Muhalefetten Davutoğlu’na ‘İsim Değişikliği’ Tepkisi

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun “Millet İttifakı’nın adını değiştirmek için konuşuyoruz’ sözleri sonrası güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmasında yer alan diğer muhalefet partilerinden bu sözlere tepki geldi.

Başkent kulislerine göre, parti temsilcileri “Davutoğlu’nun Millet İttifakı üzerindeki hamlesinin anlamı nedir? İttifaka ne fayda getirecek? Nereye varmak istediğini anlayamıyoruz” yorumunu yaptı.

Ayrıca parti temsilcileri, “kamuoyuna daha önce aralık ayı sonu, ocak ayı başında açıklanacağı ilan edilen güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmasının da Davutoğlu’nun Millet İttifakı’na yönelik bu tutumundan dolayı açıklanamadığına” dikkat çekiyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre muhalefet temsilcileri, “Davutoğlu’nun uzun süredir Millet İttifakı’nın yeniden kurulmasını, bu kapsamda yeni kurulan ittifakta ‘her partinin eşit şekilde yer almasını ve eşit sayıda milletvekili çıkaracak şekilde seçimlere hazırlanılmasını istediği’ vurgulandı. Ancak diğer partilerin “Millet İttifakı’nda değişikliğe yönelik bir talebinin bulunmadığı” da ifade edildi. Parti temsilcileri, “Davutoğlu’nun Millet İttifakı üzerindeki hamlesinin anlamı nedir? İttifaka ne fayda getirecek? Nereye varmak istediğini anlayamıyoruz” yorumunu yaptı.

Muhalefet partileri, “2023’e giden süreçte, güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmasıyla kamuoyuna birlik, beraberlik mesajı verilmişken, Davutoğlu neden şimdi Millet İttifakı’nı kamuoyu önünde tartıştırıyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

Parti temsilcileri, “kamuoyuna daha önce aralık ayı sonu, ocak ayı başında açıklanacağı ilan edilen güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmasının da Davutoğlu’nun Millet İttifakı’na yönelik bu tutumundan dolayı açıklanamadığına” dikkat çekiyor.

‘İttifakın ana çatısının CHP olması gerekiyor’

Siyasi parti temsilcileri, “bir ittifak kurulacaksa, bu ittifakın ana çatısının CHP olması gerektiğini” de ifade ediyor. “Çünkü CHP, ana muhalefet partisidir ve mazisi diğer bileşenlerden daha eskidir. Oy oranı da diğer muhalefet partilerinden yüzde olarak daha yüksektir” değerlendirmeleri yapılırken, şu görüşler dile getiriliyor:

“Diyelim ki yeni bir ittifak kuruldu ve ittifakın adı değişti. Peki ittifak bileşenleri partiler nasıl eşit sayıda milletvekili çıkaracak? Vekil sayısı sandıkta belirlenir, millet karar verir. Ne olacak mesela? CHP parti amblemiyle 2023 seçimlerinin oy pusulasında yer almayacak mı? CHP ya da İYİ Parti seçmeni bunu kabul eder mi? Sayın Davutoğlu’nun partisi 2023’te ilk kez seçimlere katılacak. Ne kadar oy alacak? CHP ve İYİ Parti’nin ise alacağı asgari oy oranları belli. Şimdi CHP ve İYİ Parti bileşiminden oluşan Millet İttifakı’na katılmak yerine başka bir ittifak kurup adına ne diyeceğiz? ‘Büyük Millet İttifakı’ mı?”

Paylaşın

Altı Muhalefet Partisinin Genel Başkanı Bir Araya Geliyor

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun daveti üzerine altı muhalefet partisinin lideri 12 Şubat Cumartesi günü çalışma yemeğinde bir araya gelecek.

“Güçlendirilmiş parlamenter sistem” çalışmasını Aralık ayı sonu itibariyle tamamlayan altı siyasi partinin lideri ikili buluşmaların ardından, ilk kez ortak bir platformda buluşacak.

CHP Genel Merkezi’nden yapılan açıklamaya göre İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Kılıçdaroğlu’nun daveti üzerine çalışma yemeğinde bir araya gelecek.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; CHP kaynaklarının verdiği bilgiye göre bu buluşma, hem “güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışması”nın kamuoyuna duyurulma takvimi hem de seçimlere dönük bundan sonra izlenecek yol haritasının ele alınacağı ilk toplantı olacak.

Kılıçdaroğlu ve CHP’yi hedef alan 10-12 bin hesap var

Öte yandan CHP, Twitter’dan Kılıçdaroğlu ve partiyi hedef alan trol hesaplarla ilgili raporunu da açıkladı. Trol hesaplardan üretilen 754 bin 975 gönderi üzerinden yapılan incelemeye göre CHP ve Kılıçdaroğlu aleyhine aylık bazda “faaliyet gösteren” ortalama 10-12 bin trol hesap bulunuyor ve bu hesaplar yine aylık bazda ortalama 250-300 etiket üretiyor.

CHP’nin tespitine göre bu hesapların ürettikleri paylaşımlar ağırlıklı olarak küfür, hakaret, küçük düşürücü ve aşağılayıcı-alaycı içeriklerden oluşuyor. En önemli trol hesapların isimlerinin yer aldığı raporda, trol hesapların “karakteristik özellikleri” şöyle ifade edildi:

“CHP’yi ve Kılıçdaroğlu’nu hedef alan organize trol hesaplar çoğunlukla gerçek bir kimliğe sahip bulunmamaktadır. Bazı trol hesapların adlarında genellikle dört ve daha fazla rakam bulunmaktadır. Bu durum trol hesapların rastgele oluşturulduklarına işaret etmektedir.

“Trol hesapların bir diğer karakteristik özelliği de kullanıcı adlarının belirli bir siyasal partiye, ideolojiye ya da kişiye atıfta bulunması ya da bunlarla özdeşleşmesidir. Dikkat çekici bir başka özellik ise bu hesapların profilleri ya belirli bir siyasal partinin Genel Başkanının fotoğrafını, ya dini veya milli bir sembolü ya da ‘güzel’ veya ‘yakışıklı’ olarak tanımlanacak kadın/erkek görsellerini içeriyor olmasıdır.”

Paylaşın

Muhalefet ‘Yeni Yol Haritası’ İçin Masaya Oturacak

Olağanüstü bir gelişme veya aksaklık olmazsa CHP, İYİ Parti, DEVA Partisi, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti’nin bu ay içinde parlamenter sistem çalışmasını kamuoyuna açıklamaları bekleniyor. Ardından altı partinin lideri “yeni yol haritası” için masaya oturacak.

Seçim öncesi ve sonrasına ilişkin işbirliği alanlarını genişletme hesabı yapan 6 siyasi parti arasındaki görüşme trafiğinin önümüzdeki günlerde de devam etmesi planlanırken; CHP Yerel Yönetim Yasası taslağı konusunda da ortak çalışma yapılması için öneri götürmeye hazırlanıyor.

CHP, İYİ Parti, DEVA Partisi, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti temsilcilerinden oluşan komisyon, yılbaşı öncesinde parlamenter sistem çalışmasını tamamladı ve liderlere de sunuldu.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; Ortak belirlenecek takvim çerçevesinde bu çalışmanın 6 partinin genel başkanları tarafından kamuoyuna açıklanması planlanıyor. Çalışmanın ocak ayı içinde kamuoyuna açıklanması bekleniyordu. Ancak, önce Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, daha sonra İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in covid-19’a yakalanması, programın da aksamasına neden oldu.

Kulislere yansıyan bilgilere göre, olağanüstü bir gelişme veya aksaklık olmazsa bu ay içinde 6 liderin bir araya gelerek, parlamenter sistem çalışmasını kamuoyuna açıklamaları bekleniyor. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun önerisi kabul görürse, liderler “alfabetik sıraya” göre söz alarak, parlamenter sistem önerisi konusundaki görüşlerini açıklayacak.

Yeni yol haritası için masaya oturulacak

6 muhalefet partisi arasında güçlendirilmiş parlamenter sistem konusunda “tam mutabakat” olduğu belirtilirken, kulislerde, “Aslında bu işin en kolay kısmıydı, asıl zorlayıcı konular, parlamenter sistem çalışmasının açıklanmasından sonra gündeme gelecek” yorumu yapılıyor.

Muhalefetin önünde bundan sonraki süreçte seçim ittifakının nasıl şekilleneceği, seçim sonrasında “başkanlık sisteminden parlamenter sisteme geçiş süreci” planlaması, yeni işbirliği alanlarının ne olacağı, cumhurbaşkanı adayının kim olacağı gibi önemli konular bulunuyor.

Bu çerçevede, bir anlamda “iktidara hazırlık” için yol haritası belirleyeceğine dikkat çekilerek, parlamenter sistem çalışmasının açıklanmasının ardından yeniden masaya oturulacağı ve hangi alanlarda nasıl çalışma yürütüleceğinin netleştirileceğine dikkat çekiliyor.

‘Millet ittifakının marka değeri var’

Muhalefet partileri arasında önümüzdeki süreçteki en önemli gündem maddelerinden birisi de muhalefet ittifakının nasıl şekilleneceği oluşturacak. Son iki seçime “Millet İttifakı” adı altında giren CHP ve İYİ Parti; Saadet ve Demokrat Parti’nin yanısıra, seçimlerden sonra kurulan DEVA ve Gelecek Partisi ile ittifakı genişletme hesabı yapıyor.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ise , Millet İttifakı’nın “genişlemesi” yerine “yeni bir ittifak” kurulmasını öneriyor. Ancak gerek CHP, gerekse İYİ Parti’de “yeni isimle yeni bir ittifak” önerisine sıcak bakılmıyor.

2018 seçimlerinde Saadet ve Demokrat Parti’nin de içinde yer aldığı Millet İttifakı’nın 2019 yerel seçimlerinde, başta 3 metropol kent olmak üzere bir çok büyükşehir belediyesini iktidar partisinden alması ile önemli bir başarı sağladığına dikkat çekiliyor ve bu nedenle “Millet ittifakının bir marka değeri olduğu” bu nedenle isim değişikliğine gidilmesinin doğru olmayacağı ifade ediliyor.

Yerel yönetimler için ortak çalışma önerisi

CHP, muhalefet partileri arasında parlamenter sistem çalışmasına katılan 5 muhalefet partisi ile işbirliğini, farklı alanlarda genişletmeyi istiyor.

Daha önce ortak “ekonomi masası” önerisini gündeme getiren CHP, yerel yönetimler konusunda ortak çalışma yapılması için harekete geçmeye hazırlanıyor. CHP’nin yerel yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, bu konuda ilk olarak geçtiğimiz günlerde İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Metin Ergun ile bir ön görüşme gerçekleştirdi. İki ismin önümüzdeki günlerde çalışmanın çerçevesini görüşmek üzere bir araya gelmesi ve diğer 4 partiye de yeni bir yerel yönetimler yasası taslağı üzerinde ortak çalışma yapılması önerisi götürmesi planlanıyor.

Paylaşın

Muhalefet Yerel Yönetimler İçin De Ortak Çalışacak

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi, güçlendirilmiş parlamenter sistem için ortaya koyduğu çalışmanın bir benzerinin önümüzdeki dönemde yerel yönetimler için de yapmayı planlanıyor.

Güçlendirilmiş parlamenter sistem için altı muhalefet partisinin ekim ayı başında başlattığı çalışma aralık ayının ortasında tamamlanmıştı. Ortaya konulan çalışmayı parti genel başkanlarının bir araya gelerek bu ay içinde kamuoyuyla paylaşması bekleniyor.

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisinden temsilcilerin oluşturduğu komisyon yasama, yürütme, yargı, kamu yönetimi ve demokratik sistemin temel esasları ana başlıklarında parlamenter sistemin nasıl şekilleneceğini belirlemişti.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre; bu çalışmanın bir benzerinin şimdi yerel yönetimler için yapılması planlanıyor. Partiler arasında bu çalışma için görüş alışverişinin başladığı, ancak gerek TBMM’nin yaptığı bir haftalık tatil gerekse Covid vakalarının artması nedeniyle çalışmalara başlanamadığı belirtiliyor.

Kılıçdaroğlu Şubat ayına işaret etmişti  

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında altı partinin liderinin ortak kararıyla güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmalarında bir metnin ortaya çıktığını belirterek, “Her bir genel başkan bu çalışmaları gördü ve anlaşma sağlandı. Altı lider güçlendirilmiş parlamenter sistemin açıklamasını yapacak” diyerek, Şubat ayını işaret etmişti.

Bir yetkili, güçlendirilmiş parlamenter sistem için yapılan bu çalışmanın başarılı geçtiğini belirterek, bunu şimdi yerel yönetimler için yapmak istediklerini belirtti. Aynı yetkili, iktidarın muhalefetin elindeki yerel yönetimler üzerindeki baskısını artırdığını hatırlatarak, bunun için altı partinin ortak bir çalışma yürütebileceğini kaydetti.

CHP’nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun’un bu amaçla İYİ Parti ile bir ön görüşme yaptığı ve önümüzdeki günlerde diğer partilerle de temasa geçileceği ifade ediliyor.

Yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara gibi bazı büyükşehir belediyelerinin el değiştirmesinin ardından muhalefet iktidarı yerel yönetimlerin proje ve icraatlarını engellemeye çalışmakla suçlamıştı.

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan’dan Dikkat Çeken ‘İttifak’ Yorumu

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, esnaf ziyareti yaptığı Konya’da partisinin seçimlerde belirleyeceği tutuma ilişkin, “Halkın ağzı yöndür” açıklamasında bulundu.

Duvar’da yer alan habere göre; DEVA Lideri Babacan, Konya’da esnafı ziyaret etti. Bir boya dükkanında esnafla bir araya gelen Babacan, esnafın “Biraz önce 150 liraya 9 litrelik mazot aldım. Daha önce 20 litre alıyordum. Yakında 5 litreye düşecek. Ne zaman duracak?” sorusunu şu sözlerle yanıtladı:

“Durmaz. Döviz kurunun kontrolünü elden kaçırdılar. Tüketici fiyatı artacak. Artan maliyetler vatandaşa daha tam yansımadı. Herkes stokunu önce bir eski fiyata satıyor. Ne yapsın? Borcu var. Ama yeni fiyata aldığı anda yükseltmek zorunda kalıyor. Fiyat şokunun vatandaşa yansıması 3-4 ay daha sürecek.”

Yüksek elektrik faturasından şikâyet eden esnafın sabah erken saatlerde ışık yaktıklarını söylemesi üzerine Babacan, “Damadın mirası… Tasarruf edeceğiz diye saati değiştirdi. Bu sefer millet sabahtan ışık yakmaya başladı” diyerek, Berat Albayrak’ın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olduğu dönemde başlayan kalıcı yaz saati uygulamasına gönderme yaptı.

“Bazıları ‘ittifaka girmeyin, yalnız yürüyün’ diyor”

DEVA Partisi’nin seçimlerde belirleyeceği tutuma ilişkin olarak vatandaşların fikrini de alan Babacan’a bir vatandaş, “Halkın size bir sempatisi var. Bunu boşa çıkarmayın. Halk bir arayışta. Hepimiz bunaldık” dedi. Babacan ise, “Bizim önümüzdeki aylarda karar vermemiz gereken bir konu var. Bize bazıları ‘İttifaka girmeyin, yalnız yürüyün’ diyor. Bazıları da ‘Bir olun, beraber olun’ diyor” ifadelerini kullandı.

Vatandaşın “Doğruyu bulacağınıza inanıyorum” demesi üzerine Babacan “Rahmetli dedem, halkın ağzı yöndür. Biz de birlikte istişare edelim fikrinizi bilelim istiyoruz” dedi.

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: Benzin Fiyatlarını Görünce Biz

Eşi Zeynep Babacan ile at üzerindeki fotoğrafını sosyal medya hesabından paylaşan Ali Babacan, akaryakıta yapılan zamları tiye aldı. Babacan, paylaşımına ”Benzin fiyatlarını görünce biz” notunu düştü.

Haber Merkezi / Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikasından (EPGİS) alınan bilgiye göre, Ankara’da ortalama 13,66 liradan satılan benzinin litre fiyatı 14,12 lira oldu.

EPGİS’den alınan bilgiye göre, benzinin litresi İstanbul’da 13,59 liradan 14,05 liraya, İzmir’de 13,67 liradan 14,13 liraya çıktı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, benzindeki rekor seviyeye ulaşan benzin fiyatına sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla tepki gösterdi.

Eşi Zeynep Babacan ile ata bindiği fotoğrafı paylaşan DEVA Lideri Babacan, ”Benzin fiyatlarını görünce biz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Siyasette ‘Diyarbakır’ Tartışması: İYİ Parti’den Sert Eleştiri

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Demokrasinin yolu Diyarbakır’dan geçer” sözü siyasette yeni bir tartışma başlattı. Halkların Demokrasi Partisi’nin (HDP) “Olumlu, ancak yetersiz” ifadeleriyle değerlendirdiği açıklamaya İYİ Parti’den sert eleştiri geldi.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ı ziyaretinde dile getirdiği “Bu ülkeye demokrasi gelecekse, bunun yolu Diyarbakır’dan geçer” ifadeleri siyasetin yeni tartışma konusu oldu. HDP’li Meral Danış Beştaş, açıklamayı olumlu bulduğunu ancak yetersiz karşıladığını ifade etti. İYİ Parti’li Yavuz Ağıralioğlu ise Kılıçdaroğlu’nu “Bin 212 evladımızı şehit verdik” sözleriyle eleştirdi.

Ağıralioğlu: Her problemin çözüm mercii Ankara’dır

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yavuz Ağıralioğlu, “Diyarbakır fantezilerinden başlayan ifadelerden bin 212 evladımızı şehit verdik. Demokrasinin yolu TBMM’den geçer” dedi. Kılıçdaroğlu’nun ifadelerini “Erdoğan’dan aşina olduğumuz ifadeler” sözleriyle değerlendiren Ağıralioğlu, “Buna mukabil başlayan çözüm süreci, müteakip ödediğimiz büyük bedeller bizim için ders olmalı.  Her problemin çözüm mercii Ankara’dır” diye konuştu.

“Memlekete demokrasi gelecekse, 81 vilayetimize hukuk gelecekse, kalkınmış müreffeh bir ülke olacaksak, bunun yolu sadece ve sadece TBMM’den geçer” ifadesini kullanan Ağıralioğlu, şöyle devam etti: “Memleketin çözüm mercii Meclis’tir. İradesi, kanunu, kuralı kayıt altında, demokrasisi taçlanmış, güçlü bir müreffeh bir ülke istiyorsak, bunu 84 milyonu bir araya getirecek bir hukukla yapacağız. Bunu merkezi mercii Ankara’dır, başkenttir, TBMM’dir. Bunun dışında her yelteniş daha önce defalarca denenmiş bedeli çok ağır ödenmiş işlerdir.”

Beştaş: Kürt halkı sözünün gereğini yerine getirilmesini bekler

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, açıklamayı olumsuz değerlendirmediğini ancak yetersiz bulduğunu söyledi. Beştaş, şunları söyledi:

“Mesut Yılmaz’ın da AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer diye bir sözü vardı. Çiller döneminden beri Kürt meselesinin çözümüne dair farklı metaforlarla bu tip açıklamaları çok duyduk. Artık bu sözlerin uygulanması zamanı. Kürt halkı bu şekilde mesajlarla bu sorunun çözülemeyeceğini çözülemediğini on yıllardır deneyimliyor.”

Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır’dan kastının Kürt meselesinin çözümünün olduğuna dikkat çeken Beştaş, “Yani Kürt halkı, Kılıçdaroğlu’ndan bu sözünün gereğini yerine getirilmesini bekler. Bu sözde kalan iyi niyet beyanı olmamalı” dedi.

Açıklamayı yadsımadığını ancak yetersiz bulduğunu ifade eden Beştaş, “Evet doğrudur demokrasinin yolu Diyarbakır’dan Türkiye’nin tamamının demokratikleşmesinin yolu Kürt meselesinin çözümünden geçiyor. Bunu Kılıçdaroğlu’na atfen söylemiyorum ama Kürtler, sadece seçim zamanlarında oy olarak görülmekten, ‘bizim kardeşimiz’ söylemlerinden illallah etmiş durumdalar. Bu konuda eşit, özgür ve yurttaş olarak herkes gibi bu ülkenin yurttaşı olarak ortak vatanda yaşamak istiyorlar. Biz tam da bunun mücadelesini veriyoruz” ifadesini kullandı.

Beştaş, “Kılıçdaroğlu’ndan, sözünün gereğini yerine getirmesi için beklentiniz tam olarak nedir?” sorusu üzerine şu yanıtı verdi: “Önümüzde Semra Güzel fezlekesi var. CHP, fezlekeye ‘evet diyeceğiz’ diyor. Bu, Diyarbakır’da çok büyük kırılma yapıyor. İktidar olmadan da atılacak adımlar vardır. Daha dün Millet İttifakı’nın ortağının genel sekreteri ‘HDP kapatılmalıdır’ dedi. İYİ Parti, MHP’den koptu doğru. Ama MHP’nin başka şekliyle karşı karşıyayız. CHP’nin bu konuda kendi ortağına söz söylemesi gerekir.”

Üstün: Demokrasi eksikliği bir çok alanda

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün ise, Türkiye’de bir demokrasi eksikliği yaşandığını belirterek, “Ama bu demokrasi eksikliği bir çok alanda kendini gösteriyor. Seküler kesim de, muhafazakar kesim de, Alevi kesim de sorun yaşıyor. Yıllardan beri can yakıcı bir sorun olan Kürt meselesi de bir demokrasi eksikliğinin tezahürü olarak ortaya çıkıyor” dedi. Üstün, “Elbette ki bu söylem, bir açıdan bakıldığında doğru ama sadece demokrasi eksikliğinin tamamını tarif etmiyor. Zaten muhtemelen kastı, tamamını tarif etmek olmamış olabilir” ifadesini kullandı.

Hedeflerinin tüm kesimlerin maruz kaldığı demokratik hak taleplerinin yerine getirilmesi olması gerektiğini dile getiren Üstün, şöyle devam etti: “Amacımız, bu demokrasi açığını kapatmak olmalıdır. Meseleye biraz bu açıdan bakıyorum. Son zamanlarda zaten Sayın Kılıçdaroğlu, helalleşmek gibi sözlerle de aslında herkesin herkesle helalleşeceği bir ortamdan durumdan bahsediyor. Tek bir yere atıfta bulunduğunu tahmin etmiyorum. Demokrasinin demokratik hakların Kürt meselesi üzerinden açığını dile getirmek istemiş olabilir. Demokrasi açığı sadece bir yerde yok. Maalesef her alanda bu açık son yıllarda derinleşerek artmıştır.”

Kaya: Kürtleri memnun edecek, Türkleri rahatsız etmeyecek çözüm

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya da, bölge halkının yaşadığı sorunlara temel hak ve hürriyetler çerçevesinde bakılması gerektiğini belirterek, şöyle konuştu: “Özellikle toplumsal birlik ve kardeşlikle alakalı, terörün sona erdirilmesiyle alakalı, Kürt meselesine demokratik çözümle alakalı değişik dönemlerde bazı çalışmalar yapıldı. Belli konularda sonuç alındı, belli konularda sonuç alınamayıp tekrar eski politikalara dönüldü. Her iktidara talip her siyasi parti ve lider mutlaka bu konunun demokrasi çerçevesinde çözülmesinin önemli olduğuna inanır.”

“Geçmişte de zaman zaman bazı siyasilerin Kürt meselesi ile ilgili samimi mesajları olduğunu” ifade eden Kaya, “Dilerim ve umut ederim ki bu kez, bu manada bir fırsat oluşacaksa Türkiye’de bu meselenin artık Kürtleri memnun edecek, Türkleri de rahatsız etmeyecek ortak bir uzlaşıyla ortadan kalkacağı bir sürece hep beraber girmiş oluruz” dedi.

Yeneroğlu: Kılıçdaroğlu’nun cümlesi çok önemli

“Kürt meselesi, Türkiye’nin neredeyse kuruluşundan beri en can yakıcı sorunlarından birisidir” diyen DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu da, “Demokrasimizi geliştirecek pek çok düzenleme de maalesef Kürt meselesi nedeniyle çözümsüzlüğe hapsedilmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bugün sarf ettiği cümle de bu açıdan çok önemlidir diye düşünüyorum” ifadesini kullandı.

Yeneroğlu, “Diyarbakır sadece Diyarbakır değil; Kürt meselesi de sadece Kürtlerin meselesi değildir. Bu coğrafyada yaşayan herkesin, hepimizin sorunudur” dedi. Demokratik devletin tüm vatandaşların eşit haklara sahip olduğu devlet olduğunun altını çizen Yeneroğlu, şunları söyledi: “Dolayısıyla gerçek anlamda demokratikleşme ancak eşit vatandaşlık ilkesinin uygulanmasıyla sağlanacaktır. Etnik ayrımcılığın olmadığı, her fikrin hukuk devleti güvencesinde ifade edilebildiği bir ülkede demokratikleşmemizi ilerletmemiz mümkün olacak. Buna yürekten inanıyorum.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Ve Babacan’dan Kritik Görüşme: Ortak Basın Açıklaması

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ı DEVA Partisi Genel Merkezi’nde ziyaret etti. Görüşmenin ardından iki lider ortak açıklama yaptı.

Haber Merkezi / DEVA Lideri Babacan, “Görüşme gündemimizde ülkemizin sıkıntıları, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişin yol haritası vardı. Merkez Bankası’nın rezervini tüketen hükümet aynı savruklukla ülkenin doğal gaz rezervlerini de düzgün yönetmemiş, tüketmiş” diye konuştu.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Organize sanayi bölgelerinde üç gün süreyle doğal gazın kesilmesi cumhuriyet tarihinde karşılaştığımız ilk olay, bu kadar vahim bir tabloyu Türkiye hak etmiyor” ifadesini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu, “Diyarbakır’a 27’sinde gideceğim… Bu ülkeye demokrasi gelecekse, herkes kimliğinden, inancından ötürü ötekileştirilmeyecekse bunun yolu Diyarbakır’dan geçer” dedi.

Kılıçdaroğlu, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’nin muhalefet partilerinin TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na Cumhurbaşkanlığı adaylığı teklifi götürdüğüne ilişkin iddiasına,”Sayın İnce’nin yaptığı açıklamayı bilmiyorum; hangi haber kaynağına dayanıyor onu da bilmiyorum. Yorum yapma şansım da yok, öyle bir konu da yok” yanıtını verdi.

“Üçüncü ittifakla ilgili herhangi bir partiyle görüşmemiz yok”

Üçüncü ittifak tartışmalarıyla ilgili olarak da CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Üçüncü ittifak olabilir. Demokratik standartlarımızın gelişmesi açısından önemlidir” ifadesini kullandı.

DEVA Lideri Babacan ise, “Siyasi partiler arasındaki iş birliklerinin farklı boyutları olabilir. Bazen ittifak, bazen seçim sonrası koalisyon şeklinde olabilir. DEVA Partisi adına söyleyeyim: Üçüncü ittifakla ilgili herhangi bir partiyle herhangi bir görüşmemiz yok. Öyle bir çalışmamız da yok” dedi.

Kılıçdaroğlu ve Babacan, ziyaret sonrasında DEVA Partisi Genel Merkezinde yaptıkları ortak basın açıklamasında şöyle konuştu:

DEVA Lideri Babacan’ın açıklamaları;

“Değerli basın mensupları, bugün Demokrasi ve Atılım Partimizin Genel Merkezinde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu ve değerli heyetini ağırladık. Öncelikle bu nazik ziyaretleri için hem Sayın Genel Başkana, hem de çalışma arkadaşlarına teşekkür etmek istiyorum.

Ülkemizin çok çok yoğun bir gündemi var. Her alanda sorunlar var ve bu sorunların hepsi büyüyor. Son dönemde de çözüm üretilen bir sorun maalesef yok. Her alanda sıkıntılar büyüyor, her alanda krizler çoğalıyor, derinleşiyor ve şuanda ülkeyi yönetenlerin de artık bu ülkenin sorunlarına çare üretme, bu ülkenin sorunlarına çözüm üretme kapasitesi kalmadı.

İşte böyle bir dönemde Türkiye’nin gerçekten bu büyük potansiyelini, bu güçlü ülkenin büyük potansiyelini açığa çıkaracak ve bu ülkenin demokraside de, ekonomide de hak ettiği yere gelmesini sağlayacak büyük değişime ihtiyaç var. Bu değişimin en önemli alanlarından bir tanesi sistem yani güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş. Hatırlayacak olursanız tam bundan bir sene önce 28 Ocak 2021 tarihinde ben Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezine arkadaşlarımızla beraber bir ziyarette bulunmuştum ve o ziyaretin sonunda yaptığımız ortak basın toplantısında değerli Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu’yla beraber güçlendirilmiş parlamenter sistemle ilgili ikili bazda işbirliği süreci, bir çalışma sürecini başlattığımızı ortak bir şekilde ilan etmiştik. Tam bir sene sonra bu ikili bazda başlayan çalışmanın daha sonra 6 partinin masasında yer aldığını ve 6 partinin beraberce üzerinde çalıştığı ve üzerinde mutabakat oluşturduğu bir çalışma haline gelmesinden biz tabi çok mutlu olduk. Türkiye’nin siyaset tarihinde herhalde çok önemli bir noktadır bu. Güçlendirilmiş parlamenter sistemle alakalı oldukça güzel ve detaylı bir çalışmanın 6 siyasi partinin mutabakatıyla belli bir noktaya getirilmesi son derece önemli bir başarıdır. Bundan sonraki süreçte de artık bunun uygulanmasıyla alakalı konuları yine beraberce çalışmaya başlamamız gerekecek. Uygulamak istediğimiz en önemli konu tabi ilk seçimle parlamenter sisteme geçiş arasındaki o geçiş sürecinin yol haritası. O geçiş sürecinin nasıl çalışacağı. Bu konuyla ilgili de yine ortak bir çalışma başlatmanın önemli olacağını düşündük. Bu konuda da bugünkü görüşmemizde mutabık kaldık. Tabi ki, tüm siyasi partilerle yani 6 siyasi partiyle de bu konunun görüşülmesi ve geçiş süreciyle ilgili de yine 6 partinin beraberce çalışacağı bir sürecin başlatılmasının önemli olacağı konusunda görüş birliğine vardık. Ve önümüzdeki süreçte, süreç nasıl işleyecek adım adım bunun takibini yine ilgili arkadaşlarımızla beraber yapacağız.

Bugünkü görüşme gündemimizde baştan da söylediğim gibi ülkemizin sıkıntıları, bu sıkıntılı ortamdan çıkış, güçlendirilmiş parlamenter sistem ve güçlendirilmiş parlamenter sistemle ilgili geçiş sürecinin yol haritası vardı. Bu şekilde güzel, oldukça verimli ve kapsamlı bir görüşmeyi gerçekleştirmiş olduk. Ben tekrar bu ziyaretleri için değerli Genel Başkana teşekkür ediyorum ve sözü şimdi kendisine bırakıyorum.”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları;

“Teşekkür ederim Sayın Genel Başkan. Efendim son derece verimli ve güzel bir görüşme gerçekleştirdik. Sayın Genel Başkan az önce ifade etti, güçlendirilmiş parlamenter sistem dolayısıyla 6 siyasi partinin bir araya gelip Türkiye’nin ufkunu açması, yeni bir yol haritası, ciddi bir yol haritası açması son derece değerli. Bizim siyaset tarihimiz açısından da son derece değerli bir çalışma. Bu çalışmayı önümüzdeki süreç içinde kamuoyuyla paylaşacağız. O konuda da liderler olarak bir araya gelip bunu kamuoyuyla paylaşacağız ve bizim içinde son derece değerli, toplum için son derece değerli, bizleri dinleyen vatandaşlarımız için son derece değerli. Dolayısıyla Türkiye’ye yeni bir ufuk açma konusunda kararlılığımızı gösteriyor.

Geçiş süreciyle ilgili de Sayın Genel Başkanın bir önerisi oldu. İktidar olduğumuzda geçiş sürecinde neler yapmalıyız, neler olmalı diye. O konuda son derece değerli. Bizim açımızdan da, diğer bileşen partiler açısından da son derece değerli. Neyi nasıl yapacağımızı bugünden düşünmek ve toplumun önüne sağlıklı bir yol haritası koymak aslında bir anlamda bizim sorumluluğumuz, bu sorumluluğun gereğini önümüzdeki süreçte inşallah güçlendirilmiş parlamenter sistemde nasıl bir başarı sağladıysak ve bunu önümüzdeki süreçte kamuoyuyla paylaşacaksak yol haritasında da gene ciddi, tutarlı bir çalışma umarım bütün siyasi partiler bir araya gelerek yapacaklardır.

Bu arada tabi Sayın Genel Başkanla ekonomiyi de konuştuk, diğer konuları da konuştuk. Ekonomideki tabloyu da konuştuk. Özellikle enerji konusu, elektrik fiyatları, enerji, doğalgaz fiyatları, bu fiyatların sanayiye getirdiği maliyet, o maliyetin vatandaşa yansıması bunlarda elbette görüşüldü. Organize sanayi bölgelerinde 3 gün süreyle doğalgazın kesilmesi, üretimin aksaması bizim cumhuriyet tarihinde karşılaştığımız ilk olaydır. Bu kadar vahim bir tabloyu Türkiye hak etmiyor. Bu şunu açık ve net olarak gösteriyor, Türkiye yönetilmiyor Türkiye savruluyor. Sorunları çözme iradesi yok ortada, sorunların arkasına takılıp giden ve savrulan bir iktidar var. Her açıdan, bizim açımızdan özellikle son derece kaygı verici bir tablo. Hiçbir öngörülerinin olmadığını da net olarak ortaya koyan bir tablo.

Değerli basın mensupları, size şu rakamları veriyim. Bakın, 2021 yılının Ekim ayında depolama kapasitemiz yüzde 54. 2021’in Ekim ayında. 2018’in Ocak ayında depolama kapasitemiz daha doğrusu depoda bulunan doğalgaz miktarı 2018 Ocak’ında yüzde 73, 2019 Ocak’ında yüzde 72, 2020’nin Ocak’ında yüzde 60, 2021’in Ocak’ı açıklanmadı ama Ekim’inde yüzde 54, 2022’nin Ocak ayında depolama kapasitesi değil var olan doğalgaz yüzde 32 seviyesine inmiş durumda. Devleti yöneten kişi, irade şunu görmek zorunda, bu kışın doğalgaz kesilirse ne olacak? Var olan depolar doldurulmuyor niçin doldurulmuyor, neden sanayi üretiminde bu kadar ciddi bir aksaklığın ortay acıkmasına izin veriliyor. Bu Türkiye’nin yönetilmediğini gösteriyor. Böyle bir acı tablo var bunu da bu vesileyle değerli basın mensuplarıyla paylaşmış olayım.”

Soru / Cevap

Soru; Sorum her ikinizi de olacak. Efendim ikinizde konuşmanızda değindiniz ama birazcık açmak gerekirse İran kaynaklı olarak elektrik ve doğalgazda kesinti yaşanacağı ifade edildi. Gerekçe olarak İran’daki gaz akışındaki sıkıntı gösterildi ama sizce asıl gerekçe ne olabilir bir değerlendirmede alabilirsek ikinizden de?

Kılıçdaroğlu; İran hükümetinin yaptığı resmi açıklamaya inanmak zorundayız. Bir devlet bir açıklama yapıyorsa o açıklamanın doğru olduğuna inanmak zorundayız. Burada sorun yeni bir sorun değil aslında geçmişte de kış aylarında zaman zaman doğalgaz kesintileri oldu ama depolarımız doluydu. Sorun var olan depoların doldurulmaması. Düşünün 2018 Ocak’ında var olan depolardaki gaz yüzde 73 oranında depolar dolu şimdi yüzde 32 seviyesinde niçin? O dönemin iradesiyle bu dönemin iradesi arasında ciddi bir fark var çünkü o dönem kısmen olsa acaba yönetilebiliyor muydu diye ülke en azından liyakatli kadrolar kısmen de olsa vardı şimdi kimse yok yüzde 32 seviyesine inmiş. Fatura kime çıkıyor? Fatura sanayiciye çıkıyor. 3 gün süreyle ben doğalgaz vermeyeceğim size, elektrik üretimi olmayacak diyor. Fatura kime çıkıyor? Sanayiciye çıkıyor. Sonuçta hepimize çıkıyor fatura.

Babacan; Yani bu gerçekten doğalgaz depoları varken hele hele kışa girerken bu depoların tam kapasiteyle kullanılmamış olması affedilebilir bir hata değil. Yani şuandaki sistemin yürümediğini, ülkeyi yöneten sistemin ve zihniyetin bu ülkeyi artık yönetemediğinin bir örneği daha. Stratejik petrol rezervleri yani depoları, stratejik doğalgaz depoları bunlar bir ülke için çok önemlidir. Yani dışa bağımlılığın olası risklerine karşı ülkeyi korur. Bunun için o kadar depolama kapasitesi oluşturuldu, bunun için o kadar yatırım yapıldı. Eğer kışın ortasında elimizdeki doğalgaz depoları boş bir şekilde ya da tam kapasite kullanılmayan bir şekilde bu kışa girdiysek bu çok ciddi bir yönetim zafiyetidir ve şuandaki ülkeyi yöneten sistemin, zihniyetinde artık işlemediğinin bir başka vahim örneğidir maalesef.

Soru; 6 muhalefet partisinin yaptığı çalışmanın tamamlandığı belirtildi. Bu konuda Ocak başında bir kamuoyuna açıklanması beklentisi vardı ama Ocak ayı neredeyse bitmek üzere. Ne zaman açıklanacak, Genel Başkanların katılımıyla mı, bu konuda nasıl bir takvim işletilecek?

Kılıçdaroğlu; Güçlendirilmiş parlamenter sistemle ilgili çalışmalar yeni sonuçlandı. Büyük bir uyum var. Önümüzdeki süreç içinde diğer Sayın Genel Başkanlarla da konuşacağız. Umarım bütün Genel Başkanların katılımıyla kamuoyuyla paylaşacağız sonucu.

Babacan; Yarın akşam biliyorsunuz bu 6’lı komisyon yine bir araya gelecek yarın akşam. O komisyonda iletişimin takvimi, yöntemi bütün bunları beraberce… Düzeltiyorum Çarşamba akşamı. Çarşamba akşamı bir araya gelecekler arkadaşlar. Bunların hepsini konuşup bir karara bağlayacaklar. Biz zaten arkadaşlarımıza yetki devrini çoktan yapmış durumdayız. Komisyon neye karar verirse en azından biz DEVA Partisi olarak komisyonun kararına uyarız. Öyle deyim yani.

Soru; Efendim Maliye Bakanı Nurettin Nebati’nin hafta sonu bazı açıklamaları olmuştu. Merkez Bankasını ve politika faizini önemsizleştirdik. Merkez Bankasının bağımsızlığı yok öyle bir şey siyasetçi olarak biz sorumluyuz dedi. Hem bu açıklamaları, hem de enflasyonla ilgilide bir açıklaması oldu. 2022 sonuna kadar yüzde 30’un altına enflasyonun inme potansiyeli yok dedi. Her iki lidere de olacak değerlendirmeniz?

Kılıçdaroğlu; Sayın Nebati, aslında hepimizin bildiği bazı gerçekleri rahatlıkla dile getiriyor Merkez Bankasının bağımsızlığı yok diyor. Ben sorumluysam diyor ne demek bağımsızlığı. Dolayısıyla ben ne talimat verirsem Merkez Bankası da onu yapmak zorunda. Ama yasası öyle demiyor. Önemli değil. Zaten anayasa askıdaysa yasalarda askıdadır. Dolayısıyla böyle bakıyor. Politika faiziyle ilgili söylediği, eğer politika faizi sorun olmaktan çıktıysa diyorlardı zaten bu faiz doğru değil diye. O zaman sıfırlasınlar faizi. Talimat versinler faizi de sıfırlasınlar mesele de bitmiş olur yani.

Babacan; Bu Merkez Bankasının politika faizi önemsizde Eylül’den buyana yüzde 19’dan yüzde 14’e Merkez Bankasının faizinin düşmesiyle eş zamanlı olarak ki, Merkez Bankasının faizi nedir? Bankaların ödediği faizdir. Bankaların Merkez Bankasına ödediği faizdir. Eş zamanlı olarak vatandaşın faizine ne oldu birde ona bakmak lazım. Eş zamanlı olarak vatandaşın faizi yani asıl ticari kredilerin faizi, ihtiyaç kredilerinin faizi 5 puan, 6 puan, 7 puan arttı. Hazinenin borçlanma faizi daha Eylül ayında yüzde 17’yken yılsonunda yüzde 25’e çıktı. Dolayısıyla Merkez Bankasının uyguladığı faiz önemsizde niye döviz kuru Eylül ayında 8.30’da bugün 13,5 civarında dolaşıyor? Yani bunları da herhalde hükümetin açıklaması lazım. Yani yanlış zamanda, yanlış iş yapmanın bedelini tüm toplum çok ağır ödüyor. Bu bedeli şuanda inanılmaz yüksek elektrik faturaları olarak her hane halkı ödüyor, inanılmaz yüksek doğalgaz faturaları olarak toplumumuzun büyük bir kesimi bu yanlış kararların faturasını ödüyor. Yani döviz kuru 4 aylık bir sürede 8.30’dan 13,5’a çıkmasaydı ne elektrik fiyatları bu kadar artardı, ne de doğalgaz fiyatları bu kadar artardı. Yani bir tek kişinin yanlış bir tezinin inatla, ısrarla koskoca bir ülkeye dayatılmasının sonucunda 84 milyon bedel ödüyor. Bu yanlış uygulamanın sonucunun bedelini herkes ödüyor. Vatandaşlarımız şuanda sadece sabrediyor. Yani seçim günü nasıl olsa bir gün gelecek diye vatandaşlarımız sadece sabrediyor. Eğer hala bugün itibariyle vatandaşlarımızda eğer pasif bir isyan varsa, pasif bir haykırış varsa bu pasif duruşun tek sebebi bir gün seçim sandığının insanların önüne geleceği beklentisi doğrusu.

Soru; Merkez Bankasının bağımsızlığıyla ilgili böyle bir şey yok sorumlu siyasetçiler dedi.

Babacan; Yani açıp bir Merkez Bankasının kanununu okumalarında büyük fayda var. Yani hukuk dışı çalışmaya çok alıştıkları için yani bir ülkenin Cumhurbaşkanı çıkıyor ben Anayasa Mahkemesinin kararlarına uymuyorum diyor, saygı duymuyorum diyor. Alt mahkeme Anayasa Mahkemesinin kararına uymuyor, uymayabilir diyor. Zaten anayasayı yok sayan, hukuku hiçe sayan bir yönetim zihniyeti varsa Merkez Bankasının kanununda bağımsız yazdığı halde bağımsız değil diyen bir bakanın olması bu resim içerisinde çok da şaşırılması gereken bir şey yok yani. Hukuka bağlılık, hukukun üstünlüğü böyle bir şey artık aramayın bugünkü hükümette yani. Bugünkü hükümette hukuk yok, keyfilik var. Yani kural yok, ben yaptım oldubitti demek var yani. Dolayısıyla açsınlar Merkez Bankasının kanununu okusunlar ne yazıyormuş kanunda yani. Dolayısıyla bu konuda gerçekten herkese zarar veriyor. Sadece ülkeyi yöneten üç beş kişi kendi kararlarının, yanlış işlerinin sonucunu, ceremesini çekse de öyle değil. 84 milyon şuanda ağır bir bedel ödüyor bu yanlış işler yüzünden.

Soru; Efendim bugün RTÜK olağanüstü bir toplantı sonrasında Tele1’e ve başka kurumlara da yine ağır cezalar verdi. Bununla ilgili her iki Genel Başkan neler söylemek ister? Ayrıca birde üçüncü ittifakla ilgili iki Genel Başkanın da değerlendirmelerini alabilir miyiz?

Kılıçdaroğlu; RTÜK’ün bir infaz kurumu haline dönüştüğünü biliyoruz zaten. Normal gününü bile beklemeden aldıkları talimatın gereğini yerine getiren, bağımsız iradesi olmayan bir kurum. Öyle düşünüyoruz. Yaptığı uygulamalarda bu görüşümüzü haklı kılıyor. Dolayısıyla televizyonların yayınlarına müdahale etme, onları cezalandırma ve bu cezalandırmayı yaparken sadece iktidarı eleştiren kanallara bu cezayı verme, iktidarı öven kanallara ise hiçbir yaptırımın uygulanmaması, bir çifte standardın uygulanması orayı bir infaz kurumu haline dönüştürmüş durumda. Başındaki kişinin de bağımsız bir iradesinin olduğunu düşünmüyorum. Alınan talimatın gereğini yerine getiriyor diye düşünüyorum.

Diğer sorunuz üçüncü ittifak. Olabilir demokrasilerde üçüncü ittifakta olabilir. Siyasal partiler iki ittifakın dışında kalan ya da iki ittifaka mesafeli olan diğer partiler bir araya gelebilirler, bir üçüncü ittifakı oluşturabilirler. Demokratik standartlarımızın gelişmesi açısından, demokrasinin daha sağlıklı bir zeminde yürümesi açısından önemsiyorum önemlidir.

Babacan; RTÜK yoluyla televizyon kanallarına verilen cezaların önemli bir kısmı, büyük bir ağırlığı aslında hükümetin elindeki denetim sopasını kendi istediği çizgide yayın yapmayan kuruluşları kendilerine göre yola getirme çabası olarak ben görüyorum. Ağırlıklı olarak maalesef kararlar böyle. Normalde bağımsız işlemesi gereken RTÜK sadece biliyorsunuz kararlarla işlemiyor bazen direk telefon ediliyor yani resmi karara dökemedikleri konularda da telefonla uyarıyorlar, tehdit ediyorlar. Bazen teşvikler oluşturabiliyorlar kendileri kafalarına göre. Fakat bir ülkede sorunların çözülmesini istiyorsak sorunların çözülmesi öncelikle ifade özgürlüğüyle başlar, basın özgürlüğüyle başlar. Sivil toplumun ve meslek örgütlerinin bağımsız ve özgür bir şekilde kendilerini ifade etmeleriyle ancak sorunların çözümüne başlayabiliriz. Sorunları konuşmanın yasak olduğu, eleştirileri ifade etmenin yasak olduğu, eleştirel yayın çizgisi izleyen kuruluşların sürekli ceza gördüğü bir ülke sadece demokrasinin ve ifade özgürlüğünün iyi işlemediği bir ülke olarak kalmaz aynı zamanda hiçbir sorununu çözemeyen bir ülke olur. Çünkü önce sorunları konuşmanız lazım ki çözüm üretin. Önce hastalığı teşhis edin ki tedavi aşamasına geçebilelim. Bu kabul edilebilecek bir şey değil.

İkinci sorunuza gelince, tabi ki bu her siyasi partinin kendi hür, bağımsız kararıdır. Siyasi partiler arasındaki işbirliklerinin farklı boyutları olabilir, bu işbirliğinin boyutu bazen ittifak, bazen seçim sonrası koalisyon şeklinde olabilir. Bu demokrasinin özgürlükler içerisinde değerlendirilmesi gereken bir husustur. Ama biz kendi adımıza, DEVA Partisi adına söyleyeyim, bizim öyle bir üçüncü ittifakla ilgili herhangi bir partiyle, herhangi bir görüşmemiz yok, öyle bir çalışmamızda yok onu ifade etmekte de fayda görüyorum kendi partimiz açısından.

Soru; Biliyorsunuz ki, bugün 24 Ocak Uluslararası Eğitim Günü ve şuanda Türkiye’de devam eden bir Kürtçe seçmeli ders süreci var. Her iki Genel Başkanda bu Kürtçe seçmeli ders konusundaki görüşlerini almak isteriz?

Kılıçdaroğlu; Kürtçe seçmeli ders konusunda eğer bir engel varsa engelin giderilmesi lazım yoksa insanlar bağımsız olarak herhangi bir yabancı dili, herhangi bir ana dili öğrenebilirler, o konuda eğitimde verilebilir. Bir engel varsa bu engelinde kaldırılması gerekir.

Babacan; Evet yani bu topraklarda en çok konuşulan, en çok kullanılan ikinci dilin, bir ana dilinin böyle vesilelerle gündeme gelmesine gerçekten biz çok üzülüyoruz. Yani normal bir demokraside, işleyen bir demokraside bunların konu dahi olmaması lazım. Gereken neyse yapılması lazım. Zaten biz daha önce yaptığımız açıklamalarla son birkaç günde sosyal medya paylaşımlarımızda bu konudaki duruşumuzu çok açık, net ifade ettik.

Soru; Bugün Muharrem İnce’nin bir açıklaması oldu ısrarla vurgulu bir şekilde. Muhalefetin TOBB Genel Başkanıyla görüşüp ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı teklifi götürdüğüne dair bir yaklaşımı oldu. Bu konuda ne düşünürsünüz? Birde Diyarbakır’da CHP’nin mitingi olacak. Bu konuda özel bir mesajınız olacak mı?

Kılıçdaroğlu; Sayın İnce’nin yaptığı açıklamayı bilmiyorum hangi haber kaynağına dayanıyor onu da bilmiyorum, herhangi bir bilgim yok. Dolayısıyla yorum yapma şansımda yok. Çünkü böyle bir olayda yok.

İkincisi evet Diyarbakır’a gideceğim ayın 27’sinde gideceğim Diyarbakır’a. Diyarbakırlılara buradan selam gönderiyorum. Şuna kesinlikle inanıyorum, bu ülkeye demokrasi gelecekse, bu ülkede demokrasi olacaksa, bu ülkede herkes kimliğinden ötürü ötekileştirilmeyecekse, inancından ötürü ötekileştirilmeyecekse bunun yolu Diyarbakır’dan geçer. Diyarbakırlılara bunu anlatacağım, bunu söyleyeceğim. Düşüncelerimi aktaracağım. Onların sorularını da ayrıca büyük bir samimiyetle yanıtlayacağım.

Soru; Efendim sorum Sayın Kılıçdaroğlu’na olacak. HDP’nin içinde bulunduğu üçüncü ittifak konusuna değinmiştiniz bu konuyu biraz açar mısınız efendim?

Kılıçdaroğlu; Üçüncü ittifakı siz nasıl okuduysanız gazetelerden bende öyle okudum. Yani üçüncü ittifak kurulabilir mi? Kurulabilir tabi yani biz kurulmasın diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Ayrıca kurulursa bunun demokrasi açısından da önemli bir açılım olduğunu da söyledim. Yani bir üçüncü ittifak olur, ne bileyim bir dördüncü ittifak olur bilemiyoruz tabi. Ama işin özü şu, demokrasiyi büyütme konusunda bizler, Sayın Genel Başkan, biz elimizden gelen bütün çabayı gösteriyoruz. Yani bu ülkede gerçek anlamda demokrasi olmalı, bu ülkede gerçek anlamda insanlar düşüncelerini özgürce ifade edebilmeli, gerçek anlamda bu ülkede gazeteciler yazı yazabilmeli, attığı tweet dolayısıyla bir kişinin sabahın köründe evi basılmamalı. Bütün bunları düşünüyoruz ama dediğim gibi üçüncü ittifak ne olur, bir araya gelirler mi, anlaşırlar mı, anlaşamazlar mı bilemem. Ama demokrasi varsa ittifak kurmak istiyorlarsa elbette kurulmalı ve bizde ona saygı göstermeliyiz. CHP olarak görüşümüz bu.

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan’dan ‘Fatura’ Tepkisi

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımlarla elektrik ve doğal gaz faturalarına gelen zamlara tepki gösterdi.

Vatandaşların sosyal medyada paylaştığı faturaları okuyan DEVA Lideri Babacan şu mesajları paylaştı:

“Bugün sosyal medyada faturalarını paylaşan vatandaşlarımızı okuyorum. Bu ay gelen faturalar bu ülkenin normali olamaz. Bu pahalılığa alışmayacağız. İpe sapa gelmez teorilerini dayatarak başımıza döviz kuru krizini kim açtıysa, enerji politikasında kim çuvalladıysa, bu anormal artışların sorumlusu da odur.”

Cumhuriyet’ten Zehra Özdilek’e konuşan vatandaş Ayşe D.’nin sözlerini paylaşan Babacan, “Doğalgaz faturası 250 liradan 1000 liraya çıkan Ayşe Hanım’ın sözleri iç parçalıyor: ‘Bir bebeğimiz dünyaya geldi ve doğal olarak doğalgazı biraz açmak zorunda kaldık. Gerçek anlamda ısınsak ne olacaktı düşünemiyoruz’. Yeni doğan bebekler bile bu kötü yönetimin bedelini ödüyor” ifadelerini kullandı.

Babacan, işletmesine geçen ay 300 TL, bu ay 740 TL elektrik faturası geldiğini paylaşan bir vatandaşı “Gelecek ay ne olacağı meçhul. İnsanlar geçinemiyor, aileler dağılıyor, ocaklar sönüyor. Ülkenin gündemi bu olmalı” sözlerini ise, “Geçmiş olsun. Koskoca ülke Survivor setine döndü. Hayatta kalmaya çalışanların ülkesi olduk” diye yanıtladı.

Babacan, aralık ayında 222 TL, ocak ayında 414 TL elektrik faturası geldiğini söyleyen bir vatandaşa da şu sözlerle karşılık verdi:

“Sayın Erdoğan, hiç olmazsa eve girip çıkarken halkın yaşadığı bu zorlukları duyabilirdi. Ama o kendisini Beştepe’de izole etti. Tek bir komşusu bile yok. En son kaç yıl önce bir elektrik veya doğalgaz faturası gördü acaba?”

“Geçen ay 444 TL gelen faturayı ödeyemezken bu ay gelen bin 500 TL faturayı nasıl ödeyeceğim? Evde engelli evladım var” diyen bir vatandaşın mesajını alıntılayan Babacan,

“Çarşıya inip esnafı dükkânında ziyaret edemeyen Cumhurbaşkanı, bari vatandaşın sosyal medyadaki feryadını okusa da öğrense. Millet ile esnafı karşı karşıya getireceğine, şapkasını önüne koysa” ifadelerine yer verdi.

Babacan ayrıca BOTAŞ’ın sanayi ve santrallerde doğalgaz kısıtlaması talimatını şu sözlerle eleştirdi:

“Bunlar hep otoriter ittifakın ülkemize yıktığı acı sonuçlar. Sanayinin doğalgazını kısmak, elektrik santrallerine daha az gaz vererek elektrik kesintilerine neden olmak, üretimi ve ihracatı azaltacaktır. ‘Karadeniz’de keşfettik’ dedikleri doğalgaz ne oldu? Haberi olan var mı?”

Paylaşın

Babacan, Konya’dan İktidara Sert Sözlerle Yüklendi

Partisinin Meram ve Karatay ilçe kongrelerinde konuşan DEVA Lideri Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TBMM’de yemin metnini okuduğu görüntüleri izleterek, “Cumhurbaşkanına hakaretten 160 bin kişi hakkında soruşturma açılmış. Basının tarafsızlık yemini yok ama cumhurbaşkanının tarafsızlık yemini var.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / İktidarın dış politikasını da eleştiren Babacan, “Dış politikada ‘stratejik fırfır dönemine’ geçmiş durumdalar. Bilinçsizce, hesapsızca, rastgele oyun oynuyorlar. Tutarsa… ‘Ya denk gelirse’…” dedi. Babacan, “Dışişleri Bakanlığı, iktidar partisi üyelerinin işi bırakıp emekli olduğunda yerleştiği bir kasabaya döndü adeta. Dışişlerinde ehliyet, liyakat, nezaket, diplomasi gibi olmazsa olmaz ilkelerin yerini; kayırmacılık, kabadayılık, fevrilik ve hamaset aldı” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Konya’da partisinin Meram ve Karatay ilçe kongrelerinde konuştu. Babacan’ın gündeminde RTÜK’e ve TÜİK’e ilişkin yapılan tartışmalar ve dış politika vardı. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Bütün televizyonlar, gazeteler tek tip çıksın istiyorlar”

“Bir televizyoncu eleştirel içerikli bir haber sundu diye hükûmetin hışmına uğradı. RTÜK, hakkında inceleme başlattı. Ana haberleri adeta muhalefet lideri gibi sunuyormuş. Tarafsız değilmiş! Kendi talimatlarıyla yazıp çizen yüzlerce basın organı yok mu? Bazen bakıyorsunuz, on gazetede manşet aynı. Nerede tarafsızlık? TRT, iktidarın hizmetine sunulmuş durumda. Bunlar yetmiyor. İktidarı eleştiren tek bir kanal, tek bir program, tek bir gazete, tek bir gazeteci dahi bırakmak istemiyorlar. Bütün televizyonlar, bütün gazeteler tek tip çıksın istiyorlar. Bu yönetim otokrat bir yönetimdir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TBMM’de yemin metnini okuduğu görüntüleri izleten Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yemin metnini değiştiremediler, referandumda takılır diye korktular. ‘Namusum ve şerefim üzerine ant içerim’ dediği yemine ne oldu? Takıyor genel başkan şapkasını, herkese hakaret edebiliyor. Ama aynı ifadeleri bir başka kişi kendiyle ilgili kullandığında ‘Cumhurbaşkanı’yım, bana böyle konuşamazsın’ diyor. Cumhurbaşkanına hakaretten 160 bin kişi hakkında soruşturma açılmış. Basının tarafsızlık yemini yok ama cumhurbaşkanının tarafsızlık yemini var.

Hayal aleminde yaşayan bir kurumumuz var. Rakamları Ayarlama Enstitüsü. Diğer adıyla TÜİK.Enflasyonun yüzde 36 olduğunu iddia eden bu ‘güven abidesi’ kurumumuzun başındaki kişi geçen gün kendisinin mevsimlik işçiye döndüğünü itiraf etmiş. ‘Bu koltukta şimdi ben oturuyorum, yarın başkası oturur. Yani başkanın kim olduğunu boş verin’ demiş. Haklı. Başkanın kim olduğunun ne önemi var? Beştepe’den gelen talimatın gereğini yapıyor. Uydurulmuş gerçeklik dünyası ile çarşıda pazarda gördüğümüz enflasyonun yarısını bile açıklamayan bu kurumu da cumhurbaşkanı yönetiyor.

Dışişleri Bakanlığı, iktidar partisi üyelerinin işi bırakıp emekli olduğunda yerleştiği bir kasabaya döndü adeta. Dışişlerinde ehliyet, liyakat, nezaket, diplomasi gibi olmazsa olmaz ilkelerin yerini; kayırmacılık, kabadayılık, fevrilik ve hamaset aldı.

Koskoca ülkenin dış politikasını zikzak çize çize, U dönüşü yapa yapa ne olduğu bilinmez bir hale getirdiler. Muhatapları bile ciddiye almıyor. ‘Nasılsa bugün bunu der, yarın başka bir şey der’ diyorlar. Bir gün Şanghay Beşlisi’ne hevesleniyor. Bir başka sabah da kalkıp ‘Avrupa Birliği stratejik hedeftir’ diyor. Ne istediğini de ne dediğini de bilmiyor. Bir gazeteci ‘Şanghay Beşlisi’ni anlat’ diye sorsa, anlatamaz. Çünkü ortada bir strateji yok. Langırt oyununda ‘fırfır yapmak’ vardır ya. Rastgele sallıyorsunuz. Dış politikada ‘stratejik fırfır dönemine’ geçmiş durumdalar. Bilinçsizce, hesapsızca, rastgele oyun oynuyorlar. Tutarsa… ‘Ya denk gelirse’…

“Normalleşmenin de bir adabı vardır”

BAE, 15 Temmuz’u desteklediyse, nasıl olur da onlarla anlaşma yapıyorsunuz? Kimse kusura bakmasın, Türkiye satılık bir ülke değil. Bu milletin onuru satılık değil. Merkez Bankası’nda kuruş kuruş biriktirdiğimiz 130 milyar dolarımızı arka kapıdan cayır cayır sattıktan sonra, teröre destekle suçladıkları ülkeden borç para dilendiler. Gelen para da 4,5 milyar dolar. Sadece aralık ayında gizli saklı yaktıkları para 17 milyar dolar. Yazık günah. Elbette dünyada düşmanlarımızın azalmasını, dostlarımızı artmasını isteriz. Ama normalleşmenin de bir adabı vardır. Sadece 4,5 milyar dolar para gelecek diye bunu yaptılarsa yatacak yerleri yok.

Bozuştuğunuz bir ülke ile ilişkilerinizi düzeltmeye çalışırken önemli olan itibarınızdır. İtibarın gücü; çoğu zaman askeri güçten de ekonomik güçten de üstündür. İtibar, iyi bir diplomasi ve iyi bir uluslararası siyasi diyalogla kazanılır. Siz itibarınızı yitirirseniz, Amerika’nın yaptırımları ile Rusların baskısı arasında sıkışırsınız. Çünkü itibarınız yoksa, sürekli taviz vermek zorunda kalırsınız.

İsrail’le normalleşmenin de arayışına girdiler. Erdoğan’ın son açıklamaları öyle yumuşak, öyle halim selim ki ‘Ne oldu ‘one minute’e dedik? Olabilir ama merak ediyorum: Masaya ne konulacak? Yoksa onlardan da mı para isteyeceksiniz? Ya da özel şirketlerin takip ettiği bazı projeler var, oralarda çok önemli bir rant var da onun için mi İsrail’e karşı birdenbire yumuşak bir tutum içine girdiniz? Tüm bu U dönüşlerinin amacı nedir? Avrupa’yla, AB’yle, NATO’yla, Batıyla, Mısır’la, Körfez ülkeleriyle, komşularımızla yaptığınız kavgaların bu milletin sırtına yüklediği maliyet ne olacak? El aleme, ‘Beni idare edin’ demeyi bırakın da bu sorularıma cevap verin.

“Mısır, demokrasinin iyi işlediği bir ülkeye ‘Gazeteciyi sustur’ diyebilir mi?”

‘Darbeci Sisi’ dediği Sisi gitti, ‘Dostum Sisi’ geldi. Söylenen her laf yine bir güzel yutuldu. Mısır yönetiminin talebiyle, İstanbul’daki Mısırlı gazetecileri bile susturdular. Muhataplarımız burada otoriter bir yönetim olduğunu görüyor. Mısır böyle bir talebi demokrasinin olduğu bir ülkeye iletebiliyor mu? Demokrasinin iyi işlediği bir ülkeye dönüp ‘Şu gazeteciyi sustur’ diyebiliyor mu? Çünkü Türkiye’de otoriter bir yönetim olduğunu, rahatça haksızlık ve hukuksuzluk yapılabileceğini biliyor. Bunlar da yapıyor. Öyle yanlış bir diplomasi yürüttüler ki Türkiye, ilişkileri düzeltmek için adeta Mısır’a yalvarır hale düşmüş durumda. Mısır adeta ‘Bunlar şimdi elime düştü’ dedi, şart arkasına şart öne sürdü. Tam bir fiyasko.

Bizim dönemimizde Türkiye, NATO’nun en önemli savunma projelerinin birine, F-35 projesine dört ana ülkeden birisi olarak girdi. Parasını ödediğimiz, tescilini yaptırdığımız bu uçakları teslim bile alamadılar. 1 milyar 400 milyon dolar para verdiler. Parayı da geri alama, parasını ödediğin uçakları da alama. Uçaklar yok, para da yok. Bu mu dış politika? Bu, hesapsızlık değil de nedir?”

Paylaşın