerin oranı yüzde 40. Viranşehir’de 1775 üyelik başvurusundan tam 760 kişi partimize geldiğinde şaşkınlıkla bir başka partinin üyesi olduğunu öğrendi. Habersizce iktidar partisine üye yapılmış olabilirsiniz. Rızanız dışında üyelik var ise ve gönlünüz razı değilse üyeliğinizi sona erdirin. Kimse zorla, habersizce, çaktırmadan bir partiye üye yapılamaz, bu suçtur. Bir siyasi parti rıza olmadan kimseyi üye kaydedemez. Gün gelir tüm bu yanlışların denetimi yapılır. Hiç kimse ilelebet bu iktidar devam edecek deyip bir vurdumduymazlık, pervasızlık yapmasın.

“Türkiye, komşu ülkelerin ‘her şey 1 lira’ mağazasına döndü”

Ülkemiz, sınır komşularımızın ucuz pazar yeri oldu. Paramızın, karşısında değer kaybetmediği para birimi neredeyse kalmadı. Bir tek senelerdir topraklarında iç savaş süren Suriye dışındaki tüm komşularımızın karşısında paramız eridi. Azerbaycan, Gürcistan, Yunanistan, Bulgaristan için adeta bedava bir ülkeye döndük. Elbette ülkemizin komşularının rahatça geldiği bir ülke olmak isteriz. Ticaretimizle, sanayimizle, kültürümüzle, turizmimizle bir cazibe merkezi olmak isteriz. Ama bu öyle bir şey değil. Koskoca Türkiye, komşu ülkelerin ‘Her şey bir lira’ mağazasına döndü neredeyse.

‘Türk lirasını gidip dövize çevirmek ahlaksızlık’ diyorlar. Bu seviyeye iniyorlar. Kimse, kendi kötü yönetiminin bedeli altında ezilen bu ülkenin haysiyetli vatandaşlarına hakaret etmeye kalkmasın.Dün yine ‘Stokçuluk cezasını arttırıyoruz’ diye faturayı yine başkalarına kestiler. Piyasadaki sorunların faturasını üretene, tacire, esnafa kesemezsiniz. Bu cezalarla vatandaşa dönüp, ‘Fiyat artışların sebebi şu kişiler’ diyerek başka failler uyduramazsınız. Stokçu dediğiniz insanlar bugün sattığını yarın alamayan esnaf.  İktidardakilere sesleniyorum: Bu eser, sizin eseriniz. Fail sizin yönetiminiz. Hiç sağı solu işaret etmeyin. Haksız yere cezalar yağdırmayın. Fail Beştepe’de.

“Bu ülke bu değersizliği hak etmiyor”

Hani pazarlarda kullanılan bir tabir vardır, ‘Batan geminin malları bunlar’ diye. Türkiye’ye alışverişe gelenler, ‘Batan Türkiye’nin malları bunlar’ diye diye kapış kapış alışveriş yapıyorlar. Emeğin sömürüldüğü, alın terinin değersizleştiği bir ülke olduk. Yabancılar için ucuz ürünlerin cennetine döndük. Kur arttığında tüm ham madde fiyatları artıyor. Artmayan ne var? İş gücü. Yeni model diye ortaya koydukları bu ülkenin işçisinin, çalışanın alın terini daha ucuza yurt dışına pazarlamaktan başka bir şey değil. Bu ülke 7’den 77’ye, hiçbir ferdiyle bu değersizliği hak etmiyor. Meşhur bir lafları vardı ‘değerli yalnızlık’ diye. Değer meğer kalmadı sadece yalnızlık kaldı. Dünyadan kopmuş, dünyada itibarsızlaşmış, güveni yitirmiş bir ülke görüntüsü var.’’

Konuşması sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2015 yılından bu yana dolar kuruyla ilgili sözlerini izleten Babacan şunları söyledi:

“Kaç yıldır aynı şeyleri söyleyip duruyor. Ancak Erdoğan’ı dinleyen de yaya kalıyor. ‘Bozdurun’ diyor ya hani… Elinde üç kuruşu olan, yarına yok olmasın diye, sırf parasının değerini korumak için mecbur kalıyor. Bankalarımızda tarihin en yüksek yabancı para mevduatına sahip olduğumuz bir dönemindeyiz. Vatandaşlarımız Türk lirasına güvenini ilk kez bu denli yitirdi. Bakıyoruz şu an iktidara sanki başka bir ülkede yaşıyorlar. Tarif ettikleri ülke başka bir ülke. Çevresindekiler halkın durumunu anlamıyor diyorlar. Tek imzayla her şeyi yaparım diyen çevresini yönetemiyor mu?

“Ekonomide güven nasıl kazanılır anlattık yine anlatacağız”

Güven nasıl kazanılır bilmiyorlar. Zamanında güveni nasıl inşa ettiğimizi anlattık yine anlatıyoruz. Defalarca da anlatmamız gerekiyor, belki anlarlar. Yine anlatıyoruz. Bir, konuşunca doğruyu söyleyeceksin; iki, söz verince tutacaksın; üç, emanete hıyanet etmeyeceksin; dört, her daim adalet ve hukukla hareket edeceksin; beş, dürüst ve ehil kadrolarla çalışacaksın; altı, istişareyi asla bırakmayacaksın; yedi, şeffaf olacaksın; sekiz, planlı programlı olacaksın. Siz her türlü haksızlığı hukuksuzluğu yapın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına saygı duymayın, imza attığınız sözleşmelere sadık kalmayın sonra güveni oluşturmaya çalışın. Beyhude ama biz anlatmaya devam edeceğiz’.

Kasa önünde parası çıkışmadığı için aldıklarını iade eden vatandaşlarımızı, pazarda taneyle meyve alan, sebzeleri yarım yarım alan emeklilerimizi her gün görüyoruz. Ama iktidarın büyük ortağına bakıyoruz. Genel başkanları da Beştepe’dekiler de şaşkınlık veren bir kopukluk halindeler. Hayret ediyorum, bir zamanların en güçlü halk hareketlerinden birinin başında olan bir insan, nasıl olur da bu aymazlık içinde olabilir? Çevreyi, merkeze taşımayı başaran bir ekibin başındaki kişi, nasıl olur da çevreden tamamen kopmuş olabilir?

Biz bu demokratik gerilemeyi durduracağız. Bu baskı günlerini sona erdireceğiz. Bu karabasandan, bu kabustan hızla refaha geçeceğiz. Kararlı adımlarla, emaneti teslim almaya geliyoruz. Nasıl ki kötü bir rüyadan, kabustan uyandığımızda bir bardak su içip ‘oh’ diyerek rahatlıyorsak, işte DEVA iktidarı o huzur dolu nefes olacak.”

Paylaşın

ORC Anketi: Millet İttifakı, Cumhur İttifakı’nı Geçiyor

ORC Araştırma, 3-9 Aralık 2021 tarihleri arasında yaptığı anketin sonuçlarını paylaştı. Anket sonuçlarına bakıldığı zaman AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın oy oranı yüzde 39,1 iken CHP ve İYİ Parti’nin oluşturduğu Millet İttifakı’nın oy oranı yüzde 41,4 olarak çıkıyor.

“Bu Pazar Genel Seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusunun yöneltildiği ankete göre, sadece 3 parti yüzde 10 barajını aşabiliyor. Türkiye genelinde 41 ilde toplam 3 bin 920 kişi ile görüşülerek yapıldığı belirtilen araştırmada AK Parti yüzde 30,3, CHP yüzde 25,5 ve İYİ Parti yüzde 15,9 oy alıyor.

MHP’nin yüzde 8,8 ve HDP’nin yüzde 8,1 ile baraj altı kaldığı araştırmada, DEVA Partisi yüzde 3,3, Gelecek Partisi ise yüzde 3,0 oy oranına ulaşıyor. Saadet Partisi’nin yüzde 1,4 oy aldığı ankette, Mustafa Sarıgül liderliğindeki Türkiye Değişim Partisi yüzde 1,2 ve Muharrem İnce’nin başkanlığını yürüttüğü Memleket Partisi yüzde 1,0 oy alabiliyor.

ORC’nin bir önceki araştırması ise sistem değişikliğiyle ilgiliydi. “Sistem değişikliği ile ilgili referandum olsa tercihiniz hangisinden yana olur?” yönündeki araştırmaya katılanların yüzde 57,8’i ‘parlamenter sistem’ derken, ‘mevcut sistem’ diyenlerin oranı yüzde 35,2’de kalmıştı. Aynı araştırmada kararsızların oranı yüzde 7,0 idi.

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a: Artık Gerçekten Yeter Diyoruz

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Rabbimiz ‘Sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz’ buyurmaktadır” açıklamasına tepki gösteren DEVA Lideri Babacan, “Artık gerçekten yeter diyoruz. Bu milletin hassasiyetlerini istismar etmeyi bırakın. Sebepler alemine bir bakın, orada kendinizi göreceksiniz” dedi.

Haber Merkezi / DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İzmir’de partisinin Torbalı ilçe kongresinde konuştu. Babacan’ın gündeminde ekonomi ve sağlık vardı. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Merkez Bankası iki haftadır piyasaya doğrudan müdahale ediyor. Kuru aşağı çekebilmek için döviz satıyor. Madem kurun artması iyi bir şey, Merkez Bankası şimdi niye döviz satarak kuru düşürmeye çalışıyor? Hangi seviyedeki kur ‘rekabetçi kur’? Aklınızda bir kur seviyesi varsa, açıklayın. Kur fırlayıp gidince ‘Zaten ekonomi modelimizi değiştiriyorduk, yüksek kur istiyorduk, yüksek kur ihracatı artıracak’ gibi saçma sapan gerekçeler uydurup duruyorlar. Enflasyon yükselince Merkez Bankası ‘Bari döviz satıp kuru biraz kontrol etmeye çalışayım’ diyor. Ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Ne yaptıklarını bilmiyorlar.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Rabbimiz ‘Sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz’ buyurmaktadır” ifadelerini izleten Babacan şunları söyledi:

“Artık gerçekten yeter diyoruz. Bu milletin hassasiyetlerini istismar etmeyi bırakın. Halkımızın tertemiz dinî duygularını, millî duygularını şahsi siyasetinize alet etmeyin. Korku iklimini siz ürettiniz. Yoksulluk, açlık, sizin yanlış karalarınız yüzünden meydana geldi. Ürünlerin eksilmesine sebep olan, sizin kötü yönetiminiz. Tüm bu açlığın, korkunun, yokluğun, yoksulluğun kaynağı Beştepe’de. Başka yerde aramayın. Bizim inancımızda zorluk karşısında sabır vardır. Ama Sayın Erdoğan’a sesleniyorum; sebepler alemine bir bakın, orada kendinizi göreceksiniz.”

Tuvalet kâğıdı, yumurta, süt, toz deterjan, Türk kahvesi ve ayçiçek yağı fiyatlarındaki bir yıllık artışı ekrana yansıtan Babacan, ekonomik felaketin korkutucu bir boyutunun da sağlık sektöründe yaşanan kriz olduğunu söyledi. Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türk Tabipleri Birliği, Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde bazı ameliyatların durduğunu açıkladı. İlaçlar bulunamıyor, ameliyatlar yapılamıyor. Daha bir ay önce Sosyal Güvenlik Kurumu, 53 ilacı geri ödeme listesinden çıkardığını açıkladı. Bu ne demek? ‘Paran yoksa ilaç da yok’ demek. Bazı ilaçlarda para da kâr etmiyor. Türk Eczacılar Birliği geçen gün 650 ilacın piyasada bulunmadığını söyledi.

“Sağlıkta sosyal devlet diye bir şey artık kalmadı”

Medikal ürünlerde durum içler acısı. Devlet neredeyse iki yıldır medikal cihaz şirketlerinin alacaklarını doğru düzgün ödemiyor. ‘Kredi alın, idare edin, sonra öderiz’ diye oyalıyor. Devlette ciddiyet bırakmadılar. ‘Yaz tahtaya al haftaya’ diyen devlet mi olur? Bunların çoğu KOBİ statüsünde binlerce firma. Devletten vadesi geçmiş 9 milyar TL’lik alacağı var. Pek çoğu batma noktasında. Malzeme tedariki olamadığı için beyin, kalp-damar gibi çok ciddi ameliyatların bazıları devlet hastanelerinde yapılamaz hale geldi. Cebinde parası olan, özel hastaneye gittiğinde bile bunların kıtlığını çekiyor. Sağlıkta sosyal devlet diye bir şey artık kalmadı.

TTB verilerine göre ocak ile kasım arasında 1246 doktorumuz ülkemizi terk etmek için gereken bir belge başvurusunda bulunmuş. Çalışma koşullarındaki orantısız yük, aldıkları ücretlerin değersizliği ve belki de en önemlisi hekimlik mesleğinin itibarsızlaştırılması sebebiyle Avrupa’ya, Amerika’ya gidiyorlar. 18 ayda da 8 bin doktorumuz, devlet hastanelerinden istifa etti. Bu gidişle yakında, pek çok branşta, uzman doktor bulmakta zorluk çekeceğiz. Tıp son sınıf öğrencileri artık TUS sınavına çalışmıyor; yurtdışı denklik sınavına ve İngilizce, Almanca derslerine çalışıyorlar.Onca emekle yetiştirdiğimiz insan gücümüzü göz göre göre başka ülkelere hediye ediyoruz. Sadece doktorlar değil, teknikerler, mühendisler, hemşireler hepsi gitmek istiyor.

Sağlık çalışanlarını mesleklerinden soğutan koşulları ortadan kaldıracağız. Tedaviyi alanın da tedaviyi sağlayanın da memnun olduğu bir sistemi oluşturacağız. Bunu yapmak zorunda olduğumuzu ve yapabilecek bir kadroya sahip olduğumuzu biliyoruz.”

Paylaşın

Babacan’dan Dikkat Çeken ‘Bütçe’ Yorumu: Faiz Bütçesi

Partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendiren DEVA Lideri Babacan, “Merkez Bankası dün bankalara ortalama yüzde 16 faizle borç para verdi. Aynı gün, aynı ülkenin hazinesi bankalara 3 milyar 300 milyonluk borçlanma ihalesi yaptı ve ihaleye katılan bankalara borçlanırken yüzde 22,70 faiz ödedi. Bu mu yönetmek? Bu bütçenin adı faiz bütçesidir.” dedi.

Haber Merkezi / Ekonomide Çin modeli tartışmalarına ilişkinde konuşan Babacan, “Hükûmet, son günlerde ekonomide ‘Çin modeli’ diye bir şey uydurdu. Ortada planlanmış, üzerinde çalışılmış bir model falan yok. Bugünkü iktidar bindi bir alamete, gidiyor kıyamete. Yalnız kendini sürüklese neyse de 84 milyonluk ülkenin her bir ferdini, hatta doğmamış çocuklarımızı dahi peşinden sürüklüyor. Ortada, adını ‘model’ olarak koydukları, sadece bir başarısızlık hikayesi var” ifadelerini kullandı.

Konuşmasının sonunda ise dikkat çeken cümleler kullanan Babacan, “Lafa gelince ‘ezilenlerin gür sesi, suskun dünyanın hür sesi’ Sayın Erdoğan’dan, Uygur Türklerine yapılan zulme dair son yıllarda bir cümle duydunuz mu? Dünyadaki en ağır insan hakları ihlallerinden birine karşı Erdoğan görmüyor, duymuyor, konuşmuyor” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında gündemi değerlendirdi. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Cumhurbaşkanı uçakta gazetecilere ‘kur manipülasyonu’ demiş. ‘DDK, bu işin arkasında kimlerin olduğu konusunda araştırma yapıyor. Buralardan kimler çıkacak, görme fırsatımız olacak’ demiş. Ben şimdiden söyleyeyim: Bu işin arkasından siz çıkacaksınız. DDK istediği kadar baksın. Araştıracaklar, bakacaklar; cumhurbaşkanı konuştukça kur yükseliyor.

“Bu bütçenin adı ‘faiz bütçesi’dir”

Yıllarca 50 milyar TL mertebesinde giden faiz ödemeleri bu yılki bütçede 180 milyar; 2022 bütçesinde 240 milyar olarak yazılmış durumda. Bundan da fazla olacak. Sözde düşük faiz politikası izleyen kötü yönetim, hazine borçlanma faizlerini daha geçtiğimiz eylül ayına göre tam 5 puandan fazla artırdı. Merkez Bankası dün bankalara ortalama yüzde 16 faizle borç para verdi. Aynı gün, aynı ülkenin hazinesi bankalara 3 milyar 300 milyonluk borçlanma ihalesi yaptı ve ihaleye katılan bankalara borçlanırken yüzde 22,70 faiz ödedi. Bu mu yönetmek? Bu bütçenin adı faiz bütçesidir.

Kamu özel iş birliğinin bütçedeki ödeneğine bakıyoruz, 42,5 milyar ama kurdaki artış sebebiyle 60 küsurlara çıkacak. Bütün tarım destekleri, yap-işlet-devretlere ödenecek rakamın yarısı dahi değil. Sanayinin geliştirilmesi için destek teşvik bütçesi 20 milyar. Deprem hazırlığı, afet yönetimi hepsi 4 milyar. Kadının güçlendirilmesi 943 milyon. Gençlik programı 876 milyon. İnsan hakları bütçesi 83 milyon. Bütçede ekonomik modeli görüyorsunuz. Çiftçi yok, sanayici yok, kültür yok, afet yönetimi yok, kadın yok, gençlik yok, hiçbir şey yok.

“Çatışmayla koltuğunuza sarılmayı artık bırakın”

Sayın Erdoğan, stokçu dedikleriniz, sizin hatalı politikalarınız, kötü yönetiminiz yüzünde fiyat istikrarının kalmadığı bir ülkede, neyi kaçtan satacağını bilemeyen gariban esnaf. Sizin stokçu dedikleriniz bugün sattığı malı yarın sattığından da pahalıya alan ve her gün zarar eden bakkal, manav, kırtasiyeci, çamaşırcı, çorapçı… Yeter artık, vatandaşları birbirine düşürmeyin.  Çatışmayla, ayrıştırmayla, kutuplaştırmayla koltuğunuza sarılmayı da artık bırakın.

Hükûmet, son günlerde ekonomide ‘Çin modeli’ diye bir şey uydurdu. Ortada planlanmış, üzerinde çalışılmış bir model falan yok. Bugünkü iktidar bindi bir alamete, gidiyor kıyamete.Yalnız kendini sürüklese neyse de 84 milyonluk ülkenin her bir ferdini, hatta doğmamış çocuklarımızı dahi peşinden sürüklüyor. Ortada, adını ‘model’ olarak koydukları, sadece bir başarısızlık hikayesi var.

Ekonomide senelerce dünyada ‘Türkiye modeli’ konuşuldu. Herkesin öykünerek baktığı, ‘Bize ders verin’ dediği modeli biz yazmıştık. Bize ‘ilham kaynağı, model ülke’ diyorlardı. Her bir vatandaşımızın refah seviyesini arttırdığımız, demokratik standartları yükselttiğimiz, Avrupa Birliği hedefinde ilerlediğimiz ve bununla beraber büyüttüğümüz ekonomi modelini yazmıştık.

“Türkiye’ye Çin malı ekonomi giydiremezsiniz”

Türkiye’yi bu başarılı yoldan saptırmaları ibretlik konudur. Rotayı ben çiziyorum diyen Perinçek’in hayallerinin iktidarı oldular. Model dediğiniz buysa batsın o model. Sayın Erdoğan; Türkiye’ye Çin malı ekonomi giydiremezsiniz. Bu ülke sizin dar kalıplarınızın esiri olmayacak kadar köklü bir demokrasi bilincine sahip.

Onca sene hak, adalet diye vatandaşın karşısına çıkan Sayın Erdoğan, siyasi kariyerinin finalinde, 28 Şubatçı Perinçek’in dergisine konuşmalarıyla baş yazı olarak konuk oldu. Erdoğan nerede, kimin arkasında görün. İbretlik. Derginin editörleri girişte ‘Vatan Partisi önderliğinde bilmem ne sürecine girdik’ diyor. Bu önderlikten AK Parti’ye oy vermiş vatandaşlarımızın haberi var mı? Yönetimin, girdiği seçimde sadece 98 bin vatandaşımızdan oy alan Perinçek’e teslim edilmesine geri kalan 84 milyonun onayı var mı?

Eğer bir modelden bahsedeceksek, bu sadece ekonomi politikalarından ibaret değildir. Bu bir rejim tercihidir. Böyle bir büyüme modelinde, hiçbir hak hukuk tanımadan çalıştırılan işçilerin acısı vardır. Lafa gelince ‘ezilenlerin gür sesi, suskun dünyanın hür sesi’ Sayın Erdoğan’dan, Uygur Türklerine yapılan zulme dair son yıllarda bir cümle duydunuz mu? Dünyadaki en ağır insan hakları ihlallerinden birine karşı Erdoğan görmüyor, duymuyor, konuşmuyor.”

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a Yanıt: Asıl Siz Kimlerin Arkasına Takıldınız?

Partisinin Esenyurt ilçe kongresinde konuşan DEVA Lideri Babacan, “Asıl siz kimlerin arkasına takıldınız? Sayın Erdoğan, gerçekten değmez. Şu üç günlük dünyada dilinizi, ruhunuzu, zihninizi bu kadar kirletmenize değmez. Bu neyin hırsıdır, anlamakta zorluk çekiyorum. Böyle çirkin bir dil kullanacak kadar neyin öfkesine esir olduğunuzu anlamaya çalışıyoruz.” dedi.

Haber Merkezi / Türkiye ile Bulgaristan arasında euro cinsinden asgari ücret kıyaslamasını ve Bulgaristan sınırındaki kuyruk görüntülerini gösteren Babacan, “Yıl 2015; Bulgaristan’da asgari ücret aylık 194 avro. Türkiye’de 425 avro. Bugün Bulgaristan’da 332 avroya çıkmış, Türkiye’deki asgari ücret 182 avroya inmiş. Şundan daha 8-10 sene önce, her ay on binlerce kişinin işsiz kaldığı, ekonomik krizin nefes aldırmadığı Bulgaristan’dan bahsediyoruz. Biz 400 avrolardan 180’lere gerilemişiz. Komşumuz bizden çok daha derin bir krizdeyken bize neredeyse iki kat fark atmış. Bizdeki akıl ve bilim dışı ekonomi uygulamaları başka bir ülkede yok” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İstanbul’da partisinin Esenyurt ilçe kongresinde konuştu. Konuşmasında, kadınların seçme ve seçilme hakkını kazanmasının 87. yıl dönümü vesilesiyle en yüksek cinsiyet kotasına sahip parti olduklarını vurgulayan Babacan, özetle şunları söyledi;

“Biz DEVA Partisi olarak kimsenin arkasından gitmiyoruz. Bizim alnımız açık, başımız dik. Hiç kimsenin önünde eğilmeyiz. Kendisiyle çalıştığımız yıllarda arkasından gitmedim, biz yan yana yürüdük. Yanlış yollara girdiğinde ‘Ben yokum’ dedim. ‘Boş teneke’ diyor. Siz 13 yıl ‘boş teneke’ ile mi çalıştınız? İnsanlar merak ediyor, soruyor. ‘Ey Erdoğan, madem Ali Babacan bir iş yapmıyordu, neden bunca uzun seneler beraber çalıştın’ diye soruyor. Son iki yılda üç tane Hazine Bakanı değiştirdiniz. Demek ki işinize gelmiyorsa, beraber çalışmaya sizi kimse zorlamıyor. İnsanlar size ‘Ali Babacan 2009’da istifa mektubu verdiğinde, 2011’de ayrılmak istediğinde, 2019’da istifa ettiğinde niçin kalması için ısrar ettiniz?’ diye soruyor.

“Asıl siz kimlerin arkasına takıldınız?”

Bizler hiç kimsenin kuyruğunda veya arkasında değiliz. Mesele birilerine kuyruk olmaksa, şimdi asıl meseleye geleceğiz. Bizim ortağımız yok, sizin iki tane var. Bir büyük ortak var; kendisi. Küçük ortak var; Bahçeli. Bir de küçüğün de küçüğü var; Perinçek. Çin muhibbi Perinçek’ten bahsediyoruz. ‘Hükûmetin rotasını ben çiziyorum’ diyor. Dümen Çin’e dönmüş. Ekonomide Perinçek modelini anlatıyorsunuz. Siz kimin peşinden gittiğinizin farkında mısınız? 28 Şubat’ı destekleyenlerin peşine mi düşeceksiniz? İş gücünü ucuzlatmaya, emeği istismara dayalı bir modelden bahsediyorsunuz. Ne konuştuğunuzun farkında mısınız? İktidarınızın anahtarı kimin elinde? Daha düne kadar size ve size oy verenlere etmediği hakareti bırakmayan krizlerin ortağı sayın Bahçeli değil miydi? Hepsini yemiş, yutmuş kol kola yürüyor. Sizi zamanında tehdit eden mafya ve çete liderlerini makamında ağırlayan Bahçeli’de değil mi? Asıl siz kimlerin arkasına takıldınız?

Sayın Erdoğan, gerçekten değmez. Şu üç günlük dünyada dilinizi, ruhunuzu, zihninizi bu kadar kirletmenize değmez. Bu neyin hırsıdır, anlamakta zorluk çekiyorum. Böyle çirkin bir dil kullanacak kadar neyin öfkesine esir olduğunuzu anlamaya çalışıyoruz. 1994’te ve 2002’de size oy veren vatandaşlarımız bu dile oy vermedi. 2007’de askeri vesayete karşı yanınızda yer alan milyonlar, 2011’de demokratikleşme umudunu sizde görenler, bu çirkin üslup için size destek olmadı.

Size inanıp temiz siyaset hayaliyle size oy vermiş vatandaşlarımıza bir özür borcunuz olmalı. Ülke yönetimi hakkındaki bilgisizliğinizi başka zaman konuşuruz.  Sayın Erdoğan, sizi bu ülkenin temiz insanlarına havale ediyorum. Bu kirli, hakaret içeren, küfür içerek sözlerinizi de milletimizin irfanına havale ediyorum.

Geçtiğimiz gün Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplandı. Tarihimizde ilk kez, Avrupa Konseyi, Türkiye’ye karşı ihlal prosedürü başlattı. Yaptırım uygulayabileceğini söylemeye başladı. Neden? Bir vatandaşımızı haksız, delilsiz cezaevinde tutma inadı. Sebep bu. AİHM ‘Hukuku çiğniyorsunuz’ diyor, iktidar umursamıyor. İktidar, altında Türkiye’nin imzası olan sözleşmeyi ihlal ediyor. Altına imza atıp da uygulamayan ülkenin güvenilirliği olur mu?”

“Bulgaristan bize fark atmış”

Türkiye ile Bulgaristan arasında euro cinsinden asgari ücret kıyaslamasını ve Bulgaristan sınırındaki kuyruk görüntülerini gösteren Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yıl 2015; Bulgaristan’da asgari ücret aylık 194 avro. Türkiye’de 425 avro. Bugün Bulgaristan’da 332 avroya çıkmış, Türkiye’deki asgari ücret 182 avroya inmiş. Şundan daha 8-10 sene önce, her ay on binlerce kişinin işsiz kaldığı, ekonomik krizin nefes aldırmadığı Bulgaristan’dan bahsediyoruz. Biz 400 avrolardan 180’lere gerilemişiz. Komşumuz bizden çok daha derin bir krizdeyken bize neredeyse iki kat fark atmış. Bizdeki akıl ve bilim dışı ekonomi uygulamaları başka bir ülkede yok.”

Paylaşın

Ali Babacan: Türkiye, Ucuz İş Gücünün Adresi Olamaz

Partisinin Bursa il kongresinde konuşan DEVA Lideri Babacan, “Gerçek büyüme, ülkedeki maaşların açlık sınırının altına düşmemesidir. Gerçek büyüme, vatandaşınızın yarınlarından kaygı duymayacağı bir ülkeyi inşa etmektir. Bizim hedefimiz, vatandaşlarımızın tek tek güçlü, özgür ve zengin olduğu bir ülkedir. Türkiye, ucuz iş gücünün adresi olamaz. Türkiye refah ülkesi olacak” dedi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Kur bugün artar, yarın düşer. Enflasyon bugün artar, yarın düşer” sözlerine de yanıt veren Babacan, “İvme arşa doğru gidiyor ama durumun farkında dahi değil. Ne demek ‘Bugün artar yarın düşer?’ Kendi kendine mi oluyor bu? Hava durumu mu bu? Yağmur yağar, durur. Sen yapıyorsun, kuru patlatan sensin. Sayın Erdoğan, kurun artışı, yani Türk Lirası’nın yerin dibine girmesinin tek nedeni sizin kötü yönetiminiz. Vatandaşın kasaplardan eti soyulmuş kuru kemik almasının sorumlusu sizsiniz. Kaçamazsınız.” ifadelerini kullandı.

Merkez Bankası ve Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda ki görev değişimlerine de değinen Babacan, “Son iki senede; üç Hazine ve Maliye Bakanı, dört Merkez Bankası Başkanı, dört Merkez Bankası Başkan Yardımcısı, iki Borsa İstanbul Genel Müdürü, iki TÜİK Başkanı değişmiş. Daha siz yönetim kadrolarında istikrarı sağlayamıyorsunuz; ekonomide nasıl istikrarı sağlayacaksınız? Yöneticiler şamar oğlanına, kurumlar yol geçen hanına döndü.” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Bursa’da partisinin il kongresinde konuştu. Babacan, konuşmasında özetle şu ifadeleri kullandı:

“Çin tipi büyüme. Aklındaki model buymuş. Bunu öngörüyorduk ama böyle rahat rahat telaffuz edeceklerine ihtimal vermiyorduk. Bir de üçüncü ortak Perinçek var. 28 Şubat’ı zamanında destekleyenlerden. Bakıyoruz, onlar çok seviniyor. ‘Bu bizim modelimiz’ diyorlar. Onları destekleyen basın bu büyüme modelini çok beğenmiş. Bu tür büyüme; demokrasiyi tamamen rafa kaldırmak demek. Bu model, ‘Çalışanın hakkıymış, hukukuymuş, geç onları’ demek. İşgücünü ucuzlatıp, çalışanın alın terini değersizleştirmek demek.

Çin modeliymiş, şuymuş, buymuş. Yok öyle bir şey. Hem büyüyeceğiz hem vatandaşlarımızın refahı artacak. Hem büyüyeceğiz hem özgür olacağız. Hem büyüyeceğiz hem de gençler en iyi bilgisayarı, oyun konsolunu rahatlıkla alabilecek. Yok öyle ucuz iş gücü ile vatandaşı mutsuzluğa mahkûm etmek falan.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenen Babacan sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye sizin o hedeflerinizden çok daha büyük bir ülke. Bunu anlamadınız mı 20 yıldır? Bu ülkenin ekonomik büyüme modeli kendi vatandaşını fakirleştiren bir model olamaz. Böyle bir modeli reddediyoruz. Bu millet sizin dar kalıplarınıza sığmayacak kadar güçlü bir millet. İktidara geldiğimizde o kalıpların hepsini kırıp atacağız. Vatandaşı, 50 kuruş ucuz diye yağmur altında ekmek kuyruğunda bekletmemek, bir ekonomik model olamaz.

Gerçek büyüme, ülkedeki maaşların açlık sınırının altına düşmemesidir. Gerçek büyüme, vatandaşınızın yarınlarından kaygı duymayacağı bir ülkeyi inşa etmektir. Bizim hedefimiz, vatandaşlarımızın tek tek güçlü, özgür ve zengin olduğu bir ülkedir. Türkiye, ucuz iş gücünün adresi olamaz. Türkiye refah ülkesi olacak.

DEVA iktidarında, net katma değer, tedarik zincirindeki rol, büyüme, karlılık performansı ve kayıtlılığa özen gösterme gibi kriterlerle teşvik sistemimizi gözden geçireceğiz. Tarım ile sanayiyi entegre ederek, yüksek katma değer oluşturacağız. Bütün sanayi bölgelerimizi de demiryollarıyla limanlara bağlayacağız. Biz daima üretimin yanında yer alacağız.”

“Hava durumu mu bu? Kuru patlatan sensin”

Erdoğan’ın “Kur bugün artar, yarın düşer. Enflasyon bugün artar, yarın düşer” sözlerini kürsüye yansıtan Babacan şunları söyledi:

“İvme arşa doğru gidiyor ama durumun farkında dahi değil. Ne demek ‘Bugün artar yarın düşer?’ Kendi kendine mi oluyor bu? Hava durumu mu bu? Yağmur yağar, durur. Sen yapıyorsun, kuru patlatan sensin. Sayın Erdoğan, kurun artışı, yani Türk Lirası’nın yerin dibine girmesinin tek nedeni sizin kötü yönetiminiz. Vatandaşın kasaplardan eti soyulmuş kuru kemik almasının sorumlusu sizsiniz. Kaçamazsınız.

Son iki senede; üç Hazine ve Maliye Bakanı, dört Merkez Bankası Başkanı, dört Merkez Bankası Başkan Yardımcısı, iki Borsa İstanbul Genel Müdürü, iki TÜİK Başkanı değişmiş. Daha siz yönetim kadrolarında istikrarı sağlayamıyorsunuz; ekonomide nasıl istikrarı sağlayacaksınız? Yöneticiler şamar oğlanına, kurumlar yol geçen hanına döndü.

Dün yine Merkez Bankası’nın müdahalesi var. Döviz kuruna en ufak bir faydası yok. Dibi delik olan, çatlak olan havuz gibi. Suyla dolmuyor. Üstelik sattığı döviz kendi dövizi değil, borç aldığı döviz. Eksi 50 milyar doları görmüş olan net rezervler, Merkez Bankası döviz sattıkça, daha da eksiye gidiyor. Böyle bir mirasyedilik görülmedi. Türk Lirası yerin dibine girmiş. Merkez Bankası, milletin alın teriyle biriktirilmiş dövizleri çarçur ettiği yetmiyormuş gibi, bir de piyasadan borç aldığı dövizi satarak, borcunu daha da artırarak yoluna devam ediyor.”

Paylaşın

“Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” Çalışmalarında Sona Gelindi

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin TBMM’de sürdürdükleri “güçlendirilmiş parlamenter sistem” çalışmalarında sona gelindi. Ortak komisyonun bu hafta son kez yüz yüze toplandığı öğrenildi.

Edinilen bilgiye göre, partiler bu aşamadan sonra çalışmalarını video konferans ve yazılı iletişimle sürdürecek. Bu süreçte mutabakat metni yazımı tamamlanacak ve düzeltmeleri yapılacak.

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre; mutabakat metninin aralık ayının ikinci haftasında genel başkanlara sunulması hedefleniyor. Genel başkanların metni incelemesinin ardından, aralık ayının sonu ya da yeni yılın ilk günlerinde 6 genel başkanın ortak bir açıklama yaparak özet bir metni kamuoyu ile paylaşması bekleniyor.

Edinilen bilgiye göre partiler, kamu alımlarında torpile yol açtığı gerekçesiyle eleştirilen mülakat sisteminin kaldırılmasında uzlaştı. Buna göre mülakat bir istisna haline gelecek ve bu istisna kayıt alınacak. İstisnai yapılan tüm mülakatlar videoya kaydedilecek ve arşivlerde saklanacak. Mülakat sonuçlarına itiraz edilmesi durumunda kayıtlar mahkeme kararıyla istenebilecek ve yargı tarafından incelenebilecek.

Muhalefet masasında “merkez yerel-dengesi” üzerine yapılan görüşmede, yerel yönetimlerin hem merkezi bütçeden elde ettikleri gelirlerin hem de öz kaynaklarının artırılması ilkesinde görüş birliği sağlandı.

Paylaşın

Babacan: Kredi Kartında Yüzde 28 Faiz İşliyor, Nerede Düşük Faiz?

Partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulunan DEVA Lideri Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz açıklamaları üzerinden, “Bankalar bu sabah müşterilerine bir bilgi notu gönderdi. ‘Kredi kartı faizi aylık %1,80, gecikme faizi %2,10’dur. Yıllık bileşik faiz, kredi kartında gününde asgari ödemeyi yapıp da diğerinde gününde öderseniz %23,87 faiz işliyor. Son ödeme gününü kaçırırsanız yüzde 28 faiz işliyor. Hani nerede düşük faiz? Hani nerede faizle savaşma?” diye sordu.

Haber Merkezi / Erdoğan’ın dört yıldır verdiği enflasyonu düşürme mesajları eşliğinde, TÜİK’in yayınladığı enflasyonun dört yılda yüzde 11,72’den yüzde 19,89’a yükselişini yayınlayan Babacan, “Arka arkaya, ‘Tek haneye düşürmekte kararlıyız’ diyor. 2017’de başlamış, 2021 bitiyor. Neredeyse dört yıl geçmiş ama inmiyor. Bugün de ‘Bugün çıkar, yarın iner’ demiş. İnmiyor. Sayın Erdoğan acaba bu kadar kararlı olmasa mı? Her ‘Kararlıyız’ deyişinde enflasyon artmış.” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında gündemi değerlendirdi. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Sadece döviz satışı yoluyla kuru kontrol etmesi mümkün değildir. Eğer mümkün olsa 1 Ocak 2019’dan 30 Eylül 2020’ye kadarki 21 aylık süre içerisinde 130 milyar dolarlık rezervi cayır cayır satan Merkez Bankası kuru kontrol edebilirdi. Cumhurbaşkanı’nın ürettiği, ‘Benim tezim’ diye ortaya koyduğu modelin hasarını Merkez Bankası döviz satarak gideremez. Bir süre sonra eksi 50 milyar dolarlık net rezervin eksi 60’a, eksi 70’e indiğini göreceğiz. Sonucu bu. Havuzun dibi delik, su dökerek havuzu doldurmaya çalışıyorlar.

6 sıfırın atılması, benim sorumluluğum altında, o gün bağımsız olan Merkez Bankası ile Hazine Müsteşarlığı’nın ortak çalışması sonucu gerçekleştirilen bir reformdur. Paradan altı sıfırın atılacağını Türkiye benden duydu. Talimat Erdoğan’dan gelse, bunu duyurma fırsatını, bu büyük müjdeyi halkına verme fırsatını hiç kaçırır mı? Yeni paraları tanıtma törenini Merkez Bankası’nda yaptık, Sayın Erdoğan’ı da o törene davet ettik. Bugün paradan altı sıfır atma gibi bir operasyon olsa, bunun yeri Külliye olur. Kaçırılır mı böyle bir fırsat?

Ekonomik kararların altında benim imzam var, diyor. O günkü Merkez Bankası bağımsız… Kararlarının altında başbakanın imzası olmaz. Merkez Bankası’nın bağımlı olması son birkaç yıllık süreç. Zaten o günlerde başarının nasıl elde edildiğini, millî gelirin 3 bin 500 dolardan 12 bin 500 dolara, ihracatımızın 36 milyar dolardan 132 milyar dolara nasıl çıktığını gerçekten anlasaydı bugün bu vahim hataları yapmazlardı. Neden bizler ayrıldıktan sonra ekonomi tepetaklak yuvarlanıyor? ‘Benim imzam var’ diyor, şu an gene kendi imzası var. Kalem aynı, imza aynı. Atsın o imzayı.

Ne diyorlar? ‘Dalgalı kur’. Bunun adı dalga falan değil. Dalgalı kur dediğiniz iner çıkar, aşağı yukarı dalgalanır. Oysa son üç aydır dolar kuru sürekli artıyor. Kimse şu andaki döviz kuruna dalgalı kur diyerek bu milletle dalgasını geçmesin.

Bankalar bu sabah müşterilerine bir bilgi notu gönderdi. ‘Kredi kartı faizi aylık %1,80, gecikme faizi %2,10’dur. Yıllık bileşik faiz, kredi kartında gününde asgari ödemeyi yapıp da diğerinde gününde öderseniz %23,87 faiz işliyor. Son ödeme gününü kaçırırsanız yüzde 28 faiz işliyor. Hani nerede düşük faiz? Hani nerede faizle savaşma?”

“Her kararlıyız deyişinde enflasyon artmış”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dört yıldır verdiği enflasyonu düşürme mesajları eşliğinde, TÜİK’in yayınladığı enflasyonun dört yılda yüzde 11,72’den yüzde 19,89’a yükselişini yayınlayan Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Arka arkaya, ‘Tek haneye düşürmekte kararlıyız’ diyor. 2017’de başlamış, 2021 bitiyor. Neredeyse dört yıl geçmiş ama inmiyor. Bugün de ‘Bugün çıkar, yarın iner’ demiş. İnmiyor. Sayın Erdoğan acaba bu kadar kararlı olmasa mı? Her ‘Kararlıyız’ deyişinde enflasyon artmış.

Sayın Bahçeli, dün hakaret ettikleriyle, bugün kol kola. İşte bunun için ciddiye almıyoruz. Şimdi bize edep sınırlarının çok ötesinde laflar ediyor. Ama haberi olsun, biz o hakaret ettiği başkalarına benzemeyiz. Bu kadar hakareti işitip, yutup, sonra da kendisiyle kol kola girenlerden olmayız.

Sayın Bahçeli farkında mısınız bilmiyorum ama gösterdiğim o kongrelerimizde gösterdiğimiz videolar sizin eseriniz. O görüntülerin hepsinde sizin de imzanız var. Çünkü ortaksınız. Nasıl ki 2001 yılında, başbakanlık önüne yazar kasa fırlatıldığında iktidarın ortağı idiyseniz, bugünkü krizi çıkaran, ekmek kuyruklarının, akaryakıt kuyruklarının müsebbibi olan iktidarın da yine ortağısınız. Marketlerdeki tek un alma, tek yağ alma gibi 70’li yıllardan çıkıp gelmiş uygulamalar da sizin ortağı olduğunuz iktidarın eseri.

Kurucu üyemiz Metin Gürcan’la ilgili son gelişmeleri kapsamlı olarak ele aldık. Meseleye üç açıdan bakıp, değerlendirmeyi uygun görüyorum. Birincisi hukuki açı. Hukukçu arkadaşlarımızın ulaşabildikleri bilgiler çerçevesinde hazırlayıp, bizlere ilettiği dosyada, Metin Gürcan hakkında isnat edilen suçlamanın yasal unsurlarının oluşmadığı çok açıktır. Yasada tanımladığı şekliyle bir suç oluştuğuna dair somut bir delil ortaya konulamamıştır.”

“Bu komployu karşılıksız bırakmayacağız”

İkinci değerlendirme açımız, siyasi açıdır. Dosyada gizlilik kararı bulunmasına rağmen Metin Gürcan hakkındaki ifadeler ve görüntülerin basın yayın organlarına servis edilerek gizlilik kararı ihlal edilmiştir ve bir propaganda başlatılmıştır. Sayın Bahçeli’nin, Sayın Erdoğan’ın bizi hedef aldığı gün Metin Gürcan’la ilgili propaganda kampanyası başladı. Avukatlarla bile paylaşılmayan teknik takip görsellerinin basına sızdırılmasıyla, partimize yönelik sözde bir itibar suikastına kalkışılmıştır. Partimize yönelik yapılacak her türlü komploya karşı DEVA Partisi kadroları olarak dimdik ayakta olacağımızı ve asla ve asla bu komployu karşılıksız bırakmayacağımızı vurgulamak istiyorum. 8 aydır uyuyan dosyayı DEVA Partisi’nin ilgisi, desteği, görünürlüğü artınca mı hatırladınız?

Üçüncü değerlendirme açımız ise siyasi etik. Metin Gürcan’ın açık kaynaklardan elde ettiği bilgileri rapora dönüştürüp, bunu geçim kaynağı haline dönüştürmesinde izlediği yol ve yöntem, siyasi etik ilkeler açısından da GMYK tarafından değerlendirilmiştir. Bu konu, bazı kurul üyelerimizin parti içinde bağımsız bir değerlendirme süreci işletilmesi konusundaki görüşleri de dikkate alınarak çalışılacaktır. Önceliğimiz, Metin Bey’in haksız yere hürriyetinin kısıtlanmasına karşı hukuk mücadelemize devam etmek, partimize yönelik siyasi saldırıları da kararlılıkla püskürtmektir. Diğeri bizim iç siyasi etik meselemiz. Partimizin bir siyasi etik yönetmeliği var. Bu sürecin kendi ilkelerimiz çerçevesinde takibini de sürdüreceğiz.

Metin Gürcan üzerinden algı yaratıp, aba altından sopa gösterenlere ve partimiz dahil tüm muhalefete gözdağı verenlere buradan ekmek çıkmaz. Her türlü baskı ve tehdide rağmen, demokratik hukuk devletini inşa edinceye kadar, DEVA kadroları olarak hiçbir şeyden korkmayacağımızı ve yılmadan, bıkmadan, usanmadan hedefimize doğru yürüyeceğimizi herkese hatırlatmak istiyorum. Korkutamazsınız, sindiremezsiniz, bizi bu yoldan vazgeçiremezsiniz.”

Paylaşın

Ali Babacan: Bu Milleti Cahil Yerine Koyuyorlar

Partisinin Büyükçekmece ilçe kongresinde konuşan DEVA Lideri Babacan, “İki hafta önce ‘Biz ekonominin kitabını yazdık’ diyor, iki hafta sonra ‘Şimdiye kadar yaptığımız şeyler yanlıştı, bize engel oluyorlardı. Modelimizi değiştireceğiz’ diyor. Karar ver, hangisi? Gerçekten başarılı oldun da zamanında ekonominin kitabını mı yazdın, yoksa ‘Geçmişte yanlışlar yapıldı, artık aklıma gelen doğruları yapıyorum’ mu diyorsun? Bu milleti cahil yerine koyuyorlar.” ifadelerini kullandı.

Dolar cinsinden kişi başı milli gelirde kendi dönemi ile cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi dönemini kıyaslayan Babacan, “Son üç yılda milli gelirimiz yıllık ortalama 2,9 düşmüş. Hesap ortada. Biz artırmışız, onlar düşürmüş. Biz bu milleti zenginleştirmişiz, onlar yoksullaştırmış” dedi.

Haber Merkez / DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İstanbul’da partisinin Büyükçekmece ilçe kongresinde konuştu. Babacan şunları söyledi:

“İşlerin iyi gittiği dönemde 1970’lerdeki, 1990’lardaki kötü günleri hatırlatıyor. Ama artık bu memlekette bayat ekmek kuyruğu var. Sık sık gelen zamlardan önce depolarını doldurmak isteyenlerin oluşturduğu benzin kuyrukları var. Marketlerde miktar sınırı uyarılarıyla satılan ürünler var. Asmışlar, ‘Bir paketten fazla alamazsın’ diyor. Bolluk ülkesini yokluk ülkesine çevirdiler. Ülkeyi o eski karne günlerine döndürüyorlar. Sayıyla un alıyoruz, zam korkusuyla kuyruklara giriyoruz. 2009’da bizlerin işin içinde olduğu dönemde 1970’leri, 1990’ları hatırlatıp o günün başarılarıyla övünen Sayın Erdoğan, ülkeyi 2009’lardan 1970’lerin 1990’ların ülkesi haline çeviriyor.

“Böyle bir buluşma için bir ülke diğerinden özür dilemeli”

15 Temmuz darbe girişiminin arkasında olduğu söylenilen, bakanların ve hükûmetin kontrol ettiği medyanın hain diye ilan ettiği, 15 Temmuz’a destek verdi diye itham ettiği bir ülkenin veliaht prensini devlet töreniyle karşıladılar. Ben bir özür duymadım. Birilerinin bu milletten özür dilemesi lazım. Ya o ülkenin yetkilileri ‘Darbeye destek verdik, özür diliyoruz’ diyecek veya ülkemizin cumhurbaşkanı ‘Sizi haksız yere itham etmişiz, kusura bakmayın’ diye özür dileyecek. Böyle bir buluşma için bir ülkenin diğerinden bir şekilde özür dilemesi lazım. Böyle bir yüzsüzlük olabilir mi? Ne oldu da dost oldunuz? 84 milyonluk bir ülke sizin aldatmacalarınıza, kandırmacalarınıza maruz kalmak zorunda değil. Bu ülkeyi ‘hain’, ‘düşman’ diye itham etmeniz mi, yoksa dostum diye kucaklayıp ‘Bize çok para getirin’ diye yalvarmanız mı doğru?

Ekonomide ve dış politikada en başarılı olduğumuz 2002-2009 döneminde ne diyorlardı? ‘Güçlü lider bu başarıyı elde etti’ diyorlardı. Üç yıldır güçlü lider yok mu? Bütün gücü tek elinde toplayan, yargıyı ve Meclis’i tamamen kontrol altına alan, sivil toplumu susturan, özel sektörü sindiren, aklına geleni yapan bir lider yok mu? Niye başaramıyor? Demek ki ‘güçlü lider her şeyi başarırmış’, ‘süper kahraman’ falan yok öyle bir şey. Onlar filmlerde, hikâye kitaplarında. Bir ülkenin gücü güçlü kurumlarında, hukukla yönetilmesinde olur.

İki hafta önce ‘Biz ekonominin kitabını yazdık’ diyor, iki hafta sonra ‘Şimdiye kadar yaptığımız şeyler yanlıştı, bize engel oluyorlardı. Modelimizi değiştireceğiz’ diyor. Karar ver, hangisi? Gerçekten başarılı oldun da zamanında ekonominin kitabını mı yazdın, yoksa ‘Geçmişte yanlışlar yapıldı, artık aklıma gelen doğruları yapıyorum’ mu diyorsun? Bu milleti cahil yerine koyuyorlar.”

“Biz bu milleti zenginleştirmişiz, onlar yoksullaştırmış”

Dolar cinsinden kişi başı millî gelirde kendi dönemi ile cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi dönemini kıyaslayan Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu önemli çünkü dünyaya göre satın alma gücümüzü gösteriyor. Maliyeti döviz bazında olan ürünlere ne kadar kolay ne kadar zor eriştiğimizi gösteriyor. Diğer ülkelere göre ne kadar zengin ne kadar fakir olduğumuzu gösteriyor. Liyakatli kadroların, istişarenin devrede olduğu dönemde kişi başı düşen millî gelir yılda ortalama 12,2 büyümüş. Son üç yılda millî gelirimiz yıllık ortalama 2,9 düşmüş. Hesap ortada. Biz artırmışız, onlar düşürmüş. Biz bu milleti zenginleştirmişiz, onlar yoksullaştırmış. Görünen köy kılavuz istemez.”

Aynı dönemler arasındaki büyüme oranı verilerini kıyaslayan Babacan:

“11 yıl boyunca, ekonomi yönetiminde ehil ve liyakatli kadroların, istişarenin ve ortak aklın olduğu dönemde ortalama büyüme hızı yüzde 7,3. Partili, taraflı cumhurbaşkanlığı sisteminde ortalama yüzde 3,6. Bu oran, bağımsızlığını kaybedip hükûmetin emri altına giren TÜİK’in makyajlanmış rakamları.

Sayın Erdoğan Davos’ta ‘One minute’ dediğinde ekonomiye niye hiçbir şey olmadı? Çünkü temellerimiz sağlamdı. Merkez Bankası’nın rezervleri yüksekti. Trump’tan bir ‘Aptal olma’ mektubu geldi; o günlerde piyasalardaki çalkantıyı hatırlıyorsunuz. Siz ekonominin temelini zayıflatırsanız, Merkez Bankası rezervlerini eksi 50 milyar dolara düşürürseniz elin adamı gelir, size bu ağır lafları söyler ve tek bir kelimeyle karşılık veremezsiniz.

Özgür ve zengin bir Türkiye için yola çıktık. Hem bugünün hem yarının DEVA’ya ihtiyacı var. Bu ülkenin bugününün ve yarınının üstüne karabulut gibi çöken bu iktidardan ve bu zihniyetten kurtulmamıza çok az kaldı. Sayılı gün çabuk geçer. DEVA Partisi olarak emaneti teslim almaya geliyoruz. Önce hukuku ve kurumları ayağa kaldıracağız. Güveni tesis edeceğiz. Türkiye’yi hızla refaha ve huzura kavuşturacağız. Kimseyi enflasyona ezdirmeyeceğiz.”

Paylaşın

Babacan’dan İstanbul Sözleşmesi Açıklaması: Vazgeçmiyoruz

Partisinin ‘Kadın İçin Adalet Eylem Planı’nı açıklayan DEVA Lideri Babacan, konuşmasında, “Bizim ülkemizde, hatta bu şehirde imzalanmış, adımızı verdiğimiz İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz, sahip çıkıyoruz. Bu nedenle gece yarısı tek bir kişinin imzası ile çıkılan sözleşmeyi savunmaya devam edeceğiz. Çünkü kadına yönelik şiddetin öncelikle bir zihniyet sorunu olduğunu biliyoruz, bunu yüreklendirecek her türlü siyasi hamlenin karşısındayız.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Babacan, konuşmasının devamında, “Hedefimiz parite olmakla birlikte şu an partimizde %35 cinsiyet kotası var. Eşitliği sağlayana dek en az %35 ile hareket etmeyi şart koştuk. Bu, tüm siyasi partiler içindeki en yüksek kotadır. Çünkü biz kadın erkek yan yana yürüyeceğiz dedik. Siyaset sadece erkeklere bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir dedik.” dedi.

Partisinin Kurucular Kurulu üyesi, emekli asker Metin Gürcan’ın gözaltına alınmasıyla ilgili açıklamalarda bulunan Babacan, “Bu gelişme eğer siyasi bir nitelikteyse, eğer hedef partimize yönelik bir tutumsa veya ülkenin bu ağır ekonomik kriz gündeminin üzerini örtmekse, bu tür girişimler DEVA kadrolarını asla yıldıramaz” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin İstanbul İl Başkanlığı’nda düzenlenen “Kadın İçin Adalet Eylem Planı” tanıtım toplantısında konuştu. Babacan açıklamalarında şu ifadeleri kullandı:

“Bakırköy Sulh Ceza Hakimliği’nin kararı üzerine bugün Metin Gürcan’ın evinde arama yapıldı. Kendisi şu anda gözaltında. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2020 yılındaki bir soruşturmasına dayanarak bu işlemin yapıldığı bilgisini almış durumdayız. Söz konusu soruşturmayla ilgili bizim hukukçu arkadaşlarımız konuyu çok yakından takip ediyor. Ben eşi Senem Hanım’la telefonda görüştüm, geçmiş olsun dileklerimi ilettim. Hem ailesine olan desteğimiz hem de Metin Bey’e olan hukuki desteğimiz yoğun şekilde devam ediyor.

Şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Bu gelişme eğer siyasi bir nitelikteyse, eğer hedef partimize yönelik bir tutumsa veya hedef ülkenin bu ağır ekonomik kriz gündeminin üzerini örtmekse, bu tür girişimler DEVA kadrolarını asla yıldıramaz. DEVA kadrolarını asla yolundan alıkoyamaz. Eğer bu işin arkasında bir siyasi niyet varsa, siyasi motivasyonla yapılan bir iş ise, ki bu tür gelişmeler de olabiliyor biliyorsunuz, biz yolumuza devam ediyoruz. DEVA kadrolarını asla yıldıramazlar.

Türkiye’de geleneksel olarak muhalefet dış politika ve dış güvenlik konularında muhalefet yapmazdı. Hükümet ne derse muhalefet en hafifinden sessiz kalırdı. Bizimle beraber bu gelenek değişti. Hükümetin dış politikadaki, dış güvenlik konularındaki hatalarını açık açık, ön alıcı bir şekilde işaret ediyoruz. Bu ülkenin geri dönülemez yollara girmemesi, içinden çıkılmaz sorunların içine yuvarlanmaması için gayret ediyoruz. Metin Bey de partimizde dış politika ve dış güvenlik meselelerini en keskin bir şekilde, en sivri dille eleştiren arkadaşlarımızdan bir tanesi.

Çok sayıda televizyon yayınına çıkıyordu, raporlar yazıyordu, köşe yazıları yazıyordu. Bu şekilde de tabii ister istemez bazılarının rahatını, huzurunu kaçırıyordu… Tabii şu da önemli, bu dönem DEVA Partisi’nin her geçen gün güçlendiği, her geçen gün etkisinin arttığı bir dönem… Tüm Türkiye’de adından artık en çok söz edilen, en çok takip edilen siyasi partilerden birisi oldu DEVA Partisi… Biz aynı zamanda hukuka çok saygılı, hukukun üstünlüğünü çok önemseyen bir siyasi partiyiz. Dolayısıyla meselenin sadece ve sadece hukuk çerçevesinde gidip gitmediğinin de takipçisi olacağız.

‘İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz’

Bizim ülkemizde, hatta bu şehirde imzalanmış, adımızı verdiğimiz İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz, sahip çıkıyoruz. Bu nedenle gece yarısı tek bir kişinin imzası ile çıkılan sözleşmeyi savunmaya devam edeceğiz. Çünkü kadına yönelik şiddetin öncelikle bir zihniyet sorunu olduğunu biliyoruz, bunu yüreklendirecek her türlü siyasi hamlenin karşısındayız.

Ülkemizdeki mevcut yönetim krizinin en ağır maliyetini kadınlar ödüyor, bunu çok iyi biliyoruz. Her hanenin geçim yükünü üstlenenler; kadınlar. Yokluğu, yoksulluğu en derinden fiilen yaşayanlar; yine onlar. Demokrasi kriziyle, eşitliğe aykırı muameleyle en çok muhatap olan onlar. Hukuk kriziyle, her alanda hukuksuzluğu iliklerine kadar yaşayan onlar. Hakkını ararken dahi ‘başında örtü var’, ‘kılığına kıyafetine bak’, ‘o saatte ne işi varmış’ gibi her türlü haksız ve hadsiz müdahaleyle karşılaşan onlar. Tüm bu krizlerin bedelini maalesef canlarıyla ödeyenler de onlar…

Partimizin programında da açıkça yazdığımız üzere toplumsal cinsiyet eşitliğine önem veriyoruz.Kadınların her alanda eşit hak ve şartlarda olması gerektiğine ve bunun için birlikte çalışmanın zorunluluk olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle; partimizde ‘kadınlar kolu’ gibi ayrı bir yapılanma bulunmuyor. kadınları ‘yardımcı güç’ veya seçimden seçime sahaya sürülecek ‘yedek kuvvet’olarak görmüyoruz. Çünkü biz tüm karar mercilerinde kadınların söz sahibi olması gerektiğini düşünüyoruz.

Hedefimiz parite olmakla birlikte şu an partimizde %35 cinsiyet kotası var. Eşitliği sağlayana dek en az %35 ile hareket etmeyi şart koştuk. Bu, tüm siyasi partiler içindeki en yüksek kotadır. Çünkü biz kadın erkek yan yana yürüyeceğiz dedik. Siyaset sadece erkeklere bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir dedik. Kadına yönelik şiddetle mücadele amacıyla oluşturulmuş tüm yasal düzenlemelerin etkin biçimde uygulanmasının takipçisiyiz. Her ne kadar belli bir dönemde iç hukukumuzda olumlu düzenlemeler yapılmış olsa da uygulamadan kaynaklanan sorunları biliyoruz, görüyoruz. Bu nedenle bu sorunları ortadan kaldırmak üzere gerekli her türlü tedbiri alacağız, yasal düzenlemeleri gerçekleştireceğiz. Yasaların önleyici gücünü ön plana çıkaracağız.

Aslolanın şiddet olaylarının gerçekleşmesini önlemek. Olay olduktan sonra ceza önemli ama cezanın asıl amacı biliyorsunuz caydırıcılık. Uygulamada, haksız sonuçlara yol açan ‘iyi hal indirimi’ gibi düzenlemeleri kadın hak ve özgürlüğünü koruyacak şekilde yapılandıracağız. Bir kez daha buradan, ülkemizde senelerdir yılmadan, baskılara aldırmadan mücadelesine devam eden kadın hareketine bu ülkenin bir vatandaşı olarak teşekkür ediyorum.

DEVA Partisi olarak bir ilke imza atıyoruz. Siyasi tarihimizde ilk defa, seçimlerden çok önce, iktidar olduğunda neler yapacağını detaylı olarak, madde madde, bütçesiyle, takvimiyle, eylem planları olarak açıklayan ilk partiyiz. Çünkü biz seçimlerin ardından, göreve geldiğimiz ilk dakikada dahi ne yapacağımızı çok iyi biliyoruz. Eski alışkanlıklar gibi, ‘yaparız’, ‘bakarız’, ‘hele bi seçilelim’ zihniyetinde asla değiliz. İşte bu nedenle, iktidarımızın ilk 90 gününde ve ilk 360 gününde uygulamaya koyacağımız politikaları, en somut biçimiyle halkımızla paylaşıyoruz.”

Paylaşın