Sosyal Medya Depresyonda Nasıl Bir Rol Oynuyor?

Sosyal medya (Snapchat, Facebook ve TikTok gibi platformlar), günümüzün vazgeçilmez bir davranışı haline gelmiş olsa da, zihin sağlığı üzerindeki etkileri tartışılmaya devam ediyor. 

Haber Merkezi / Araştırmalar, sosyal medyanın depresyonu hem tetikleyebileceğini hem de mevcut semptomları kötüleştirebileceğini gösteriyor.

Özellikle gençler ve ergenler arasında, günlük kullanım süresi arttıkça depresyon riski belirgin şekilde yükseliyor. Ancak bu ilişki tek yönlü değil; depresyonu olan bireyler de sosyal medyaya daha fazla sığınabiliyor.

Olumsuz Etkiler: Neden ve nasıl depresyona katkı sağlıyor?

Sosyal medya, beyindeki ödül sistemini (dopamin salınımı) tetikleyerek bağımlılık yaratıyor, ancak bu süreç uzun vadede anksiyete, yalnızlık ve depresyonu artırıyor. İşte ana mekanizmalar:

Sosyal Karşılaştırma ve Düşük Özgüven: Platformlarda paylaşılan “mükemmel” hayatlar (tatiller, ilişkiler, başarılar), gerçek olmayan bir algı yaratıyor. Bu, kullanıcıları kendilerini yetersiz hissettirerek depresif ruh hali tetikliyor.

Örneğin, Instagram gibi görsel odaklı sitelerde beden imajı sorunları artıyor ve kız çocuklarında depresyon riski yükseliyor. Pittsburgh Üniversitesi’nin bir araştırması, en uzun süre kullanan genç erişkinlerde depresyon riskinin 1,7 kat arttığını bulmuştur.

Yalnızlık ve Sosyal İzolasyon: Online etkileşimler, yüz yüze bağlantıların yerini alıyor. ABD’de yapılan bir ulusal çalışmada, sosyal medya kullanımının genç yetişkinlerde depresyonla pozitif ilişkili olduğu ve izolasyonun ana etken olduğu görülmüştür.

Uyku Bozuklukları ve Zaman Kaybı: Gece geç saatlere kadar kullanım, uyku kalitesini düşürüyor ve ertesi gün depresif semptomları artırıyor. Bir Lancet çalışması, Facebook’u gece kullananlarda depresyon ve mutsuzluk oranının yükseldiğini göstermiştir.

Negatif İçerik ve Duygusal Bulaşma: Algoritmalar, öfke veya felaket haberlerini ön plana çıkarıyor, bu da “sosyal medya efekti” yaratıyor. Bir paylaşımda vurgulandığı gibi, “Aynı şeyleri sürekli izlemek ruhsal sağlığınızı ciddi etkiliyor.”

Depresyon, sosyal ağlarda üç dereceye kadar yayılabiliyor: Arkadaşınızın arkadaşının arkadaşı depresyondaysa, sizin riskiniz yüzde 37 artıyor.

Bağımlılık ve Riskli Davranışlar: Aşırı kullanım (günde 3 saatten fazla), depresyon riskini ikiye katlıyor. Snapchat, Facebook ve TikTok gibi platformlar, semptomları kötüleştirme olasılığını yüzde 39-53 artırıyor.

Türkiye’de yapılan saha araştırmalarında, üniversite öğrencileri arasında sosyal medya bağımlılığı ile depresyon arasında pozitif korelasyon bulunmuştur.

Son 10 yılda depresyon vakaları yüzde 58 artarken, sosyal medya kullanımı paralel yükselmiştir.

Olumlu Etkiler: Sosyal medya her zaman zararlı mı?

Her ne kadar olumsuz yönler baskın olsa da, sosyal medya destekleyici bir rol de oynayabiliyor:

Bağlantı ve Destek: Depresyon yaşayanlar, online topluluklarda yardım arayabiliyor. Bir inceleme, akıl hastaları arasında kullanımın yüzde 70-97 oranında olduğunu ve topluluk katılımını artırdığını göstermiştir.

Farkındalık ve Müdahale: Platformlar, erken teşhis için kullanılabiliyor. HORYZONS gibi dijital programlar, psikoz hastalarında depresyonu azaltmaktadır.

Öneriler: Sağlıklı kullanım için ne yapılabilir?

Depresyonu önlemek veya yönetmek için sosyal medyayı bilinçli kullanmak şart. İşte pratik adımlar:

Zaman Sınırlaması: Günde 30 dakikaya indirin. Pennsylvania Üniversitesi’nin deneyi, 10 dakika/platfrom sınırı koyanlarda yalnızlık ve depresyonun azaldığını göstermiştir.

Bildirimleri Kapatın ve Gece Modu: Uyku öncesi telefonları uzak tutun.

Gerçek Bağlantılara Odaklanın: Online yerine yüz yüze görüşmeleri artırın. Egzersiz, hobi gibi aktiviteleri ön plana çıkarın.

Takip Edin ve Temizleyin: Negatif hesapları takipten çıkarın, motive edici içerikleri takip edin.

Profesyonel Yardım Alın: Semptomlar artarsa (uykusuzluk, motivasyon kaybı), bir uzmana danışın.

Paylaşın

Kafein Depresyona Neden Olabilir Mi?

Bilimsel çalışmalar, kafeinin, doğrudan depresyona neden olmayacağını, ancak aşırı tüketiminin veya bireysel hassasiyet durumlarında depresyon semptomlarını kötüleştirebileceğini gösteriyor.

Haber Merkezi / İşte kafeinin depresyonla ilişkisini ve bu konuda bilinenler:

Kafeinin depresyon üzerindeki etkileri:

Olumlu etkiler:

Uyarılma ve ruh hali iyileşmesi: Kafein, merkezi sinir sistemini uyararak adenosin reseptörlerini bloke eder, bu da dopamin ve serotonin gibi “iyi hissettiren” nörotransmitterlerin salınımını artırabilir. Bu, kısa vadede enerji, odaklanma ve ruh hali üzerinde olumlu etkiler yaratabilir.

Depresyon riskini azaltma: Bazı araştırmalar, ılımlı kafein tüketiminin (günde 1-3 fincan kahve, yaklaşık 100-300 mg kafein) depresyon riskini azaltabileceğini öne sürüyor.

Örneğin, 2016 yılında yapılan bir meta-analiz (Molecular Nutrition & Food Research), kahve tüketiminin depresyon riskini yüzde 8-15 oranında azaltabileceğini ortaya koydu. Bu etki, kahvedeki antioksidanlar ve kafeinin nöroprotektif özellikleriyle ilişkilendiriliyor.

Olumsuz etkiler:

Anksiyete ve stres artışı: Kafein, yüksek dozlarda (örneğin, günde 400 mg üzeri) anksiyeteyi artırabilir, bu da depresyon semptomlarını kötüleştirebilir. Özellikle anksiyete bozukluğu olan bireylerde kafein, sinirlilik, huzursuzluk ve uyku sorunlarına yol açabilir.

Uyku bozuklukları: Kafein, uyku kalitesini ve süresini azaltabilir. Yetersiz uyku, depresyon riskini artıran önemli bir faktördür. Özellikle akşam saatlerinde kafein tüketimi bu etkiyi güçlendirir.

Bağımlılık ve yoksunluk: Düzenli kafein kullanımı bağımlılığa yol açabilir. Kafein yoksunluğu, baş ağrısı, yorgunluk, sinirlilik ve düşük ruh hali gibi semptomlara neden olabilir; bu da depresif belirtileri tetikleyebilir.

Bireysel hassasiyet: Genetik faktörler, kafeinin metabolize edilme hızını etkiler (örneğin, CYP1A2 geni). Yavaş metabolize eden bireylerde kafein daha uzun süre etkili olur ve bu, anksiyete veya depresif semptomları artırabilir.

Depresyona neden olma potansiyeli:

Kafeinin doğrudan depresyona neden olduğuna dair kesin bir kanıt yoktur. Ancak, aşırı tüketim (günde 400 mg üzeri, yaklaşık 4-5 fincan kahve) veya hassas bireylerde kafein, dolaylı olarak depresyonu kötüleştirebilir. Örneğin:

Stres hormonları: Kafein, kortizol gibi stres hormonlarını artırabilir, bu da uzun vadede ruh sağlığını olumsuz etkileyebilir.

Beslenme dengesizliği: Aşırı kafein tüketimi, bazı bireylerde iştahı baskılayarak besin eksikliklerine yol açabilir; bu da depresyon riskini dolaylı olarak artırabilir.

Bilimsel bulgular:

Olumlu bulgular: Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu’nun bir araştırması (2011), günde 2-4 fincan kahve içen kadınlarda depresyon riskinin yüzde 20’ye kadar azaldığını göstermiştir. Bu etki, kafeinsiz kahvede gözlenmedi, yani kafeinin kendisiyle ilişkilendirilmiştir.

Olumsuz bulgular: 2018 yılında Nutrients dergisinde yayınlanan bir araştırma, yüksek kafein alımının (günde 1000 mg ve üzeri) depresyon ve anksiyete semptomlarını artırabileceğini belirtmiştir.

Karışık bulgular: Bazı bireylerde kafein ruh halini iyileştirirken, diğerlerinde anksiyeteyi tetikleyebilir. Bu, genetik yatkınlık, mevcut ruh sağlığı durumu ve yaşam tarzına bağlıdır.

Öneriler:

Ilımlı tüketim: Dünya Sağlık Örgütü ve FDA, sağlıklı yetişkinler için günde 400 mg kafeini (yaklaşık 4 fincan filtre kahve) güvenli bir sınır olarak kabul eder. Bu miktarı aşmamak, olumsuz etkileri en aza indirebilir.

Bireysel farklılıklar: Anksiyete, panik atak veya uykusuzluk problemi yaşayanlar kafein tüketimini azaltmalı veya doktorlarına danışmalıdır.

Zamanlama: Kafeini sabah veya öğleden erken saatlerde tüketmek, uyku düzenini bozmamak için önemlidir.

Dengeli beslenme: Kafein tüketimini sağlıklı bir diyetle dengelemek (örneğin, yeterli magnezyum, B vitamini ve omega-3 alımı), ruh sağlığını destekler.

Doktor kontrolü: Depresyon belirtileri varsa, kafein tüketimi bir psikiyatrist veya diyetisyenle değerlendirilmelidir. Özellikle antidepresan kullananlar, kafeinin ilaçlarla etkileşimini göz önünde bulundurmalıdır.

Paylaşın

Sosyal Medya Depresyona Neden Olabilir mi?

Dünya genelinde ortalama her iki kişiden biri sosyal medya platformlarından birini kullanıyor. Araştırmalar, sosyal medyada geçirdikleri zamanı sınırlayan kişilerin, sınırlamayanlara göre daha mutlu olduğunu gösteriyor.

Haber Merkezi / Araştırmalar ayrıca, sosyal medyanın yoğun ve kontrolsüz kullanımının bazı kişilerde depresyon, kaygı ve düşük özsaygı gibi ruh sağlığı sorunlarıyla ilişkilendirilebileceğini ortaya koyuyor.

Karşılaştırma ve Özsaygı: Sosyal medyada sıkça görülen “mükemmel” yaşamların sergilenmesi, kullanıcıların kendilerini yetersiz hissetmesine yol açabilir. Bu, özellikle gençlerde özgüven sorunlarını tetikleyebilir.

FOMO (Kaçırma Korkusu): Sürekli başkalarının aktivitelerini görmek, bireylerde bir şeyleri kaçırdığı hissi uyandırabilir ve bu da kaygı ile depresif duyguları artırabilir.

Bağımlılık ve Zaman Yönetimi: Sosyal medyada geçirilen aşırı zaman, gerçek hayattaki sosyal ilişkileri, uykuyu ve üretkenliği olumsuz etkileyebilir. Uyku eksikliği ve sosyal izolasyon depresyon riskini artırabilir.

Siber Zorbalık ve Olumsuz İçerik: Sosyal medyada maruz kalınan eleştiriler, taciz veya toksik içerikler ruh sağlığını olumsuz etkileyebilir.

Pozitif Etkiler de Mümkün: Öte yandan, sosyal medya destekleyici topluluklar, bilgi paylaşımı ve bağlantı kurma açısından olumlu etkiler de sağlayabilir. Örneğin, ruh sağlığı farkındalığı yaratan gruplar veya motivasyonel içerikler bazı kullanıcılar için faydalı olabilir.

Araştırma Bulguları: 2019’da The Lancet dergisinde yayımlanan bir çalışma, sosyal medya kullanımının gençlerde depresyon ve kaygı ile ilişkili olduğunu buldu.

Ancak, bu etki kullanım süresi ve içeriğe bağlı olarak değişiyor. Günde 2-3 saatten fazla sosyal medya kullanımı genellikle daha zararlı bulunuyor.

Öneriler:

Sosyal medya kullanımını sınırlamak (örneğin, ekran süresi hedefleri belirlemek).
Olumlu, destekleyici hesapları takip etmek.
Gerçek hayatta sosyal bağlantılara öncelik vermek.
Ruh sağlığı sorunları yaşanıyorsa profesyonel destek almak.

Paylaşın

Majör Depresif Bozukluğu Ne Tetikliyor?

Majör depresif bozukluk, kısaca depresyon olarak da bilinir, bireylerin hissetme, düşünme ve davranma biçimlerini derinden etkileyen ciddi bir zihin sağlığı sorunudur.

Haber Merkezi / Majör depresif bozukluk, duygusal ve fiziksel sorunlara neden olabilir ve günlük yaşamı zorlaştırabilir. Peki bu durumu aslında ne tetikliyor?

Depresyonun en yaygın tetikleyicilerinden biri strestir. İş yerindeki sorunlar, maddi sıkıntılar veya ilişki sorunları gibi uzun süreli stres, beynin çalışma şeklini değiştirebilir. 

Bireyler sürekli stresle karşı karşıya kaldıklarında, vücutları kortizol adı verilen bir hormonun daha yüksek seviyelerini üretir. Zamanla, aşırı kortizol, özellikle hipokampüs adı verilen beyin bölgesi olmak üzere, zihin haliyle bağlantılı beyin bölgelerini etkileyebilir.

Yapılan araştırmalar depresyon yaşayan kişilerin hipokampüslerinin genellikle daha küçük olduğunu gösteriyor ve araştırmacılar bunun stresin ve yüksek kortizol seviyelerinin zararlı etkilerinden kaynaklanabileceğini düşünüyor.

Bir diğer önemli tetikleyici de genetiktir. Ailede depresyon geçirmiş biri varsa, risk daha yüksek olabilir. Bilim insanları, bazı genlerin beynin zihin hali ve stresi işleme biçimini etkileyerek depresyon riskini artırabileceğini buldular.

Ancak bu genlere sahip olmak, bireyin kesinlikle depresyona gireceği anlamına gelmiyor; sadece riskin daha yüksek olduğu anlamına geliyor.

Beyin kimyasındaki değişiklikler de büyük rol oynar. Beyin, zihin halini düzenlemeye yardımcı olmak için serotonin, dopamin ve norepinefrin gibi nörotransmitter adı verilen kimyasallara güvenir. Bu kimyasalların dengesi bozulduğunda, depresyon belirtileri ortaya çıkabilir. Birçok antidepresan ilaç, bu beyin kimyasallarının dengesini yeniden sağlamaya yardımcı olarak etki eder.

Depresyon, hayattaki önemli olaylardan da kaynaklanabilir. Sevilen birini kaybetmek, boşanmak veya işini kaybetmek duygusal olarak bunaltıcı olabilir.

Bu tür olaylardan sonra üzüntü hissetmek normal olsa da, bazı bireyler için üzüntü geçmez ve depresyona dönüşür. Evlenmek veya çocuk sahibi olmak gibi olumlu yaşam değişiklikleri bile, hassas bireylerde depresyonu tetikleyebilecek strese yol açabilir.

Sağlık sorunları da bir diğer faktördür. Diyabet, kanser veya kalp hastalığı gibi kronik hastalıklar depresyon riskini artırabilir. Bu durum, hem fiziksel rahatsızlıktan hem de ciddi bir rahatsızlığı yönetmenin duygusal yükünden kaynaklanabilir. Bu hastalıkları tedavi etmek için kullanılan bazı ilaçlar da zihin halini etkileyebilir.

Sosyal izolasyon da önemli bir tetikleyicidir. Kendini yalnız hisseden veya güçlü bir sosyal desteğe sahip olmayan bireylerin depresyona girme olasılığı daha yüksektir.

Son olarak, çocukluk çağı travması zihin sağlığı üzerinde uzun süreli etkilere sahip olabilir. Çocukken istismara, ihmale veya istikrarsız ev ortamına maruz kalan bireyler, hayatlarının ilerleyen dönemlerinde depresyona yakalanma riski daha yüksektir.

Araştırmalar, erken yaşta yaşanan travmanın beynin gelişimini değiştirebileceğini ve yetişkinlikte stresle başa çıkmayı zorlaştırabileceğini gösteriyor.

Özetle majör depresif bozukluk genetik, biyolojik, çevresel ve psikolojik faktörlerin bir karışımıyla tetiklenebilir.

Herkesin depresyon deneyimi farklıdır ve bir bireyde depresyonu tetikleyen şey, bir başkasında aynı şekilde etkili olmayabilir. Bu tetikleyicileri anlamak, daha iyi tedavi ve önleme yolunda önemli bir adımdır.

Paylaşın

Depresyon Ve Kaygı İçin Doğal Çözümler

Kaygı ve depresyon, günümüz dünyasında bireylerin karşılaştığı ve bunaltıcı, yorucu, hatta umutsuz hissettirebilen, en yaygın zihin sağlığı sorunlarından ikisidir.

Haber Merkezi / Birçok birey ilaç veya terapide çözüm ararken, bazı bireyler de zihin sağlıklarını desteklemek için daha doğal yollar aramaktadır.

Peki, bilim doğal çözümler hakkında ne diyor?

Egzersiz: Haftada 3 – 5 kez 30 dakikalık yürüyüş, koşu veya yoga gibi aktiviteler, endorfin salgısını artırarak kaygı ve depresyonu hafifletebilir. Yoga ve meditasyon, zihni sakinleştirmede özellikle etkili yönetmlerdir.

Sağlıklı beslenme: Omega-3 yağ asitleri (balık, keten tohumu gibi), B vitamini (tam tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler gibi) ve magnezyum (badem ve ıspanak gibi) içeren besinler zihin halini destekler. Şeker ve işlenmiş gıdalardan uzak durmak da sorunun çözümünde faydalı olabilir.

Uyku düzeni: Her gece 7 – 9 saat uyumak, stres hormonlarını dengelemeye yardımcı olur. Uyku öncesi ekran süresini azaltmak ve rahatlatıcı bir rutin oluşturmak (örneğin, bitki çayı içmek gibi) etkili olabilir.

Bitkisel destek: Sarı kantaron depresyon için, lavanta veya papatya çayı kaygı için kullanılabilir. Ancak bu içecekler ilaçlarla etkileşime girebileceğinden doktora danışılmalıdır.

Meditasyon ve nefes egzersizleri: Günde 10 – 15 dakika mindfulness meditasyonu veya derin nefes egzersizleri (örneğin, 4 – 7 – 8 tekniği) kaygıyı azaltabilir.

Sosyal bağlantılar: Aile ve arkadaşlarla vakit geçirmek, duygusal destek sağlayarak zihin halini iyileştirebilir.

Doğa ile zaman geçirme: Ormanda yürüyüş veya açık havada vakit geçirmek, stresi azaltmada etkili olabilir.

Not: Bu yöntemler destekleyici olup, ciddi kaygı veya depresyon belirtileri varsa bir psikolog veya psikiyatriste başvurulmalıdır. Ayrıca, bitkisel takviyeler veya diyet değişiklikleri öncesi doktor onayı almak önemlidir.

Paylaşın

Kötü Beslenme Depresyona Neden Olabilir

Yeni bir araştırma, doğru ve dengeli beslenmenin depresyon belirtilerini önemli ölçüde azalttığı, sağlıksız beslenme alışkanlıklarının ise depresyon riskini artırdığını ortaya koydu.

Haber Merkezi / Science World Report’ta yayınlanan araştırmada, orta ila şiddetli depresyondan muzdarip 67 bireyin verileri incelendi.

Katılımcılar iki gruba ayrıldı: İlk gruba sosyal destek verildi ancak yapılandırılmamış beslenme ile devam edildi, ikinci gruba ise sebze, meyve, yağsız etler ve diğer temel besinler açısından zengin kontrollü beslenme planı uygulandı

Birkaç hafta sonra, ikinci gruptaki depresyon belirtileri yüzde 30 azalırken, ilk grupta yalnızca yüzde 8’lik bir iyileşme görüldü.

Araştırmanın sonucuna ilişkin konuşan uzmanlar, psikolojik sağlığın yalnızca sosyal veya çevresel faktörlerden değil, aynı zamanda günlük olarak beslenmeden de etkilendiğini söylüyorlar.

Columbia Üniversitesi’nden Dr. Drew Rems, sıklıkla fast food veya işlenmiş gıdalar tüketen kişilerin depresyon yaşama riskinin yüzde 60-80 daha yüksek olduğunu belirtiyor. Dr. Rems, “Tersine, besleyici bir tüketime bağlı kalmak bu riski aynı oranda azaltabilir” diye ekliyor.

Araştırmanın temel sonucu, sağlıklı bir beslenmenin sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel dengeyi de desteklediğidir. Uzmanlar, günlük beslenme alışkanlıklarının gözden geçirilmesini ve psikolojiyi düzenleyen besinlerin düzenli olarak tüketilmesini öneriyor.

Sağlıklı yiyecekler tüketmenin yanı sıra, beslenme düzenine, porsiyon boyutlarına ve gıda kalitesine de dikkat edilmesi gerekiyor.

Psikolojik dengeyi korumak için günlük olarak meyve, yapraklı yeşillikler, omega-3 açısından zengin besinler, süt ürünleri ve doğal antioksidanlar tüketilmesi öneriliyor. Bu arada, şekerli atıştırmalıklar, fast food ve aşırı işlenmiş ürünler sınırlandırılması tavsiye ediliyor.

Depresyon ve strese bağlı hastalıklar dünya genelinde yayılmaya devam ederken, beslenmeye dayalı yaklaşımlar duygusal dayanıklılığı ve uzun vadeli refahı desteklemenin etkili bir yolunu sunabilir.

Paylaşın

Kadınlarda Depresyonun Uyarı İşaretleri

Klinik depresyon, bir kişinin nasıl hissettiğini, düşündüğünü ve günlük aktivitelerini nasıl idare ettiğini etkileyen ciddi bir ruh sağlığı durumudur. Araştırmalar, kadınların depresyon yaşama olasılığının erkeklerden neredeyse iki kat daha fazla olduğunu göstermektedir.

Haber Merkezi / Bu fark sadece hormonlarla ilgili değildir; aynı zamanda yaşam deneyimleri, sosyal roller ve kadınlara duygularla başa çıkmanın nasıl öğretildiğiyle de ilgilidir. Kadınlarda depresyon belirtilerini tanımak erken destek ve tedaviye yardımcı olabilir.

Kadınlarda klinik depresyonun en yaygın belirtilerinden biri devam eden üzüntü veya geçmeyen düşük ruh halidir. Bu sadece kötü bir gün geçirmekle ilgili değildir; en az iki hafta veya daha uzun süren derin bir boşluk veya umutsuzluk hissidir.

Kadınlar daha kolay ağlayabilir veya duygusal olarak daha uyuşuk hissedebilir. Bazı kadınlar, hobiler, sosyalleşme veya hatta yemek yeme ve uyku gibi eskiden zevk aldıkları şeylere olan ilgilerini kaybedebilirler.

Yorgunluk bir diğer önemli belirtidir. Depresyonu olan birçok kadın, dinlendikten sonra bile sürekli yorgun hissettiğini söyler. Araştırmalar, depresyonu olan kişilerin beyin kimyasında enerji seviyelerini, motivasyonlarını ve konsantre olma yeteneklerini etkileyen değişiklikler olduğunu göstermiştir.

Uyku ve iştahta değişiklikler de yaygın belirtilerdir. Bazı kadınlar çok fazla uyurken, bazı kadınlarda uykuya dalamaz veya çok erken uyanabilir. İştah da değişebilir; bazı kadınlar yemeğe olan ilgisini kaybederken, bazı kadınlarda daha fazla yemek yer.

Suçluluk veya değersizlik duyguları depresyonlu kadınlarda özellikle güçlüdür. Kendilerinin suçu olmayan şeyler için kendilerini suçlayabilir veya başkalarına yük olduklarını hissedebilirler. Araştırmalar, kadınların erkeklere oranla stresi içselleştirme ve kendilerini suçlama olasılıklarının daha yüksek olduğunu, bunun da kadınlarda depresyon oranlarının daha yüksek olmasını kısmen açıklayabileceğini gösteriyor.

Başka bir işaret artan kaygıdır. Depresyonu olan birçok kadın aynı zamanda kaygılı düşünceler de yaşarlar. Bazı araştırmalar, kadınların erkeklerden daha çok depresyon ve kaygı karışımına sahip olma olasılığının olduğunu gösteriyor; bu da durumu fark etmeyi veya tedavi etmeyi zorlaştırabilir.

Sinirlilik ve öfke de belirtiler olabilir, depresyon genellikle sadece üzüntü olarak düşünülse de. Kadınlar, küçük sorunlar karşısında dahi bunalmış hissedebilirler. Bu durum, ilişkilerde stres yaratabilir ve suçluluk duygularına yol açabilir, bu da depresyonu derinleştirir.

Depresyon, bazı durumlarda, normal tedavilere yanıt vermeyen baş ağrısı, mide sorunları veya vücut ağrıları gibi fiziksel belirtilere neden olabilir. Bunlar duygusal sıkıntıdan kaynaklansalar bile gerçek belirtilerdir. Araştırmalar, kadınların bu fiziksel semptomları bildirme olasılığının erkeklerden daha yüksek olduğunu gösteriyor ve bu da bazen teşhislerin atlanmasına veya yardımın gecikmesine yol açıyor.

Hormonal değişiklikler de rol oynar. Hamilelik, doğum sonrası ve menopoz gibi olaylar ruh halini etkileyebilecek büyük hormonal değişimlere neden olur. Örneğin doğum sonrası depresyon, 7 kadından yaklaşık 1’ini etkiler ve “bebek hüznü”nün çok ötesine geçer. Şiddetli üzüntüye, korkuya ve bebekle bağ kurmada soruna neden olabilir. Erken yardım almak hem anne hem de çocuk için uzun vadeli sorunları önleyebilir.

Paylaşın

Göz Ardı Etmemeniz Gereken Sekiz Depresyon Belirtisi

Depresyonun tek bir gelişme çizgisi yoktur ve durum kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Belirtiler, bir arkadaşla yürüyüşe çıkmak yerine evde kalıp televizyon izlemeyi seçmek gibi hafiften, duş almak için yataktan bile çıkmamak veya sürekli intihar düşünceleri gibi daha şiddetliye doğru kademeli olarak ilerleyebilir.

Haber Merkezi / Kendinizde veya sevdiğiniz birinde depresyon olup olmadığını anlamanıza yardımcı olacak, bazılarını şaşırtıcı bile bulabileceğiniz, görmezden gelmemeniz gereken sekiz depresyon belirtisini aşağıda bulabilirsiniz.

Uyuma Sorunu: Depresyon gün içinde enerjiyi tüketse de, kişi geceleri uyuyamayabilir, Öte yandan, depresyonu olan bazı kişiler ise yataktan çıkmakta zorluk çekebilir ve gün içinde uzun süre uyuyabilir.

Favori aktivitelere ilgi kaybı: Bazı kişiler kendilerini kötü hissettiklerinde keyif aldıkları hobilere yönelir, ancak majör depresyonu olan kişiler bunlardan kaçınma eğilimindedir.

Enerji artışı: İronik olarak, depresyondaki kişiler kendilerine zarar vermek gibi sert bir karar aldıklarında çok daha enerjik olabilirler. Bunun nedeni, bir karara varmış olmanın verdiği rahatlama hissidir.

İştahta değişiklik: Bazı kişiler depresif veya kaygılı olduklarında aşırı yemek yerler, ancak şiddetli depresyonu olan kişilerde genellikle bunun tersi geçerlidir.

Sinirli hissetmek veya sinirli görünmek: Birçok kişide depresyon sinirlilik, sabırsızlık veya kaygı ve endişe ile kendini gösterebilir. Kadınlar özellikle depresyonla birlikte kaygı belirtilerine eğilimlidir. Konsantrasyon güçlüğü de bununla ilişkili bir diğer belirtidir.

Suçluluk duygusu: Aşırı suçluluk veya değersizlik hissetmek de depresyonun bir belirtisi olabilir.

Açıklanamayan fiziksel belirtiler veya değişimler: Beden ve zihin birbirine bağlı olduğundan depresyon, fiziksel yollarla da kendini göstermeye başlayabilir. Örneğin, sürekli baş ağrıları, sindirim sorunları veya açıklanamayan ağrılar.

Kasvetli konularla meşgul olmak: Ciddi şekilde depresyonda olan bir kişinin ölüm ve diğer kasvetli konularla meşgul olabilir.

Paylaşın

Depresyon İlaçları Beyne Zarar Verebilir Mi?

Doktorlar, depresyon sorunu olanlara genellikle benzodiazepin adı verilen ilaçlar tavsiye ederler. Bu ilaçlar kısa vadede oldukça etkili olsa da, uzun süre kullanıldıklarında farklı sorunlara neden olabilirler.

Haber Merkezi / Yakın zamana kadar, benzodiazepinlerin neden olduğu sorunlar iyi anlaşılamamıştı. Ancak, Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi’nden araştırmacılar, soruna ışık tutan önemli bir keşifte bulundular.

Araştırmacılar, anksiyete ve uyku bozukluklarını tedavi etmek için kullanılan benzodiazepinlerin uzun süreli kullanımının sinaps kaybına yol açabileceğini keşfettiler. Beyin, sinir hücreleri arasında karmaşık bir bağlantı ağı gibi çalışır ve bu bağlantılara sinaps denir.

Benzodiazepin uzun süre alındığında, mikroglia adı verilen ve beyin hücrelerinde bulunan bir proteine ​​bağlanır. Bu proteine ​​translokatör protein veya TSPO denir. İlaç TSPO’ya bağlandığında, mikrogliayı aktive eder.

Mikroglia, bir kez aktive edildiğinde, sinapsları parçalamaya ve temizlemeye başlar, bu da sinir hücreleri arasındaki bağlantı sayısını azaltır. Sinaps kaybı özellikle yaşlı yetişkinlerde, hafıza sorunlarına yol açabilir ve bunama gibi rahatsızlıkların riskini artırabilir.

Araştırmacılar, enzodiazepinlerin beyni nasıl etkilediğini daha iyi anlamak için fareler üzerinde bir deney gerçekleştirdiler. Farelere birkaç hafta boyunca diazepam (genellikle valium olarak bilinir) adı verilen bir benzodiazepin ilacını verdiler. Araştırmacılar, bu süre zarfında farelerin beyinlerindeki değişiklikleri izlediler.

Araştırmacılar, farelerin sinapslarını kaybetmeye başladıkça hafıza sorunları belirtileri göstermeye başladıklarını fark ettiler. Araştırmacılar ayrıca, ilacı bırakmanın bu etkilerden bazılarını tersine çevirmeye yardımcı olabileceğini buldular.

Araştırma ne anlama geliyor?

Araştırma, benzodiazepinlerin uzun süreli kullanımının, özellikle yaşlı yetişkinler için neden zararlı olabileceğine dair daha net bir açıklama sağlaması bakımından önemlidir. Ancak bu, benzodiazepinler kötü olduğu anlamına gelmez. Benzodiazepinler, doğru ve kısa süreli kullanıldığında anksiyete ve uyku bozuklukları gibi depresyon sorunlarının tedavisinde oldukça etkilidir.

Paylaşın

Depresyon İçin Manyetik Terapiyi Denemeli Misiniz? İşte Bilmeniz Gerekenler

Bazen üzgün, stresli veya yalnız hissetmek yaygın ve normal bir durumdur. Ancak bu tip belirtiler iki hafta veya daha uzun süre devam eder ise, günlük yaşamı olumsuz etkilemeye başlayabilir.

Haber Merkezi / Çoğu depresyon türü, terapi, ilaç veya her ikisinin bir kombinasyonu ile tedavi edilebilirken, bazı kişiler de tedavi edilemiyor.

Tekrarlayan Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS), tedavi edilemeyen bu depresyon türleri için bir tedavi yöntemidir. TMS, beyin sinir hücrelerini uyarmak için manyetik alanlar kullanır.

Tekrarlayıcı: TMS tedavileri beyin hücrelerini uyaran bir dizi manyetik darbe gönderir.

Transkraniyal: TMS cihazı başın dışına dokunur ve darbeleri kafatası veya kranyumdan yönlendirir.

Manyetik: Cihazdaki elektrik akımı manyetik alan yaratır.

Uyarılma (Stimülasyon): Manyetik alan, cihazın altında bulunan beyin bölümündeki sinir hücrelerini uyarır.

Manyetik terapi diğer depresyon tedavileriyle birleştirilebilir mi?

TMS’yi depresyon için tek başına bir tedavi olarak alabilirsiniz. Ya da sağlık uzmanınız, TMS tedaviniz sırasında veya sonrasında ilaç, terapi ve yaşam tarzı değişikliklerine devam etmenizi önerebilir.

TMS tedavisi sırasında neler bekleyebilirim?

Tedaviye başlamadan önce, TMS ekibinin bir veya daha fazla üyesiyle görüşeceksiniz. Ayrıntılı bilgi verdiğinizden emin olun:

Kişisel veya ailede nöbet öyküsü,
Geçmişte baş yaralanmaları, beyin sarsıntıları veya bilinç kaybı,
Beyin tümörü veya felç öyküsü,
Herhangi bir implante tıbbi cihaz,
Vücudunuzda, özellikle baş veya boyun bölgesinde herhangi bir metal var mı?,
Tüm reçeteli ve reçetesiz ilaçlar, vitaminler ve takviyeler,
Alkol veya diğer maddelerin kullanımı.

Bir tedavinin ne kadar süreceği, belirli protokolere bağlı olacaktır. Çoğu TMS seansı 3 ila 40 dakika arasında sürmektedir. Tedaviler genellikle haftada 5 gün, 4 – 6 hafta boyunca tekrarlanır.

Başlamadan önce bir akıl hastalığı uzmanı sizinle kişiselleştirilmiş tedavi planınızı görüşecektir.

Manyetik terapinin yan etkileri nelerdir?

Manyetik cihazın yerleştirildiği yerde hafif baş rahatsızlığı,
Tedavi sırasında kafa derisi veya yüzde karıncalanma veya seğirme,
Hafif baş ağrısı, baş dönmesi veya sersemlik.

Manyetik terapi depresyonda ne kadar sürede işe yarar?

Her kişi TMS terapisine farklı şekilde yanıt vermektedir. Ve kullanılan protokole bağlı olarak belirti rahatlamalarında farklılıklar olabilir.

Paylaşın