AFAD Duyurdu Can Kaybı 38 Bin 44’e Yükseldi

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), 11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerinde hayatını kaybedenlerin sayısının 38 bin 44’e yükseldiğini açıkladı.

Haber Merkezi / Yaralı sayısını 108 bin 68 olarak açıklayan AFAD, yıkılan bina sayısının da mevcut tespitlere göre 6 bin 444 olduğunu duyurdu.

AFAD tarafından yapılan açıklamada da depremin ardından geçen 12 günde toplam 4 bin 734 artçı sarsıntı olduğu belirtildi.

AFAD’dan yapılan açıklama şöyle:

“06.02.2023 tarihinde Kahramanmaraş ili Pazarcık merkezli 7.7 büyüklüğünde ve Elbistan Merkezli 7.6 büyüklüğünde iki deprem meydana gelmiştir. Depremlerin ardından 4.734 artçı deprem meydana gelmiştir.

Alınan son bilgilere göre Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ illerinde toplam 38.044 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.

Bölgede AFAD, PAK, JAK, JÖAK, DİSAK, Sahil Güvenlik, DAK, Güven, İtfaiye, Tahlisiye, MEB, STK’lar ve uluslararası arama kurtarma personelinden oluşan toplam 29.160 arama kurtarma personeli görev yapmaktadır. Dışişleri Bakanlığı ile yapılan görüşmeler neticesinde diğer ülkelerden gelen ve görevi devam eden arama kurtarma personeli sayısı 11.488’dir.

Ayrıca AFAD, Emniyet, Jandarma, MSB, UMKE, Ambulans Ekipleri, Yerel Güvenlik, Yerel Destek Ekipleri ve 9.908 gönüllü dahil olmak üzere, sahada görevlendirilen saha personel sayısı ile birlikte bölgede görev yapan toplam personel sayısı 264.389’dur.

Afet bölgesine başta ekskavatör, çekici, vinç, dozer, kamyon, arazöz, treyler, greyder, vidanjör vb. iş makineleri olmak üzere toplam 12.600 araç sevk edilmiştir.

Afet bölgelerine 38 Vali, 160 Mülki İdare Amiri, 19 AFAD üst yöneticisi ile 68 il müdürü görevlendirilmiştir. Ayrıca, uluslararası yardımların koordinasyonu için 12 büyükelçi ve 16 Dışişleri Bakanlığı personeli bölgede görevlendirilmiştir.

Bölgeye, personel ve malzeme sevkiyatı için hava köprüsü kurulmuştur. Hava Kuvvetleri, Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığı ve Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlı 121 helikopter ve 78 uçak görev yapmakta olup bugüne toplam 7.940 sorti yapılmıştır.

Bölgeye personel, malzeme sevkiyatı ve tahliye amacıyla Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 24, Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından 2 olmak üzere toplam 26 gemi görevlendirilmiştir.”

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Türkiye İçin Yardım Çağrısı

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ile 7,6 şiddetindeki depremlere ilişkin Birleşmiş Milletler’den Türkiye için bir milyar dolarlık acil yardım çağrısı geldi.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, yaptığı yazılı açıklamada, son yüzyıldaki en yıkıcı depremlerden birinin Türkiye’yi vurduğu belirtilerek, BM’nin Türk halkı için bir milyar dolarlık bir insani yardım çağrısı başlattığını belirtildi.

Açıklamada, üç aylık bir dönemi kapsayan insani yardım için sağlanacak finansmanla yaklaşık 5 milyon 200 bin kişiye yardım edileceği kaydedildi.

Sağlanacak bir milyar dolarlık finansmanla, Türkiye’deki yardım kuruluşlarının, gıda güvenliği, koruma, eğitim, su ve barınma dahil olmak üzere bir dizi alanda hükümet liderliğindeki yardım çabalarına hayati desteği hızla arttırmasına imkan tanınacağı kaydedildi.

Guterres, yaptığı yazılı açıklamada ayrıca Türkiye’nin, dünyada en fazla sayıda mülteciye evsahipliği yaptığı ve Suriyeli komşularına yıllardır büyük bir cömertlik gösterdiği belirtildi.

Açıklamanın devamında, “Şimdi dünyanın Türkiye halkına destek olma zamanı. İhtiyaçlar çok büyük, insanlar acı çekiyor. Kaybedecek zaman yok. Uluslararası toplumu, zamanımızın en büyük doğal afetlerinden birine yanıt olarak bu kritik çabayı hızlandırmaya ve tam olarak finanse etmeye davet ediyorum” ifadelerine yer verildi.

AFAD: Ölü sayısı 36 bin 187’ye çıktı

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı (AFAD) 6 Şubat’ta gerçekleşen depremlerin ardından ölü sayısının 36 bin 187’ye çıktığını duyurdu.

Depremlerin ardından 4 bin 323 artçı depremin meydana geldiğini açıklayan AFAD, bölgeden tahliye edilen kişi sayısını ise 216 bin 347 olarak açıkladı.

Paylaşın

Deprem Bölgelerinde Yaşayan Seçmenler Nasıl Oy Kullanacak?

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler 11 ilde büyük yıkıma neden olurken, deprem bölgelerinde yaşayan seçmenlerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde nasıl oy kullanacakları da merak edilen sorular arasında.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, bu soruya maddeler halinde yanıt verdi. Erkek’in sosyal medya hesabından yaptığı depremzedelerin oy kullanmasına ilişkin açıklamaları şöyle:

“Öğrencilerimizin oy kullanabilmesi için 14 Şubat’a kadar adres kaydı yaptırması gerektiğine ilişkin bir söylenti dolaşıyordu, DOĞRU DEĞİLDİR. Seçim takvimi başlayıp da seçmen kütükleri askıya çıkana dek her an MERNİS’e kayıtlı adresler değiştirilebilir.

Seçim Kanununda geçen yıl yapılan değişiklikle YEREL SEÇİMİN başlangıcından 3 ay önceki seçmen kayıtlarının esas alınacağı hükme bağlandı. Bu kural MİLLETVEKİLİ ve CUMHURBAŞKANI seçimlerinde uygulanmaz!

Vatandaşlarımız YSK tarafından seçim takviminin yayınlandığı güne ve sonrasında seçmen listelerinin askıda kalıp ilan edileceği süre sonuna kadar oy kullanacakları yer adreslerini güncelleyebilirler.

Adres güncellemeleri, nüfus müdürlüklerine bizzat başvuru veya e-devlet üzerinden yapılabilir. Askı süresinde bu işlemin dışında ayrıca ilçe seçim kurullarına başvuru gerekecektir. Bu başvurulara göre seçmen listeleri şekillenecektir.

Yurtta kalan öğrenciler seçmen kütüklerinin askıda olacağı 2 haftada, yurtlarından alacakları belge ve okullarından alacakları öğrenci belgesiyle; – Önce nüfus müdürlüğüne, – Oradan alacağı belgeyle ilçe seçim kurula başvurarak yurtlarının olduğu ilde oy kullanabilirler.

Yurtlar kapalı olduğuna göre öğrenciler için de adres kayıt sistemindeki bir adresi ikamet adresi olarak göstermek gerekecek. Yeni düzenleme ile adresi kapandığı için adres kayıt sisteminde görünmeyenler, en son geçerli adreslerinde seçmen listelerine eklenecekler.

YSK henüz, depremzedelerin oy kullanmasında nasıl bir yol izleyeceğine ilişkin karar almadı. Bu konuyu da yakından takip ediyor, seçmenlerin oy kullanmasının güvence altına alınması için önerilerimizi oluşturuyoruz.

Kendi sandığından başka sandıkta görev yapan sandık kurulu başkan, üyeleri ve diğer görevlilerin kendi sandıklarında isimlerinin karşısına “oy kullanamaz” şerhi düşülür, görevli olduğu sandık seçmen listesine ismi eklenir. Böylece bunların mükerrer oy kullanmaları önlenir.

Ayrıca kısıtlı, hükümlü, kamu hizmetinden yasaklı, silah altında bulunan erler, onbaşılar, kıta çavuşları ve askeri öğrencilerin isimlerinin bulunduğu sandık seçmen listelerine de “oy kullanamaz” şerhleri düşülür.  Hem seçim öncesi hem seçim esnası hem de seçim sonrasında her bir oya sahip çıkacağız. Kimse merak etmesin!”

Paylaşın

AFAD Açıkladı: Can Kaybı 36 Bin 187’ye Yükseldi

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), 11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş merkezli depremlerde can kaybının 36 bin 187’ye, yaralı sayısının ise 108 bin 68’e yükseldiğini duyurdu.

Haber Merkezi / AFAD açıklamasında depremden etkilenen illerden 216 bin 347 afetzedenin tahliye edildiğini bildirdi.

Bölgede AFAD, PAK, JAK, JÖAK, DİSAK, Sahil Güvenlik, DAK, Güven, İtfaiye, Tahlisiye, MEB, STK’lar ve uluslararası arama kurtarma personelinden oluşan toplam 29 bin 944 arama kurtarma personeli görev yapıyor.

Ayrıca AFAD, Emniyet, Jandarma, MSB, UMKE, Ambulans Ekipleri, Yerel Güvenlik, Yerel Destek Ekipleri ve 9 bin 908 gönüllü dahil olmak üzere görevlendirilen saha personel sayısı ile birlikte bölgede görev yapan toplam personel sayısı 253 bin 16.

Dışişleri Bakanlığı ile yapılan görüşmeler neticesinde diğer ülkelerden gelen ve görevi devam eden arama kurtarma personeli sayısı 11 bin 488.

Afet bölgesine başta ekskavatör, çekici, vinç, dozer, kamyon, arazöz, treyler, greyder, vidanjör vb. iş makineleri olmak üzere toplam 12 bin 513 araç sevk edildi.

Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler Başta Kahramanmaraş olmak üzere Gaziantep, Osmaniye, Malatya, Adıyaman, Adana, Kilis, Diyarbakır, Elazığ ve Şanlıurfa’da yıkıma neden olmuştu.

AFAD: 10 bin lira tutarındaki ‘Hane Başı Destek Ödemeleri’ başladı

AFAD, Kahramanmaraş merkezli depremlerde konutları hasar gören depremzedelere yönelik verilecek 10 bin lira tutarındaki ‘Hane Başı Destek Ödemeleri’nin başladığını duyurdu.

Konuyla ilgili AFAD’dan yapılan yazılı açıklamada, hasar tespit çalışmalarının sahada devam ettiği, çalışmalar sonuçlandıkça ödemelerin yapılacağı bildirildi. Ödemelerin AFAD, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü iş birliği ile kesinleşmemiş hasar tespit verileri üzerinden alınan ikametgah verisi dikkate alınarak gerçekleştirildiği belirtildi.

Şu ana kadar 337 bin 933 hanede hasar tespitinin tamamlanarak ödemelere başlandığı duyuruldu.

Ödemeler için e-Devlet’ten başvuru yapıldığı ve başvuru şartı aranmadığı belirtildi. Destek ödemelerinin Ziraat Bankası’nda hesabı bulunan vatandaşların doğrudan hesabına, hesabı bulunmayanların ise TC kimlik numaralarına yapılacağı kaydedildi.

TPD: Ankara’ya gelmiş depremzedelere ücretsiz psikososyal destek veriyoruz

Türkiye Psikologlar Derneği (TPD), Ankara’ya ulaşmış depremzedeler için ücretsiz psikososyal destek çalışmalarına başladığını duyurdu.

Bakan Kurum: 30 bin konutun inşasına Mart ayı itibarıyla başlanılacak

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, depremden etkilenen bölgelerde inşa edilecek kalıcı konutlar için yeni yerleşim alanlarının düşünüldüğü ve konu hakkında çalışmalar yapıldığını söyledi.

Hürriyet gazetesine konuşan Kurum, “kalıcı konutlar yeni yerlere mi, yıkılan yerlere mi yapılacak?” sorusuna şu yanıtı verdi:

Yeni yerleşim alanlarını çalışıyoruz. Bölgeyi inceledim. İki gün önce Hatay’ı tamamladık, Maraş’ı tamamladık. Diğer yerleri de çalışıyoruz. Belediyelerimizin, milletvekillerimizin, sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerin de fikirlerini alıyoruz.

Teknik olarak en doğru yere, en doğru zemine, yerleşim yerinin fay hattına olan mesafesine bakmak suretiyle bu tespitleri yapıyoruz. Ardından zemin etütleri yapılacak. Onların bir kısmı da başlatıldı. En doğru yeri ve zemini bulmak ve şehrin büyüme öngörüsünü de gözetmek suretiyle proje çalışmaları başlatıldı.

Kurum, 30 bin konutun inşasına Mart ayı itibarıyla başlanılacağını da sözlerine ekledi:

Mart ayı itibarıyla 30 bin konutun inşa sürecini başlatacağız. Bu arada hasar tespiti biten yerlerden de ağır hasarlı, yıkılmış, acil yıkılacak yapılar varsa bunlar yıkılacak, enkazı temizlenecek ve önümüzdeki birkaç ay içerisinde bu inşa sürecini eşzamanlı olarak tüm il ve ilçelerimizde, köylerimizde başlatmış olacağız.

Daha önce Elazığ’da, Malatya’da, İzmir’de nasıl aksiyon aldıysak burada da devletimizin tüm imkânlarıyla hızlı bir inşa sürecini yürüteceğiz. Vatandaşımızın bir saat, bir dakika bile daha az mağduriyeti olabilmesi amacıyla çalışmalarımızı yürüteceğiz.

Paylaşın

Kahramanmaraş Merkezli Depremler: Rant Kapısı Mı Aralanıyor?

Prof. Dr. Özgür Orhangazi, depremde rant odaklı politikaların bir sonucu olarak ortaya çıkan yıkımın, yeni bir rant fırsatı olarak görüldüğüne işaret ederken, İnşaat Mühendisleri Odası İkinci Başkanı Nusret Suna da Türkiye’de müteahhit sayısının son verilere göre 460 bine ulaştığını söylüyor.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası eski Başkanı Cemal Gökçe de “Tekrar acele yapıp kötü yapmaktansa belli bir planlama çerçevesinde doğru bir yapı yapmak önemli. Yoksa acele diyerek insanlara hoş görünmenin anlamı yok” diyor.

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Sami Teymurtaş’a göre de direkt ‘biz inşaata başlıyoruz’ diyen bir çözüm önerisi doğru değil. Bölgede bir an önce mikrobölgeleme çalışması yapılmalı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) merkez binasında gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada deprem bölgesinde mart ayı itibarıyla konut yapımına başlanacağını duyurdu.

Yeni inşa edilecek konutlar ve şehirlerle ilgili hazırlıklara Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve TOKİ tarafından başlandığını söyleyen Erdoğan, “Amacımız bir yıl içinde deprem bölgesinin tamamındaki konut ihtiyacını çözecek sayıda kaliteli ve güvenli yapının inşasını tamamlamak” dedi.

Erdoğan, kademeli olarak birkaç ay içerisinde, inşa edilecek tüm konutların yapımına geçileceğini ifade ederken, inşaatların yapım yerini ise “fay hatlarının uzağı” diye tanımladı.

Peki depremin yıktığı kentlerde yapılaşmanın hemen başlamasının ne gibi riskleri var? Doğru bir planlama için hangi hazırlıklar gerekiyor?

“Süreç katılımcı olmalı”

Şehir planlama, inşaat, deprem ve jeoloji alanında çalışan uzmanlar, yeni inşa edilecek konutlarla ilgili sürecin hızlı ilerlediğine dikkat çekerek, uzun vadeli ve katılımcı olması gereken planlamaların rant siyasetinin bir parçası olmaması gerektiği uyarısı yapıyor.

Öte yandan bölgede inşaat faaliyetlerine hemen başlanması, acele kamulaştırma yapılması ve ihalelerde 21/b bendinin devreye girmesi anlamına geliyor.

Kamu İhale Kanunu’nun 21/b bendine göre doğal afetler, salgın hastalıklar, can ve mal kaybı tehlikesi gibi önceden öngörülemeyen veya yapım tekniği açısından özellik arz eden hallerin ortaya çıkması halinde ihaleler acil bir şekilde pazarlık usulüyle yapılabiliyor.

Pazarlık usulüyle yapılan ihalelerde ihale koşullarına, kime, nasıl ihale verildiğine ilişkin bilgiler kamuoyuyla paylaşılmıyor. İlanı yapılmayan bu ihalelerde ihale dokümanı sadece davet edilen kişilere verilirken, olası usulsüzlüklere karşı şikâyet başvurusu imkânı da ortadan kalkıyor.

“İnşaatı canlandıracak fırsat”

Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Özgür Orhangazi, depremde rant odaklı politikaların bir sonucu olarak ortaya çıkan yıkımın, yeni bir rant fırsatı olarak görüldüğüne işaret ediyor.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan Özgür Orhangazi, Türkiye’de 2000’li yılların başından bu yana muazzam bir inşaat furyasının görüldüğünü belirterek, açıklanan resmi milli gelir rakamlarına göre 1998’den 2021 yılına dek 2,2 trilyon doların inşaat ve gayrimenkul faaliyetlerine gittiğini söylüyor.

Gelinen noktada sürekli inşaat yapmak zorunda olan bir sermayenin biriktiğine dikkat çeken Orhangazi, “Bir senede bu konutları yapmanın muhakkak siyasi nedenleri de var ama iktisadi açıdan baktığımızda da bir fırsat olarak görüldüğü anlaşılıyor” diyor. Deprem bölgesinde bir yandan hafriyat diğer yandan yeni konut ihaleleri olacağını söyleyen Orhangazi, “Bu konutlar TOKİ üzerinden yapılsa dahi TOKİ de sonuçta özel inşaat firmalarına ihale vererek yapıyor. Dolayısıyla yeniden o sektörü de canlandıracak bir fırsat” diye ekliyor.

Bu dönemde 21/b kapsamında kapalı usülde ihalelerin yanı sıra acele kamulaştırmaların da olabileceğine işaret eden Orhangazi, “O kadar çok kaybımız var ki onların sahip olduğu arsalar artık ne olarak geçecek, o daireler, evler ne olacak? Oralardan da belki kamulaştırmalarla bir rant da ortaya çıkacaktır” diyor. Bu tahmini, 20 küsür yıldır görülen ve rantı belli sermaye gruplarına aktarmaya odaklanan politikalar üzerinden yaptığını dile getiren Orhangazi, “Bunun değişeceğine dair herhangi bir emare yok. Tam tersine bu kadar hızlı bir zamanda bu kadar konutu yeniden yapacağız demek, bunu daha da hızlandırarak bu felaket bölgesinde sürdüreceğiz anlamına geliyor” ifadelerini kullanıyor.

“Afet riskine neden olabilir”

Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Pelin Pınar Giritlioğlu da yeni yapıların teknik uzmanlarla birlikte hazırlanacak bir plan dahilinde yapılması gerektiğini söylüyor. Giritlioğlu’na göre bu planlar hazırlanmadan yeni bir afet riskine neden olacak bir çalışma yapılmamalı.

Giritlioğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan yapıların fay hattından uzağa inşa edileceğini söylese de bu bölgenin neresi olacağının önemine işaret ederek, “Çünkü burada artçı sarsıntılar devam ederken bir inşaat faaliyetinin başlaması riskler yaratabilir” diyor.

Sürecin katılımcı bir şekilde planlanması gerektiğini vurgulayan Giritlioğlu, ”Bunun bir rant aracı haline gelmemesi, bu rant siyasetinin bir parçası haline gelmemesini sağlamak gerekiyor” diye konuşuyor

Öte yandan Giritlioğlu, iktidarın öncelikle halkın şu andaki yaşamını olağanlaştıracak adımlara odaklanması gerektiğini vurguluyor.

“Her depremde konut vaadi”

İşin daha acil kısmı olan konteynerlerin nasıl ve nerede yapılacağı, bölgede hayatın nasıl normale döneceği, sağlık ve eğitim hizmetlerinin nasıl tekrar olağanlaştırılacağına dair somut adımların henüz ortada olmadığını dile getiren Giritlioğlu, “Ne yazık ki her depremde olduğu gibi doğrudan müjde olarak sunulan konut vaadi var ortada. Daha önceki depremlerde evlerini kaybetmiş depremzedeler hala konut bekliyorlar. Bunları da hatırlatalım. Bu vaatler veriliyor ama ne yazık ki yerine de getirilmiyor” ifadelerini kullanıyor.

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı’nın (AFAD) il afet azaltma raporlarında depremden etkilenen 10 il için de riskin bilindiğine fakat bunun hazırlığının yapılmadığına işaret eden Giritlioğlu, “Halbuki gerçek anlamda bu işe deprem olmadan odaklanmak ve riskli bölgeleri güçlendirmek gerekiyor. Deprem oluyor, her şey yıkılıyor ve iktidardan gelen tek ses ‘biz size en kısa zamanda konut yapacağız’. Bu her şeyi meşrulaştırmıyor” diye ekliyor.

Anayasa gereği devletin can ve mal güvenliğini temin etme zorunluluğu olduğunu söyleyen Giritlioğlu, ekliyor: “Bunu temin edemiyorsa bunun da gereğini bu konutlar ile zaten yapmak zorundadır. Bunu bir lütuf gibi, bir müjde gibi vermenin bir anlamı yok.”

“Mikrobölgeleme çalışması yapılmalı”

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Sami Teymurtaş’a göre de direkt ‘biz inşaata başlıyoruz’ diyen bir çözüm önerisi doğru değil. Bölgede bir an önce mikrobölgeleme çalışması yapılmalı.

Yerleşime açılması düşünülen boş alanlardaki tüm afet tehlikelerini, yapılaşmış alanlarda ise tüm afet risklerini büyük ölçekli hâlihazır haritalar üzerinde belirleyen çalışmalara mikrobölgeleme adı veriliyor.

Oda olarak 2021 yılında Hatay, Kahramanmaraş ve Osmaniye ile ilgili raporlar hazırladıklarını, bu raporları Cumhurbaşkanlığı, TBMM ve ilgili Valiliklere gönderdiklerini aktaran Teymurtaş, buna rağmen bölgede mikrobölgeleme çalışması yapılmadığını söylüyor.

Bölgedeki zemin koşulları ve yerleşime uygunlukla ilgili jeolojik haritalar yapılmadan yeni bina yapım çalışmasına başlanmasının doğru olmadığını ifade eden Teymurtaş, “Sadece fay hattı değil, zemin koşulları da çok önemli. Biliyorsunuz 300 kilometre ötedeki binalar yıkıldı” diyor. Çalışma yürütülürken yeraltı sularının da dikkate alınması gerektiğini belirten Teymurtaş, “Bu çalışmalar bir plan altlığı olarak çalışılır ve buna uygun bir plan yapılarak orada inşaat yapılabilir. Yoksa tekrar plansız bir çalışma olmuş olur ve bu daha sonra aynı sıkıntıların yaşanmasına neden olabilir” diye konuşuyor.

“Acil ihtiyaçlar öncelenmeli”

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası eski Başkanı Cemal Gökçe de “Tekrar acele yapıp kötü yapmaktansa belli bir planlama çerçevesinde doğru bir yapı yapmak önemli. Yoksa acele diyerek insanlara hoş görünmenin anlamı yok” diyor.

Gökçe’ye göre insanların canlarını kaybettiği dönemlerde bu tip açıklamalar müjde gibi algılanmaktan ziyade rahatsızlık veriyor.

Deprem bölgesinde yaşayanların beslenme ve kalacak sıcak yer gibi acil ihtiyaçları olduğunu söyleyen Gökçe, konut yapımının devletin görevi olduğu ancak şu anda önceliğin acil ihtiyaçlara verilmesi gerektiği görüşünde.

“Yeni yapılar yıkıldı”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın depremde yıkılan binaların yüzde 98’inin 1999 yılından önce yapıldığı açıklamasının doğru olmadığını vurgulayan Gökçe, “Varsayalım ki 99 öncesi yapılmış olan binalar yıkıldı. Peki devletin görevi değil mi? 20 yıldır iktidardalar. O yıkılacak olan yapıları tespit edip onları deprem güvenlikli hale getirmek kimin göreviydi? Bunu söyleyerek ben yapmadım anlayışıyla kendi sorumluluklarını bir tarafa atamazlar” diye konuşuyor.

Deprem güvenliği olmayan yapıların güçlendirilmesi ya da yıkıp yeniden yapılmasının 1999 yılından beri konuşulduğunu ifade eden Gökçe, Erdoğan’ın iddiasının aksine depremde çok sayıda yeni yapının yıkıldığını söylüyor.

“Herkes müteahhit oldu”

Depremde otoyol, köprü, havalimanları gibi altyapı yatırımlarının da zarar gördüğünü hatırlatan Prof. Dr. Özgür Orhangazi ise bu yatırımlarla büyük yatırımcıya rant alanları yaratıldığını; imar aflarıyla ise halkın bu ranttan faydalanmaya sevk edildiğini söylüyor. Rantın ufak parçalarından yararlanmak isteyen herkesin son dönemde müteahhit olduğunu dile getiren Orhangazi, bu sistemin bütün olarak Türkiye gibi bir deprem ülkesi için ne kadar tehlikeli olduğunun görüldüğünü vurguluyor.

İnşaat Mühendisleri Odası İkinci Başkanı Nusret Suna da Türkiye’de müteahhit sayısının son verilere göre 460 bine ulaştığını söylüyor. Bulunduğu ildeki ticaret odasına gidip sicil kaydını yaptıran 18 yaş üstü herkesin müteahhit olabildiğini vurgulayan Suna, inşaatlarda güvenlik ve planlamadan sorumlu olan teknik eleman sayısının ise yetersiz olduğunu aktarıyor.

Bir inşaata bir şef düşmüyor

Suna’nın verdiği bilgiye göre mühendis ya da mimar olması gereken şantiye şefleri Kasım 2022’ye dek toplamda 30 bin metrekareyi geçmeyen beş ayrı yapım işini aynı anda üstlenebiliyordu. Bu tarihten sonra yapılan düzenlemeyle ise yönetmelikte “Şantiye şefleri 1500 metrekareyi geçmeyen dört işi, 4500 metrekareyi geçmeyen üç işi, 7500 metrekareyi geçmeyen iki işi aynı anda üstlenebilir” dendi.

Her inşaatta bir şantiye şefi ve bunun alt kadrolarında teknisyenler, teknik öğretmenler olması gerektiğini vurgulayan Suna ise iş çevreleri bunu maliyet artışı olarak gördüğü için piyasa şartlarını gözeten düzenlemeler yapıldığını, bunun da yapı stokundaki riskleri artırdığını söylüyor. Suna, “Bu inşaatlar niye çöküyor, hiç düşünmüyorlar. Aslında inşaat maliyetinin yanında bu tür ince hesaplar solda sıfır kalır. Hiçbir anlamı yoktur. Ama nedense kar hırsı her şeyin önüne geçiyor” diyor.

Paylaşın

Dünya Sağlık Örgütü: En Kaygı Veren Bölge Suriye’nin Kuzeybatısı

Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye’nin güneyindeki 10 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerin ardından, Suriye’nin kuzeybatısında muhaliflerin elindeki bölgede yaşayan halkın durumundan özellikle endişe duyulduğunu açıkladı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Acil Durum Başkanı Mike Ryan, Cenevre’de düzenlediği basın toplantısında, “Şu anda en büyük kaygı uyandıran bölge Suriye’nin kuzeybatısı” dedi.

Mike Ryan, “Suriye’de hükümetin kontrolundaki alanlarda depremin etkisi önemli ancak oraya hizmet gidiyor ve halka erişim var” dedi ancak ülkenin kuzeybatısındaki durumun farklı olduğuna dikkat çekerek, Suriye’de şunu unutmamalıyız ki 10 yıldır savaş vardı. Sağlık sistemi çok zayıf. Halk çok kötü durumda” diye konuştu.

Suriye’nin kuzeybatısına insani yardım taşınması çabaları 10 yıldan uzun süredir devam eden iç savaş nedeniyle aksıyor. İç savaşın düşmanlıkları, Suriye’de cephe ötesine yardım taşınması için şimdiye kadar en az iki girişimi engelledi ancak gece saatlerinde bir konvoy bölgeye ulaştı.

Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, üst düzey WHO yetkililerinin, depremlerin ardından Şam’a yaptıkları ziyaret sonrasında bölgeye yardım ulaşabilmesini sağlamak için Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat’tan Türkiye ile Suriye arasında daha fazla sayıda sınır geçişini açmasını istediklerini bildirdi.

Esat, Pazartesi günü Suriye’nin kuzeybatısına iki sınır kapısından daha girilmesine izin verdi. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göreyse bu izin çok geç verildi.

Ryan, daha fazla sınır geçişinin açılmasını “her iki tarafın da geri adım atarak halkın ihtiyaçlarına odaklanması” olarak değerlendirdi ve “Çatışmaların sonsuza dek sürdüğü ortamda yeterli sağlık hizmetini sağlamak çoğu zaman mümkün olmuyor” diye konuştu.

Ryan, “Yardımların çok arttığını, acil durum ekiplerinin sevk edildiğini, bir afet anında yapılması gereken her şeyin yapıldığını gördük ancak bunların daha etkili şekilde yürütülmesi için daha barış içinde bir arka plan olmazsa bu çabalar sürdürülebilir olmaz” diye konuştu.

Paylaşın

Depremler: Yıkıma, Öldürücü Yolsuzluk Sebep Oldu

The Guardian gazetesinden Constanze Letsch, 10 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,6  ve 7,6 şiddetindeki depremler ilişkin dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

Constanze Letsch, “Doğal bir afet Türkiye’deki depreme yol açtı. Öldürücü yolsuzluk ise bu kadar çok ölüme sebep oldu” başlıklı yazısında, “İşin kolayına kaçan müteahhitler, daha sonra yıkılan binaları güvenli diyerek sattı. Fakat bunlara izin veren ve denetimleri gevşek tutan yetkililer de bir o kadar suçlu” ifadelerine yer verdi.

Maraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde Türkiye ve Suriye’de yaşanan can kaybının 37 bini aştığını hatırlatan Constanze Letsch, depremlerde yıkılan binaların çoğunun ‘son deprem güvenlik standartları ile uyumlu’ lüks binalar olarak satıldığını hatırlattı.

Constanze Letsch, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu:

“Sorumlu müteahhitlerden bazıları Türkiye’yi terk etmeye çalıştı. Emniyet kurallarını ihlal ettiği iddia edilen 130’dan fazla kişi hakkında gözaltı kararı verildi ve pek çok inşaat şirketi sahibi tutuklandı. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, ‘Hatalı herkesin sorumlu tutulacağına’ söz verdi.

Fakat bu tür bir açgözlülük ve bariz vurgunculuk münferit suçlar değil. Bu binalar, devletin verdiği inşaat izni ve ruhsatları, görünüşte bağımsız olan yapı denetçilerinin imzaları ve inşaat malzemelerinin kalite kontrolünü yapan laboratuvarlardan alınan raporlar olmadan inşa edilemezdi. Bunlar, inşaat ve emlak düzenlemelerinde yapılan, yıkıcı ve tatmin edilemez inşaat sektörünün şişirilmiş büyümesini kolaylaştırmayı amaçlayan değişiklikler olmadan ilerleyemezdi.”

Constanze Letsch, 6 Şubat depremlerinin Türkiye’de ‘bir hükümetin yolsuzluğunu ve kabiliyetsizliğini gözler önüne seren ilk yıkıcı deprem olmadığının’ da altını çizdi. Letsch, “Ancak, AK Parti’nin 20 yılı aşkın bir süredir iktidarda ve hilekarlığı ile ün salan inşaat sektörü ile başa çıkmak, sorumsuz müteahhitleri dizginlemek ve deprem tehlikesi olan ülkedeki tüm yurttaşlara güvenli ve sağlıklı binalar sağlamak için zamanı ve imkanı vardı. Ama yapmamayı seçti. Bilakis, toplumsal ve çevresel maliyetleri ne olursa olsun, ekonomik büyümenin ana motoru olarak devasa altyapı ve inşaat projelerine odaklandı” dedi.

2004 yılından bu yana bu bağlamda ‘inşaat, emlak, yerel yönetim ve konut finansmanı alanında yapılan kapsamlı yasal ve kurumsal reformlar’ hakkında bilgi veren Letsch, kentsel dönüşüm projeleri ile ‘çoğunluğu ötekileştirilmiş ya da yoksul yurttaşlar olmak üzere on binlerce kişinin evlerinden tahliye edildiğini’ fakat söz konusu projelerin ‘evleri depremlere ve diğer afetlere karşı daha dirençli kılmak için çok az şey yaptığını’ kaydetti.

Letsch, “Yerel siyasetçiler ve uzmanlar yıllardır şehirlerin ve kasabaların şiddetli sarsıntılara dayanamayacağı uyarısında bulundu ama sesleri duymazdan gelindi” değerlendirmesini yaptı.

‘Yolsuzluk, nepotizm ve açgözlülük’

Yıllar içinde ‘usulsüzlüklere göz yumularak yapılar üzerindeki tüm uzman denetiminin zayıflatıldığına’ dikkat çeken Letsch, ‘hükümetin bu esnada güvenli ve denetimli yapılar sağlama işinin sorumluluğunu serbest piyasanın güçlerine bıraktığını’ yazdı. Letsch, “Bina denetimleri özelleştirildi, kazanca uzmanlıktan daha büyük öncelik verildi” dedi.

Bu bağlamda pek çok yapının ‘imar affından’ yararlandığını da hatırlatan Letsch, şehir plancısı Buğra Gökçe’nin paylaştığı verilere atıfla, 6 Şubat’ta yaşanan depremlerden etkilenen 294 bine yakın binaya imar affı sağlandığı bilgisini verdi. Deprem olduğunda benzer bir düzenlemenin mecliste onay beklediğini ve can kaybına yol açan binaların kaçının af kapsamında olduğunun henüz net olmadığını kaydeden Letsch, “Eğer bu felaketten sorumlu olanlardan hesap sorulacaksa önce bu yolsuzluk, nepotizm ve açgözlülük ağının çözülmesi gerekiyor” dedi.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Türkiye İçin Acil Fon Çağrısı Yapacağız

10 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş depremlerine ilişkin açıklama yapan Birleşmiş Milletler Sözcüsü Stephane Dujarric, Türkiye’ye için acil fon çağrısının birkaç gün içinde yapılabileceğine işaret etti ancak yardım miktarı konusunda herhangi bir açıklama yapmadı.

Stephane Dujarric, yıkıcı depremler sonrasında bölge genelinde milyonlarca insan hayatta kalma mücadelesi verdiğini, evsiz kaldığını ve dondurucu soğuklarla mücadele etmek zorunda kaldıklarını belirterek,” Ayrıca Türkiye için bir acil durum çağrısı ve fon oluşturmanın son aşamalarındayız” dedi.

Bir gazetecinin Türkiye için acil durum çağrısını ne zaman duyurmayı düşünüyorsunuz? Sorusunu da Dujarric,” Muhtemelen önümüzdeki günlerde mümkün olan en kısa sürede” diye yanıtladı.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun aktardığına göre, Dujarric, deprem felaketi sonrasında da BM’nin bölgedeki yardım çabalarını arttırdığını belirterek,” Sahada olup bitenler açısından hem Suriye’de hem de Türkiye’de acil durum ekiplerini veya yardım operasyonlarını seferber etmeye devam ediyoruz. İnsani çabalar hızla artırılıyor. Enkaz kaldırmak için ağır makine makineleri, tıbbi malzemeler, barınak, ısıtma, gıda ve sanitasyon yardımı dahil diğer öğeler gibi öncelikli ihtiyaçları belirleniyor” dedi.

“Suriye’ye deprem yardımı artarak sürüyor”

BM Sözcüsü Dujarric, Türkiye’den sonra Suriye’deki deprem sonrası ulaştırılan yardımların arttığını belirterek,” Son güncellemelere göre, Uluslararası Göç Örgütü’ne (IMO) ait 11 kamyonluk ilk konvoy ve gıda dışı maddeleri taşımakta olduğumuz iki ek geçişten biri olan kuzeybatı Suriye’ye geçti.

Buna ek olarak, BM Mülteci Yüksek Komiserliği (UNHCR), Uluslararası Göç Örgütü (IMO) ve Dünya Sağlık Örgütü’nden (WHO) tedarik edilen 26 tıbbi yardım malzeme yüklü tır, Türkiye’den kuzeybatı Suriye’ye geçti. Geçiş yapan toplam yardım tırı sayısı 58’e yükseldi” dedi.

Dujarric, Suriye’de depremden etkilenenlerin sayısının 9 milyon kişi olduğunu belirterek, “Yıkıcı depremden, Halep’te 4,2 milyondan fazla kişi, İdlib’de 3 milyondan fazla kişi etkilendi. Suriye’nin Kuzeybatısında 7 bin 400’den fazla bina yıkıldı veya hasar gördü. Suriye’de 465 bin vakaya müdahale etmek için 37 tonlu acil tıbbi malzeme bugün hava yoluyla taşıdı.

Halep’te, UNICEF içme suyu sağlıyor, sığınaklarda ve etkilenen mahallelerde ülke içinde yerinden edilmiş yaklaşık 60 bin kişiye yardım ediyor. Dünya Gıda Programı, şimdiye kadar Halep ve Lazkiye’de 60 bin kişiye hazır sıcak yemek paketleri dağıttı. Deprem sonrasında 70 binden fazla kişi koruma hizmetlerinden yararlandı ve 10 aktif çocuk koruma merkezi ve 15 gezici ekip faaliyet gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Depremler: Erken Uyarı Sistemi Devreye Girebilir Miydi?

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler 10 ilde büyük yıkıma neden oldu. Depremlerde on binlerle ifade edilen can kaybı yaşanırken, 100 bine yakın kişi ise yaralandı.

Peki Kahramanmaraş merkezli ilk depremlerin yıkıcı dalgaları diğer illere ulaşmadan erken uyarı sistemi devreye girebilir miydi?

ABD Jeolojik Araştırma Merkezi ve Avrupa Sismoloji Merkezi’nin yayınladığı bilimsel raporlara göre yapılan hesaplamalar, erken uyarının yıkımdan 20-25 saniye önce Diyarbakır, Adıyaman, Hatay gibi illere yapılabileceğini gösteriyor.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan İstanbul Teknik Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği, Sismoloji Dalı’ndan Prof. Dr. Haluk Eyidoğan’a göre erken uyarı Türkiye’de bazı yerler için çok randımanlı kullanılabilir. Ancak Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı’nın (AFAD) böyle bir çalışması yok.

Deprem olur olmaz devreye giriyor

Erken uyarı sistemi deprem olur olmaz ya da hemen olduktan sonra devreye giren bir sistem.

Deprem olduğu zaman farklı sismik dalgalar üretiyor. Yer kabuğunun fay üzerinde kaymasıyla hissedilen ilk sismik dalga P dalgası olarak adlandırılırken, ardından gelen S dalgası ise asıl yıkıcı etkiye sahip. Erken uyarıda sistem, S dalgasının ne zaman geleceğini hesaplayarak aradaki kilometre farkına göre dalganın vuracağı noktalara vakit kazandırıyor.

Bilimsel verilere göre Pazarcık merkezli 7,7 büyüklüğündeki depremin yıkıcı dalgası ulaşmadan bazı illere haber verilebilir ve kayıplar azaltılabilirdi.

“Yıkıcı dalgalar için 20-25 saniyeleri vardı”

Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, Diyarbakır ve Adıyaman gibi illerin depremin merkez üssünden 100 kilometreden fazla uzakta olduğuna işaret ediyor.

Sistemin uzak iller için uygulanabilirliğine dikkat çeken Eyidoğan, “Doğu Anadolu fayına illeri dik yönde düşündüğümüzde kuzeyde ve güneyde yani Malatya, Elazığ, Kırıkhan-Hatay. Yıkıcı dalgaların gelmesi için 20-25 saniyeleri vardı” diyor.

Eyidoğan, ABD ve Avrupa sismoloji uzmanları tarafından yapılan bilimsel tespitlerde, fayın tamamen kırılmasında geçen sürenin 80 saniye olarak hesaplandığına dikkat çekiyor. Kahramanmaraş-Gaziantep il sınırından başlayan kırılmanın iki taraflı yayıldığını söyleyen Eyidoğan, “Biri Çelikhan’a doğru, Sivrice’ye doğru eğilmiş Doğu Anadolu Fayı üzerinden, diğeri de Kahramanmaraş Gölbaşı üzerinden Hatay’a doğru uzanmış. Son yapılan modellemelere göre fayın boyu 200-250 kilometre boyunda. Yani en az 100 kilometre bir tarafa 100 kilometre diğer tarafa kırılarak uzanmış diyebiliriz. Kırık yürüme çizgisi ise saniyede 2,5 kilometre” bilgisini veriyor.

Eyidoğan, böyle bir deprem için uzaktaki illere erken uyarı verilebileceğini söylüyor.

Deprem istasyonuna bilgi ışık hızıyla geliyor

Haluk Eyidoğan, deprem olduğu anda deprem istasyonuna bilginin ışık hızıyla geldiğini ve sarsıntıyı algılayan sistemin olacak depremi ve bu depremin büyüklüğünü anladığını belirterek “Merkez deprem olduğunu anlar anlamaz der ki önce P dalgası gelecek, o daha hızlı geliyor. Türkiye’de genellikle depremler sığdır. Yani 20-30 kilometreden daha derin değildir. Depremde P dalgası 6 kilometre/saniye hızla gelir. Bu genellikle yıkıcı değildir. İkinci dalga olan S dalgası bunun hemen hemen yarısına yakın hızla, yaklaşık 4 kilometre/saniye hızla gelir” diyor.

Sistemin S dalgasının ne zaman geleceğini ilk uyarıyı alır almaz algıladığını anlatan Eyidoğan, merkez üssüne uzaklık arttıkça S dalgası daha geç geleceği için kazanılan zaman aralığının büyüyeceğini söylüyor. Örneğin deprem merkezi 100 kilometre uzaktaysa yer kabuğu içerisinde ilerleyen S dalgaları o mesafeye yaklaşık 25 saniyede ulaşıyor.

“Türkiye bu konuda uzman yetiştirmeli”

Erken uyarı sisteminin, ona göre tasarlanmış algoritmalar ve teçhizat gerektirdiğini dile getiren Eyidoğan, “Sismograf yüz yıldır kullanılan bir cihaz. Giderek gelişti. Eskiden biz bu cihazları iki üç kişi zor taşıyorduk. Şimdi bilgisayardan hafif, ufacık elimizle alıp bir yere yerleştirebileceğimiz boyuta geldi. Yazılımcılık da çok ilerledi. Yapay zekâ diye bir şey var artık. Dolayısıyla bunlar bizim ülkemizde kullanılabilir. Denenebilir. Bu konularda uzman yetiştirilebilir” diye konuşuyor.

Dünyada erken uyarı sistemi ile ilgili bilimsel çalışmalar uzun süredir devam ediyor. Okyanusta gerçekleşen depremler için merkeze uzaklığa bağlı olarak örneğin Meksika ya da Japonya’da 30 saniyeye kadar bir erken uyarı sistemi söz konusu.

AFAD’ın erken uyarı sistemi yok

Türkiye’de ise AFAD’ın böyle bir çalışması yok.

Kahramanmaraş depremleri sonrası gerek müdahale gerek zararları önleme konusunda eleştiri okları Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı’na çevrilirken, kurumun eski Bilgi Sistemleri ve Haberleşme Daire Başkanı İrfan Keskin’in 2018’de yaptığı bir sunum da kamuoyunda tartışmaya yol açmıştı.

Peki AFAD’ın erken uyarı sistemiyle ilgili bir çalışması yoksa Kasım 2022’de gerçekleştirilen “Çök-Kapan-Tutun” tatbikatında cep telefonlarına gönderilen uyarı mesajı ne anlama geliyordu?

AFAD’ın deprem için bir erken uyarı sistemi olmadığını vurgulayan Eyidoğan, “AFAD diyor ki ya böyle bir sistemimiz olursa, böyle bir uyarı sistemi yaparsak işte böyle yapacağız. Yani size sinyal gelecek. Artık sizin o anda onu algılamanız ne hızda olur, bilmiyorum. Bana mesela o mesaj geç geldi. Bazı arkadaşlara hiç gelmemiş, bazılarına çok geç gelmiş. Yani onunla ilgili bir kere çok randımanlı çalışılması lazım. Ama Türkiye’de bununla ilgili bir uyarı sistemi yok” şeklinde konuşuyor.

Kandili Rasathanesi yürütüyor

İstanbul’da ise erken uyarı sistemi 2002’den beri Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü tarafından uygulanıyor. Bakanlar Kurulu’nun 5 Nisan 2001 tarihli kararıyla İstanbul Deprem Erken Uyarı ve Acil Müdahale Sistemi kurulması kararlaştırıldı ve bu sistem kuruldu. Ancak sistem, deprem merkezine yakınlıktan dolayı ikincil felaketleri önleme odaklı.

Eyidoğan, “İstanbul özelinde bu oldukça zor. Yani İstanbul için kimine göre 7 saniye, kimine göre 5 saniye gibi bir zaman var” diyor. Buna karşı halka yapılacak uyarının çok pratik olmayacağı görüşünü paylaşan Eyidoğan, “Kendinizi daha korunaklı bir konuma koyabilirsiniz. Onu başarabilirsiniz ama bina çökmeme koşuluyla tabi. Yani toptan çökme gibi bir durumla karşı karşıyayız bugün. Yani binlerce bina toptan göçtü” ifadelerini kullanıyor.

“İstanbul için tatbikat yapılmalı”

“O zaman bu uyarıyı doğrudan insana yönelik olarak kullanmaz otomatik sistem. Bunu doğal gazı keser, elektriği keser, gerekirse siren çalınır yerleşim alanında ve bir deprem olduğunu öyle sesle duyurur” diye devam eden Eyidoğan, bunun için de İstanbul’da tatbikat ve bilgilendirme yapılmasının önemine işaret ediyor.

Yine uzaktaki yaşam yerleri için İstanbul depreminde de erken uyarı verilebileceğine işaret eden Eyidoğan, Türkiye’de erken uyarı sisteminin uygulanabilirliğine dikkat çekiyor. Jeofizik mühendisleri işsiz olduğu için üniversitelerde bu bilim dalının artık çok tercih edilmediği bilgisini veren Eyidoğan, bir deprem ülkesi olan Türkiye’de bu konuda uzman yetiştirilmesinin önemine işaret ediyor.

Paylaşın

Depremzedeler İçin Psikolojik Rahatsızlıklar Uyarısı

10 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde on binlerle ifade edilen can kaybı yaşanırken, 100 bine yakın kişi ise yaralandı. Uzmanlar ise, çok sayıda depremzedenin büyük bir travma yaşadığına dikkat çekiyor.

Enkaz altından saatler sonra çıkarılanlar, soğuk ve karanlıkta yakınlarına ulaşmaya çalışanlar, yakınlarını kaybedenler, aile üyelerinin ölümüne tanıklık edenler ve deprem sonrası yaşadıkları bölgenin yerle bir olduğunu görenlerin yaşadıkları travmanın etkisinde kalabileceği belirtiliyor.

Depremin ardından Hatay’da bir sahra hastanesi kuran Hint ordusu bünyesindeki sağlık ekibi, bölgede sağlık sorunlarının arttığı uyarısında bulundu.

Reuters’e değerlendirmelerde bulunan sağlık görevlileri, özellikle Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ve panik atak gibi psikolojik sorunlar yaşayanların arttığını vurguladı.

Hintli ekipten Binbaşı Beena Tiwari, “Başlarda enkazın altından yaralı olarak kurtulan hastaları tedavi ediyorduk. Ancak artık çok sayıda kişi geçirdikleri şokun etkisiyle travma sonrası stres bozukluğu şikayetleriyle bize başvuruyor” dedi. Tiwari, birçok kişinin panik atak yaşadığını da vurguladı.

Uzmanlar çok sayıda depremzedenin büyük bir travma yaşadığına dikkat çekiyor. Enkaz altından saatler sonra çıkarılanlar, soğuk ve karanlıkta yakınlarına ulaşmaya çalışanlar, yakınlarını kaybedenler, aile üyelerinin ölümüne tanıklık edenler ve deprem sonrası yaşadıkları bölgenin yerle bir olduğunu görenlerin yaşadıkları travmanın etkisinde kalabileceği belirtiliyor.

Bir Türk sağlık görevlisi de Reuters’e açıklamasında, “İnsanlar şok döneminden sonra kendilerine gerçekte ne olduğunu yeni yeni idrak etmeye başlıyorlar” dedi.

Enfeksiyon hastalıkları riski

İskenderun’da kurulan hastanenin yöneticisi Yaduvir Singh de enfeksiyon hastalıkları ve üst solunum yolu şikayetleri ile kendilerine başvuran hastaların sayısında artış olduğunu vurguladı.

Depremden sonraki ilk günlerde ameliyatlara yoğunlaştıklarını ancak şu anda hasta profilinin değiştiğini belirten Singh, günlerce enkaz altında kalan pek çok kişi bulunduğuna, hayatta kalan binlerce depremzedenin dondurucu soğukta çadırlarda yaşam mücadelesi verdiğine dikkat çekti.

DSÖ’den 43 milyon dolarlık bütçe

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Türkiye’de düzenli sağlık hizmetlerinin devam edebilmesi ve enkazdan kurtarılanların rehabilitasyonu için 43 milyon dolarlık bütçe ayrıldığını açıkladı.

Örgütün Avrupa Direktörü Hans Kluge, “İhtiyaçlar devasa boyutlarda ve her saat artıyor. Depremden etkilenen her iki ülkede yaklaşık 26 milyon kişinin yardıma ihtiyacı var” dedi.

Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerde ölenlerin sayısı 31 bin 974’e yükseldi; yaralı sayısının ise 50 binin üzerinde olduğu tahmin ediliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın