Kahramanmaraş Depremleri Seçimlerde Erdoğan Üstünde Baskı Oluşturdu

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerde binlerce kişinin hayatını kaybetti. Depremlerin vurduğu 10 ilde üç ay süreyle olağanüstü hal ilan (OHAL) edildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gündeminde, binlerce kişinin öldüğü depremlerin ardından 14 Mayıs’ta yapılacağını ilan ettiği seçimleri erteleme konusunda henüz bir plan değişikliği bulunmuyor.

Fransız haber ajansı AFP, onbinlerce yurttaşın ölümüne neden olan Maraş depremlerinin cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki muhtemel etkilerinin kaleme alındığı bugün yayımlanan haberini “Ölümcül deprem, mayıstaki seçimlerde Erdoğan üstünde baskı oluşturdu” başlığıyla verdi.

Türkiye ve Suriye’de ölenlerin sayısının 15 bini geçtiği belirtilerek başlayan haberde 14 Mayıs’ta yapılması planlanan seçimlerden “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi kariyerinin en büyük sınavı” diye bahsedildi.

Ajans, “Erdoğan, pazartesi yaşanan felaketten önce de bir dizi krizi yatıştırmaya çalışıyordu” ifadelerini kullandı ve cumhurbaşkanının “ekonomiye alışılmışın dışındaki yaklaşımının ülkeyi enflasyonist sarmala sürüklediğini” öne sürdü.

Haberde son yıllarda yaşanan orman yangınları gibi çevre felaketlerinin ve hükümete yönelik yolsuzluk iddialarının iktidara zorluk yarattığı ve Erdoğan’ın da bu yüzden deprem müdahalelerinde atağa geçtiği öne sürüldü.

Ajans, Erdoğan’ın depremden saatler sonra Ankara’da basın açıklaması yaptığını ve felaketin üç günü boyunca ekranlardan halka seslenmeye devam ettiğini belirtti.

Haberde, cumhurbaşkanının depremin en sert vurduğu illerden olan Hatay’daki konuşmasında hükümetin “eksikliklerini” kabul ettiğini ama “böyle bir felakete hazır olunamayacağının” altını çizdiği aktarıldı.

Devamında 1999’daki Gölcük depreminin ardından dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in çok eleştildiği hatırlatıldı ve Erdoğan’ın 2002’de iktidara gelmesinde “daha iyi felaket yönetimi vaadinin” etkili olduğu iddia edildi.

AFP, uzmanların “Erdoğan’ın krizi iyi yönetmesi halinde pozisyonunu güçlendirebileceğini fakat başarısız olursa sonunun Ecevit gibi olabileceğini” söylediklerini aktardı.

Haberde Londra merkezli siyasi risk danışmanlık şirketi Teneo’dan Wolfango Piccoli’nin şu değerlendirmesine yer verildi :

Etkili bir acil durum müdahalesi, Erdoğan’ın liderliğindeki ulusal dayanışma duygusunu tetikleyerek cumhurbaşkanı ve partisini güçlendirebilir. Fakat depremin büyüklüğü hükümete ciddi zorluk yaratacak.

Ajansa konuşan Britanya merkezli Dış Politika Merkezi’nde araştırma görevlisi olan Emre Çalışkan da “Deprem sonrası müdahale başarılı olmazsa, Erdoğan mayıstaki seçimleri kaybedebilir” dedi.

Haberde, Türkiye’nin güneyinde yakınlarını enkazdan kurtaramayan ailelerin hükümete “ateş püskürdüğü” yazıldı ve hayatta kalanların da 24 saatten daha uzun bir süre boyunca devletin yardım görevlilerinin yiyecek ve barınak sağlamasını beklediği öne sürüldü.

Yakınlarını depremde kaybeden analist Gönül Tol, Hatay’da AFP muhabirine görüş verdi ve “Erdoğan iktidarının bu felaketten etkilenmemesi imkansız” dediği aktarıldı.

Ayrıca haberde Tol’un şu ifadelerine yer verildi:

1999’da sivil toplum kuruluşları yardım etmek için yorulmadan çalışmıştı. Bu kez sayıları daha az çünkü Erdoğan 2016’daki darbe girişiminin ardından pek çok sivil toplum kuruluşu üstünde baskı kurdu.

Haberde yer alan fotoğraflardan birinin altındaysa “Önceki afetlerde görünür bir liderlik etmekten kaçınmış olan Erdoğan, bu kez ön planda” ifadeleri kullanıldı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Enkaz Altında En Fazla Ne Kadar Süre Hayatta Kalınabilir?

En az 10 ili etkileyen Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerde can kayıpları artarken, ekiplerin arama kurtarma çalışmaları ise devam ediyor. Kurtarma ekipleri, enkaz altındaki birçok kişiyi sağ çıkarmayı başardı.

Kritik saatlerin ardında kurtarılan kişiler basında genellikle “mucize” diye niteleniyor. Ancak uzmanlar nadir de olsa günler sonra bile hayatta kalabilen depremzedelerin olduğunu söylüyor.

Ancak bu, ne kadar yaralı olduklarına, enkaz altında nasıl kapana kısıldıklarına ve hava koşullarına bağlı.

“7 gün hayatta kalanlar var ama nadir”

Haber ajansı AP’nin aktarımına göre çoğu kurtarma olayı, felaketten sonraki ilk 24 saat içinde gerçekleşiyor. Bundan sonra uzmanlar, hayatta kalma şansının her geçen gün düştüğünü söylüyor.

Suya ve havaya yerişim de göçük altındaki depremzedeler için son derece önemli.

Türkiye ve Suriye’yi etkileyen bu şiddetli depremlerde ise hava koşulları, kurtarma çabalarını olumsuz etkiledi. Sıcaklıklar donma noktasının epey altına düştü.

ABD’deki Massachusetts Genel Hastanesi’nde acil durum ve afet tıbbı uzmanı Dr. Jarone Lee, “Genellikle, 5. ila 7. günden sonra hayatta kalanlar nadiren görülüyor” ifadelerini kullandı.

7 günlük sınırı geçtikten sonra hayatta kalan birçok insan hikayesi de var. Ne yazık ki, bunlar genellikle nadir ve olağanüstü durumlar.

Havanın çok sıcak olması da iyi değil

Öte yandan havanın çok sıcak olması da enkaz altındaki depremzedelerin dayanma gücünü azaltabilir. Zira sıcakta bu kişiler terlemeye ve aşırı ısınmaya başlayabilir.

Auerbach, “Daha fazla su kaybedersiniz” diyor: Birkaç gün boyunca su kaybetmeye devam edemezsiniz.

Ciddi yaralanmalarda ilk saat kritik

Northwestern Üniversitesi Feinberg tıp fakültesinde acil tıp uzmanı Dr. George Chiampas, ezilme yaralanmaları ve uzuv kopmaları gibi durumlardan mustarip kişilerin durumunun en kritik olduğunu belirtti: Onları bir saat içinde, o altın saatte çıkarmazsanız, hayatta kalma şansları gerçekten çok düşük.

Chiampas, devamlı ilaç kullanmak zorunda olanların da şansının hızla düşebileceğini ifade etti.

Haiti ve Nepal’deki depremlerden sonra kurtarma ekiplerinde görev alan Stanford Üniversitesi acil tıp profesörü Dr Paul Auerbach da, “Yaralanma ne kadar ciddiyse, hayatta kalma şansı o kadar az” diye konuştu.

Yaş, fiziksel ve zihinsel durum kritik önemde

Kaliforniya Üniversitesi, San Francisco’dan acil tıp uzmanı Dr. Christopher Colwell, “Gerçekten mucizevi bazı kurtarmalar yaptığımız ve insanların korkunç koşullar altında hayatta kaldığı birçok farklı senaryo oluyor” dedi.

Bu kişiler daha genç insanlar olma eğiliminde veya molozda bir cep ya da hava ve su gibi gerekli şeylere erişmenin bir yolunu bulacak kadar şanslılar.

Bunun yanı sıra zihinsel durum da hayatta kalma şansını etkileyebilir. Chiampas, diğer hayatta kalanlarla veya kurtarma ekipleriyle hiçbir teması olmayan, cesetlerin yanında mahsur kalmış insanların umutlarını yitirebileceğini kaydetti: Yanınızda yaşayan biri varsa, mücadeleye devam etmek için birbirinize yaslanıyorsunuz.

“Mucizeler”

2011 Japonya depremi ve tsunamisinden sonra, bir genç ve 80 yaşındaki büyükannesi, enkazda 9 gün mahsur kaldıktan sonra canlı bulunmuştu. Bundan bir yıl önce de 16 yaşındaki Haitili bir kız çocuğu da 15 gün sonra göçükten kurtarılmıştı.

Auerbach, “İnsanlar 10 gün sonra enkazdan çıkarılan birini gördüğünde ‘Bu bir mucize’ diyor” ifadelerini kullandı: Duygusal açıdan bakıldığında mucize. Ama fizyolojik açıdan mümkün.

Enkazda yapılmaması gerekenler

Enkaz altında hayatta kalma şansını artırmak için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar da var. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) göçük altında yapılmaması gerekenlerle ilgili şunları aktarıyor:

Kibrit ve çakmak yakmayın.
Hareket etmeyin ve toz kaldırmayın.
Ağzınızı ve burnunuzu mendil ya da kıyafetinizle kapatın.
Borulara ya da duvarlara vurarak yerinizi arama kurtarma ekiplerine bildirmeye çalışın ve ıslık çalın.
Bağırmayı son çare olarak kullanın. Çünkü bağırmak tehlikeli boyutlarda toz yutmanıza neden olabilir.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan: Devlet Olarak Tüm Kurumlarımızla Sahadayız

Kahramanmaraş merkezli depremden etkilenen Gaziantep’i ziyaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Deprem anından itibaren devlet olarak tüm kurumlarımızla sahadayız. Hedefimiz 1 yıl içinde yıkılan binaların yerine konutlarımızı zemin artı 2-3-4 olmak üzere yapmak.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Süreci ne yazık ki siyasi istismara dönüştürenler var. Bu istismara benim vatandaşım, halkım asla prim vermeyecektir. Bir taraftan konteyner çalışmalarımız, diğer taraftan yurt dışından gelecek konteynerlerimiz var. Gelecek konteynerleri 10 ile dağıtacağız.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, merkez üssü Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan ve 10 ili etkileyen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerle ilgili incelemelerde bulunmak üzere Antep’e geldi.

Erdoğan, burada yaptığı açıklamada depremde hayatını kaybedenlerin sayısının 14 bin 14’e, yaralı sayısının da 63 bin 794’e yükseldiğini açıkladı.

Erdoğan, şunları söyledi:

“Hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 14 bin 14’e ulaştı. Yaralılarımızın sayısı ise 63 bin 794. Enkaz kaldırma çalışmalarımız yoğun bir gayretle devam ediyor. 6 bin 444 bina yıkıldı.

Hedefimiz 1 yıl içinde binalarımızı yeniden inşa etmek. Hasar tespitle birlikte geçiş süreci için vatandaşlarımıza 10’ar bin lira nakdi yardım yapacağız. Sıkıntıları biraz olsun hafifletelim istiyoruz. Bölgeye gelecek konteynerlerimiz var. 10 ile bunları dağıtacağız. Karavan çalışmalarımız devam ediyor. Bazı bölgelerde de bunlar kullanılacak.

Süreci siyasi istismara dönüştürmek isteyenler var. Benim vatandaşım buna asla prim vermeyecektir. Bugün Meclis’te 3 ay süreyle OHAL kanununun ilanını yapacağız. Ben adımı attım ve Resmi Gazete’de yayımlandı. Bugün Meclis’teki oylamayla OHAL yürürlüğe girmiş olacak. Bu ne getirecek? Bu süreci istismar eden, yolsuzluklar yapan, tefecilere karşı OHAL ile müdahale etme imkanı devlete vermiş olacak. Bazı yerlerde maalesef marketlere, AVM’lere yağmalama çalışmaları oluyor. Bunlara OHAL ile müdahale etme imkanı olacak.

Tüm halkıma hassasiyet gösterdikleri ve bize güvendikleri için teşekkür ediyorum. Şunu endişe etmeyin, bugüne kadar Van’da, Bingöl’de, Elazığ’da, Malatya’da, İzmir’de nasıl atlattıysak aynı şekilde 10 ilimizde de süratle konutlarımızı yapıp sahiplerine teslim edeceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gaziantep’in ardından Kilis ve Osmaniye’yi de ziyaret etmesi bekleniyor.

Paylaşın

Prof. Dr. Ahmet Ercan: Göçük Altında En Az 192 Bin Kişi Kaldı

“Depremden 13,5 milyon kişi, 4 milyon yapıda etkilendi. Göçen yapı 6 bin, olası 11 bin 302’dir” diyen Deprembilimci Prof. Dr. Ahmet Ercan, paylaşımında “6 bin yapı yıkılmış. 4 kat 8 daireden 48 bin daire eder. 4 kişiden 192 bin kişi göçük altında kalmış. 8 bin kişi kurtarılmış. 184 bin kişi göçük altında” tespitlerini ileri sürdü.

Göçük altından kurtarma oranının yüzde 25 olduğunu ifade eden Ahmet Ercan, “Göçük altında kalan 184 bin kişi var. Soğuk -5C. Kalanların ne yazık ki yaklaşık yüzde 5’i canlı kurtarılmayı bekliyor, kapkara umutla” dedi.

Deprembilimci Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan 6 Şubat’ta 10 kentte yıkıma neden olan depremlerin etkisiyle ilgili olarak Twitter hesabından yaptığı paylaşımlarda resmî açıklamalarda yer almayan ciddi öngörülerde bulundu.

Göçük altında en az 192 bin kişi kaldı

“Depremden 13,5 milyon kişi, 4 milyon yapıda etkilendi. Göçen yapı 6 bin, olası 11 bin 302’dir” diyen Ahmet Ercan, paylaşımında “6 bin yapı yıkılmış. 4 kat 8 daireden 48 bin daire eder. 4 kişiden 192 bin kişi göçük altında kalmış. 8 bin kişi kurtarılmış. 184 bin kişi göçük altında” tespitlerini ileri sürdü.

184 bin kişinin yüzde 5’i kurtulur

Göçük altından kurtarma oranının yüzde 25 olduğunu ifade eden Ahmet Ercan, “Göçük altında kalan 184 bin kişi var. Soğuk -5C. Kalanların ne yazık ki yaklaşık yüzde 5’i canlı kurtarılmayı bekliyor, kapkara umutla” dedi.

7,8 büyüklüğündeki depremin Doğu Anadolu Kırığı, irkitilmiş deprem olarak nitelenen 7.7 büyüklüğündeki depremin Süngü Kırığı üzerinde gerçekleştiğini belirten Prof. Dr. Ercan, “İkisinden boşalan gerginlik 550 atom bombasına eşittir” dedi.

Arka plan

Türkiye 6 Şubat sabahı saat 04:17’de, ABD Jeolojik Araştırmalar merkezinin 7,8, Kandilli Rasathanesinin 7,7 büyüklüğünde olduğunu bildirdiği bir depremle sarsıldı. Depremin merkezi, Gaziantep, Nurdağı beldesine 26,2 km, Gaziantep iline 33.6 km, Adana, Bahçe Mahallesine, 40.4 km, Kahramanmaraş, Pazarcık ilçesine 42,1 km, Kahramanmaraş iline 48,6 km mesafede ve yer yüzünden 17,9 km derinlikteydi. Bu depremi yaklaşık şiddetteki birkaç büyük depremin de aralarında olduğu 40’a yakın artçı deprem izledi.

Depremde son “resmî” veriler

Deprem, merkezine yakın belde ve ilçeleri başta olmak üzere Osmaniye, Gaziantep, Kahramanmaraş, Hatay, Adana, Malatya, Diyarbakır, Şanlıurfa, Adıyaman ve Kilis illerinde ağır yıkıma ve can kaybına neden oldu. Lübnan’a kadar hissedilen deprem Suriye’nin İdlib ve Halep kentleri ve ilçelerini de şiddetle vurdu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hatay’da yaptığı açıklamada Çarşamba 18:30 itibariyle “Türkiye genelindeki vefat sayısı 9 bin 57. Hatay’daki vefat sayımız şu an itibarıyla 3 bin 356. Yaralı sayısı ülke genelinde 52 bin 979. Yıkılan bina sayısı 6 bin 444.” dedi.

Paylaşın

Kahramanmaraş Merkezli Depremlerde Can Kaybı 9 Bin 57’e Yükseldi

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), yerel saatle 04:17’de, 7,4 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğini duyurmuştu. AFAD, daha sonra depremin büyüklüğünü 7,7 olarak güncelledi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Hatay’da yaptığı açıklamada depremde can kaybının 9 bin 57’ye yükseldiğini, yaralı sayısının da 52 bin 979 olduğunu söyledi. Erdoğan yıkılan bina sayısını ise 6 bin 444 olarak açıkladı.

Hatay’da can kaybını 3 bin 356 olarak açıklayan Erdoğan “Şu an itibarı ile Hatayımızda asker, jandarma, polis toplamda 21 bin 200 personel görev ifa ediyor” dedi. Erdoğan kentte yıkılan bina sayısının da 2 bin 749 olduğunu ifade etti.

“Gereken her adımı atarak kimseyi yıkıntılar altında bırakmayacak, kimseyi mağdur etmeyecek bir afet yönetimi yürüteceğiz” diyen Erdoğan “Devlet millet omuz omuza vererek, afetin yol açtığı yıkıntıları da kaldıracağız, hiçbir vatandaşı sahipsiz bırakmayacağız” ifadelerini kullandı. Erdoğan kamu personelinden sivil toplum kuruluşlarına, yurt dışı ekiplerinden gönüllülere, sayıları 60 bini bulan akredite kişilerin canla başla çalıştığını söyledi.

10 ilde OHAL ilan edildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı son bilgilendirmede, ölü sayısının 3 bin 500’ü aştığını kaydetti. AFAD, kurtarma personeli sayısının 25 bin 693 olduğunu duyurdu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Devlet Bilgi Koordinasyon Merkezi’nde açıklamalarda bulundu: Erdoğan’ın açıklamalarından satırbaşları;

“Uzmanlar deprem için “Dünyada örneği yok” diyor. 53 bin 317 kurtarma görevlisi görevlendirildi. Sadece Cumhuriyet tarihimizin değil coğrafyamızın ve dünyanın en büyük felaketlerinden biriyle karşı karşıyayız.

Şu ana kadar 54 bin çadır, 102 bin yatak ve diğer ihtiyaç malzemeleri bölgeye gönderildi.

Felaketimizin yaşandığı her ilde ilave vali ve kaymakamlar görevlendirdik.

Acil yardım ve destek için ilk etapta 100 milyar liralık bütçeyi tahsis ettik. Ulaşım ve iletişim hatlarının açık tutulması önemlidir. Arama kurtarma ekip ve yardım malzemelerinin ulaştırılmasında hala zorluklar yaşıyor. Bu nedenle kimsenin depremin bölgesindeki yolları kullanmaması gerektiğini hatırlatıyorum.

Devletimiz tüm kurumları, personeli, aracı, seferberlik ruhuyla felaket bölgelerinde çalışmaya başlamıştır.

Şartların zorluğuna bakmadan devletimizin tüm imkânlarını kullanarak vatandaşlarımızın ve gönüllülerin de desteğiyle arama-kurtarma çalışmalarını hızla sürdürüyoruz.

Jandarma, emniyet teşkilatı, İçişleri Bakanlığına bağlı personeller bölgemizde. Güvenlik korucularımız da bu çalışmalara aktif olarak katılmaktadır. Depremin geniş bir alana etkisinin tespiti için İHA’larımızı devreye aldık. Binlerce gönüllümüz AFAD’ın koordinasyonunda bölgeye akın etmektedir. Parti ayrımı gözetmeksizin tüm belediyelerimiz bölgeye yardım malzemeleri göndermektedir. Binlerce iş makinası bölgeye doğru hareket halindedir.

Depremde can kaybı 3 bin 549’a yükseldi. 22 bin 168 yaralımız var. 8 binden fazla kişi kurtarıldı.

Devlet ve millet el ele vermiş ve bu tarihi felaketin üstesinden gelmeye çalışırken insanımızı birbirine düşürmeye çalışanları yakından takip ediyoruz. Günü geldiğinde şuanda tuttuğumuz defteri açacağız. Sosyal kaos çıkarmaya çalışanları belirleyip gereken işlemleri yapıyor. Bizi telefonla arayan 18 devlet ve hükümet başkanıyla görüştük. Ülkemizin bu zor durumunda bizi arayan mesaj gönderen tüm dostlarımıza teşekkür ediyorum. Uluslararası toplumun desteği bizi için kıymetlidir.

“OHAL ilan etme kararı aldık”

Erdoğan AFAD merkezinde Kahramanmaraş depreminden etkilenen 10 ilde 3 ay süreyle Olağanüstü hal (OHAL) ilan edildiğini açıkladı: Depremin yaşandığı 10 ilimizi Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi olarak ilan ediyoruz. Anayasanın 119. maddesinin bize verdiği yetkiye dayanarak OHAL ilan etme kararı aldık.

OHAL kararı TBMM’ye geliyor

Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen 10 ilde 3 ay süreyle olağanüstü hal (OHAL) ilan edilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan kararda, Anayasa’nın 119. Maddesi ve 2935 sayılı OHAL Yasası’nın 3.maddesi uyarınca, doğal afet nedeniyle Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde 8 Şubat 2023 Çarşamba günü saat 1.00 itibariyle 3 ay süreyle olağanüstü hal ilan edilmesine karar verildiği bildirildi.

Erdoğan’ın açıklaması üzerine, deprem nedeniyle çalışmalarına bir hafta ara vermeyi planlayan TBMM Genel Kurulu bugün de çalışma kararı almıştı.

Anayasa’nın 119. Maddesi’ne göre, Cumhurbaşkanı’nın OHAL kararının Resmi Gazete’de yayımlandığı gün TBMM’nin onayına sunulması gerekiyor.

Bu sebeple Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın OHAL ilanı kararı açıklamasının ardından TBMM Genel Kurulu, Başkan Mustafa Şentop’un başkanlığında toplandı. ve Çarşamba günü de çalışma kararı aldı.

OHAL kararı nedeniyle Çarşamba günü çalışma kararı alındı

Genel Kurul toplantısı öncesinde, AKP, CHP, HDP, MHP ve İYİ Parti grup başkanvekilleri, Şentop’la Başkanlık Divanı’nın arkasında kısa bir toplantı yaptı ve deprem nedeniyle siyasi parti gruplarının ve Şentop’un ortak imzasıyla hazırlanan bildiriye son şekli verildi. Genel Kurul’da Şentop’un okuduğu bildiride, Kahramanmaraş merkezli depremde yaşamını yitiren yurttaşların yakınlarına taziye ve yaralılara acil şifa dileğine yer verildi:

“Acımız tarifsizdir, bu kara günde devletimiz bütün birimleriyle teyakkuzda olup depremden etkilenen vatandaşlarımızın yaralarını sarmak için tüm gayretiyle çalışmaktadır. Milletimizin acısı, millî iradenin tecelligâhı olan Meclisimizde de derinden hissedilmektedir. Bu süreçte, devletimizin tüm kurumları gibi Meclisimiz de ayaktadır ve yaşananları her boyutuyla yakından takip etmektedir. Milletvekillerimizin büyük kısmı depremden etkilenen yerleşim birimlerimizdeki çalışmaları yakından izlemek ve yardım çalışmalarına bizzat katkı sunabilmek amacıyla bölgeye intikal etmiş bulunmaktadır. Meclisimiz, bu elim zaman diliminde milletvekillerimizin depremden etkilenen halkımızın acısını yerinde paylaşabilmesi ve deprem sebebiyle oluşan yaraların sarılmasına katkı sunabilmesi için çalışmaktadır. (…) Milletimizin, tarihinde yaşadığı benzer felaketlerde olduğu gibi, bu acı günde de bağrında açılan derin yarayı millî birlik ve beraberlik ruhu içinde dayanışmayla aşacağına olan inancımız tamdır.”

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, deprem nedeniyle Meclis’in bu hafta çalışmalarına ara vereceğini açıklamıştı. Ancak Erdoğan’ın OHAL kararını açıklaması nedeniyle, TBMM Danışma Kurulu’nda, Meclis’in Salı ve Çarşamba da çalışmasına karar verildi.

Paylaşın

Dünya Sağlık Örgütü 3. Seviye Acil Durum İlan Etti

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Türkiye ve Suriye’de binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremler nedeniyle ‘3. Seviye Acil Durum’ ilan edildiğini açıkladı.

Haber Merkezi / Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Direktörü Dr. Hans Kluge, dün gerçekleşen DSÖ Yönetim Kurulu’na Türkiye ve Suriye depremi ile ilgili bilgilendirme sunumunda yaptığı açıklamada, “Kendi hayatları tehlikedeyken müdahale eden Gaziantep’teki saha ofisimizdeki DSÖ personeli de dahil olmak üzere ilk müdahale ekiplerini takdir ve takdirle karşılıyorum” dedi.

Hans Kluge, DSÖ Avrupa’nın ekiplerinin Gaziantep, Ankara ve İstanbul’da faaliyet gösterdiğini belirterek “Hayat kurtarmak için dikkate değer bir müdahale operasyonu başlatan Türk yetkililerini takdir ediyorum. Muazzam bir dayanışma gösteren Üye Devletlere teşekkür ederim. Uluslararası toplumu desteğini artırmaya devam etmeye, Türkiye Hükümeti ve DSÖ ile tam koordinasyon sağlamaya davet ediyorum” diye konuştu.

DSÖ’nün 3. Seviye Acil Durumu, en yüksek acil durum olarak değerlendirilmektedir ve DSÖ’nün kurum çapındaki varlıkların seferber edilmesi anlamına geliyor.

3. Seviye Acil Durumu nedir?

DSÖ’nün 3. seviye acil durumu, en yüksek acil durum olarak değerlendiriliyor. Bu seviye DSÖ’nün kurum çapındaki varlıkların seferber edilmesi anlamına geliyor.

DSÖ görevleri

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), (İngilizce: World Health Organization, WHO) Birleşmiş Milletler’e bağlı olan ve toplum sağlığıyla ilgili uluslararası çalışmalar yapan örgüttür.

Sağlık alanında uluslararası nitelik taşıyan çalışmalarda yönetici ve koordinatör makam sıfatıyla hareket etmek.

BM, İhtisas Kuruluşları, sağlık idareleri, meslek grupları ve uygun görülecek diğer örgütlerle fiili bir iş birliği kurmak ve sürdürmek.

Hükümetlere, istek üzerine, sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi için yardım yapmak.

Uygun teknik yardım yapmak ve acil durumlarda, hükûmetlerin istekleri ya da kabulleri ile gereken yardımı yapmak.

BM’in isteği üzerine, manda altındaki ülkelerin halkı gibi özelliği olan topluluklara sağlık hizmetleri götürmek ve acil yardımlar yapmak ya da bunların sağlanmasına yardım etmek.

Epidemiyoloji ve istatistik hizmetleri de dahil olmak üzere gerekli görülecek idari ve teknik hizmetleri kurmak ve sürdürmek.

Epidemik, pandemik vb. hastalıkların ortadan kaldırılması yolundaki çalışmaları teşvik etmek ve geliştirmek.

Gerektiğinde diğer İhtisas Kuruluşları ile iş birliği yaparak kazalardan doğan zararları önleyebilecek önlemlerin alınmasını teşvik etmek.

Gerektiğinde diğer İhtisas Kuruluşları ile iş birliği yaparak, beslenme, mesken, eğlence, ekonomik ve çalışma koşullarının ve çevre sağlığı ile ilgili diğer bütün unsurların iyileştirilmesini kolaylaştırmak.

Sağlığın geliştirilmesine katkıda bulunan bilim ve meslek grupları arasında iş birliğini kolaylaştırmak.

Uluslararası sağlık sorunlarına ilişkin sözleşmeler, anlaşmalar ve tüzükler teklif etmek, tavsiyelerde bulunmak ve bunlardan dolayı Örgüt’e düşebilecek ve amacına uygun görevleri yerine getirmek.

Ana ve çocuk sağlığı ve refahı lehindeki hareketleri geliştirmek, ana ve çocuğun tam bir değişme halinde bulunan bir çevre ile uyumlu halde yaşamaya olan kabiliyetlerini artırmak.

Ruh sağlığı alanında özellikle insanlar arasında uyumlu ilişkilerin kurulmasına ilişkin her türlü faaliyetleri kolaylaştırmak.

Sağlık alanında araştırmaları teşvik ve rehberlik etmek.

Sağlık, tıp ve yardımcı personelin öğretim ve yetiştirilme normlarının iyileştirilmesini kolaylaştırmak.

Gerekirse diğer ihtisas kuruluşları ile iş birliği yaparak kamu sağlığı, hastane hizmetleriyle sosyal güvenlik de dahil koruyucu ve tedavi edici tıbbi bakıma ilişkin idari ve sosyal teknikleri incelemek ve tanıtmak.

Sağlık alanında her türlü bilgi sağlamak, tavsiyelerde bulunmak ve yardımlar yapmak.

Sağlık bakımından aydınlatılmış bir kamuoyu oluşumuna yardım etmek.

Hastalıkların, ölüm nedenlerinin kamu sağlığı uygulama metotlarının uluslararası nomanklatürlerini tayin etmek ve ihtiyaca göre yeniden gözden geçirmek.

Teşhis yöntemlerini gerektiği kadar standart hale getirmek.

Yiyeceklere, biyolojik, farmasötik ve benzeri ürünlere ilişkin uluslararası normlar geliştirmek, kurmak ve bunların kabulünü teşvik etmek.

Genel olarak Örgüt’ün amacına ulaşmak için gereken her önlemi almak.

Paylaşın

TİP Lideri Baş: Felaketin Boyutlarını Kendisine Devlet Diyenler De Bilmiyor!

Depremlerin ardından 10 ilde yaşanan ağır yıkıma ilişkin açıklamalarda bulunan TİP Lideri Erkan Baş, “Çok zor günlerden geçiyoruz. 10 ilimizi derinden etkileyen deprem felaketinden bu yana yaklaşık 40 saati geride bıraktık. Şimdiye kadar resmi verilere göre 3 bin 549 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Yaşamını yitirenlerin yakınları başta olmak üzere tüm halkımıza başsağlığı, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Resmi veriler dedim, çünkü yaşadığımız felaketin boyutlarını maalesef tam olarak bilmiyoruz. İşin daha kötüsü, kendisine devlet diyenler de bilmiyor!” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Tüm yurttaşlarımız şunu bilsin, Türkiye İşçi Partisi’nin bütün il ve ilçe örgütleri deprem ile dayanışma merkezlerine dönüşmüş durumda, şu ana kadar bu dayanışmanın parçası olan onbinlerce yurttaşımıza bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Tümüyle halkın dayanışması ve o dayanışmayı örgütlü, sistemli hale getiren yoldaşlarımızın katkılarıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Her zaman söylediğimiz ‘dayanışma yaşatır’ bugün bir slogan olmaktan çıkmış en temel gerçeklerden birisi haline gelmiştir.”

Erkan Baş, açıklamasının devamında, “Çok zor günler yaşıyoruz, bu doğru ama halkımızın dayanışması her şeyden daha güçlü, bu gücü örgütlü biçimde harekete geçirdiğimizde yaralarımızı sarmamız mümkün. Birbirimize güveneceğiz, birbirimize güç vereceğiz, birbirimizin elinden tutup bu zor günleri mutlaka aşacağız. Buradan tüm halkımıza söz veriyoruz, elimizdeki bütün olanakları halkın bu dayanışmasını güçlendirmek, büyütmek ve etkili hale getirmek için çalışmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin İstanbul İl Binası’nda Maraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyülüğündeki depremlerin ardından 10 ilde yaşanan ağır yıkıma ilişkin açıklamalarda bulundu. Erkan Baş, basın toplantısında şunları dile getirdi:

“Çok zor günlerden geçiyoruz. 10 ilimizi derinden etkileyen deprem felaketinden bu yana yaklaşık 40 saati geride bıraktık. Şimdiye kadar resmi verilere göre 3 bin 549 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Yaşamını yitirenlerin yakınları başta olmak üzere tüm halkımıza başsağlığı, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Resmi veriler dedim, çünkü yaşadığımız felaketin boyutlarını maalesef tam olarak bilmiyoruz. İşin daha kötüsü, kendisine devlet diyenler de bilmiyor!

Tüm yurttaşlarımız şunu bilsin, Türkiye İşçi Partisi’nin bütün il ve ilçe örgütleri deprem ile dayanışma merkezlerine dönüşmüş durumda, şu ana kadar bu dayanışmanın parçası olan onbinlerce yurttaşımıza bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Tümüyle halkın dayanışması ve o dayanışmayı örgütlü, sistemli hale getiren yoldaşlarımızın katkılarıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Her zaman söylediğimiz ‘dayanışma yaşatır’ bugün bir slogan olmaktan çıkmış en temel gerçeklerden birisi haline gelmiştir.

Çok zor günler yaşıyoruz, bu doğru ama halkımızın dayanışması her şeyden daha güçlü, bu gücü örgütlü biçimde harekete geçirdiğimizde yaralarımızı sarmamız mümkün. Birbirimize güveneceğiz, birbirimize güç vereceğiz, birbirimizin elinden tutup bu zor günleri mutlaka aşacağız. Buradan tüm halkımıza söz veriyoruz, elimizdeki bütün olanakları halkın bu dayanışmasını güçlendirmek, büyütmek ve etkili hale getirmek için çalışmaya devam edeceğiz.

“Kendisine devlet diyenler, devlet adına konuşanlar halka yalan söylüyor!”

Felaketin üzerinden bir buçuk gün geçti, kar, kış, kıyamet deprem afet bölgesinde devam ediyor. sürekli kar ve yağmur yağışı bütün işleri daha zor hale getiriyor. Bu koşullar altında afet bölgesinde çalışan yöneticilerimizden, gönüllülerimizden, gazetecilerden öyle haberler alıyoruz ki yüreğimiz yanıyor. Kendisine devlet diyenler, devlet adına konuşanlar halka yalan söylüyor! Biz çektiğimiz acıları, yaşadığımız felaketi halktan saklamayacağız. Saklamayacağız çünkü herkesin her şeyi bilmesi gerekiyor. Bir kez daha bizi masallarla uyutmaları ‘depremle ilgili önlemler alacağız’ diye halktan vergi toplayıp onları bir kez daha çarçur etmelerine izin vermememiz gerekiyor.

Hatay ve Maraş başta olmak üzere pek çok ilimizde, belki de deprem anında hayatını kaybedenlerden daha fazla insanımızı enkaz altında yardım eli beklerken kaybetmiş olabiliriz. Dün sabah yola çıkıp ancak gece Hatay’a ulaşabilen ilk heyetimizde Milletvekillerimiz, MYK üyelerimiz ile beraberlerindeki deprem ve arama kurtarma uzmanları vardı. Şunu paylaşmam gerekiyor, dayanışma için giden arkadaşlarımızla bile düzenli iletişim kurmakta zorlanıyoruz. Öğrendiğimiz odur ki yalnızca Hatay’da değil, tüm bölgede insanımız kara kışın, açlığın, yoksulluğun ve yıkımın insafına terk edilmiş durumda.

“Halkın gözünün içine baka baka yalan söylüyorlar.”

Her gün, hatta bazen günde bir kaç kez açıklama yapan, televizyonlardan hiç inmeyen Tayyip Erdoğan, binlerce insanımızın yaşamını yitirdiği, çok daha fazla insanın göçük altında yaşam savaşı verdiği 24 saatte ortadan kayboldu. Nihayet 1-2 saat önce ortaya çıktı ve en iyi bildiğini yapıp bir sürü yalan yanlış ifadeyle, halkın öfkesini yatıştırmak için ne kadar iyi çalıştıklarından söz etti. Bakanı Murat Kurum çıktı, ‘AFAD dışında bir organizasyona bölgede izin vermeyeceğiz, biz duruma hakimiz’ dedi. AFAD Başkanı çıktı, ‘bizim ulaşamadığımız yer yok’ dedi. Çok açıkça ifade ediyorum: yalan söylüyorlar! Halkın gözünün içine baka baka yalan söylüyorlar.

Bunlar kendi milletvekillerini 36 saat enkaz altında bırakmış bir iktidar! AKP’yi azıcık tanıyan herkese soruyorum, bunlar kendi milletvekiline sahip çıkmayanlar, enkazın altında can vermeye terk edenler, bu ülkenin yurttaşlarını kurtarmazlar!

Büyük bir ihmalkarlıkla, umursamazlıkla karşı karşıyayız. Enkaz altındaki yaralılarımıza, dondurucu soğuk ve açlığa terk edilmiş halkımıza ölümü reva gören bu ihmalkarlık, bu ihanet, er ya da geç mutlaka hesap verecek!

Çok iyi biliyoruz, eğer o bölgede dün bir deprem değil de işçiler greve çıkmış olsaydı, kadınlar ’öldürülmek istemiyoruz’ diye sokaklara dökülseydi, öğrenciler ‘barınamıyoruz’ diye bağırsaydı, anında gidip müdahale ederdiniz, tüm imkanlarınızı seferber ederdiniz, kendilerince devletin gücünü göstermeye çalışırlardı. Copla, gazla, gözaltıyla, insanlarımıza, hakkını arayan emekçilere, kadınlara devletin gücünü gösterirdiniz!

Enkaz altındaki canlarımızı kurtarmak için değil de rant için ormanlarımızı, doğamızı yakıp yıkmak gerekseydi kepçeleri, dozerleri seferber ederdiniz! Şimdi belki de on bini aşkın insanımız bir depremde canıyla cebelleşiyor, depremde değilse enkazda can veriyor, devlet yok! Nerede bunların gücü, bu halkın ekmeğinden, asgari ücretinden, bebeğinin bezinden aldıkları vergiler nerede! Neredesiniz?

Halka açık açık yalan söylüyorlar. Depremin üzerinden 40 saat geçti, arkadaşlarımız, yurttaşlarımız bütün imkansızlıklara rağmen enkazlar altında binlerce insana ulaşmaya çalışıyor. Üstelik bunu Hatay başta olmak üzere pek çok yerde AFAD’dan kimse yokken, halkımızın dayanışmasıyla yapmaya çalışıyoruz. Murat Kurum AFAD’dan başka bir organizasyona müsaade etmeyecekmiş. Soruyoruz öyleyse, AFAD nerede? Hangi organizasyonun başında? AFAD’ın bağlı olduğu İçişleri Bakanlığı’nın sözde bakanı Süleyman Soylu, mevzu bahis uyuşturucu satıcıları, mafyalar oldu mu ekranlardan düşmüyor ama memleket yerle bir olmuş 30 saattir kayıp! Sonra çıkıp halka masal anlatıyorlar.

“Dondurucu soğuktan yaşamını yitiren kaç yurttaşımız olduğunu bilmiyoruz!”

Eğer siz devletin tüm imkanlarını seferber etmiş, yeterli ekipman ve uzmanla anında deprem bölgesine ulaşmış olsaydınız bugün böyle bir ihtiyaç ortaya çıkmazdı. Şimdi canhıraş, halkımızın dayanışması ve çabalarıyla, gönüllü katkılarıyla sizin yapmadığınız yapmaya, sarmadığınız yaraları sarmaya çalışıyoruz. Çok açık bir soru soruyoruz: 724 bin personele sahip olan TSK’dan neden onlarca saat yardım istemediniz? Neden askeri personeli onlarca saat devreye sokmadınız da şimdi depremin üzerinden bir buçuk gün geçmişken karın, kışın ortasında deprem bölgesinde OHAL ilan ediyorsunuz? Askeri personel dün derhal yeterli sayı ve ekipmanla göreve başlasaydı bugün belki de binlerce insanımız yaralı da olsa kurtarılmış olacaktı. Biz dün gece o soğuğa dayanamayarak, dondurucu soğuktan yaşamını yitiren kaç yurttaşımız olduğunu bilmiyoruz!

Neymiş OHAL ilan etmiş! Erdoğan, ne yapmak istedin de yetkin yetmedi! Tekrar soruyorum, Ne yapmaya çalıştın da yapamadın gidip OHAL’e ihtiyaç duydun! Mesele yetki değil arkadaşlar, zaten kurdukları sistem her şeyi bir kişinin iki dudağı arasına sıkıştıran bir sistem. Her konuda cumhurbaşkanının izniyle, cumhurbaşkanının talimatıyla, cumhurbaşkanının yetkisiyle harekete geçirilen bir devlet mekanizmasından bahsediyoruz. Hangi yetkin yok?

“Sizi de bu felaketi de halkımızın bu birliği, bu haysiyeti yenecek”

Değerli yurttaşlar, halk canının, bunlar iktidarının derdinde! Diyorlar ki, şimdi siyaset yapmanın zamanı değil, birlik olma zamanı, beraber olma zamanı! AKP, daha dün, deprem sonrası muhalefet mensubu belediye başkanlarını halktan tepkiler gelene kadar aramamış bir iktidardır! Hangi birlikten ne birliğinden bahsediyorsunuz! Ülkeyi tümüyle bölen, felaket anında bile ayrıştıran bu zihniyetle birlik olmak, beraber olmak mümkün değil. Birlik arayan halka baksın! Devletin, AFAD’ın, hiçbir şeyin yapmadığı yerde, halk o birliği kurdu, tırnaklarıyla kaza kaza yurttaşlarını kurtarmaya çalışıyor! Sizi de bu felaketi de halkımızın bu birliği, bu haysiyeti yenecek.

85 milyon insanımız kayıplarına ağlıyor, yitip giden canlarına ağlıyor, yok olan evlerine kentlerine ağlıyor ama başkaları birileri seçim hesaplarının, iktidarını korumanın peşinde. Bu halkın haysiyeti var Erdoğan! Bu haysiyete, karda kışta yurttaşını kurtarmak isteyen, yardım için yollara düşen, tırlar dolusu ihtiyaç malzemesi toplayan bu haysiyete yenileceksiniz! Eşyalarını poşetlere doldurup deprem bölgesine yardıma koşan Somalı madencilerin haysiyetine yenileceksiniz! Parti binamıza gelip üzerindeki montunu çıkarıp giden amcamızın; evindeki erzakı, kenarındaki üç kuruşu parayı dayanışma için gönderen bu ülkenin güzel insanlarının haysiyetine yenileceksiniz!

Buradan Türkiye İşçi Partisi İl ve İlçe binalarını tırlar dolusu ihtiyaç malzemesiyle dolduran, eşi benzeri olmayan bir dayanışma gösteren halkımıza binlerce kez teşekkür ediyoruz. Sevgili kardeşlerim, özellikle genç kardeşlerim son sözüm size: Ülkemizin, kardeşlerimizin üzerinden bu enkazı kaldırmak bize düşüyor. Canlarımızı enkazdan çıkarmalı, yaralarımızı sarmalı, barınma, gıda ve hijyen desteği sunmalıyız.

“Birbirimizi bulalım, dayanışmayı yaşatalım”

İşimiz çok zor. Ama inancımız tam, kararlılığımız tam. Eğer el ele verirsek, ülkemiz ve halkımız üzerindeki kara bulutları hep birlikte dağıtırız. Dünden bu yana ülkenin dört bir yanından deprem bölgesine destek ve dayanışma sunmak için bize ulaşan yurttaşlarımız bu inancımızı kuvvetlendiriyor. Birbirimize inanırsak, birbirimizi ellerini bulursak bu cehennemden hep birlikte çıkarız. Şarkıda dediği gibi ‘gençliği haybeye yenmiş yorgun ve yalnız nesil, birbirini buldukça düşmedi düşmeyecek’. Birbirimizi bulalım, dayanışmayı yaşatalım.

Bizi bir araya getirecek, bizi kardeş kılacak, bizi kurtaracak haysiyetimiz var. Ona inanalım, ona tutunalım. O zaman bu yıkımı da atlatırız, ülkemizi yeniden de kurarız, bu Saray iktidarından da kurtuluruz. Varsın onlar iktardan, paradan başka bir şey düşünmesin. Biz bugün birbirimize sahip çıkacağız, yaralarımızı saracağız ve yarın bize bunları reva gören akıl dışı, bilim düşmanı, rant için, para için insanların ölümüne sebep olan iktidara son vereceğiz.

Bir kez daha tüm yurttaşlarımıza geçmiş olsun diyor, yakınlarını, sevdiklerini yitirenlere tüm Türkiye İşçi Partililer adına başsağlığı diliyorum.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Bu Sürecin Başlıca Sorumlusu Erdoğan

Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin vurduğu Adana’da ve Hatay’daki incelemelerinin ardından açıklama yapan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Çok net söyleyeyim. Bu sürecin başlıca bir sorumlusu varsa o da Erdoğan’dır. 20 yıldır ülkeyi depreme hazırlamayan bu iktidardır. Onun için kendisiyle görüşmeyi de asla düşünmüyorum” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu meseleyi asla ama asla siyaset üstü de görmüyorum. Bu duruma bizi onun siyaseti getirdi. Deprem vergilerini çetelere yedirdiler. Hani nerelerde o para? O paralar da yok. Ömrü boyunca devlete her biçimde vergi veren halk, ihtiyacı olduğunda devleti yanında göremedi. Varsa yoksa seçim, varsa yoksa Saray. Bu ülkeyi ne zaman batırsa ‘yanımda olun’ çağrıları yapıyor; hadi oradan, seninle işim olmaz olmayacak da.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin vurduğu Adana’da ve Hatay’daki incelemelerinin ardından sosyal medya hesabından bir video mesaj paylaştı. Kılıçdaroğlu, video mesajında şunları söyledi:

“Herkese merhaba. Adana, Hatay merkez ilçe, İskenderun ve Antakya’nın ardından son olarak Samandağ ilçemizi ziyaret ettik. Şimdi de Arzur’dayız. Belediye başkanlarımızla görüştük, depremzedelerle buluştuk. Bu noktada halkımızla paylaşmak istediğim bir kaç şey var.

Ülkemiz korkunç bir yıkımla karşı karşıya kalmıştır. Hepimiz biliyoruz ve gözlüyoruz. Burada yürek burkan görüntüler var. Kalbimiz sızlıyor. Depremden etkilenen insanlarımıza verebileceğim en önemli mesaj Türkiye’nin kalbi, deprem bölgesinde atıyor. Asla ama asla yalnız değilsiniz.

Halkımızın duygu, düşünce ve duaları onlarladır. Halkımız, yardım için elinden geleni yapmaktadır, yanınızdayız. Ve şehirlerimizin, köylerimizin yeniden ayağa kalkması için elimizden gelen her şeyi yapacağız. En ciddi şekilde etkilenen bölgelerde iyileştirme aşamasına geçeceğiz. Ben ve belediye başkanlarım bunun için buradayız.

“Belediyelere karşı siyasi bir tavır var”

İktidara buradan seslenmek istiyorum. Covid sırasında çıkarttığınız bürokratik engelleri bu kez kabul etmeyeceğiz. Gerekli yardımları en çok ihtiyaç duyulan yerlere olabildiğince hızlı taşıyacağız. Saray’ın siyasetiyle de PR çalışmalarıyla da yalan dolan haberleriyle de artık ilgilenmiyoruz.

Mesela; bakanlar PR için konvoylarla dolaşıyorlar. Ancak burada felaketin koordinasyonu için gerekli tedbirler alınmamış. Türkiye’nin bu konudaki birikiminden de yeterince faydalanılmamış. Bu felaketlerde kamu kurumlarının, belediyeler ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği önemli.

Ama belediyelere karşı siyasi bir tavır var. Bir çok sivil toplum örgütü de baskı altında yok edildi. Askerimiz de yeterince sokulmadı. Dün sahada 3 bin 500 asker vardı. Doğal bir arama kurtarma personeli olan madencilerimizin sevkinde maalesef çok geç kalındı. Özetle her konuda sınıfta kaldıkları gibi bunda da kaldılar. Devlet nasıl yönetilir bilmiyorlar. Vallahi de bilmiyorlar, billahi de bilmiyorlar.

“Hani nerelerde o para?”

Çok net söyleyeyim. Bu sürecin başlıca bir sorumlusu varsa o da Erdoğan’dır. 20 yıldır ülkeyi depreme hazırlamayan bu iktidardır. Onun için kendisiyle görüşmeyi de asla düşünmüyorum. Bu meseleyi asla ama asla siyaset üstü de görmüyorum. Bu duruma bizi onun siyaseti getirdi.

Deprem vergilerini çetelere yedirdiler. Hani nerelerde o para? O paralar da yok. Ömrü boyunca devlete her biçimde vergi veren halk, ihtiyacı olduğunda devleti yanında göremedi. Varsa yoksa seçim, varsa yoksa Saray. Bu ülkeyi ne zaman batırsa ‘yanımda olun’ çağrıları yapıyor; hadi oradan, seninle işim olmaz olmayacak da.

“İnsanlarımızın halini gördükçe öfkem artıyor”

İnsanlarımızın halini gördükçe öfkem artıyor. Birileri bu ülkenin kaynaklarının nereye harcandığının hesabını vermek zorundadır. Onun için birilerinin felaketi yumuşatma çabalarına destek vermeyi asla düşünmüyorum.

Belediye başkanlarımıza söyledim, kaynak sağlamak için ellerinden geleni yapacaklar. Bürokratik engel mi koyuyorlar; yapın, dinlemeyin. Bu halka ekmek, battaniye bulmak için tutuklanmanız gerekirse, tutuklanın.

Ağız dalaşı, protokoller, bürokrasi bitti. Çünkü söz bitti söz… Milyonlarca insanımız sokaklarda. İmkanı olan gece arabasında uyuyor. Binlerce canımız enkaz altında yaralıyız. Hem üzgünüz hem öfkeliyiz. Artık onarma ve iyileştirme zamanıdır. Milletimiz zaten dayanışma içindedir. Benim Erdoğan ve Saray’ı ile dayanışmama gerek yoktur.

Başkanlarım gün boyu yanımdaydı. Ben onlara güveniyorum. Milletimiz ve biz omuz omuza verip bu işin altından kalkacağız. biz bu şehirleri yeniden ayağa kaldırırız, milletime söz veriyorum”

Paylaşın

Erdoğan, 14 Mayıs’ı İşaret Etmişti; Seçim Tarihi Değişecek Mi?

Binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremler sonrası 10 ilde üç ay süreyle olağanüstü hal ilan (OHAL) edildiği açıklandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Mayıs olarak işaret ettiği seçim tarihi için iktidar cephesinde bir değişiklik olup olmayacağına ilişkin kulis bilgileri geldi.

Bloomberg’den Selcan Hacaoğlu ve Fırat Kozok’a konuşan yetkililere göre, Erdoğan’ın gündeminde, binlerce kişinin öldüğü depremlerin ardından 14 Mayıs’ta yapılacağını ilan ettiği seçimleri erteleme konusunda henüz bir plan değişikliği bulunmuyor.

Yetkililere göre, Erdoğan depremden etkilenen 10 ilde 3 ay geçerli olacak OHAL kararını seçimlerden önce bölgenin hızlıca toparlanmasını sağlamak üzere aldı.

Yetkililer, seçimlerin yapılamaması gibi bir olasılığın hükümet açısından bulunmadığını söylerken, her ne kadar seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılacağına yönelik resmi karar alınmamış olsa da Erdoğan’ın bu konudaki kararının değişmeyeceğini söyledi.

“OHAL’de üç aylık süre kullanılmayabilir”

OHAL’in 3 ay ile sınırlanmasının söz konusu 10 ilde seçim öncesi sürecin tamamlanması anlamına geldiğine işaret eden yetkili, yaşanan gelişmelere göre 3 aylık sürenin tamamının da kullanılmayabileceğini ifade etti.

Erdoğan depremleri “sadece cumhuriyet tarihinin değil dünyanın en büyük felaketi olarak tanımlamış, hükümeti arama ve kurtarma çalışmaları için harekete geçirmişti.

Yaklaşık 13,4 milyon kişinin yaşadığı deprem bölgesinde kurtarma ve yardım sağlama çalışmaları için hükümetin kapasitesi, Erdoğan’ın seçim öncesi öncelikli konusu olarak dikkat çekiyor. Hükümet ilk etapta 100 milyar liralık kaynağı kurumlara tahsis etti. Ancak kış koşulları, milyonlarca Suriyeli mültecilerin de bulunduğu bölgedeki arama ve kurtarma çalışmalarını zorlaştırıyor.

18 Haziran ihtimali

Öte yandan 14 Mayıs dışında hükümetin önündeki bir diğer seçenek de 18 Haziran, yani seçimlerin normal tarihi. Depremin bilançosuna göre hükümet bayramlar, hac mevsimi ve mevsimlik işçilerin durumu gibi gerekçelerle 1 ay öne aldığı seçimi normal tarihinde yapabilir. Ancak yetkililer bu ihtimali düşük olarak görüyor.

Depremin ardından konuşulmaya başlanan, seçimlerin 6 ay ya da 1 yıl ertelenmesi formülünün ise bugün için yasal karşılığı bulunmuyor. Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı, yalnızca savaş durumlarında seçimi erteleyebiliyor. Bunun dışında bir erteleme için Anayasa değişikliği şart. Halkoyuna gitmeden TBMM’nin yapacağı Anayasa değişikliği için 600 sandalyeli TBMM’de 400 milletvekilinin oyu gerekiyor.

Paylaşın

Depremler Suriye’yi De Vurdu: En Az 2,500 Can Kaybı

Kahramanmaraş, Adıyaman, Hatay, Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Malatya ve Adana’da binlerce kişinin ölümüne neden olan Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremler Suriye’de de büyük yıkıma neden oldu.

Suriye’de, hayatını kaybedenlerin sayısı 2 bin 500’ü aştı. Sağlık Bakanlığı, hükümetin kontrolündeki bölgelerde ölü sayısının bin 250’ye, yaralı sayısının 2 bin 54’e yükseldiğini açıkladı.

İdlib’de yardım örgütü olarak faaliyet gösteren El Kaide bağlantılı Beyaz Miğferler ise, ülkenin kuzeyinde silahlı grupların kontrolündeki bölgelerde 1280’den fazla can kaybı olduğunu, yaralı sayısının 2 bin 600’ü geçtiğini duyurdu. Açıklamada, “Depremden 50 saat sonra hala enkaz altında yüzlerce aile var. Ölü sayısının önemli oranda artması bekleniyor” ifadeleri kullanıldı.

‘Yaptırımlar felaketi körükledi’

Öte yandan, depremlerin ardından ülkedeki duruma ilişkin açıklamalarda bulunan Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad, ABD yaptırımlarının yardımların ulaşmasını engellediğini söyledi. Lübnan merkezli Al Mayadeen kanalına konuşan Mikdad, uluslararası insanı yardımların yaptırımlara tabi olmadığını ancak ABD ve Batılı ülkelerin Suriye’ye uyguladığı yaptırımların, felaketi körüklediğini dile getirdi.

“Yıkıcı depremin ilk anlarında Devlet Başkanı Beşar Esad acil kabine toplantısına liderlik ederken, ulusal bir acil durum planının kabul edilmesiyle tüm potansiyeller deprem bölgelerine seferber edildi” diyen Mikdad, depremin ardından arama-kurtarma çalışmalarına destek veren ve yardım gönderen ülkelere teşekkür etti.

İç savaşın etkileri yardım çalışmalarına da engel oluyor 

Suriye’ye yardım götürmek için uğraşan insani yardım çalışanları, iç savaşın etkilerinin kendilerine sıkıntı yarattığını vurguluyor.

Depremden önce dahi ülkenin her bölgesine yardım ulaştırmak siyasi ve lojistik engellerle karşılaşırken şimdi bu sorunlar daha da büyüdü.

Suriye’de muhaliflerin kontrol ettiği bölgelere Türkiye üzerinden yapılan yardımlar, yolların ve altyapının hasar görmesiyle durduruldu. Salı günü açıklama yapan bir BM sözcüsü, ülkenin kuzeybatısındaki bu bölgelere yapılan yardıma ara verilmek zorunda kalındığını bildirdi.

2011’de başlayan iç savaşın ardından Beşar Esad yönetimine yaptırımlarla cephe alan ABD ve Avrupa ülkeleri, hâlâ yardımları ona iletmek istemiyor. Yardımların muhaliflerin kontrolündeki bölgelere hiç gönderilmeyerek Esad yönetimine bağlı kişi ve kurumlara yönlendirilebileceği endişesini taşıyorlar.

Sahadaki acil durum çalışanlarıysa gecikmenin pek çok cana mal olacağını vurguluyor.

Diğer yandan Washington merkezli Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nden Natasha Hall, özellikle şu anda acil harekete geçilmesi gerektiği için yardımın muhaliflerin kontrolündeki bölgelere Şam üzerinden ulaştırılmasının mantıklı olmadığını ifade ediyor: Şam’dan onay almak hem lojistik açıdan hem de idari olarak aşırı zor. Suriye hükümetinin ülkenin kuzeybatısındaki sivil toplum kuruluşlarını tanımaması yardımın koordinasyonuna engel oluyor.

Washington merkezli Ortadoğu Enstitüsü’nden Emma Beals, Hatay Havalimanı ve Bab el Hava sınır kapısına giden yolun gördüğü hasarın yardımları engellediğini söylüyor. BM’nin yalnızca Bab el Hava’dan yardım gönderilmesine yetki verdiğini hatırlatıyor.

“Türkiye’de de devasa ihtiyaç var” diyen Beals, uluslararası kurtarma ekiplerinin Suriye’de Heyetu Tahriru’ş Şam’ın kontrolündeki yerlere gitmekten emin olamadığını, zira bu grubun ABD tarafından terör örgütü olarak kabul edildiğini bildiriyor: Örgütün varlığı, bölgeye yardım etmeye hazır olan pek çok bağışçının elini kolunu bağlıyor.

Bu durum Şam ve müttefiki Moskova’nın elini güçlendirdi. Esad yönetimi, yardımların Şam üzerinden dağıtılması gerektiğini daha güçlü bir dille ifade ediyor.

Salı günü düzenlediği basın toplantısında Suriye Arap Kızılayı Başkanı Halid Hbubati, “Yıkıcı depremin yansımalarıyla yüzleşmek için Suriye’ye uygulanan ablukanın ve ekonomik yaptırımların kaldırılması çağrısında bulunuyoruz. Yaptırımlar ve abluka yüzünden yardım ve kurtarma konvoylarına verecek benzinimiz bile yok” dedi.

Hbubati, ülkenin her yerine yardım ulaştırmaya hazır olduklarını ve muhaliflerin kontrol ettiği bölgelere yardımın BM aracılığıyla yapılabileceğini söyledi.

Rusya başta olmak üzere Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, İran ve Cezayir gibi ülkeler Esad yönetiminin kontrolündeki havalimanlarına yardım yolladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, pazartesi günü gazetecilere bölgedeki partnerleriyle çalışmayı sürdüreceklerini vurgulayarak şöyle dedi: Kendi halkına 12 yıldır gaddarca davranan bir hükümele yardım eli uzatmamız ironik olur ve ters etki edebilir.

Birleşik Krallık’tan da benzer bir açıklama geldi. Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Ofisi sözcüsü, “Yaptırım rejimi, hükümet ve yandaşlarının insan hakları ihlalleri ve diğer istismarlı yüzünden başlatıldı” ifadelerini kullandı.

ABD ve Birleşik Krallık’ın desteklediği Suriye Sivil Savunması, muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteriyor. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı Yöneticisi Samantha Power Beyaz Baretliler olarak da bilinen grubun başkanı Raid Salih’le dün görüşerek bölgeye nasıl yardım gönderilebileceği konusunda görüş alışverişinde bulundu.

Avrupa Birliği’yse BM ve sivil toplum kuruluşları üzerinden tüm Suriye’ye yardım sağlamaya çalıştığını Avrupa Komisyonu Sözcüsü Balazs Ujvari aracılığıyla açıkladı. Macar sözcü, arama kurtarma ve sağlık ekipleri konusunda Esad yönetiminin henüz kendilerinden resmen yardım talep etmediğini söyledi.

Teoride ABD ve AB yaptırımlarının, Esad yönetiminin kontrol ettiği bölgelere yapılabilecek insani yardımları engellememesi gerekiyor, zira bu yardımlar için yaptırımlarda istisna maddeleri var. Ancak pratikte durum değişiyor. Bankalar yaptırımları ihlal etme korkusuyla para transferini engelleyebiliyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdat da El Mayadin televizyon kanalına yeni verdiği röportajda, ABD yaptırımlarının kendilerine yönelik yardımları engellediğini vurguladı.

BM, Kızılhaç ve sivil toplum kuruluşlarına yardım talebinde bulunduklarını söyleyen Mikdat, “ABD ve Batı ülkelerinin uyguladığı yaptırımlar, felaket ve yıkımı büyüttü” dedi. Mikdat, BM Güvenlik Konseyi kararlarına göre insani yardımın yaptırımlardan etkilenmemesi gerektiğinin çok açık bir şekilde belli olduğunu savundu.

Beyaz Baretliler Başkanı Raid Salih, “Bize yardım konusunda vaatler verilse de buraya gelen hiçbir şey yok” diyor.

Suriye’de Beşar Esad yönetimine karşı gösterilerin vahşice bastırılmasıyla 2011’de başlayan iç savaş, yabancı askerlerin ve cihatçıların bölgeye girmesiyle farklı bir boyut kazanmıştı.

Hâlâ yönetimin tamamını kontrol edemediği Suriye’deki iç savaşta yaklaşık yarım milyon kişi öldü. Ülkeden kaçan milyonlarca kişi başta Türkiye olmak üzere çevre ülkelere ve dünyaya yayıldı.

Paylaşın